Bizi Takip Edin

Diplomasi

‘ABD’nin çözümü Arap yönetimlerinin Filistin ilgisizliğine dayanıyor’

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Gazze’deki savaşın bölgeye yayılmasını önleme temel hedefiyle düzenlediği bölge turunun Suudi Arabistan ayağındaki temaslardan sonra İsrail-Arap normalleşmesi için “Gazze’de çatışmaların sona ermesi ve bir Filistin devletine giden uygulanabilir bir yolun” gerekli olduğunu belirtti.

ABC News’ün haberine göre, Blinken, Orta Doğu ziyareti kapsamında, İsrail’e gitmeden önce havalimanında açıklamalarda bulundu. Orta Doğu gezisine işaret eden Blinken, görüşmelerin ortak noktasının; Gazze’nin istikrara kavuşması ve yeniden canlanmasına yardımcı olmak olduğunu vurguladı. Blinken, Suudi Arabistan’la yaptığı görüşmede, İsrail-Arap “normalleşmesi ve entegrasyonu”nun ele alındığını aktararak, bunun için “Gazze’de çatışmaların sona ermesi ve bir Filistin devletine giden uygulanabilir bir yolun” gerekli olduğunu dile getirdi.

Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, Blinken’ın ziyaretinin her ne kadar savaşın yayılmasını önleme hedefine odaklansa da Washington’un daha kalıcı bir plan için hazırlığa başladığını ve ziyaretin bu kapsamda önemli olduğunu vurguluyor.

ABD’nin planının en önemli ayağı ise Suudi-İsrail normalleşmesi. Makalenin yazarı mevcut İsrail hükümetiyle bu planın yürümeyeceğini düşünüyor ancak Netanyahu’nun yaşadığı siyasi zorluklar nedeniyle direnme gücünün zayıfladığını ileri sürüyor. Makaleye göre, planın temel çıkış noktalarından birini Hamas düşmanlığı nedeniyle “Arap dünyasının çoğunun Filistin halkının siyasi geleceğiyle pek ilgilenmemesi” oluşturuyor: “Bu da Suudilerin, Mısırlıların ve diğer Arap devletlerinin büyük yatırımlarla Gazze’nin yeniden inşasına yardım ettiği, ancak siyasi bir çözüm için çok fazla zorlamadığı bir anlaşmaya kapı açabilir- en azından Hamas’a ve gözden düşmüş Filistin Yönetimi’ne karşı uygulanabilir bir alternatif ortaya çıkana kadar.”

***

Biden’ın Orta Doğu Barış Planı Var mı? Sayılır.

ABD Suudi seçeneğini canlandırmayı umuyor ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu buna engel.

Michael Hirsh

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken bu hafta Orta Doğu’da bir barış elçisinden ziyade bir itfaiyeci olarak bulunuyor. Blinken’ın dokuz ülkeyi kapsayan turu (Biden yönetiminin daha geniş çaplı bir bölgesel savaşı önlemek için aylardır sürdürdüğü çılgınca mücadelenin en son hamlesi) çoğunlukla Gazze’deki yangını sınırlamak ve ABD’nin daha fazla içine çekilmesini önlemekle ilgili.

Ancak yönetim aynı zamanda daha kalıcı bir Orta Doğu çözümü için bir plan hazırlamaya başlamayı umuyor. Blinken’in İsrail’e gitmeden önce pazartesi günü iniş yaptığı Suudi Arabistan’ın da önemli bir rol oynaması bekleniyor. Özellikle ABD Başkanı Joe Biden, Riyad’ın İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’da kısıtlanması ve nihai bir Filistin devleti ya da en azından bir dereceye kadar egemenlik de dahil Filistinlilerin çıkarlarını karşılama sözü vermesi karşılığında İsrail’i tanıma görüşmelerini yeniden başlatmasını istiyor.

ABD’li yetkililer Riyad’ın büyük ölçüde bu yönde hareket ettiğine inanıyor. Aralık ayı sonunda üst düzey bir yönetim yetkilisi “Suudilerle son haftalarda yaptığımız görüşmeler normalleşmeyi ilerletmek istediklerini gösteriyor” dedi.

Blinken, Katar Dışişleri Bakanı ile Doha’da düzenlediği ortak basın toplantısında gazetecilere yaptığı açıklamada, Arapların “ertesi gün” senaryolarını tartışmaya yönelik ilk direncini aşmada bazı başarılar elde ettiğini belirterek şunları söyledi: “Ortaklarımız bu zor konuşmaları yapmaya ve zor kararlar almaya istekli. Hepimiz ileriye dönük bir yol çizilmesinde pay sahibi olduğumuzu hissediyoruz.”

Elbette tüm bunlar henüz başlangıç aşamasında ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun aşırı sağcı hükümetinin Filistin devletini andıran herhangi bir şeye karşı devam eden direnci karşısında bunların çoğu yakın zamanda ilerlemeyecek. İsrail içinde Netanyahu 7 Ekim felaketinin yaşanmasına izin vermekle, hatta yıllarca Filistin Yönetimi’nin zararına Hamas’ı destekleyerek bu felakete yardım ve yataklık etmekle suçlanıyor ve kendisine verilen destek giderek azalıyor. Ancak Hamas’ın korkunç saldırıları İsrail kamuoyunu da sağa kaydırdı ve iki devletli bir müzakere ihtimalini neredeyse imkânsız hale getirdi.

Aralık sonunda İsrail’i ziyaret eden ABD’li Orta Doğu müzakerecisi Dennis Ross, “İsrail’deki siyasi yapı şu anda bunu kaldıramaz” dedi: “Bu olayın duygusal derinliği dikkat çekici. … Herkes güneyde [Gazze sınırı yakınlarında] öldürülen birini, kaçırılan birini, öldürülen ya da yaralanan bir askeri tanıyor.”

Aslında, siyasi olarak zor durumda olan Netanyahu’nun, Biden’ın planlarına karşı çıkmasını, kendisini görevde ve muhtemelen hapisten uzak tutmanın anahtarı olarak gördüğüne dair göstergeler var. (Netanyahu bir dizi yolsuzluk suçlamasıyla karşı karşıya.) İsrail medyasına göre Netanyahu, Likud partisinin üyelerine savaştan sonra Gazze ve Batı Şeria’da bir Filistin devletinin kurulmasını ancak kendisinin önleyebileceğini söylüyor. İsrail’deki kamuoyu, Netanyahu’nun Filistinli bir oluşuma verilecek herhangi bir egemenliğin gelecekte İsrail’e saldırı anlamına geleceği ve şimdi böyle bir sonuçtan bahsetmenin sadece Hamas’a zafer kazandıracağı fikrini giderek daha fazla destekliyor.

Ancak Biden, düşük oy oranlarından muzdarip olduğu bir seçim yılında, özellikle de kendisi ve yönetimi İsrail’in kanlı baskısını desteklediği için Demokrat Parti içinde sert bir şekilde eleştirildiğinden daha fazla baskı yapmak istiyor.

Ve en azından kavramsal olarak, nihai bir barış planının bazı parçaları yerine oturmaya başlıyor olabilir. Bu olasılıkların altında, mevcut İsrail-Filistin çatışmasının en az dikkat çeken boyutlarından biri yatıyor: Hamas yönetimindeki Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin 7 Ekim’e misilleme olarak Gazze’de yaklaşık 23.000 Filistinliyi öldüren operasyonlara başlamasından bu yana Arap başkentlerinden gelen öfke ifadelerine rağmen, Arap dünyasının çoğu Filistin halkının siyasi geleceğiyle pek ilgilenmiyor.

Hatta şimdiye kadar olduğundan çok daha az ilgileniyor. Birçok Arap lider de gizliden gizliye Hamas’tan kurtulmaya en az İsrailliler kadar hevesli.

1980’lerin başından bu yana bölgede görev yapan emekli ABD büyükelçisi Ryan Crocker telefonla yapılan mülakatta, “Filistinlilerin en büyük düşmanı İsrailliler değil; diğer Araplar” dedi. Örneklerden biri: Abdülfettah Es-Sisi’nin laik askeri yönetimindeki Mısır hükümeti, Biden yönetimi kendisinden Gazze’nin Refah sınır kapısından Filistinli mültecileri kabul etmesini istediğinde öfkeyle patladı.

Neden mi? İdeolojisi büyük ölçüde Mısır’da doğan radikal Müslüman Kardeşler’e dayanan Hamas’ın İslamcı liderliği neredeyse tüm Arap rejimlerinin nefretini kazanmış durumda. Crocker “Mısır için Hamas neredeyse varoluşsal bir tehdit” diyor. Bu durum, laik Filistinli savaşçıların Lübnan, Suriye ve Libya gibi farklı ülkelerde sığınak ve destek bulduğu ve hatta Ürdün’ün Haşimi Krallığı’nı devirme çabalarında bazı Arap liderlerin desteğini aldığı on yıllar öncesiyle tam bir tezat oluşturuyor.

Bu da Suudilerin, Mısırlıların ve diğer Arap devletlerinin büyük yatırımlarla Gazze’nin yeniden inşasına yardım ettiği, ancak siyasi bir çözüm için çok fazla zorlamadığı bir anlaşmaya kapı açabilir- en azından Hamas’a ve gözden düşmüş Filistin Yönetimi’ne karşı uygulanabilir bir alternatif ortaya çıkana kadar.

Eski İsrail Başbakanı Şimon Peres’in eski kıdemli danışmanı ve İsrail Politika Forumu üyesi Nimrod Novik, Suudi veliaht prensi Muhammed bin Selman’ın artık “Washington’un ‘ertesi sabah’ stratejisine katkıda bulunma konusunda birleşmiş geniş bir Arap koalisyonuna liderlik etmese bile uyumlu göründüğünü” söyledi.

Geçen Ekim ayında yaptığı açıklamalarda Biden, Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırılarının kısmen ABD’nin müttefiki Suudi Arabistan ile ilişkilerinin potansiyel normalleşmesini raydan çıkarmayı amaçladığını söyledi. Biden bir kampanya etkinliğinde “Suudilerle masaya oturmak üzere olduğumu biliyorlardı” dedi: “Tahmin edin ne oldu? Suudiler İsrail’i tanımak istiyordu.”

Şu anda kilit nokta, Biden ekibinin Filistinlilere kimin liderlik edeceği sorusunun üstesinden gelip gelemeyeceği. ABD, Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın aralık ortasındaki İsrail ziyareti sırasında söylediği gibi hem Gazze hem de Batı Şeria’nın yönetiminin “yenilenmiş ve yeniden canlandırılmış bir Filistin Yönetimi altında birleştirilmesi” gerektiği konusunda ısrar etmeye devam ediyor. Netanyahu hükümeti bunu düşünmeyi reddediyor, ancak sonunda devrilirse, daha ılımlı Ulusal Birlik partisine başkanlık eden ve Netanyahu’nun savaş kabinesinin daha merkezci bir üyesi olan emekli general ve popüler bir isim Benny Gantz gibi bir halefin yeniden düşünmesi mümkün. Gantz geçmişte “iki unsurlu bir çözümden” bahsetmiş ancak bir Filistin devletini desteklemekten kaçınmıştı.

Gantz şimdiden başbakanı kamuoyu önünde eleştirmeye başladı ve 4 Ocak’ta Netanyahu’nun müttefiki sağcı bakanların 7 Ekim’e yol açan hatalarla ilgili bir soruşturma başlatma planı nedeniyle IDF Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi’ye saldırdığı öfkeli bir kabine tartışmasından Netanyahu’nun sorumlu olduğunu öne sürdü.

Washington ile İsrail arasındaki gerilim, İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın 4 Ocak’ta İsrail’in Gazze’nin kuzeyinde daha hedefe yönelik bir stratejiye odaklanan yeni bir aşamaya geçeceğini açıklamasının ardından bir nebze de olsa yatıştı. Gallant, “savaşın hedeflerine ulaşılmasının ardından Gazze Şeridi’nde İsrail’in sivil varlığının olmayacağını”, ancak İsrail’in bölgede operasyon yapma hakkını saklı tutacağını da sözlerine ekledi.

Bu, Biden yönetiminin ısrarla istediği yönde bir adımdı. Ancak Blinken’in Gazze konusunda Netanyahu’nun daha fazla direnişiyle karşılaşacağı kesindi zira ikili arasında sert sözler sarf edilmiş, Bakan İsrail’in sivilleri öldürmeyi bırakması ve Filistinlilerin “koşullar elverdiği anda evlerine dönebilmeleri gerektiğini” söylemişti. Netanyahu ise Hamas ortadan kaldırılana kadar savaşın devam edeceğini söyleyerek, “Bunu hem düşmanlarımıza hem de dostlarımıza söylüyorum” dedi.

Yine de üst düzey yönetim yetkilisi, Netanyahu’nun radikal hükümetinin bile Gazze’de binlerce Filistinliyi öldürmeye devam etmenin jeopolitik maliyetini anladığını söyledi.

Yetkili, “Yüksek yoğunluklu operasyondan daha düşük yoğunluklu operasyona geçme ihtiyacının farkına vardılar” dedi: “Bunun neye benzediği konusunda onlara zor sorular soruyor ve Irak ve Afganistan’dan aldığımız dersleri onlarla paylaşmaya çalışıyoruz.” Yetkili sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunun önemli bir sonraki adım olduğuna inanıyoruz ve çatışmanın sonuna yaklaşmış durumdayız.”

Şimdilik Blinken’in İsrail ve Suudi Arabistan’ın yanı sıra Türkiye, Yunanistan, Ürdün, Katar, Abu Dabi, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’ı da kapsayan turundaki ana görevi İsrail’in Hizbullah’a karşı ikinci bir cephe açmasını önlemek ve İran’a karşı daha geniş bir koalisyon oluşturmak olacak. Yine de bu hükümetlerin bu hedefe yönelik ortak çıkarları ve İran’ın etkisine yönelik ortak kaygıları, gelecekteki barış müzakerelerine de ivme kazandırabilir.

Otuz yıl önce başarısızlıkla sonuçlanan Oslo Anlaşması’nın hayata geçirilmesinde önemli bir rol oynayan ABD’li müzakereci Ross, 7 Ekim’de yaşanan ulusal travmanın İsraillileri Filistinliler hakkında daha önce hiç yapmadıkları bir tartışmaya zorlayabileceğini söylüyor.

“Burada siyasi bir hesaplaşma ve aynı zamanda Filistinlilerle ilişkilerinin ne olduğu konusunda bir tartışma olacak” dedi: “Oslo’da bunu yapmadılar çünkü Oslo gizli bir anlaşmaydı. Şimdi sanki bütün bir ülke travma sonrası stres bozukluğu yaşıyor. Her şeyi çözmeleri gerekiyor.”

Diplomasi

BP net kârını Ortadoğu’daki savaşla ikiye katladı

Yayınlanma

İngiliz enerji devi BP, Ortadoğu’daki savaşın petrol ve doğalgaz piyasalarını sarsmasıyla ikinci çeyrek net kârını iki katından fazla artırdı. Şirket, nisan-haziran döneminde 3,91 milyar dolar net kâr elde ederken Kuzey Denizi’ndeki varlıklarını ve ABD’deki biyogaz işini satmayı planladığını duyurdu. ABD-İran savaşıyla fosil yakıt fiyatlarının yükselmesi, Batılı beş büyük enerji devinin toplam kârını 47 milyar dolara yaklaştırdı.

İngiliz enerji devi BP, nisan-haziran dönemini kapsayan ikinci çeyrekte net kârını iki katından fazla artırarak 3,91 milyar dolara çıkardığını duyurdu.

Şirket, geçen yılın aynı döneminde 1,62 milyar dolar net kâr açıklamıştı. Fosil yakıt fiyatlarının yıllık bazda keskin yükseliş kaydetmesi, BP’nin mali sonuçlarına doğrudan yansıdı.

ABD ile İran arasındaki savaşın etkisiyle kazançlarını katlayan Batılı en büyük beş enerji şirketi BP, Chevron, ExxonMobil, Shell ve TotalEnergies, ikinci çeyrekte toplam yaklaşık 47 milyar dolar net kâr bildirdi.

Nisan ayında göreve gelen BP Üst Yöneticisi (CEO) Meg O’Neill, bilanço açıklamasında son finansal dönemin “küresel enerji piyasasındaki en çalkantılı dönemlerden biri olarak kaydedildiğini” belirtti.

Dünya genelindeki enerji devleri, Ortadoğu’daki savaşa dair son haberlerle petrol ve doğalgaz vadeli işlem sözleşmelerinin sert dalgalanmalar yaşamasından ve ticaret hacimlerinden yüksek kazanç sağlıyor.

Küresel fosil yakıt arzındaki aksamalarla birlikte BP’nin toplam geliri ikinci çeyrekte geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 47 artarak 70 milyar dolara ulaştı.

Performansı son yıllarda rakiplerinin gerisinde kalan BP, O’Neill’ın atanması öncesinde temiz enerji yatırımlarında kesintiye gitmiş ve daha kârlı olan petrol ile doğalgaz faaliyetlerine yeniden ağırlık vermeye başlamıştı.

Ancak şirket, İngiltere’deki Kuzey Denizi operasyonlarını bu geleceğin parçası olarak görmüyor. Cuma günü yapılan duyuruda, Kuzey Denizi’ndeki işlerin satılmasının planlandığı bildirilmişti.

O’Neill, bilançoyla birlikte yaptığı açıklamada, “Potansiyelimizin tamamını kullanamıyoruz. Son birkaç yıldaki performansımız, hissedarlarımızın beklentilerini bir kenara bırakın, kendi beklentilerimizi bile karşılamadı” ifadelerini kullandı.

Salı günü çeyreklik temettü ödemesini yüzde 4 artıracağını duyuran BP’nin hisseleri, bilanço açıklamasının ardından Londra piyasasındaki ilk işlemlerde yüzde 0,5 değer kazandı.

Şirket, belirli kalemleri dışarıda bırakan temel kâr göstergesinin de beklentileri aşarak iki katından fazla artışla 5,7 milyar dolara yükseldiğini kaydetti.

Bilanço yapısını güçlendirme konusunda iyi bir ilerleme kaydettiklerini belirten O’Neill, şu bilgileri verdi:

“Son haftalarda Almanya’daki Gelsenkirchen rafinerimizi sattık, Avusturya’daki perakende işimizi satmak için anlaşmaya vardık ve İngiltere’deki Kuzey Denizi faaliyetlerimizi satma niyetimizi duyurduk. Bugün ise ABD’deki biyogaz şirketimiz Archaea’yı satma niyetimizi açıklıyoruz.”

O’Neill, şirketi son dönemde yaşanan iç çalkantılardan uzaklaştırmayı da hedefliyor.

BP, nisan ayındaki yıllık genel kurul toplantısında yatırımcıların iklim raporlama gerekliliklerini azaltacak karar tasarısını reddetmesiyle hissedar tepkisiyle karşılaşmıştı.

Bu gelişmeden bir ay sonra şirket, kurumsal yönetim standartları, denetim ve yürütülen faaliyetlere ilişkin “ciddi endişeleri” gerekçe göstererek BP Yönetim Kurulu Başkanı Albert Manifold’u beklenmedik şekilde görevden aldı. Manifold ise hakkındaki suçlamaları reddetti.

ExxonMobil’de 23 yıl görev yapan ve daha önce Avustralyalı Woodside Energy grubunu yöneten Amerikalı O’Neill, BP’nin 117 yıllık tarihinde dışarıdan atanan ilk CEO oldu.

O’Neill, görevde iki yıldan az bir süre kaldıktan sonra istifa eden Murray Auchincloss’un yerini almıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AstraZeneca-Bristol Myers birleşme görüşmeleri şaşkınlık yarattı

Yayınlanma

AstraZeneca hisseleri, şirketin Bristol Myers Squibb ile olası bir birleşme konusunda görüşmeler yaptığına dair haberlerin ardından %7’ye varan bir düşüş yaşadı.

Analistler, bu anlaşmanın ilaç sektörünün en güçlü büyüme hikayelerinden biri için şaşırtıcı bir stratejik hamle olacağını belirtti.

Anlaşma gerçekleşirse, şirketlerin toplam değeri yaklaşık 400 milyar dolara ulaşabilir ve bu, tarihteki en büyük ilaç sektörü birleşmeleri arasında yer alabilir.

Görüşmelerin ayrıntıları henüz netleşmemiş ve kaynaklar Financial Times’a (FT) bir anlaşmanın “asla gerçekleşmeyebileceğini” belirtmiş olsa da, analistler, güçlü ilaç geliştirme portföyü sayesinde CEO Pascal Soriot yönetiminde piyasa değeri hızla artan AstraZeneca’nın neden böyle bir işlemi peşinde olduğunu sorguladılar.

Londra Borsası’nda işlem gören AstraZeneca hisseleri son olarak %4,7 düşüşle işlem gördü ve büyük ölçüde yatay seyreden İngiltere’nin önemli endeksi FTSE 100 üzerinde baskı yarattı.

Bristol Myers hisseleri ise ABD piyasa açılış öncesi işlemlerde %6 değer kazandı.

Pazartesi günkü işlem seansına girerken, AstraZeneca’nın piyasa değeri 264 milyar dolardı.

Bu rakam, şirketin sağlam bir yeni ilaç portföyü geliştirmesiyle birlikte, son on yılda ve CEO Pascal Soriot’un 2012’de göreve gelmesinden bu yana istikrarlı bir şekilde yükseldi.

Şirket, geçen yılki 58,7 milyar dolardan 2030 yılına kadar 80 milyar dolarlık satış hedefliyor.

Bristol Myers’ın piyasa değeri yaklaşık 133 milyar dolar ve şirket birçok ilacın tekel hakkını kaybetme riskiyle karşı karşıya.

Patentlerin süresi doldukça ve kan inceltici Eliquis ile kanser ilacı Opdivo gibi en çok satan ilaçlar jenerik ilaçlarla rekabet etmeye başladıkça, şirketin büyüme oranının gelecek yıldan itibaren düşüş göstermesi bekleniyor.

Analistler, hem haberin kendisi hem de zamanlaması karşısında şaşkınlıklarını gizleyemedi.

Jefferies analistleri pazartesi sabahı yaptıkları açıklamada şunları söyledi:

“AZ’nin büyüme ve inovasyon profilinin gücü göz önüne alındığında, biraz şaşkın durumdayız. Elbette finansal değer artışı iyi görünebilir ve belki de daha fazla nakit akışı, daha fazla Ar-Ge’ye olanak sağlayabilir. Fakat finansal mühendisliğe ihtiyaç duymayan bir şirket varsa, o da AZ’dir.”

RBC Capital Markets analistleri, Bristol Myers’ın yeni kan inceltici ilacı milvexian için önemli klinik deneme sonuçlarının açıklanmasının yaklaştığını ve şizofreni ilacı Cobenfy’nin kullanım alanının genişletilmesinin de iki şirket arasındaki ürün yelpazesi sinerjisini belirsiz hale getirdiğini belirtti.

Birleşme görüşmelerinin ardındaki gerekçelerden biri, AstraZeneca’nın bu yılın başlarında önceki ADR programının yerine New York Borsası’nda doğrudan halka arz işlemini tamamlamasının ardından, kilit öneme sahip ABD pazarına daha fazla yaklaşma yönündeki stratejik isteği olabilir.

AstraZeneca’nın 2026 yılının ilk yarısındaki toplam satışlarının %42’sini ABD satışları oluşturdu ve şirket, büyüme hedeflerini gerçekleştirmek için açıkça ABD pazarını hedefliyor.

Öte yandan, New Jersey’nin Princeton kentinde bulunan Bristol Myers Squibb, son çeyrekte gelirlerinin %69’unu ABD pazarından elde etti.

Jefferies, odak noktasının muhtemelen daha da büyük bir onkoloji devi oluşturma potansiyeli üzerinde olacağını ve AstraZeneca ile Bristol Myers’ın birleşik kanser ilacı portföyünün sektördeki en geniş portföy olmasının, potansiyel olarak antitröst incelemesine yol açabileceğini belirtti.

Şirketlerin onkoloji, kardiyovasküler hastalıklar ve immünoloji alanlarında çakışmalar olsa da, ürün geliştirme programları büyük ölçüde birbirini tamamlayıcı nitelikte.

AstraZeneca katı tümörlerde daha güçlüyken, Bristol Myers Squibb ise kan kanserleri ve hücre tedavilerine daha fazla odaklanıyor.

Citi analistleri, birleşme görüşmeleriyle ilgili haberlerin doğru olması halinde, AstraZeneca’nın “sınıfının en iyisi” ürün yelpazesi göz önüne alındığında bunun bir “sürpriz” olacağını belirtti.

Bununla birlikte AstraZeneca, bir kalp hastalığı ilacına yönelik geç aşama klinik denemenin bu ayın başlarında hedefine ulaşamaması nedeniyle nadir görülen bir aksilik yaşadı.

Sonuçlar açıklanmadan önce yönetimin sergilediği güven göz önüne alındığında, bu durum yönetimin güvenilirliği konusunda bazı soru işaretleri doğurdu.

Buna rağmen çoğu analist, 80 milyar dolarlık satış hedefinin on yılın sonuna kadar ulaşılabilir olduğunu düşünmeye devam ediyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Zelenskiy büyükelçilere talimatı verdi: Herkes ülkeye silah getirecek

Yayınlanma

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, diplomatik misyon şefleriyle yaptığı yıllık toplantıda büyükelçilerin performansının artık sağladıkları askeri ve finansal desteğe göre ölçüleceğini açıkladı. Büyükelçilere bulundukları ülkelerden silah ve hava savunma füzesi temin etme talimatı veren Zelenskiy, Avrupa ortaklığıyla yürütülen FREYJA füze projesinin ve Drone Deal girişiminin yeni ayrıntılarını paylaştı

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, ülkenin dış diplomatik misyon şefleriyle gerçekleştirdiği yıllık toplantıda diplomasi anlayışında radikal bir değişime gidildiğini duyurdu.

Euractiv’in haberine göre Zelenskiy, büyükelçilerin başarısını belirleyen temel ölçütün bundan böyle Ukrayna’ya sağladıkları silah miktarı olacağını açıkladı.

Büyükelçilere protokol işlemlerini bir kenara bırakıp somut askeri yardıma odaklanmaları talimatını veren Zelenskiy, her diplomatın görev yaptığı ülkeden silah getirmesi ve hava savunma füzelerinin nereden tedarik edilebileceğini tam olarak bilmesi gerektiğini vurguladı.

Zelenskiy, büyükelçiliklerin performans göstergelerinin askeri teslimatlar ve finansal destek ekseninde yeniden yazılması çağrısında bulundu.

Askeri teçhizat ve savunma teknolojisi tedarikinin yalnızca askeri ateşelerin görevi olmadığını belirten Zelenskiy, bu sürecin doğrudan büyükelçilerin kendi diplomatik sorumluluğu haline geldiğini ifade etti.

Zelenskiy, diplomatik başarının düzenlenen toplantı sayıları veya sosyal medyadaki beğeni oranlarıyla değil; temin edilen silahlar, finansal kaynaklar ve alınan siyasi kararlarla ölçüleceğinin altını çizdi.

Konuşmasında Ukrayna’nın planlanan Avrupa anti-balistik füze projesi FREYJA hakkında da yeni ayrıntılar paylaşan Zelenskiy, bu çalışmayı ülkenin en iddialı fikirlerinden biri olarak tanımladı.

Tasarlanan girişim kapsamında Ukrayna, önleyici füze ile fırlatma sistemlerini üretecek; Avrupalı ortaklar ise radar, sensör ve diğer kritik teknolojileri sağlayacak.

Zelenskiy, şimdiden 10 ülkenin ve 12 savunma şirketinin katıldığı projenin yeni ortaklara açık kalmayı sürdürdüğünü kaydetti.

Kiev yönetiminin Drone Deal (İHA Anlaşması) girişimini de hızlandırdığını aktaran Ukrayna lideri, şu ana kadar dokuz ülkeyle anlaşma imzalandığını, 15 ülkeyle ise müzakerelerin devam ettiğini açıkladı.

Zelenskiy, oluşturulan bu çerçevenin Ukrayna savunma sanayisine her yıl düzenli finansman sağlayacağını, partner ülkelerin ise Ukrayna’nın muharebe sahasında test edilmiş teknolojilerine erişim elde ederek kendi güvenliklerini güçlendireceğini belirtti.

Güvenlik bürokrasisinde yeni atamalar

Zelenskiy, kabinede gerçekleştirdiği son revizyonun ardından güvenlik bürokrasisine yapılan iki yeni atamayı da duyurdu.

Eski Savunma Bakanı Rustem Umerov’un Ukrayna Dış İstihbarat Servisinin başına getirildiğini açıklayan Zelenskiy, bu görevlendirmenin diplomasiyi, savunma işbirliğini ve kilit ortaklarla yürütülen müzakereleri daha iyi koordine etmeyi sağlayacağını ifade etti.

Ukrayna Devlet Başkanı, İgor Klimenko’yu ise Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyinin yeni sekreteri olarak atadı. Konseyin, yaklaşan kış mevsimi öncesinde Ukrayna’nın direnç kabiliyetini koordine etmede daha büyük bir rol oynaması bekleniyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English