Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Arap liderlerin planına göre Gazze’nin yönetimi Filistin Yönetimi’ne devredilecek

Yayınlanma

Mısır’ın, Gazze’nin yeniden inşası için hazırladığı ve Arap Birliği’nin Kahire Zirvesinde kabul edilen “Arap planı” 6 aylık bir süre için geçici bir yönetim komitesi kurulması ve sonrasında Gazze’nin yönetiminin Filistin Yönetimi’ne bırakılmasını öngörüyor. Planda, Hamas’ın ismi verilmeden inandırıcı bir siyasi süreç olursa silah bırakacağı değerlendiriliyor.

Mısır, “Gazze’nin Erken İyileştirilmesi, Yeniden İnşası ve Kalkınması” başlıklı 91 sayfalık bir plan hazırladı.

Söz konusu plana ait raporda, İsrail’in Gazze’ye yönelik imha savaşından kaynaklanan toplam maddi hasarın 29,9 milyar doları bulduğu belirtilerek, en fazla etkilenen sektörün 15,8 milyar dolarlık maliyetle konut sektörü olduğu ve toplam hasarın yüzde 53’ünü oluşturduğu ifade edildi.

Raporda, tahminlere göre 30 bin konut binasının hasar gördüğü, bunlardan 272 bininin dairenin tamamen yıkıldığı, 58 bin 500 dairede ise kısmen hasar bulunduğu aktarıldı.

Raporda, altyapı konusunda uydu görüntülerinin, Gazze Şeridi’nin caddelerinin 1190 kilometresinin tahrip edildiğini, ayrıca caddelerin 415 kilometresinin aşırı derecede hasar gördüğünü, 1440 kilometresinin ise ciddi hasar gördüğünü ortaya koyduğu ifade edildi.

Sağlık sektöründe ise hasarın 1,3 milyar dolar olduğu, zararın ise 6,3 milyar dolar olduğu belirtilen raporda, Gazze Şeridi’ndeki hastanelerin yüzde 50’si (18 hastane) tamamen hizmet dışı kaldığı, 17 hastanenin de kısmen faaliyet gösterdiği ve bu durumun artan sağlık ihtiyaçlarını karşılamadığı kaydedildi.

Eğitim sektöründe de hasarın 874 milyon dolar, kaybın ise 3,2 milyar dolar olduğu vurgulanan raporda, okulların yüzde 88’inin yıkıldığı, geri kalanının savaştan kaçan aileler için geçici barınaklara dönüştürüldüğü, ayrıca 51 üniversite binasının da yıkıldığı dile getirildi.

Ticaret ve sanayi sektöründe ise hasarın 5,9 milyar dolar, zararın ise 2,2 milyar doları bulduğu aktarılan raporda, ulaştırma sektöründe de hasarın 2,5 milyar dolar, kaybın ise 377 milyon dolar olduğunun tahmin edildiği belirtildi.

Su ve kanalizasyon sektöründeki hasarın 15 milyar dolar, zararın ise 64 milyon dolara ulaştığı kaydedilen raporda, elektrik sektöründe ise zararların 450 milyon doları bulduğuna işaret edildi.

İyileşme ve yeniden inşa ihtiyaçları

Bu hasarlar göz önüne alınarak hazırlanan planda, Gazze’nin yeniden inşası için toplam ihtiyacın 53 milyar dolar olduğu, bunun 3 milyar dolarının “erken iyileşme” için 6 ayda kullanılması öngörüldüğü dile getirildi.

İyileşme ihtiyaçlarında en büyük payı 15,2 milyar dolarlık toplam değerle konut sektörü aldığı bildirilen raporda, onu her biri 6,9 milyar dolarla toparlanmaya ihtiyaç duyan sağlık, ticaret ve sanayi sektörü, 2,45 milyar dolarla yol ve 1,5 milyar dolarla elektrik sektörü takip ettiği ifade edildi.

Eğitim sektörünün toparlanma için 3,8 milyar dolara ihtiyaç duyduğu, tarım ve sosyal koruma sektörlerinin her birinin 4,2 milyar dolara ihtiyacı olduğu aktarılan raporda, ulaştırma sektörünün 2,9 milyar dolara, su ve sanitasyon sektörünün ise 2,7 milyar dolara ihtiyaç duyduğu belirtildi.

Raporda, enkazın kaldırılması, patlamamış mühimmatın sökülmesi, geri dönüşüm ve dönüştürme süreci olmak üzere 4 aşamadan oluşan süreç için ise 1,25 milyar dolara ihtiyaç olduğuna işaret edildi.

Planın uygulama aşamaları

Raporda, Gazze Şeridi’nin 2030 yılına kadar olan 5 yıllık dönemde, yaklaşık 3 milyon insanın yaşayabileceği şekilde 3 aşamada yeniden inşa edilmesi için bir yol haritası ve acil kalkınma planı hazırlanması gerektiği vurgulandı.

Tahmini 6 aylık bir zaman dilimi ve 3 milyar dolarlık bir maliyetle “erken toparlanma aşaması” olarak adlandırılan ilk aşamada yapılacak işler arasında, bazı bölgelerdeki molozlar kaldırılarak buranın geçici konut olarak kullanılması için onarılması, kısmen hasarlı 60 bin konutun 360 bin kişiyi barındıracak şekilde onarılması ve 1,2 milyon kişiyi barındıracak şekilde 200 bin geçici konut inşa edilmesinin yer aldığı dile getirildi.

İki yıllık bir zaman dilimi ve 20 milyar dolarlık bir maliyet öngören ikinci aşamada ise 200 bin yeni konutun inşa edilmesi, altyapısının geliştirilmesi, moloz kaldırma ve ayıklama işlemlerinin tamamlanmasının yanı sıra 1,6 milyon kişiye ev sahipliği yapabilecek 60 bin konutun restore edilmesi, 20 bin dönüm alanın ıslah edilmesi ve hizmet tesislerinin kurulmasının öngörüldüğü ifade edildi.

“Yeniden inşanın ikinci aşaması” olarak adlandırılan üçüncü aşamanın ise 30 milyar dolar maliyetle 2,5 yılda tamamlanması öngörüldüğü aktarılan raporda, bu aşamada 1,2 milyon nüfusa ev sahipliği yapacak 200 bin ilave konutun inşası ve altyapısını geliştirme çalışmalarının yer aldığı belirtildi.

Raporda, bu aşamada 600 dönümlük alanda, sanayi bölgesinin ilk etabının kurulmasının yanı sıra balıkçı limanı, ticari liman ve Gazze Havaalanı’nın kurulmasının öngörüldüğü bildirilerek, Gazze’deki Filistinlilere çeşitli sektörlerde 500 bin kişilik istihdam imkânı sağlanacağına işaret edildi.

Planın siyasi bağlamı

Planda, uluslararası alanda kabul gören iki devletli çözüm ufku korunurken, yeniden inşanın Filistinlilerin hakları ve onuruna dayandığı belirtildi.

Filistinlilerin Gazze’den çıkarılmasına yönelik her türlü girişimin reddedildiği vurgulanan planda, Gazze Şeridi’nin ve topraklarına sıkı sıkıya bağlı Filistin halkının maruz kaldığı bu feci kriz karşısında, onların bu topraklarda kalma isteği ve hakkının dikkate alınmamasının mantıksız olduğuna işaret edildi.

Gazze Şeridi’nin Filistin topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu kaydedilen planda, Gazze’yi Batı Şeria’dan coğrafi olarak ayırma girişimlerinin daha fazla istikrarsızlığa yol açacağı uyarısında bulunuldu.

Planda, Gazze’deki Filistinlilerin yaşadığı acıların görmezden gelinmesinin bölgedeki çatışmaların tırmanmasına yol açabileceği uyarısı yapılarak, uluslararası toplumun öncelikle insani nedenlerle yeniden inşa çabalarına destek vermesi çağrısı yapıldı.

Gazze’nin yeniden inşası sırasında geçiş yönetimi

Yeniden inşa sürecinde Gazze’nin yönetimine ilişkin ise planda, Filistin Ulusal Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ne tam olarak geri dönmesinin önünü açmak amacıyla şu an Gazze Şeridi’nde Filistin hükümeti çatısı altında bağımsız teknokratlardan oluşan 6 aylık bir süre için geçici bir yönetim komitesi kurma çalışmaları yapıldığına işaret edildi.

Planda, uluslararası toplumdan şu anda beklenenin, söz konusu idari komitenin başarılı olması ve bundan sonraki aşamayı yönetebilmesi için bu çabaları desteklemek ve teşvik etmek olduğu vurgulandı.

Gazze’de güvenliği sağlama misyonuyla ilgili olarak planda, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ne dönüp yönetim görevlerini yerine getirebilmesini sağlamak amacıyla Mısır ve Ürdün’ün, Gazze Şeridi’ne gönderilecek Filistin polisinin eğitimi için çalışmalar yürüttüğü kaydedildi.

Bu çabaların siyasi ve mali destek ile uluslararası ve bölgesel ortakların çabalarıyla desteklenmesi çağrısında bulunulan planda, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, Filistin devletinin kurulmasına yönelik net bir takvim çerçevesinde, Gazze ve Batı Şeria da dahil olmak üzere Filistin topraklarına uluslararası barış gücü konuşlandırılmasını değerlendirmesi önerisinde bulunuldu.

Planda, “sebepleri açık bir ufuk ve hakların sahiplerine iadesini sağlayacak inandırıcı bir siyasi süreçle ortadan kaldırılması halinde” Gazze’de çok sayıda Filistinli tarafın silah taşıması sorununun sonsuza dek ortadan kaldırılabileceğine işaret edildi.

Mısır’ın planında, bundan önceki tüm çabaların iki devletli çözümün uygulanmasına ve İsrail ile Filistin yönetimi arasında Batı Şeria ve Gazze’yi de kapsayan orta vadeli bir ateşkes sağlanması için çalışmaya yönlendirilmesinin yanı sıra yerleşim birimlerinin inşası, ev yıkımları, askeri müdahaleler gibi her türlü tek taraflı girişimin durdurulması ve kutsal mekanların hukuki ve tarihi statüsünün korunması gerektiği vurgulandı.

Planda, siyasi irade olması halinde Gazze’nin önerilen şekilde yeniden inşasının mümkün olduğu kaydedildi.

Ortadoğu

İran, ABD’yi taviz vermeye zorlamak için baskı kampanyasını nasıl genişletiyor?

Yayınlanma

Körfez yetkilileri ve analistlere göre İran, Orta Doğu’daki ticaret yollarını, deniz taşımacılığı güzergâhlarını ve enerji altyapısını, çatışmanın maliyetini düzenli biçimde artıran baskı noktalarına dönüştürerek Washington’dan daha uzun süre dayanabileceği hesabını yapıyor.

Tahran, tam kapsamlı bir savaşı tetiklemeden çatışmayı lehine çevirmek amaçlayan kontrollü bir tırmanma stratejisi izliyor.

Yetkililere göre bu stratejinin amacı, ABD ile müttefiklerini, krizi kontrol altında tutmanın İran’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin taleplerini kabul etmekten daha maliyetli olduğuna ikna etmek.

Tahran’ın Washington’a verdiği mesaj, İran’a Hürmüz’de daha büyük bir rol tanıyan yeni bir statüko kabul edilmediği takdirde çatışmanın Körfez’in ötesine yayılabileceği yönünde.

İran, birden fazla deniz geçiş noktasını ve enerji tesisini risk altına sokarak gelecekteki olası müzakerelerde elini güçlendirebileceğine inanıyor.

Washington Enstitüsünden Michael Knights, Reuters’a yaptığı açıklamada, “İran en başından beri, tırmanma seçeneklerini zamana yayarak ABD’den daha ileri gitmeye çalıştı. Böylece her hafta gündeme getirebileceği yeni bir unsuru oldu: yeni bir coğrafya, yeni bir silah türü, yeni bir hedef türü,” dedi.

Knights, “İran’ın en büyük avantajı Amerika’ya ya da İsrail’e zarar verebilmesi değil. Asıl büyük avantajı, bölge ülkelerine ve küresel ekonomiye zarar verebilmesi” diye ekledi.

Tehditler Hürmüz’ün ötesine genişliyor

Savaş öncesinde küresel petrol tüketiminin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki trafiği aksatabildiğini gösteren Tahran, hiçbir stratejik deniz geçiş noktasının dokunulmaz olmadığı mesajını verdi.

Kızıldeniz’e ve Suudi Arabistan’ın enerji altyapısına yönelik tehditler, Washington’ın kesintilere ne ölçüde tahammül edeceğini sınarken küresel ticareti korumanın maliyetini artırmaya dönük daha geniş bir çabaya işaret ediyor.

İran’ın yaklaşımı, bir Körfez kaynağının Devrim Muhafızları komutanları arasında hâkim olduğunu söylediği, “daha fazlasını elde edebilecekleri” inancını yansıtıyor.

İranlı yetkililer, ABD Başkanı Donald Trump’ın kasım ayındaki ara seçimler öncesinde Orta Doğu’daki yeni bir çatışmaya derinlemesine sürüklenmek istemediğini düşündükleri için bir fırsat gördüklerine inanıyor.

Reuters’a konuşan Körfez kaynağı, “İranlılar, savaşı genişleterek ve baskıyı artırarak Trump’ın sonunda geri adım atacağına inanıyor,” dedi.

Financial Times: İran, ABD karşısında inisiyatifi ele geçirdi

Taviz koparmak için tırmandırma

Analistlere göre, Tahran’ın müzakere stratejisinin temelinde bu hesap yatıyor.

Trump, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlayacak bir anlaşma umuduyla yakın bir saldırıyı iptal ettiğini söylemesinin ardından, İran’la görüşmelerin pazartesi günü yapılacağını açıkladı. Ancak Tahran, şu anda ABD ile görüşme yürütmediğini bildirdi.

Üst düzey bir İranlı kaynak, Tahran yönetiminin daha önce sergilediği esnekliğin Washington’dan yalnızca daha fazla baskı getirdiği sonucuna vardığını söyledi. Bu değerlendirme, anlamlı müzakereler başlamadan önce güçlü bir pazarlık kozunun oluşturulması gerektiği görüşünü pekiştirdi.

Kaynağa göre Tahran, Trump’ın verilen tavizleri zayıflık olarak yorumladığını ve yalnızca baskıya karşılık verdiğini düşünüyor.

Washington Enstitüsü kıdemli uzmanı Michael Singh, Trump yönetiminin askeri açıdan ne kadar ileri gitmeye hazır olduğu konusunda kararsız görünmesinin de etkisiyle Tahran’ın hâlâ inisiyatifi elinde tuttuğuna inandığını söyledi.

Singh, “İranlılar avantajlarını sonuna kadar kullanmaya çalışıyor,” dedi. “Boğaz üzerinde egemenlik kurmak ve suyolu üzerinde seçici denetim uygulamak istiyorlar.”

Eski ABD diplomatı ve İran uzmanı Alan Eyre, Tahran’ın Washington’ı ablukayı kaldırmaya ve askeri saldırıları durdurmaya zorlamayı amaçlayan bir caydırıcılık stratejisi izlediğini söyledi.

Eyre, “Olayların hızını ABD’nin belirlemesini istemiyorlar,” dedi.

Anlaşmazlığın merkezinde Hürmüz Boğazı’nın gelecekte nasıl yönetileceği bulunuyor. Bölgesel kaynaklara göre Umman, suyolunun yönetilmesine ilişkin Körfez ülkelerinin desteklediği ve gönüllü kullanıcı ücretlerini de içeren bir öneriyi İran’a sundu.

Ancak Tahran, boğaz üzerinde idari yetki ve gemilerden hizmet bedeli tahsil etme hakkı istiyor. Washington ise her türlü ücreti reddederek Hürmüz’ün İran’ın denetiminden uzak, uluslararası bir suyolu olarak kalması gerektiğini savunuyor.

Dayanıklılık üzerine kurulu kumar

İran’ın kampanyası, izlediği stratejinin mantığını yansıtan bir sonuç doğurdu. Tehditler Hürmüz’ün ötesine genişledikçe, bölgesel ve Batılı güçler İran üzerindeki baskıyı artırmak yerine ticaret yolları ile enerji altyapısını korumaya giderek daha fazla odaklanmaya başladı.

Suudi Arabistan öncülüğünde şekillenen deniz koalisyonu bu yönelimin bir örneğini oluşturuyor. Körfez kaynakları koalisyonu, İran’la doğrudan karşı karşıya gelmek yerine ticari gemilere refakat etmeye, istihbarat paylaşımına ve deniz yollarını korumaya odaklanan savunma amaçlı bir yapı olarak tanımlıyor.

Knights, bu girişimi Avrupa’nın Kızıldeniz’deki Aspides misyonuna benzetiyor. Söz konusu misyon, askeri dengeyi değiştirmekten ziyade ticari gemi trafiğini korumak amacıyla kurulmuştu.

Bu dinamik Tahran açısından belirli ölçüde başarı anlamına geliyor. İran, ABD’nin askeri gücüyle doğrudan boy ölçüşemese de hükümetleri ve donanmaları savunma pozisyonuna geçmeye zorlayarak maliyet yaratabiliyor.

Hürmüz’de, Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan Babülmendep’te ya da başka yerlerde ortaya çıkan her yeni tehdit, küresel ticaretin akışını sürdürmek için gereken kaynakları artırıyor.

Mücadelenin özünde bir dayanıklılık yarışı bulunuyor. İranlı liderler, ekonomik baskıya, ABD öncülüğündeki bir koalisyonun küresel ticaret ve enerji piyasalarındaki sürekli kesintilere tahammül edebileceğinden daha uzun süre dayanabileceklerine inanıyor gibi görünüyor.

Bu stratejinin diplomatik bir amacı da var. Tahran, gerektiğinde krizi genişletebileceğini göstererek gelecekte yapılabilecek müzakerelerin şartlarını şekillendirmeyi umuyor.

ABD Dışişleri Bakanlığında İran konusunda eski danışmanlardan olan ve Dış İlişkiler Konseyinde görev yapan Ray Takeyh, “Müzakereler olacaksa şartları onlar belirleyecek,” dedi.

Öte yandan Washington ile Tahran birbirlerinin kararlılığını sınamayı sürdürürken, pazarlık gücünü en üst düzeye çıkarmak amacıyla tasarlanan bu stratejinin, iki tarafın da tamamen kontrol edemeyeceği bir çatışmaya dönüşme riski devam ediyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.

Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.

“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.

Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.

ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.

Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.

Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.

Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.

Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.

BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.

Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.

ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.

Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.

Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.

Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.

Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.

Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.

Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.

Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Yayınlanma

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.

Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.

Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.

İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.

Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.

Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:

“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”

Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.

Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.

Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.

İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.

Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.

Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.

Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.

LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:

“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”

Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.

Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.

İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.

Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.

Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:

“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”

Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.

Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.

Bu oran 2020’de %10,6’ydı.

Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English