Bizi Takip Edin

Dünya Basını

‘Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün yegâne garantörü bizdik, istemediler’

Avatar photo

Yayınlanma

Rusya Savunma Bakanlığı’nın dün (19 Aralık) gerçekleşen genişletilmiş kolezyum toplantısında Putin’in ve Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun konuşmaları en azından çatışmanın başından beri tarihi önem taşıyan konuşmalar sıralamasında en üstlerde yer alacak.

Putin’in açılış konuşmasının önemli bir kısmını ve Şoygu’nun konuşmasının geniş bir özetini yapmıştım. Şoygu’nun konuşması sadece çatışmanın askeri gidişatı açısından değil (bu, ancak savaş felsefesini ilgilendirdiği ölçüde benim özel ilgi alanıma giriyor) ortaya koyduğu siyasi ve iktisadi veriler açısından son derece önemli; zira askeri sanayinin muazzam üretim kapasitesine işaret ediyor; aynı zamanda çatışmanın başında sayısız sevk, idare ve lojistik sorununu aşamayan ordu yönetiminin hızla bunların üstesinden gelmeyi öğrenmiş olduğunu ve bu nedenle Putin’in gururlu sözlerinin altının boş olmadığını da gösteriyor.

Bu, yazmayı planladığım yazılardan birinin konusuydu aslında: Rusya’da Sovyet altyapısı üzerinde gelişen savunma sanayisinin durumu ve bunun ülkenin kalkınmasına tıpkı Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi doğrudan etkisi.

Putin’in Şoygu’nun ardından yaptığı ikinci konuşma ise, planladığım ikinci yazı konusunu doğrudan ilgilendiriyor: Rusya’da iktidar yapısı, bu kapsamda ideoloji ve rıza meselesi. Ama sadece bu kadar değil. Konuşma ayrıca çatışmanın siyasi tarihini özetliyor. Putin’in çatışma patlak verdikten sonra bile kullanmaktan vazgeçmediği “ortak” kelimesinin artık tedavülden büsbütün kalktığına, bunun yerine düşman demeye başladığına dikkat edin. Çatışmanın yakın geleceği açısından vardığı en dikkat çekici sonuçlardan biri ise şudur: Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün yegâne garantörü Rusya olabilir; eğer rejim bunu kabul etmezse, sadece Ukrayna’nın “tarihi olarak Rusya’ya ait” olan güneydoğusunu tamamen kaybetmekle kalmayacak, Polonya, Macaristan ve Romanya da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kaybettiklerini Ukrayna’dan geri almaya başlayacaklar ve biz o zaman buna karışmayacağız.

Okura, Putin’in daha önce yaptığım ve yorumladığım bir dizi tarihi konuşması arasına bunu da eklemesini önereceğim.

* * *

… İçinde yaşadığımız çatışmanın nedenleriyle ilgili konuya bir kez daha dönmeli. Burada dinleyiciler hazırlıklı, ancak bazı şeyleri bir kez daha vurgulamayı, Ukrayna’da bugünkü çatışmanın nedenleri üzerine konuşmayı önemli buluyorum.

Hatırlayalım: SSCB’nin dağılmasından hemen sonra batı son derece aktif bir şekilde Rusya’nın içinde, bizim boyuna etrafında dönüp zıpladığımız, başlarını okşadığımız, dil döktüğümüz, bir tür yurtseverliğe sokmaya çalıştığımız ‘beşinci kolla’ çalışmaya başladı. Orada da farklı insanlar var, hepsini aynı boyayla sıvamayacağız. Ancak düşman bunu neden yaptığını biliyordu, kiminle çalışması gerektiğini biliyordu: bu ‘beşinci kolla’, terörist örgütlerle, uluslararası terörist örgütler de dahil, ayrılıkçılarla birlikte, bizatihi Rusya’nın dağılması görevi üzerine aktif şekilde çalışıyordu. Buna paralel olarak post-Sovyet coğrafyasında en az bu kadar aktif bir şekilde faaliyet gösteriyor, yeni ortaya çıkmış bağımsız devletleri, eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği cumhuriyetlerini yağmalıyordu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından önce bile düşman tarafından Ukrayna’ya özel bir önem verilmişti.

Birincisi, tarihi mülahazalara dayanırsak, pek çok eski nazinin Amerika kıtasına, bilhassa Kanada’ya, ABD’ye dağıldığından yola çıkarsak, bunlarla çalışmak için zaten iyi bir temel vardı, sadece bu konuda çalışan koca koca enstitüler kurulmuştu. Hazırlanıyorlardı. Ve dağılma tamamlanır tamamlanmaz tam gaz işe giriştiler. Bizim içimizde de çalışıyorlardı, oralardaysa iki kat, üç kat daha kuvvetli. Neden? Çünkü daima, Rusya bu potansiyelini tüketmişken bir daha asla eski jeopolitik mevzilerine dönemeyeceğini ve bir rakip, hiç değilse bir rakip olarak tehdit teşkil edemeyeceğini düşünüyorlardı.

Ve bildiğimiz gibi bizatihi Rusya’yı da beş parçaya bölmeyi planlıyorlardı. Bunu gizlemiyorlardı, her şey açıkça tartışılıyordu.

Ukrayna üzerinde özel olarak çalışıyorlardı; hesaplarını öncelikle milliyetçilere yapıyorlardı, bu arada bu aşırı milliyetçilerin Hitler’le işbirliği yapmış eski naziler olduğunu unutmuşlardı. Ve hiç tereddütsüz Ukraynalı milliyetçilerin bu eski nazileri Bandera ve yanındakilerde olduğu gibi milli kahramanlara çevirmesine izin verdiler. Ama biz on yıllar boyunca bir komşu devletle normal ilişkiler kurmak için çabaladık. Her zaman söyledik, söylemeye de devam edeceğim, bu kardeş bir halktır. Ama düşman başka türlü davrandı.

Rusya siyasi planda (elbette, bunu herkes iyi biliyor) güneydoğuya [Ukrayna’nın güneydoğusuna] yaslandı. Neden? Çünkü burası Rusya’nın tarihi toprakları, burada hangi pasaportu taşıyor olurlarsa olsunlar fiilen Ruslar yaşıyor. Bir tane anadilleri var: Rusça; bütün kültürleri, gelenekleri, Rus, her şey… Bunlar bizim insanlarımız.

Biz daima Ukrayna’nın bu kısmına yaslandık, bu da önemli iç siyasi sonuçlar doğurdu, çünkü aşırı milliyetçilerin gerçek iktidara yasal siyasi vasıtalarla erişmesine imkân vermiyordu. Devletteki en yüksek görevlere gelme iddiasındaki siyasi güçler ve siyasi liderler her zaman Ukrayna’nın güneydoğusundaki seçmenin görüşünü hesaba katmak zorundaydı, her zaman. Onlarsız iktidara gelmek mümkün değildi. Ama iktidara gelir gelmez derhal unutuyorlardı onları, onların menfaat ve arzularını kimse hatırlamıyordu ve derhal aşırı milliyetçilerin eylemlerine itaat ediyorlardı; bunlar da aktif, atik ve saldırgan davranıyorlardı. …

Bununla mücadele etmeye çalışıyorduk. Hangi vasıtalarla? Öncelikle iktisadi; bunu biliyorsunuz: enerji kaynakları yok pahasına satılıyordu, krediler, işbirlikleri… her şeyi yaptık, inanın, sabrımızı toplayıp ilişkileri kurmak için her şeyi yaptık. Hayır, Ukrayna’daki bu aktif, saldırgan milliyetçi güçlere dayanan batı bize hiçbir şans bırakmadı.

Ama onlar da yasal vasıtalarla nihai hedeflerine varamayacakları ve bütün Ukrayna’yı kendi taraflarına çeviremeyecekleri gerçeğiyle karşı karşıyaydılar. Olmuyor; şu güneydoğu var ya, seçimlere gidiyor ve Rusya ile iyi ilişkilerin zaruri olduğunu söyleyenlere oy veriyor. İşte gerçek hayatta bunlar oluyordu. Olmuyor, bir on yıldan diğer on yıla bir türlü olmuyor. Peki sonunda neye başvurdular? Devlet darbesine.

Evet, elbette, Ukrayna’da bir yığın problem vardı: iç, iktisadi, sosyal, pek çok adaletsizlik. Ama neden devlet darbesi? Bize boyuna söyleyip durdukları şey, seçimlere gidin: sadece siyasi vasıtalarla, sadece böyle, anayasa çerçevesinde… bize böyle diyorlardı! Nerede bütün bunlar? Hiç içimden gelmiyor şimdi, kameralar çalışıyor çünkü, o bilinen el hareketlerini çekmek. Ama hangi el hareketlerini çekmek istediğimi anlıyorsunuz. İşte bize bunu gösterdiler. Ukrayna’yı sadece siyasi vasıtalarla kendi dişlilerine katmayı [Putin’in kullandığı kelime domuzu da çağrıştırıyor; Kremlin’in bunu tırnak içine aldığına bakılırsa doğrudan bu çağrışımı yaratmak için söylemiş] başaramayacaklarını anlamışlardı, o zamanki Ukrayna yönetiminin hatalarını, yanlış hesaplarını kullandılar, gene bu milliyetçi saldırgan kuvvetlere dayanıyorlardı, ve devlet darbesi yaptılar. Nedeni belirsiz; sırf problemi tek bir defada tamamen çözmek için, hepsi bu.

Elbette, bu anlamda amaçlarına eriştiler. Bize de Kırım’ı desteklemekten başka yol kalmamıştı, yoksa orada katliam örgütleyeceklerdi.

Ama Donbass’ta problem çıktı. Biliyorsunuz, sakince anlaşmaya çalışıyorduk. En genelde, Minsk mutabakatlarında yazılı belli şartlarda Donbass da içinde Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün tedricen tesis edilmesine hazırdık — orada yaşayan insanların tehlikeye maruz kalmayacağı, orada onların güvenlik ve zaruri şartlarını da yaratan belli şartlarda. Minsk mutabakatlarının anlamı buydu.

Gerçi, Ukraynalı yetkililer ve batıdaki efendileri buna, bu mutabakatların hayata geçirilmesine, uygulanmasına gitselerdi, sanırım, samimiyetle söylüyorum, her şey tedricen ortaya çıkardı. Ama buna gitmediler, orada 2014’te fiilen bir savaş başlattılar.

Açıkça söylüyorum, zaten bu olaylara katılmış olanlar için bir sır da yok: biz hiçbir şey yapmadık, ama insanları korumak için, hepsini katletmemeleri için gitgide olayın içine çekilmek zorundaydık. İşte bu işin başladığı yer.

Batı, özellikle okyanus ötesindekiler bunları memnuniyetle izliyorlardı. Bu anlamda, tabii, eğer böyle denebilirse, bizi ütmüşlerdi. Bu saldırgan tutumun kullanılması bizi de bir takım cevabi eylemlere mecbur kıldı. Sonra da bütün Minsk mutabakatlarını reddettiler, açıkça söylediler bunu, sonra batılı liderler de açıkça söylemekten çekinmez oldular: bu sadece, Ukrayna’da modern silahlı kuvvetleri yeniden doğurmak, veya, tersine, yeniden doğurmak değil de kurmak için bir perdeydi.

Ne için? İşte bu, Merlaison balesinin ikinci perdesidir — Ukrayna’yı NATO’ya taşımak için. [Merlaison balesi, ne yapacağını bilmeyen ama biliyormuş gibi davrananlar için kullanılan Rusça bir deyim.] Oysa bana şöyle deyip duruyorlardı: neden korkuyorsun, şimdi almayacağız ki bunları. Diyordum ki: şimdi değil, ya yarın? Peki bu yarın ne zaman gelecek? Bir yıl sonra mı, iki yıl mı? Rusya devletinin tarihi perspektifleri ve stratejik menfaatleri açısından 10, 15 yıl sonrasında bile bu kabul edilemez. Ne demek “bugün değil”? Yarın mı? Amaç, kesinlikle, Ukrayna’yı NATO’ya almak.

Hatırlayalım, demin kürsüden de söyledim, devamlı söylüyoruz bunu, 1991’de de demişlerdi ki: doğuya doğru bir inç bile [genişleme] olmayacak. Biri ikiyi boş verin, işte, çitimizin önündeler, şurada dikiliyorlar. Dikildiler de. Baltık’ı aldılar, bütün doğu Avrupa’yı aldılar. Bir kez daha: neden? Her çeşit öneri vardı, herkes tarafından kabul edilebilir öneriler. Olan şuydu (bunu birçok defa söyledim, burada da tekrar ediyorum): Rusya gibi bir ülke gereksiz, fazla büyük. Bölmek lazım, parçalarını kendine boyun eğdirmek, Avrupa’yı küçük parçalar halinde boyun eğdirdikleri gibi. Şimdi onu da söyleyeceğim.

İşte böyle, pratik davrandılar, 2014’te savaş başlattılar; biz de tedricen, ister ne yazık ki deyin ister demeyin, başka bir şansımız kalmamıştı, buna dahil olmak zorunda kaldık. Aynı zamanda kendileri için epey önemli bir görevi de çözmüşlerdi, durumu kendileri için etkisizleştirmişlerdi: Rusya’nın Avrupa ile yakınlaşması onları çok rahatsız ediyordu, hem de çok. Oranın efendisi kendileri olmalıydı. Boyuna korkutuyorlardı: meşum Rusya sizi tehdit ediyor! Ben pek çok liderle görüştüm, bana diyorlardı ki: neden korkutuyorlar bizi? Rusya’nın Avrupa ile savaşma niyeti olmadığını biliyoruz. Bugün de öyle bir niyetimiz yok. ABD yönetimi ve NATO diyor ki: eğer Rusya Ukrayna’da kazanacak olursa bir sonrakiler NATO ülkeleri olacaktır. NATO ülkeleri nemize gerek bizim? Onlara hiçbir zaman ihtiyacımız olmadı, bugün de gerekmiyorlar, gelecekte de gerekmeyecekler. Peki neden böyle konuşuyorlar? Onları para ödemeye teşvik etmek için — hepsi bu.

ABD bu planın gereklerini yerine getirdi, Ukrayna’yı “kopardı” (öyle düşünüyorlar), Rusya’nın Avrupa’yla ilişkilerini parçaladı, bu planda, ne yazık ki, istediğine erişti. Bizse başka türlü davranamazdık — veya her şeyi teslim edip bizim, aslında Rusya’nın olanı höpürdete höpürdete yiyip tüketmelerini izleyecektik. Öyle davranamazdık, onlar da öyle davranamayacağımızı biliyorlardı, ama özellikle yaptılar. Bizi ve Avrupa’yı bu çatışmaya özellikle soktular, bu anlamda amaçlarına eriştiler; Rusya ile Avrupa’yı ayırdılar, şimdi de mali sorumluluk ve ödemelerin yükünü Avrupa’ya yıkıyorlar.

Avrupa’da bugünkü iradesiz, omurgasız siyasetçiler kuşağı ise buna karşı koyamıyor, çünkü medyada, ekonomide, siyasette muazzam bir bağımlılık var. Biliyorsunuz, orada, Avrupa’da parmağınızı hangi büyük medya kuruluşuna doğrultsanız üç veya dört adım sonrasındaki nihai beneficiary bazı Amerikan fonlarıdır. Her şey orada, her şey okyanus ötesinde. Bunun da siyasi hayata etkisi var. İstihbarat daha bıyıkları yeni terlerken, daha üniversite sıralarından taraftar topluyor, biliyoruz bunu, ve onlarla çalışıyor, bunları Avrupa ülkelerinin siyasi Olimpos’una taşıyor.

Ama bu kadar basit de değil: Avrupa’nın yurttaşları neler olduğunu kavramaya başlıyorlar, bu yüzden bizatihi Avrupa’da da belli bir değişim başlıyor. İktisadi nitelikteki problemlerden söz etmiyorum bile; bunlar var, herkes bunları iyi biliyor, hepsi belgelerde, sadece Avrupa ülkelerindeki gösterilerde değil, belgelerde. Avrupa’nın önde gelen sanayi ekonomileri ekside, resesyona girdiler.

Ama Avrupa’nın pek çok halkının siyasi bilinçlerinde bir değişiklik meydana geliyor. ABD’nin Avrupa’yı kendi menfaatleri için küstahça, merhametsizce sömürdüğünü ve Avrupa’nın menfaatlerine nihayetinde tükürdüğünü görüyorlar.

Ama bu onların tercihi, bu Avrupa halklarının tercihi. Buna asla karışmadık, karışmıyoruz ve karışmaya niyetimiz yok. Ama kesinlikle yapacağımız şey şu: kendi menfaatlerimizi savunacağız. Çünkü ABD’nin Ukrayna’da yaptığı, demin de söyledim, esasen bize şans vermediler, bizim elimizden bu ülkeyle ilişkileri normal siyasi şekilde kurma şansını da aldılar. İşlerini gördüler ve defettiler, halkımız der ya, kabalaştığım için bağışlayın, tamamen keyfiyet. 2014’te devlet darbesi yaptılar, bundan sonra da keyfiyete devam ettiler. Bizi bu keyfiyete cevap vermek zorunda bıraktılar.

Ama Avrupa’ya gelince, tekrar ediyorum: orada halkta başka ülkeler tarafından, öncelikle de ABD tarafından onların menfaatine kullanıldıklarının farkına varış oluşuyor. Neyse, oluşuyorsa oluşuyor, bu onların işi, oraya karışmaya niyetimiz yok.

Ama tamamlarken söylemek istediğim şu: Ukrayna’nın egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün yegâne garantörü Rusya’ydı — bunu da bir yerlerde söylemiştim. Rusya Sovyetler Birliği’ni kurarken devasa tarihi toprakları, Rusya topraklarını, devasa bir potansiyeli halkıyla birlikte veriverdi ve bütün bu topraklara muazzam kaynaklar yatırdı.

Ukrayna’nın batı toprakları mı? Ukrayna’nın onları nasıl aldığını biliyoruz. Stalin İkinci Dünya Savaşından sonra verdi. Polonya topraklarının bir kısmını, Lvov ve diğerlerini, bir takım büyük oblastleri verdi — buralarda 10 milyon insan yaşıyor. Polonyalıları gücendirmemek için de kayıplarını Almanya’nın hesabından telafi etti: Almanya’nın doğu topraklarını, Danzig koridorunu, bizzat Danzig’i verdi. Bir parça Romanya’dan, bir parça Macaristan’dan kopardı, hepsini oraya, Ukrayna’ya verdi.

Ve orada yaşayan insanlar, her halükârda birçoğu, bunu kesinkes, yüzde 100 biliyorum, tarihi vatanlarına dönmek istiyorlar. Bu toprakları kaybeden ülkeler ise, öncelikle de Polonya, her rüyasında geri aldığını görüyor.

Bu anlamda sadece Rusya Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün garantörü olabilirdi. İstemiyorlarsa gerek yok. Tarih her şeyi yerli yerine oturtur. Engel olmayacağız, ama kendimizin olanı da vermeyeceğiz. Herkes şunu anlamalı: Ukrayna’da da, Avrupa’da da, ABD’de de Rusya’ya karşı saldırgan duygularla dolu olanlar var. Anlaşmaya mı çalışmak istiyorlar, çalışsınlar bakalım. Ama biz bunu ancak kendi menfaatlerimize dayanarak yapacağız.

Elbette Rusya bunu güçlü, güvenilir, iyi durumda, motivasyonu yüksek silahlı kuvvetleri olmadan yapamaz. Silahlı kuvvetler bunu güçlü bir ekonomi olmadan, sanayinin ve özellikle de savunma sanayisi kompleksinin en genelde net bir çalışması olmadan yapamaz. En önemlisi de, Rusya halkına, çokuluslu halkımıza, Rus halkına, Rusya Federasyonu’nun diğer halklarına yaslanmadan yapamaz. Şu anda her şeye sahipsiniz; vatan sizden karşılığını bekliyor.

Dünya Basını

Ray Dalio yapay zeka balonu ve küresel borç krizini değerlendirdi

Yayınlanma

Dünyanın en büyük hedge fonu Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio, YouTube yayınında Steven Bartlett’a açıklamalarda bulundu. Dalio, yapay zeka teknolojilerindeki aşırı değerlemelerin bir yatırım balonuna dönüştüğünü ve küresel ekonomide tarihi bir kırılma yaşandığını bildirdi.

Dünyanın en büyük hedge fonu olan Bridgewater Associates’i 1975 yılında iki odalı bir dairede kuran ve kurumsal yatırımcılara 53 milyar doları aşkın kümülatif net kazanç sağlayan ünlü küresel makro yatırımcı Ray Dalio, “A Diary of a CEO” adlı söyleşi programında Steven Bartlett’ın sorularını yanıtladı.

2008 küresel finans krizini öngören az sayıdaki fon yöneticisinden biri olan ve S&P 500 endeksinin yüzde 40’a yakın değer kaybettiği o dönemde Bridgewater bünyesinde yüzde 9,5 pozitif getiri elde eden Dalio, güncel piyasa dinamikleri, yapay zeka yatırımları ve küresel ekonomi hakkındaki tespitlerini paylaştı.

Yatırımcı Jeremy Grantham’ın “tarihin en büyük yatırım balonuyla karşı karşıya olunduğu” yönündeki görüşünün hatırlatılması üzerine Dalio, bu değerlendirmeye katıldığını belirtti. Piyasalardaki mevcut durumu analiz eden Dalio, “Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum” dedi.

“Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum”

Tarihteki borsa balonlarının oluşum ve patlama mekanizmalarını detaylandıran Dalio, devrim niteliğindeki yeni teknolojilerin piyasalarda aşırı coşku yarattığını söyledi.

1929 Büyük Buhranı öncesinde evlere ilk kez elektrik, aydınlatma, buzdolabı girmesinin, otomobillerin, uçakların ve radyonun yaygınlaşmasının büyük bir gelecek beklentisi oluşturduğunu hatırlatan Dalio, 2000 yılındaki internet balonu sürecinde de benzer bir dinamiğin yaşandığına dikkat çekti.

Yapay zeka teknolojisinin insan vücudunun fiziksel işlevlerinin yanı sıra zihnin düşünme ve muhakeme süreçlerini de ikame etmeye başladığını kaydeden Dalio, yatırımcıların gelecekteki kârlılığı gözetmeksizin piyasaya akın ettiğini vurguladı.

Dalio, “İnsanlar mucizevi bir teknoloji gördüklerinde ona yatırım yaparlar, hatta borç para alarak bahis oynarlar. Ancak varlığın fiyatının önemli olduğunu gözden kaçırırlar. Şu anda yapay zeka konusunda çok heyecanlıyız ve heyecanlı olmalıyız da çünkü devrim niteliğinde değişimler getirecektir” değerlendirmesinde bulundu.

“Servet ile para aynı şey değildir”

Finansal balonların teknik arka planını açıklayan Dalio, servet ile nakit para arasındaki farka işaret etti. Muhasebe üzerindeki değerlemelerin harcanabilir nakit olmadığını belirten Dalio, “Servet ile para aynı şey değildir. Birçok insanın zenginleştiğini görürsünüz ancak bu serveti doğrudan harcayamazsınız. Harcama yapabilmek için serveti satıp paraya çevirmeniz gerekir” dedi.

Şirketlerin finansman sağlama süreçlerini örnek gösteren Dalio, 50 milyon dolar sermaye toplayan bir girişimcinin şirket değerlemesini 1 milyar dolara çıkarabileceğini, kağıt üzerinde milyarder olabileceğini ancak gerçekte harcanan paranın yalnızca 50 milyon dolar kaldığını vurguladı. Balonların patlama tetikleyicilerini sıralayan Dalio, şu ifadeleri kullandı:

“Balonu patlatan şey genellikle insanların borçlarını ödemek veya vergi yükümlülüklerini karşılamak için ellerindeki varlıkları satıp paraya çevirme ihtiyacı duymasıdır. Bu durum çoğunlukla faiz oranlarının yükselmesiyle gerçekleşir. Enflasyon baskısı arttığında merkez bankaları frene basmak ister. Faizler yükseldiğinde borcu olanlar daha fazla nakit bulmak zorunda kalır. Satışlar başladığında süreç tersine işler. Varlık fiyatları düşer, teminatlar erir, borçları ödemek için daha fazla satış yapılır ve bu da tüketim harcamalarının kesilmesine yol açar.”

Bartlett’ın sunduğu senaryoyu doğrulayan Dalio, piyasada zayıf ve tecrübesiz yatırımcıların borçla veya kaldıraçlı borsa yatırım fonları üzerinden pozisyon almasının balona işaret eden en belirgin göstergelerden biri olduğunu söyledi.

Yapay zeka şirketlerinin gelecekte elde edecekleri gelirleri kesin olarak öngöremediğini belirten Dalio, firmaların ya yetersiz yatırım yaparak rekabette geride kalma ya da aşırı yatırım yaparak maliyet baskısı altında kalma dilemmasıyla karşı karşıya olduğunu kaydetti.

Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz

“Nakitte kalmak enflasyon karşısında en kötü yatırımdır”

Bireysel yatırımcıların ve girişimcilerin olası bir ekonomik çöküşe karşı nasıl hazırlanması gerektiğine değinen Dalio, piyasaları zamanlamanın son derece güç olduğunu, en etkili yöntemin portföy çeşitlendirmesi olduğunu vurguladı.

Parasını mevduat hesabında veya para piyasası fonlarında tutan kişilerin güvende olmadığını savunan Dalio, “İnsanlar parayı bankada tutmanın en güvenli liman olduğunu düşünür. Bu doğru değildir. Uzun vadede enflasyon karşısında erimeye mahkum en kötü yatırımdır. Yıllık yüzde 3,5 ila 4 seviyesindeki enflasyon paranın alım gücünü eksiltir. Alınan faizden ödenen vergiler de düşüldüğünde reel getiri oldukça zayıf kalır” dedi.

Çeşitlendirilmiş bir varlık sepetinin önemine değinen Dalio; hisse senetleri, tahviller, gayrimenkul, altın ve kripto varlıklar arasındaki ilişkiyi aktardı. Portföyünde yüzde 1 oranında Bitcoin bulundurduğunu belirten Dalio, altın tercihini şu sözlerle açıkladı:

“Sert para kategorisinde portföylerin yüzde 5 ila 15’inin bu tür varlıklara ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Ben külçe altını Bitcoin’e tercih ediyorum. Altın basılamayan bir paradır. 1971 yılına kadar resmi para sisteminin merkezindeydi ve halen merkez bankalarının en büyük ikinci rezerv varlığıdır. Altın başkasının yükümlülüğü olmayan tek finansal varlıktır. Bitcoin ise basılamayan bir diğer tür para olmakla birlikte kuantum bilgisayarlar gibi teknolojik risklere, hükümetlerin düzenleme, vergilendirme ve yasaklama baskılarına açıktır. Merkez bankaları işlemlerinin gizli ve kendi kontrollerinde kalmasını istedikleri için önemli miktarda Bitcoin tutmayacaktır.”

“Aklınız ve bedeniniz ikame edildiğinde satacak neyiniz kalır?”

Yapay zeka ve robotik teknolojilerin istihdam piyasası üzerindeki etkilerini değerlendiren Dalio, otomasyonun tarihsel gelişimini özetledi.

İnsanlığın tarım toplumundan sanayi devrimine geçişinde makinelerin kas gücünün yerini aldığını, günümüzde ise yapay zekanın insan zihninin üst düzey düşünme ve muhakeme yetilerini üstlendiğini dile getirdi.

Bu dönüşümün sermaye sahipleri ile çalışanlar arasındaki gelir dağılımı makasını daha da açacağını belirten Dalio, “İşletmelerin elde ettiği gelirden çalışanlara giden pay azalırken iş yeri sahiplerine giden pay artmaktadır. İnsan bedeninin ve zihninin yerini makineler aldığında insanların satacak neyi kalacak sorusuyla yüzleşeceğiz. İnsana özgü kalan unsurlar duygular ve sezgilerdir” dedi.

Yapay zeka devriminden yalnızca en üstteki yüzde 0,1 ile yüzde 10’luk dilimde yer alan, bu teknolojiyi kullanabilen yetenekli grubun kazançlı çıkacağını ifade eden Dalio, üniversite mezunlarının dahi iş bulmakta zorlandığı bir döneme girildiğini belirtti. Birçok işletme için yeni mezun yetiştirmenin maliyetli hale geldiğini, bu görevlerin yapay zeka vasıtasıyla hızla tamamlanabildiğini aktardı.

Gençlere ve gelecek nesillere tavsiyelerde bulunan Dalio, şunları kaydetti:

“Tarih göstermiştir ki en başarılı olanlar en zeki olanlar ya da en çok çalışanlar değil, değişime en iyi uyum sağlayanlardır. Geleceğin ne getireceğini kesin olarak bilemezsiniz. Kodlama öğrenmenin çözüm olduğu söyleniyordu ancak yapay zeka modelleri artık kodlama yapabiliyor. Önemli olan insanın kendi doğasını tanıması, yapay zeka araçlarını en üst düzeyde kullanmayı öğrenmesi ve adaptasyon kabiliyetini geliştirmesidir.”

“Büyük bir borç krizinin ve çöküş döneminin içindeyiz”

Ekonomik hareketlerin arkasındaki yapısal mekanizmaları “Büyük Döngü” kavramıyla açıklayan Dalio, yaklaşık 80 yıllık bir insan ömrüne karşılık gelen uzun vadeli borç ve güç döngülerinin son safhasına gelindiğini belirtti.

1945 yılında kurulan dünya düzeninin para, iç siyaset ve jeopolitika alanlarında kırılma yaşadığını savundu.

ABD ve İngiltere gibi ülkelerin aşırı borçlandığını, kamu bütçe açıkları verdiğini ve gelir eşitsizliğinin hat safhaya ulaştığını kaydeden Dalio, İngiltere’deki siyasi tabloyu örnek gösterdi.

İngiltere’de son yedi yılın altısında yeni bir başbakanın göreve geldiğini hatırlatan Dalio, “İngiltere aşırı borçlanmış, üretkenliği düşmüş ve seçenekleri tükenmiş klasik bir döngü örneğidir. Yeterli para olmadığında vaatler tutulamaz, liderler sürekli değişir. Zenginler yüksek vergi bölgelerinden kaçar. Bütçe açıklarını finanse edecek alacaklı bulmak zorlaşır” dedi.

Connecticut eyaletindeki sosyo-ekonomik durumu da paylaşan Dalio, eyaletin kişi başına düşen gelirde ABD’nin en zengin ikinci bölgesi olmasına rağmen lise öğrencilerinin yüzde 22’sinin okulu bıraktığını veya devamsızlık yaptığını, çete ve uyuşturucu sorunları nedeniyle hapishane bütçesinin eğitim bütçesini aştığını ifade etti.

Sistemlerin toplumun geneli için çalışmadığı dönemlerde iç çatışmaların arttığını vurgulayan Dalio, ABD ve Çin arasındaki küresel güç dengesine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

“İçinde bulunduğumuz evre bir gerileme ve çöküş dönemidir. Tarihte tek bir hakim gücün düzeni sağladığı dönemler daha barışçıl olmuştur. Bugün Çin, birçok ülke için ABD’den daha büyük bir ticaret ortağı konumundadır. Orta Doğu’daki ve İran civarındaki gelişmeler, ABD toplumunun uzun süreli kara savaşlarına veya benzin fiyatlarındaki artışlara tahammülünün olmadığını göstermiştir. Bu durum ABD’nin küresel güç kullanma ve caydırıcılık kabiliyetinin sınırlarını ortaya koymakta, İngiliz İmparatorluğu’nun Süveyş Krizi sonrası yaşadığı güç kaybına benzer bir kaymaya işaret etmektedir.”

Küresel ekonomideki mevcut zorlukların aşılması için partiler üstü, ekonomik gerçekleri kavrayan yapılar tarafından zorlu yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Ray Dalio, genç girişimcilerin sınır bağımlı kalmadan eğitim, üretkenlik ve toplumsal huzurun yüksek olduğu küresel merkezlerde varlık göstermeleri gerektiğini sözlerine ekledi.

İktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor

Okumaya Devam Et

Dünya Basını

Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz

Yayınlanma

Tesla ve SpaceX’in CEO’su Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği özel mülakatta yapay zeka teknolojilerinin beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını geride bırakacağını açıkladı. İnsan benzeri robotların ve dijital süper zekanın üretimi devasa boyutlara ulaştıracağını belirtilen ünlü iş insanı, önümüzdeki 10 yıl içinde paranın tüm anlamını yitireceğini ve küresel ekonomide benzeri görülmemiş bir bolluk çağının başlayacağını savundu.

Tesla ve SpaceX’in CEO’su olan Amerikalı milyarder Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği kapsamlı video mülakatta açıklamalarda bulundu.

Tesla’nın Teksas’taki dev tesislerinde gerçekleşen söyleşide Musk, yapay zeka gelişiminin durdurulamaz bir hıza ulaştığını ve önümüzdeki beş ila 10 yıl içinde dünyada taşların yerinden oynayacağını ilan etti.

Sunucunun “Önümüzdeki 10 yıl içinde, yani 2036 yılında başarmayı hedeflediğiniz dünya nasıl bir yer olacak?” sorusunu yanıtlayan Elon Musk, “10 yıl sonrasından, yani 2036 yılından bahsediyoruz. Büyük ihtimalle her ikimiz de o günleri göreceğiz. Yapay zekanın ezici bir üstünlük kurmadığı bir gelecek hayal etmek imkansız. 10 yıl içinde yapay zekanın tüm insanların toplam zekasından katbekat üstün olmasını bekliyorum. Hatta bence yapay zeka yaklaşık beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını aşacak” dedi.

“Yapay zeka beş yıl içinde tüm insanların toplam zekasını geçecek”

Gelişimin boyutlarını tarif eden Musk, “İnsan olmak dışında yapay zekanın insanlardan daha iyi yapamayacağı hiçbir şey kalmayacak. En olası senaryo, herkesin aklına gelen her şeye sahip olabileceği inanılmaz bir bolluk çağıdır. Bu kulağa çılgınca gelebilir ama işte 2026 yılındayız, 2036’da nerede olacağımızı göreceğiz. Tabii ki küresel bir nükleer savaş gibi felaketler bu süreci rayından çıkarabilir. Ancak Üçüncü Dünya Savaşı çıkmadığını varsayarsak, muazzam bir bolluk çağına doğru ilerliyoruz. Bu, geleceğe dair bir iyimserlik ve heyecan mesajıdır” ifadelerini kullandı.

Şirketlerinin gelecekte nasıl para kazanacağına ilişkin soru üzerine ekonomi tanımını yeniden yapan Elon Musk, dijital zekanın hızlı ilerleyişine karşın fiziksel dünyada varlık göstermesi için robotlara ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

Musk, “Ekonomiyi dijital ve fiziksel zeka olarak düşünebilirsiniz. Şu an dijital zeka neredeyse her geçen hafta yeni bir kırılmayla ilerliyor. Ancak henüz dijital aleme sıkışmış durumda. Mekanik tutuculara, yani insan benzeri robotlara ihtiyacınız var. Kısacası çok sayıda robota ihtiyacınız var” açıklamasını yaptı.

“2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak”

Ekonominin mal üretimi ve hizmet sunumu olduğunu vurgulayan ünlü girişimci, “Muazzam miktarda dijital zekaya sahip devasa sayıda robotunuz olduğunda, bir bakıma sonsuz bir ekonomiye ulaşırsınız. Gelecek geçmişten çok ama çok farklı olacak. Yaşayacağımız değişimin büyüklüğünü anlatabilecek hiçbir benzetme ya da mecaz yok. Şirketlerimin nasıl para kazanacağına gelince, başka bir tahminde daha bulunayım: 2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak” dedi.

Sunucunun hisse hissedarlarının para kazanma beklentisini hatırlatması üzerine Musk, “Gıda, barınma, ulaşım ve eğlence için paraya ihtiyaç duyarsınız. Eğer robotlar ve yapay zeka herhangi bir insanın tüketebileceğinden çok daha fazla mal ve hizmet üretiyorsa, o zaman paraya neden ihtiyaç duyasınız ki?” cevabını verdi.

“İnsanların kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız”

Süper zeki sistemlerin insan kontrolünden çıkacağını iddia eden Musk, “İnsanların 10 yıl içinde kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız. Yapay zeka ile insan arasındaki zeka farkı, insan ile şempanze arasındaki zeka farkından katbekat fazla olduğunda, şempanzelerin kontrolü elinde tutmasını hayal etmek zordur. Bizler esasen evrimleşmiş şempanzeleriz. Çok değil, kısa süre önce ormanda ağaçlarda sallanıp muz yiyorduk” şeklinde konuştu.

“Süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek kibir olur”

Gelecekte devasa bir yapay zekayı yönlendirme iddiasında olmadığını belirten Musk, “Benden katbekat akıllı olan süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek benim açımdan bir kibir gösterisi olur. Yapmamız ve denememiz gereken tek şey, yapay zekanın iyi değerlere sahip olmasını, insanlığı önemsemesini, mutlu olmamızı ve gelişmemizi istemesini sağlamaktır. Biyolojik sinir ağımın bana söylediği şey, yapay zeka güvenliği için en önemli unsurun azami düzeyde hakikat arayışında bulunması ve meraklı olması gerektiğidir. Eğer durum buysa, insanlığı besleyip koruyacaktır” dedi.

“Katil robotların insanlığı yok etme riski yüzde 10 ila 20 arasında”

Daha önce yaptığı uyarılara değinen Musk, “Yapay zeka ve robotlarla ilgili halen risk olduğunu düşünüyorum, bu risk sıfır değil. Geçmişte katil robotların insanlığı yok etme olasılığının yüzde 10 ila 20 arasında olduğunu söylemiştim. Felsefi olarak olumlu tarafa bakma kararı aldım. Yapay zeka ve robotların bu inanılmaz ivmesini gerçekten durdurmanın bir yolunu göremiyorum” ifadelerini kullandı.

“Çılgın akışı durduramam, o yüzden yolculuğun tadını çıkarmaya bakıyorum”

Musk, teknolojik gidişata ilişkin duruşunu şu sözlerle özetledi: “Durdurma düğmesi olsaydı bile muhtemelen ona basmamalıydık, çünkü en olası sonuç herkes için inanılmaz bir bolluk çağıdır. Benim felsefem şu an için ‘yolculuğun tadını çıkaralım’ noktasına geldi. Dürüst olmak gerekirse burada durdurulamaz bir ilerleme var. Durdurmak istesem bile bunu başaramam. Evrenin sonu fizik kurallarına göre kademeli bir soğuma, yani ısı ölümüyle bitecek. Eğer nihai varış noktası korkunçsa, o zaman her şey yolculuğun kendisiyle ilgilidir.”

“Rakip teknoloji devleri birbirini denetleyip dürüst tutmalı”

Yapay zeka güvenlik risklerinin azaltılması için teknoloji devlerinin işbirliği yapması gerektiğini savunan Tesla CEO’su, Google DeepMind CEO’su Demis Hassabis ile yaptığı görüşmeyi aktardı.

Musk, “En önde gelen yapay zeka şirketlerinin birkaç haftada bir toplanıp güvenlik konularını tartışması kısa vadede atılacak en hızlı adımdır. Mevcut sistemlerden çok daha akıllı yeni bir öncü model piyasaya sürülmeden önce, rakip yapay zeka şirketlerinin bu modeli zararlı etkilere karşı test etmesine ve güvenlik sorunlarını gidermek için erteleme tavsiyesinde bulunmasına fırsat tanınmalıdır. Hükümette derin teknik bilgisi olmayan kişilerin bir modelin yayınlanıp yayınlanmaması gerektiğine karar vermesi zordur. Ancak rakipler kendilerine bir iki hafta süre verildiğinde sorunları vurgulayabilir. Rakiplerin birbirini dürüst tutma teşviki vardır” değerlendirmesinde bulundu.

İçerik denetiminde film derecelendirme sistemine benzer bir sektör grubu modelini öneren Musk, “Eğer bir şirket çok tehlikeli bir şey yapıyor ve tehlikeyi azaltmak için adım atmayı reddediyorsa, işte o zaman hükümetin müdahale etmesi gereklidir” dedi. Amazon’un Anthropic üretimi Mythos modeli hakkındaki siber güvenlik endişeleri üzerine Beyaz Saray’ı aramasını bu duruma örnek gösterdi.

“Çin elektriğe sahip ama çip sıkıntısı çekiyor”

Sektördeki küresel rekabeti değerlendiren Musk, Çin merkezli teknoloji firmalarının başarısına dikkat çekti. Çin’in Kimi K3 modelinin Anthropic’in Fable modeline yaklaştığını belirten Musk, jeopolitik dengeler hakkında şunları söyledi: “Çinli yapay zeka şirketleri nispeten küçük bir hesaplama gücüyle çok iyi iş çıkarıyor. Büyük bir hesaplama gücüne sahip olurlarsa lider konuma geçme şansları yüksek. Yapay zekanın önündeki kısıtlamalar elektrik ve yapay zeka çipleridir. Çin, ABD, Avrupa ve Hindistan’ın toplamından daha fazla elektriğe sahip. ABD’nin çip ihracatı kısıtlamaları nedeniyle Çin şu an çip sıkıntısı çekiyor. Çin dışındaki dünyada ise kısıtlayıcı unsur elektrik ve soğutma kapasitesidir. Çin ayrıca litografi sorununu çözmeye ve devasa hacimlerde çip üretmeye tahmin edilenden daha yakın. Fiziksel yapay zeka alanında da çok iyi robot şirketlerine sahipler.”

Çin’deki robot dövüşü etkinliklerini eğlenceli bulduğunu söyleyen Musk, kafası koptuğu halde dövüşmeye devam eden bir robot izlediğini belirtti.

Rakipleriyle olan ilişkilerine değinen Musk, OpenAI CEO’su Sam Altman’a yönelik eleştirilerini yineledi. Musk, “Sam Altman’ın hayranı değilim. Kar amacı gütmeyen, açık kaynaklı ve dünyaya ait olması gereken bir şirket kuruyorsunuz, sonra bu şirket bir şekilde 800 milyar dolarlık kapalı kaynaklı, kar amacı güten bir şirkete dönüşüyor. Bence bu, para bağışlama amacıma tamamen zıt bir durum. Anthropic Kurucusu Dario Amodei de Sam Altman’a güvenmediği için ekibiyle OpenAI’dan ayrıldı. Dario ilkeli bir insandır. Dünyanın iyiliği için kişisel farklılıklarımızı bir kenara bırakıp konuşmamız gerekiyorsa konuşuruz” dedi.

İstihdam piyasasındaki dönüşüme işaret eden Musk, yapay zekanın tüm masa başı işleri insanlardan daha iyi yapacağını vurguladı. Musk, “Yazılım mühendisliğinde yapay zeka, profesyonel yazılım mühendislerinin en az yüzde 90’ından daha iyi kod yazıyor. Yakında bu oran yüzde 99’a çıkacak ve rekabet etmek imkansız hale gelecek. Bu durum Stockfish satranç programının seviyesine ulaşmaya benziyor. Stockfish satrançta o kadar iyi ki, küçük bir bilgisayarda hatta telefonunuzda çalıştırıp Magnus Carlsen’i rahatça yenebilirsiniz. Yazılımda da durum bu olacak” uyarısında bulundu.

“Çalışmak tıpkı bahçe bakımı gibi isteğe bağlı bir hobiye dönüşecek”

Gelecekte çalışmanın zorunluluk olmaktan çıkacağını savunan Musk, “Çalışmak isteğe bağlı hale gelecek. Bunu bahçe bakımına benzetebiliriz. Bahçenizde sebze yetiştirmek zorunda değilsiniz, markete gidip kusursuz sebzeler alabilirsiniz. Bahçenizdeki domatesler markettekiler kadar sulu ve düzgün olmaz ama kendi ürettiğiniz için hoş bir dokunuştur. İş hayatı da tıpkı böyle bir hobiye dönüşecek” ifadelerini kullandı.

“İnsanlara karşılıksız para dağıtılmalı, enflasyon değil deflasyon çıkacak”

İşini kaybeden kitlelerin yaşam standartlarına dair ekonomi teorisini açıklayan Musk, “Hazine insanlara doğrudan karşılıksız para çekleri dağıtmalıdır. Para, mal ve hizmetlerin paraya oranıdır. Üretim miktarı yüzde 1000 oranında artarsa, veri tabanında para oluştursanız bile mal ve hizmet üretimi para arzından daha hızlı artacağı için enflasyon değil deflasyon yaşanacaktır. Önümüzdeki dönemin ana sorunu enflasyon değil deflasyon olacak” açıklamasında bulundu.

Kendi serveti ve vergi yükümlülüklerine dair rakamlar veren Musk, “Tarihte bir insan tarafından ödenen en yüksek vergiyi ödeyerek rekor kırdım. Federasyona yüzde 40, California eyaletine yüzde 15 olmak üzere toplamda yaklaşık yüzde 45 vergi ödüyorum. Öldüğümde kalan servetimden bir yüzde 45 daha vergi alınacak. Trilyonlarca dolar vergi ödeyeceğim ve bundan rahatsız değilim. Şirketler üzerindeki oy kontrolüm (SpaceX’te yüzde 80 civarında) bana sadece beş ila 10 yıllık uzun vadeli yatırımlara, Ay ve Mars üslerine odaklanma imkanı tanıyor. Aksi takdirde borsa analistlerinin çeyrek dönemlik kar baskılarına maruz kalırsınız” dedi.

Uzay projelerine ilişkin tutkusunu dile getiren ünlü iş insanı, “Altı yaşındayken sinemada izlediğim ilk film Yıldız Savaşları olmuştu ve aklımı başımdan almıştı. Bilinci dünya ötesine taşımak ve Yıldız Görevi tarzı bir geleceği gerçek kılmak istiyorum. Yıldız Gemisi füzesini günde birden fazla kez fırlatmayı hedefliyoruz. Bazen hayatım o kadar gerçek dışı geliyor ki bir simülasyonun içinde olduğumuza inanıyorum” sözlerini sarf etti.

Starlink uydu ağının jeopolitik rolüne ve Ukrayna savaşına değinen Musk, cephe hatlarının iki yılı aşkın süredir değişmediğini belirterek pragmatik bir barış anlaşmasının şart olduğunu söyledi.

Musk, “Diplomatlar lüks mekanlarda yedi kap yemek yerken cephede her gün insanlar ölüyor. Rusya geri çekilmeyecek, bu gerçekçi değil. Pragmatik davranıp barış yapmalıyız” ifadelerini kullandı.

“Hükümet harcamalarındaki devasa israfı engellemek için siyasete girdim”

ABD siyasetine ve Hükümet Verimliliği Departmanı bünyesindeki çalışmalarına ilişkin özeleştiride bulunan Musk, “Siyasete biraz fazla karıştım, kendimi kaptırdım. Amacımız devasa boyutlara ulaşan bütçe açığıyla mücadele etmekti. ABD’de borç faiz ödemeleri, Savunma Bakanlığı ve istihbarat bütçesinin toplamını aştı. Afrika’ya yardım adı altında istenen paraların Washington’daki adreslere yönlendirildiğini gördük. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı fonlarının kesilmesi nedeniyle kimsenin öldüğüne inanmıyorum, Gates Vakfı gibi dev özel vakıflar bu kaynakları karşılayabilir” şeklinde konuştu.

“Sınırların korunmasını ve güvenli şehirler istemek aşırı sağcılık değildir”

Avrupa siyasetine dair görüşlerini savunan ve kendisine yönelik aşırı sağcılık suçlamalarını reddeden Elon Musk, “Güvenli sınırlar, güvenli şehirler ve mantıklı kamu harcamaları istemek aşırı sağcılık değil, normal insanların talepleridir. İngiltere’de mevcut nüfus artışı ve Batı değerlerine tamamen karşıt görüşlerin yayılması devam ederse önümüzdeki 20 yıl içinde bir iç savaş kaçınılmaz hale gelebilir. Sosyal refah devletleri, yaşam standardı düşük insanları çekerek ekonomik bir güç oluşturuyor. Sadece topluma faydalı olacak, dürüst göçmenlerin kabul edildiği kontrollü göçü destekliyorum” dedi.

Yapay zeka devriminin siyasi çatışmalardan çok daha hızlı gerçekleşeceğini belirten Musk, söyleşiyi “İngiltere’deki olası bir iç savaş 20 yıl uzaklıktaysa, yapay zeka tekilliği 10 yıl uzaklıktadır. Yapay zeka ve robotik devrimi her şeyi domine edecektir” diyerek noktaladı.

Okumaya Devam Et

Dünya Basını

Pekin ve Brüksel, küresel enerji geçişinin kurallarını baştan yazıyor

Yayınlanma

Project Syndicate için bir makale kaleme alan Emmanuel Guerin, Avrupa Birliği ve Çin’in küresel enerji geçişinde egemenlik kurmak amacıyla birbirlerinin geleneksel güç alanlarına yöneldiğini belirtti. Emmanuel Guerin, Çin’in küresel standartları belirlemeye odaklanırken Avrupa’nın sanayi tabanını yeniden inşa etmeye çalıştığını vurguladı.

Project Syndicate platformunda Emmanuel Guerin imzasıyla yayımlanan “Pekin Modeli Brüksel Etkisiyle Buluşuyor” başlıklı makalede, küresel enerji geçişinde güç dengelerinin yeniden şekillendiği kaydedildi.

Sciences Po bünyesindeki Paris İklim Okulu Dekan Yardımcısı ve Avrupa İklim Vakfı Üst Yöneticisi Özel Danışmanı olan Emmanuel Guerin, yazısında Avrupa ve Çin’in uzun yıllar boyunca birbirine rakip kalkınma ve enerji dönüşümü modellerini temsil ettiğini aktardı.

Guerin, Avrupa’nın öncelikle pazarlara, ortak kurallara ve çok taraflı kurumlara bağlı kaldığını, Çin’in ise sanayi politikasına, altyapı yatırımlarına ve üretime ağırlık verdiğini belirtti. Makalede, “Avrupa sıklıkla küresel ölçekte referans noktası haline gelen düzenlemeler üretti (‘Brüksel Etkisi’). Çin ise fabrikalar üretti” ifadelerine yer verildi.

Ancak makaleye göre bu ayrım günümüzde ortadan kalkıyor. Avrupa sanayi tabanını hızla yeniden inşa etmeye çalışırken Çin, uluslararası standartları ve yönetişim çerçevelerini etkilemeye daha fazla odaklanıyor. Guerin, Avrupalı karar vericiler Pekin’in sanayi stratejisini incelerken, Çinli liderlerin de Avrupa’nın uzun süre önce öğrendiği bir gerçeği fark ettiklerini kaydetti: “Kalıcı güç sadece teknolojileri üretmekten değil, aynı zamanda onları yöneten kuralları yazmaktan gelir.”

Guerin, bu eğilimlerin jeoekonomik gücün yapısındaki bir değişimi yansıttığını savundu. Makalede belirleyici sorunun artık kaynakları kimin kontrol ettiği, ürünleri kimin ürettiği veya her teknolojide kimin liderlik ettiği olmadığı ifade edildi. Asıl sorunun, bir sonraki enerji ve teknoloji dönüşümünün gerçekleşeceği değer zincirlerini kimin yönettiği olduğu vurgulandı.

Avrupa’nın temiz enerji teknolojilerindeki Çin imalat hakimiyeti ve derinleşen bağımlılıkları karşısında sanayi politikasını yeniden keşfettiğini aktaran Guerin; Sanayi Hızlandırıcı Yasası, Kritik Hammaddeler Yasası ve ilgili tedbirlerin, sanayi kapasitesi olmadan ortaya konan iklim hedefinin dayanıklılık değil, bağımlılık yarattığı bilincinden doğduğunu yazdı.

Çin’in ise güneş panelleri, bataryalar, elektrikli araçlar ve elektrik şebekeleri için dünyanın en büyük ekosistemini kurduktan sonra yalnızca sanayi liderliğinin yeterli olmadığı sonucuna vardığı kaydedildi. Çin’in Küresel Enerji Şebekeleri Geliştirme ve İşbirliği Örgütü üzerinden fotovoltaik, hidrojen, enerji depolama, yüksek voltajlı iletim, akıllı şebeke ve karbon muhasebesi alanlarında standartlar belirlemek üzere teknik komiteleri topladığı aktarıldı.

Guerin, bu adımları değerlendirirken makalesinde şu ifadelere yer verdi: “Bunlar mühendislik çalışmalarına benzeyebilir ancak bundan çok daha fazlasıdır. Bunlar, Çin’in temiz enerji ekonomisinin işletim sistemine sahip olma çabasını temsil ediyor. Endüstri standartlarını belirleyen ülke, bir teknolojiyi düzenlemekten fazlasını yapar. Kendisini yatırımları yönlendirebilecek, neyin neyle uyumlu çalışabileceğine karar verebilecek ve herkesin üzerine inşa etmek zorunda olduğu mimariyi sabitleyecek bir konuma getirir.”

“Sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye ve ucuz enerji gerektirir”

Makalede, Avrupa liderlerinin üretim kapasitesi olmadan koyulan kuralların stratejik özerklik sağlamadığını öğrendiği, Çin’in ise standartlar olmadan çalışan fabrikaların uluslararası etkiyi sınırlandırdığını gördüğü ifade edildi. Her iki tarafın da diğerinin onlarca yıldır mükemmelleştirdiği stratejik avantajların peşinden koştuğu vurgulandı.

Buna karşın bu yakınlaşmanın simetri anlamına gelmediğini belirten Guerin, iki tarafın da kendi geleneksel güç alanlarının ötesine uzanırken yeni ve yabancı zorluklarla karşılaştığını dile getirdi. Guerin makalesinde, “Bir sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye, ucuz enerji, yoğun tedarikçi ağları ve örtük bilgi gerektirir; bunların hiçbiri yalnızca düzenlemeler yoluyla ortaya çıkarılamaz” değerlendirmesinde bulundu.

Küresel standartları belirlemenin de kolay olmadığını ekleyen yazar, bir devletin her teknik komiteye personel atasa bile ürettiği standartları dünyanın geri kalanına kabul ettirmekte başarısız olabileceğini kaydetti.

“ABD sahayı Avrupa ve Çin’e bırakıyor”

Sürecin sonucunun üçüncü büyük bir faktörden etkileneceğini belirten Guerin, Hindistan, Endonezya, Brezilya ve çeşitli Körfez ülkeleri gibi hırslı devletlerin kendi sanayi kapasitelerini inşa ettiklerini aktardı. Ancak çoğu ülkenin bu tür stratejileri izleyemeyeceğini, standartları yazamayacakları ve fabrikaları kuramayacakları için Brüksel veya Pekin’de tasarlanan işletim sistemlerini devralarak seçmedikleri bağımlılıkları kabul etmek zorunda kalacaklarını vurguladı.

Makalede Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) konumuna ilişkin olarak ise şu ifadelere yer verildi: “Bir de enerji dönüşümünü tamamen terk ederek bu yarışın dışında kalmayı seçen Birleşik Devletler var. Fabrikalar kurmak veya elektrikleşmenin kurallarını yazmak yerine gümrük duvarları örüyor ve sahayı Avrupa ile Çin’e bırakıyor.”

“Üçüncü aşama zincirleri yönetmekle ilgili olacak”

Değer zincirlerinin yönetişiminin teknik olduğu kadar siyasi bir mesele de olduğunu vurgulayan Guerin, geleneksel sanayi politikası yaklaşımının değişmesi gerektiğini savundu. Temiz enerji yarışının ilk aşamasının teknolojileri icat etmek, ikinci aşamasının bunları ölçekli bir şekilde üretmek olduğunu belirten Guerin, makalesinde “Üçüncü aşama ise bunların dolaştığı, bağlandığı ve değer yarattığı zincirleri yönetmekle ilgili olacak” ifadelerini kullandı.

Guerin, Avrupa için çıkarılacak dersin sadece daha fazla fabrika kurmak olmadığını, Avrupa’nın gerçek stratejik avantajının kendi kurallarını herkesin kuralına dönüştürme konusunda kanıtlanmış yeteneği olduğunu kaydetti. Makale, “Enerji dönüşümü aynı nadir kombinasyonu ödüllendirir: Üretim kapasitesi, kural koyma yetkisi ve karmaşık sistemleri bir arada tutacak kurumlar. Hiçbir taraf sadece geleneksel güçlerine dayanarak kazanamaz” değerlendirmesiyle son buldu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English