Avrupa
Fransa’da sağcı gencin ölümünün faturası Boyun Eğmeyen Fransa’ya kesiliyor

23 yaşındaki sağcı genç Quentin Deranque’ın geçen hafta darp sonucu beyin hasarı nedeniyle hayatını kaybetmesi, “aşırı sol”a karşı kampanya başlatılmasına neden oldu.
Fransız sol lider Jean-Luc Mélenchon ve partisi Boyun Eğmeyen Fransa (LFI), cinayetin ardından yoğun eleştirilere maruz kalıyor ve bu durum partisinin seçim hedeflerini tehdit ediyor.
Mélenchon ve LFI, hareketlerinin şiddet içermediğini vurguladı ve Deranque’ın ölümle sonuçlanan kavgadan sorumlu oldukları yönündeki iddiaları reddetti.
Deranque, LFI’nın Avrupa Parlamentosu (AP) milletvekili Rima Hassan’ın ana konuşmacı olduğu bir öğrenci toplantısının kenarında çıkan kavga sırasında saldırıya uğramıştı.
Sağcı Ulusal Birlik (RN) ve daha muhafazakâr Les Républicains, önümüzdeki ay yapılacak önemli belediye seçimleri ve 2027’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Mélenchon’u “tehlikeli bir demagog” olarak gösterme fırsatını bu trajediyi kullanarak yakalamış görünüyor.
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Başbakan Sébastien Lecornu gibi siyasetçiler, bu fırsatı kullanarak LFI’ya “içini temizlemesi” ve söylemlerini yumuşatması çağrısında bulunuyor.
Öte yandan Macron, cumartesi günü, aşırı sağcı gruplar tarafından Deranque’a saygı göstermek için Lyon’da düzenlenen yürüyüşe yaklaşık 3.000 kişinin katılması üzerine sükunet çağrısında bulundu.
Macron hükümeti, “aşırı sağcı” gencin ölümünden “aşırı sol”u sorumlu tuttu
LePen’in partisinden LFI’ya karşı “güvenlik kordonu” çağrısı
Eski muhafazakâr başbakan ve muhtemel 2027 cumhurbaşkanı adayı Dominique de Villepin, Mélenchon’un partisinin şu anda “şeytanlaştırılmasının” tek bir amacı olduğunu düşündüğünü söyledi: Fransız aşırı sağının iktidara gelmesini meşrulaştırmak.
Fakat RN’nin LFI’yı ülkenin yeni “yasaklı”ları haline getirme girişimi işe yarıyor gibi görünüyor.
Deranque’ın ölümünden sonra bağımsız anket şirketi Odoxa tarafından yapılan bir ankette, ankete katılanların sadece yüzde 11’i Mélenchon’un olaya uygun tepki verdiğini düşündüğünü belirtti.
Ankete katılanların yüzde 61’i, LFI’nın iktidara gelmesini engellemek için gelecek ay yapılacak belediye seçimlerinde oy kullanmaya hazır olduklarını söyledi.
Bu, seçmenlerin “aşırı sağa” karşı güvenlik duvarı oluşturmak için takındıkları tutumu hatırlatıyor.
Gerginlikler tırmanırken, RN Başkanı Jordan Bardella geçen hafta, LFI’ya karşı bir “cordon sanitaire”, yani bu partiyi herhangi bir koalisyondan dışlayacak bir güvenlik kordonu çağrısında bulundu.
Macron hükümeti, “sola karşı tehlikeli bir sempati” olduğu kanaatinde
Avrupa’da, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında cordon sanitaire çağrıları genellikle neo-nazi ve neo-faşist partilere karşı yapılıyordu.
Fakat bu açıklamalarının ardından Bardella, bu tür etkinliklerin şiddet olaylarına dönüşebileceği endişesiyle, Ulusal Birlik yetkililerinden Deranque’ı anmak için düzenlenen toplantılara katılmamalarını istedi.
Bardella ve müttefikleri, RN’nin politikalarının normalleşmesiyle birlikte, partilerini “giderek radikalleşen şiddet yanlısı siyasi sol”un kurbanı olarak göstermeye çalışıyorlar.
Bardella’ya yakın RN milletvekili Pierre-Romain Thionnet, “Boyun Eğmeyen Fransa [bizden] tamamen zıt yönde ilerliyor,” dedi.
Fransa’nın “giderek tehlikeli hale gelen bir solun pençesinde” olduğu fikri açıkça yerleşiyor.
Örneğin POLITICO’ya konuşan bir hükümet yetkilisi şunları söyledi:
“Aşırı sol ve aşırı sağın yanlışlarını kınıyoruz. Fakat aşırı sola karşı bir hoşgörü var, Fransa’da radikal sol hakkında tehlikeli bir tür romantizm var.”
Mélenchon’a karşı kutsal ittifak
Nitekim sağın çeşitli tonları da Boyun Eğmeyen Fransa ve lideri Mélenchon’a karşı harekete geçti.
Örneğin Public Sénat’ın sabah programına konuk olan Identité-Libertés partisi başkanı Marion Maréchal, Deranque’ın ölümünde LFI’nın “ahlaki suç ortaklığı” olduğunu savundu.
Partisinin Avrupa Parlamentosu üyesi ve Jean-Marie Le Pen’in torunu, Quentin Deranque’a yapılan anma töreninde yaşanan olayların “önemsiz” olduğunu düşünürken, valilik Nazi selamı yapıldığına dair ihbarlar aldığını bildirdi.
Rhône valiliği, 21 Şubat Cumartesi günü Lyon’da Deranque’ı anmak için düzenlenen gösteride ırkçı hakaretler ve Nazi selamları yapıldığına dair ihbarda bulunmuştu.
Bildirimlere ve birkaç aşırı sağcı grubun varlığına rağmen, Maréchal “anma töreni düzenlemek isteyen tüm insanları şeytanlaştırmaya yönelik bir tavır” olduğunu eleştirdi.
LFI milletvekili Raphaël Arnault’nun parlamento asistanı soruşturma altına alınırken, özellikle bu partinin sorumluluğuna dikkat çeken Maréchal, “Jeune Garde [Genç Muhafız], LFI tarafından gayri resmi bir güvenlik gücü olarak kullanılıyorsa, Rima Hassan ve LFI üyeleri Lyon’da olanlardan sorumlu tutulmalıdır,” dedi.
Marion Maréchal ayrıca, Sosyalist Parti’nin (PS) de 2024 seçim anlaşmasında Jeune Garde’nin desteğini aldığını ekledi.
Maréchal, son yıllarda siyasi şiddetin arttığını söylerken, “aşırı solcu” militanları bunun sorumlusu olmakla suçladı:
“Ülkemizde yaygın olan şiddet, aşırı solcu militanlardan kaynaklanıyor […] Bugün, açıkça şiddete çağıran tek kişi Jean-Luc Mélenchon.”
Boyun Eğmeyen Fransa lideri şiddeti kınadı
Mélenchon ise, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e düzenlediği saldırıyı kınamayı reddetmesi de dahil olmak üzere, uzun süredir Fransız siyasetinde tartışmalı bir figür.
Mélenchon, bir LFI milletvekili tarafından kurulan ve çatışmaya karışmakla suçlanan, Haziran 2025’te dağıtılan antifaşist grup Genç Muhafız’ın “direniş” ruhunu övdü; şiddeti yetkililere yükledi; ve olaydaki rolü nedeniyle soruşturma altında olan parlamento yardımcısını görevden uzaklaştırdığı için Ulusal Meclis başkanını eleştirdi.
Mélenchon nihayetinde şiddeti kınadı ve geçen hafta, “Genç Quentin’in ailesine ölü olarak geri getirilmesini hiçbir şey haklı çıkaramaz,” dedi.
Gelecek ay yapılacak belediye seçimleri iki turlu olacak ve ilk turda yüzde 10’un üzerinde oy alan her aday ikinci tura yükselecek. Bu da zaferin genellikle stratejik ittifaklara ve benzer görüşlere sahip rakipleri gururlarını bir kenara bırakıp güçlerini birleştirmeye ikna etmeye bağlı olduğu anlamına geliyor.
Fakat Deranque’ın ölümünün ardından, LFI ile işbirliği yapmak riskli olabilir.
Sosyalist Parti, olayın ardından Mélenchon ve ekibiyle ilişkilerini kestiğini açıkladı, fakat muhafazakâr veya aşırı sağcı rakiplerine karşı ikinci turda başarılı olmak için muhtemelen “aşırı sol”un oylarına ihtiyaç duyacak.
Ipsos anketörü Mathieu Gallard, POLITICO’ya, “Paris ve Marsilya gibi şehirlerde, LFI seçmenlerinin tercihi belirleyici olabilir. Ulusal Birlik, sağ ve bazı Macron destekçileri tarafından LFI’nun şeytanlaştırılmasıyla, Sosyalistler aşırı sol ile ittifak kurabilir mi?”diye sordu.
LFI meclis lideri Panot: Neo-Nazi yürüyüşü yasaklanmalıydı
Pazar günü BFMTV’ye konuk olan Ulusal Meclis’teki LFI grubunun başkanı Mathilde Panot, sağcılar ve hükümet tarafından suçlanan LFI milletvekili Raphaël Arnault’yu savundu.
Arnault’nun parlamento asistanı Jacques-Elie Favrot ve bir stajyeri, Quentin Deranque’ın ölümüyle ilgili soruşturmada soruşturma altına alınmıştı.
Panot, “Onun bu olayla hiçbir ilgisi yok. Bir adamı yere düşürdükten sonra ölümüne kadar dövmek gibi bir şey yapmaz. Bu, Jeune Garde’nin tarihinde yaptığı şey değil,” dedi.
Panot, Genç Muhafız militanlarının daha ziyade, “Lyon’da insanları ırkçı saldırılardan koruduğunu”savundu.
Raphaël Arnault’un Ulusal Meclis veya parlamento grubundan uzaklaştırılması olasılığı sorulduğunda, Panot bu iddiayı reddetti ve “Kesinlikle hayır […] Raphaël Arnault’nun grubumda olmasından gurur duyuyorum,” dedi ve şöyle devam etti:
“Bu trajediyi, LFI’nın ellerinde kan olduğunu inandırarak bize herhangi bir sorumluluk yüklemeye çalışanlar son derece sorumsuzdur.”
Insoumis milletvekili, Raphaël Arnault’nun “Fransa’nın her yerinde ve hatta Avrupa’nın her yerinde ölüm tehdidi altında” olduğunu ve bugün genç adamın ölümünden dolayı “yıkılmış” olduğunu söyledi ve “Karar verdiğinde konuşacaktır,” diye ekledi.
Panot ayrıca Cumartesi günü Lyon’da düzenlenen yürüyüşü şiddetle kınadı ve “Bu yürüyüş yasaklanmalıydı […]. Neonazilerin sokaklarda yürüyüş yapmasına asla izin verilemez,” dedi.
Fransız hükümetinden ABD’ye tepki
Öte yandan Fransa Dışişleri Bakanı, Deranque’ın öldürülmesi konusunda Trump yönetiminin yaptığı açıklamaları protesto etmek için ABD Büyükelçisi Charles Kushner’ı çağıracağını söyledi.
Jean-Noel Barrot, ABD Dışişleri Bakanlığı Terörle Mücadele Bürosu’nun X’te yayınladığı, “Fransız İçişleri Bakanı tarafından doğrulanan, Quentin Deranque’ın solcu militanlar tarafından öldürüldüğü haberleri hepimizi endişelendirmeli,” şeklindeki açıklamasına tepki gösterdi.
Barrot, “Bir Fransız ailesini yas tutmaya sürükleyen bu trajedinin siyasi amaçlarla kullanılmasına karşı çıkıyoruz. Özellikle şiddet konusunda, uluslararası gerici hareketten öğrenecek hiçbir dersimiz yok,” dedi.
Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, “şiddet içeren radikal solculuğun yükselişte olduğunu ve Quentin Deranque’ın ölümündeki rolünün, kamu güvenliğine yönelik tehdidi gösterdiğini” belirtmişti.
ABD, “Durumu izlemeye devam edeceğiz ve şiddet uygulayanların adalete teslim edilmesini bekliyoruz,” demişti.
Olayla ilgili yedi kişiye ön suçlama yöneltildi. Lyon savcılığı, her birinin kasıtlı cinayet, ağır şiddet ve suç örgütü kurmakla suçlanmasını talep etti. Sanıklardan altısı üç suçlamanın tümüyle suçlandı. Yedincisi ise kasıtlı cinayet, ağır şiddet ve suç örgütü kurmakla suç ortaklığıyla suçlandı.
Lyon savcısı Thierry Dran, “suç ortaklığı” suçlamasıyla sorgulanan diğer dört kişi (üç erkek ve bir kadın) serbest bırakıldığını açıkladı. Sorgulanan yedi kişiden ikisi olayla ilgili açıklama yapmayı reddederken, diğerleri olay yerinde bulunduklarını kabul etti.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni de Quentin Deranque’ın ölümünü “tüm Avrupa için bir yara” olarak nitelendirdi.
Deranque’ın politik konumu: Fransız aşırı sağı ve “Avrupa medeniyetini korumak”
Deranque’ın ölümü, LFI milletvekili Hassan’ın konferansını protesto eden sağcı grubu da öne çıkardı.
Deranque, “Batılı kadınların” haklarını savunmak için 2019 yılında kurulan Némésis Kolektifi’nin kadınlarıyla birlikte protestoya katıldı.
Kolektif, Avrupa kıtasındaki “yasadışı göçmenlerin cinsel şiddetini” görmezden gelirken, kadınları desteklediğini iddia eden “sahte doktrinlere” karşı da mücadele ediyor.
Öte yandan Le Monde’un aktardığına göre sağcı genç, özellikle Kiliseler etrafında örgütlenen bir hareketin de parçasıydı. Gazeteye göre onun aracılığıyla, “aşırı sağ”ın yeni neslinin portresi de ortaya çıkıyor: “öz savunma” fikrine çekim duyan, integral Katoliklikten oluşan bir portre.
Deranque Lyon’da bulunan ve ayinlerin Latince yapıldığı gelenekçi bir cemaat olan Saint-Georges kilisesinin düzenli bir üyesiydi. Aşırı sağcı Radio Courtoisie radyo istasyonunda “ahlaki ve manevi erdemlerini” öven arkadaşı Vincent’a göre, “birkaç yıl önce” din değiştirmişti.
Vincent, Deranque’yi aşırı sağcı öğrenci grubu GUD’nin şiddet yanlısı aktivistlerine verilen “kara sıçan” lakabından ziyade bir kitap kurdu olarak tanımlayarak, “Aziz Thomas Aquinas ve Aziz Augustinus’un kitaplarını çok okurdu,” diye ekledi.
Vincent’a göre ölen genç, “Kökleriyle yeniden bağlantı kurmuş normal bir gençti. Ülkesini, halkını, medeniyetini, dinini seven biriydi. Quentin efsane oldu; o zaten bir kahraman ve şehit.”
Kilise merkezli “beyaz öz savunması” örgütlenmeleri
Deranque, eğitim için Lyon’a taşınmadan önce, köyü Saint-Cyr-sur-le-Rhône’dan sadece birkaç kilometre uzaklıkta bulunan, yine gelenekçi bir cemaatin bulunduğu Vienne kasabasındaki Notre-Dame-de-l’Isle kilisesine gidiyordu.
Yakınlarına göre, ailesinin bir kısmını din değiştirmeye ikna etmiş ve iki yıl önce Lyon’daki Saint-Georges kilisesinde kendi babasının vaftiz babası olmuştu.
Bu bağlamda, Lyon’da Academia Christiana tarafından düzenlenen konferanslara, sonbahar toplantısına ve örgütün güney Fransa’da düzenlediği hac ziyaretine katıldı.
Kendisini bir inanç okulu olarak tanıtan Academia Christiana, göçmenlerin zorla sınır dışı edilmesini ve fiziksel savaş eğitimini savunuyor ve radikal aşırı sağcı grupların buluşma noktası olarak hizmet ediyor. Örgütün önerilen okuma listesinde birkaç antisemitik yazar da yer alıyor.
2023 yılında, dönemin içişleri bakanı Gérald Darmanin, Academia Christiana’yı feshetme sözü vermiş, fakat daha sonra bu fikrinden vazgeçmişti.
O zamandan beri Academia Christiana, Fransa’nın çeşitli bölgelerine yayıldı. Pagan aşırı sağ çevrelerin önemli isimlerinden kimlik teorisyeni Jean-Yves Le Gallou, “Bu, güncel bir eğilimi yansıtıyor: Academia Christiana’ya gelen ve ideolojik farklılıklarına rağmen ortak bir zemin bulan ‘yeniden doğanlar’. Genel olarak, aynı kimlik mücadelesini paylaşıyorlar ve aynı anda birkaç gruba ait olabilirler,” diyor.
Deranque’ın kişisel yolculuğunda, birçok farklı radikal aşırı sağcı grup yer alıyor. Öldüğü gün, kimlikçi ve “femonasyonalist” grup Némésis’i korurken bir grup antifaşist aktivistle çatıştı.
Oysa kendisi, Lyon’un aşırı sağ sahnesini şu anda domine eden “devrimci milliyetçi” hareketin bir aktivistiydi. Polis kaynakları, bu grubun üye sayısının 400 ila 500 arasında olduğunu tahmin ederken, aşırı sol grupların üye sayısı 800.
Kimlikçi aşırı sağ fraksiyon, İslam ve göçmen nüfusun beyaz nüfusun yerini aldığını iddia eden “büyük ikame” sürecine karşı “Avrupa medeniyetini” savunmaya odaklanırken, devrimci milliyetçi fraksiyon, etnik açıdan aynı derecede takıntılı olmasına rağmen, sosyal katılım, anti-semitizm ve anti-emperyalist davaları destekleme geleneği ile kendini ayırıyor.
Buna Filistin davasını desteklemek de dahil ama Némésis’in protesto ile engellemeye çalıştığı LFI milletvekili Rima Hassan’ın konferansının konusuda Filistin’di.
Neo-faşist gruplar, Deranque’ı anmak için sıraya girdi
Deranque ayrıca, küçük bir yerel grup olan Allobroges’in aktivistiydi. 2025 yılında Bourgoin-Jallieu kasabasında kurulan Allobroges, daha önce neo-faşist 9 Mayıs Komitesi’nin Paris’te düzenlediği yıllık geçit töreninde aşırı sağcı Kelt haçı sembolü altında yürüyüş yapan bir gruptu.
Deranque de o gün Paris sokaklarında yürüyüşe katıldı. Lyon’da yaşayan bir aktivistin Le Figaro gazetesine verdiği bilgiye göre, Deranque, yürüyüşe katılan aşırı sağcı aktivistlerin büyük çoğunluğu gibi yüzünü boyunluk ve güneş gözlüğüyle gizlemişti.
Deranque daha önce üçüncü büyük aşırı sağcı hareketin üyesi olmuştu: Kraliyetçi örgüt Action Française, Vienne şubesinden yaptığı açıklamada Deranque’nin örgütlerinde aktivist olduğunu belirtti.
Deranque ile bağlantıları olduğunu iddia eden bir başka grup da, 2019 yılında dağılan “devrimci milliyetçi” grup Bastion Social’ın halefi olan Audace Lyon.
Audace Lyon, “yoldaşımız Quentin’i” öven ve “parlamento ve Siyonist sağcıları” kınayan bir açıklama yayınladı.
Grubun sözcüsü AFP’ye yaptığı açıklamada, genç adamın “geçen hafta da dahil olmak üzere” boks ve koşu gibi “birçok spor antrenmanına bizimle birlikte” katıldığını söyledi. Fakat sözcü, Deranque’nin “ne şiddet eğilimli ne de saldırgan” olduğunu savundu.
Audace Lyon, Lyon’u antifaşistlere karşı “savunmak” amacıyla “Beyaz öz savunma” eğitimleri düzenleyen bir neo-faşist grup.
“Avrupa kökenli Fransızların çıkarlarını savunmak” amacıyla 2019 yılında kurulan Audace Lyon, yerel aşırı sağın merkez üssü olan ortaçağ Lyon bölgesinde bulunuyor.
Deranque de bu mahallede yaşıyordu ve oda arkadaşı Rémy Chemain ile birlikte, zayıf vücudunu güçlendirmek için boks ve halter antrenmanı yapıyordu.
Chemain, Le Dauphiné Libéré gazetesine verdiği demeçte Deranque’ı “ciddi ve aklı başında” ve “kesinlikle şiddet yanlısı olmayan” biri olarak tanımladı.
Avrupa
The Economist: AB Ukrayna’ya kapalı kapılar ardında baskı uyguluyor

Avrupa Birliği’ne katılmak isteyen Ukrayna, üyelik için gerekli olan reformların uygulanmasını geciktiriyor. The Economist dergisinin haberine göre Avrupa Birliği yönetimi kamusal alanda bu duruma göz yumarken Kiev yönetimine yönelik baskısını kapalı kapılar ardında sürdürüyor. Haberde, AB’nin gösterdiği diplomatik nezaketin reform sürecinde gerçek bir ilerleme sağlanmasını engelleyebileceği vurgulanıyor.
Avrupa Birliği’ne (AB) katılmayı hedefleyen Ukrayna, üyelik süreci kapsamında hayata geçirmesi gereken reformları geciktiriyor.
The Economist dergisinin aktardığına göre, AB yönetimi kamusal alanda bu duruma göz yumarken diplomatik baskıyı kapalı kapılar ardında yürütüyor.
Ukrayna’nın AB’ye katılım yolculuğunda altı müzakere başlığından (klasöründen) ilki haziran ayında açılmıştı. Bu başlık özellikle hukukun üstünlüğü, yargı reformu, yolsuzlukla mücadele ve kamu yönetimi reformunu kapsıyor. Kiev yönetiminin ilgili kanun tasarılarını altı ay önce kabul etmiş olması gerekiyordu.
Ancak Ukrayna hükümeti parlamentoya sadece dört tasarı sundu ve Ukrayna Parlamentosu (Verhovna Rada) bunlardan yalnızca ikisini kabul etti.
Ukrayna merkezli Yevropeyska Pravda gazetesinin haberine göre, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, haziran ayında parlamentodan geçen ve yargıçların dürüstlük denetimi prosedürlerinde değişiklik öngören tartışmalı yasayı imzalayarak yürürlüğe soktu.
The Economist, yaz aylarında eski başkan Vsevolod Knyazev’in rüşvet davasında beş yıl hapis cezasına çarptırıldığı Yargıtay reformu ile Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı gibi kurumların yetkilerini kısıtlamaya çalışan Başsavcılık reformuna ilişkin tasarılar üzerinde neredeyse hiçbir ilerleme sağlanamadığını kaydetti.
Haberde, AB’nin bu sorunlara göz yumduğu ifade edildi.
Yargı reformunun mali yardımın devamı için temel şartlardan biri olması gerekmesine rağmen, hiçbir ilerleme kaydedilmemesine bakılmaksızın 8 Haziran’da 2,8 milyar euro tutarındaki yedinci kredi diliminin serbest bırakıldığı aktarıldı.
AB baskısını kamuoyuna yansıtmıyor
Dergi, Avrupa Birliği için Ukrayna’yı açıkça eleştirmenin kolay bir görev olmadığını vurguladı. Avrupa Komisyonu temsilcisinin aktardığına göre, Kiev yönetimine yönelik baskı kapalı kapılar ardında yürütülüyor.
Ancak The Economist, bu tür bir diplomatik çekingenliğin gerçek bir ilerlemenin sağlanamaması anlamına gelebileceğini yazdı.
Ukraynalı bir milletvekilinin değerlendirmesine göre, hükümet kanadında “kriterlerin yeniden gözden geçirilebileceği veya gündemden tamamen kaldırılabileceği izlenimi oluşuyor.”
Yargıçların dürüstlük ve akrabalık bağları beyanlarına ilişkin yasa tasarısının ardından AB’nin “Pandora’nın kutusunu açtığını” belirten milletvekili, hassas konuları ilgilendiren her yasa tasarısında artık bu durumun yaşanacağını ifade etti.
The Economist, parlamentodaki milletvekillerinin, siyasileşmekle eleştirilen Devlet Soruşturma Bürosu’nun reformuna ilişkin “içi boşaltılmış” bir yasayı da aynı kolaylıkla geçirebileceklerine karar verebileceklerini kaydetti.
Öte yandan Polonya makamları, Ukraynalı oligarkların AB’ye katılmak istemediğini öne sürdü.
AB, Ukrayna ile üyelik müzakerelerini 2024 yazında başlattı. Avrupa Birliği, ülkeye adaylık statüsünü ise 2022 yazında vermişti.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, katılım sürecinin ülkelerin kendi liyakatine dayalı olacağını ve bu süreçte hiçbir “kestirme yol” bulunmadığını vurgulamıştı.
AB’nin genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada, birliğin aday ülkelerle etkileşimine ilişkin teorik olarak üç senaryo bulunduğunu açıkladı:
- Ülkelerin tam üyelik sağlandıktan sonra AB entegrasyonuna dahil olduğu mevcut kurallar çerçevesindeki senaryo,
- Ülkenin gerekli şartları yerine getirmesinin ardından belirli bir alandaki AB politikalarına katıldığı, halen Norveç ve İsviçre için geçerli olan kısmi sektörel entegrasyon senaryosu,
- Ülkenin “avans olarak” AB’ye alındığı tersine üyelik senaryosu.
Kos, tersine üyelik fikrinin reddedildiğini ve AB ile Ukrayna’nın ikinci senaryo üzerinde çalıştığını belirtti.
Avrupa
Danimarka, Grönland’a ilk kez zorunlu asker konuşlandırıyor

Danimarka, Kuzey Kutbu’nda olası güvenlik tehditleri ve Ukrayna’daki savaş gerekçesiyle uyguladığı yeni zorunlu askerlik sistemi kapsamında yaklaşık 1,600 yeni erin 11 aylık hizmet süresini başlattı. Yeni askerlik döneminde erlerin ilk kez Grönland’a sevk edilerek profesyonel ordudan operasyonel görevleri devralması planlanıyor.
Danimarka, Kuzey Kutbu bölgesinde ABD ve Rusya kaynaklı güvenlik riskleri ile Ukrayna’daki savaşın yarattığı ortam gerekçesiyle askeri kapasitesini artırma adımlarını hızlandırdı.
Reuters’ın aktardığına göre ülke, yeni zorunlu askerlik düzenlemesi kapsamında yaklaşık 1,600 yeni eri 11 aylık hizmet süresi için silah altına aldı.
Yeni hizmet dönemi, Danimarka tarihinde ilk kez zorunlu askerlik kapsamındaki erlerin Grönland’a gönderilmesi hazırlıklarıyla eş zamanlı yürütülüyor.
Planlama çerçevesinde 100’den fazla erin Grönland’daki profesyonel askerlerden operasyonel görevleri devralacağı belirtildi.
Yeni silah altına alınan askerler, beş aylık temel eğitimin ardından altı ay boyunca operasyonel hizmet verecek.
Danimarka’da zorunlu askerlik prosedürü, 18 yaşına gelmiş ve sağlık şartlarını taşıyan tüm genç erkekler arasında çekilen kura yöntemiyle yürütülüyor.
Ancak Danimarka ordusunun insan kaynağı büyük oranda gönüllülerden oluşuyor.
Danimarka yönetimi 2024 yılında aldığı kararla dört ay olan askerlik süresini 11 aya çıkardı ve zorunlu askerlik uygulamasını ilk kez kadınları da kapsayacak şekilde genişletti.
Reuters’ın aktardığına göre Kopenhag, 2033 yılına kadar yıllık asker sayısını 5 bin seviyesinden 7 bin 500’e yükseltmeyi hedefliyor.
Zorunlu askerlik uygulaması Danimarka’nın yanı sıra bölge ülkeleri İsveç, Finlandiya ve Norveç ile Baltık ülkeleri Estonya, Letonya ve Litvanya’da da yürürlükte bulunuyor.
Grönland’a yönelik askeri planlama, ABD Başkanı Donald Trump’ın adaya ilişkin açıklamalarının ardından şekillendi. Trump’ın adayı ilhak etme yönündeki ifadeleri Kopenhag ve Nuuk yönetimleri tarafından reddedilmişti.
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinde ülkesinin “kendi toprakları dahil” ittifakın her karışını savunmaya hazır olduğunu bildirdi.
Trump’ın Grönland’a yönelik söylemleri bu yılın kış aylarında yeniden yoğunlaştı.
Danimarka’nın Danimarka Krallığı bünyesinde özerk bir bölge olan Grönland’ın güvenliğini sağlayamadığını savunan Trump, adanın ABD’nin ulusal savunması için gerekli olduğunu ileri sürdü.
Trump ayrıca adanın Rus ve Çin gemileriyle çevrili olduğunu iddia etti.
ABD’nin Kopenhag Büyükelçisi Kenneth Howery Mayıs ayında yaptığı açıklamada ABD Başkanı’nın adayı askeri güç kullanarak ele geçirme fikrinden vazgeçtiğini bildirdi.
Fakat Trump Temmuz ayında adaya yönelik talebini yineleyerek Washington’ın Grönland’a ihtiyacı olduğunu ifade etti.
Trump daha sonra Grönland’ın ikinci başkanlık döneminin sonu olan Ocak 2029’a kadar ABD kontrolüne geçebileceğini iddia etti.
Öte yandan Danimarka’nın Grönland’daki Birleşik Arktik Kuvvetleri Komutanı Søren Andersen Ocak ayında yaptığı açıklamada, adadaki Danimarka askeri varlığının ABD’den gelebilecek bir askeri tehdide karşı değil, Rusya’nın olası faaliyetlerine karşı odaklandığını belirtti.
Andersen, Avrupalı NATO müttefiklerinin Grönland’daki misyonunun uzun vadeli amacının “Rusya’yı uzak tutmak” olduğunu ekledi.
Andersen’in işaret ettiği “Arctic Sentinel” (Arktik Muhafızı) adlı NATO misyonu, ittifakın Kuzey Kutup bölgesindeki askeri varlığını güçlendirmeyi, deniz devriyelerini genişletmeyi ve Rusya ile Çin’in bölgedeki faaliyetlerine karşı koymayı amaçlıyor. Daimi nitelikteki operasyonun başlatıldığı 11 Şubat 2026 tarihinde resmen duyurulmuştu.
Avrupa
Söder: AfD’yi öylece ortadan kaldıramazsınız

CSU lideri ve Bavyera Başbakanı Markus Söder, Almanya için Alternatif’in (AfD) bir “Avrupa fenomeni” olduğunu söyleyerek, bu partinin “öylece ortadan kaldırılamayacağını” savundu.
Şansölye Friedrich Merz’in üye olduğu CDU’nun kardeş partisi CSU’nun en önemli ismi olan ve Alman ulusal siyasetinde de büyük bir rol oynayan Söder, ARD’ye verdiği mülakatta kendisini “demokrasi stabilizatörü” olarak nitelendirdi.
Mart ayında yapılan Bavyera yerel seçimlerinde, Söder’in liderliğindeki CSU oyların yüzde 32,5’ini aldı. Bu, 1950’lerden bu yana elde ettiği en kötü sonuçtu. CSU, 13 ilçe yöneticisi koltuğunu kaybetti.
Ayrıca son zamanlarda parti içinde de bir huzursuzluk yaşanıyor. Parti içi bir mektupta, CSU Genel Başkan Yardımcısı ve Avrupa Halk Partisi (EPP) Başkanı Manfred Weber, “aidiyet duygusunun eksikliğinden” bahsetti.
Söder ise durumu farklı görüyor. “Diğer tüm demokratik partilerle karşılaştırıldığında, biz açık ara en güçlüyüz,” diyen Bavyeralı, partisinin 2020 seçimlerindeki oy oranına yaklaşık olarak aynı seviyede kaldığını belirtti. Bu yerel seçimlerde CSU, 1,9 puanlık bir kayıp yaşadı.
Eyalet Başbakanı, Söder’in kendi destek oranları da dahil olmak üzere sonuçların pek parlak olmamasına rağmen, CSU’nun “bu çalkantılı zamanlarda istikrarın en büyük dayanağı” olduğunu söyledi.
Pandeminin zirve yaptığı döneme kıyasla, en son ARD DeutschlandTrend’in nisan ayında yaptığı ankette Söder’in destek oranı yüzde 58’den yüzde 27’ye düştü.
AfD, Bavyera’da yüzde 12,2’ye ulaşarak (yüzde 7,5’lik bir artışla) önemli bir ilerleme kaydetmiş olsa da, Söder, “AfD’yi öylece ortadan kaldıramazsınız,” dedi.
Anayasa Koruma Dairesi tarafından “aşırı sağcı” olarak sınıflandırılan partinin, “Avrupa çapında bir olgu” olduğunu kaydeden Söder, AfD ile mücadele etmek için onu taklit etmenin de mümkün olmadığını savundu.
CSU lideri Söder’in bakış açısına göre, sert bir göç politikası, AfD’yi olabildiğince küçük tutmanın yollarından biri.
Almanya’ya gelen göçmen sayısı önemli ölçüde azalmış olsa da, “burada hâlâ aslında ikamet hakkı olmayan çok sayıda insan var.”
Söder, bu kişilerin “geri gönderilmesi” gerektiğini belirterek, daha fazla sınır dışı edilme uygulamasını savundu.
Buna ek olarak, ekonominin canlandırılması gerektiğini kabul ediyor. Söder, BMW’de yakın zamanda açıklanan 8.000 kişilik işten çıkarma kararına rağmen, Bavyera’da bu konuda işlerin iyi gittiğini savundu.
Bavyera’nın “en güvenli, en güçlü ve en yenilikçi” eyalet olduğunu ileri süren Başbakan, eyalet ekonomisini nasıl canlandırmayı planladığını tam olarak belirtmedi.
Bavyera’nın iktisadi açıdan en güçlü eyaletler arasında yer aldığı doğru olsa da gayri safi yurtiçi hasıla açısından Kuzey Ren-Vestfalya, Bavyera’nın önünde birinci sırada. Kişi başına GSYİH açısından ise Hamburg, Bavyera’nın önünde.
Genel rekabet koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini söyleyen Söder, “Daha az çalışmalıyız ya da daha erken emekli olmalıyız” gibi önerilerin uzun vadede işe yaramayacağını ileri sürdü.
Daha uzun süre çalışmak ve daha geç emekli olmak konusunda ise herkes aynı fikirde değil. Thüringen, Saksonya-Anhalt ve Saksonya eyalet başbakanları, insanların 45 yıllık prim ödemesinin ardından emekli olmalarına izin verilmesine karşı çıktılar.
Söder, bu öneriyi “biraz şaşırtıcı” olarak nitelendirdi ve Emeklilik Reformu Komisyonu’nun tüm nesiller için “çok uzun vadeli emeklilik istikrarı” sağlayacak planlar sunduğunu belirtti. CSU lideri, tüm emeklilik paketinin şimdi bozulma riski taşıdığını düşünüyor.
Şansölye Friedrich Merz, emeklilik tartışmaları ve her şeyden önce kabinesindeki çalkantılı yeniden yapılanma nedeniyle, kısmen kendi saflarından bile, eleştirilere maruz kaldı.
Fakat CSU lideri Söder, ona destek verdi. Önemli olanın, hükümetin bir bütün olarak sağlam durması olduğunun altını çizen Bavyeralı, hükümetin “çok, çok iyi” bir şekilde ayakta durduğunu, Merz’in de “çok, çok istikrarlı ve güçlü” olduğunu, şu anda ihtiyaç duyulan şeyin “boş laflar değil, birlik” olduğunu söyledi.
Eyalet Başbakanı, Ilse Aigner’in Federal Cumhurbaşkanı olarak değerlendirilmesi yönündeki görüşünü bir kez daha dile getirdi.
Bu sefer bir kadını Federal Cumhurbaşkanı olarak seçmenin “çok iyi bir fırsat” olduğunu söyledi. Nihayetinde, CDU/CSU’nun bunu birlikte tartışması gerekecek. Söder, SPD’den şimdiden “çok olumlu sinyaller” aldığını söyledi.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi5 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












