Diplomasi
Çin’in nadir toprak elementleri ihracat kısıtlamaları Avrupa otomotiv sektörünü vurdu

Çin’in kritik mineral ihracatına getirdiği kısıtlamaların yol açacağı zararlara ilişkin endişeler derinleşirken, bazı Avrupalı otomobil üreticileri nadir toprak elementleri kıtlığına karşı önlemler almayı düşünüyor.
Çin’in nisan ayında, ABD Başkanı Trump’ın aşırı gümrük vergilerine karşı, çok çeşitli nadir toprak elementleri ve ilgili mıknatısların ihracatını askıya alma kararı, dünya çapında otomobil üreticileri, havacılık ve uzay üreticileri, yarı iletken şirketleri ve askeri müteahhitler için hayati öneme sahip tedarik zincirlerini sarstı.
Bu hamle, yeşil enerjiye geçişin anahtarı olan kritik mineral endüstrisinde Çin’in hakimiyetini vurguluyor ve Çin’in ABD ile ticaret savaşında bir koz olarak görülüyor. Çin, dünyadaki nadir toprak elementlerinin yaklaşık %90’ını üretiyor.
Mayıs ayında, ABD’li otomobil üreticisi Ford, Chicago fabrikasında Explorer modelinin üretimini birkaç gün süreyle durdurmak zorunda kalmıştı.
Avrupa Birliği Ticaret Komiseri Maros Sefcovic çarşamba günü yaptığı açıklamada, Çinli mevkidaşıyla nadir toprak elementleri konusunu mümkün olan en kısa sürede netleştirmek için anlaştıklarını söyledi.
AB Sanayi Stratejisi Komiseri Stephane Sejourne, “Tüm ülkelere, özellikle de %100’den fazla bağımlı olduğumuz Çin gibi bazı ülkelere olan bağımlılığımızı azaltmalıyız” dedi.
Brüksel, metal ve mineral tedarikini artırmayı amaçlayan 13 yeni projeyi belirledikten sonra Sejourne, “İhracat (kısıtlamaları) çeşitlendirme isteğimizi artırıyor” dedi.
Çarşamba günü erken saatlerde, Mercedes-Benz üretim şefi Joerg Burzer, tedarikteki olası tehditlere karşı korunmak için nadir toprak stokları gibi “tamponlar” oluşturulması konusunda otomobil üreticisinin en büyük tedarikçileriyle görüşmelerde bulunduğunu söyledi. Mercedes şu anda kıtlıktan etkilenmiyor.
BMW tedarikçi ağının bir kısmının kıtlıktan etkilendiğini, ancak kendi fabrikalarının normal şekilde çalıştığını söyledi.
Avrupa otomotiv tedarikçileri birliği CLEPA, tedariklerin tükenmesi nedeniyle birkaç üretim hattının kapatıldığını belirtti ve kontrollerin üretim için artan tehdidi konusunda uyarıda bulundu.
CLEPA, nisan başından bu yana otomotiv tedarikçileri tarafından yapılan yüzlerce ihracat lisansı başvurusunun sadece dörtte birinin kabul edildiğini, bazı başvuruların ise birliğin “yüksek prosedür gerekçeleri” ile reddedildiğini ekledi.
Şirketlerin isimlerini açıklamayan CLEPA, yeni kesintiler olabileceği konusunda uyarıda bulundu.
Çin’in nisan ayında yaptığı duyuru, Washington’un gümrük vergilerine karşı daha geniş bir misilleme paketiyle aynı zamana denk gelse de, önlemler küresel olarak uygulanıyor ve dünya çapında iş dünyası yöneticileri arasında endişe yaratıyor.
Alman ve ABD’li otomobil üreticileri, geçen hafta Hindistanlı bir elektrikli araç üreticisinin benzer şikayeti üzerine, Çin’in getirdiği kısıtlamaların üretimi tehdit ettiğinden şikayet etti.
Birçoğu, hızlı bir çözüm bulmak için hükümetlerine baskı yapıyor ve alternatifler bulmak için çabalıyor.
Almanya’nın elektrik ve dijital endüstri birliği ZVEI’nin CEO’su Wolfgang Weber, e-posta ile yaptığı açıklamada, bazı şirketlerin sadece birkaç hafta veya ay yetecek kadar tedarikleri olduğunu söyledi.
“Şirketler şu anda politikacılar tarafından terk edilmiş hissediyor ve Çin’deki zor durumlarına kısmen kendi başlarına çözüm arıyor” dedi.
Dünyanın en büyük hava yastığı ve emniyet kemeri üreticisi İsveçli Autoliv faaliyetlerinin etkilenmediğini açıkladı, ancak CEO Mikael Bratt, durumu yönetmek için bir görev gücü kurduğunu söyledi.
ABD’de de acil olarak ihtiyaç duyulan nadir toprak elementlerini veya en azından bunlardan üretilen bileşenleri elde etmek için alışılmadık girişimler olduğu bildiriliyor. Buna göre, özellikle otomotiv üreticileri, ilgili bileşenlerin üretimini Çin’e kaydırmayı veya hatta elektrik motorları gibi parçaları neredeyse bitmiş halde Çin’e göndererek, vazgeçilmez olan nadir toprak elementlerinden üretilen mıknatısların orada takılmasını düşünmeye başladı. Daha sonra bu parçalar Batı ülkelerine geri gönderilebilir.
ÇİN’E BAĞIMLILIK
General Motors ve BMW gibi otomobil üreticileri ile ZF ve BorgWarner gibi büyük tedarikçiler, Çin’e bağımlılıklarını azaltmak amacıyla nadir toprak içeriği düşük veya sıfır olan motorlar araştırıyor veya geliştiriyor, ancak çok azı maliyetleri düşürmek için üretimi ölçeklendirmeyi başardı.
BMW, en yeni nesil elektrikli otomobillerinde mıknatıssız elektrik motoru kullanmaya başladı, ancak ön cam silecekleri ve araba camı silindirleri gibi bileşenleri çalıştıran daha küçük motorlar için hala nadir topraklara ihtiyaç duyuyor.
Alman otomobil üreticisi Volkswagen şu anda herhangi bir kıtlık görmediğini açıkladı.
ABD’nin ticaret savaşı başlatması sonrası Çin’in kritik mineral ihracat kontrollerini yavaşlatması, Trump’ın Pekin’e yönelik eleştirilerinin odak noktası haline geldi.
Trump, ticaret açığını azaltmak ve kaybedilen imalat sektörünü geri kazanmak umuduyla milyarlarca dolarlık ithal ürüne yüksek gümrük vergileri uygulayarak, ABD’nin en büyük ekonomik rakibi ile ticari ilişkilerini yeniden tanımlamaya çalışıyor.
Trump, Çin’e %145’e varan gümrük vergileri uyguladı, ancak bu vergilerin kapsamlı niteliği nedeniyle hisse senedi, tahvil ve döviz piyasalarında yaşanan satış dalgasının ardından vergileri geri çekti. Çin, kendi gümrük vergileriyle yanıt verdi ve Trump’ı geri adım atmaya ikna etmek için önemli tedarik zincirlerindeki hakimiyetini kullanıyor.
ABD Başkanı, Çin’in geçen ay gümrük vergileri ve ticaret kısıtlamalarını geri çekmek için Cenevre’de varılan ateşkes anlaşmasını ihlal ettiğini söylüyor. Pekin de Washington’ı ihlalle suçluyor.
Trump yönetimi, Pekin’in “aşırı baskı önlemleri” olarak nitelendirdiği, ABD’deki Çinli öğrencilerin vizelerini iptal etme tehdidi ve jet motoru yarı iletken tasarımıyla ilgili bazı temel teknolojilerin Çin’e satışını durdurma gibi önlemlerle çatışmayı tırmandırdı.
Trump ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in bu hafta görüşmesi bekleniyor. İki liderin, aralarındaki farklılıkları gidermeye çalışması ve ihracat kısıtlamalarının gündemin üst sıralarında yer alması bekleniyor.
Çarşamba günü sosyal medyada yaptığı bir paylaşımda Trump, Xi’nin “ÇOK SERT VE ANLAŞMA YAPMASI ÇOK ZOR” olduğunu belirterek anlaşmanın kırılganlığını vurguladı.
Diğer seçenek ekonomik savaşı bitirmek
Öte yandan Çin’e karşı ekonomik savaşın sona ermesi de bir çıkış yolu olabilir: Kuzey Amerika ve Avrupa ülkeleri Çin’e yönelik ihracat kısıtlamalarını kaldırırsa, Batı’nın ekonomik savaşına yanıt olarak getirilen Çin kısıtlamalarından muaf tutulmayı umabilirler. Ancak mevcut durumda böyle bir adımın atılması öngörülmüyor.
Sanayi temsilcileri, AB’nin ABD’ye danışmadan kendi başına da harekete geçebileceğini belirtiyor. Örneğin, Hollanda şirketi ASML’nin yarı iletken üretiminde kullanılan son teknoloji makinelerinin Çin’e ihracatına getirilen yasağı kaldırabilir.
Bu, ekonomik savaştaki gerginliği azaltacaktır. Ancak AB içinde böyle bir adımın atılacağına dair herhangi bir işaret yok.
Diplomasi
Ermenistan’da muhalefet liderinin dokunulmazlığı kaldırıldı

Ermenistan Merkez Seçim Kurulu, muhalefetteki Güçlü Ermenistan bloğunun Siyasi Konsey Üyesi Narek Karapetyan’ın milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılması yönündeki Başsavcılık talebini onayladı. Alınan bu karar, savcılığa Karapetyan hakkında ceza davası açma ve soruşturma yürütme yetkisi veriyor. Soruşturma, Güçlü Ermenistan hareketi destekçilerinden Aleksan Aleksanyan’a yönelik kara para aklama suçlamalarına dayanıyor.
Ermenistan Merkez Seçim Kurulu, muhalefetteki Güçlü Ermenistan bloğunun Siyasi Konsey Üyesi Narek Karapetyan’ın parlamenter dokunulmazlığının kaldırılmasına karar verdi.
Başsavcılığın bu yöndeki talebinin onaylandığını, Karapetyan’ın avukatı Aram Vardevanyan TASS’a açıkladı.
Milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılması, savcılığın Karapetyan hakkında ceza davası açmasına ve adli soruşturma işlemlerini yürütmesine olanak sağlıyor.
Sputnik Ermenistan’ın aktardığı bilgilere göre, Karapetyan hakkındaki ceza davası, Güçlü Ermenistan hareketinin destekçilerinden Aleksan Aleksanyan’a yöneltilen suçlamalarla bağlantı taşıyor.
Ermenistan Soruşturma Komitesi, Aleksanyan’ı çok büyük miktarda gelir aklamakla suçluyor. Müfettişler, Aleksanyan’ın kurduğu “Po-svoyemu” adlı sivil toplum kuruluşu aracılığıyla, Samvel Karapetyan’a ait Taşır Vakfından hediye ve borç adı altında yaklaşık 4,4 milyon dolar ile 230 bin avro aldığını ileri sürüyor.
Gelişme, ülkede Anayasa Mahkemesinin parlamento seçim sonuçlarını geçerli saymasının ardından tırmanan siyasi gerilimin ortasında yaşandı.
Temmuz başında Ermenistan’daki beş siyasi güç, Anayasa Mahkemesi kararının iktidarın meşruiyet sorununu çözmediğini ve mevcut siyasi-hukuki krizi ortadan kaldırmadığını belirterek yeni bir siyasi direniş dönemi başlattıklarını duyurdu.
Ortak bildiriye Güçlü Ermenistan, Ermenistan İttifakı, Mürefeh Ermenistan, Ermeni Ulusal Kongresi ve Ulusal Demokratik Kutup katıldı.
Yapılan seçimlerde Başbakan Nikol Paşinyan’ın liderliğindeki iktidardaki Sivil Sözleşme Partisi yüzde 49,74 oy alarak tek başına hükümet kurma çoğunluğunu korudu.
Seçim yarışında Güçlü Ermenistan bloğu ikinci, Ermenistan İttifakı ise üçüncü sırada yer aldı.
Seçim sürecine Moskova yönetimi de eleştiriler yöneltti. Rusya Dışişleri Bakanlığı, seçim kampanyasının demokratik usullerin ihlaliyle gerçekleştirildiğini kaydederken, Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR) Başkanı Sergey Narışkin de seçim sonuçlarını “belirli bir anlamda şüpheli” olarak niteledi.
Diplomasi
Avustralya dışişleri bakanı, Çinli mevkidaşıyla görüşmesinde füze denemesinden rahatsızlığını dile getirdi

Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile görüşmesinde Pekin’in füze denemesini gündeme getirdi. Manila’daki ASEAN toplantısı kapsamında Avustralyalı mevkidaşı Penny Wong ile bir araya gelen Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ise, Canberra’ya “çifte standartlardan vazgeçme” çağrısında bulundu.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Avustralya’nın Çin’in askeri kapasitesindeki artış ve yakın zamanda gerçekleştirdiği füze denemesine ilişkin kaygılarını dile getirdiği görüşmede, Canberra yönetimini “çifte standartlardan” vazgeçmeye ve ikili ilişkilerdeki iyileşme ivmesini korumaya çağırdı.
Wang, salı günü Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong ile yaptığı görüşmede, Canberra ile Pekin’in karşılıklı saygı ve eşitlik temelinde farklılıklarını ele alması gerektiğini söyledi.
Çin Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre Wang, “İki taraf, anlaşmazlıkları yönetirken ortak noktalar aramalı ve ilişkilerin önyargılar nedeniyle sekteye uğramasına ya da zarar görmesine izin vermek yerine, olumlu gelişmeyi besleyen sağlıklı bir döngü oluşturmalıdır” dedi.
Bakanlığın açıklamasında Wang’ın ayrıca Avustralya’nın iç işlerine karışmama ilkesine bağlı kalmasını ve çifte standartlardan vazgeçmesini umduğunu ifade ettiği belirtildi.
İki bakan, ASEAN öncülüğünde düzenlenen dışişleri bakanları toplantısı kapsamında Manila’da bir araya geldi.
Avustralya Dışişleri Bakanlığının yayımladığı açılış konuşması tutanağına göre Wong, ülkesinin Pekin’e yönelik tutarlı yaklaşımını yineledi.
Wong, “İşbirliği yapabileceğimiz alanlarda işbirliği yapacağız, anlaşmamız gereken konularda ise görüş ayrılıklarımızı ortaya koyacağız. Diyaloğu sürdürmek istiyoruz, çünkü bunun ulusal çıkarlarımıza uygun olduğuna inanıyoruz” dedi.
Wong, Canberra’nın “güvenli ve profesyonel askeri davranış ile niyetler konusunda şeffaflık ve güvence verilmesinin önemi” de dahil olmak üzere bölgesel güvenlik meselelerini görüşmek istediğini belirtti.
Aynı gün Bloomberg’e verdiği televizyon röportajında Avustralya’nın güvenlik kaygılarını da dile getiren Wong, Çin’in askeri kapasitesini artırmasına ve 6 Temmuz’da Pasifik’te belirlenen sulara yönelik gerçekleştirdiği stratejik füze denemesine dikkat çekti.
Wong, Bloomberg’e yaptığı açıklamada, “Bölgemizde İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en büyük askeri yığınağa tanıklık ediyoruz” dedi. Bölge ülkelerinin “niyetlere ilişkin güvence ve şeffaflık konusunda teminat” beklediğini söyledi.
Çin’in son füze denemesine ilişkin değerlendirmesinde Wong, denemenin “bölge ülkelerinin beklediği düzeyde önceden bildirim, öngörülebilirlik ve dolayısıyla niyetlere ilişkin güvence sağlanmadan” gerçekleştirildiğini savundu.
Pekin ise füze fırlatmasını savundu. Çin donanması daha önce yaptığı açıklamada, tatbikatın yıllık eğitim programının rutin bir parçası olduğunu bildirmişti. İlgili ülkelere önceden bilgi verildiğini, operasyonun herhangi bir ülkeyi hedef almadığını ve uluslararası hukuka tamamen uygun şekilde gerçekleştirildiğini açıklamıştı.
Wang, salı günü ASEAN toplantısı kapsamında düzenlenen bir başka ikili görüşmede Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand ile de bir araya geldi.
Çin Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre Wang, görüşmede Pekin’in iki ülke arasındaki üst düzey temasların bir sonraki aşaması için hazırlık yapmaya hazır olduğunu söyledi.
Wang, Çin’in küresel yönetişim ve yapay zekâ dahil olmak üzere çok taraflı konularda Kanada ile koordinasyonunu güçlendirmeye ve hassas meseleleri uygun biçimde ele alarak “istikrarsız bir dünyaya daha fazla kesinlik kazandırmaya” hazır olduğunu ifade etti.
Kanada Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre iki bakan, Başbakan Mark Carney’nin ocak ayında Çin’e yaptığı resmi ziyaretten bu yana ikili ilişkilerin geliştirilmesi yönünde kaydedilen ilerlemeyi değerlendirdi.
Bu kapsamda dışişleri bakanları arasında her yıl düzenli toplantılar yapılması ve ikili ulusal güvenlik ve hukukun üstünlüğü diyaloğunun yeniden başlatılması planları ele alındı.
Ottawa ile Pekin arasındaki ilişkilerin yumuşaması, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kanada’yı Çin ile ilişkilerini onarmaya iten gümrük vergisi savaşı ortamında gerçekleşiyor.
Carney’nin ocak ayındaki ziyareti sırasında iki ülke, Kanada’nın Çin üretimi elektrikli araçlara uyguladığı gümrük vergisini önemli ölçüde düşürmesini öngören bir ön anlaşmaya varmıştı.
Buna göre, yıllık 49 bin araçlık ithalat kotasına tabi olmak üzere, söz konusu tarifenin 1 Mart’tan itibaren yüzde 6,1’e indirilmesi kararlaştırılmıştı.
Buna karşılık Çin de mart ayından itibaren Kanada’nın başlıca tarım ürünlerine uyguladığı gümrük vergilerini düşürdü.
Diplomasi
Dünya Bankası: İran savaşı küresel büyümeyi %1,3’e kadar düşürebilir

Dünya Bankası baş ekonomisti Indermit Gill, ABD ile İran arasında tırmanan gerginliklerin enflasyonu yeniden alevlendirebileceğini, faiz oranlarını yükseltebileceğini ve küresel büyümeyi geçen yılki %2,9 seviyesinden %1,3’e kadar düşürebileceğini belirtti.
Ağustos sonunda emekliye ayrılacak olan Gill, Orta Doğu’daki savaşla ilgili yüksek belirsizlik nedeniyle bankanın haziran ayı iktisadi tahmininde üç farklı senaryo modellemiş olduğunu, ama çatışmaların altı ay veya daha uzun sürmesi gibi en kötü senaryonun şimdiden gerçekleşmeye yakın olduğunu belirtti.
Bu senaryoya göre, küresel manşet enflasyon %4,5’e ulaşacak.
Gill, uzun süren çatışmaların ve bölgedeki petrol altyapısına verilen hasarın, tarımda ihtiyaç duyulan gübre, helyum ve kükürt sevkiyatlarını aksatarak gıda güvensizliğini daha da derinleştireceğini ve bunun da faiz oranlarının yükselmesini de içerebilecek bir dizi ikincil etkiyi tetikleyeceğini belirtti.
Bu, Washington ile Tahran arasındaki gerginliğin keskin bir şekilde tırmanması ve çatışmanın etkisinin daha az şiddetli olacağına dair umutları besleyen nisan ayındaki ateşkes anlaşmasının çöküşünden bu yana bir Dünya Bankası üst düzey yetkilisi tarafından yapılan ilk açıklama.
Gill, COVID-19 pandemisinden henüz toparlanamamış yoksul ülkelerin daha büyük gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kalabileceğini, yüksek borç seviyesine sahip ülkelerin ise faiz oranlarının yükselmesiyle artan borçlanma maliyetlerinden etkileneceğini ve bunun da eğitim, sağlık ve diğer hayati hizmetlere yönelik harcamaları kısıtlayacağını belirtti.
Ekonomist, “Kişisel görüşüm, belki de buna birkaç ay kalmış olabilir, çünkü henüz politika faiz oranlarının yükselmeye başladığını görmüyoruz,” dedi.
Gill, “Enflasyon hızlandığında, ağır borç yükü altındaki ülkelerin borç servisi ödemelerini karşılamada ciddi sorunlarla karşılaşmalarına sadece birkaç ay kalabilir,” diye ekledi.
Gerginliğin işaretleri ortaya çıkmaya başladı. Konuyla ilgili bilgilendirilmiş bir kaynağa göre, nakit sıkıntısı çeken bazı ülkeler Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) mevcut kredilerin artırılmasını talep ederken, Pakistan ise bu hafta ABD’den 10 milyar dolarlık döviz istikrar fonu talep etti.
Dünya Bankası’nın haziran ayı tahminleri, düşük ve orta gelirli ülkelerin %40’ının ya halihazırda borç sıkıntısı içinde olduğunu ya da bu duruma düşme riskinin yüksek olduğunu ortaya koydu.
Gill, bu sayının 32 ülkeye tekabül ettiğini fakat faiz oranları yükselirse bu sayının hızla artabileceğini belirtti ve borçlarını ödeyemese bile diğer ülkelerin uzun vadeli büyüme beklentilerinin düşebileceğini ekledi.
“Bu, yavaş yavaş ilerleyen bir tren kazası gibi,” diyen Gill, borçlarını ödeyen ülkelerin, gelecekteki büyümeyi desteklemek için gerekli olan eğitim, sağlık ve diğer alanlardan kaynaklarını tüketmek zorunda kalacaklarına dikkat çekti.
Dünya Bankası verilerine göre, gelişmekte olan ve gelişen ülkelerin ortalama borç-GSYİH oranı 2025 yılında yaklaşık %74 olarak gerçekleşti; bu oran, 2019 sonlarında başlayan pandemiden önceki %50-55 civarındaki oranların oldukça üzerinde. Düşük gelirli ülkeler için bu oran, yaklaşık %40’tan %67’ye yükseldi.
Gill, bazı ülkelerin duruma göre borç affına ihtiyaç duyacağını belirtti.
Dünyanın en büyük ekonomileri olan ABD, Çin ve Hindistan’ın savaşın etkisinden nispeten korunmuş olduğunu ve her birinin farklı dayanıklılık kaynaklarından faydalandığını söyledi. Ancak gelişmekte olan ülkeler daha büyük zorluklarla karşı karşıya kaldı.
Borç kırılganlıkları arttıkça, G-20 büyük ekonomileri borç yeniden yapılandırma sürecinde reformlar konusunda ilerleme kaydetmiş olsa da, iyileşmeler yavaş gerçekleşti.
Bununla birlikte, gelişmekte olan ülkeler için bazı iyi haberler de olduğunu belirten Gill, Dünya Bankası’nın bu ülkelerin yapay zekaya hazırlık durumuna ilişkin yeni bir analizinde, gelişmekte olan teknolojiden ve bunun vaat ettiği verimlilik artışlarından faydalanabileceklerinin ortaya çıktığını kaydetti. Gill, yoksul ülkelerdeki insanların yaklaşık %10’unun yapay zekadan olumsuz etkilenme olasılığı olduğunu, buna karşılık zengin ülkelerde bu oranın yaklaşık %30-40 olduğunu belirtti.
Gill sözlerine şöyle devam etti:
“Dolayısıyla bu ülkeler için yapay zeka büyük bir kazanç olabilir. Gelişmekte olan ülkeler, yapay zekanın etkisine ilişkin olarak gelişmiş ülkelere kıyasla çok daha iyimser olmalı.”
Gill, yapay zekanın büyümeyi on yıllardır görülmemiş seviyelere geri getirmeye potansiyel olarak yardımcı olabileceğini, ancak bunun muhtemelen bu on yıl içinde gerçekleşmeyeceğini de sözlerine ekledi.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?









