Avrupa
Ürün yerleştirme olimpiyatları sona eriyor

Kolombiyalı yazar Gabriel García Márquez, Doğu Avrupa’da Yolculuk kitabında, savaşın ardından çıktığı bölge seyahatinde Sovyetler Birliği’ne de uğrar. Yıkıma uğramış ülkenin yurttaşları ile konuşurken, biraz da snobca, bu diyarda yaşayanların “reklam” diye bir şeyden haberdar olmadıklarını öğrenerek şaşırır. Işıltılı pazarlama teknikleri, Sovyet düzeninde bilinmemektedir.
Aynı Márquez’i ve “Homo Sovieticus”u bugüne getirip Paris Olimpiyatları’nın orta yerine bıraksaydık, acaba ne hissederlerdi?
Olimpiyat oyunları, 20. yüzyılda büyük oranda amatör sporcuların maharetlerini gösterdikleri bir platformdu. Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC), amatörlük kriterlerini 70’li yıllarda esnetirken, 1988 itibariyle profesyonel atletlerin de müsabakalarına katılmasına izin veriyordu.
IOC, profesyonel oyuncuların oyunlarda yarışmasına izin vermenin dünyanın en büyük yıldızlarını çekmeye yardımcı olduğunu ve olimpiyatların ticari beklentilerini geliştirdiğini söylüyordu.
Pazarlama şaheseri olarak “Rüya Takım”
Nitekim bunun en büyük meyvesi, 1992 Barselona Olimpiyatları’na damga vuran ABD basketbol takımı “Dream Team” (Rüya Takım) ile alındı. Ünlü NBA oyuncuları Michael Jordan, Magic Johnson, Larry Bird gibi efsanelerin yer aldığı kadro ile birlikte, Amerikan sporlarının “incilerinden” basketbol ve NBA, büyük bir küreselleşme hamlesi başlatıyor ve bunun için olimpiyatları kullanıyordu. 1972’de Sovyetler Birliği’ne tartışmalı bir finalde kaybeden ve o güne kadar kolej oyuncuları ile basketbol yarışına katılan ABD, lejyonerlerini parkeye sürüyordu.
Bugün, Paris Olimpiyatları’nda, on üç NBA oyuncusu Paris’te en çok kazanan 20 sporcu arasında yer alırken, golfçüler ve tenisçiler geri kalanı dolduruyor.
Bu oyuncuların ülkelerini temsil etmek için daha fazla para alıp almadığını merak ediyor olabilirsiniz. Hemen cevap verelim: Hayır, basketbolculara NBA, Uluslararası Olimpiyat Komitesi ya da ABD Olimpiyat ve Paralimpik Komitesi tarafından bazı masrafları karşılamak için verilen burs dışında herhangi bir ödeme yapılmıyor.
Bu oyuncular esas parayı Nike, Under Armour, Adidas ve diğerleriyle yaptıkları ayakkabı sözleşmelerinden elde ettikleri bonuslardan kazanıyorlar.
Spor ayakkabısı şirketlerinin basketbolcu anlaşmalarında “bonusları” var çünkü olimpiyatlara katılım markalarını küresel bir ölçeğe taşıyor.
Örneğin Nike gelirlerinin %58’ini Kuzey Amerika dışında elde ederken, Adidas %76’sını, Under Armour ise %39’unu elde ediyor.
İmzalı spor ayakkabılara sahip oyuncular da telif hakkına sahip oldukları için artan satışlardan faydalanabiliyorlar.
“Rüya Takım” markasının tanıtılmasına yardımcı olan eski NBA uluslararası yöneticisi Terry Lyons’a göre, 1992 ve 1996 olimpiyatlarındaki ABD basketbol takımı lisanslı ürünlerden para kazandı, fakat oyuncular gelirleri hayır kurumlarına bağışladı.
Aralarında Dwyane Wade ve Ray Allen’ın da bulunduğu birçok eski yıldız oyuncu, daha önce NBA oyuncularının olimpiyat basketbol takımına seçildiklerinde elde edilen paradan pay almaları gerektiğini dile getirmişti.
Yine de Olimpiyatlar nihayetinde daha fazla küresel görünürlük için bir platform sağlıyor ve bu da daha değerli ciro anlaşmaları yoluyla daha büyük saha dışı anlaşmalara yol açıyor.
Nike, ABD Olimpiyat takımının kıyafet tedarikçisi ve USA Basketball’un uzun süredir sponsoru olarak oyunlarda her yerde bulunuyor. Olimpiyatlardaki resmi rolü Nike’a Oyunlar sırasında yıldızlarını pazarlama konusunda daha fazla serbestlik sağlıyor ve şirketin yöneticileri USA Basketball ile birlikte seyahat ediyor.
ABD takımında dokuz Nike veya Jordan sporcusu yer alırken, Under Armour (Stephen Curry), Adidas (Anthony Edwards) ve Skechers (Joel Embiid) da ayakkabı listesinde yer alıyor.
Küresel pazarlama mekanı olarak olimpiyat oyunları
Curry Markası pazarlama müdürü Nana Dadzie bir röportajında, “[Olimpiyatlar] tüm dünyanın donup kaldığı bir fırsata sahip olduğunuz en büyük anlardan biridir ve ister yeni bir ayakkabı ister yeni bir renk olsun, dünyanın görmesi için bu fırsattan yararlanalım,” diyordu.
Üstelik Nike dışındaki markaların ABD basketbolcularını pazarlaması, olimpiyatların “en iyi olimpiyat ortaklarının haklarını korumak için” yürürlükte olan yönergeleri detaylandıran Kural 40 nedeniyle şu anda kısıtlanmış durumda.
Forbes’a göre Amerikan takımının kaptanı LeBron James’in tahmini serveti 1,2 milyar dolar. ABD basketbol takımının toplam değeri ise 2,5 milyar dolara yaklaşıyor.
“Kâr amacı gütmeyen” altın yumurtlayan tavuk olarak IOC
Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC), merkezi İsviçre’nin Lozan kentinde bulunan ve kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu.
Gelirinin %91’ini yayın hakları (%61) ve sponsorluk (%30) satışlarından elde ediyor. 2021’de Tokyo Olimpiyatları ile sona erecek olan son dört yıllık Kış ve Yaz Oyunları döngüsünün geliri 7,6 milyar dolardı.
IOC, gelirinin %90’ını spora geri döndürdüğünü, fakat sporcuların doğrudan sadece küçük bir dilim aldığını söylüyor. IOC 2019 yılında yaklaşık 190 milyon İsviçre Frangı (yaklaşık 200 milyon dolar )maliyetle yeni bir genel merkez açtı. Olimpiyatların düzenlenmesi için gereken faturanın büyük kısmını ev sahibi ülkeler üstleniyor.
Tokyo Oyunları’nın maliyeti resmi olarak 13 milyar dolar olarak açıklanmıştı. Yarısından fazlası Japon devlet kurumları tarafından karşılandı. Olimpiyat maliyetlerini takip etmek zor fakat Japon hükümetinin yaptığı bir denetim, gerçek maliyetlerin listelenenin iki katı olabileceğini öne sürmüştü.
Sporcuların fon sorunu
Amerikan basketbol takımı ve golfçüler bu paralara hükmederken, olimpiyatlara katılan birçok sporcu için esas mesele antrenman ve masrafların nasıl karşılanacağı.
El Cezire’de yer alan bir habere inanacak olursak, pek çok sporcu Olimpiyat yolculuklarını finanse edebilmek için GoFundMe gibi platformlara başvuruyor.
Bu yüksek seviyedeki sporcular için antrenman yapmak tam zamanlı bir iş. Fakat çoğu olimpiyat adayı tüm bu çabalar için kendi masraflarını karşılamak zorunda olduğundan, çalışmak ya da yarışmak arasında seçim yapmak neredeyse imkansız bir durum.(*)
Sadece seçkin birkaç kişi kazançlı bir kurumsal ortaklık kurabiliyor. Örneğin Allianz Life Insurance Company sadece beş Olimpiyat ve Paralimpik sporcuya (engelliler için düzenlenen oyunlar) sponsorluk yapıyor.
Olimpiyatlar için antrenman yapan sporculara ücret ödenmiyor. Fakat oyunlara katılmaya hak kazandıklarında sınırlı burs olanakları var ki bu da başlı başına uzun soluklu bir çaba. Ücretler değişkenlik gösterse de, bazıları ayda birkaç yüz dolara kadar düşüyor. Bu küçük miktarların ötesini sporcular “cepten yemek” durumunda.
El Cezire’nin aktardığına göre, tüm olimpiyat sporcularının yüzde 90’ından fazlası, oyunlardan önce yarışma ücretleri ve üyelik aidatları için 21.700 dolara kadar harcama yaptıklarını bildirdi. Bugünün kuruyla yaklaşık 730 milyon TL’ye tekabül ediyor bu miktar. Tüm ABD’li olimpiyatçıların dörtte birinden fazlası yıllık toplam gelirlerinin 15.000 dolardan az olduğunu bildirmişken, çok daha yoksul ülkelerin sporcuların ne halde olduğunu varın siz hesap edin!
2020’de ABD Kongresi tarafından atanan bağımsız komisyon ABD Olimpiyatları ve Paralimpiklerin Durumu Komisyonunun raporuna göre, Olimpiyat sporcuları yaralanmalar nedeniyle cepten 9.200 dolar harcadıklarını ve yalnızca yüzde 16’sının geri ödendiğini açıkladı.
Mali kısıtlamalar olimpiyat sporcularını, özellikle amatörleri etkiliyor fakat profesyonel atletizm liglerinde yarışanlar gibi diğer üst düzey sporcuları etkilemiyor. Amerikan futbolu gibi sporlarda, resmi bir maçta oynamayan oyuncular bile iyi para alıyor.
Ulusal Futbol Ligleri’nin en son toplu iş sözleşmesine göre, profesyonel Amerikan futbolunda bu yıl antrenman kadrosunda yer alan bir oyuncu için asgari ücret haftalık 16.800 dolar. Major League Baseball’da ise alt liglerdeki oyunculara 2024 sezonu için en az 60.300 dolar ödeniyor.
Kanada örneği: Summer McIntosh, Sarah Mitton’a karşı
Kanadalı 17 yaşındaki fenomen yüzücü Summer McIntosh, Paris Olimpiyatları’nda 3 altın 1 gümüş madalya ile adından söz ettirdi.
Çarşambanın gelişi perşembeden belliydi: Nisan ayındaki 800 metre serbest dünya şampiyonasında McIntosh, 13 yıldır yenilmeyen ABD’li büyük yüzücü Katie Ledecky’i geride bırakarak tüm dünyaya sürpriz yapmıştı.
McIntosh’un antrenörü Brent Arckey, Sarasota Sharks isimli ünlü yüzme okulunun baş antrenörü ve CEO’su (evet, o da CEO). McIntosh, Greg McIntosh ve eski Kanada Olimpiyat takımı yüzücüsü Jill Horstead’in kızı. Ablası Brooke ise bir çift patenci. Yani “ağzında gümüş kaşıkla” doğanlardan.
Bir başka Kanadalı atlet, Sarah Mitton ise 2023 Dünya Atletizm Şampiyonası’nda madalya kazanmadan üç ay önce YouTube’da yaşadığı mali zorlukları anlatıyordu.
27 yaşındaki sporcu Nova Scotia’nın küçük bir kasabasında büyümüştü ve gülle atma dalında yarışmak için dünyayı dolaşıyordu. “Seyahat masraflarımız çok çok yüksek,” diyordu Mitton: “Kadınlar gülle atma sponsorluk tarafında biraz az temsil ediliyor, bu yüzden aradaki farkı kapatmanın yollarını bulmak için başka şekillerde mücadele ediyorum.”
Mitton 2024 Olimpiyatları için Paris’te, maddi sıkıntı çeken onlarca Kanadalı sporcuyla birlikte yarışıyor ve bu yazı yazıldığı sırada finale kalmıştı.
Kanada’da bir sporcu, hükümetin Sporcu Yardım Programı (AAP) aracılığıyla bir kart aldığında, statüsüne bağlı olarak aylık 1.060 ila 1.765 dolar arasında bir ödenek almaya hak kazanıyor.
Sport Canada tarafından kartlandırılması onaylanan bazı sporcular için öğrenim ve ek mali destek de mevcut. En son Olimpiyat/Paralimpik Oyunlarında veya dünya şampiyonalarında madalya kazanan sporcular için ayda 500 dolara kadar ekstra yaşam ve eğitim ödeneği de mevcut.
Sport Canada’nın 2019-20 Yüksek Performanslı Sporcuların Durumu raporuna göre, sporcuların yüzde 75’i AAP’nin en yaygın mali destek kaynağı olduğunu söyledi. Rapora göre, 2014 ve 2009 yıllarında da durum böyleydi ve bunu aile ve/veya il programlarına güven takip ediyordu.
Bu yılın başlarında, CAN Fund’a yaptıkları fon başvurusunun bir parçası olarak 905 sporcu bir anket doldurdu. Sonuçlar ne oldu? Yaz sporu yapan 65 sporcunun yıllık ortalama net geliri -23.142 ila 5.260 dolar arasında değişiyordu!
Kanadalı dalgıç Margo Erlam ve engelli koşucu Mariam Abdul-Rashid gibi bazı sporcular GoFundMe gibi internet sitelerinde kitlesel fonlama kampanyalarına yöneldi. Abdul-Rashid, bağışların seyahatten ekipmana, giriş ücretlerinden yiyeceğe kadar her konuda yardımcı olacağını söyledi.
Madalya alanların durumu: İç güveysinden hallice
Pek çok olimpiyat sporcusu oyunlarda geçirdikleri zamanın karşılığını almazken, madalya kazananlar fena olmayan kazançlar elde ediyor.
Paris Olimpiyatları’nda altın madalya sahibi ABD’liler 37.500 dolar, gümüş madalya sahibi 22.500 dolar ve bronz madalya sahibi 15.000 dolar kazanıyor.
Öte yandan bu, üçüncü sırada yer alan sporcuların, bir kişi için mevcut ABD federal yoksulluk sınırından daha az kazandığı anlamına geliyor. ABD’de kira ödeyebilmek için, altın madalya kazanan bir kişinin en az kazandığının iki katından fazlasını kazanmanız gerekiyor.
ABD, diğer ülkelerle karşılaştırıldığında olimpiyat para ödülleri için oldukça düşük ödeme yapıyor. Son olimpiyat oyunları sırasında İtalya altın madalya kazananlara 213.000 dolar teklif etmişti. Singapur ise birinciler için 737.000 dolara eşdeğer bir ödeme yaptı.
Singapur Paris Olimpiyatları’nda çıtayı yükseltti ve birincilik kazananlara 1 milyon dolar para ödülü vereceğini açıkladı.
Fakat önceki oyunlara bakıldığında, Singapur tarihinde sadece bir altın madalya sahibi çıkardığı için pek de zararda sayılmaz…
Tayland’da altın madalya kazanan sporcular ömür boyu aylık maaş alıyor ve bu da rekabetçi günleri sona erdikten çok sonra bile finansal güvence sağlıyor. Benzer şekilde Filipinler de nakit ikramiye ve gayrimenkul avantajlarının bir karışımını sunuyor. Ülkenin ilk Olimpiyat altın madalyalı sporcusu Hidilyn Diaz sadece 660.000 dolar nakit para değil, aynı zamanda bir ev ve birkaç apartman dairesi de aldı.
Bazı sporcular için Olimpiyat podyumu eğitim ve istihdam fırsatlarına kapı açıyor. İtalya gibi ülkelerde madalya kazanan sporcular, genellikle ordu veya polis teşkilatı bünyesinde iş garantisi alıyor. Bu, spor günleri sona erdikten sonra istikrarlı bir kariyer yolu sağlarken, spor sonrası hayata yumuşak bir geçiş sunuyor.
Macaristan biraz daha farklı bir yaklaşım benimseyerek madalya kazanan sporculara üniversite eğitimine ücretsiz erişim imkanı sunuyor. Bu avantaj, sporcuların harç yükü olmadan yüksek öğrenim görmelerine olanak tanıyarak onları sporun ötesinde bir geleceğe hazırlıyor.
Paraya para demeyenler de var: 1 – Uluslararası Olimpiyat Komitesi ve ulusal komiteler
Öte yandan olimpiyat oyunları kimileri için büyük bir para kazanma aracı.
Her oyun sırasında, Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) bilet satışlarından, reklam satışlarından ve diğer kalemlerden elde edilen gelirleri bir havuzda topluyor.
IOC kendi payını aldıktan sonra bunun bir kısmı ev sahibi şehirlere ve her ülkenin kendi komitesi de dahil olmak üzere ortak kuruluşlara geri dağıtıyor.
Bu, teoride ABD Olimpiyat ve Paralimpik Komitesi gibi kuruluşların geliri bölüp eğitim programlarına ve sporculara dağıttığı zaman.
Ama işler böyle yürümüyor. Bu ulusal olimpiyat komitelerindeki yöneticiler aslan payını kendilerine ayırıyor.
Örneğin ABD Olimpiyat ve Paralimpik Komitesi CEO’su (yanlış okumuyorsunuz, o bir CEO!) Sarah Hirshland, en son Kış Olimpiyat Oyunlarının düzenlendiği 2022 yılında 1,1 milyon dolardan fazla kazandı. Bu arada, ABD Olimpiyat komitesinin net geliri 61.6 milyon dolardı. Organizasyonun 2022 mali açıklamalarına göre, kayıtlardaki en yüksek ikinci gelir…
Bu rakam, 104,6 milyon dolar net gelir getiren Tokyo 2021 oyunlarının ardından ikinci sırada yer alıyor. Karşılaştırmak gerekirse, Rio De Janeiro oyunlarının yapıldığı 2016 yılında bu meblağ 78,5 milyon dolardı (enflasyondan arındırıldığında 88,9 milyon dolara denk geliyor).
Paraya para demeyenler de var: 2 – Yayıncılar
Etkinlikler yayıncılar için de çok para kazandırıyor.
ABD’de NBC, oyunların özel yayın haklarını elinde bulunduruyor. Medya şirketi oyunlardan önce en az 1,2 milyar dolarlık reklam satışı gerçekleştirdiğini açıkladı.
Olimpiyatların 2032 yılına kadar yayın haklarını elinde bulunduran yayıncı kuruluş rekor gelir bekliyor.
Şirket, oyunlar için dünyadaki en büyük anlaşma olan yayın hakları anlaşmasını 2032 yılına kadar yenilemek için 7,65 milyar dolar ödedi.
Bu rakam, diğer yayıncıların özel yayın haklarına sahip oldukları diğer yüksek profilli etkinlikler için elde ettikleri gelirden önemli ölçüde daha yüksek. Örneğin CBS, Amerikan futbolunun en önemli etkinliği olan Super Bowl için 635 milyon dolarlık rekor bir gelir elde etmişti.
Paraya para demeyenler de var: 3 – Sponsorlar
Reuters’in bildirdiğine göre NBCU Olimpiyat ve Paralimpik Satış Başkanı Dan Lovinger, IOC sponsorlarının reklam harcamalarının 2021’de Tokyo’da düzenlenen bir önceki yaz olimpiyatlarına kıyasla %18 arttığını söyledi.
Aralarında Bridgestone, Coca-Cola, Intel, Samsung, Visa, Toyota ve Procter & Gamble gibi büyük markaların da bulunduğu IOC sponsorları, ünlü olimpiyat halkalarını pazarlama materyallerinde kullanma hakkı için tahminen 100 milyon dolardan fazla ödeme yapıyor.
Mart 2020’de NBCU (NBCUniversal), Tokyo Yaz Olimpiyatları için 1,25 milyar dolarlık reklam sattığını açıkladı. Medya şirketi, pandemi nedeniyle oyunların bir sonraki yıla ertelenmesi üzerine satış sürecini yeniden başlattı.
NBCU’nun Olimpiyatlar sırasında ilk kez markaların reklamlarından 350 milyon dolar gelir elde ettiğini belirten Lovinger, oyunları destekleyen reklamverenlerin sayısındaki artışın olimpiyatlar için olumlu olduğunu sözlerine ekledi.
Oyunların ticarileşmesinde son aşama: Ürün yerleştirme
Financial Times’ta (FT) yer alan habere göre LVMH, Samsung ve Coca-Cola, ürünlerinin olimpiyatların daha önce reklamsız olan bölümlerine sponsorlu olarak yerleştirilmesini sağlayarak Paris Oyunları’nın organizatörleri tarafından benzeri görülmemiş bir ticarileştirmeye işaret etti.
Kazanan sporculara Louis Vuitton tepsilerinde taşınan madalyalarını aldıktan sonra selfie çekmeleri için Samsung akıllı telefonlar hediye edilirken, bazı ülkelerden yarışmacılar açılış töreni sırasında Coca-Cola su markasının altın renkli şişelerini taşıdı.
FT bile, sponsorların markalarının öne çıkarılmasının, daha önce etkinlik ve törenleri izleyenlerin çok az ticari marka görebildiği ya da hiç göremediği olimpiyatlar için bir ilk olduğunu yazma ihtiyacı duyuyor.
Aralarında Coca-Cola ve Samsung’un da bulunduğu 16 küresel şirketten oluşan bir grup, kış ve yaz etkinliklerini kapsayan bir dönem olan 2017-2021 aralığı için dünya çapında özel pazarlama hakları için 2,3 milyar dolar ödedi.
Bu rakam bir önceki aralık için ödenen miktarın iki katından fazla; mevcut döngü için ödenen rakam ise bilinmiyor.
FT’ye göre ürün yerleştirme hamlesi bazı spor yetkilileri arasında tartışma yarattı ve oyunların reklamsız geleneklerini koruyup korumayacağı ya da stadyumlardan formalara ve oyun alanına kadar her şeyin marka taşımak için adil bir oyun olarak görüldüğü diğer küresel spor etkinliklerini takip edip etmeyeceği konusunda tartışmaları tetikledi.
IOC eski pazarlama direktörü Michael Payne, olimpiyat markasını korumak ile ürün yerleştirme konusunda her zaman “sınırları zorlamak” isteyen sponsorlar için yeni fırsatlar yaratmak arasında “çok ince bir çizgi” olduğunu savunuyor.
Payne, LVMH’nin en büyük markası olan Louis Vuitton tarafından üretilen mayoların açılış töreni sırasında birkaç dakika süren bir sekansta öne çıkmasının bazı IOC üyelerini şaşırttığını söylüyor.
Fakat spor kuruluşu USA Fencing’in CEO’su (evet, yine…) Phil Andrews, Paris Oyunları organizatörlerinin mali nedenlerle daha fazla pazarlamaya izin vermeleri gerektiğini düşünüyor.
IOC ve Uluslararası Paralimpik Komitesi’nin “şehirlerin ve vergi mükelleflerinin Oyunlara ev sahipliği yaparken büyük mali sonuçlarla karşı karşıya kalmamaları için gereken erişimi ve finansmanı sağlamak üzere” sponsorlara ihtiyacı olduğunu ileri sürüyor.
Aralarında LVMH’nin de bulunduğu diğer sponsorlar, ev sahibi şehir için yerel ortak olarak imza attı. Fransız lüks mallar grubu, Paris Oyunları’nın son ve en önemli ulusal sponsoru olarak organizasyon komitesinin bütçesine 150 milyon avro destek sağladı.
“Zafer selfie’si”: Bu sevinç, Samsung sayesinde evinize girmektedir
Resmi zafer selfie’si Paris Oyunları’ndaki en yeni uygulama.
Kazanan ülkenin milli marşı çalındıktan sonra bir yetkili madalya kazananların fotoğraf çekmesi için üzerinde olimpiyat markası bulunan Samsung kapaklı bir telefon getiriyor.
Samsung FT’ye yaptığı açıklamada madalya töreni yerleştirmesi için ek bir ücret ödemediğini fakat şirketin geçen yıl IOC ve Paris 2024 ile bu konuyu görüşmeye başladığını söyledi.
Bir sözcü, Paris’ten sonra, “IOC’nin desteğiyle, gelecekteki oyunlar için yenilikçi aktivasyon fırsatlarını keşfetmeye devam edeceğiz,” dedi.
Louis Vuitton Oyunları
Süreç hakkında bilgi sahibi bir kişiye göre, anlaşmanın ana bölümleri LVMH’nin CEO’su ve hakim hissedarı Bernard Arnault, IOC başkanı Thomas Bach ve Paris 2024 organizasyon komitesi başkanı ve eski bir olimpiyat kano şampiyonu olan Tony Estanguet arasında Aralık 2022’de Paris’te yapılan bir toplantıda kararlaştırıldı.
Söz konusu kişi, Temmuz 2023’te açıklanan sözleşmenin, grubun daha sonra açılış töreninin yaratıcı ekibiyle birlikte üzerinde çalıştığı Louis Vuitton gövdeli açılış töreni sekansı da dahil olmak üzere ortaklığın tüm noktalarını kapsadığını söyledi.
Sözleşmede ayrıca madalyaların tasarlanması, taşınması için tepsilerin sağlanması ve madalya takdim edenlerin giydirilmesi de yer alıyordu.
Gerçekten de, Olimpiyatların açılış seremonisinde, meşale turu LVMH’ye ait birkaç otelde durdu, açılış törenindeki ana sanatçılar özel Dior giydi ve şirket diğer faaliyetlerin yanı sıra VIP mekanları için tüm alkolü sağladı.
Gruba yakın bir başka kişi, Arnault’nun açılış töreninden ve LVMH’nin bu törende öne çıkmasından “çok memnun” olduğunu söyledi.
Kano şampiyonu Estanguet bu ayın başlarında yaptığı açıklamada ev sahibi komitenin “yüzde 95’i özel parayla finanse edilen bir kuruluş olduğunu … ve Paris 2024’ün premium ortağı olarak LVMH grubunun ön saflarda yer aldığını” söylemişti.
Ürün yerleştirme nereye kadar gidecek?
Olimpiyatlarda ürün yerleştirmenin ne kadar ileri götürüleceğine ilişkin tartışmalar, organizatörlerin planının temel taşlarından birini ticari gelirin artırılmasının oluşturduğu Los Angeles’taki 2028 Yaz Oyunları öncesinde daha da artacak gibi görünüyor.
Konuya aşina üç kişiye göre, tartışmaya açılan fikirler arasında olimpiyat mekanlarına isim hakkı verilmesi de yer alıyor.
IOC, “[reklam] ortaklarının sporcu ve seyirci deneyiminin yanı sıra oyun operasyonlarını desteklemedeki rolünü tanımak ve Olimpiyat Oyunlarının sahnelenmesini ve Olimpiyat değerlerinin tanıtımını geliştirmek için özgün, organik yollar sağlamanın yollarını aramaya devam ettiğini” söylüyor.
Bunun yanı sıra, sporcuların formalarına reklam alınması da tartışılıyor. Futboldan fazlasıyla aşina olduğumuz formaya reklam meselesi, neyse ki şimdilik olimpiyat oyunlarında “kırmızı çizgiler” arasında yer alıyor. Ama zafer selfie’sinin Samsung “teknolojisi” ile evimize girdiği oyunların ardından buna direnmenin ne kadar mümkün olduğu tartışmalı.
(*) 19. yüzyılda sporun “amatör ruhtan” kurtularak “profesyonel” bir biçim almasını isteyenlerin işçi sınıfı siyasetini temsil edenlerden çıkması şaşırtıcı gelebilir. Öyle ya, bugün sosyalistler “endüstriyel futbol/spor” faaliyetlerinin en büyük muarızları arasında yer alıyor. Öte yandan buradaki mantık fazlasıyla net: Bir spor dalında uzmanlaşmak, başkalarıyla rekabet edebilir hale gelmek için zamana ve paraya ihtiyaç var. İşçilerin buna ne parası, ne de zamanı var; tersine, aristokratlar veya burjuvalar ise ikisine de sahip. Bu nedenle yapılan sporun karşılığında ücret alınması, erken dönem işçi sınıfı siyasetinde önemli bir talep olarak öne çıkar. İşçi sınıfının siyasi ve kültürel kurumlarının yaygınlaşması ile birlikte bu mesele kısmen çözüme kavuştu. Ama en önemli dönüm noktası, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve sosyalizmin bir dünya sistemi haline gelerek sporu bir burjuva eğlencesi olmaktan çıkarmasıdır. (yazarın notu)
Avrupa
Çekya’da NATO zirvesine kim katılacak krizi

Çekya Başbakanı Andrej Babiš, ülkesinin cumhurbaşkanının önümüzdeki ay Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesine katılımını engelledi.
Bu durum, Prag’ı yurtdışında temsil etme yetkisine kimin sahip olduğu konusunda anayasal bir tartışmaya yol açtı.
Eski bir NATO komutanı ve Ukrayna’nın sadık bir destekçisi olan Cumhurbaşkanı Petr Pavel, salı günü yaptığı açıklamada, cumhurbaşkanının yetkilerini ihlal eden ve “benzeri görülmemiş ve son derece talihsiz bir adım” olarak nitelendirdiği bu durumla ilgili olarak anayasa mahkemesine başvuracağını söyledi.
Bu çatışma, Pavel ile Babiš arasındaki iktidar mücadelesinde yaşanan en son tırmanışı işaret ediyor.
Trump’ın da müttefiki olan milyarder başbakan Babiš, Çek vatandaşlarının Ukrayna’nın silah masraflarını karşılamasına karşı kampanya yürüttükten sonra aralık ayında yeniden göreve dönmüştü.
Pavel, 2023’teki cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerinde Babiš’i mağlup etmişti. Fakat Babiš, geçen yıl ANO partisinin parlamento seçimlerini kazanmasının ardından koalisyon hükümetinin başında yeniden iktidara gelmişti.
Prag’daki bu gergin ortak yaşam ortamına rağmen Pavel, NATO zirvesindeki temsil konusunda hükümetle “aylarca sürecek kamuoyu önünde tartışmaları” önlemek için defalarca çaba gösterdiğini belirtti.
Her ikisinin de Ankara’ya gidebileceğini, kendisinin gayri resmi bir akşam yemeğine katılmakla yetineceğini, resmi müzakereleri ise Babiš’e bırakacağını önerdi.
Pavel şunları söyledi:
“Bu anlaşmazlık aslında tek bir dış toplantıdaki tek bir koltukla ilgili değil. Bu, cumhurbaşkanını, silahlı kuvvetlerin başkomutanını ve eski bir NATO yüksek temsilcisini, Çek Cumhuriyeti’nin ve vatandaşlarının güvenliği yararına hayat boyu edindiği uzmanlığını kullanabileceği bir zamanda ittifakın zirvesinden dışlamak için hükümetin bilinçli olarak aldığı bir kararla ilgilidir.”
Pavel, Anayasa Mahkemesi’nden zirveye katılım konusunda kimin karar verebileceğini netleştirmesini ve hükümete cumhurbaşkanını engellememesini, bunun yerine onunla işbirliği yapmasını emretmesini istedi.
Ayrıca, Çek cumhurbaşkanlarının sağlık sorunları nedeniyle bir kez hariç, son 20 NATO zirvesinin 19’unda ülkeyi temsil ettiklerini de belirtti.
Pavel salı günü yaptığı açıklamada şöyle devam etti:
“Bu gelenek herhangi bir nedenle değişecekse, bu yine müzakereler ve mutabakat yoluyla gerçekleşmeli, hükümetin tek taraflı bir kararıyla değil. Başbakan Andrej Babiš geçtiğimiz günlerde cumhurbaşkanının kendisinin üstü olmadığını söyledi. Bu konuda haklı. Ben sadece bunun tersinin de geçerli olduğunu eklemek isterim.”
Babiš, dışişleri ve savunma bakanlarıyla birlikte Ankara’ya gelmeye hazırlanıyor. Çek lider, Prag’ın NATO savunma harcamaları hedeflerini tutturamaması nedeniyle ABD başkanının öfkesinden kaçınmak için Trump’a olan yakınlığına güveniyor.
Babiš geçen ay Financial Times’a verdiği demeçte, hükümetinin bu yıl GSYİH’nın yüzde 2’sini savunmaya ayırma hedefini “muhtemelen” tutturamayacağını ama bölgedeki ABD başkanını açıkça destekleyen son liderlerden biri olmanın “avantajına” güvendiğini söylemişti.
Çek başbakanı, Ukrayna’yı silahlandırma konusunda da daha az kararlı bir tutum sergiliyor. Oysa Pavel, 2024 yılında Prag öncülüğünde Kiev’e top mermisi sağlayan uluslararası bir girişimin başlatılmasına yardımcı olmuştu.
Babiš, projeye finansman sağlamayı durdurdu ve projeye katılan ülke sayısı geçen yıldan bu yana yarı yarıya azaldı.
Avrupa
Aşırı sıcaklar Avrupa genelinde uyarıları artırdı

Aşırı sıcak hava dalgası Avrupa’nın birçok ülkesini etkisi altına alırken, Fransa, İspanya ve İtalya’da yetkililer alarm seviyelerini yükseltti. Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu, son beş günde ülkede 40 kişinin boğularak hayatını kaybettiğini açıkladı. Bazı ülkelerde okullar ve belirli işyerleri faaliyetlerini durdurdu.
Aşırı sıcak hava dalgası Avrupa’nın çeşitli ülkelerini etkisi altına alırken, Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu salı günü yaptığı açıklamada, ülkede son beş gün içinde 40 kişinin aşırı sıcakların yaşandığı dönemde boğularak hayatını kaybettiğini bildirdi.
Avrupa’daki birçok ülkenin yetkilileri tehlike uyarıları yayımlarken, bazı okullar ve işyerleri faaliyetlerini durdurdu.
Dünya Meteoroloji Örgütüne göre Avrupa kıtası, küresel ortalamaya kıyasla iki kat daha hızlı ısınıyor. Bu durum, uzun süreli sıcak hava dalgalarının daha sık görülme olasılığını artırıyor.
Meteorologlar, mevcut sıcak hava dalgasının “omega blokajı” olarak bilinen atmosferik basınç sistemiyle bağlantılı olduğunu belirtiyor.
Adını şeklinin Yunan alfabesindeki omega harfine benzemesinden alan bu yapıda, yüksek basınç merkezinde sıcak hava bulunurken iki yanında daha serin hava kütleleri yer alıyor.
Meteorologların aktardığına göre bu durum, Batı ve Orta Avrupa üzerinde sıcak havanın hapsolduğu bir “ısı kubbesi” oluşturdu. Hapsolan sıcak hava nedeniyle sıcaklıklar her gün daha da yükseliyor.
Meteo France verilerine göre Fransa’nın neredeyse tamamında sıcak hava uyarısı yürürlükte bulunuyor. Ülkenin batısındaki bazı bölgelerde sıcaklığın 43 dereceye kadar çıkması bekleniyor.
İtalya Sağlık Bakanlığı, 15 kent için en yüksek alarm seviyesini ilan etti. Ülkedeki bazı üretim tesislerinde çalışmalar durduruldu.
Birleşik Krallık Meteoroloji Servisi, salı günü İngiltere’nin güneyinde sıcaklığın 37 dereceye ulaşacağını ve sonraki iki gün içinde daha da yükseleceğini öngördü.
Kuruma göre bu durum, haziran ayı için yeni bir sıcaklık rekoruna yol açabilir.
İspanya Devlet Meteoroloji Ajansı ise bazı bölgelerde kırmızı alarm ilan etti. Bu bölgelerde hava sıcaklığının 44 dereceye kadar yükselmesi beklenirken, Andujar belediyesinde pazartesi günü sıcaklık 45 dereceyi aştı.
Avrupa
Alman istihbarat teşkilatı BND yeniden yapılandırılıyor

Almanya’nın dış istihbarat servisi BND, “Rusya’dan gelen tehdide karşı koymak” amacıyla daha etkili bir hizmet vermek istiyor.
Financial Times’ta (FT) yer alan habere göre siyasetçiler ve hatta BND personeli, 6.500 çalışanı bulunan bu kurumun, İngiltere’nin SIS’i, ABD’nin CIA’i ve Fransa’nın DGSE’si gibi “et yiyen” muadillerine kıyasla “vejetaryen” olduğunu esprili bir şekilde dile getiriyorlardı.
2022’de ise BND, Rusya konusunda o kadar geride kalmıştı ki, Kiev’e bombalar düşmeye başladığında kurumun o dönemki başkanı şehirde mahsur kaldı ve Polonya sınırına ulaşması iki gün sürdü. Buna karşılık, CIA ve SIS bir saldırı olacağı konusunda uyarıda bulunmuştu.
Dört yıl sonra, Avrupa liderlerinin artık ABD’ye bu kadar fazla güvenemeyeceklerine karar verdikleri bir dönemde Almanya, Rusya’dan gelen tehdide karşı koymak için BND’yi daha modern ve etkili bir istihbarat servisi haline getirmeye çalışıyor.
Ukrayna savaşının ardından Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) hızla yeniden silahlanırken, hükümet BND’nin de yeniden donatılması, genişletilmesi ve savaş hazırlığına geçirilmesi zamanının geldiğine inanıyor.
Berlin, hem istihbarat yetkilileri hem de askerleri için bir Zeitenwende (“dönüm noktası”) planlıyor.
Şansölye Friedrich Merz geçen sonbaharda yaptığı bir konuşmada, “Avrupa’da üstlendiğimiz sorumluluk, büyüklüğümüz ve ekonomik gücümüz göz önüne alındığında, BND’nin istihbarat alanında en üst düzeyde faaliyet göstermesi hedefimizdir,” demişti.
Hükümet, bu yıl BND’nin bütçesini yaklaşık yüzde 25 artırarak 1,51 milyar avroya çıkardı ve sonbahara kadar kurumla ilgili yeni bir yasa tasarısını Federal Meclis’e sunması bekleniyor.
Sızan ilk taslaklar, BND’nin 70 yıllık tarihindeki en önemli reformlar olacak ve kuruma önemli yeni yetkiler kazandıracak kapsamlı bir reform paketine işaret ediyor.
Merz’in 2025 yılında atadığı BND Başkanı Martin Jäger, nisan ayında kapalı kapılar ardında yaptığı bir konuşmada çalışanlara, “Almanya’nın ilk savunma hattı olmalıyız ve olacağız,” dedi.
Fakat FT’nin siyasetçiler, yetkililer ve BND’nin eski ve mevcut çalışanlarıyla yaptığı bir dizi mülakat, bu girişimin hâlâ Alman devletinin pek çok kesimini etkileyen bürokrasi ve yasalcılıkla ve ayrıca kurumun kendi zihniyetiyle engellenebileceğini gösteriyor.
Hükümetin önerdiği yeni yasa, BND’nin şu anda tabi olduğu siyasi ve hukuki denetim sistemini ortadan kaldıracak ve kimin gözetim altına alınabileceği, kimin alınamayacağına ilişkin kuralları değiştirecek.
Bir Alman diplomat ise, “Yeni bir yasa taslağı hazırlamak, bir soruna çok ‘Alman’ bir çözüm. Asıl sorun . . . [ise] siyasi kültürle ilgili,” diyerek, ülkede özellikle Soğuk Savaş sonrasında hassas bir konu olan “gözetim” alerjisine dair kamuoyu hafızasına işaret ediyor.
BND’de deneyimi olanlar, değişimin sadece gerekli değil, aynı zamanda acil olduğunu ileri sürüyor.
Örneğin eski bir BND yetkilisi şunları söylüyor:
“Gerçek şu ki, son yirmi yılın büyük bir bölümünde, dünya daha istikrarsız hale gelip Almanya’ya yönelik tehditler artarken, BND’nin [müdahale kuralları] giderek daha katı hale geldi. Ya radikal bir adım atarız ya da sonuçlarına gerçekten katlanırız diye bir kırılma noktasına geldik.”
Öte yandan BND’nin geçmişi pek de temiz değil. Bu kurumun öncülü, Nazi rejiminden gelen eski Alman askeri istihbarat ajanlarından oluşan ve ABD tarafından desteklenen bir ağ olan “Gehlen Örgütü” idi.
Almanya, istihbarat teşkilatına geniş yetkiler vermeyi planlıyor
1956’da örgütün ilk başkanı olan Reinhard Gehlen, İkinci Dünya Savaşı sırasında Wehrmacht’ın doğu cephesindeki casusluk şefi olarak görev yapmıştı.
Soğuk Savaş döneminde de BND özellikle CIA ile birlikte çalışarak adından söz ettirdi. On yıllar boyunca, CIA ile birlikte, İsviçre merkezli Crypto AG adlı, ticari açıdan dünyanın en başarılı şifreleme şirketinin gizli sahibi de BND idi. 1980’lere gelindiğinde, küresel diplomatik iletişimin tahmini olarak yüzde 40’ı Crypto AG makineleri kullanılarak gönderiliyordu. CIA ve BND bu iletişimin tamamını okuyabiliyordu.
Soğuk Savaş sonrasında ise BND biraz daha geri plana itildi. 2013 yılında eski ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) çalışanı Edward Snowden tarafından sızdırılan belgeler, ABD istihbarat kurumlarının Alman topraklarında BND ile el ele yürüttüğü kitlesel gözetim faaliyetlerini ortaya çıkarmış ve bu durum, zaten var olan güvensizliği daha da derinleştirmişti.
Bu ifşaatlara yanıt olarak Almanya, BND’yi düzenleyen BND Kanunu’nu sıkılaştırarak yeni kısıtlamalar getirdi.
Ama 2022 başlayan Ukrayna savaşından bu yana durum değişti. BND’nin çalışmalarını denetleyen güçlü Bundestag komitesinin CDU’lu başkanı Marc Henrichmann bu konuda şunları söylüyor:
“İnsanlar artık, bu ülkeyi son yıllarda yapabildiğimizden daha iyi korumamız gerektiğini fark ettikleri bir noktaya geldi. Artık burada siber saldırıların ne kadar sık gerçekleştiğinin farkında olmayan tek bir girişimciye bile rastlamıyorum. Herkes havaalanında insansız hava araçlarını gördü. Herkes haberlerde ya da başka yerlerde ‘gölge filo’ tankerlerini görüyor.”
BND’nin artık bilgi almak için ABD istihbarat kurumlarına güvenemeyeceği düşüncesi birçok Alman’da yankı buldu.
Mart 2025’te Donald Trump yönetimi Ukrayna ile istihbarat paylaşımını kısa süreliğine askıya aldığında, bir Avrupalı istihbarat yetkilisi bunun kıtadaki herkesin dikkatini çektiğini söyledi.
Merz hükümeti, yeni BND yasasının bu sorunu çözeceğini savunuyor. Yeni yasanın ayrıntıları hâlâ üzerinde çalışılıyor olsa da, BND ve Şansölyelik yetkilileri, yasanın dört alanı kapsamayı hedeflediğini belirtiyor: sinyal istihbaratı, yapay zeka ve teknolojinin kullanımı, kurumun düşmanlara “karşılık verebilmesi” için yeni yetkiler ve BND’nin denetimi.
Henrichmann, yasanın ilk taslaklarının bu yıl sızdırılması üzerine, kamuoyundaki tepkilerin reform sürecini bozacağını ya da en azından yeniden gözden geçirilmesine yol açacağını düşündüğünü söylüyor.
Fakat Henrichmann’a göre, “Tepkiler çok hafifti… Bana yazanların çoğu, ‘Nihayet bir şeyler oluyor’ dedi.”
2020 yılında, Almanya Federal Anayasa Mahkemesi, Snowden’ın ifşaatlarından bu yana BND’nin gözetim uygulamalarına karşı mücadele eden bir grup sivil haklar savunucusunun lehine tarihi bir karar vermişti.
Mahkemenin, BND’nin gözetleme faaliyetlerini denetlemek ve onaylamak üzere bir yargıçlar konseyi kurmasını öngören kararının etkisi, 332 maddelik kararın birinci maddesinde şu şekilde ifade edildi: “Alman Anayasası’nın . . . gözetleme faaliyetlerine karşı savunma hakkı olarak sağladığı korumalar, yurtdışındaki yabancı uyruklular için de geçerlidir.”
BND şu anda en az dört ayrı kurum tarafından denetleniyor. 2020 tarihli kararla kurulan konseye ek olarak, BND, çoğunlukla gizli toplantılar düzenleyen ve ABD Kongresi’ndeki istihbarat komiteleri gibi geniş denetim ve kontrol yetkilerine sahip olan Henrichmann’ın komitesi tarafından da denetleniyor.
Ayrıca, komite tarafından atanan ve BND’nin gözetleme faaliyetlerini geriye dönük olarak izleyen, uzmanlar ve eski milletvekillerinden oluşan 10 kişilik bir komisyon da bulunuyor.
Bu komisyon da endişe duyduğu konuları, geniş yaptırım yetkilerine sahip olan Almanya Federal Veri Koruma ve Bilgi Özgürlüğü Komiserine havale edebilir.
Dünyanın en büyük iletişim merkezlerinden biri olan Frankfurt’taki DE-CIX internet değişim noktasından BND, günlük yaklaşık 1,2 trilyon iletişim verisini süzüp Münih yakınlarındaki Pullach’taki teknik merkezine kopyalayabilir.
Bu, kurumun temel görevlerinden biri. Fransa’nın DGSE’si gibi, telekom ağlarından gelen dijital verilerin toplu olarak dinlenmesi ve analizinden, bilgisayar korsanlığı faaliyetlerinden ve elde edilen veri setlerinden sorumlu.
Bu işler ABD ve Birleşik Krallık’ta sırasıyla NSA ve GCHQ tarafından yürütülüyor.
Ancak şu anda, katı kurallar bu bilgi hazinesinin nasıl kullanılacağını sınırlıyor. Verileri filtrelemek için, ayrıntılı bir dizi yasal gereklilikle gerekçelendirilmiş bir arama terimi veya terim grubu kullanması gerekir.
Kurum , Alman vatandaşları veya gazetecilerle ilgili verilere ya da cinsel mahremiyet içeren veya bir kişinin dini inançlarına atıfta bulunan herhangi bir bilgiye erişemez.
FT’ye göre bundan dolayı, “Kremlin’in kontrolündeki medya kuruluşlarından birinde gazeteci olarak çalışan şüpheli bir Rus casusu, Alman anayasası sayesinde gözetimden korunuyor.”
Veri saklama konusunda da sıkı kısıtlamalar bulunuyor. Bazen BND, veri setlerini sadece iki hafta sonra silmek zorunda kalır.
Bu durum, ipuçlarını araştırmak için daha uzun süreye ihtiyaç duyan analistleri zor durumda bırakıyor.
Bilgilerin saklanmasına izin verildiği durumlarda bile, 2020 tarihli anayasa kararının gerektirdiği çok sayıda onay ve güvenlik önlemi, analiz sürecini yavaşlatıyor.
Bir kıdemli subay şaka yollu olarak, kurumun Berlin veya müttefikleri için “anlık istihbarat” hazırladığında, bunu alan herkesin önce “bu bir BND dakikası mı, yoksa gerçek bir dakika mı?” diye sorması gerektiğini söylüyor.
Yeni yasa, bu tür sorunları gidermeyi amaçlıyor. Hükümet, denetimi geri çekmeyi değil, daha yönetilebilir hale getirmeyi hedeflediğini belirtiyor.
Örneğin, kurumun filtrelerinden geçen belirli verilerin ve meta verilerin saklanma süresini mevcut altı aylık üst sınırın çok ötesine uzatarak.
BND ayrıca, her gün yakaladığı filtrelenmemiş çevrimiçi bilgilerin tamamını çok daha uzun süre saklamayı umuyor. Bu veriler şu anda sadece birkaç gün boyunca tutuluyor.
Bu önemli bir husus çünkü şu anda Almanya ticari kuruluşlardan verileri saklamalarını zorunlu kılmıyor.
BND, arama emri olsa bile, internet şirketleri bu verileri silmiş oldukları için genellikle değerli bilgilere erişemiyor.
Buna karşılık örneğin Birleşik Krallık, telekom ve internet servis sağlayıcılarından verileri bir yıla kadar saklamalarını talep edebiliyor.
BND’ye, dinleme merkezlerinden topladığı büyük veri yığınını daha uzun süre (meta veriler için 15 aya kadar) saklama konusunda yasal yetki vermek, BND jargonunda kurumun “soğuk başlangıç” yeteneği olarak bilinen şey için hayati önem taşıyor.
Beklenmedik bir durum meydana geldiğinde, geriye dönük olarak taranabilecek depolanmış bir veri “tamponu” (küresel internet trafiğinin bir anlık görüntüsü) ipuçları bulmak için hayati öneme sahip olabilir.
Fakat CIA gibi istihbarat teşkilatlarının işkence ve olağandışı teslim (extraordinary rendition) gibi eylemlere karıştığı bir yüzyılda, birçok yorumcu denetim ve incelemenin önemini vurguluyor.
Ayrıca yeni yasa ile BND’nin yalnızca bilgi toplayan bir istihbarat servisi olmaktan çıkarak kendi operasyonlarını da yürüten bir kurum haline gelmesi hedefleniyor.
Örneğin Alman istihbarat yetkilileri, hedeflerine karşı “karşılık olarak siber saldırı” düzenleyebilecek.
Ajansın bir yetkilisi, örneğin BND’nin kötü amaçlı yazılım kullanarak Rus insansız hava aracı fabrikalarına fiziksel hasar verememesinin nedenini sorguluyor.
Bunun yanı sıra, BND yetkililerinin hesaplı riskler almayı düşünmeye ve daha proaktif olmaya teşvik edildiği daha geniş kapsamlı bir kültürel dönüşümü desteklemek de amaçlanıyor.
Çalışanlar, şu anda kurumun operasyonlarının ajanlar yerine avukatlar tarafından tasarlandığı izlenimini veriyor.
Bununla birlikte, BND’nin kültürünü değiştirmek için yeni bir yasadan fazlası gerekebilir. Eski bir yetkiliye göre sorun, BND’den ziyade Alman devletinin kendisiyle ilgili.
ABD, Birleşik Krallık ve Fransa’da, dış istihbarat servisleri cumhurbaşkanlığı ve başbakanlığın yetki ve nüfuzunun temel bileşenleri iken Almanya’da, BND genellikle başbakanlar ve bakanları tarafından potansiyel bir siyasi yükümlülük kaynağı olarak görülür.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4












