Amerika
Trump, ilk çeyrekte 3.500’den fazla hisse senedi alıp satmış

Geçen hafta sunulan bir resmi belgede Donald Trump, ilk çeyrekte kendi adına gerçekleştirilen 3.500’den fazla hisse senedi alım satımını açıkladı.
Buna göre Trump adına Nvidia, Oracle, Microsoft, Boeing ve diğer şirketlerin hisselerinden her biri en az 1 milyon dolarlık alım yapıldı.
İşlemler arasında Meta, Amazon ve Walt Disney hisselerinin satışı da yer alıyordu.
Financial Times’a göre toplamda yüz milyonlarca dolarlık işlem gerçekleştirildi ama bunun sonucunda başkanın ne kadar para kazandığı ya da kaybettiği bilinmiyor.
Axios’a göre modern tarihte, hiçbir başkanın buna benzer aktif bir yatırım portföyü olmamıştı. Eski Başkan George W. Bush döneminde Beyaz Saray baş etik danışmanı olarak görev yapmış ve Trump’ı eleştiren Richard Painter, “Daha önce borsada aktif olarak işlem yapan bir başkan görmemiştik,” diyor.
Trump Organization, başkanın hesaplarının kendisinin müdahalesi olmaksızın üçüncü taraf finans kurumları tarafından bağımsız olarak yönetildiğini savunuyor.
Trump Organization’dan bir sözcü şunları söyledi:
“Başkan Trump’ın yatırım portföyü, tüm yatırım kararları üzerinde tek ve mutlak yetkiye sahip üçüncü taraf finans kurumları tarafından bağımsız olarak yönetilen, tamamen serbest yönetimli hesaplar aracılığıyla yürütülmektedir. İşlemler, bu kurumlar tarafından yönetilen otomatik yatırım süreçleri ve sistemleri aracılığıyla gerçekleştiriliyor ve portföyler dengeleniyor. Ne Başkan Trump, ne ailesi, ne de Trump Organization belirli yatırımların seçilmesi, yönlendirilmesi veya onaylanmasında herhangi bir rol oynuyor. Bu kişiler, işlem faaliyetleri hakkında önceden bilgilendirilmiyor ve yatırım kararları veya portföy yönetimi konusunda hiçbir şekilde görüş bildirmiyor.”
İlk çeyrekte gerçekleştirilen işlem sayısı günde ortalama 60 civarında. Interactive Brokers’ın baş stratejisti Steve Sosnick, “Piyasalara tam zamanlı olarak bağlı olanlar dışında, bunu başarmak neredeyse imkansızdır,” diyor.
Vergi kanunlarını inceleyen Boston College Hukuk Fakültesi profesörü Ray Madoff, ultra zenginlerin çoğunun varlıklarını satıp vergi yükünü artırmaktansa, satın alıp elde tutmayı tercih ettiğini söylüyor.
Yatırımcılar ve tüccarlar da işlem hacminin büyüklüğü karşısında şaşkınlıklarını gizleyemedi. The Wealth Alliance’ın başkanı ve genel müdürü Eric Diton, Bloomberg’e verdiği demeçte, “Wall Street’te geçirdiğim 40 yılı aşkın süre içinde, bu her açıdan alışılmadık bir işlem hacmi,” dedi.
Sosnick ise işlem hızının bir algoritmanın gerçekleştirebileceği bir seviyeye yakın olduğunu belirtti.
Trump’ı eleştirenler, bu bilgilerin ortaya çıkmasını bir yolsuzluk belirtisi olarak hemen eleştirdiler ve önemli duyuruların ya da sosyal medya paylaşımlarının öncesinde veya sonrasında yapılan bazı işlemlerin zamanlamasına dikkat çektiler.
Başkanlar, piyasalar ve özel sektör üzerinde muazzam bir etkiye sahip. Bu nedenle, günümüz başkanları yatırımlarını kör tröstlere, geniş tabanlı yatırım fonlarına veya Hazine tahvillerine aktarıyor.
Kör tröst (blind trust), bir kişinin sahip olduğu varlıkların veya şirket hisselerinin kontrolünü, çıkar çatışmalarını önlemek amacıyla kendisinden bağımsız bir yöneticiye devrettiği hukuki yapıya verilen ad.
Eski Başkan Jimmy Carter, göreve gelir gelmez kişisel hisse senetlerini satmaya karar vermesiyle tanınıyordu. Örneğin fıstık çiftliğini bir kör tröste devrettmişti ama bu, tartışmadan azade bir süreç olmamıştı.
Bununla birlikte, Trump veya yönetim içinden kişilerin herhangi bir şekilde bu olaylara karıştığına dair bir işaret bulunmamakla birlikte, İran savaşıyla ilgili açıklamaların hemen öncesinde petrol vadeli işlemleri ve tahmin piyasalarında bir dizi olağandışı işlem gerçekleşmiş.
Yine de Axios’tan Zachary Basu, bu işlemlerin “Trump’ın ikinci döneminin siyasi açıdan en tehlikeli konularından biri haline geldiğini” belirtiyor.
Bu işlemler, Washington’daki ve piyasalardaki güçlüler için kuralların farklı olduğu yönündeki şüpheleri körüklemiş durumda.
RSM baş ekonomisti Joseph Brusuelas, “Halkın en önemli çıkarımlarından biri, finans piyasalarının hileli olduğu yönündeki kanının giderek güçlenmesi,” diyor.
Amerika
Dünya Kupası: Değer mi?

Kendisini dünyadaki en az milliyetçi insan olarak tanımladığı halde, beklenenin aksine büyük bir Real Madrid fanatiği olan İspanyol yazar Javier Marías, (meğer del Bosque solcuymuş) 1998 Dünya Kupası hakkında yazdığı yazılardan birinde, dönemin (artık) kötü şöhretli FIFA Başkanı Sepp Blatter için “ahmak bir demagog”, “bostan korkuluğu” gibi hakaretleri sıralıyor.
Şimdikine ne demeli? Donald Trump’ın “pis koktuklarını” söylediği Somali’den bir hakem, Omar Artan, ABD kapısından geri çevrilince kameraların karşısına geçip pişkin pişkin “Biraz relaks ya!” diyen bir adam var karşımızda.
Ama burada bitmiyor. Meksika’da hem öğretmenlerin (CNTE – Ulusal Eğitim İşçileri Koordinasyon Kurulu) grevi var, hem de yaklaşık 130.000 kişinin kayıp yakınları eylemde. Bu insanlar, Dünya Kupası’nın gürültüsünde seslerinin kaybolmaması için, “Top yuvarlanmayacak!” diye slogan atıyorlardı. Çoğunluğu Meksika öğretmenler sendikasının bir koluna bağlı olan binlerce hükümet karşıtı gösterici bu sloganı haykırdı. Öğretmenler, turnuvanın açılış maçını aksatma niyetindeydi.
Infantino, iki gün önceki basın toplantısına, “Birkaç saat sonra bu topun yuvarlanmaya başlayacağını görmekten mutluyum,” diyerek başladı.
Değer mi? FIFA, son birkaç yıldır gelir tahminlerini yukarı doğru revize ediyor. En son mali rapora göre, bu yazki turnuvayla sona erecek dört yıllık döngüden 13 milyar dolar gelir elde edecek. Ayda 450 ila 770 dolar maaş alan Meksikalı öğretmenlerin tekinin kılına değmez.
Nitekim 2 Haziran’da protestocuların bir kısmı Eğitim Bakanlığını basmaya çalışırken, diğerleri Mexico City’nin en simgesel kamusal alanlarından biri olan Paseo de la Reforma’da yürüyüş düzenlediler.
Orada, Dünya Kupası için yapılmış devasa plastik futbolcu heykellerinden birkaçını yerinden söküp ateşe verdiler. İşte buna değdi.
***
Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final gören kulüp sayısı 2018’den bu yana dramatik bir şekilde düşüyor. Avrupa’nın zirvesinin Amerikanizasyonunu hedefleyen “Süper Lig” planı özellikle Almanların direnişi ile şimdilik püskürtüldü ama Dünya Kupası yolu açmış görünüyor. NBA ya da NFL usulü bıktıran molalar ve o molalara eşlik eden reklamlar; fahiş bilet fiyatları; etrafı çitlerle ve silahlı muhafızlarla çevrili “ulusal” sınırlar; ABD menşeli markaların her yerde gözümüze sokulması…
İktidar muhitlerinde 2026 yılında keşfedilen postkolonyal söylemin öfkeyle “ABD’ye Katar kadar ses çıkarmadınız!” demesi gibi. POLITICO, Dünya Kupası’na katılan ülkeleri kişi başına milli gelir, siyasi istikrar, yolsuzluk, yaşam beklentisi, mutluluk bakımından sıralamış. Katar, turnuvanın en zengin ülkesi, en yoksul ülkesi ise Demokratik Kongo Cumhuriyeti. Nasıl ama? Dünyanın en zengin Anglo-Amerikan protektorasının arkasından postkolonyal gözyaşları dökmek de “çok kutupluluğun” şanından.
***
(Eh, Türkiye’ye de bir parantez açmak gerek. Kapıdan kovulan Uber’in bacadan girmesi ve Gemini gibi yapay zeka gösterilerinin sponsor olarak hayatımıza girmesi yetmezmiş gibi, bir de bet sesli adamların söylediği tuhaf marşlarla baş etmeye çalışıyoruz. Tarkan gözetiminde uyduruk AB hedefli birlik söylemi, yerini tanklara, toplara bıraktı; ne tuhaf, o da Avrupa hedefli!)
***
FIFA, dünyanın dört bir yanından gelen taraftarların bu yılki maçları izlemek için ABD, Meksika ve Kanada’daki şehirlere akın ettiğini ve yerel barlarda harcamalar yaparak ekonomik büyümeyi canlandıracağını belirtiyor. Turnuvanın ABD ekonomisine 9,6 milyar dolara kadar katkı sağlayabileceği tahmin ediliyor.
Fakat şişede durmuyor. Dünya Kupası, yerel bütçeler üzerinde haksız bir yük oluşturduğunu söylüyor. Şehirler, güvenlik ve ulaşım masraflarını üstlenmeyi kabul ederken, maç günlerinde elde edilecek gelirlerden pay almamayı ve kurumsal sponsorluk gelirlerine ilişkin kısıtlamalara uymayı da kabul ettikleri bildiriliyor.
Örneğin Houston ve Dallas, bu yılın Haziran ve Temmuz aylarında FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yaptığında, Teksaslı vergi mükellefleri muhtemelen yine faturayı ödemek zorunda kalacak.
Bu şehirler, futbol turnuvasının yüz milyonlarca dolarlık masraflarını üstlenmeyi kabul eden ABD’deki 11 şehirden ikisi.
Bu küresel futbol şenliğine ev sahipliği yapmanın aslında yerel ekonomilere zarar verebileceğini gösteren bazı kanıtlar var. Sıkça atıfta bulunulan bir araştırmaya göre, ABD’deki ev sahibi şehirlerin 1994 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmaktan toplamda 9,3 milyar dolarlık bir zarara uğradığı tahmin ediliyor
Araştırmanın yazarları, Dünya Kupası’nın yol açtığı aksaklıkların konferanslar gibi futbolla ilgisi olmayan etkinlikleri kaçırabileceğini açıklıyor.
Maç günlerindeki kargaşadan kaçınmak için bazı yerli halk, maçların yapıldığı mahalleleri ziyaret etmekten kaçınabilir, bu da orada para harcamayacakları anlamına geliyor.
Öte yandan ABD bu maçlar için yeni stadyumlar inşa etmiyor ve federal hükümetin şehirlerin Dünya Kupası masraflarını karşılamak için harcadığı 625 milyon dolar, önceki ev sahibi ülkeler Katar ve Rusya’nın parlak yeni altyapıya aktardıkları milyarlarca dolara kıyasla sönük kalıyor.
Fakat artan harcamaların yükü altında kalan bazı yerel yönetimler, taraftarlardan toplu taşıma ile maçlara gitmeleri için 100 dolara varan ücretler talep ederek masrafları dengelemeye çalışıyor.
Örnek New York. New Jersey Transit bu ay, Dünya Kupası için MetLife Stadyumu’na giden tren biletlerinin normal fiyatın 10 katından fazla olan 150 dolar olacağını açıkladığında, taraftarlar öfkelendi.
Öte yandan politikacılar organizatörlerle tartışırken, internette alternatif bir fikir şekillenmeye başladı: Bazı Avrupalı futbol taraftarları, neden MetLife Stadyumu’na yürüyerek gidip gidemeyeceklerini merak ettiler.
Fakat o da ne? Amerikalılar MetLife’a yürüyerek gitmeme konusunda uyarıda bulunmakta gecikmediler. Evet, teknik olarak yürüme mesafesindeydi: Rotanıza bağlı olarak, New Jersey’deki Rutherford tren istasyonu ile MetLife arasında birkaç km ve spor meraklıları için Manhattan’dan MetLife’a yaklaşık 15 km mesafe vardı.
Fakat internetteki kullanıcılar, yaya rotasının en iyi ihtimalle ürkütücü, belki de imkansız olduğunu savundu.
Çevrimiçi tartışmalar kızışırken New York-New Jersey Ev Sahibi Komitesi devreye girmek zorunda kaldı ve geçen hafta, taraftarları yürüyerek gitmekten şiddetle caydıran bir açıklama yayınladı.
Açıklamada, “Bu yollar, yoğun trafiğin olduğu aktif koridorlardır ve bu yollarda yürümek hem yayalar hem de sürücüler için ciddi riskler yaratmaktadır,” denildi.
Pamuk eller cebe!
***
Küçükken dört yılda bir düzenlenen bu büyük turnuvanın gününü sayarak büyümeyi düşünürdüm. Aklımın erdiği onuncu Dünya Kupası bu. Şimdi o kadar heyecanlanmıyorum. Zaten 48 takımın katıldığı, grup maçlarında 0-0’a yatmanın en mantıklı tercih olduğu bir şampiyona nasıl heyecanlandırabilir?
Ama İran’ın ABD ile ikinci turda karşılaşma ihtimali aklımı çeliyor. Afrikalıların (Cherki’yi de sayın!), Latin Amerikalıların başarılarını istiyorum.
Yine de futbolun hevessiz bir sponsor gösterisi (Aramco, Qatar Airways) canımı sıkıyor. Eduardo Galeano gibi futbol dilencisi olmaktan başka bir çarem yok. Düğünden kaçıp Brezilya-Fransa finalini izleyen bir çocuk olarak “Değer mi?” sorusunu cevaplamak istemiyorum.
Amerika
ABD’de sağlık harcamaları artarken Demokratlardan yeni reform önerileri

Ara seçimler yaklaşırken artan sağlık maliyetleri ve seçmenin erişilebilirlik konusundaki tepkisi, Demokrat Parti içinde yeni bir sağlık reformu arayışını hızlandırdı. Geliştirilmiş Affordable Care Act vergi indirimlerinin sona ermesinin ardından artan primler ve düşen katılım oranları, parti içinde farklı reform önerilerini gündeme getirdi.
Ara seçimler yaklaşırken, ABD’de sağlık maliyetlerinin karşılanamaz seviyelere ulaşması ve kamuoyunda erişilebilirlik konusundaki memnuniyetsizliğin sürmesi nedeniyle Demokrat Parti içinde “yeni bir ObamaCare” bulmaya yönelik eğilim güçleniyor.
Sağlık konusu, bu yılki ara seçimler öncesinde seçmenlerin en çok önem verdiği meseleler arasında yer almaya devam ediyor.
Emerson College tarafından haziran ayında yapılan anket, sağlık konusunun ekonomi, demokrasiye yönelik tehditler ve göçün ardından seçmenler için ilk beş gündem maddesi arasında yer aldığını ortaya koydu.
Kongre’deki Demokratlar için, geliştirilmiş Affordable Care Act (ACA) vergi indirimlerinin süresinin dolması önemli bir dönüm noktası oldu. Demokrat milletvekilleri, bu sübvansiyonların uzatılmasına yönelik bir oylama yapılabilmesi için tarihin en uzun hükümet kapanma sürecini göze almıştı.
Vergi indirimlerinin sona ermesinin ardından bu yıl primler yüzde 20’den fazla artış gösterirken, daha önce üst üste dört yıl boyunca rekor büyüme kaydeden ACA kapsamındaki sigorta kayıtlarında düşüş yaşandı.
Temsilciler Meclisi yılın başında sübvansiyonların üç yıl daha uzatılmasını öngören bir tasarıyı kabul etse de Senato’daki girişimlerden sonuç alınamadı. Bu durum, Demokrat koalisyonun farklı kanatlarının kendi halef önerilerini sunması için bir alan yarattı.
Farklı reform önerileri gündemde
Mart ayında Center for Health and Democracy (CHD), Demokratları arkasında birleştirmeyi hedeflediği “Medicare by Choice” (Tercihe Bağlı Medicare) adlı 2028 sağlık platformu önerisini açıkladı.
Eski Demokrat danışmanlar ile Medicare ve Medicaid Hizmetleri Merkezleri çalışanları tarafından hazırlanan bu teklif, yaş sınırı olmaksızın tüm Amerikalılara Medicare’e kaydolma seçeneği sunuyor ve işverenlerin de çalışanlarına iş yeri hakkı olarak bu seçeneği sunmasına imkan tanıyor.
Searchlight Institute ise geçen ay, temel sağlık hizmetlerinin tüm Amerikalılar için ücretsiz olmasını ve kâr amacı gütmeyen bir kamu seçeneği oluşturulmasını içeren kendi önerisini yayımladı.
Eski Başkan Barack Obama’nın ACA’yı daha uygun fiyatlı sağlık hizmetleri için bir “başlangıç evi” olarak nitelendirdiğini hatırlatan enstitü, önerisinde “şimdi sağlık hizmetlerini tüm Amerikalılar için daha iyi hale getirerek bu başlangıç evini büyütme zamanıdır” ifadesine yer verdi.
Demokrat gruplar ACA’nın ötesinde yeni bir dönem için baskı yaparken, sol eğilimli kuruluşlar tabanın bu fikirlere açık olduğunu belirtiyor.
Center for American Progress (CAP) Sağlık Politikası Direktörü Natasha Murphy, The Hill’e yaptığı açıklamada, “Benim ve CAP’in deneyimlerine göre Demokratlar, Amerikalıların karşılaştığı son sağlık sorunlarına yönelik yeni ve taze fikirlere kesinlikle açıklar” dedi.
Murphy, siyasi yelpazenin farklı noktalarındaki Demokratların sadece prim uygunluğunu değil, aynı zamanda cepten yapılan harcamaları da düşürmeyi hedefleyen fikirler konusunda istekli olduğunu kaydetti.
“Medicare for All” desteği yayılıyor
On yıl önce, Vermont Senatörü Bernie Sanders, tek ödemeli ulusal bir sağlık sistemi olan “Medicare for All” (Herkes İçin Medicare) sistemini Demokrat grupta tek başına savunan az sayıdaki sesten biriydi.
Başkan Yardımcısı Kamala Harris de bir dönem bu fikri desteklemiş, ancak 2024 başkanlık kampanyası sürecinde bu desteğini geri çekmişti.
Şu anda görevde olmayan çok sayıda Demokrat aday, bu seçim döneminde platformlarında büyük sağlık reformlarına yer veriyor.
Maine eyaletinde zorlu bir seçim sürecinden geçen Senato adayı Graham Platner, Illinois Vali Yardımcısı Juliana Stratton ve Michigan’dan Abdul El-Sayed, “Medicare for All” sistemini desteklediklerini açıkladı.
Stratton daha önce yaptığı bir açıklamada, “Herkes İçin Medicare tasarısını yasalaştırmamız gerektiğine inanıyorum. Doktora ihtiyacı olan herkesin erişim sağlayabilmesi gerektiğine inanıyorum. Örneğin, kırsal topluluklarımızda potansiyel olarak dokuz temel destek hastanesinin, yani kritik erişim hastanelerinin kapanabileceğini görüyoruz” ifadelerini kullanmıştı.
Pennsylvania 7. Kongre Bölgesi’nden Temsilciler Meclisi adayı Bob Brooks ve New Jersey 12. Kongre Bölgesi adayı, tıp doktoru Adam Hamawy de bu sistemi destekleyen isimler arasında yer alıyor.
Hamawy, bu konunun kendisi için “kişisel bir mesele” olduğunu belirtti.
Kamuoyu araştırmacıları da sağlık konusunun bu seçimde Demokrat Parti için belirleyici bir başlık olduğunu kaydediyor.
Demokrat araştırma şirketi Global Strategy Group’un ortağı ve Obama yönetimi döneminde sağlık alanında görev yapmış eski bir çalışan olan Marissa Padilla, “Seçmenler, sağlık sorunlarının çözümü konusunda Demokratlara Cumhuriyetçilerden daha fazla güveniyor. Ancak seçmen tabanında, özellikle de bağımsızlar arasında her iki partiye de güvenmeyen önemli bir kesim var. Adaylar için bu kararsız seçmenlere hitap etme fırsatı bulunuyor” değerlendirmesinde bulundu.
Bazı politika stratejistleri ise sağlık reformlarını desteklemekle birlikte, Demokratların Temsilciler Meclisi ve Senato’da kontrolü yeniden ele geçirmeye çalışırken erişilmesi güç hedefler koymaktan kaçınması gerektiğini savunuyor.
Merkez sol eğilimli düşünce kuruluşu Third Way’in sağlık ve maliye politikalarından sorumlu kıdemli uzmanı David Kendall, “Bence halkın aradığı şey seçenekler değil, garantilerdir. İnsanlar ulaşılabilir, anlaşılır ve maliyetler konusunda kendilerine acil rahatlama sağlayacak çözümler istiyor” dedi.
Third Way, bu yılın başında “Sağlık Hizmetleri Haklar Bildirgesi” adını verdiği bir sağlık muhtırası yayımlamıştı.
Öneride herkes için maliyetlerin sınırlandırılması, tıbbi borçların sonlandırılması, standart dışı sigortaların yasaklanması ve beklenmedik tıbbi faturaların engellenmesi gibi 10 temel ilke yer alıyordu.
Third Way de Searchlight gibi ACA’yı nihai bir standart değil, bir başlangıç noktası olarak tanımladı.
Kuruluşun muhtırasında şu ifadelere yer verildi:
“Affordable Care Act kalıcıdır. Bu imza niteliğindeki yasa, üzerine inşa edilecek güçlü bir temel sunuyor. Bu durum, Demokratlara halkın görmek istediği yönde birleşmeleri için olağanüstü bir fırsat sağlıyor ve bu öneri, tek ödemeli sistem gibi yüksek maliyetlerle dolu değil.”
Kendall, “Demokratların yapması gereken şeylerden biri, işçi sınıfı seçmenlerinin Cumhuriyetçi Parti tarafından nasıl göz ardı edildiğini konuşmaktır. Cumhuriyetçiler ilk kez ekonomik konularda zemin kaybediyor ve bu avantajı kullanmanız gerekiyor” diye konuştu.
Amerika
Cumhuriyetçiler Trump’ın yeni bütçe uzlaştırma tasarısına sıcak bakmıyor

ABD’de Senato Cumhuriyetçileri, Başkan Donald Trump’ın Pentagon’a 350 milyar dolarlık ek kaynak sağlamak amacıyla bütçe uzlaştırma sürecinin üçüncü kez kullanılması yönündeki talebine karşı çıkıyor. Geçen hafta sınır güvenliği paketini geçirmek için yoğun bir oylama sürecini geride bırakan senatörler, yeni bir oylama maratonunun yaklaşan ara seçimler öncesinde Cumhuriyetçi adayları zor durumda bırakacağını belirtiyor.
ABD’de Senato bünyesindeki Cumhuriyetçiler, Başkan Donald Trump’ın Pentagon’a 350 milyar dolarlık ek kaynak aktarmak amacıyla Kongre’nin bütçe uzlaştırma sürecini üçüncü kez kullanması yönündeki talebine destek vermeyeceklerini ifade ediyor.
Göç operasyonlarını fonlayan 70 milyar dolarlık paketi geçirmek için geçen hafta 18 saatlik kesintisiz bir oylama sürecini geride bırakan Cumhuriyetçi senatörler, üçüncü bir uzlaştırma sürecinin hassas konumdaki Cumhuriyetçi çalışma arkadaşlarını siyasi açıdan zor bir durumda bırakacağını belirtiyor.
İran ile yaşanan savaşa yönelik güçlü toplumsal hoşnutsuzluk, artan federal borç ve bütçe açığı endişeleri nedeniyle, Senato Cumhuriyetçi grubunda bu tasarı için gerekli olan 50 oyun bulunup bulunamayacağı konusunda ciddi şüpheler taşınıyor.
Seçim bölgelerinde risk altında olan Cumhuriyetçi senatörlerin, sonbahardaki seçimlerde Demokratlar tarafından siyasi reklamlarda kullanılmak üzere tasarlanan zorlu değişiklik önergeleriyle yeniden karşı karşıya kalmaya sıcak bakmadığı aktarılıyor.
Cumhuriyetçilerin üçüncü bir uzlaştırma paketine yönelik isteksizliğini tartışmak üzere kimliğinin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir Cumhuriyetçi senatör, “Yeni bir oylama maratonu istemiyoruz. Son oylama maratonu neredeyse belimizi büküyordu. Çok uzun sürdü, başladığımız yerde bitirdik ve bu durum üyelerimiz için sinir bozucu” dedi.
Senatör, son uzlaştırma paketi için sunulan değişiklik önergelerinden hiçbirinin kabul edilmediğini, bunun yerine yalnızca Beyaz Saray’daki 90 bin metrekarelik balo salonu ile Trump’ın 1,8 milyar dolarlık “mağdur fonu” konusunda Cumhuriyetçiler arasındaki bölünmeleri gün yüzüne çıkardığını kaydetti.
Teksas Senatörü Cumhuriyetçi John Cornyn, Savunma Bakanlığı için daha fazla harcama yapılmasını desteklediğini belirtmekle birlikte, mevcut ortamda bunu özellikle sadece Cumhuriyetçilerin oylarıyla başarmanın son derece zorlu bir iş olacağı uyarısında bulundu.
Seçim bölgelerinde durumu hassas olan Cumhuriyetçileri yeni bir bütçe uzlaştırma tartışmasına ve oylama maratonuna zorlamanın yeniden seçilme yarışlarını daha da zorlaştıracağını ifade eden Cornyn, Demokratların ara seçimlerde Senato çoğunluğunu ele geçirme şansının artmasına atıfta bulunarak, “Hedefte olmaması gereken pek çok yarış şu an hedefte” dedi.
Cornyn, savunmayı fonlamanın gerekliliğini anladığını ancak bütçe uzlaştırması üzerindeki yeni bir yıpratıcı mücadelenin seçimi kolaylaştırmayacağını ekledi.
Cornyn, Trump Kongre’ye üçüncü uzlaştırma paketini geçirme çağrısı yapmadan önce de bunun başarılı olma şansının bulunmadığına inandığını belirterek, “Hiçbir yolu olduğunu düşünmüyorum” ifadesini kullanmıştı.
Savunma bütçesinin uzlaştırma yöntemiyle 350 milyar dolar artırılmasının önündeki en büyük engellerden birini, Wisconsin Senatörü Ron Johnson gibi bütçe disiplini yanlısı muhafazakar Cumhuriyetçilerin, tasarının tüm maliyetinin diğer harcama kesintileriyle dengelenmesini istemesi oluşturuyor.
Alaska Senatörü Cumhuriyetçi Lisa Murkowski ise Demokrat muhalefeti aşmak için yeniden bütçe uzlaştırma yöntemine başvurulması çağrısının büyük engellerle karşı karşıya olduğunu belirterek, “Yeni bir uzlaştırma turunun çok ama çok zorlu geçeceğini düşünüyorum” dedi.
Murkowski, Senato’nun geçen hafta ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) ile Sınır Devriyesi’ni 2029 yılına kadar fonlamak için kabul ettiği uzlaştırma paketine “hayır” oyu veren tek Cumhuriyetçi senatör olmuştu.
Murkowski ayrıca, Senato Tahsisatlar Komisyonu Başkanı Cumhuriyetçi Susan Collins ile Senato Tahsisatlar Komisyonu Savunma Alt Komisyonu Başkanı Cumhuriyetçi Mitch McConnell’ın bu hafta başında yapılan bir oturumda, üçüncü bir uzlaştırma paketinin geçme şansının çok düşük olduğunu ifade ettiklerini aktardı.
Collins, perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, uzlaştırmanın en iyi yöntem olmadığına ve üçüncü bir uzlaştırma tasarısının onaylanmasının çok zor olacağına ikna olmayı sürdürdüğünü söyledi.
McConnell ise salı günü Hava Kuvvetleri Müsteşarı Troy E. Meink ile yapılan oturumda görüşünü dile getirerek, “Başka bir uzlaştırma tasarısı olmayacağı sonucuna varmak güvenlidir” dedi.
Trump, Senato Cumhuriyetçilerinin Demokratların engelleme girişimini aşması için bütçe uzlaştırma sürecini kullanmasını istiyor. Ancak Cumhuriyetçi liderlerin tasarıyı geçirebilmek için Senato’da yalnızca üç, daha az sandalye farkı bulunan Temsilciler Meclisi’nde ise sadece iki fire verme lüksü bulunuyor.
Bütçe uzlaştırma süreci, Cumhuriyetçi liderlerin önemli bir tasarıyı basit çoğunlukla geçirmesine olanak tanısa da Demokratlara sınırsız sayıda değişiklik önergesi sunma fırsatı veriyor.
Bu durum, Collins’in yanı sıra Ohio Senatörü Jon Husted ve Alaska Senatörü Dan Sullivan gibi Demokratların siyasi hedefindeki isimleri zorlu oylamalarla karşı karşıya bırakıyor.
Senato Çoğunluk Lideri Cumhuriyetçi John Thune ise bu hafta yaptığı açıklamada, üçüncü bir bütçe uzlaştırma paketi olasılığını dışlamadı ancak Cumhuriyetçilerin etrafında birleşebileceği bir zemin bulması gerektiğini ve her iki meclisteki Cumhuriyetçi grupları bir araya getirmenin bir zorluk olacağını ifade etti.
Thune, sürecin ilerlemesinin tamamen oylara bağlı olduğunu belirterek, kararın her iki mecliste de yeterli desteğin bulunmasına bağlı olduğunu açıkladı.
Ancak Thune, savunmaya yönelik 350 milyar dolarlık ek bütçeyi ilerletmek için bütçe uzlaştırma yönteminin düşünülme nedeninin, Cumhuriyetçi liderlerin normal bütçe süreciyle geçirmeye çalışacağı herhangi bir ek savunma finansmanı paketinin Demokratlar tarafından engellenmesi ihtimali olduğunu kabul etti.
Thune, “Savunma için daha fazlasını yapmamız gerektiğini biliyoruz. Soru şu: Demokratlar neyi destekleyecek? Bunu göreceğiz. Varsayımlardan biri, Demokratların ulusal güvenlik için ek fonları desteklemeye gönüllü olmayacağı yönünde” diye konuştu.
Normal harcama tasarılarının Senato’da ilerleyebilmesi için 60 oy gerekiyor.
Senato Silahlı Hizmetler Komisyonu Kıdemli Üyesi Demokrat Jack Reed, Kongre’nin İran ile yaşanan askeri çatışmayı onaylamaması durumunda Demokratların bir ek savunma bütçesi tasarısına destek vermeyeceğini belirtti.
Reed, perşembe günü The Hill’e yaptığı açıklamada, “Bu çatışmayı yetkilendirene kadar, onu finanse etmemiz gerektiğini düşünmüyorum” dedi.
Trump, bir sonraki bütçe uzlaştırma paketinin, seçmen kaydı sırasında vatandaşlık belgesi gösterilmesini ve sandıkta fotoğraflı kimlik ibraz edilmesini zorunlu kılan Amerikalı Seçmen Uygunluğunu Koruma (SAVE America) Yasası’nı da içermesini istiyor.
Trump, tasarının bu son versiyonunun, ağır hastalık, engellilik, askeri görev veya seyahat durumları hariç olmak üzere mektupla oy kullanılmasını yasaklamasını talep ediyor.
Trump ayrıca biyolojik erkeklerin kadın sporlarında yarışmasının ve çocuklara yönelik cinsiyet değiştirme ameliyatlarının yasaklanmasını istiyor.
Ancak bu teklif, geçen hafta Güney Carolina Senatörü Cumhuriyetçi Lindsey Graham tarafından İç Güvenlik odaklı bütçe uzlaştırma paketine bir değişiklik önergesi olarak sunulduğunda basit çoğunluğu elde edememişti.
Dört Cumhuriyetçi senatör olan Collins, Murkowski, McConnell ve Kuzey Carolina Senatörü Thom Tillis önergenin aleyhinde oy kullanmıştı.
Görüş2 hafta önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Görüş2 hafta önceÇok kutupluluğun çift yönlü asimetrisi: Yeni dünya dengesini nasıl bulacak?
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 1
Dünya Basını2 hafta önceABD’li iktisatçı Wolff: Küresel güney artık yeni bir dünya düzeni kuruyor
Görüş5 gün önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 3
Diplomasi1 hafta önceErmenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı
Görüş2 hafta önceYakut Türkleri Lenin’i tartışıyor
Asya2 hafta önceÇin, Japonya ve Filipinler’in sınır görüşmelerine genişletilmiş deniz devriyeleriyle karşılık verdi








