Diplomasi
Büyükelçi Barrack: İsrail’in yapabileceği en akıllıca şey Türkiye’yi kucaklamaktır

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı açıklamada, ABD yönetiminin yeni Ortadoğu yaklaşımını ve bölgesel gelişmeleri değerlendirdi. İsrail’in Gazze ve Suriye politikalarını ele alan Barrack, ateşkes süreçlerinde diplomatik tıkanıklıklara değinerek, Türkiye’nin bölgedeki arabulucu ve kilit rolüne dikkat çekti.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Antalya Diplomasi Forumu marjında düzenlenen panelde konuştu.
Enerji bağımsızlığını kazanmış bir Amerika bulunduğunu ve bu Amerika’nın Ortadoğu’ya, “Sizi seviyoruz, yanınızdayız ama artık yeni bir doktrinimiz var” dediğini aktardı.
Bu yeni doktrinin adının “Donroe Doktrini” olduğunu ifade eden Barrack, Donroe Doktrini’nin “Önce Amerika” dediğini kaydetti.
“Önce Amerika” kavramının ne anlama geldiğine değinen Barrack, bunun, Batı Yarımküre için endişelendikleri anlamına geldiğini dile getirdi. Herkesin acı ve huzursuzluk hissettiğini belirten Barrack, “Çok taraflı örgütleri unutun” diyen bir yönetime sahip olduklarını söyledi. Barrack, “Çok taraflı kelimesini heceleyemeyen bir patronum var” ifadelerini kullandı.
Patronunun liderlerden biriyle kadın veya erkek fark etmeksizin sorun yaşaması halinde, telefonu açıp onları aradığını ve bir anlaşma yaptığını bildiren Barrack, anlaşamaması durumunda ise gümrük vergisi koyduğunu kaydetti.
Durumun bu olduğunu belirten Barrack, dünyada çok taraflılığın yok olduğu bir ortamda ikili görüşmeler içerisinde bulunduklarını ifade etti. Bunun mesajının ne olduğu sorusunu yönelten Barrack, mesajın, “Her bölge, başının çaresine bakmaya başlasın” olduğunu vurguladı.
Barrack, bunun bir denklik meselesi olduğunu belirterek, “Parayı veren düdüğü çalar” dedi.
Lübnan’da 1938 yılından bu yana nüfus sayımı yapılmadığını hatırlatan Barrack, bir nüfus sayımı yapıldığını ve Şiiler bağlamında değerlendirmelerde bulundu.
Barrack, muhtemelen insanların çoğunluğunu oluşturan Filistinli ve Suriyeli mültecilerin Şiilerinin ve Lübnan silahlı kuvvetlerinin çoğunluğunu oluşturan Lübnanlı Sünnilerin, özellikle İsrail’in kendilerini bombaladığı bir dönemde gidip kuzenlerini vurmayacaklarını dile getirdi.
Barrack, bu durumun, Hizbullah’ın kendisini İsrail’den korumak için var olması gerektiği gerekçesine yalnızca etkinlik kazandırdığını belirtti. Bu sorunun yanıtının ne olduğunu soran Barrack, yanıtın temel refah olması gerektiğini kaydetti.
İran gibi egemen bir ulusun bir milis gücünü desteklediği durumlarda, o milis gücünün öldürülerek ortadan kaldırılamayacağını ifade eden Barrack, bunun her ülkede aynı felsefe olduğunu vurguladı.
Bireyden aileye, kabileden topluma kadar refahla başlanması gerektiğini belirten Barrack, kendi mütevazı görüşünün ve patronunun görüşünün bölgeye bırakılmasının nedeninin bu olduğunu iddia etti.
İbrahim Anlaşmaları’nın nihayetinde bir yanıt olduğunu dile getiren Barrack, Suriye’nin, kendilerinin Türkiye olmasına izin veren Türkiye ile birlikte bir deney olduğunu kaydetti.
Türkiye’nin bu çok karmaşık bölgenin ortasındaki tek gerçek ekonomi olduğunu vurgulayan Barrack, Türkiye’nin insanları, kaynakları ve ordusuyla gerçek bir ulus olduğunu dile getirdi.
NATO’nun en büyük ikinci destekçisi olmasından bahsettiklerini kaydeden Barrack, durumun böyle olduğunu ancak Türkiye’nin aynı zamanda en ilgili ve önemli motorlarından biri konumunda bulunduğunu belirtti.
“Her ihtimale karşı” felsefesine geçildiğinde, denizler hukukunun Portmouth Boğazı’nda çok iyi işlemediğinin söylendiğini aktaran Barrack, aynı zamanda Çanakkale Boğazı’na da sahip olduklarını kaydetti.
İttifakın, bu yakınlaşan bakış açılarının nasıl birleştirileceğini sorduğunu belirten Barrack, bunun refah olması gerektiğini ve bireyin daha iyi durumda olacağı bir çıkar uyumu olması gerektiğini ifade etti. Din konusunda bakış açılarının verileceğine değinen Barrack, herkesin kendi dinini ve kendi bakış açısını yaşamasına izin verilmesi gerektiğini söyleyerek, bunun şu anda gerçekleşmediğini kaydetti.
Bunun dünyanın şu anki durumunun bir göstergesi olduğunu belirten Barrack, maalesef ABD’de de insanların ülkenin Hıristiyan kimliği olması gerektiğine inandıkları şey ile diğer azınlık dinleri arasında bir bölünme yaşandığını dile getirdi.
Savaş döngüsü tarif edilirken tek yanıtın diplomasi olduğunun bilindiğini ifade eden moderatör, savaşın yalnızca daha fazla savaşa yol açtığı yönündeki ifadeleri takdir ettiğini belirtti.
Bölgede uzun yıllardır, özellikle de güçlü ve istikrarlı bir ekonomi olan Türkiye ile İsrail arasında daha iyi ticari ilişkilerden birinin bulunduğunu hatırlatan moderatör, bu ilişkinin en hafif tabirle önemli ölçüde gerilediğini kaydetti.
İsrail’in şu anda kılıç şakırdattığını söyleyen moderatör, bunun ne amaca hizmet ettiğini sorarak Barrack’tan bu konuda bir görüşü varsa açıklamasını istedi.
Türkiye’nin bir şekilde yeni İran olduğunun söylendiğini ve İsrail’in İran’a yaklaşımının nasıl olduğunun görüldüğünü belirten moderatör, bunun yeni bir çatışma döngüsü mü olacağını yoksa diplomasinin en azından bu ilişkiyi daha iyi yönetip yönetemeyeceğini sordu.
“Bu bölge yalnızca tek bir şeye, güce saygı duyuyor”
Bunun kendi kişisel görüşü olduğunu ve büyük saygı duyduğunu belirten Barrack, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın inanılmaz bir lider olduğunu kaydetti.
Netanyahu’nun ülkesi için en iyisi olduğunu düşündüğü şeyi yaptığını ifade eden Barrack, “Dünyanın bu bölümü yalnızca tek bir şeye saygı duyuyor, güce” dedi.
Güç yansıtılmadığı ve zayıflık yansıtıldığı takdirde hayallerde yaşanacağını belirten Barrack, Suriye’nin bunun harika bir örneği olduğunu söyledi.
Suriye’nin neden işlediği sorusunu yönelten Barrack, “Çünkü geçmişte insanların bakış açılarının ne olduğu konusunda hemfikir olmamış olabileceği, ancak kendilerini bir yere götürdüğünü gördükleri güçlü, kuvvetli ve cesur bir lideriniz var” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da aynı şekilde olduğunu belirten Barrack, iki lider arasındaki söylemin kendisine göre yalnızca söylemden ibaret olduğunu kaydetti.
Tel Aviv’de uyanıp gazete okunduğunda gazetede Viyana’dan Maldivler’e uzanan bir “Osmanlı İmparatorluğu 2.0” şeması görüldüğünü aktaran Barrack, bunun İsrail’in Türkiye’nin ne olması gerektiğine dair sunduğu görüş olduğunu belirtti.
İstanbul’da uyanıp gazete okunduğunda ise Viyana’dan Maldivler’e uzanan “Büyük İsrail”in görüldüğünü dile getiren Barrack, herkesin fetih peşinde olduğu veya fethettiği fikrinin bu arada gerçekleşebileceğini söyledi.
Ticaret savaşları düşünüldüğünde, Hürmüz Boğazı’nın unutulmasını isteyen Barrack, enerji konusuna değindi. Enerji dünyasının artık bu malzemeleri gemilere koymanın en ucuz ve en esnek yol olduğunu söylemediğini belirten Barrack, bir sorun yaşandığında geminin taşınabildiği için bunun doğru olduğunu kaydetti.
Bombalanma durumu olduğunda geminin Arap Körfezi’nden Endonezya’ya taşınabileceğini ifade eden Barrack, boru hattıyla bunun yapılamayacağını ve boru hatlarının kapasitelerinin yalnızca yüzde 30 oranında kullanılmasının nedeninin bu olduğunu vurguladı. Artık üretimin değil, güvenliğin söz konusu olduğunu belirten Barrack, “tam zamanında” yaklaşımının yerini “her ihtimale karşı” yaklaşımına bıraktığını kaydetti.
Her ihtimale karşı her şeyin, fiber optiklerin Türkiye üzerinden geldiğini söyleyen Barrack, Azerbaycan ve Ermenistan hakkında konuştuklarını hatırlattı.
Bu geçidin ne olabileceğini soran Barrack, petrolün, gazın, bilginin, verinin ve malzemelerin artık nereye ve nasıl aktığını sorguladı. İsrail’in Abu Dabi ile hizalandığı veya Suudi Arabistan’ın İsrail ile hizalanabileceği gibi, İsrail’in Türkiye ile hizalandığını belirten Barrack, İsrail halkının refahı için yanıtın bu olduğunu dile getirdi.
Bu söylemin ortadan kalkacağını düşündüğünü ifade eden Barrack, Türkiye’nin bulaşılacak bir ülke olmadığını söyledi.
Körfez’in ele alınabileceğini ve Körfez ülkelerinin çok iyi durumda olduğunu belirten Barrack, bu yararlı monarşilerin işe yaradığını kaydetti. Bölgeye bakıldığında, anti-demokratik olduğu için eleştirileceğini dile getiren Barrack, “İşe yarayan tek şey, bu güçlü liderlik rejimleridir” ifadelerini kullandı.
Bunların “ya müşfik monarşiler ya da monarşik bir cumhuriyet türü” olduğunu söyleyen Barrack, bunun dışındaki Arap Baharı’nın engeller içinde solup gittiğini belirtti.
Demokrasi pelerini giyen veya insan hakları için peşinden gidilen ülkelerin başarısız olduğunu kaydeden Barrack, sonuç olarak refahın önemine işaret etti. İsrail’in çıkarlarını Körfez’le ve bu güçlü medeniyetlerle uyumlu hale getirmesi gerektiğini vurgulayan Barrack, Suriye’nin dünyanın en eski medeniyetlerinden biri olduğunu hatırlattı. Suriye’nin yüzyıllar boyunca Yahudiler, Müslümanlar ve Hıristiyanlarla yan yana yaşadığını ve bunun hiçbir zaman sorun olmadığını belirten Barrack, kimsenin Yahudilerle bir sorunu bulunmadığını ifade etti.
Bu konuşmayı İsraillilerle de yaptığını aktaran Barrack, taktiksel olarak ne yaptıklarını anladığını söyledi. Sahada bir çiftçi olduğunu ve patronunun tarlanın sahibi olduğunu dile getiren Barrack, İsraillilerin taktiksel olarak doğru olanı yapıyor olabileceklerini kaydetti.
Ateşkes anlaşmalarına bakıldığında, bugünkü ateşkes anlaşmasının bir ateşkes olduğunu söylediğini aktaran Barrack, “Ancak biz İsrail olarak, kendi kararımıza göre saldırıya uğradığımızı düşünürsek hariç” dendiğini belirtti.
Bunun bir ateşkes olup olmadığını soran Barrack, bunun 2024 anlaşmasında yer aldığını, Başkan Biden’a tüm saygısını sunarak onların bir mekanizmayla anlaşmaya vardıklarını kaydetti.
UNIFIL’in 40 yıldır Lübnan’da olduğunu hatırlatan Barrack, UNIFIL ile 10 milyar dolar harcadıklarını, ancak onların tek bir el ateş etmediklerini ve savaşı durdurmadıklarını vurguladı. Savaşın anlaşma sağlandıktan beş gün sonra başladığını belirten Barrack, bunun nedeninin İsrail’in Biden yönetimiyle yaptığı yan anlaşma olduğunu söyledi.
Bu anlaşmanın, kendi kararlarına göre egemenliklerinin etkilendiğini düşünmeleri halinde, istediklerini yapmakta bu anlaşmadan bağımsız olduklarını söylediğini aktaran Barrack, şu an nerede olduklarını sordu.
Yanıtın uyum ve refah olması gerektiğini ifade eden Barrack, yanıtın Jared Kushner ve Başkan Trump’ın ilk döneminde icat ettikleri İbrahim Anlaşmaları olduğunu belirtti.
Herkesin fikrine büyük saygı duyarak tüm bunlarla mücadele ettikten sonra dürüst olmak gerekirse tek yanıtın bu olduğunu dile getiren Barrack, aksi takdirde bir “evet, sonra” durumu içinde yaşayacaklarını kaydetti.
Herkesin faydasına olacak refaha ulaşmak için istikrara ihtiyaç duyulduğunu belirten moderatör, Türkiye’de olduklarını ve Gazze’nin Türkiye’nin kalbine çok yakın bir konu olduğunun çok iyi bilindiğini kaydetti.
Önerilen bir uluslararası istikrar gücü bulunduğunu ve ortada görünürde bir ateşkes olması gerektiğini söyleyen moderatör, bölgeden bildiren birçok gazeteciden ateşkesin uygulanmadığının bilindiğini ifade etti.
Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uluslararası bir istikrar gücü kurulmasını öngördüğünü hatırlatan moderatör, bunun Gazze’yi yeniden istikrara kavuşturup kavuşturamayacağını sordu. İsrail’in buna hayır dediğini belirten moderatör, ABD’nin bu konudaki duruşunun nerede olması gerektiğini ifade etti. Moderatör, Türkiye’nin katılmaya ve yapmak istediği gibi Gazze’yi istikrara kavuşturup Gazze halkını koruma konusunda liderliği almaya istekli olması durumunda sorunun ne olduğunu sordu.
“İsrail’in yapabileceği en akıllıca şey Türkiye’yi kucaklamaktır”
ABD’nin nerede durduğunu söyleyemeyeceğini belirten Barrack, patronunu telefona bağlayabileceğini ve onun nerede durulacağını söyleyebileceğini ifade etti.
Kendi kişisel fikrinin ne olduğunu aktarabileceğini dile getiren Barrack, “İsrail’in yapabileceği en akıllıca şey, Türkiye’yi o foruma girmesi için teşvik etmek ve kucaklamaktır” şeklinde konuştu.
Bunun nedeninin sorulduğunu belirten Barrack, ABD’nin Gazze’ye müdahalesinde yaşanan en iyi şeylerden birinin Türkiye’nin Hamas’ı “yabancı terör örgütü” ilan etmemesiyle aynı nedenden kaynaklandığını kaydetti.
Türkiye’nin ve Katar’ın on yıldır bunun için eleştirildiğini hatırlatan Barrack, konuşulacak aracıların kimler olduğunu sordu. Geçerli savaşçılarla ilgili bir konuşma yapıldığını belirten Barrack, ABD’nin İran’da askeri gücü olup olmadığını sordu ve şüphesiz olduğunu söyledi.
Başkan’ın savaşı kazandığını söylediğinde haklı olup olmadığını soran Barrack, “Yüzde bin” yanıtını verdi. Hava, deniz ve kara hakimiyetine sahip olduklarını vurgulayan Barrack, “Sahip olmadığımız şey insanların kalpleri ve ruhları, ancak bu bağlamda mutlak hakimiyetimiz var” dedi.
Bu parçalar arasında ilerlerken konuşma yeteneğine sahip olduklarını belirten Barrack, Hamas’a müdahale edip konuşabilecekleri sadece iki yer bulunduğunu ve bunlardan birinin Katar, diğerinin ise Türkiye olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekibine büyük bir iltifat olarak, pazar sabahı saat 10’da, barış anlaşması ve Şarm El-Şeyh anlaşması yapılmadan önce anlaşması gereken iki Hamas lideri bulunduğunu aktardı.
Başkan Trump’ın sabah 10.50’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayarak, müdahale etmelerine ihtiyaçları olduğunu söylediğini bildirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hakan Fidan ve İbrahim Kalın’ın o öğleden sonrasını harcadıklarını ve o iki Hamas liderini getirdiklerini belirten Barrack, Türkiye’nin Hamas’ın yabancı bir hizmet örgütü olduğu konusunda kendileriyle hemfikir olması durumunda bunun asla gerçekleşemeyeceğini vurguladı.
Böyle bir durumda onların dışlanması gerektiğini söyleyen Barrack, Türkiye’nin o ortama davet edilmesi halinde şu an yaşanan vahşet ve ihlallerden kaçınılmasına yardımcı olabileceklerini dile getirdi. Türkiye’nin dili konuşabildiğini belirten Barrack, İsrail konusunda tutarlı olduğu kişisel fikrinin kapsayıcılığın tek yanıt olduğu yönünde bulunduğunu kaydetti.
Dışlamanın kısa vadeli ve taktiksel olduğunu ifade eden Barrack, stratejik olarak ne olacağını sordu. Dünyanın antisemitik olmadığını ve hep birlikte büyüdüklerini belirten Barrack, kendisinin çok Yahudi bir mahallede Lübnanlı bir Katolik olarak büyüdüğünü söyledi.
Herkesin Yahudilerle iş yaptığını ve misyonun bu olmadığını kaydeden Barrack, Siyonizmin tanımına ilişkin bir soru olduğunu ifade etti.
Aşkenazların stratejik geleceğinin sert olduğunu belirten Barrack, bunun tutarlı bir mesaj olduğunu bildirdi. Türkiye’nin gerçeğe uyum konusunda buna yardımcı olabileceğini dile getiren Barrack, 7 Ekim’den önce ticarette hala fazla verildiğini ve tarafların birbirleriyle iş yapmaya devam ettiğini kaydetti. Bunun sadece söylem olduğunu ve bu korkunç söylemi çözmenin bir yolunun bulunması gerektiğini ifade etti.
Suriye’nin kelimenin tam anlamıyla sıfır kez İsrail’e misilleme yaptığını, ancak Suriye’nin istekliliğine rağmen hala bir anlaşma olmadığını belirten bir izleyici, bu yaklaşım karşısında bir tarafın hiç ilgilenmemesi halinde barışın nasıl sağlanabileceğini sordu.
“Saldırmazlık anlaşması ve normalleşmeye sanılandan daha erken gelinecek”
Bunun harika bir soru olduğunu belirten Barrack, 8 Aralık’tan itibaren ele alındığında El Şarra rejimi altındaki Suriye’nin İsrail’e tek bir el bile ateş etmediğini, aksine tam tersinin yaşandığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı El Şarra’nın defalarca İsrail’le hiçbir sorunları olmadığını, İsrail’le düşmanca bir sorun yaşamak istemediklerini, İsrail’le savaş halinde olmak istemediklerini, saldırmazlık anlaşması ve normalleşme yönünde çalışmak istediklerini söylediğini aktardı.
İsrail’in, güney İsrail’deki ve Suriye sınırındaki Dürzilerin aslında İsrail’in kuzenleri olduğu görüşünü benimsediğini belirten Barrack, Dürzilerin tarihinin bir başka eziyetli konu olduğunu dile getirdi.
Rejimin başlangıcında çok zor olan El Süveyda olaylarının, İsraillilerin Dürzi olan yeni bulunmuş İsrailli kuzenlerini korumak için sınırı geçmelerine yol açtığını kaydetti.
Netanyahu’nun 7 Ekim’den sonra her şeyin değiştiği yönündeki tüm sözlerinde çok net olduğunu ifade eden Barrack, Netanyahu’nun sınırları, 67 sınır hattını, 74 sınır hattını veya 8 Aralık hattını umursamadığını belirtti.
Suriye’nin bu savaşa girmeyerek parlak bir hamle yaptığını vurgulayan Barrack, bu nedenle sızmaların sürekli olduğunu ve İsrail’in her konvoy gördüğünde bu hatları geçtiğini dile getirdi.
İki taraf arasında, sakin bir bariyer yaratmak için Suriye askeri kurumuna, iç orduya ve dış orduya güvenip güvenemeyecekleri konusunda hala güven bulunmadığını belirten Barrack, kendi görüşlerine göre Suriye’nin İsrail’e karşı düşmanca davranmayarak zekice hareket ettiğini kaydetti. Bunun hiçbir amacı olmadığını söyleyen Barrack, Suriye’nin defalarca konuşmaya hazır olduklarını belirttiğini aktardı.
Başkan adına Dışişleri Bakanı Esad el-Şeybani ile Başbakan Netanyahu’yu temsilen Ron Dermer arasında gerçekleşen beş görüşmeyi yönetme ayrıcalığına sahip olduğunu dile getiren Barrack, çok yaklaştıklarını ancak sürecin buharlaştığını bildirdi. Bir füzyon kurduklarını ve hala görüşmeler yaptıklarını aktaran Barrack, “Suriyeliler müthiş bir sabır gösterdi” dedi.
Tüm bu durumlarda beş sınırda ve iki denizde beş ülkeyle uğraştıklarını belirten Barrack, aynı zamanda bir savaşın sürdüğünü hatırlattı.
Bu görüşmelerden çıkış zamanının geldiğini ve oraya ulaşacaklarını söyleyen Barrack, saldırmazlık ve normalleşme aşamasına sanılandan daha erken gelineceğine inandığını sözlerine ekledi.
Diplomasi
Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.
POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.
Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.
Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.
Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.
Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.
Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.
Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.
Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.
Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.
Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.
Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.
Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.
Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.
Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.
Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”
Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:
“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”
Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.
Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.
Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.
Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.
Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.
Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.
Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.
Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.
Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.
191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.
Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.
Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.
Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.
Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.
Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.
Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.
Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.
Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”
BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.
Diplomasi
ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.
Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.
Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.
Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:
“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”
Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor
ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.
Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.
Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.
Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.
İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı
Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.
Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.
Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.
Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.
İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomasi
AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.
Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.
ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.
Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.
Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.
Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.
Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.
Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:
“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”
Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.
Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.
Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.
Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.
Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.
Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin liderleri Pekin’de stratejik ortaklığı görüştü
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı








