Bizi Takip Edin

Avrupa

Merz, Kuzey Akım yasağını destekliyor

Yayınlanma

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, ABD ve Rusya’nın gaz bağlantılarını yeniden etkinleştirme çabalarını durdurmak amacıyla, Rusya ile Almanya’yı birbirine bağlayan Kuzey Akım boru hatlarının yasaklanmasına yönelik AB önerisini “aktif olarak” destekliyor.

Merz hükümeti, bu hafta başında, savaş nedeniyle AB’nin Rusya’ya uygulayacağı yeni yaptırımların bir parçası olarak yasağı onayladığını açıklamıştı.

Konuya yakın yetkililerin Financial Times’a (FT) aktardığına göre şansölye, boru hatlarının yeniden faaliyete geçirilmesinin yararları konusunda ülkede çıkan tartışmaları bastırmak istedi.

Mart ayında FT’de yer alan, Kremlin ile bağlantılı Rus ve ABD’li iş adamlarının özel mülkiyete ait boru hatlarını yeniden faaliyete geçirmek istediğine dair haberler, Merz’i Berlin ve Brüksel’deki yetkililerle bunu nasıl önleyebileceğini görüşmeye sevk etti.

Yetkilier, Kuzey Akım’ın AB’nin yaptırım listesine eklenmesinin, Merz için potansiyel bir siyasi sorunu ortadan kaldıracağını belirtti.

Başka bir yetkili, cezai tedbirlerin Merz için, Berlin’in tek başına ABD ve Rusya’nın olası baskısıyla yüzleşmek yerine, boru hattının kaderini “Avrupalılaştırmanın” bir yolu olduğunu söyledi.

2022’de üçü sabotajlarla hasar gören dört boru hattının hiçbirinde devlet kontrolü bulunmamakla birlikte, Berlin gaz bağlantısının yeniden faaliyete geçirilmesi için sertifika vermek zorunda kalacak.

AB kısıtlamaları, boru hatlarının sahibi olan İsviçre merkezli Kuzey Akım 2 ve boru hattının yeniden başlatılması ve işletilmesi için gerekli olan diğer tüm şirketleri (Rusya’ya ait olsun ya da olmasın) hedef alacak.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen geçen hafta, ekibinin üzerinde çalıştığı “yeni yaptırım paketi”nin bir parçası olarak Kuzey Akım’dan bahsetmişti.

Tartışmalara yakın bir kaynağa göre, von der Leyen bu açıklamayı önce Merz ile istişare ettikten sonra yaptı ve Merz bu adıma destek verdi.

Kaynaklar, komisyonun bu hafta sonu AB hükümetleriyle resmi görüşmelere başlayacağını da ekledi. Yaptırımlar, tüm başkentlerin oybirliğiyle kabul edilebilir.

Eski Şansölye Gerhard Schröder’in fikri olan Kuzey Akım, bir zamanlar Rusya ile Almanya arasındaki derin iktisadi bağların sembolüydü. Ukrayna savaşından önce bile, bu bağlantı Berlin ve Washington arasında bir anlaşmazlık konusuydu ve ilk Trump yönetimi, dönemin Şansölyesi Angela Merkel’den ülkesinin Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltmasını istemişti.

Görüşmelerden haberdar olan kişiler, eski Stasi casusu ve Putin’in yakın arkadaşı Matthias Warnig’in, ABD’li yatırımcıların desteğiyle boru hattının yeniden başlatılmasını görüştüğünü söyledi. Warnig, ABD Başkanı Donald Trump’ın Moskova ile iktisadi yakınlaşma arzusunu kullanmaya çalışıyordu.

Bir hükümet sözcüsü, “Şansölyenin Kuzey Akım 2’ye yönelik yaptırımları aktif olarak desteklediği doğru. Yaptırımlarımızın amaçlarından biri, Rusya’nın uluslararası hukuku ihlal ederek Ukrayna’ya karşı yürüttüğü saldırı savaşını finanse etmek için kullanabileceği gelirleri kesmek. Buna fosil yakıt ihracatından elde edilen gelirler de dahil,” dedi.

Trump’ın Ukrayna konusunda Rusya ile bir anlaşma müzakere etme çabaları, 2022’den önce Almanya’nın gaz ithalatının yarısından fazlasını oluşturan Kuzey Akım ve Rusya gazı konusunda Almanya’da tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Forsa tarafından yapılan bir ankete göre, boru hattının son durağı Lubmin’in bulunduğu Mecklenburg-Vorpommern eyaletinde yaşayanların yüzde 49’u Rus doğalgaz tedarikinin yeniden başlamasından yana.

Şubat seçimlerinde ülke genelinde oyların yüzde 20’sinden fazlasını alan sağcı Almanya için Alternatif (AfD), Avro bölgesinin en büyük ekonomisi yüksek enerji fiyatları ve durgunlukla boğuşurken boru hatlarının yeniden faaliyete geçirilmesini istedi.

Bu görüş, Merz’in merkez sağdaki Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU) ve merkez sol koalisyon ortağı Sosyal Demokratlar’dan bazı iş adamları ve politikacılar tarafından da paylaşılıyor.

Mart ayında, Doğu Almanya’nın Saksonya eyaletinin CDU’lu Başbakanı Michael Kretschmer, Moskova’ya karşı cezai önlemlerin sürdürülmesinin “tamamen modası geçmiş ve Amerikalıların şu anda yaptıklarına hiç uymadığını” söylemişti.

FT ve diğer yayınların Kuzey Akım ile ilgili haberlerine yanıt olarak, CDU milletvekili Thomas Bareiß LinkedIn’de yaptığı bir paylaşımda, “Amerikalı dostlarının ne kadar iş odaklı olduğunu” övdü.

Doğu Almanya’nın Brandenburg eyaletinin SPD’li Başbakanı Dietmar Woidke ise, olası bir barış anlaşmasının ardından Almanya’nın Rusya ile ticari ilişkilerinin normalleşmesi çağrısında bulundu.

Avrupa

Almanya, savaş drone’larını nereden alacağına karar veremiyor

Yayınlanma

Almanya, NATO’nun temel bir gereksinimini karşılamak üzere insansız savaş uçağı filosuna sahip olmak istese de nereden alacağına karar veremiyor.

POLITICO’ya göre Alman savunma bakanlığı içinde Avustralya yapımı bir insansız hava aracını satın almak mı, yoksa Avrupa’daki alternatifleri beklemek mi gerektiği konusundaki görüş ayrılıkları, Berlin’in 2029 yılına kadar ilk filosunu hizmete sokma hedefini tehlikeye atıyor.

Almanya, yoğun şekilde savunulan hava sahasına silah, sensör veya elektronik harp yükleri taşıyabilen, yeniden kullanılabilir, jet motorlu savaş insansız hava araçları arıyor.

Ukrayna’da yaygın olarak kullanılan küçük, tek kullanımlık insansız hava araçlarının aksine, bu araçların tekrar tekrar görev yapması ve nihayetinde Eurofighter ve F-35 gibi insanlı jetlerle birlikte operasyonlara katılması amaçlanıyor.

Alman Hava Kuvvetleri’nin şu anda bu tür bir kabiliyeti bulunmuyor. NATO, Berlin’den bu kabiliyeti 2035 yılına kadar sağlamasını bekliyor.

Fakat Almanya, Luftwaffe’nin öncelikle operasyonel deneyim kazanabilmesi için 2029 yılına kadar sınırlı bir filo oluşturmak gibi daha iddialı bir hedef belirledi.

POLITICO’nun incelediği birkaç gizli bakanlık belgesine göre, yetkililer, Avrupa projeleri olgunlaşana kadar bir geçiş çözümü olarak Boeing Avustralya’nın MQ-28 Ghost Bat’ını satın almakla, Alman ve Avrupa tasarımlarına geliştirme için daha fazla zaman tanıyacak bir ihaleyi önce düzenlemek arasında kararsız kalmış durumda.

Silahlanma Müsteşarı Jens Plötner’in bir sonraki adımlara karar vermesinden önce bakanlığın planlama ekibi tarafından hazırlanan nihai bir iç notta, 2029 hedefinin artık karşılanamayacağı sonucuna varılıyor ve hedefin ertelenmesi öneriliyor.

Bakanlığın asıl planı, rakip tasarımları eşzamanlı olarak test ederken geçici bir kapasite olarak 12 adet Boeing Avustralya MQ-28 Ghost Bat insansız hava aracını satın almak ve böylece Alman ve Avrupalı alternatiflerin olgunlaşması için daha fazla zaman tanımaktı.

Teklifi geliştiren bakanlığın inovasyon departmanındaki yetkililer, bunun 2029 hedefine ulaşmanın tek gerçekçi yolu olduğunu savundu.

Bu anlaşmazlık, on yıllardır süren yetersiz yatırımlar nedeniyle zayıflamış silahlı kuvvetlerini yeniden inşa etmeye çalışan Berlin’in karşı karşıya olduğu daha geniş bir ikilemi ortaya koyuyor.

Teklif kapsamında, Boeing ve Alman silah üreticisi Rheinmetall, MQ-28 uçağının Almanya’nın gereksinimlerine nasıl uyarlanabileceğini ve kısmen ülkede nasıl üretilebileceğini incelemek üzere anlaşmıştı.

Savunma Bakanı Boris Pistorius, mart ayında Avustralya’ya yaptığı ziyaret sırasında bu seçeneği kamuoyuna açıkça desteklemiş ve Ghost Bat’lerın satın alınmasının değerlendirildiğini belirtmişti.

Aynı zamanda Berlin, Boeing Defence Australia ve MQ-28’i; Alman girişimci Helsing ile Hensoldt ve CA-1 Europa’yı; ayrıca Airbus ile ABD’li üretici Kratos ve XQ-58 Valkyrie’yi içeren bir ihale planlamıştı.

Fakat POLITICO’nun eline geçen bir bakanlık değerlendirmesinde, mevcut uçakların hiçbirinin Almanya’nın gereksinimlerini tam olarak karşılamadığı sonucuna varıldı.

MQ-28’in, Almanya’nın istediği karaya saldırı görevini yerine getirebilmesi için bazı değişikliklere ihtiyaç duyacağı belirtildi ve tedarik kurumu başkanı, bu değişikliklerin 2029 yılına kadar tamamlanıp tamamlanamayacağını sorguladı.

Öte yandan, Almanya öncülüğündeki alternatifler de henüz yeterince olgunlaşmadı.

Bir bakanlık notuna göre, ilk filonun maliyeti yaklaşık 820 milyon avro olacak ve Rheinmetall’in katılımına rağmen endüstriyel çalışmaların büyük bir kısmı Almanya dışında gerçekleştirilecek.

Bu durum aynı zamanda siyasi bir zorluk da yarattı. Büyük askeri alımlar, Federal Meclis’in bütçe komitesinin onayını gerektiriyor ve milletvekilleri, Alman ve Avrupa sanayisini güçlendirmek için savunma harcamalarının artırılmasını giderek daha fazla talep ediyor.

Temmuz ayı başlarında üst düzey planlama, silahlanma, hava kuvvetleri ve tedarik yetkililerinin katıldığı bir toplantının ardından Platner’e sunulan nihai planlama notu, bu sıralamayı fiilen tersine çeviriyor.

Bakanlık, önce MQ-28’i satın almak yerine, herhangi bir uçak alımına karar vermeden önce ihaleyi düzenleyecek.

Notta, bu yaklaşımın kapsamlı modifikasyonlar gerektiren bir uçağa yatırım yapma riskini azaltacağı, aynı zamanda Alman ve Avrupa öncülüğündeki projelere olgunlaşmaları ve rekabet edebilmeleri için daha fazla zaman tanıyacağı belirtiliyor.

Bu durum, Almanya’nın hassas görev yazılımları üzerindeki kontrolünü elinde tutmasına da yardımcı olabilir.

Dezavantaj ise zamanlama. İhale 2027 yılına kadar başlamayacağı için, bakanlık yetkilileri, Almanya’nın hâlâ NATO’nun 2035 gereksinimini karşılamayı hedeflemesine rağmen, 2029 yılına kadar bir kazanan seçip, uçağı uyarlayıp hizmete sokmanın imkânsız olacağı sonucuna varmdı.

Yetkililer, yetenek açığının bir kısmını kapatmak için 2027’den itibaren kısmen seyir füzelerine güvenilmesini öneriyor. 

Fakat yeniden kullanılabilir savaş insansız hava araçlarının aksine, bu füzeler fırlatıldıktan sonra imha oluyor ve aynı görev yelpazesini yerine getiremiyor.

Her iki önerinin de, ileriye dönük yol haritasını belirlemesi gereken Müsteşar Plötner tarafından değerlendirilmesi bekleniyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AfD’de Weidel’in otoritesi üç ayrı cephede sınanıyor

Yayınlanma

Almanya’da sağcı muhalefet partisi AfD’nin Kuzey Ren-Vestfalya yönetimi, eyalet listesinin yenilenmesini isteyen federal yönetime karşı ihtiyati tedbir talep etti; anlaşmazlık Alice Weidel’in parti üzerindeki denetimini tartışmaya açtı. Parti içindeki kavga, eski NPD yöneticisi Sebastian Schmidtke’ye verilen mülakatlar ve Jens Spahn tartışmasındaki eşcinsel karşıtı paylaşımlarla genişledi.

Almanya’da sağ muhalefet partisi Almanya için Alternatif’in Kuzey Ren-Vestfalya teşkilatında uzun süredir devam eden iktidar kavgası, federal parti yönetimini de doğrudan içine çeken açık bir otorite sınamasına dönüştü.

AfD’nin ülkedeki en büyük eyalet teşkilatını yöneten Martin Vincentz’in çevresindeki isimler, eş başkan Alice Weidel’e alenen karşı çıktı; eyalet yönetimi, liste seçiminin tekrarlanmasını isteyen federal yönetime karşı ihtiyati tedbir başvurusunda bulundu.

AfD içinde kanat çatışmaları, liste anlaşmazlıkları ve idari nüfuz mücadeleleri öteden beri yaşanıyordu.

Ancak Weidel’in doğrudan hedef alınması, parti içindeki yerleşik eşiğin aşılması anlamına geliyor. Kendi Baden-Württemberg teşkilatındaki ihtilafları yatıştırdıktan sonra parti üzerindeki ağırlığını tahkim eden Weidel’e karşı çıkmak, siyasi nüfuz kaybı ihtimalini de beraberinde getiriyordu.

Kuzey Ren-Vestfalya’daki eyalet yönetimi artık bu riski göze alıyor.

Ülkenin en kalabalık eyaletindeki teşkilat, AfD’nin de en geniş eyalet örgütü. Burada söz sahibi olanlar delege dağılımını, parti kongrelerini ve dolayısıyla federal düzeydeki kuvvet oranlarını etkileyebiliyor.

Bu sebeple anlaşmazlık, gelecek eyalet seçimi için hazırlanacak listenin ötesinde, Weidel’in teşkilat üzerindeki denetimine uzanıyor.

Tarafların bir yanında eyalet başkanı Martin Vincentz yer alıyor. Parti içinde nispeten mutedil çizginin temsilcisi sayılan Vincentz’in grubu, Tino Chrupalla’yla taktik bir ittifak kurdu.

Karşı tarafta Bundestag milletvekili Matthias Helferich ile AfD Genel Başkan Yardımcısı Sven Tritschler’in çevresindeki daha radikal kanat var. Bu grup Weidel’e daha yakın duruyor.

Gelecek yıl yapılacak eyalet seçimi için liste belirlenirken iki kesim doğrudan karşı karşıya geldi.

Helferich çevresi, çok sayıda adayın art arda yarışa sokulmasına dayanan örgütlü bir yöntem izledi. Parti içindeki yazışmalarda “Operation Filibuster” adı verilen plan, toplantının işleyişini aksatmayı, ardından müzakere mecburiyeti yaratarak kendi kanadından daha fazla ismi listeye yerleştirmeyi hedefliyordu.

Toplantıda karşılıklı suçlamalar ve kargaşa yaşandı; taraflar daha sonra şikayetlerde de bulundu. Liste seçiminin neticesinde Vincentz kanadı büyük ölçüde istediğini aldı. Bu grup, parti kongresindeki delegeler arasında çoğunluğu elinde tutuyordu.

Helferich çevresi ise delegelere tehdit ve baskı uygulandığını öne sürdü. Vincentz’in tarafı bu ithamları reddetti.

AfD federal yönetimi, iddiaların ardından eyalet teşkilatından aday belirleme toplantısını sona erdirmesini ve listeyi yeniden seçmesini istedi.

Weidel ile Chrupalla’nın imzasını taşıyan yazıda, “özlerinde birbiriyle örtüşen çok sayıda anlatımın” bazı delegelerin tehdit edildiğini veya ağır baskı altında bırakıldığını gösterdiği savunuldu. Federal yönetim, bu şartlarda eyalet listesinin seçime kabul edilmemesi ihtimalinin doğabileceğini ileri sürdü.

Weidel ve Chrupalla, müdahaleden önce diğer eyalet başkanlarının desteğini almak üzere telefon konferansı da düzenledi. Böylece Helferich kanadının ileri sürdüğü iddialar federal yönetimin resmi tutumuna dönüştü.

Vincentz toplantıyı sonlandırma talebini reddetti. Weidel’e gönderdiği mektupta, meselenin gerçekten “listenin hukuki güvenliğiyle mi, yoksa listenin bileşimiyle mi” ilgili olduğu sorusunun kendisini dayattığını yazdı.

İleri sürülen tehdit vakalarının ilk bölümünün şimdiden yanlış olduğunun kanıtlandığını savundu.

Eyalet yönetimi federal parti kuruluna karşı mahkemeye başvurdu

Kuzey Ren-Vestfalya yönetimi, federal parti kuruluna karşı ihtiyati tedbir talep ederek anlaşmazlığı yargıya taşıdı. Parti içindeki bir eyalet teşkilatının kendi federal yönetimine karşı mahkemeye gitmesi, AfD tarihinde benzeri görülmemiş bir safha açtı.

Tedbir talebinde, karara uyulmaması halinde 250 bin avroya kadar para cezası, bunun yerine hapis yaptırımı uygulanması istendi. Metinde hapis yaptırımının federal eş başkanlar hakkında icra edilmesi talebi de yer aldı.

Vincentz daha önce bir başka iç yazışmada Weidel’i “mafyavari aşırılıklara” göz yummakla suçlamıştı. AfD’nin kendi iç siyasetinde bu niteleme, parti liderliğine yöneltilebilecek en ağır ithamlardan biri sayılıyor.

Buna karşılık Vincentz, Welt televizyonuna verdiği demeçte anlaşmazlığın çapını küçültmeye çalıştı. “En iyi ilişkilerde bile zaman zaman bir yerlerde sürtüşme yaşanır” diyen Vincentz, “Benimle Alice arasında çatışma yok, tam tersine” sözlerini kullandı.

Ancak eyalet kongresinin sonraki bölümünde kurulan cümleler, uzlaşmacı anlatımla bağdaşmadı. Vincentz’in eyalet meclis grubundaki parlamenter işlerini yöneten ve fraksiyonun en nüfuzlu isimlerinden biri sayılan Christian Loose, salon önünde delegelere hitap ederken Weidel’i doğrudan suçladı.

Loose şöyle konuştu:

“Muhtemelen neden şu anda eyalet yönetiminden kimsenin burada durmadığını merak ediyorsunuz. Elbette şu anda barış yükümlülüğü altındalar ve Alice Weidel, burada barışı korumazlarsa sıradaki parti ihraç sürecinin geleceği tehdidinde bulunuyor. Klaus Esser ve Christian Blex’e karşı usulsüz ihraç süreçleri planlayarak eyalet yönetimimizdeki çoğunluğu değiştirmeye çalışıyorlar. Böylece 7’ye 5 olan çoğunluk 5’e 5’e inecek ve eyalet yönetimi bloke edilecek. Alice Weidel bütün eyalet yönetimini görevden almaya cesaret edemiyor, çünkü ardından 12’ye 0’lık bir sonuç çıkar. O zaman bunu açıkça gösteririz.”

Loose, Politik im Fokus adlı yayıncıya verdiği mülakatta Weidel için “Alice Merkel” ifadesini de kullandı. Angela Merkel’le özdeşleştirilmek, AfD içindeki siyasi dilde ağır bir hakaret işlevi görüyor.

Vincentz birkaç gün sonra çatışmayı yatıştırmaya yöneldi. Hafta başında Weidel ve Chrupalla’ya gönderdiği e-postaya “Sevgili Alice, sevgili Tino” diye başladı. Önceki yazışmaların aksine uzlaşmacı bir dil kurdu.

Vincentz, “Son günlerdeki karşılıklı tırmanıştan ne kadar üzüntü duyduğumu açıkça belirtmek istiyorum. Sizinle çatışmaya girmek hiçbir zaman niyetim değildi” diye yazdı.

Eyalet yönetiminin davayı geri çekmeye hazır olduğunu belirterek, bunu federal yönetimin de aynı itidalle hareket edeceğine duydukları güvene bağladı.

Ne var ki hukuki dosya kapanmadı. Federal yönetim kendi tutumunu değiştirmedi. Weidel ve Chrupalla, üyelere gönderdikleri yazıda Kuzey Ren-Vestfalya yönetiminin tavrını eleştirdi.

Vincentz’in arabuluculuk girişimini birkaç dakika içinde sona erdirdiğini öne sürdüler; anlaşmazlığın kamuoyu önünde yürütülmesine de itiraz ettiler.

Federal yönetim ayrıca eyalet teşkilatı hakkında inceleme başlatılacağını duyurdu. T-Online’dan Annika Leister’in aktardığı mahkeme kaydı ise Vincentz’in mektubundaki geri çekilme iradesinin henüz hukuki işleme dönüşmediğini gösterdi. Düsseldorf Eyalet Mahkemesi sözcüsü, “Dava halen derdest ve geri çekilmedi” dedi.

Vincentz, arabuluculuğu toplantının başında “Operation Filibuster” adlı sohbet grubunun varlığını öğrendiği için sonlandırdı. Aday belirleme toplantısını işlemez hale getirmeyi amaçlayan plan bu grupta hazırlanmıştı.

Grubu kuran isim, arabuluculukta Vincentz’in karşısında oturan Genel Başkan Yardımcısı Sven Tritschler’di.

Federal komisyon teşkilatın mali ve idari kayıtlarını inceleyecek

Federal yönetimin kuracağı komisyon, Kuzey Ren-Vestfalya teşkilatının mali kayıtlarını, yönetim kurulu kararlarını ve üyelik başvurularını inceleyecek.

Helferich kanadı, eyalet yönetiminin eleştirel isimlerin üyeliğe kabulünü geciktirdiğini, kendi çevresindekilerin başvurularını ise hızlandırdığını ileri sürüyor. Bu yolla eyalet teşkilatındaki çoğunluğun korunduğunu savunuyor.

Helferich çevresi, komisyona geniş bir dosya sunmak üzere çeşitli suçlamaları kayıt altına alıyor. Bu gruptan bir isim, komisyonun yıllardır yanlış yürüdüğünü düşündükleri işleri açığa çıkarması için gereken bütün desteği alacağını söyledi. Eyalet teşkilatında “her taşın kaldırılmak istendiğini” belirtti.

Komisyona ayrıca bütçe ayrılması planlanıyor. Böylece bağımsız mali denetçiler de görevlendirilebilecek. Heyete eski federal yönetim kurulu üyesi Roman Reusch ile federal sayman Hannes Gnauck başkanlık edecek. İki başkan da komisyona üçer üye seçebilecek.

Son parti kongresinde saymanlığa seçilen Gnauck, Weidel’in çevresindeki isimler arasında sayılıyor. Bu sebeple Vincentz kanadı, incelemenin tarafsız bir idari denetimden ziyade Weidel’in siyasi menfaatlerine hizmet edeceğinden kuşkulanıyor.

Weidel’e yakın çevreler ise komisyonun Vincentz’in görevden alınmasını sağlayabilecek malzeme tespit edeceğine dair yüksek bir güven sergiliyor.

Federal yönetim resmi olarak incelemenin amacını farklı tarif ediyor: İddiaları nesnel biçimde aydınlatmak ve eyalet listesinin hukuken geçersiz sayılmasına yol açabilecek bir itirazı önlemek.

Vincentz’in çevresi, komisyonun eyalet yönetimi üzerinde baskı kurmak ve yöneticiler aleyhine kullanılabilecek kayıtlar toplamak amacı taşıdığını düşünüyor.

Weidel ile Chrupalla, üyelere gönderdikleri yazıda çok sayıda başvuru ve ihbarın, belirlenen eyalet listesine itiraz edilmesini muhtemel hale getirdiğini savunmayı sürdürdü. Böyle bir netice, AfD’nin Kuzey Ren-Vestfalya seçimlerine katılmasını tehlikeye atabilir.

Parti, benzer bir tecrübeyi 2023’te Bremen’de yaşadı. Birbirine rakip iki grup ayrı ayrı aday listeleri sunmuş, AfD bu sebeple eyalet parlamentosu seçimine katılamamıştı. Kuzey Ren-Vestfalya içinde aynı ihtimal “Bremen 2.0” diye anılıyor.

İki taraf da rakibini bu senaryoya zemin hazırlamakla suçluyor. Ancak Bremen Almanya’nın en küçük eyaletiydi. Yeni ihtilaf, ülkenin nüfus bakımından en büyük eyaletinde ve AfD’nin en geniş teşkilatında yaşanıyor.

Weidel’in çevresindeki federal yönetim, dışarıya birlik ve iktidar kabiliyeti görüntüsü vermeye çalışırken Vincentz’e de sınırlarını göstermek istiyor.

Partinin en büyük teşkilatının federal eş başkana böylesine açık biçimde karşı çıkması, yalnızca eyalet listesinin geleceğini değil, Weidel’in bu teşkilattaki çoğunluğu denetleyip denetleyemeyeceğini de tartışmaya açıyor.

Eski NPD yöneticisi AfD siyasetçileriyle yayınlar yaptı

AfD içindeki başka tartışma, Berlin’deki aşırı sağ çevrelerle parti mensupları arasındaki temaslara uzanıyor. Şehrin Neonazi çevresinde onlarca yıldır etkin olan Sebastian Schmidtke, geçmişte NPD’nin Berlin teşkilatını yönetti ve partinin federal kurulunda görev aldı.

Kırklı yaşlarının başındaki Schmidtke, Berlin’deki seçimlerde NPD adına defalarca aday oldu; Bundestag ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde de partiyi temsil etti. Kasım 2024’e kadar NPD’nin, yeni adıyla Die Heimat’ın federal genel başkan yardımcılığı görevini yürüttü.

Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ile hakaret suçlarından birden fazla mahkumiyet alan Schmidtke, son yıllarda yayıncılığa yöneldi.

“Schmidtkes Welt” adlı YouTube kanalında hazırladığı videolarda AfD siyasetçileriyle mülakatlar yapıyor. AfD’nin Saksonya-Anhalt başbakan adayı Ulrich Siegmund, bu kanala beş defa konuk oldu.

AfD, NPD ile arasına resmen kesin sınır koyduğunu savunuyor. Adını Die Heimat olarak değiştiren parti, AfD’nin yaklaşık 300 teşkilatı kapsayan bağdaşmazlık listesinde yer alıyor. Bu yapılarla üyelik veya işbirliği ilişkisi, AfD üyeliğiyle bağdaşmıyor. Buna rağmen Schmidtke’yle kurulan temaslarda aynı mesafe görülmüyor.

Schmidtke, 2000’li yıllarda henüz ergenlik çağındayken Neonazi çevrelerde faaliyete başladı. Önce, Neonazi sağ içinde antikapitalist ve antisyonist çizgiyi temsil eden Kampfbund Deutscher Sozialisten adlı yapıya katıldı. Daha sonra militan Kameradschaft ağı Märkischer Heimatschutz ile Kameradschaft Tor çevresinde yer aldı.

Berlin Senatosu, Kameradschaft Tor’u 2005’te yasakladı. Senato, yapının siyasi hedeflere ulaşmak için şiddeti savunduğunu ve Nasyonal Sosyalizmle mahiyet yakınlığı taşıdığını belirtti.

Polis, Schmidtke’yi 2007’de Berlin’deki bir nöbet esnasında gözaltına aldı. O sırada üzerinde “All Jews Are Bastards” yazılı tişört vardı. Schmidtke 22 yaşındaydı. Berlin-Tiergarten Sulh Mahkemesi ertesi yıl hakaret suçundan mahkumiyet kararı verdi.

Schmidtke 2010’da NPD’ye katıldı. Daha önce bu partiyi kendisi açısından fazla ılımlı sayıyordu. Üyeliğinin hemen ardından Berlin teşkilatının başkan yardımcılığına getirildi.

NPD’nin 2011’deki gösterilerinden birinde yaptığı konuşmada şöyle dedi:

“Asıl suçlu, buraya getirilen küçük yabancı değildir. Hayır, suçu tefecilik yapan kapitalistler, küreselciler, yüksek finans, onların Yakın Doğulu başları ve özgür halkları beyinsiz, yurtsuz, kimliksiz çalışma makinelerine çevirerek dünyadaki özgür halkların sonunu getiren bütün kuklaları taşır.”

Schmidtke aynı yıl Berlin Eyalet Parlamentosu seçim kampanyasında NPD’nin “okul bahçesi CD’si” diye anılan yayınının sorumluluğunu üstlendi. Federal Gençlere Zararlı Medyayı İnceleme Kurulu CD’yi yasaklı eserler listesine aldı.

Polis kayıtlarına göre CD’deki şarkı sözleri, yabancı nüfus gruplarına karşı açıkça nefret ve şiddet çağrısı yapıyordu. Berlin-Tiergarten Sulh Mahkemesi, yayının dağıtılması sebebiyle Schmidtke’yi 2014’te halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçundan 10 ay hapse mahkum etti; cezanın infazını erteledi.

Federal ve eyalet düzeyindeki Anayasayı Koruma Teşkilatı raporları da Schmidtke’den defalarca söz etti. Raporlarda NPD’nin Nasyonal Sosyalist kanadının temsilcisi ve şiddete yatkın otonom milliyetçi çevrede radikalleşmiş “tescilli Neonazi” diye nitelendi. Bu değerlendirmelerden biri 2012 tarihini taşıyordu.

Schmidtke, yapılan görüşmelerden birinde artık NPD veya Die Heimat içinde görev üstlenmediğini söyledi. Temmuz başındaki federal parti kongresinde ise geçen yıl partiden ayrıldığını açıkladı.

Gerekçesini, partinin “ölmüş” olması ve orada artık hiçbir şey başaramaması şeklinde anlattı.

Ayrılığının ideolojik sebeplere dayanmadığını vurguladı. Partinin programından uzaklaşmak için de gerekçe görmediğini söyledi.

Thüringen Anayasayı Koruma Teşkilatı, 2024’te Schmidtke’nin sözde siyasi rakiplerle muhtemel şiddetli bir çatışmaya “gözle görülür biçimde hazırlandığını” kaydetti.

Schmidtke o sırada Die Heimat’nın federal başkan yardımcısıydı.

Bu suçlamayı kesin biçimde reddetti. Değerlendirmenin bütünüyle abartılı olduğunu savunarak, “Farklı düşünenlere karşı şiddet uygulamak benim gönlümden geçen bir şey değil” dedi.

Schmidtke yakın zamana kadar geçimini açık hava malzemeleri ve askeri ürünler satarak sağlıyordu. Ürünleri arasında izin gerektirmeyen kurusıkı tabancalar da vardı.

Yetkili makamlar geçen yıl bu silahları edinmesini ve ticaretini yasakladı. İdare mahkemesi, en azından acil yargılama aşamasında yasağı onadı.

Silah ticaretini bırakan Schmidtke artık kendisini gazeteci olarak tanımlıyor. AfD siyasetçilerine veya basın bürolarına doğrudan yazarak mülakat talep ediyor ve çok sayıda olumlu cevap alıyor.

Siyasi geçmişini anlatan özgeçmiş göndermediğini söyledi. “Ya beni Google’da ararlar ya da aramazlar. Berlin ve Brandenburg’dakiler genellikle kim olduğumu bilir” dedi.

Schmidtke, AfD’nin federal kongresine de gazeteci sıfatıyla akredite edildi. Parti sözcüsü bunu doğruladı. Sözcü, Schmidtke’nin faaliyetlerinin AfD tarafından bilinmediğini savundu ve “Her münferit vakada kapsamlı geçmiş incelemesi yapmak için kapasitemizin fazlasıyla aşılacağını mutlaka anlayışla karşılarsınız” dedi.

Ulrich Siegmund ile Mayıs ayında Thale’deki yurttaş buluşmasında yaptığı görüşmede ikili birbirine “sen” diye hitap etti. Siegmund, kalabalık salonu ve seçim çalışmasını anlatırken şöyle konuştu:

“Müthiş keyif veriyor. Hafta içi olmasına rağmen salon tamamen dolu, insanlar ayakta bile kaldı. Artık herkese oturacak yer veremediğimiz için bazen üzülüyorum ama bu nasıl güzel bir siyasi işaret? İnsanlar değişim istiyor, hevesliler ve bugün yine Harz’dayız. Harika, çok keyifli ve burada ne açıkça görülüyor? Burada bir atılım havası hakim ve doğru yoldayız. Tarih yazacağız.”

Schmidtke buna “Başarılar” karşılığını verdi. Siegmund da “Çok teşekkürler. Bizimle olduğunuz için memnunuz” dedi.

Schmidtke, aralarındaki “sen” hitabının yakın ilişkiden kaynaklanmadığını savundu. Aynı kuşağa ve benzer yaşlara mensup olduklarını, kendisinin rahat tavırlı biri olduğunu söyledi. Bu görüşmenin ardından federal kongrede konuştuğu kişilere daha mesafeli hitap etmeye başladı.

Schmidtke yalnızca Siegmund’la görüşmedi. Brandenburg AfD Meclis Grubu Başkanı Hans-Christoph Berndt, AfD’nin gençlik teşkilatı Generation Deutschland’ın federal başkanı Jean-Pascal Hohm, federal yönetim kurulu üyeleri ile Bundestag ve eyalet parlamentosu milletvekilleri de ona mülakat verdi. Bazı isimler yayınlarına birden çok defa katıldı.

Berlin AfD Meclis Grubu Başkan Yardımcısı Torsten Weiß da Schmidtke’yle konuşan siyasetçiler arasındaydı. Weiß, Schmidtke’nin siyasi geçmişini kısa süre önce öğrendiğini söyledi. Bir gazetecinin sorularını cevaplamanın, o kişinin siyasi görüşlerini benimsemek anlamına gelmeyeceğini savundu.

Siegmund’un sözcüsü de başbakan adayının ülke çapında tanınan Neonaziyle neden defalarca görüştüğü sorusuna benzer karşılık verdi. Mülakat isteyen gazeteciler hakkında “ideolojik sınama” yapmadıklarını, mümkün olduğu ölçüde kendilerinden görüşme isteyen bütün medya kuruluşlarıyla konuştuklarını söyledi.

Ne Siegmund’un bürosu ne de diğer AfD temsilcileri Schmidtke’den açıkça uzaklaştı. NPD’yi kendi bağdaşmazlık listesinde tutan partinin, bu örgütte uzun yıllar yöneticilik yapan ve programından ayrılmadığını söyleyen Schmidtke’yle temasları böylece sürüyor.

Spahn tartışması taşıyıcı annelikten eşcinsel ailelere kaydı

Partideki üçüncü tartışma, Birlik partileri Meclis Grubu Başkanı Jens Spahn’ın istifası ve taşıyıcı annelik yoluyla dünyaya gelen çocuğu çevresinde şekillendi.

Spahn, çocuk sahibi olma arzusunu gerçekleştirmek için taşıyıcı anneye başvurduğunu kendisi duyurduktan sonra görevinden ayrıldı.

Taşıyıcı annelik Almanya’da yasak. Uygulamada kadın, başkaları adına gebeliği sürdürüyor ve doğumdan sonra çocuğu “sipariş veren ebeveynlere” teslim ediyor.

Tartışmanın merkezinde başlangıçta siyasi ahlak ve inandırıcılık vardı. Spahn’ın kamusal alanda bir ölçüyü savunurken özel hayatında başka bir ölçüyle hareket ettiği ileri sürüldü.

Almanya’daki taşıyıcı annelik yasağının haklı olup olmadığı, uygulamanın lehindeki ve aleyhindeki görüşler, yasağın yurt dışında aşılmasını sağlayan boşluklar ve varlıklı kişilerin erişebildiği imkanlar kamuoyu tartışmasının diğer başlıklarını oluşturdu.

AfD’nin bazı yönetici ve milletvekilleri, tartışmayı taşıyıcı anneliğin cinsel kimlikten bağımsız etik mahiyetinden uzaklaştırarak iki erkeğin aile kurup kuramayacağı sorusuna taşıdı.

Böylece mesele, taşıyıcı anneliğin meşruiyetinden eşcinsel erkeklerin çocuk yetiştirmesine yöneldi.

Bundestag milletvekili Matthias Moosdorf, X’teki paylaşımında herkes için evliliği “aptalca saçmalık” diye niteledi. “Bir toplumun hayatta kalması için çocukların doğması gerekir; doğması, satın alınması değil” diye yazdı.

Paylaşımın ilk bölümü taşıyıcı anneliğin şartlarından ziyade eşcinsel çiftlerin evliliğini doğrudan hedef aldı. Taşıyıcı annelik eleştirisi, herkes için evlilik uygulamasına yöneltilen itirazın taşıyıcısına dönüştü.

Aşağı Saksonya AfD milletvekili Vanessa Behrendt, “Şunu kabul edin: Erkek ve erkek çocuk sahibi olamaz. Bu kadar basit” paylaşımını yaptı.

İki erkeğin biyolojik olarak ortak çocuk sahibi olamayacağına ilişkin cümle, bağlam içinde eşcinsel erkeklerin evlat edinme, koruyucu ailelik veya kadınlarla ortak ebeveynlik gibi başka modellerle de çocuk yetiştirmemesi gerektiği yönünde okundu.

Behrendt halen halkı kin ve düşmanlığa tahrik ile hakaret suçlamalarıyla yargılanıyor. Dava, eşcinsellere karşı kullandığı ifadeleri de kapsıyor. Gökkuşağı bayrağını pedofil lobi gruplarının faaliyetlerinin işareti diye nitelediği ve LGBT bireylerinden oluşan gruba “sapkın psikopatlar” dediği ileri sürülüyor.

Bundestag milletvekili Christina Baum, Jens Spahn’a doğrudan hitap eden paylaşımında, annesinin sevgisini ve sıcaklığını hiçbir zaman yaşayamayacağını düşündüğü için çocuğa acıdığını yazdı. Ardından şu cümleleri kurdu:

“Ama sizin mutluluğunuz da yakında sona erecek, çünkü satın alınmış mutluluk uzun sürmez. Sözlerimi hatırlayacaksınız.”

Bu ifadeler yalnızca Spahn’ı veya taşıyıcı anneliği eleştirmedi; çocuğun sevgi dolu bir ailede büyüme ihtimalini de reddeden bir hüküm kurdu. Weidel, Baum’u homofobik sayıyor. İkili arasındaki husumet yalnızca bu meseleye dayanmıyor.

Thüringen milletvekili Torben Braga, yeni doğmuş çocuğu annesinden alarak iki erkeğe vermenin “insanlığa karşı suç” olduğunu yazdı.

Kavram, uluslararası hukukta sistematik öldürme, köleleştirme ve sürgün gibi fiilleri tarif ediyor; Holocaust araştırmalarıyla da bağlantı taşıyor.

Paylaşımlar farklı üsluplar kursa da tartışmayı ortak bir yönde değiştirdi. Kadın bedeninin sömürülmesi, yasağın yurt dışında aşılması, siyasi çifte standart ve inandırıcılık meselelerinin yerini eşcinsel erkeklerin ebeveynliği aldı.

Aynı siyasi tepkinin taşıyıcı anneye başvuran heteroseksüel bir çift için de gösterilip gösterilmeyeceği sorusu gündeme getirildi.

Aynı cinsiyetten evlilik içinde iki çocuk yetiştiren Alice Weidel’in bu paylaşımları nasıl değerlendirdiği de sorgulandı.

AfD içindeki bazı isimler daha sonra Spahn’ın istifasını partinin başarısı olarak sunmaya çalıştı. Saksonya-Anhalt’taki seçim kampanyasının Magdeburg’daki açılışında Dennis Hohloch, “Jens Spahn’ın gitmesini AfD’nin sağladığını” söyledi.

Spahn’a yöneltilen eleştiriler yalnızca AfD’den gelmedi. Sol çevrelerden muhafazakar kesimlere kadar geniş siyasi yelpazede itirazlar dile getirildi. İstifaya yol açan başlıca suçlama, Spahn ile eşinin ebeveyn olması değil, Almanya’daki yasağı savunurken yurt dışında taşıyıcı anneye başvurmasıydı.

AfD yasağın yurt dışında aşılmasını engellemek istiyor

AfD Bundestag Grubu, taşıyıcı annelik tartışmasını yasama çalışmalarına taşımaya hazırlanıyor.

Parti içinde, Almanya’daki yasağın yurt dışında aşılmasını önlemeyi amaçlayan birden fazla kanun tasarısı hazırlanıyor.

Torben Braga, nisan ayında meclis grubuna bu alanda çalışma yapılmasını önermişti. O sırada federal hükümetin uyuşturucuyla mücadele sorumlusu Hendrik Streeck’in de taşıyıcı anneye başvurduğu öğrenilmişti.

O günkü grup toplantısına katılanların anlatımına göre bazı milletvekilleri Streeck vakasının bütünüyle özel hayata ilişkin olduğunu ve siyasi malzeme yapılmaması gerektiğini söyledi. Grup, Spahn vakasının ardından farklı tutum benimsedi.

AfD, tasarıları yaz tatilinin hemen ardından Bundestag gündemine taşımayı planlıyor. Muhalefet partisi, böylece taşıyıcı anneliğe ilişkin kendi görüşlerini parlamentoda savunacak.

Bununla beraber tartışmanın Bundestag’da da uygulamanın etik mahiyetinden uzaklaşıp eşcinsel ebeveynliğin tümden reddine yönelip yönelmeyeceği, parti içindeki paylaşımların ardından açık kalan başlıklardan biri.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB, Rusya’ya yönelik 21. yaptırım paketinde uzlaştı

Yayınlanma

Avrupa Birliği, Rusya’ya yönelik 21. yaptırım paketini tüm üye ülkelerin onayıyla kabul etti. Paket, 32 Rus bankasını, kripto şirketlerini, petrol ticaret platformlarını ve Rusya’nın “gölge filosunu” hedef alırken, Rus sıvılaştırılmış doğalgazının üçüncü ülkelere taşınmasına belirli koşullarla istisna tanıyor.

Avrupa Birliği, Rusya’ya yönelik 21. yaptırım paketi üzerinde uzlaşmaya vardı. Dönem başkanlığını yürüten İrlanda’nın Dışişleri Bakanlığı, tüm üye ülkelerin yeni yaptırım paketini kabul ettiğini açıkladı.

İrlanda Dışişleri Bakanı Helen McEntee, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Bu paket Rusya’nın gelir akışlarını daha da hedef alıyor, gölge filosunun faaliyetlerini engelliyor ve tedarik zincirlerini bozuyor” ifadelerini kullandı.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de uzlaşıya varılan paketin kapsamına ilişkin ayrıntıları paylaştı. Von der Leyen, “Yasaklı işlem listemize 32 Rus bankasını daha ekliyoruz. Ayrıca kripto şirketleri ve petrol ticaret platformlarını da kapsama alıyor, petrol fiyat tavanındaki düzenlemeyi bir yıl süreyle donduruyoruz” dedi. Yeni yaptırımların Rusya’nın “gölge filosunu” da hedef aldığını vurguladı.

Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa ise yeni yaptırım paketini, “Avrupa’nın Ukrayna’nın yanında durduğunu gösteren bir başka güçlü kanıt” sözleriyle değerlendirdi.

Reuters’ın aktardığına göre, üye ülkeler Yunanistan’ın itirazlarını dikkate alarak pakete bir yıllık istisna ekledi. Buna göre, Rus sıvılaştırılmış doğalgazının Avrupa şirketleri aracılığıyla üçüncü ülkelere taşınmasına izin verilecek ve bu istisna otomatik olarak uzayacak.

Yeni yaptırım paketi, 13 ve 22 Temmuz’da yapılan görüşmelerde oybirliği sağlanamadığı için kabul edilememişti. Politico, gecikmenin nedenlerinden birinin Yunanistan’ın itirazları olduğunu yazmıştı.

Yeni yaptırımların yürürlüğe girebilmesi için AB’nin 27 üyesinin tamamının onayı gerekiyordu. Anlaşmazlığı aşmak amacıyla İrlanda, Rus LNG’sinin üçüncü ülkelere ihracatına Ocak 2029’a kadar izin verilmesini, buna karşılık yeni sözleşmelerin yasaklanmasını önermişti.

İrlanda’nın önerisi Yunanistan’la yaşanan anlaşmazlığı hedef aldı

Politico’nun haberine göre, İrlanda’nın önerisi, Rus LNG’sinin Avrupa şirketleri tarafından üçüncü ülkelere taşınmasına Ocak 2029’a kadar izin verilmesini, ancak yeni sözleşmelerin yasaklanmasını öngörüyordu.

Dublin yönetimi bu formülle haftalardır süren çıkmazı aşmayı amaçladı.

Gazeteye göre, Yunanistan, Avrupa şirketlerinin Rus LNG’sini üçüncü ülkelere taşımasının yasaklanmasının kendi denizcilik sektörüne ağır ekonomik zarar vereceğini savunuyordu.

Politico ayrıca, Yunan denizcilik şirketi Dynagas’ın, Yamal LNG projesi açısından kritik önem taşıyan Arc7 buz sınıfı LNG gemilerine sahip olduğunu yazdı.

Habere göre, yeni yaptırımlar bu gemilerin Batı dışındaki alıcılara satılmasına yol açabilirdi. İrlanda’nın önerisinin kabul edilmesi ise Avrupa’ya ait gemilerin lojistik zincirinde kalmasını sağlayacaktı.

Bununla birlikte Yunanistan’ın bu öneriye başlangıçta onay vermediği belirtildi.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, 13 Temmuz’da üye ülkelerin mayıs ayından beri görüşülen yeni yaptırım paketinde uzlaşamadığını açıklamıştı.

Politico da bir gün önce yayımladığı haberinde, ulusal çıkar çatışmaları ve daha önce Macaristan’ın oynadığı rolün zayıflaması nedeniyle AB’nin yeni yaptırım paketi konusunda ortak zemin oluşturmakta zorlandığını aktarmıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English