Bizi Takip Edin

Avrupa

Mühimmat üreticisi Nammo’nun CEO’su: Avrupa savaş hazırlığını artırmalı

Yayınlanma

Bölgenin en büyük silah üreticilerinden biri Nammo’nun başkanına göre, Ukrayna’daki çatışmalar daha da uzayacak gibi görünürken Avrupa’nın savaşa hazır hale gelmesi ve savunma sanayinin kritik makine ve elektriğe erişimine öncelik vermesi gerekiyor. 

Norveç ve Finlandiya hükümetlerinin ortak olduğu mühimmat üreticisi Nammo’nun CEO’su Morten Brandtzæg Financial Times’a (FT) verdiği demeçte Ukrayna savaşının üzerinden iki yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen siyasetçilerin ve toplumların hâlâ ‘barış modunda’ olduğunu, buna karşın savunma sanayinin büyük bölümünün ‘savaştaymış gibi’ üretim yaptığını söyledi.

Şirketler, Batının Ukrayna’yı desteklemesi nedeniyle tükenen ulusal stokları doldurmak için mühimmat, füze ve diğer silahların üretimini artırmaları yönünde yoğun baskı altında.

Brandtzæg, ihtiyaç duyulan benzeri görülmemiş yatırımlara yardımcı olmak için hem Brüksel’den hem de ulusal hükümetlerden gelen mali desteğe rağmen, endüstrinin hâlâ kritik üretim ekipmanlarına ve elektriğe erişimde sorunlarla karşı karşıya olduğunu söyledi. 

TikTok’un güç kapasitesini ’emmesi’ savunma sanayiini zorluyor

FT’ye verdiği bir röportajda Brandtzæg, “Savunma sanayiinden bazı şeylere olan talep, savaş üretimi için bir taleptir,” dedi. Nammo’nun en büyük fabrikasını genişletme planları, TikTok için kurulan yeni bir veri merkezinin bölgedeki tüm yedek güç kapasitesini kullanması nedeniyle geçen yıl durdurulmuştu.

Brandtzaeg, mevzuatın yokluğunda konunun henüz ‘yüzde 100 çözülmediğini’ söyledi ve “Çok fazla kedi videosu depoladığımız için savaşı kaybetmemiz söz konusu olamaz,” diye ekledi.

Brandtzæg, Avrupa’nın ABD’deki Savunma Üretim Yasasına benzer bir mevzuat üzerinde düşünmesi gerektiğini, bu yasanın başkana şirketleri özel sözleşmeler yerine devlet sözleşmelerine öncelik vermeye zorlama yetkisi verdiğini söyledi. 

CEO, “Belirli kriz dönemlerinde Avrupalı savunma üreticilerinin üretim ekipmanlarını satın almak için ilk erişime sahip olmalarını sağlayacak bir tür mevzuat olmalı mı? Bu ABD’de kanunla yapılıyor ama Avrupa’da düzenlenmiyor,” dedi ve bunun ‘geliştirebilecekleri bir alan’ olduğunu savundu.

“Endüstriyel kapasite savaşı içindeyiz”

Brandtzæg, sektörün bazen ‘üretim ekipmanı satın alma kuyruğunda dokuzuncu sırada olduğunu ve diğerlerinin ticari kullanım için satın aldığını’ söyledi.

Nammo, hem Norveç ve Finlandiya gibi ulusal hükümetlerden hem de AB’den barış zamanında on yılda yapacağı yatırıma eşdeğer 300 milyon avrodan fazla destek alacak. Ayrıca yılda yaklaşık 150 milyon avro da kendi sermayesinden yatırım yapıyor.

Avrupa’nın daha ileri gitmesi gerektiğini söyleyen Brandtzæg, “Benim görüşüme göre, daha fazla adım atmalıyız. Daha hızlı adım atmalıyız. İyi bir süreç başlattık ama daha hızlı koşmaya devam etmeliyiz. Endüstriyel bir kapasite savaşı içindeyiz,” diye ekledi.

Avrupa’nın en büyük mühimmat üreticilerinden biri olan Nammo, en büyük top mermilerinden tanklarda, savaş uçaklarında ve silahlarda kullanılanlara kadar her şeyi üretiyor. Roxel ile birlikte, roket ve füzeler için tahrik sistemleri olan ‘roket motorları’ üreten sadece iki Avrupalı üreticiden biri.

Ukrayna’nın füze talebi, roket motoru sıkıntısı yaratabilir

Ukrayna’nın artan füze talebi, roket motoru sıkıntısı yaşanabileceği endişesine yol açtı. Eskiden Raytheon Technologies olarak bilinen ABD savunma grubu RTX, geçen yıl roket motoru üreticisi Aerojet Rocketdyne’deki kapasite kısıtlamalarının Amerikan üretimini engellediği uyarısında bulundu. Sektördeki konsolidasyon ABD’de sadece iki şirket bıraktı: geçen yıl L3 Harris tarafından satın alınan Aerojet ve Northrop Grumman.

Brandtzæg, Nammo’nun ‘Batı dünyasındaki endüstriyel tabanı güçlendirmeye’ yardımcı olmak için ABD’deki üçüncü roket motoru tedarikçisi olma konusunda Pentagon ile görüşmelerde bulunduğunu söyledi.

Nammo’nun büyük şirketlerle de nasıl yardımcı olabileceği konusunda görüştüğünü, fakat şirketin bağımsız bir roket motoru tedarikçisi olarak kalmaya istekli olduğunu da sözlerine ekledi.

Avrupa

Muhafazakarlar İngiltere’de İşçi Partisinin seçim reformuna yükleniyor

Yayınlanma

İngiltere’de Muhafazakar Parti, İşçi Partisi lideri ve Başbakan Andy Burnham’ın seçim sistemi reformu vaadini hedef alarak yeniden iktidara gelmenin yollarını arıyor. Parti yönetimi İşçi Partisini vergi, kamu borcu ve göç politikaları üzerinden eleştirmeyi planlarken, Liz Truss döneminin sarsıntılarının seçmen güvenini zorlayabileceği belirtiliyor.

İngiltere’de 2024 yılındaki seçim yenilgisiyle 14 yıllık iktidarını kaybeden Muhafazakar Parti, İşçi Partisi lideri ve Başbakan Andy Burnham’ın seçim sistemi reformu vaadi ile sağ popülist Reform UK partisinin yaşadığı sorunları fırsata çevirerek yeniden hükümete gelmeyi planlıyor.

Bloomberg’in Muhafazakarların pozisyonuna vakıf kaynaklara dayandırdığı habere göre parti, konumunu bu başlıklar üzerinden güçlendirmeyi amaçlıyor.

Bloomberg’e konuşan bir kaynak, Muhafazakarların İşçi Partisini uygulanabilir bir ekonomi programından yoksun olmakla suçlama taktiğine döneceğini söyledi.

Bu doğrultuda İşçi Partisi hükümetinin vergileri, kamu borçlanmasını ve göçü artırma planlarının hedef alınması hedefleniyor.

Ekonomi mirası parti içinde güven tartışması başlattı

Muhafazakar Parti içinde, ekonomi odaklı eleştirilerin inandırıcılığı konusunda çekinceler de dile getiriliyor.

Habere göre partililer, 6 Eylül ile 25 Ekim 2022 tarihleri arasında başbakanlık yapan Liz Truss döneminden kalan mirasın bu söylemi zayıflatabileceğini kabul ediyor.

Truss hükümetinin açıkladığı mini bütçe, tahvil piyasasında sarsıntıya yol açmış ve konut kredisi faizlerini hızla yükseltmişti.

Bazı parti temsilcileri, seçmenin Muhafazakarlara güvenini yeniden kazanmanın birden fazla genel seçim dönemi alabileceğini savunuyor.

Partideki diğer isimler ise Burnham’ın hamlelerinin iktidara dönüşü hızlandıracağı görüşünde.

Muhafazakar Partili bir yetkili, yeni İşçi Partisi liderinin İngiltere’deki seçim sistemini değiştirme vaadini ciddi bir hata olarak nitelendirdi.

Bu görüşe göre Muhafazakarlar, Burnham’ın getirmek istediği reformların çoğunluk hükümetlerine imkan tanıyan iki partili sistemi tasfiye edeceğini ve sol partilerin yer aldığı kalıcı koalisyonlara zemin hazırlayacağını savunacak.

Öte yandan Muhafazakar Parti, Nigel Farage’ın liderliğindeki Reform UK partisi ile herhangi bir seçim ittifakı kurma ihtimalini dışlıyor.

İngiltere’de Boris Johnson liderliğindeki Muhafazakar Parti, Aralık 2019 genel seçimlerinde oyların yüzde 43,6’sını alarak Avam Kamarasında 365 sandalye kazanmış ve 80 sandalyelik çoğunluk elde etmişti.

Ülke, Johnson başbakanlığında Ocak 2020’de Avrupa Birliği’nden resmen ayrıldı.

Johnson’ın 2022 yılındaki istifasının ardından sırasıyla Liz Truss ve Rishi Sunak başbakanlık görevini üstlendi. Truss iki aydan kısa süre görevde kalırken Sunak, hükümeti 5 Temmuz 2024’e kadar yönetti.

4 Temmuz 2024 seçimlerinde Muhafazakarların sandalye sayısı 121’e, oy oranı yüzde 23,7’ye geriledi; Keir Starmer liderliğindeki İşçi Partisi ise 411 sandalye kazanarak iktidara geldi.

Temmuz 2026’da İşçi Partisinin başına geçen Andy Burnham, Starmer’ın istifasının ardından başbakanlık koltuğuna oturdu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Kutup rotasındaki deniz trafiği bir ayda yüzde 46 arttı

Yayınlanma

Financial Times’ın haberine göre Kuzey Deniz Rotası’ndaki deniz trafiği eylülde bir önceki aya göre yüzde 46 artışla 133 sefere çıktı. Husilerin Kızıldeniz’deki saldırıları ve buzulların erimesi, Çin ile Güney Kore merkezli şirketleri geleneksel hatlara kıyasla süreyi 16 güne kadar kısaltan kutup güzergahına yönlendiriyor.

Kuzey Kutbu’ndaki buzulların erimesi ve Ortadoğu’daki deniz yollarında yaşanan aksamalar, Kuzey Deniz Rotası’na ilgiyi belirgin şekilde artırdı.

Financial Times (FT) gazetesinin Lloyd’s List Intelligence verilerine dayandırdığı haberine göre, eylül ayında bu rota üzerinden 133 sefer yapıldı.

Bu sayı, ağustos ayına kıyasla yüzde 46 artış gösterirken 2022 yılının verilerini dörde katlayarak rekor seviyeye ulaştı.

Gazete, yapılan seferlerin neredeyse yarısının Rus bayraklı gemilerce gerçekleştirildiğini belirtti.

Kızıldeniz ve Ortadoğu’daki aksamalar nedeniyle Avrupa pazarına yönelik alternatif güzergah arayışına giren Çinli taşımacılık şirketleri de bu hattı tercih eden aktörler arasında yer alıyor.

Deniz taşımacılığındaki artış, kutup denizlerindeki buz örtüsünün gerilemesi ve geleneksel ticaret yollarındaki risklerle doğrudan bağlantılı görülüyor.

Kızıldeniz girişindeki Babülmendep Boğazı’nda Yemenli Husilerin yarattığı tehlike temel gerekçeler arasında gösteriliyor.

Lloyd’s List denizcilik analitiği ve araştırma direktörü Bridget Diakun, resmi makamların ve taşımacılık şirketlerinin jeopolitik sarsıntılardan daha az etkilenen hatlara yöneldiğini aktardı.

Kızıldeniz’e kıyasla 16 gün zaman kazandırıyor

Çin’e ait “Dubai Tower” adlı konteyner gemisi eylül ayında Çingdao limanından Britanya’daki Felixstowe kentine Kuzey Kutbu üzerinden 24 günde ulaştı.

Gazete, Süveyş Kanalı veya Ümit Burnu üzerinden yapılacak bir yolculuğun en az 40 gün süreceğini kaydetti.

Aynı şirkete bağlı bir başka gemi ise 27 Eylül’de Ningbo’dan Felixstowe’a gitmek üzere kutup rotasına girdi.

Buz örtüsünün mevsimsel olarak en düşük seviyeye indiği eylül ayları, gemilerin buzkıran olmadan geçişine imkan tanıdığı için bölgedeki en yoğun dönemi oluşturuyor.

Asyalı şirketler rotaya yöneliyor

Rusya’nın kuzey kıyıları boyunca uzanan Kuzey Deniz Rotası’nın altyapı işletmeciliğini, deniz trafiğini düzenlemekten ve tesisleri geliştirmekten sorumlu olan Rusya Devlet Atom Enerjisi Kurumu (Rosatom) yürütüyor.

Gemilerin geçiş izinleri kurum bünyesindeki GlavSevmorput tarafından veriliyor.

Rosatom Genel Müdürü Aleksey Lihaçov, ağustos ayında Çinli Sealegend Shipping şirketine yedi gemi için geçiş izni sağlandığını bildirdi.

Şirket, buz koşullarının elvermesi halinde ağustos ile ekim ayları arasında Çin ile Avrupa arasında sekiz sefer planladı. Lihaçov, planın seyir sezonu boyunca haftalık seferler içerdiğini ifade etti.

Güney Kore de Kuzey Deniz Rotası’na ilgi duyan ülkeler arasında. Reuters’ın ağustos tarihli haberine göre, PanStar Acro adlı konteyner gemisiyle Busan’dan Avrupa’ya kutup üzerinden ilk ticari seferin hazırlıkları yapıldı.

Felixstowe, Rotterdam ve Gdansk limanlarını kapsayan yolculuğun 40 ila 45 gün sürmesi öngörülürken Güney Koreli yetkililer kutup güzergahının seyahat süresini yaklaşık yüzde 35 kısalttığını hesaplıyor.

Lihaçov, nisan ayındaki açıklamasında Rosatom’un 2026 yılında Kuzey Deniz Rotası üzerinden taşınan kargo miktarında 40 milyon tonu aşmayı hedeflediğini duyurmuştu.

Taşınan kargo miktarı son iki yılda 37 milyon tonun üzerinde seyretti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

500’ü aşkın Avrupalı eski diplomat, AB’den İsrail’e karşı yaptırım istedi

Yayınlanma

Aralarında dört eski başbakanın da yer aldığı 500’den fazla Avrupalı eski bakan ve diplomat, İsrail’in yerleşim politikalarına karşı AB’yi acil yaptırım uygulamaya çağırdı. E1 projesinin iki devletli çözümü bitireceği uyarısını yapan imzacılar, yasa dışı yerleşimlerle ticaretin yasaklanmasını ve 12 Ekim’deki AB Dışişleri Konseyi toplantısında bağlayıcı adımlar atılmasını istedi.

Aralarında dört eski başbakanın da yer aldığı 500’ü aşkın Avrupalı eski bakan, büyükelçi ve kıdemli yetkili, Avrupa Birliği’ne (AB) Filistin topraklarındaki İsrail yerleşimlerinin genişlemesine karşı acil önlem alma çağrısı yaptı.

İmzacılar, İsrail hükümetinin Batı Şeria’yı ikiye bölerek iki devletli çözüm olasılığını ortadan kaldıracak E1 yerleşim projesinin ilk aşamasına ilişkin inşaat ihalelerini duyurmasının an meselesi olduğu uyarısını dile getirdi.

Finansal kurumlara yaptırım ve ticaret yasağı talebi

Avrupa Komisyonu’na seslenen kıdemli diplomatlar ve siyasetçiler, E1 başta olmak üzere yasa dışı yerleşimleri destekleyen tüm finans kuruluşları ile hizmet sağlayıcılara karşı gecikmeksizin yaptırım önerilmesini istedi.

Girişim metninde, AB ile bu yerleşimler arasındaki ticareti engelleyecek yasal düzenleme tekliflerinin sunulması çağrısı yer aldı. İmzacılar ayrıca, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın ticari hükümlerinin askıya alınmasını öngören ve uzun süredir bekletilen taslakların ilerletilmesini talep etti. Girişimde, kararların 12 Ekim’deki AB Dışişleri Konseyi toplantısında alınması gerektiği vurgulandı.

“AB ve üye ülkelerin harekete geçme zamanı”

AB organları ile üye ülke hükümetlerinin AB Kurucu Antlaşmaları ve uluslararası hukuk kapsamındaki açık yükümlülüklerine uygun davranmak zorunda olduğuna dikkat çekildi.

Açıklamada, ortak tedbirlerin kabul edilmesini engelleyen Almanya, İtalya ve diğer ülkelerin sergilediği tutumların doğurduğu AB içi bölünmelerin aşılması gerektiği kaydedildi.

Acil eylem çağrısı; Gazze’de yetersiz yardım sevkiyatı ve durma noktasına gelen yeniden imar faaliyetleri eşliğinde süren sivil can kayıpları ile ağır insani koşullara, Batı Şeria’da ise tırmanan yerleşimci şiddetine, toprak gasplarına ve Filistinlilerin aralıksız sürgün edilmesine işaret edilerek yapıldı.

Açıklama, “AB ve üye devletlerin harekete geçme zamanı kesinlikle gelmiştir” ifadesiyle son buldu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English