Bizi Takip Edin

Avrupa

Çin, Sırbistan siyasetinde Rusya ve AB’nin yerini alıyor

Yayınlanma

Sırbistan’ın geleneksel olarak Avrupa Birliği, ABD, Rusya ve Çin arasında kurduğu dört kutuplu denge siyasetinin artık işlevini yitirdiği ve Pekin’in ülkenin “ikinci hakiki sütunu” haline geldiği ifade ediliyor. Euractiv portalı, Moskova’nın Belgrad için ikincil plana itildiğini ve savunma sanayisinden altyapıya kadar Çin etkisinin stratejik bir ağırlık kazandığını yazdı.

Sırbistan’ın uzun süredir Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Çin arasındaki dengeye dayanan dış politika stratejisinin artık geçerliliğini yitirdiği ve Belgrad için kilit ayrımın AB ile Çin arasında şekillenmeye başladığı kaydediliyor.

Euractiv tarafından Avrupa Birliği yetkililerine ve siyasi uzmanlara dayandırılan bilgilere göre Çin; ekonomi, ulaşım ve silah tedariki alanlarında Sırbistan için çok daha belirgin bir rol oynamaya başladı.

Uluslararası Politika ve Ekonomi Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı Nenad Stekic, konuya ilişkin değerlendirmesinde, Çin’in Sırbistan’ın en önemli Batı dışı ortağı ve ülkenin “ikinci hakiki sütunu” konumuna yükseldiğini ifade etti.

Stekic, Belgrad’ın geçmişte dört güç odağı arasında yürüttüğü denge politikasının dönüştüğünü belirtti.

Yeni strateji kapsamında Moskova’nın Belgrad için ikinci plana gerilediği, Avrupa Birliği ve ABD’nin ise artık tek bir blok olarak değerlendirildiği aktarılıyor.

Bu süreçte Sırbistan’ın Çin ile olan ekonomik etkileşimini sistematik olarak artırdığı görülüyor. Pekin yönetiminin, Avrupa Birliği’nin aksine, Sırbistan’ın altyapı projelerine yatırım yaparken herhangi bir kurumsal reform şartı koşmadığı vurgulanıyor.

Çinli şirketlerin halihazırda Belgrad metrosunun inşası gibi kritik projelerde aktif görev aldığı bildiriliyor.

Sırbistan’ın 2012 yılından bu yana Avrupa Birliği aday ülke statüsünü korumasına ve Brüksel’in ülkenin temel donörü ve finansal ortağı olmaya devam etmesine rağmen, AB tarafı Belgrad’dan kapsamlı kurumsal değişiklikler talep etmeyi sürdürüyor.

Bir AB temsilcisi, birlik ile Çin arasındaki ilişkilerin karmaşık yapısını koruduğunu ve Pekin’in Brüksel tarafından “sistemik rakip” olarak görüldüğünü hatırlattı.

Euractiv, Çin ile Sırbistan arasındaki temasların derinleşmesinin, Avrupa Birliği ile Belgrad arasındaki ilişkilerde daha fazla gerilime yol açabileceğini ifade ediyor.

Çin’in ülkedeki varlığı sadece ekonomiyle sınırlı kalmayıp savunma sektöründe de belirgin bir ivme kazanıyor. Belgrad’daki Avrupa Politika Merkezi araştırmacısı Marko Todorovic’in verilerine göre, 2020 ile 2024 yılları arasında Sırbistan’ın toplam silah ithalatının yüzde 57’si Çin menşeli ürünlerden oluştu.

Todorovic, aynı dönemde Rusya ve Fransa’dan yapılan toplam askeri sevkiyatın Çin’in gerisinde kaldığını belirtti.

Bağımsız Çin analisti Stanislav Knezevic, Çin’in birkaç yıl içinde savunma alanında Rusya’nın yerini alarak Sırbistan’ın birincil Batı dışı ortağı olmayı başardığını dile getirdi.

Haberde, Rusya’nın Sırbistan ile mevcut siyasi ve kültürel ortaklığına rağmen, artık Çin ile benzer düzeyde bir stratejik ve ekonomik ortaklık sunamadığı kaydediliyor.

Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, 2023 yılında yaptığı açıklamada, Çin, Rusya ve Avrupa Birliği ile iyi ilişkileri sürdürerek bağımsız bir politika inşa etmek istediklerini ifade etmişti.

Vucic, bu denge arayışına karşın Belgrad’ın Avrupa yolunda ilerleme niyetini koruduğunu da sözlerine eklemişti.

Avrupa

Finlandiya, NATO nükleer tatbikatında karargah subaylarıyla yer alacak

Yayınlanma

Finlandiya Savunma Bakanlığı, ülkenin NATO’nun 12-24 Ekim 2026 tarihlerindeki yıllık nükleer caydırıcılık tatbikatı Steadfast Noon’a katılacağını açıkladı. Karargah subaylarıyla temsil edilecek olan Finlandiya, tatbikatın belirli bir ülkeyi hedef almadığını bildirdi.

Finlandiya Savunma Bakanlığı, ülkenin NATO’nun 12-24 Ekim 2026 tarihlerinde düzenleyeceği yıllık nükleer caydırıcılık tatbikatı Steadfast Noon’a katılacağını duyurdu.

Bakanlığın açıklamasına göre Finlandiya, bu yılki tatbikatta karargah subaylarıyla temsil edilecek. Savunma Bakanı Antti Häkkänen, bu katılım biçiminin ülkenin ulusal hedeflerine en uygun model olduğunu ifade etti.

Häkkänen, “Nükleer caydırıcılık tatbikatı, NATO’nun nükleer caydırıcılığının güvenilirliğini, emniyetini ve etkinliğini sağlamayı amaçlıyor. Nükleer caydırıcılık, Finlandiya dahil olmak üzere tüm ittifakın korunmasındaki en üst düzey güvencedir” değerlendirmesinde bulundu.

Steadfast Noon tatbikatı, gerçek nükleer silahların kullanımı veya nakli söz konusu olmadan icra ediliyor.

İttifak üyesi ülkeler tatbikata farklı biçimlerde iştirak edebiliyor; bu çerçevede NATO’nun nükleer operasyonlarına destek amacıyla konvansiyonel askeri unsurlar da görevlendirilebiliyor.

Finlandiya Savunma Bakanlığı, söz konusu tatbikatın mevcut uluslararası konjonktürle bağlantılı olmadığını ve belirli bir ülkeyi hedef almadığını kaydetti.

Finlandiya daha önce de Fransa’nın Avrupa’da nükleer caydırıcılığı güçlendirmeye yönelik sunduğu girişime dahil olma kararı almıştı.

Häkkänen, bu işbirliğinin Finlandiya ve Avrupa’nın güvenliğini pekiştirmeyi amaçladığını aktardı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından Mart 2026’da gündeme getirilen girişime Finlandiya dahil 10 ülke katıldı.

Fransa’nın nükleer doktrininin müzakere edilmesini, ortak tatbikatları ve stratejik hava kuvvetlerine ait bazı unsurların ortak ülkelerde geçici konuşlanmasını içeren girişim, NATO’nun nükleer caydırıcılığının yerini almıyor ve ittifaktaki gibi ortak savunma taahhüdü taşımıyor. Fransız nükleer silahları ve kullanımına dair kararlar Paris yönetiminin kontrolünde kalmaya devam ediyor.

Rusya’nın Berlin Büyükelçisi Sergey Neçayev ise mayıs ayında yaptığı açıklamada, Avrupa “nükleer şemsiyesinin” güçlendirilmesinin Rusya açısından stratejik tehdit oluşturduğunu savunmuştu. Kremlin, stratejik istikrar görüşmelerinde Avrupa’daki nükleer işbirliğinin genişlemesinin hesaba katılması gerektiğini vurgulamıştı.

Rusya Dışişleri Bakanlığının özel yetkili elçisi Andrey Belousov da ABD, İngiltere ve Fransa’nın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı gözetmeksizin nükleer kapasitelerini artırdığını öne sürmüştü.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Söder, Berlin’de “sol koalisyon”u finansal akışların kesilmesi ile tehdit etti

Yayınlanma

CSU lideri Markus Söder, Berlin’deki sol koalisyon gerçekten hayata geçerse önemli mali karşı önlemler alacağını açıkladı.

Bild gazetesine konuşan Bavyera Başbakanı, “Bizim için durum açık: Böyle bir koalisyona ek finansman sağlanmamalı. Bu nedenle Başkent Anlaşması durdurulmalı,” dedi.

Bu sert açıklamasıyla, bir kez daha federal-eyalet mali dengeleme sistemini hedef alan Söder şöyle devam etti:

“Berlin’in vatandaşların korunması konusunda önemli meseleleri ele almadan bırakması ve aynı zamanda diğer eyaletlerin karşılayamayacağı şüpheli yardımlar için milyarlarca harcaması kabul edilemez. Buna bir son verilmeli.”

Berlin Eyalet Meclisi seçimlerinde Sol Parti’nin seçim zaferi sonrasında Söder, devam eden koalisyon görüşmelerini de sert bir şekilde eleştirdi.

CSU lideri, başkentte öncelikle SPD ve Yeşiller’i hedef aldı ve onları “demokratik değerlere ihanet etmek” ile suçladı.

Berlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi

Söder şöyle devam etti:

“Berlin’de bir Kırmızı-Yeşil-Kırmızı [Sol-Yeşiller-SPD] koalisyonu, tabuların tam anlamıyla ihlali olur. Bu Sol Parti üyeleriyle birlikte, ülkemizin savaş sonrası tarihinde ilk kez, kısmen antisemitik ve polise karşı eleştirel bir parti bir eyalet hükümetine liderlik edecek. Berlin SPD’si ve Yeşiller’in buna razı olması utanç verici. Antisemitizm konusunda taviz verilemez, yarı yürekli tavizler de. Bu, demokrasimizin temel değerlerine ihanettir.”

Bavyera Başbakanı, potansiyel koalisyon ortaklarını, “partizan siyasi çıkarlar uğruna iç güvenlikle ilgili temel meseleleri ve temel toplumsal uzlaşmayı bir kenara itmek” ile suçladı:

“Antisemitizm, kamulaştırma konusundaki sosyalist fanteziler, suç aşiretleriyle bağlantılar ve polis memurlarını organize suçla eşdeğer gören bir gençlik örgütü: Bunların hiçbiri, Berlin’deki SPD ve Yeşiller için bir koalisyonun önünde engel teşkil etmiyor gibi görünüyor. Böylece Kırmızı ve Yeşil, bir ‘Kızıl Cephe’ için basamak görevi görecek.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

Makam aracı teklifi iptal edilen AfD’li başkan kasımda yaya kalabilir

Yayınlanma

BMW, Almanya’da Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu Başkanlığına seçilen ilk AfD’li siyasetçi Tobias Rausch için sunduğu makam aracı teklifini geri çekti. Şirket teklifini Rausch’un seçildiği gün iptal ederken, mevcut aracın süresi kasımda dolacak olan meclis yönetimi henüz diğer Alman üreticilerden teklif alamadı.

Alman otomotiv üreticisi BMW, Almanya için Alternatif (AfD) partisinden Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu Başkanlığına seçilen Tobias Rausch için hazırlanan makam aracı kiralama teklifini geri çekti.

Die Zeit gazetesinin parlamento yönetimine dayandırdığı habere göre, otomobil üreticisinin genel merkezi teklifi, Rausch’un eyalet meclisi başkanı seçildiği 6 Ekim’de iptal etti. Rausch, bir eyalet parlamentosuna başkanlık eden ilk AfD’li siyasetçi oldu.

Eyalet parlamentosu başkanının şoförlü bir makam aracı kullanma hakkı yer alıyor. Rausch halihazırda selefinden devraldığı BMW 7 serisi aracı kullanıyor. Mevcut aracın kiralama süresi kasım ayında sona eriyor.

Parlamento yönetimi bu tarihe kadar yeni bir tedarikçi bulamazsa Rausch makam aracından yoksun kalacak.

Eyalet parlamentosu idaresi, Rausch’un makam aracı ihtiyacı için tanınmış Alman üreticiler arasından yalnızca BMW’nin teklif sunduğunu aktardı. Mercedes ve Audi markalarından bu süreçte herhangi bir teklif gelmedi.

İş dünyasından AfD politikalarına tepki

AfD, Saksonya-Anhalt eyaletinde 6 Eylül’de düzenlenen seçimlerin ardından mecliste grup kurdu.

Eyalet seçimleri tarihindeki en yüksek oy oranına ulaşan parti, yüzde 43,8 oy alarak 83 sandalyeli mecliste 39 üyelik kazandı.

AfD, salt çoğunluk için gereken sandalye sayısının 3 altında kaldı. Seçimlerde Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) yüzde 17,2, Sosyal Demokrat Parti (SPD) ise yüzde 9,3 oy elde etti.

BMW Yönetim Kurulu Üyesi Milan Nedeljkovic, daha önce Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine verdiği mülkiyette, sağ popülizm ve milliyetçiliği “dünya ticaretiyle yaşayan, dışa açık bir ekonomi merkezi için zehir” olarak nitelendirmişti.

Alman Sanayi Federasyonu (BDI) da Rausch’un seçildiği gün yayımladığı değerlendirmede, AfD’nin eyalette yönetime gelmesi ihtimaline karşı uyarılarda bulundu.

BDI Başkanı Tanja Gönner, partinin bölgenin ekonomik başarısını oluşturan ilkeleri desteklemediğini, dolayısıyla olası bir AfD iktidarında ekonomik canlanma beklenemeyeceğini kaydetti.

Gönner, AfD’nin iş dünyasını temsil eden bir parti olmadığını belirterek ekonominin dışa açıklığa, küresel ticarete, ihracat olanaklarına ve yurt dışından nitelikli iş gücü çekilmesine dayandığını ifade etti.

Her yatırımcının yurt dışından sağlanan uzman personele ihtiyaç duyduğunu aktaran Gönner, “Bu kişiler burada hoş karşılanmadıklarını hissederse bu durum bölgenin tercih edilmemesi için derhal bir gerekçeye dönüşür” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English