Avrupa
AB ve üye ülkeler “Barış Kurulu”na mesafeli

Donald Trump bugün (19 Şubat) Washington’da Gazze için yeni örgütü “Barış Kurulu”nu ilk kez toplarken, Avrupa büyük ölçüde kenarda kalmayı tercih ediyor.
İlk oturumun Gazze’nin savaş sonrası yönetimi ve yeniden inşasına odaklanması bekleniyor. Bu girişim ilk olarak eylül ayında Washington’un Gazze için 20 maddelik ateşkes planı olarak ortaya atılmıştı, fakat o zamandan beri uluslararası çatışmaların çözümü için daha geniş bir platform olarak yeniden şekillendirildi.
Avrupa başkentlerinin ilk tepkisi soğuk oldu, ülkeler gözlemci statüsünü tercih etti ve çoğu durumda açıkça şüpheci bir tutum sergiledi.
Sadece Macaristan ve Bulgaristan bu plana tam olarak katılma niyetini açıkladı.
İtalya, Romanya ve Kıbrıs gözlemci olarak katılacak. Danimarka da dahil olmak üzere bazı ülkeler hiç davet almadı.
Avrupa Komisyonu da üyelikten vazgeçti ve bunun yerine yönetim hiyerarşisinde nispeten kıdemsiz bir isim olan Akdeniz Komiseri Dubravka Šuica’yı göndermeyi tercih etti.
Euractiv, AB ülkelerinin tutumlarını derledi.
Avusturya: Katılma olasılığı düşük. Avusturya Şansölyesi Christian Stocker, ülkesinin üye olma planı olmadığını söyledi ve “Bu tür durumlar için zaten bir organizasyon var, BM… ve ben paralel yapıları desteklemiyorum,” dedi.
Belçika: Katılmıyor ve davet edilmedi. Dışişleri Bakanı Maxime Prévot, Beyaz Saray’ın Belçika’nın geçen ay anlaşmayı imzaladığı yönündeki iddialarını yalanlamak zorunda kaldı.
Ulusal yayıncı RTBF, Amerikalıların Belçika’yı Belarus ile karıştırdığını bildirdi. Prévot, hükümetinin, AB’nin bu konuda ortak bir tutum sergilemesini istediğini söyledi.
Bulgaristan: Katılmayı düşünüyor. Geçici Başbakan Rossen Jeliazkov, geçen ay İsviçre’de girişim resmi olarak başlatıldığında Trump’ın yanında oturdu, fakat karar hâlâ parlamentoda onaylanmayı bekliyor.
Hırvatistan: Katılmayacak. Normalde siyasi rakip olan Başbakan Andrej Plenković ve Cumhurbaşkanı Zoran Milanović, daveti reddetme konusunda aynı görüşte görünüyor.
Kıbrıs: Gözlemci statüsü. Atina ve Lefkoşa, İsrail ve Filistin Yönetimi ile açık kanalları olduğunu söyledi.
Çekya: Katılma olasılığı düşük. Başbakan Andrej Babiš, Prag’ın diğer AB ülkeleriyle koordinasyon içinde olmak istediğini söyledi.
Danimarka: Davet edilmedi. Trump’ın Kopenhag ve Nuuk’a, Danimarka’nın yarı özerk toprağı Grönland’ı terk etmeleri için yoğun baskı uygulamasının ardından ABD ile ilişkiler düşük bir noktaya geldiğinden, Danimarka davet almayan tek İskandinav ülkesi oldu.
Estonya: Davet edilmedi.
Finlandiya: Katılmayacak. Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, kurulun “iyi bir girişim” olduğunu belirtti, fakat Finlandiya’nın mevcut haliyle katılmayacağını ekledi.
Geçen ay Fin medyası Yle’ye verdiği demeçte, “Ortak bir Avrupa politikamız var ve buna sadık kalacağız,” demişti.
Fransa: Katılmayacak. Fransa, kurulun BM ile potansiyel çakışmasını, uluslararası taahhütleriyle uyumsuzluğunu ve Gazze dışındaki odak noktasını eleştirerek katılmayacağını belirten ilk ülkeler arasında yer aldı.
Almanya: Katılma olasılığı düşük. Şu ana kadar Alman hükümeti kurula temkinli bir şekilde yanıt verdi. Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Gazze’de barışın sağlanması çabalarını genel olarak desteklerken, BM’nin çatışmaları çözmek için halihazırda kurulmuş bir uluslararası kuruluş olduğunu defalarca vurguladı.
Yunanistan: Gözlemci statüsünde. Yunanistan, BM’nin kenara itilmesinden ve Türkiye ile deniz sınırları konusunda yaşadığı anlaşmazlıkta potansiyel zorluklardan endişe duyarak, kurulun Gazze ile sınırlı kalması gerektiğini savunarak başlangıçta kurula karşı çıktı. Yine de Yunanistan hükümeti, kurulun BM Güvenlik Konseyi kararlarına uyması gerektiğini belirtti.
Macaristan: Katılacak. Donald Trump’ın yakın müttefiki olan Başbakan Viktor Orbán, ülkesinin kurucu üyelerden biri olarak girişime katılacağını, “çünkü Macaristan’ın büyümeye ve gelişmeye devam etmek için barışa ihtiyacı olduğunu” söyledi.
İrlanda: Katılmayacak. İrlanda Başbakan Yardımcısı Simon Harris geçen ay yaptığı açıklamada, bu girişimin “çok ciddi tehlike sinyalleri” verdiğini söylemişti.
Yerel yayıncı RTE’ye göre Harris, “Putin’in barış kelimesini içeren herhangi bir girişime katılmayı düşünmesi hiç hoş değil,” dedi.
İtalya: Gözlemci statüsünde. Dışişleri Bakanı António Tajani, Kıbrıs’ın da benzer bir karar alarak Konsey’in dönüşümlü başkanlığını üstlendiği için, Roma’nın perşembe günü yapılacak ilk toplantıya gözlemci olarak katılmasının “uygun” olduğunu söyledi. Tajani, toplantıya katılmak için Washington’a gidecek.
Letonya: Davet edilmedi.
Litvanya: Davet edilmedi ve katılmayacak.
Lüksemburg: Davet edilmedi ve katılmayacak. Başbakan Luc Frieden, ülkesinin davet edilse bile muhtemelen katılmayacağını söyledi.
Yerel medya Paperjam’e göre başbakan, Gazze’de barış yaratma girişimini övdü, fakat bu konuyu ele almak için BM gibi mevcut çok taraflı kuruluşları tercih ettiğini söyledi.
Malta: Kararsız. Başbakan Robert Abela, ülkesinin resmi olarak davet edilmediğini, fakat hükümetin “gayri resmi” bir davet aldığını söyledi. Abela ayrıca kurulun formatını eleştirdi.
Hollanda: Davet edildi, katılıp katılmayacağı belli değil. Görevden ayrılan Hollanda Başbakanı Dick Schoof geçen ay ülkesinin girişime katılmak için davet aldığını doğruladı, fakat nihai kararın henüz verilmediğini söyledi. Rob Jetten liderliğindeki yeni hükümet, bu konuda henüz bir açıklama yapmadı.
Polonya: Katılmayacak. Muhafazakâr muhalefet partisi Hukuk ve Adalet’in (PiS) ve Trump’ın müttefiki olan Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, girişime destek verdiğini belirtse de, nihai karar hükümete ait. Başbakan Donald Tusk, Polonya’nın “mevcut koşullar altında” girişime katılmayacağını söyledi.
Portekiz: Odak noktası Gazze’de kalırsa katılacak. Dışişleri Bakanı Paulo Rangel geçen ay, hükümetin henüz daveti kabul etmediğini belirtti, fakat yerel medya Publico’ya göre, ülkesi “Gazze ile sınırlı kalırsa” girişime katılmaya açık olacak.
Romanya: Gözlemci statüsünde. Cumhurbaşkanı Nicușor Dan pazartesi günü Washington toplantısına gözlemci olarak katılacağını duyurdu.
Slovakya: Gözlemci. Dışişleri Bakanlığı salı günü yaptığı açıklamada, Slovakya’nın daha önce katılımı reddettiği inisiyatife gözlemci olarak katılacağını doğruladı.
Marco Rubio geçen hafta sonu Slovakya’yı ziyaret etmişti.
Ocak ayında, Başbakan Robert Fico hükümeti, milyar avroluk üyelik ücreti, ABD’nin inisiyatif içindeki statüsü ve BM ile olası çakışmalar dahil olmak üzere, inisiyatifin işleyişine ilişkin endişelerini dile getirmişti.
Slovenya: Reddetti. Başbakan Robert Golob katılmayı reddetti ve ocak ayı sonunda, bunun “geniş uluslararası düzeni ciddi şekilde ihlal ettiğini” ve Gazze’nin ötesine geçen yetkilerinin çok geniş olduğunu söyledi.
İspanya: Reddetti. Başbakan Pedro Sánchez geçen ay, ülkesinin “daveti takdir ettiğini” fakat teklifi reddettiğini söyledi. Bu kararı, İspanya’nın “çok taraflı düzene, BM sistemine ve uluslararası hukuka bağlılığı” ile tutarlı kalmanın bir yolu olarak nitelendirdi.
İsveç: Katılmayacak. İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, diğer AB ülkeleriyle koordinasyon içinde olacağını, fakat ülkesinin “metnin şu anki haliyle” girişime katılmayacağını söyledi.
Brüksel: Avrupa Komisyonu, Akdeniz Komiseri Dubravka Šuica’nın Gazze görüşmeleri için Washington’a gideceğini doğruladı.
Baş sözcü Paula Pinho pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Üye olmuyoruz. Šuica, Akdeniz’den sorumlu komisyon üyesi sıfatıyla orada olacak ve Gazze’de barışın sağlanmasına olan bağlılığımızı temsil edecek.”
AB’nin “gözlemci” olarak katılıp katılmayacağı sorusu üzerine Komisyon, bu terimi benimsemeyi reddetti.
Üst düzey AB yetkilileri, bu girişimle ilgili çekincelerini dile getirdiler. Avrupa Konseyi Başkanı António Costa, geçen ay yapılan gayri resmi AB liderleri toplantısının ardından, “Kurulun tüzüğünde, kapsamı, yönetimi ve BM Şartı ile uyumluluğu ile ilgili bir dizi unsur hakkında ciddi şüphelerimiz var,” demişti.
Blokun diplomatik servisi de benzer endişeleri dile getirdi. Euractiv‘in gördüğü ve geçen ay hazırlanan Avrupa Dış Eylem Servisi belgesine göre, “Tüzük … AB’nin anayasal ilkeleri açısından endişe yaratıyor.”
Avrupa
Burnham, küçük göçmen teknelerine karşı “tavizsiz” olacak

Andy Burnham, on binlerce göçmenin İspanya’nın Ceuta bölgesine girmesinin ardından küçük tekneyle geçişlerin önlenmesinde “tavizsiz” olacağına söz verdi.
Britanya Başbakanı, insan kaçakçılığı çeteleriyle mücadele için mültecilere yönelik “güvenli güzergâhlar”ın gerekli olduğunu savundu.
Dover’a yaptığı ziyaret sırasında konuşan Burnham, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’ten, geçen hafta İspanya’nın Kuzey Afrika’daki Ceuta bölgesine giren tahmini 50.000 kişinin yaklaşık %98’inin şu anda Fas’a geri gönderildiğine dair güvence aldığını söyledi.
Ne var ki, bu durum acil sorunu “büyük ölçüde” çözmüş olsa da, “Elbette Schengen bölgesi ve bu bölgeyle olan ilişkilerimiz konusunda daha geniş kapsamlı bir mesele var,” diyen Başbakan, bu konularda AB ile “düzenli bir diyalog içinde olmak istediğini” ekledi.
Güvenli güzergâhların gerekliliğini vurgulayarak bu konudaki tartışmanın tonunu değiştirmek isteyip istemediği sorulduğunda, Birleşik Krallık’ın “bu konuyu siyasi malzeme olarak kullanmak yerine sorunu ele alması” ve halkı rahatlatacak değişiklikler yapması gerektiğini söyledi:
“Halk, sınırın kontrolsüz gibi görünmesinden hoşlanmıyor. Bu kontrolü yeniden sağlamamız gerekiyor, fakat aynı zamanda gerçekten desteğe ihtiyacı olan kişilere de destek sunmamız gerekiyor. Mesele, yaklaşımı tamamen değiştirmekle ilgili ve bu konuya yönelik çok farklı bir yaklaşımın temel taşlarını yavaş ama emin adımlarla yerine koyuyoruz.”
Geçen çarşamba, bu yılın şu ana kadar Manş Denizi’ni küçük teknelerle geçenler açısından en yoğun gün oldu ve 752 kişi Birleşik Krallık’a ulaştı.
Resmi geçici rakamlara göre, bu yılın başından bu yana 14.526 kişi Birleşik Krallık’a giriş yaptı.
Bu rakam, geçen yılın aynı döneminde kaydedilen sayının (25.436) %43 altında ve 2024’ün aynı dönemine (16.903) kıyasla %14 daha düşük.
“İlerleme kaydediliyor ancak rehavete kapılmıyoruz,” diyen Burnham, organize göç suçlarıyla mücadele eden Ulusal Suç Ajansı memurlarının sayısının 2025 yılının başından bu yana 376’dan neredeyse 800’e çıkarak iki katından fazla arttığını belirtti.
İspanya’ya göç dalgası, İtalya’da “Schengen” tepkisini yükseltti
Pazar günü açıklanan son rakamlara göre, Burnham’ın başbakan olmasından bu yana 2.000’den fazla kişi küçük teknelerle Manş Denizi’ni geçti.
İçişleri Bakanlığı verilerine göre cumartesi günü dört tekneyle 326 kişi geldi; böylece 20 Temmuz’da Keir Starmer’ın yerine geçmesinden bu yana bu sayı 2.057’ye ulaştı.
Geçen yılın aynı döneminde ise 1.962 geçiş gerçekleşmişti.
Stratford’daki Ulusal Suç Ajansı genel merkezine yaptığı ayrı bir ziyarette İçişleri Bakanı Shabana Mahmood, küçük tekneyle geçişlerin önlenmesine yönelik hükümetin çalışmalarının “meyvesini vermeye” başladığını söyledi.
Bakan, süresiz oturma izni almaya hak kazanma süresini beş yıldan 10 yıla çıkarmak da dahil olmak üzere önerilen göçmenlik önlemleri konusunda İşçi Partisi saflarında şiddetli bir muhalefetle karşı karşıya kaldı.
Fakat Mahmood, “Manş Denizi’nde insanları teknelere çeken itici faktörleri ele almak için” reformun gerekli olduğunu belirterek, “Hesaplamayı değiştirmek istiyorum. Öncelikle tekneye binip binmeme konusunda fikirlerini değiştirmelerini istiyorum,” dedi.
Mahmood, on binlerce kişinin sığınma başvuruları işleme alınmadan Fas’a geri gönderildiği Ceuta’ya yönelik akına İspanya’nın verdiği yanıtın kopyalanması yönündeki çağrıları reddetti.
Bu, Fas ile İspanya’nın kara sınırı paylaşması ve aralarında bir anlaşma olması nedeniyle mümkün olmuştu.
Mahmood, insan kaçakçılığı ve Manş Denizi’nin ortak sularının durumu “birçok açıdan daha karmaşık” hale getirdiğini söyledi.
Ceuta’ya ulaşmaya çalışırken en az 72 kişi hayatını kaybetti; bunlardan bazıları boğulurken, diğerleri sınır çitine tırmanmaya çalışırken ezilerek öldü.
Sánchez, bu büyük akını “İspanya’nın toprak bütünlüğüne bir ihlal” olarak nitelendirdi.
Perşembe gününden itibaren sadece 24 saat içinde gerçekleşen bu insan akını, 85.000 nüfuslu şehri alt üst etti, Madrid için bir siyasi kriz tetikledi ve bazı AB ülkelerinden öfkeli tepkilere yol açtı.
Bu tepkiler arasında İspanya’nın Schengen serbest dolaşım bölgesinden askıya alınması çağrıları da yer aldı.
Cumartesi günü İspanyol polisi, başkalarının sınırı aşmasını önlemek için Fas sınırı açıklarında 500 metre uzunluğunda bir yüzen bariyer kurdu.
Fakat İspanya’nın sol hükümeti, İspanya’da yaşayan yaklaşık 500.000 göçmeni yasallaştırma planına zaten öfkeli olan sağ ve merkez sağ yönetimlerin ve muhalefetin baskısı altında kalmaya devam ediyor.
AB bakanları salı günü acil görüşmeler düzenlemeye karar verdiler. 22 AB ülkesinin liderleri, kontrolsüz sınır geçişlerinin daha da artmasını önleme gereğini gerekçe göstererek acil bir müdahale talep ettiler.
Zirve, Cumartesi günü AB üye devletlerini temsil eden yetkililer ile Frontex sınır ajansı uzmanlarının katıldığı “ciddi” bir toplantı sırasında çağrıldı.
AB liderleri, blok içindeki bölünmeleri gidermeye ve göç konusunda tek bir yaklaşımı yeniden tesis etmeye çalışıyor.
Avrupa
Daimler: Savunma yatırımları olumlu yan etkiler yaratacak

Daimler Truck’ın CEO’su, savunma sektörüne daha fazla yatırım yapmanın şirketin faaliyetleri için olumlu yan etkiler yaratacağını belirtti.
CEO Karin Rådström, Financial Times’a (FT) verdiği mülakatta, otonom sürüş alanındaki yenilikler ve daha hızlı geliştirme döngüleri gibi konularda kamyon üreticisinin savunma sektöründeki ortaklarından ders alabileceğini söyledi:
“Savunma sektöründe şu anda pek çok yenilik yaşandığını görüyoruz ve bunların sivil sektöre de fayda sağlayacağına inanıyoruz.”
Alman otomotiv şirketleri, büyüme sağlamak ve bazı durumlarda araçlarına olan talebin düşmesi nedeniyle atıl kalan fabrikalarını doldurmak için giderek daha fazla silah sektörüne yöneliyor.
Daimler Truck, haziran ayında savunma ürün yelpazesini genişletmek, daha geniş bir askeri araç yelpazesi geliştirmek ve Avrupa dışına açılmak için yüzlerce milyon avro düzeyinde bir yatırım yaptığını açıklamıştı.
Şirket ayrıca, savunma sektöründen elde ettiği geliri 2028 yılına kadar 1 milyar avroya çıkarma hedefini açıkladı.
Bu, 2025 olarak belirlenen önceki hedeften iki yıl daha erken bir tarih.
Daimler Truck, geçen yıl endüstriyel faaliyetlerinde 45,9 milyar avro satış gerçekleştirdi ama ABD’nin uyguladığı yüksek gümrük vergileri ve Kuzey Amerika pazarındaki yavaşlama nedeniyle kârında düşüş yaşadı.
Rådström, şirketin savunma iş kolunun “beklediğimizden daha hızlı” geliştiğini ve savunma sektörünün geleneksel iş kollarından daha hızlı büyüdüğünü söyledi.
CEO, Daimler Truck’ın, daha küçük hacimlerde üretime alışkın geleneksel savunma sektöründeki oyuncularından daha hızlı bir şekilde üretimi ölçeklendirme kapasitesine sahip olduğunu belirtti:
“Gerçek anlamda endüstriyelleşme kapasitemiz var çünkü, bildiğiniz gibi, şu anda tüm savunma bakanlıklarının ihtiyacı olan şey daha fazla kapasite ve bunu oldukça hızlı bir şekilde elde etmek.”
Ordular, savaş alanında güvenliği artırmak için otonom kamyonları kullanmayı planlıyor.
Rådström, otonom teknolojiye sahip kamyonların çalıştırılması için daha az askeri personele ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
İşgücü talebinin azalması, yeni asker bulmanın zor olduğu uzun süren çatışmalarda da bir avantaj oluşturuyor ve işgücünün diğer alanlarda görevlendirilmesine olanak tanıyor.
Rådström, yüksek riskli çatışma bölgelerinde araçları kullanma ihtiyacının, uzaktan kumandalı sürüşün benimsenmesini ve birkaç kamyonun sürücüsü olan bir öncü aracın arkasında otonom olarak ilerlediği “konvoy sürüşü” gibi yeni özelliklerin geliştirilmesini teşvik ettiğini belirtti.
Aynı teknolojiler sivil alanda da farklı kullanım senaryolarıyla uygulanabilir. CEO, “Savunma amaçlı otonom projelerimizden edindiğimiz deneyimlerin bir kısmı, sivil alanda da geçerli,” dedi.
Kamyon taşımacılığı şirketlerinin maliyetlerinin yüzde 40’ını işgücü oluşturduğundan, otonom teknolojinin lojistik sektörünün kârlılığına katkı sağlayacağını belirtti.
“Maliyetin yüzde 40’ını ortadan kaldırabilir ve kamyonları bütün gece, 24 saat boyunca çalıştırmaya başlayabilirseniz, bu çok büyük bir avantajdır,” diyen Rådström, otonom yeteneklerin eklenmesinin sektörün karşı karşıya olduğu “en büyük değişim” olduğunu da ekledi.
Rådström’e göre şirket, önümüzdeki yıl ABD’deki belirli bölgelerde otonom sürüş yapabilen kamyonların teslimatına başlamayı hedefliyor ve “büyük çaplı piyasaya sürülme” ise 2028 için planlanıyor.
Alman kamyon grubu, otomotiv sektöründeki daha uzun geliştirme sürecine kıyasla, savunma alanındaki startup’ların yeni teknolojileri uygulamaya koyma hızından da ders alabilir.
Savaş alanı, yeni otonom teknolojiler için bir test ortamı oluşturuyor ve bu da yazılım ve donanımın hızlı bir şekilde geliştirilmesine olanak tanıyor, dedi.
Rådström, “Bu döngü, savunma sektöründe şu anda bizim normal iş yapma şeklimize kıyasla çok daha hızlı ilerliyor,” diye ekledi.
Avrupa
Romanya, nükleer santral soğutması için Tuna’da kontrollü patlama düzenledi

Romanya Deniz Kuvvetleri, soğutma işlemine yardımcı olmak amacıyla büyük miktarda suyu Eski Tuna Nehrine ve Cernavodă nükleer santraline yönlendirmek için kontrollü bir patlama gerçekleştirdi.
Adevărul gazetesi, bugün su akışını engelleyen büyük bir kayayı yerinden kaldırmak için yaklaşık 180 kg patlayıcı kullanıldığını bildirdi.
Savunma Bakanı Vekili Radu Miruță, operasyonu bir başarı olarak nitelendirerek, bunun santralin soğutulmasına ve nehirdeki su taşınmasına yardımcı olacağını söyledi.
Aşırı hava koşullarının devam etmesi nedeniyle Cernavodă santralinin bir noktada faaliyetlerini geçici olarak durdurmak zorunda kalabileceğini ancak santralin bir gün daha çalışmasının, patlatma maliyetinden daha değerli olduğunu belirtti.
Romanya ve Macaristan’ın karşı karşıya olduğu zorluk hakkında bir fikir vermek gerekirse, Tuna Nehri’nin su debisi Romanya’da saniyede 1.500 metreküpe düştü.
Bu rakam, temmuz ayı ortalamasının üçte birinden daha az.
Reuters’ın haberine göre, Avrupa’nın başlıca nehirlerinde kaydedilen rekor düzeyde düşük su seviyeleri, mal taşımacılığını kısıtladı, elektrik üretimini düşürdü ve şirket kârlarını azalttı.
Bu durum, kavurucu sıcaklıkların ve düzensiz yağışların iktsadi ilişkin endişeleri artırdı.
Rotterdam’ın hareketli limanından Sırbistan’daki hidroelektrik santrallerine kadar, su yolları tahıl ve petrol gibi malların taşınmasında ya da milyonlarca insanın evlerini serinletmeye çalıştığı bu dönemde çok ihtiyaç duyulan elektriğin üretilmesinde giderek daha az güvenilir bir yol haline geldi.
Emtia veri ve analiz şirketi Kpler’de enerji analisti olarak görev yapan Alessandro Armenia şunları söyledi:
“Bu durum, geçmişte gördüğümüz gibi tek bir bölgeyi değil, tüm Avrupa’yı etkiliyor. Mevcut dinamikler göz önüne alındığında, bu durum ya elektrik kesintileriyle karşılaşacağımız ya da çok daha fazla yatırım yapmamız gerektiği anlamına geliyor.”
Sırbistan’ın en büyük hidroelektrik santrali olan Djerdap 1’de üretim kapasitenin %20’sine düştü, santralin üretim müdürü Davor Maljoković, bir zamanlar geniş olan yanındaki nakliye kanalının daralarak kum ve çakıl yataklarını ortaya çıkardığını belirtti.
Su eksikliği ayrıca Sırbistan’ın Kostolac kömür santrallerindeki soğutma sistemlerini de aksattı, bu da santralleri üretimi azaltmaya zorladı.
Romanya’nın devlet nükleer enerji üreticisi Nuclearelectrica da aynı nedenden ötürü bu hafta başında iki reaktöründen birini kapatmak zorunda kaldı.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’








