Bizi Takip Edin

Diplomasi

Eski ABD Hazine Bakanı uyardı: ABD-Çin ilişkilerinin kontrolden çıkmasına izin vermeyin

Yayınlanma

Eski ABD Hazine Bakanı Henry Paulson, Washington ve Pekin’e tırmanan stratejik rekabeti daha geniş çaplı bir çatışmaya dönüşmeden yönetme çağrısında bulundu; derinleşen güvensizliğin artık ticaret dengesizliklerinden daha büyük bir risk oluşturduğu uyarısını yaptı.

ABD-Çin ilişkisinin dünyadaki “en önemli” ilişki olduğunu belirten Paulson, ticaret, teknoloji ve güvenlik alanlarında rekabet keskinleşirken bu ilişkinin dikkatle yönetilmesi gerektiğini söyledi. “Ayrışmanın işlevsiz hale gelmemesi konusunda dikkatli olmalıyız” dedi.

George W. Bush ve Hu Jintao dönemlerinde ABD-Çin Stratejik Ekonomik Diyaloğu’nun Amerikan tarafına Hazine Bakanı olarak başkanlık eden Paulson, çarşamba günü Pekin’de Küreselleşme ve Çin Merkezi’nin ev sahipliğinde düzenlenen öğle yemeği toplantısında konuştu.

Goldman Sachs’ın eski CEO’su ve bugün Paulson Enstitüsü’nün başkanı olan Paulson, yoğun rekabetin kaçınılmaz olduğunu, ancak bunun yönetilmesi gerektiğini vurguladı. “Mesele, yoğun biçimde rekabet ederken güvenlik bariyerlerine sahip olabilmekte” dedi.

Paulson’ın açıklamaları, Başkan Xi Jinping ile ABD’li mevkidaşı Donald Trump arasında mayıs ayında Pekin’de düzenlenen ve dikkatle izlenen zirvenin ardından geldi. Trump, ziyarete 17 Amerikalı CEO ile katılmıştı. İki günlük ziyaret, dokuz yıl aradan sonra bir ABD başkanının Çin’e yaptığı ilk ziyaret oldu.

Zirve sonrası yayımlanan açıklamada Pekin, iki liderin “stratejik istikrara dayalı yapıcı bir ilişki” inşa etme konusunda mutabık kaldığını duyurdu. Beyaz Saray da aynı ifadeyi kullandı, ancak bunun “adalet ve karşılıklılık temelinde” işlemesi gerektiğini ekledi.

Washington onlarca yıldır devasa ikili ticaret dengesizliğini hedef alıyor; buna rağmen Çin’in küresel ihracat motoru dirençli kalmayı sürdürüyor. Çin, 2025’te yaklaşık 1,19 trilyon dolarlık rekor düzeyde genel ticaret fazlası verdi.

Bu durum, Trump’ın tarife saldırısına rağmen gerçekleşti. Çinli şirketler, ABD vergilerinden kaçınmak için alternatif pazarları genişleterek ve sevkiyatları Güneydoğu Asya üzerinden yeniden yönlendirerek karşılık verdi.

Ancak Çin’in 200 Boeing uçağı satın alma taahhüdü, bazı ABD sığır eti ithalatını yeniden başlatma sözü ve ekonomik diyalog mekanizmalarını genişletme anlaşması dışında, Trump’ın Pekin ziyaretinden somut nitelikte fazla bir kazanım çıkmadı.

Bu arka plan karşısında Paulson, yanlış hesaplama riskini azaltmak için karşılıklı tanımanın kritik önem taşıdığını vurguladı.

“Her iki ülkenin de diğerini büyük bir güç, kalıcı bir güç olarak tanıması ve yoğun rekabetin ekonomik çatışmaya ya da askeri çatışmaya evrilmemesi için kırmızı çizgilerin aşılmasından kaçınmamız gerçekten önemli” dedi.

Paulson, temel kaygılardan birinin güven aşınması olduğunu da ekledi. Ulusal güvenlik ve teknolojik üstünlük konularında artan şüphelere işaret ederek, “Bir güven açığımız var… [ve bu] ticaret açığından daha büyük” ifadelerini kullandı.

Bu riskleri azaltmak için Paulson, düzenli ve üst düzey temas çağrısında bulundu.

“ABD ile Çin arasında riskleri izlemek için doğru kişilerin birbirleriyle konuşması önemlidir” dedi. “Bir şey olduğunda, iletişim hatlarına sahip olacaklar ve çalışıp durumu istikrara kavuşturabilecekleri bir zemine sahip olacaklar” diye ekledi.

2006’da Stratejik Ekonomik Diyalog’un başlatılmasındaki deneyimine atıfta bulunan Paulson, Xi-Trump zirvesinden çıkan önerilen ikili platformların benzer bir amaca hizmet edebileceğini belirtti.

“[Elimizde] aynı hedeflere ulaşabilecek bir şey var; çünkü gördüğümüz şu ki, bu ticaret kurulu ve yatırım kurulu… iki ülke arasında daha fazla yatırımı teşvik etmek gibi aynı amaca sahip” dedi.

Çin Ticaret Bakanlığı, Trump’ın ayrılmasının ardından iki tarafın ticaret ve yatırım konseyleri kurma konusunda anlaştığını doğruladı. Bu konseylerin, ekonomik istişareleri “kriz müdahalesi” yaklaşımından “kurumsallaşmış yönetime” taşımak üzere tasarlanacağı belirtildi.

Diplomasi

‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?

Yayınlanma

Analistlere göre yeni savunma paktı, etkisini Hint Okyanusu bölgesine kadar genişletebilecek daha geniş, ideolojik temelli bir askeri bloka dönüşebilir.

South China Morning Post’a konuşan analistlere göre Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasında imzalanan yeni savunma paktı, İslamabad’ın bu anlaşmayı Hindistan’ın çevresindeki Müslüman çoğunluklu ülkelerle daha geniş güvenlik bağları kurmak için kullanıp kullanamayacağı konusunda Yeni Delhi’de soru işaretlerine yol açtı.

Cuma günü imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının üçünün tamamına yapılmış sayılacağını hükme bağlıyor.

Üçlü anlaşma, Suudi Arabistan ile Pakistan arasında geçen eylül ayında imzalanan ikili anlaşmanın ardından geldi.

Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Muhammad Asif cumartesi günü paktı, İslam ülkeleri arasında daha geniş kapsamlı bir askeri ittifak için olası bir model olarak tanımladı ve böyle bir yapılanmayı NATO’ya benzetti.

İslam ülkelerinin dini dayanışmadan ziyade ulusal çıkarlarına öncelik verme ihtimali hâlâ daha yüksek olsa da analistlere göre Pakistan’ın paktı daha geniş kapsamlı işbirliği için potansiyel bir platform olarak sunması nedeniyle Delhi’nin temkinli olması gerekecek.

Bu gelişme, Bangladeş’in askeri modernizasyon planları kapsamında Çin ve Pakistan’ın ortak geliştirdiği JF-17 Thunder savaş uçaklarını İslamabad’dan satın alma seçeneğini değerlendirdiği bir döneme denk geliyor.

İki ülke arasında üst düzey hava kuvvetleri görüşmeleri ve olası bir savunma paktına ilişkin temaslar gerçekleştirildi. Bunlara, eğitim simülatörlerinin devri gibi adımların da eşlik ettiği bildirildi.

Delhi merkezli Indic Researchers Forum’un Stratejik İlişkiler ve Ortaklıklar Direktörü Srinivaasan Balakrishnan, paktın etkisini Hindistan’ın başlıca güvenlik sağlayıcısı olarak hareket ettiği Hint Okyanusu bölgesine kadar genişleten “daha geniş, ideolojik veya kimlik temelli bir askeri bloka” dönüşebileceğini söyledi.

“Dolayısıyla asıl stratejik soru, bugün bir ‘İslami NATO’nun kurulup kurulmadığı değil,” dedi ve ekledi: “Asıl soru, bunun savunma anlaşmaları, askeri tatbikatlar, istihbarat paylaşımı ve silah transferleri yoluyla kademeli olarak ortaya çıkıp çıkamayacağıdır.”

Analistler, Hindistan’ın Bangladeş’i yakından takip etmesi gerekeceğini söyledi.

Hindistan’daki Ashoka Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan Uday Chandra, “Bangladeş kesinlikle yakından izlenmeye değer ve Hindistan yönetimi de şu anda bunu yapıyor. Hem Pakistan hem de Türkiye ile savunma ilişkileri son dönemde kesinlikle gelişti,” dedi.

Pakistan, döviz rezervlerini artırmak ve zor durumdaki ekonomisini canlandırmak amacıyla savunma ürünleri için aktif biçimde yeni pazarlar araştırıyor ve bu pazarlardaki varlığını genişletiyor.

Ancak Chandra’ya göre Dakka’nın Pakistan’dan silah ve savunma teçhizatı satın alması veya Pakistan’la ortak askeri tatbikatlar yapması halinde bile Mekke paktına resmen katılması hâlâ oldukça büyük bir adım olacaktır. Chandra, “Bangladeş’in katılması mümkün ama bu, belirsiz bir geleceğe doğru çok büyük bir sıçrama olur,” dedi.

Hindistan, hükümeti Delhi ile yakın çalışan Şeyh Hasina’nın iki yıl önce devrilmesinin ardından Bangladeş’le ilişkilerinde yaşanan gerginlik döneminden sonra bağları istikrara kavuşturmak için adımlar attı.

Hindistan’ın güvenlik ve istihbarat kurumları, özellikle siyasi geçişler ve bölgesel dinamiklerdeki değişimlerin ardından İslamcı militan grupların Bangladeş içinde operasyon alanları kullanması veya oluşturması ihtimali konusunda süregelen kaygılar taşıyor.

Gerilim, bir süredir Delhi’de yaşayan Hasina’nın 5 Ağustos’ta çevrim içi bir medya etkinliği düzenlemesinin ardından kısa süre önce yeniden ortaya çıktı. Bangladeş bunun üzerine, Hasina’nın açıklamalarının ülkedeki istikrarı zedelediği yönündeki endişesini dile getirdi.

Uzmanlara göre bu kaygılar geçici olabilir; zira son iki yılda uygulanan ticari kısıtlamaların kademeli olarak gevşetilmesi bekleniyor. Hindistan, Bangladeş’in ikinci büyük ticaret ortağı konumunda.

Hasina’nın ülkeye dönmesi beklenirken Bangladeş Cumhurbaşkanı istifa edeceğini duyurdu

Bangladeş ve yine Müslüman çoğunluklu bir ülke olan Maldivler, Hindistan’la önemli ekonomik, kalkınma ve güvenlik bağlarına sahip ve Hint Okyanusu bölgesindeki bölgesel ortaklıklar ile bağlantı projelerine katılıyor.

Balakrishnan, bu iki ülkeden herhangi birinin Pakistan merkezli karşılıklı savunma çerçevesiyle resmî veya gayriresmî bir hizalanmaya dahil olması halinde bunun Bengal Körfezi ve daha geniş Hint Okyanusu güvenlik denklemine önemli yeni bir değişken ekleyeceğini belirtti.

Ancak Chandra, Maldivler’in böyle bir pakta katılma ihtimalinin Bangladeş’e kıyasla “daha düşük” olduğunu söyledi. Bunun nedeni olarak Maldivler’in kısa süre önce Güney Asya Bölgesel İşbirliği Teşkilatı’nın (SAARC) Hindistan liderliğinde yeniden canlandırılması yönündeki çağrılarını gösterdi.

Ekonomik kalkınma ve bütünleşmeyi teşvik eden SAARC; Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Sri Lanka, Nepal, Bhutan ve Maldivler’den oluşuyor. Örgüt, Hindistan’ın Uri’deki bir terör saldırısının ardından Pakistan’da yapılacak zirveyi boykot etmesi ve zirvenin iptal edilmesi üzerine 2016’da fiilen işlemez hale geldi.

Maldivler Devlet Başkanı Mohamed Muizzu’nun başlangıçtaki “Hindistan Dışarı” yaklaşımının yol açtığı gergin dönemin ardından diplomatik ilişkiler yeniden toparlandı. Bu değişim; üst düzey devlet ziyaretleri, mali destek paketleri ve geçen ay serbest ticaret anlaşmasına ilişkin ilk tur müzakerelerin yapılmasıyla kendini gösterdi.

Analistler, Mekke paktının Asif’in sözünü ettiği NATO tarzı ittifaktan hâlâ çok uzak olduğunu, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel güçler arasındaki farklı tutumların paktın Ortadoğu’da bile genişlemesini muhtemelen sınırlayacağını söyledi.

Mısır, üçlü pakta neden katılmadı?

Hindistan Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuş Satinder Kumar Saini, Mekke paktının “birbirlerinin topraklarını savunma taahhüdünden çok siyasi mesaj verme amacı taşıdığını” söyledi.

Saini’ye göre İslamabad’ın nükleer kapasitesi nedeniyle pakt Ortadoğu’da daha fazla ağırlık taşıyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye’nin gelecekteki bir Hindistan-Pakistan çatışmasına doğrudan katılmasının muhtemel olmadığını belirtti.

“Hindistan, 2015’ten bu yana yoğun diplomatik temaslar, enerji anlaşmaları ve yurt dışındaki Hint vatandaşlarının refahına yönelik çalışmalarla Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini büyük bir özenle geliştirdi. Bu pakt söz konusu dengeyi karmaşıklaştırıyor. Hindistan, Suudilerle angajmanını sürdürmeli, ikili ilişkilerimizi ve karşılıklı bağımlılığımızı genişletip derinleştirmeli,” dedi.

Bağımsız analist Priyajit Debsarkar ise ABD-İran barış görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Pakistan’ın Ortadoğu ülkeleri nezdinde askeri güç olarak sahip olduğu itibardan yararlanmaya çalıştığını söyledi. Ancak ona göre İslamabad, ABD’yi rahatsız etmekten çekineceği için Mekke paktının yakın zamanda Bangladeş gibi ülkelere genişletilmesi pek olası değil.

“Burada izlenmesi gereken asıl mesele bunun Amerikalılar tarafından nasıl karşılanacağı. Çünkü Amerikalılar bu alternatif ittifakın kurulmasından pek memnun olmayabilir,” dedi.

Debsarkar, Pakistan’ın ABD’nin en büyük katkı sağlayıcısı olduğu Uluslararası Para Fonu gibi çok taraflı yardım mekanizmalarına bağımlılığına dikkat çekti. Pakistan ekonomisi, devlet temerrüdünü önlemek ve döviz rezervlerini istikrara kavuşturmak için IMF kurtarma paketlerine büyük ölçüde bağımlı.

“Pakistan kartlarını doğru oynamak konusunda çok dikkatli olmak zorunda,” dedi.

The Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Grönland, ABD’li petrol şirketine “bu yıl sondaj yapmayı unutmasını” söyledi

Yayınlanma

Grönland yetkilileri, ABD’li petrol şirketi Greenland Energy’nin bu yıl Ada’nın doğusunda sondaj çalışmalarına başlamak için gerekli izinleri alamayacağını açıkladı.

Geçen hafta, ABD’li şirket hissedarlarına, Grönland’ın doğusundaki uzak bir yarımada olan Jameson Land’de bu yıl bir arama kuyusu açmayı planladığını bildirmiş ve Grönlandlı yetkililerle “yapıcı” bir diyalog içinde olduklarını vurgulamıştı.

Fakat Nuuk, projenin onay almaktan hâlâ çok uzak olduğunu belirtiyor.

Grönland Dışişleri ve Doğal Kaynaklar Bakanı Múte B. Egede, yerel yayıncı KNR’ye yaptığı açıklamada, “Mevcut durumda, şirketin bu sonbaharda sondaj çalışmaları yürütmesinin gerçekçi olduğunu düşünmüyorum,” dedi.

Grönland, çevresel endişeleri gerekçe göstererek 2021 yılında yeni petrol ve gaz ruhsatı vermeyi durdurdu.

Fakat İngiliz şirketi 80 Mile PLC’nin bir iştirakine ait üç eski ruhsat hâlâ geçerliliğini koruyor. 

Greenland Energy, projenin ruhsat sahibi değil, yatırımcı ve işletmecisi ve kamp kurup sondaj çalışmalarına başlamak için gerekli izinleri henüz almadı.

Skandal, Danimarkalı araştırmacı medya kuruluşu Danwatch’ın, 80 Mile ve Greenland Energy Company şirketlerinin Temmuz ayı sonlarında Jameson Land’e büyük miktarda ekipman taşıdığını bildirmesiyle ortaya çıkmaya başladı.

Sevkiyatta bir ekskavatör ve en az 15 konteyner bulunuyordu.

Egede, şirkete, “gelecekteki tüm lojistik düzenlemelerin” uygulanmadan önce maden kaynakları otoritesine bildirilmesi ve onaylanması gerektiği yönünde “sert bir uyarı” gönderildiğini söyledi.

Egede, bir başka ihlalin kısıtlamalar, para cezaları veya en ciddi durumlarda lisansların geri alınması dahil olmak üzere daha sert yaptırımlarla sonuçlanabileceğini de ekledi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Danimarka’nın yarı özerk bir bölgesi olan bu ada ülkesine hak iddia etmesinden bu yana Grönland, transatlantik gerilimlerin odak noktası haline geldi.

Hem Grönlandlı hem de Danimarkalı yetkililer, ABD’nin Grönland’ı ele geçirme planlarını reddederken, ocak ayından bu yana bir “üst düzey çalışma grubu” Kopenhag, Nuuk ve Washington arasında bir uzlaşma bulmak için çalışıyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Yeni Kolombiya hükümeti, İsrail’in Golan üzerindeki egemenliğini tanıdı

Yayınlanma

Yeni Kolombiya yeni hükümeti, Golan Tepeleri üzerindeki İsrail’in egemenliğini tanıdığını açıkladı.

Kolombiya Dışişleri Bakanlığı, “Orta Doğu’da devam eden bölgesel istikrarsızlık göz önünde bulundurularak ve Golan Tepeleri’nin İsrail’in güvenliği açısından stratejik önemi dikkate alındığında, Kolombiya Hükümeti bu bölge üzerindeki İsrail’in egemenliğini ve İsrail’in dış tehditlere karşı kendini koruma hakkını tanıyor,” açıklamasında bulundu.

Bogota, “bölgesel güvenlik” bağlamında, İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki kontrol ve egemenliğini sürdürmesinin, “ulusal savunmasının ve vatandaşlarını koruma ve güvence altına alma kabiliyetinin vazgeçilmez bir bileşeni olduğunu kabul ettiğini” söyledi.

2019 yılında ABD Başkanı Donald Trump, 1967 Altı Gün Savaşı sırasında Suriye’den ele geçirdiği stratejik bir plato olan Golan üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan bir bildiri imzalayarak, on yıllardır süren ABD politikasını değiştirmişti.

Suriye, 1973 Arap-İsrail Savaşı’nda Golan’ı geri almaya çalıştı, ancak bu girişim başarısızlıkla sonuçlandı ve iki ülke 1974’te bir ateşkes imzaladı.

İsrail, 1981 yılında Golan’da İsrail yasalarını uygulamaya başladı ve bu adım, bölgenin ilhakı anlamına geldi.

Birleşmiş Milletler bu bölgeyi Suriye’nin bir parçası olarak kabul ediyor ve geçen ay BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, İsrail işgalini “kesinlikle kabul edilemez” olarak nitelendirerek bu tutumunu yineledi.

Bu açıklama, Kolombiya’nın büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararının hemen ardından geldi.

Gustavo Petro’dan görevi devralan sağcı Devlet Başkanı Abelardo de la Espriella, selefinin Filistin yanlısı politikalarının tam tersi şekilde İsrail’e büyük destek veriyor.

ABD destekli milyoner, selefi Gustavo Petro’nun İsrail’in Gazze’ye karşı yürüttüğü savaşı eleştirip diplomatik ilişkileri kesmesi ve İsrail’den silah ithalatını durdurmasının ardından, Bogota’nın İsrail ile ilişkilerini yeniden kuracağına söz vermişti.

De La Espriella ayrıca, Petro’nun işgal altındaki Batı Şeria’nın Ramallah kentinde bir büyükelçilik açma planlarını da iptal etti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar, “iyi dostu” de la Espriella’ya bu “tarihi” tanıma için teşekkür etti.

Sa’ar, ikilinin bu adım üzerinde, de la Espriella’nın göreve başlamasından bir gün önce Kolombiya’nın Barranquilla kentinde mutabık kaldıklarını belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English