Bizi Takip Edin

Avrupa

Asya Altyapı Yatırım Bankası, Londra’da şube açmak istiyor

Yayınlanma

Trump yönetimi Çin’e karşı sert bir tutum sergilerken, Çin liderliğindeki Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) bu yıl Londra’da ilk Avrupa ofisini açmayı planlıyor.

2013 yılında Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi (KYG) kapsamında kurulan ve merkezi Pekin’de bulunan AIIB, yeni Londra ofisini bankanın küresel kalkınma projelerini desteklemek için fon sağlamak amacıyla kullanmayı hedefliyor.

Bu hamle ABD-Birleşik Krallık ilişkileri düşünüldüğünde oldukça tartışmalı olabilir. Başbakan Keir Starmer, bir yıl önce iktidara geldiğinden beri Çin ile ilişkileri yeniden kurmak için çalışıyor. 

Fakat geçen ay ABD ile imzalanan ticaret anlaşması, Donald Trump’ın küresel güçle sürdürdüğü ticaret savaşı nedeniyle Londra’yı Pekin ile ticaretini kısıtlamaya zorlayabilecek hükümler içeriyor.

Britanya-Çin finans bağlantısı ABD’nin hoşuna gitmeyecek

Chatham House’da Çin uzmanı kıdemli araştırma görevlisi William Matthews POLITICO’ya yaptığı açıklamada, “Trump yönetiminin, ticaret konusunda Çin’e karşı ABD ile aynı çizgiye gelmesi için Birleşik Krallık’a uyguladığı baskı göz önüne alındığında, Londra’da bir AIIB merkezinin kurulmasını hoş karşılayacağını sanmıyorum,” dedi.

AIIB, KYG’nin bir aracı olduğu yönündeki iddiaları kesin bir dille reddediyor. KYG, Asya, Avrupa ve Afrika arasında ticaret yolları kurma çabasının bir parçası olarak eski “İpek Yolu”nu örnek alıyor, fakat eleştirmenler bunu Pekin’in dış politika hedeflerini yürüttüğü bir araç olarak görüyor.

Bir AIIB sözcüsü, “Projelerimizden bazılarının müşterilerimiz tarafından KYG ile ilgili projeler olarak tanımlanabileceğini kabul ediyoruz, fakat bu projeler öncelikle Çin hükümeti tarafından değil, müşterilerimiz tarafından finansman için bize sunuldu,” dedi.

Neden Londra?

AIIB’nin Londra merkezi, bankanın küresel kredi projelerini destekleyecek özel yatırımcılar ararken, yıl sonundan önce açılması ve 5 ila 10 çalışandan oluşması bekleniyor.

Londra’nın bankacılık ve varlık yönetimi referansları, derin sermaye havuzları ve Kuzey Amerika ile Asya arasındaki saat farkı, onu Batı ve Doğudaki yatırımcılar arasında bir köprü haline getiriyor.

Başka bir kaynak, Londra’nın Frankfurt, Lüksemburg ve Paris gibi Avrupa’daki diğer rakip şehirleri geride bırakmasının nedeninin “finansal piyasalara ve diğer önemli saat dilimlerine daha yakın olması” olduğunu söyledi.

AIIB sözcüsü, “Asya ve Avrupa dahil olmak üzere başka yerlerde de az sayıda ek merkez ofis açma olasılığını araştırıyoruz fakat henüz kesin bir karar vermedik,” dedi.

Ayrıca Singapur ve Hong Kong’da da yeni ofislerin açılması bekleniyor.

Brexit, Londra’nın küresel finans merkezi olma konumunu zayıflatmadı

Aralık ayında Londra’da düzenlenen Birleşik Krallık-Çin yatırımcı forumunda konuşan bankanın başkanı ve yönetim kurulu başkanı Jin Liqun, Brexit’in Londra’nın küresel finans merkezi konumunu zayıflattığına dair “hiçbir işaret” olmadığını savundu.

Jin, Londra’nın finansal hizmetler alanındaki “karşılaştırmalı üstünlüğünün” azalmadığını belirtirken, Avrupa ofisinin kurulmasının “rakip aday şehirlerle yapılacak müzakerelere bağlı” olduğunu söyledi.

Jin, birkaç hafta önce Birleşik Krallık Maliye Bakanı Rachel Reeves ile bir araya gelerek planları görüştü. Reeves’in, Jin’in yanında, üst düzey Hazine yetkilileri ve AIIB çalışanları ile birlikte çekilmiş bir fotoğrafı sosyal medyada paylaşıldı.

Maliye Bakanının Çinli yönetici ile görüşmesi hakkında kamuoyuna bilgi verilmiyor

Hazine Bakanlığı daha sonra, POLITICO’nun toplantının tutanaklarını talep eden bilgi edinme özgürlüğü talebini, “Birleşik Krallık’ın uluslararası ilişkilerine zarar verebileceğini” gerekçe göstererek reddetti.

Hazine Bakanlığı, “Hazine Bakanlığı ve Birleşik Krallık’ın AIIB ile olumlu ilişkilerini sürdürmesi son derece önemlidir ve toplantıyla ilgili bilgilerin açıklanması bu iyi ilişkilere zarar verebilir,” dedi.

Londra, Birleşik Krallıke-Çin ilişkilerinin “Altın Çağı”nda dönemin başbakanı David Cameron’ın liderliğinde çok taraflı bankanın kurucu üyelerinden biriydi.

Hazine Bakanlığı sözcüsü, “Birleşik Krallık, AIIB’nin kurucu üyesi olarak konumunu, güvenli iktisadi büyümeyi teşvik eden yüksek kaliteli altyapı yatırımlarını desteklemek için kullanıyor,” dedi.

AIIB sözcüsü, Birleşik Krallık’ın “bir merkez ofisi barındırmaya ilgi gösterdiğini” söyledi.

AIIB’nin başına ÇKP yöneticisi gelebilir

Boston Üniversitesinde ekonomi okumadan önce Shakespeare üzerine çalışan ve kızı şu anda Londra Ekonomi Okulunda (LSE) çalışan yapan “İngiliz hayranı” Jin, AIIB’deki ilk on yılını doldurmaya hazırlanırken, Londra’daki genişlemeyi denetliyor.

Bankanın üyeleri, 24 Haziran’da Pekin’de yapılacak yıllık konferansta yeni başkan için oy kullanacak.

Oy haklarının yüzde 27’sine sahip bankanın en büyük hissedarı olan Çin, Jin’in halefi olarak eski Maliye Bakan Yardımcısı Zou Jiayi’yi aday gösterdi.

Zou, son olarak Çin Komünist Partisi’nin en üst siyasi danışma organı olan ve önemli politika kararlarını alan kurumun genel sekreter yardımcılığını yapıyordu.

Birleşik Krallık’ın oy hakkı yaklaşık yüzde 3. Hindistan, Rusya, Almanya, Güney Kore ve Avustralya, uzmanların Washington’un hakimiyetindeki Dünya Bankası’na Çin’in cevabı olarak nitelendirdiği bankadaki 110 üye ülke arasında en büyük hissedarlar.

Pekin’den Londra’ya ‘nüfuz operasyonu’ iddiası

Zou’nun adaylığı, Pekin’in bankanın yönetimi üzerindeki etkisiyle ilgili uzun süredir devam eden endişeleri yeniden alevlendirdi.

AIIB’nin eski İletişim Direktörü Bob Pickard, POLITICO’ya verdiği demeçte, “AIIB’nin etkisi ve kredi verme uygulamaları açısından bu bankanın Çin’in bir nüfuz operasyonu olduğunu düşünüyorum,” dedi.

Pickard, bankada 15 ay görev yaptıktan sonra Haziran 2023’te ani bir şekilde istifa etmiş ve kurum içinde “ÇKP üyelerinin birçok önemli pozisyonda güç kullandığını” ileri sürmüştü.

Kanada, birkaç gün sonra AIIB’ye katılımını askıya aldı ve Pickard’ın iddialarına ilişkin soruşturması iki yıl sonra hâlâ devam ediyor.

AIIB, Pickard’ın iddialarını reddetti ve iç inceleme sonucunda “Yönetim Kurulu veya Yönetim’in kararları üzerinde haksız etki olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmadığını” açıkladı.

AIIB sözcüsü, “Başkan Jin, AIIB’nin bağımsız, çok taraflı bir kurum olduğunu, üyeler tarafından yönetildiğini ve Çin dahil hiçbir hissedara bağlı olmadığını sürekli ve kesin bir şekilde belirtmiştir,” dedi.

Sözcü, “Proje onaylarından liderlik atamalarına kadar her konuda bankanın karar alma süreci, kritik konularda %75’lik çoğunluk dahil olmak üzere geniş bir konsensüs gerektirir. Bu bazen Çin’in veto hakkı olarak görülür, fakat OECD ülkeleri de fiilen veto hakkına sahiptir,” diye ekledi.

Diğerleri ise ÇKP’nin kontrolünün giderek arttığına dair iddiaları reddediyor. Örneğin eski AB Çin Ticaret Odası Başkanı Joerg Wuttke, “Birkaç yıl öncesine kadar, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında onaylanan tek bir proje bile yoktu. Hiçbiri. Çinli şirketler bu durumdan çok öfkeliydi,” dedi.

ÇKP’nin müdahalesi iddialarının “tamamen abartıldığını” söyleyen Wuttke, AIIB Başkanı Jin’in “projeleri siyasallaştırmaktan uzak tutmayı” başardığını ve ayrıca “AIIB’yi [Çin’in] devlet şirketlerinin erişiminden uzak tuttuğunu” savundu.

Azerbaycan, Kazakistan ve Türkiye’ye AIIB kredileri

Fakat Pickard, AIIB’nin küresel altyapı projelerine sağladığı finansmanın, “Çin’in öncelikli ilgi alanındaki ülkelerdeki komşu kredilere çok taraflı saygınlık kazandırarak [Kuşak ve Yol Girişimi]’nin genel etkisini güçlendirdiğini” söyledi.

Pickard, bankanın Vietnam’daki altyapı projeleri için 5 milyar dolarlık taahhüdünü “neredeyse boş bir çek” olarak nitelendirdi ve “Vietnam’ın Washington’a mı yoksa Pekin’e mi yönelmesi gerektiğini belirlemeye çalıştığı kritik bir dönemde [bu oldu],” dedi.

AIIB’nin son kredi kayıtları da KYG ile bağlantılı projeleri gösteriyor. Geçen yıl Azerbaycan’da düzenlenen küresel iklim konferansında, banka 160 milyon dolarlık bir anlaşma imzalayarak iki güneş enerjisi santralinin finansmanını sağladı. Nisan ayında Azerbaycan ve Çin, KYG’nin faydalarını öven Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Stratejik Ortaklık Bildirisi imzaladı.

KYG’den yararlanan Türkiye, geçen yıl AIIB’den 150 milyon dolarlık kredi aldı, Kazakistan ise 2019’da büyük bir rüzgar santrali için 47 milyon dolarlık kredi aldı.

‘ABD ile sürtüşmeye neden olsa bile İngiltere kendi ulusal çıkarlarına öncelik vermeli’

AIIB başkanını tanıyan, finans alanında deneyimli üst düzey bir İngiliz iş temsilcisi, “Londra üzerinden oldukça fazla altyapı finansmanı geçiyor. AIIB için bunun faydası, muhtemelen daha fazla uluslararası anlaşma akışı görecek olmaları,” dedi.

Chatham House’un kıdemli Çin araştırma görevlisi Matthews, “Beyaz Saray’ın endişesi daha çok Birleşik Krallık’ın taraf seçmesi ve ÇKP’nin etkisine maruz kalması olacak,” dedi.

Çin’in gücü artmaya devam ederken, Birleşik Krallık “ABD ile sürtüşmeye neden olsa bile, kendi uzun vadeli ulusal çıkarlarına göre kararlar almalı” diye de ekledi.

Matthews, İngiltere’nin AIIB üyeliğinin devam etmesinin “en azından bankanın nasıl gelişeceği üzerinde bir miktar etki sahibi olmasını sağladığını” ileri sürdü.

Uzman, “Bunun önemli bir parçası, Çin Komünist Partisi’nin doğasını ve AIIB dahil olmak üzere nasıl etki yarattığını net bir şekilde anlamak ve gerektiğinde buna karşı çıkmak,” dedi.

Matthews, “Birleşik Krallık için asıl büyük resim, İşçi Partisi hükümetinin Çin politikasının Trump yönetimi ile ilişkilerine kısa vadeli siyasi etkisi değil, Çin’in giderek daha fazla nüfuz kazandığı bir dünyada iktisadi ve jeopolitik önemini korumak için uzun vadeli stratejik zorluktur,” diye açıkladı.

Avrupa

Alman savunma sanayiinde şirket sayısı 5 senede neredeyse altı katına çıktı

Yayınlanma

Alman Güvenlik ve Savunma Sanayileri Federasyonu (BDSV), temmuz ayı itibarıyla 602 şirketi temsil ediyor ve bu rakam, Kasım 2025’e kıyasla %50 artışa işaret ediyor.

Euractiv’in elde ettiği bu rakam, Ukrayna savaşının başlamasından önceki 2021 yılına kıyasla neredeyse altı kat artışa tekabül ediyor.

O dönemde Federasyonun kayıtlı üye sayısı sadece 111’di.

Üyelerin üçte biri Bavyera’da kayıtlı. Kuzey Ren-Vestfalya’da da güçlü bir sanayi kümesi kurulmuş durumda, Berlin ise bu alanda hızla arayı kapatıyor.

Alman hükümeti, 2029 yılına kadar GSYİH’sinin %3,5’ini savunmaya ayırmayı hedefliyor.

2027 yılında Almanya’nın savunma harcamalarının yaklaşık 140 milyar avroya ulaşması bekleniyor. Bu rakama başka hiçbir Avrupa ülkesi yaklaşamıyor.

Sonuç olarak, Almanya’daki savunma sektörü bundan faydalanıyor ve hızla büyüyor.

Ülkenin, Avrupa’nın en güçlü ordusunu oluşturma hedefi ile önümüzdeki birkaç yıl içinde savunma yatırımları için 500 milyar avrodan fazla kaynak ayırarak savunma sektörünü yeniden yapılandırma çabaları, şimdiden sektörün kârlarına yansımış durumda.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) hazırladığı dünyanın en büyük 100 silah şirketi endeksinde dört Alman şirketi yer alıyor.

Enstitüye göre, bu şirketlerin toplam savunma gelirleri %36 artarak yaklaşık 13 milyar avroya ulaşmış durumda.

Fakat bu büyük oyuncular, BDSV’nin temsil ettiği sektörün çoğunluğunu oluşturmuyor.

Bunun yerine, sektörün çift kullanımlı yönünü keşfeden yeni savunma girişimleri ve üreticiler, yeni üyelerin çoğunluğunu oluşturuyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İspanya’dan AB’ye: Göç krizinde Fas’ı suçlamayın

Yayınlanma

İspanya, diğer Avrupa hükümetlerinden Ceuta göç krizindeki rolü nedeniyle Fas’ı kamuoyu önünde eleştirilmemelerini istedi.

Madrid, dün (4 Ağustos) içişleri bakanlarının çevrimiçi olarak bir araya geldiği toplantıda, Rabat hakkında olumsuz mesajların yayılmasını engelleme talebinde bulundu.

Euractiv’e göre toplantıda birçok katılımcı, 72.000 kişinin bu kadar kısa bir sürede Kuzey Afrika’daki İspanyol topraklarına nasıl girebildiğini sorguladı.

İspanya’nın bu çağrısı, gelecekte Avrupa’ya yönelik göç akışlarının yönetilmesinde hayati öneme sahip olacak kilit bir ortağı kızdırmamak isteyen AB’nin isteğini de vurguluyor.

Rabat, “terörle mücadele” ve istihbarat paylaşımı konusunda da uzun süredir AB’nin müttefiki konumunda.

Salı günü düzenlenen basın toplantısında krizin tetiklenmesinden kimin sorumlu olduğu sorulduğunda, İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska, “Mutlaka suçlanacak birinin olması gerekmez,” cevabını verdi.

Savunma Bakanının üstü kapalı bir atıfı dışında, İspanya Rabat’ı kamuoyu önünde eleştirmeyi kaçındı.

Göçmen krizi: İspanya, AB’ye karşı

Von der Leyen’den “Fas’a daha fazla mali destek” önerisi

Bir Batılı hükümet kaynağı Euractiv’e, Fas’ın Ceuta’ya yönelik bu akını en azından zımnen onayladığına inanıldığını ve olayın muhtemelen Madrid’e yönelik siyasi bir uyarı niteliğinde olduğunu söyledi.

Gerilimi, sosyal medyada dolaşan ve İspanya Yüksek Mahkemesi’nin, deniz yoluyla Ceuta ve Melilla’ya ulaşan düzensiz göçmenleri zorla “derhal” geri göndermesini yasaklayan bir karar aldığına dair yanlış iddialar da körükledi.

Kısa süre sonra Batılı yetkililer, “Rus dezenformasyon ekosistemindeki aktörler”in İspanya-Fas sınırındaki olaylara “çok hızlı ve büyük ölçekte” tepki gösterdiğini de ileri sürdü.

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, açıkça Fas’ı harekete geçmeye ve göçmenleri geri almaya çağırdı. 

Fakat diğer AB liderleri, analistler ve medya haberleri, normalde sıkı olan sınır kontrollerinde en azından bir gevşeme olmadan böylesine büyük çaplı bir geçişin nasıl gerçekleşebildiğini sorgulasa da, krallığın sorumluluğuna atıfta bulunmaktan kaçındılar.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, göçmenlerin AB’ye baskı uygulamak için araç olarak kullanılmaması gerektiği ilkesini tekrar vurguladı ama Fas’ın adını anmadı.

Avrupa Komisyonu, Brüksel ile Rabat arasındaki bağları derinleştirmeyi değerlendirirken, von der Leyen Fas’a daha fazla mali destek sunma önerisini gündeme getirdi.

İspanya’ya göç dalgası, İtalya’da “Schengen” tepkisini yükseltti

AB’den “Rus dezenformasyonu” uyarıları

Avrupa’nın tepkisi, kilit ortakları suçlamak yerine, odağı büyük ölçüde insan kaçakçılarının rolüne ve sosyal medyadaki dezenformasyonun suçluların mesajlarını güçlendirmiş olabileceği olasılığına kaydırdı.

Bu, Rabat’ın kamuoyuna sunduğu başlıca mesajlardan biri de oldu. İçişleri Bakanlığı sözcüsü Rachid Khalfi pazar günü, Ceuta üzerinden Avrupa’ya girişin kolay olduğu ve hukuki sonuç doğurmadığı izlenimini yaratmaktan “dijital alanın istismarını” sorumlu tuttu.

Fas ayrıca, spekülasyonları tetikleyen İspanyol mahkeme kararını suçladı ve Madrid’in bu sonuçları öngörmesi gerektiğini belirtti.

AB Göç Komiseri Magnus Brunner salı günü yaptığı açıklamada, ulusal kolluk kuvvetlerini desteklemekle görevli AB kurumu Europol’ün krizle bağlantılı olası dezenformasyon vakalarını araştırdığını söyledi.

AB büyükelçileri ve bakanları bu hafta krizdeki dezenformasyonun rolünü tartıştılar ve daha iyi istihbarat paylaşımı gerekliliği konusunda fikir birliğine vardılar.

Kaynaklara göre, Avrupa Dış Eylem Servisi, “Rus aktörlerin” sosyal medya ağlarında bu olayı siyasi amaçlarla istismar etmeye çalışıp çalışmadığını incelemeye başladı.

AB sınır ajansı Frontex de, Avrupa Komisyonu tarafından yakında yapılacak bir gözden geçirme kapsamında, sosyal medyada yayılan dezenformasyonu izleme yetkisini de içerecek şekilde yetkilerinin genişletilmesini hedefliyor.

Ne var ki, geçen hafta yaşanan olaylardan önce koordineli bir kampanya yürütüldüğüne dair net bir bağımsız araştırma veya soruşturma bulunmuyor.

İtalya, Schengen tehdidinin dozunu azalttı

Öte yandan İtalya İçişleri Bakanı salı günü yaptığı açıklamada, İspanya’nın İtalya’nın sınır kontrollerini sıkılaştırma hamlesini “kişisel algılamaması” gerektiğini söyledi.

Matteo Piantedosi, gazetecilerle paylaşılan açıklamalara göre, kısa süreli Ceuta göç krizini ele almak üzere düzenlenen çevrimiçi toplantıda AB’li bakanlara, “Bu, hiçbir şekilde İspanya’ya veya başka herhangi bir ortağa yönelik bir önlem değil,” dedi.

Piantedosi, geçen hafta Roma’nın yaklaşık 60.000 Faslının akınına ilişkin yönetim biçimi nedeniyle İspanya’ya yönelik eleştirilere öncülük etmesinden bu yana şiddetlenen tartışmanın gerginliğini azaltmaya çalıştı.

Danimarka ve diğer 20 ülkenin desteğini alan Giorgia Meloni hükümeti, Madrid’i göç yanlısı politikaları ile bir çekim faktörü yaratmakla suçladı ve deniz ve hava sınırlarında İspanya’dan gelenlere yönelik bir ay sürecek denetimler başlattı.

İtalyan bakan, bu önlemin yasal olduğunu belirtti, diğer ülkelerin de sık sık kendi geçici iç sınır kontrollerini uyguladığını öne sürdü ve İtalya’yı, özellikle 2023’teki Lampedusa krizi sırasında, göç konusunda “AB’nin dengesiz yük paylaşımının tarihsel bir kurbanı” olarak gösterdi.

Bakan, son günlerde İtalya’nın İspanya’ya yönelttiği eleştirileri tekrarlamadı. Bunun yerine konuşmasını, sığınma başvurularını Arnavutluk dahil olmak üzere AB dışı ülkelere devretme stratejisini tanıtmak için kullandı.

Toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska, İtalya’nın geçici sınır kontrollerinden vazgeçmesini umduğunu söyledi.

İspanyol bakan, Ceuta’ya giren 72.000 kişiden 70.000’inin şu anda Fas’a geri döndüğünü de sözlerine ekledi.

Madrid’e yönelik eleştiriler yumuşadı

Birçok bakan, diplomat ve yetkili, toplantıda son birkaç gün içinde AB’yi bölmüş olan siyasi gerilimlere bir son verip, AB’nin göç caydırıcılığını güçlendirmek için teknik çalışmalara odaklanma konusunda bir mutabakat sağlandığını belirtti.

İki diplomat, toplantıda hiçbir bakanın İspanya’nın Schengen bölgesinden askıya alınmasını talep etmediğini söyledi.

Grande-Marlaska, geçen hafta Madrid’e en sert eleştirileri yönelten ülkelerin “fikirlerini yeniden gözden geçirdiklerini” belirterek, toplantının atmosferini yapıcı olarak nitelendirdi.

Bakan, Schengen bölgesinin bütünlüğünün tehlikeye girme riskinin hiçbir zaman söz konusu olmadığını da ekledi.

Ceuta krizi nedeniyle İspanya’yı sert bir şekilde eleştiren Danimarka da olumlu bir sinyal verdi.

Entegrasyon Bakanı Morten Bødskov, toplantı sonrası yaptığı bir açıklamada, “İspanya’nın hızlı hareket etmesinden çok memnun olduğunu” belirtti.

Tıpkı pazartesi günkü büyükelçiler toplantısında olduğu gibi, İspanya’nın göçmenleri Fas’a geri gönderme hızı geniş çapta övgü topladı.

Sánchez’in “yasal göç” planına tepkiler sürüyor

Çoğu AB hükümeti, gerekli belgelere sahip olmadan İspanya’da yaşayan yaklaşık 500.000 göçmeni yasallaştırmayı öngören Pedro Sánchez’in tartışmalı planına karşı kararlı bir şekilde muhalefetini sürdürüyor ve bunun göçmenleri Ceuta’ya geçmeye teşvik ettiğini savunuyor.

AB Göç Komiseri Magnus Brunner, toplantı sonrasında gazetecilere yaptığı açıklamada İtalya’nın tepkisini anladığını belirterek, vatandaşların Fas’tan gelen göçmen akını konusunda endişeli olduğunu kaydetti.

Brunner, “Her açıdan bakıldığında, Avrupa on yıllardır yasadışı göç üzerinde bu kadar kontrol sahibi olmamıştı,” dedi.

Ceuta krizinden önce, Avrupa Komisyonu, geçen hafta devreye sokulmayan AB sınır ajansı Frontex’i güçlendirmek için önlemler sunmayı eylül ayında zaten planlıyordu.

Bakanlar, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Pazartesi günü Pedro Sánchez’e gönderdiği mektupta özetlenen eylem planı etrafında uzlaştılar.

Video konferansa başkanlık eden İrlanda İçişleri ve Göç Bakanı Jim O’Callaghan, “Göçmen kaçakçılığı şebekeleriyle amansız bir şekilde mücadeleye devam etme, geri dönüşleri artırma, AB sınırlarını güçlendirme, üçüncü ülkelerle derin ortaklıklar kurma ve öngörü yeteneğini geliştirme gerekliliği konusunda ortak bir anlayış vardı,” dedi.

Belçika Başbakanı Bart De Wever, toplantı öncesinde Belga’ya verdiği röportajda, Ceuta’daki olayların temel nedenlerini tartışmak üzere AB liderlerinin acil bir toplantı yapması çağrısında bulundu. 

Fakat iki AB yetkilisi, bunun olası olmadığını belirtti.

AB, ekim ayında yapılması planlanan içişleri bakanları gayri resmi toplantısında ve aynı ay yapılacak bir sonraki Avrupa Konseyi toplantısında bu konuya yeniden dönecek.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Ukrayna ordusu asker eksikliği nedeniyle kara robotlarına yöneliyor

Yayınlanma

Ukrayna ordusu, canlı güç eksikliğinin yaşandığı bir dönemde kara tabanlı savaş robotlarının kullanımını artırmaya başladı. Bloomberg’in Ukraynalı yetkililere ve sektör temsilcilerine dayandırdığı haberinde, bu sistemlerin özellikle mayın taşıma ve intihar saldırıları için konuşlandırıldığı belirtiliyor.

Ukrayna ordusu, personel yetersizliği ortamında kara tabanlı savaş robotlarının kullanımını artırmaya başladı.

Bloomberg’in Ukraynalı yetkililere dayandırdığı haberine göre, insansız sistemler cephe hattındaki operasyonlarda daha aktif rol oynuyor.

Ukrayna İnsansız Sistemler Kuvvetleri Komutanı Robert Brovdi, piyade birliklerinin muharebe operasyonlarında kara tabanlı robotik kompleksleri giderek daha sık kullandığını belirtti.

Brovdi, bu araçların özellikle mayın teslimatı yapmak ve “kamikaze” tipi saldırılar gerçekleştirmek amacıyla sahaya sürüldüğünü ifade etti.

Ukraynalı robotik şirketi Ratel Robotics’in Genel Direktörü Taras Ostapçuk ise konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bir piyadeyi tamamen ikame etmek mümkün değil. Burada söz konusu olan piyadeye yardımcı olmaktır” dedi.

Bloomberg, Rusya tarafının da insansız sistem teknolojilerini geliştirdiğini, bu kapsamda vurucu dronların hız ve isabet hassasiyetini artırmak için modernizasyondan geçirildiğini yazdı.

Haberde ayrıca Rus askeri unsurlarının, radyo kanalı yerine fiber optik kablo üzerinden yönetilen FPV dronları Ukrayna tarafından daha önce kitleler halinde kullanmaya başladığı, bu durumun söz konusu dronları elektronik harp sistemlerine karşı daha dayanıklı kıldığı kaydedildi.

Daha önce nisan ayında The Independent gazetesi de Ukrayna birliklerinin kara robotlarının kullanımını artırarak muharebe taktiklerini değiştirmeye başladığını yazmıştı.

En sık kullanılan robotik sistemler arasında Ukraynalı DevDroid firması tarafından üretilen Browning makineli tüfekli TW12.7 modeli yer alıyor.

Şirket, bu aracın Ukrayna ordusuna ortalama maliyetinin 30 bin dolar, Browning makineli tüfekle donatılmış versiyonunun ise 50 bin dolar olduğunu bildirdi.

Rusya Savunma Bakanlığı, 10 Temmuz’da yaptığı açıklamada, Zaporijya bölgesinin Orehov yönünde Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ne ait kara robotik komplekslerinin gerçekleştirmeye çalıştığı bir karşı saldırının engellendiğini duyurdu. Bakanlığın aktardığına göre hava keşif birimleri, hava indirme birliklerinin mevzilerine doğru ilerleyen makineli tüfekli iki kara robotu tespit etti. Operatörler koordinatları vurucu insansız hava araçlarına iletti; dronlar her iki hedefi de mevzilere yaklaşamadan imha etti.

Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Eski Başkomutanı Aleksandr Sırski, mart sonunda yaptığı açıklamada, daha önce mühimmat eksikliği olan temel sorunun artık personel yetersizliğine dönüştüğünü söylemişti.

Ukrayna’daki seferberliğin orduyu takviye etmenin ana kaynağı olmayı sürdürdüğünü belirten Sırski, seferberliğin kalitesini “10 üzerinden altı veya yedi” olarak değerlendirmişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise haziran ayı başında St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu kapsamında yaptığı konuşmada, Ukrayna ordusu için ana sorunun felaket düzeydeki insan gücü eksikliği olduğunu ifade etmişti.

Putin, “Son dönemde Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin personel sayısı 100 bin kişi azaldı. Aylık kayıplar yaklaşık 40 bin kişiyi buluyor. Zorunlu seferberlik ayda yaklaşık 15-16 bin kişi sağlıyor. Yaralananlardan yaklaşık 14 bini ise hastanelerden geri dönüyor” ifadelerini kullanmıştı.

Rusya Savunma Bakanı Andrey Belousov da haziran sonunda askeri muhabirlerle gerçekleştirdiği toplantıda, kara robotik komplekslerinin Rus ordusuna entegre edilmesi sürecinden bahsetti.

Belousov, Savunma Bakanlığı’nın, ekipmanların askerlerin ihtiyaçlarına göre uyarlanması amacıyla yedek parça, bileşen ve 3D yazıcı alımı için teknik bakım birimlerinin finansmanını iki kez artırdığını söyledi. Belousov, “Bu tamamen normal bir süreçtir. Kara robotik kompleksleri açısından bakıldığında ise aynı zamanda gereklidir” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English