Bizi Takip Edin

Diplomasi

Güney Kore lideri Lee Jae Myung, savunmada ABD’ye bel bağlamanın artık geçerli olmadığını söyledi

Yayınlanma

Başkan Lee Jae Myung, Güney Kore’nin savunma konusunda geleneksel olarak ABD’ye bel bağlamasının artık geçerli olmadığını ve ülkenin kendi kendine yeterli savunma kapasitesine sahip bir ortak olmayı hedefleyeceğini söyledi.

Seul’ün ABD ile ekonomik işbirliğini de genişletmeye çalışacağını ekleyen Lee, jeopolitik ortamda yaşanan değişim karşısında Güney Kore’nin ulusal çıkarlarına daha iyi hizmet edeceğini söylediği yeni yaklaşımda bunun önemli bir unsur olduğunu belirtti.

Lee, göreve gelmesinden bir yıl sonra Avrupa’ya yaptığı ilk seyahat kapsamında halihazırda İtalya’da bulunurken, perşembe günü yayımlanan ve İtalya’nın en yüksek tirajlı günlük gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği röportajda bu açıklamalarda bulundu.

Güney Kore’nin ulusal güvenlik için Washington’a dayanırken, ülkenin en büyük ticaret ortağı olan Pekin ile yakın ekonomik ilişkileri sürdürmeye dayalı geleneksel yaklaşımına atıfta bulunan Başkan, böyle bir yaklaşımın artık geçerli olmadığını bir kez daha vurguladı.

Cheong Wa Dae tarafından yayımlanan röportaj metnine göre Lee, “Jeopolitik ortamda son dönemde yaşanan değişimler karşısında böyle ikili bir yaklaşımın geçerliliğini yitirdiğine inanıyorum,” dedi.

Lee’nin Güney Kore’nin ulusal çıkarlarına en iyi şekilde hizmet edeceğini söylediği yeni yaklaşım kapsamında Seul, Washington ile ekonomik işbirliğini genişletmeye çalışacak.

Lee, Çin’in sanayi ve teknoloji rekabet gücündeki ilerleme nedeniyle Güney Koreli ve Çinli şirketler arasında artan rekabete işaret ederek, “ABD ile ekonomik işbirliğimizi yüksek teknoloji sektörlerine doğru genişletmek, sanayi rekabet gücümüzü artıran önemli bir unsur olacaktır,” dedi.

Güney Kore-ABD ittifakının Güney Kore diplomasisinin “temel ekseni” olmaya devam ettiğini söyleyen Lee, ittifakı modernize etmenin bir yolu olarak özerk kapasitenin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Başkan, “Özerk kapasite, bir müttefike bel bağlamadan kendi savunmasının sorumluluğunu üstlenebilen güvenilir bir ortak olmak anlamına gelir,” dedi.

Seul’ün Güney Kore birlikleri üzerindeki savaş zamanı operasyonel kontrolünü Washington’dan geri alma yönündeki çabasının bu yeni yaklaşımla uyumlu olduğunu söyleyen Lee, bunun ABD’nin istediği şeyle de örtüştüğünü ekledi.

Güney Kore-İtalya ilişkileri hakkında konuşan Lee, Seul’ün Avrupa ile yüksek teknoloji imalatı ve stratejik tedarik zincirleri alanlarında işbirliğini artırmayı planladığını, İtalya’nın da geleceğe dönük sektörlerde Güney Kore için ideal bir ortak olduğunu söyledi.

Lee Jae Myung, devam eden İtalya ziyaretinin iki ülke arasındaki ikili stratejik ortaklığı güçlendirmek için bir fırsat sunmasını umduğunu ifade etti.

Diplomasi

Eski ABD Hazine Bakanı uyardı: ABD-Çin ilişkilerinin kontrolden çıkmasına izin vermeyin

Yayınlanma

Eski ABD Hazine Bakanı Henry Paulson, Washington ve Pekin’e tırmanan stratejik rekabeti daha geniş çaplı bir çatışmaya dönüşmeden yönetme çağrısında bulundu; derinleşen güvensizliğin artık ticaret dengesizliklerinden daha büyük bir risk oluşturduğu uyarısını yaptı.

ABD-Çin ilişkisinin dünyadaki “en önemli” ilişki olduğunu belirten Paulson, ticaret, teknoloji ve güvenlik alanlarında rekabet keskinleşirken bu ilişkinin dikkatle yönetilmesi gerektiğini söyledi. “Ayrışmanın işlevsiz hale gelmemesi konusunda dikkatli olmalıyız” dedi.

George W. Bush ve Hu Jintao dönemlerinde ABD-Çin Stratejik Ekonomik Diyaloğu’nun Amerikan tarafına Hazine Bakanı olarak başkanlık eden Paulson, çarşamba günü Pekin’de Küreselleşme ve Çin Merkezi’nin ev sahipliğinde düzenlenen öğle yemeği toplantısında konuştu.

Goldman Sachs’ın eski CEO’su ve bugün Paulson Enstitüsü’nün başkanı olan Paulson, yoğun rekabetin kaçınılmaz olduğunu, ancak bunun yönetilmesi gerektiğini vurguladı. “Mesele, yoğun biçimde rekabet ederken güvenlik bariyerlerine sahip olabilmekte” dedi.

Paulson’ın açıklamaları, Başkan Xi Jinping ile ABD’li mevkidaşı Donald Trump arasında mayıs ayında Pekin’de düzenlenen ve dikkatle izlenen zirvenin ardından geldi. Trump, ziyarete 17 Amerikalı CEO ile katılmıştı. İki günlük ziyaret, dokuz yıl aradan sonra bir ABD başkanının Çin’e yaptığı ilk ziyaret oldu.

Zirve sonrası yayımlanan açıklamada Pekin, iki liderin “stratejik istikrara dayalı yapıcı bir ilişki” inşa etme konusunda mutabık kaldığını duyurdu. Beyaz Saray da aynı ifadeyi kullandı, ancak bunun “adalet ve karşılıklılık temelinde” işlemesi gerektiğini ekledi.

Washington onlarca yıldır devasa ikili ticaret dengesizliğini hedef alıyor; buna rağmen Çin’in küresel ihracat motoru dirençli kalmayı sürdürüyor. Çin, 2025’te yaklaşık 1,19 trilyon dolarlık rekor düzeyde genel ticaret fazlası verdi.

Bu durum, Trump’ın tarife saldırısına rağmen gerçekleşti. Çinli şirketler, ABD vergilerinden kaçınmak için alternatif pazarları genişleterek ve sevkiyatları Güneydoğu Asya üzerinden yeniden yönlendirerek karşılık verdi.

Ancak Çin’in 200 Boeing uçağı satın alma taahhüdü, bazı ABD sığır eti ithalatını yeniden başlatma sözü ve ekonomik diyalog mekanizmalarını genişletme anlaşması dışında, Trump’ın Pekin ziyaretinden somut nitelikte fazla bir kazanım çıkmadı.

Bu arka plan karşısında Paulson, yanlış hesaplama riskini azaltmak için karşılıklı tanımanın kritik önem taşıdığını vurguladı.

“Her iki ülkenin de diğerini büyük bir güç, kalıcı bir güç olarak tanıması ve yoğun rekabetin ekonomik çatışmaya ya da askeri çatışmaya evrilmemesi için kırmızı çizgilerin aşılmasından kaçınmamız gerçekten önemli” dedi.

Paulson, temel kaygılardan birinin güven aşınması olduğunu da ekledi. Ulusal güvenlik ve teknolojik üstünlük konularında artan şüphelere işaret ederek, “Bir güven açığımız var… [ve bu] ticaret açığından daha büyük” ifadelerini kullandı.

Bu riskleri azaltmak için Paulson, düzenli ve üst düzey temas çağrısında bulundu.

“ABD ile Çin arasında riskleri izlemek için doğru kişilerin birbirleriyle konuşması önemlidir” dedi. “Bir şey olduğunda, iletişim hatlarına sahip olacaklar ve çalışıp durumu istikrara kavuşturabilecekleri bir zemine sahip olacaklar” diye ekledi.

2006’da Stratejik Ekonomik Diyalog’un başlatılmasındaki deneyimine atıfta bulunan Paulson, Xi-Trump zirvesinden çıkan önerilen ikili platformların benzer bir amaca hizmet edebileceğini belirtti.

“[Elimizde] aynı hedeflere ulaşabilecek bir şey var; çünkü gördüğümüz şu ki, bu ticaret kurulu ve yatırım kurulu… iki ülke arasında daha fazla yatırımı teşvik etmek gibi aynı amaca sahip” dedi.

Çin Ticaret Bakanlığı, Trump’ın ayrılmasının ardından iki tarafın ticaret ve yatırım konseyleri kurma konusunda anlaştığını doğruladı. Bu konseylerin, ekonomik istişareleri “kriz müdahalesi” yaklaşımından “kurumsallaşmış yönetime” taşımak üzere tasarlanacağı belirtildi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Alman iktidar partisi Ruslara turist vizesi yasağı istedi

Yayınlanma

Almanya’da iktidardaki CDU/CSU’nun Avrupa Parlamentosu üyeleri, Rus vatandaşlarına turistik Schengen vizesi verilmesinin tamamen durdurulmasını istedi. Milletvekilleri, geçen yıl 500 binden fazla Rus vatandaşının Avrupa’da tatil yapmasına tepki gösterdi.

Almanya’da iktidardaki Hristiyan Demokrat Birlik/Hristiyan Sosyal Birlik’in (CDU/CSU) Avrupa Parlamentosu üyeleri, Rus vatandaşlarına turistik Schengen vizesi verilmesinin tamamen yasaklanmasını istedi.

Milletvekilleri, sosyal medya platformu X’te yaptıkları paylaşımda geçen yıl 500 binden fazla Rus vatandaşının tatilini Avrupa’da geçirmesine tepki gösterdi.

CDU/CSU milletvekilleri paylaşımda, “Rus tatilcilere Schengen turist vizesi verilmesine artık son verilmesinin zamanı geldi… AB’de tatil yapmak bir hak değil, ayrıcalıktır” ifadelerini kullandı.

Avrupa Parlamentosu’nda Avrupa Halk Partisi (EPP) grubunda yer alan CDU/CSU’nun 29 sandalyesi var. Girişim, bazı Avrupa Birliği ülkelerinin Rus vatandaşlarına yönelik vize uygulamalarını daha da sıkılaştırma çağrılarının ardından gündeme geldi.

Haziran ayının başında 11 Avrupa ülkesinin bakanları, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ile AB İçişlerinden Sorumlu Komisyon Üyesi Magnus Brunner’a mektup göndererek Rus vatandaşlarının ülkeye giriş kurallarının sertleştirilmesini önerdi.

Mektubu Polonya, İsveç, Çekya, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Letonya, Litvanya ve Hollanda’nın yanı sıra Norveç ve İzlanda temsilcileri imzaladı.

Bakanlar, Avrupa Komisyonu’na Rus vatandaşlarının Avrupa Birliği ülkelerine turistik amaçlı seyahatlerinin yasaklanması çağrısında bulundu.

Schengen bölgesi ülkeleri 2025 yılında Rus vatandaşlarına tüm kategorilerde yaklaşık 630 bin 600 vize verdi. Bu sayı bir önceki yıl 552 bin 600 olarak kaydedilmişti.

Buna karşılık çok girişli vizelerin sayısındaki düşüş sürdü. Rus vatandaşlarına 2025 yılında 175 bin 900 çok girişli vize verilirken, bu sayı bir yıl önce 221 bin 100’dü. Böylece çok girişli vizelerde yıllık bazda yüzde 20,4’lük düşüş yaşandı.

2025 yılında Rus vatandaşlarına en fazla vize veren ülkeler 163 bin 900 vizeyle İtalya, 156 bin 800 vizeyle Fransa, 124 bin 100 vizeyle İspanya ve 59 bin 500 vizeyle Yunanistan oldu. Verilen vizelerin yaklaşık yüzde 77’si turistik seyahatler için düzenlendi.

Avrupa Birliği, 2022 yılında Rusya ile vize kolaylığı anlaşmalarını askıya almıştı. Birlik ayrıca Kasım 2025’te ek kısıtlamalar yürürlüğe koydu.

Rus vatandaşlarına yönelik vize politikası konusunda Avrupa Birliği içinde görüş ayrılıkları sürüyor. Baltık ülkeleri ile Kuzey Avrupa’daki bazı ülkeler girişlerin daha da sınırlandırılmasını savunurken, Güney Avrupa ülkeleri Rus vatandaşlarına vize vermeyi sürdürüyor.

Bazı Avrupalı yetkililer ise turistik seyahatlere tam yasak getirilmesinin ters etki yaratabileceğini düşünüyor. Bu yetkililere göre Avrupa’ya yapılan seyahatler, Rus vatandaşlarının Rusya’daki bilgi alanının dışındaki yaşamı görmelerine imkan tanıyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Patriot füzelerine talep arttı, teslimatlar belirsizleşti

Yayınlanma

Lockheed Martin, ABD’nin müttefiklerine yönelik Patriot hava savunma sistemleri için PAC-3 önleme füzesi teslimatlarında yüksek talep nedeniyle gecikmeler yaşanabileceğini bildirdi. Şirket yöneticileri, üretimin artırıldığını ancak hangi ülkenin silahları ne zaman alacağına ilişkin kararların üretici tarafından verilmediğini belirtti.

ABD’li savunma şirketi Lockheed Martin, üretimi artırma planlarına rağmen Patriot hava savunma sistemlerinde kullanılan PAC-3 önleme füzelerinin ABD müttefiklerine teslimatında belirli bir takvim garanti edemeyeceğini açıkladı.

Financial Times’ın haberine göre şirketin füze sistemleri biriminde strateji ve iş geliştirmeden sorumlu başkan yardımcısı Brian Dunn, artan talep karşısında üretimin yükseltildiğini ancak siparişlerin hangi ülkelere hangi sırayla tahsis edileceğine ilişkin kararların henüz verilmediğini söyledi.

Berlin’deki havacılık fuarında konuşan Dunn, “Bu füzelerin dağıtımını biz kontrol etmiyoruz. Kimseye bu öncelik listesinde hangi sırada yer alacağını söyleyemeyiz” dedi.

Dunn ayrıca ABD Savunma Bakanlığı’nın silah sevkiyatlarındaki öncelik sırasını yeniden değerlendirmeyi ele aldığını, ancak bu kararların üreticinin yetki alanı dışında olduğunu belirtti.

ABD Kara Kuvvetleri, Haziran 2024’te Lockheed Martin ile Patriot hava savunma sistemleri için 870 füze üretimini kapsayan 4,5 milyar dolarlık bir sözleşme imzalamıştı.

Financial Times daha önce, Ukrayna, İsrail ve Tayvan’a yönelik yardım paketlerinin etkisiyle gelen siparişlerdeki artışın şirkette rekor düzeyde üretim büyümesine yol açtığını bildirmişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı bu yıl mayıs ayında dört müttefik ülkeye toplam 8,6 milyar dolar tutarında silah satışını duyurdu. En büyük paket, 4 milyar dolarlık anlaşmayla Katar için onaylandı.

Söz konusu anlaşma, Patriot hava savunma sistemleri için toplam 500 adet PAC-2 ve PAC-3 füzesinin yanı sıra yedek parçalar ve kara destek ekipmanlarının satışını içeriyor.

Mayıs ayında ayrıca Pentagon’un İran’la yürütülen savaş kapsamında kullanılmak üzere Patriot sistemleri için 441 milyon dolar değerinde füze satın alacağı da açıklanmıştı.

Geçen ay Washington Post, ABD’nin Avrupalı müttefiklerinin Donald Trump yönetiminin Ukrayna’yı silahlandırma programına ilişkin şüpheler taşıdığını yazmıştı. Gazeteye göre İran’la savaş, ABD’nin silah stoklarında önemli bir azalmaya yol açtı.

Washington Post’un haberinde, Pentagon ve NATO yetkililerinin nisan ayında Kiev’in müttefiklerine, “Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaçlar Listesi” (PURL) programı kapsamındaki silah sevkiyatlarının planlandığı şekilde devam edeceği yönünde güvence verdiği belirtildi.

Bu gelişmelerin ardından Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, ABD’den Patriot sistemlerinde kullanılan füzelerin üretimi için lisans verilmesini talep etti.

Zelenskiy, ABD’nin ayda ürettiği 60 ila 65 füzenin mevcut güvenlik tehditleri karşısında yetersiz kaldığını söyledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English