Ortadoğu
Eski CIA Direktörü Petraeus, biyometrik kontrollü ‘Yeni Gazze’ planı için İsrail’deki merkezi ziyaret etti

Eski CIA Direktörü ve KKR ortağı David Petraeus, İsrail’in güneyindeki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi’ni (CMCC) ziyaret ederek, Gazze’de biyometrik giriş kontrollü yerleşim modellerini öngören planlar hakkında yetkilileri bilgilendirdi. Ziyaret, ABD Ordusu’nun Refah için hazırladığı ve BAE tarafından finanse edilmesi planlanan “Önce Gazze Planlı Topluluğu” projesinin sunumunun ardından gerçekleşti.
Drop Site News’in diplomatik kaynaklara dayandırdığı habere göre, modern “ayaklanmaya karşı koyma” (counterinsurgency) doktrininin mimarlarından biri olan eski CIA Direktörü David Petraeus, geçtiğimiz hafta İsrail’in güneyinde bulunan ve Gazze’deki ateşkes sürecini denetleyen ABD ordusu yönetimindeki merkezi ziyaret etti.
Kiryat Gat’taki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi’nde (CMCC) konuşan Petraeus, İsrail’in stratejisini “temizle, tut ve yeniden inşa et” (clear, hold, and rebuild) modeline kaydırmasından duyduğu memnuniyeti ifade etti.
Petraeus daha önce, İsrail güçlerinin ABD’nin Irak’taki operasyonlarından, özellikle de “kapalı site toplulukları” (gated communities) oluşturma derslerinden faydalanmadığı yönünde eleştirilerde bulunmuştu.
“Önce Gazze Planlı Topluluğu” projesi
Petraeus’un ziyaretinden bir hafta önce ABD Ordusu, CMCC yetkililerine Refah’ta kurulması planlanan “Önce Gazze Planlı Topluluğu” projesini sundu.
Drop Site News’in edindiği bilgilere göre, söz konusu konut kompleksi, tamamen İsrail askeri kontrolü altındaki bir bölgede 25 bin Filistinliyi barındıracak. Proje; biyometrik giriş sistemleri, kimlik kontrolleri, yeniden eğitim programları ile yardım ve barınma üzerindeki sıkı denetimleri içeriyor.
CMCC’nin günlük işleyişine aşina iki kaynağa göre, “Önce Gazze Planlı Topluluğu”, “Yeni Gazze”nin genel yeniden inşa planının ilk adımı olarak bir pilot proje işlevi görecek.
The Guardian gazetesinin aktardığı bilgiye göre, kompleksin finansmanı Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından sağlanacak.
Trump ve Kushner’in Davos açıklamaları
Petraeus’un 21 Ocak’taki CMCC ziyareti, Başkan Donald Trump’ın İsviçre’nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu’nda “Barış Kurulu”nun açılışını yaptığı tarihle denk geldi.
Törende konuşan Trump, “Gazze’nin silahsızlandırılmasını, düzgün bir şekilde yönetilmesini ve güzel bir şekilde yeniden inşa edilmesini sağlamaya kararlıyım” dedi.
Trump, “Ben özümde bir gayrimenkul insanıyım ve her şey konumla ilgilidir. Ve dedim ki, şu deniz kenarındaki konuma bakın, şu güzel mülk parçasına bakın” ifadelerini kullandı.
Trump’ın ardından söz alan damadı Jared Kushner, önümüzdeki 100 günün öncelikleri arasında “Gazze’yi yeniden inşa etmek ve enerji vermek için Trump ekonomik kalkınma planını” sıraladı.
Kushner, “Bu yatırımları çekmek ve kolaylaştırmak için güvenlik ve yönetim çerçevelerini sentezleyecek bir süreç olacak” diye konuştu.
Petraeus, CMCC’deki konuşmasında, Gazze’deki askeri operasyonu ABD’nin 2007 yılında Irak’ta gerçekleştirdiği asker artırımıyla kıyasladı.
Eski ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı olan Petraeus, Irak işgali sırasında ABD askerlerinin sayısının artırılmasını yönetmiş ve yerel milislerin silahlandırılması sürecine nezaret etmişti. Petraeus ayrıca Afganistan’da gece baskınlarını, CIA ve Özel Operasyon görevlerini genişleten isim olarak biliniyor.
Petraeus, Irak ve Afganistan’daki tecrübelerine dayanarak kapalı site topluluklarını savunmanın yanı sıra, Trump yönetiminin pazarladığı iş fırsatlarıyla da yakından ilgileniyor.
2012 yılında CIA’den istifa etmesinin ardından Petraeus, güçlü bir ABD özel sermaye ve yatırım şirketi olan Kohlberg Kravis Roberts & Co. (KKR) bünyesinde çalışmaya başladı.
Halen KKR’de ortak, KKR Küresel Enstitüsü Başkanı ve BAE ile Suudi Arabistan’da ofisleri bulunan KKR Orta Doğu’nun başkanı olarak görev yapıyor.
Petraeus, CMCC konuşmasında 2006 sonunda geliştirdiği ayaklanmaya karşı koyma saha talimnamesine de atıfta bulundu.
“Ayaklanmaya Karşı Koyma (COIN) Ortamında Askeri Operasyonlar İçin Doktrin (Temel İlkeler)” başlığını taşıyan talimnamede Petraeus, “Tüm İslami isyancılar veya teröristler küresel bir devrim için savaşmıyor.
Bazıları, Sünni Arap egemenliğindeki bir Irak kurmak veya İsrail’in yerine bir Arap Filistin devleti geçirmek gibi bölgesel hedefler peşinde” ifadelerine yer veriyor.
Petraeus ayrıca, İsrail’in karavan ve diğer barınma malzemeleri gibi temel ihtiyaç maddelerini engellemesine ve 37 yardım kuruluşunun Gazze’de faaliyet göstermesini yasaklamasına rağmen, CMCC’nin Ekim ayındaki ateşkes anlaşmasından bu yana Gazze’ye insani yardım koordinasyonundaki çabalarından övgüyle bahsetti.
Reuters’ın haberine göre, bazı Avrupa ülkeleri yardım akışını artıramadığı gerekçesiyle geçen ay CMCC’ye personel göndermeyi durdurdu.
CMCC, Ekim 2025’te İsrail ve Hamas arasında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bir hafta sonra CENTCOM tarafından kuruldu.
50’den fazla ülke ve uluslararası kuruluştan temsilcilerin yer aldığı merkez; yardımları koordine etmek, ateşkesi izlemek ve yeniden inşayı planlamakla görevli. Merkezin başında, Irak ve Afganistan’da Petraeus’un komutası altında görev yapmış olan Korgeneral Patrick Frank bulunuyor.
Biyometrik kontrol ve “yazılım tanımlı harp”
Petraeus, Foreign Affairs dergisinde Haziran 2024’te yayımlanan yazısında, İsrail’in ABD’nin hatalarını tekrarladığını ancak 2007 sonrası Irak’ta uygulanan stratejiyi örnek alarak “başarıları” da tekrarlayabileceğini savundu.
Petraeus’un argümanının merkezinde, biyometrik giriş noktaları, kimlik kartları ve sürekli devriyelerle korunan kapalı site topluluklarının oluşturulması yer alıyor.
Ekim ayında Al Majalla’ya verdiği demeçte Petraeus, “Her binayı, katı, odayı, mahzeni temizlersiniz ve her tünel girişini kapatırsınız… Biyometrik kimlik kartları, o bölgede yaşayan insanların geri dönmesine ve evlerinin yakınındaki daha iyi barınaklara erişmesine olanak tanır” dedi.
Mart 2024’te Tel Aviv’deki Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü konferansında Times of Israel’e konuşan Petraeus, İsrail’in ayaklanmaya karşı koyma yaklaşımına geçmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Temel kavramlar şunlardır: Bir alanı temizlersiniz, tutarsınız ve çok önemli bir şekilde tutarsınız… Etrafını duvarla çevirirsiniz. Sadece Felluce’de 12 veya 13 tane olmak üzere, bizim dediğimiz gibi kapalı site toplulukları oluşturursunuz. Düşmanı, aşırılık yanlılarını halktan ayırmaya çalıştığınız için biyometrik kimlik kartları kullanırsınız.”
“Önce Gazze Planlı Topluluğu” projesi de Petraeus’un modeli gibi, girişleri düzenlemek için biyometrik tarama uygulanmasını öngörüyor.
CMCC sunumunda, konut ve hizmetlere erişim koşulu olarak başvuru sahiplerinin güvenlik veritabanlarında sorgulanacağı belirtildi. Petraeus, bu teknolojik kapasite artışını yakın zamanda “Yazılım Tanımlı Harp” olarak nitelendirdi.
2012’de biyografisini yazan kişiyle yaşadığı evlilik dışı ilişki ve gizli belgeleri paylaşması nedeniyle CIA direktörlüğünden istifa eden ve federal suçlamayı kabul eden Petraeus, istifasının hemen ardından KKR’de çalışmaya başladı. KKR’nin portföyünde, Gazze’de teknoloji ve savunma çıkarları bulunan şirketler yer alıyor.
Optiv: KKR, 2017 yılında İsrail siber güvenlik endüstrisiyle stratejik ortaklıkları bulunan Optiv’in çoğunluk hissesini satın aldı.
Sempris: Mayıs 2022’de KKR, eski İsrail istihbarat yetkilileri tarafından kurulan kimlik odaklı siber güvenlik şirketi Sempris için 200 milyon dolarlık fonlama turuna liderlik etti.
Circor: KKR, 2023 yılında havacılık ve savunma pazarlarına tedarik sağlayan Circor’u satın aldı.
Global Technical Realty: KKR ayrıca İsrail’in Petah Tikva kentindeki güvenli bir yeraltı veri merkezine yatırım yaptı.
KKR’nin İsrail ile bağlantıları, Alman medya ve teknoloji şirketi Axel Springer üzerindeki mülkiyeti aracılığıyla da devam ediyor. Axel Springer, sahibi olduğu İsrailli şirket Yad2 aracılığıyla Batı Şeria yerleşimlerinden kâr elde etmekle suçlanıyor.
Aralık 2024’te Yad2, İsrail ekonomi gazetesi The Marker’da “Nehirden denize” sloganıyla bir reklam yayımladı. Tarihi Filistin topraklarının tamamında gayrimenkul fırsatlarını işaretleyen haritaların yer aldığı reklamda, “Yad2, ileriye bakmanıza ve İsrail’deki bir sonraki evinizde bir gelecek kurmanıza yardımcı olur” ifadesi kullanıldı.
Filistinliler ne diyor?
Drop Site News’e Gazze’den konuşan Filistin STK Ağı Başkanı Emced Şava, Trump ve Kushner’in Davos sunumunu eleştirdi.
Şava, “Sivil toplum, Filistin Yönetimi veya özel sektör olsun, hiçbir Filistinliye danışılmadı. Bu sadece yapay zeka tarafından tasarlanmış, gerçekliği yansıtmayan güzel bir fotoğraf. Siyasi ufuktan, sosyal uyumdan, düzenden bahsetmiyor. Buna kim sahip olacak? Biz Filistinliler mi, yoksa başkaları mı sahip olacak ve biz sadece hizmet mi edeceğiz?” dedi.
Haberde, Filistin’in enerji kaynaklarının yeniden inşanın finansal temeli olarak değerlendiriliyor olabileceği belirtildi. Bir trilyon metreküp doğalgaz rezervine sahip olduğu tahmin edilen ve henüz geliştirilmemiş Gazze Marine sahası, bu model kapsamında paraya çevrilebilir.
“Barış Kurulu” yönetim kurulunda adı geçen eski İngiltere Başbakanı Tony Blair ve Petraeus’un, enerji çıkarları etrafında birleşen BAE ile güçlü bağları bulunuyor. Abu Dabi merkezli Mubadala, Aralık 2021’de İsrail’in Tamar açık deniz doğalgaz sahasında yüzde 22 hisse satın aldı. Blair, Mubadala’nın ücretli danışmanlığını yaptı.
KKR ise Blackrock ile birlikte Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi’nde (ADNOC) 4 milyar dolarlık yatırıma ve ADNOC Gaz Boru Hattı Varlıkları’nda azınlık hissesine sahip.
Petraeus, Irak’ta devlet kaynaklarını yeniden yönlendirerek küçük ölçekli yeniden inşa projelerini finanse etme konusunda deneyim kazandı.
2007’de ele geçirilen Irak fonlarını, “Komutanların Acil Müdahale Programı” (CERP) aracılığıyla bir ayaklanmaya karşı koyma aracına dönüştürdü. Bu yaklaşım, “Silah Sistemi Olarak Para İçin Komutan Kılavuzu” adlı ABD askeri talimnamesinde özetlenmiştir.
Gazze gazının çıkarılması, İbrahim Anlaşmaları kapsamında İsrail ve BAE arasındaki enerji işbirliğine uyum sağlıyor. 2025 yılında imzalanan BAE-İsrail enerji işbirliği mutabakat zaptı, gaz sektöründe işbirliğini öngörüyor.
Emced Şava, “Yatırımcılar başımızın üstünde ancak kuralları kabul etmeliler. Gazze onların perspektifine göre değil, Filistin perspektifine göre yeniden inşa edilmeli” ifadelerini kullandı.
Petraeus’un ziyareti, Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin edenler değil, “mahkumlar veya geleceğin işgücü” statüsünde kalacağı planlara dahil olmak isteyen tarafların yakınlaşmasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Drop Site News’e konuşan Glasgow Üniversitesi Rektörü ve Beyrut Amerikan Üniversitesi Çatışma Tıbbı Başkanı Dr. Gassan Ebu Sitta, planla ilgili şunları kaydetti:
“Trump’ın Gazze planı, hayatta kalanların yerli rezervasyonlarına kapatıldığı Kuzey Amerika soykırım modelini izliyor. Bu modelde Filistinlilerin ırksallaştırılmış bedenleri sadece beslenmesi ve sulanması gereken, her türlü öznel derinlikten arındırılmış varlıklar olarak görülüyor. Jared Kushner’in Davos’ta sunduğu ‘Yeni Gazze’ haritası, tam olarak bir hapishanenin iç mimarisine benziyor. Plan, Gazze’nin bir açık hava hapishanesi olarak işlev görmesinden ziyade, mahkumların -Filistinlilerin- en ince ayrıntısına kadar yönetildiği kapalı bir hapishaneye dönüştürülmesini öngörüyor.”
Ortadoğu
Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.
Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.
Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.
Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.
İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.
Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu
İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.
Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.
İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.
Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.
Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.
İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.
Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.
Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.
Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.
Ortadoğu
İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.
İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.
Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.
İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.
Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.
Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.
Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.
Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.
Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.
Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.
İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.
Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.
Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı
ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.
Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.
Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.
Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.
Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.
İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.
Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.
Ortadoğu
ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.
ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.
Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.
CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.
Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.
Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:
“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”
Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.
Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.
CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.
Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.
Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.
Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.
“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı
ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.
Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.
Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.
Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor
Asya2 hafta önceJaponya hükümeti, enerji fiyat artışlarına karşı bütçe ayırıyor
Ortadoğu1 hafta önceİddia: İran, zenginleştirilmiş uranyumu Çin’e göndermeye razı oldu









