Bizi Takip Edin

Diplomasi

Goldman Sachs’tan Brent için yeni fiyat senaryoları

Yayınlanma

Goldman Sachs, daha güçlü arz artışı ve zayıf talep görünümünü gerekçe göstererek 2027 yılı Brent petrol fiyatı tahminini varil başına 80 dolara indirdi. Banka, buna karşın jeopolitik gelişmelere bağlı olarak fiyatların sert dalgalanmalar gösterebileceği uyarısında bulundu.

Goldman Sachs, daha güçlü arz büyümesi ve talepteki kalıcı zayıflığı gerekçe göstererek 2027 yılı için ortalama Brent petrol fiyatı tahminini varil başına 80 dolara düşürdü.

Reuters’ın aktardığına göre yatırım bankası, ABD, Brezilya, Guyana, Venezuela ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki üretim artışının yanı sıra özellikle Çin’deki yapısal talep değişimlerinin petrol piyasası görünümünü etkilediğini belirtti.

Banka, buna rağmen 2026’nın dördüncü çeyreğinde Brent petrolün ortalama varil fiyatının 90 dolar olacağı yönündeki beklentisini korudu.

Goldman Sachs, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatlarında yaşanan uzun süreli aksaklıkların etkisinin, beklenenden daha düşük gerçekleşen arz açığı nedeniyle şu aşamada dengelendiğini kaydetti.

Banka yayımladığı değerlendirmede, “Şu anda Körfez üreticilerinin petrol ihracatının ağustos sonunda normale döneceğini varsayıyoruz. Önceki senaryomuzda bu tarih haziran sonuydu. Mevcut yönlendirmeler dikkate alındığında bunun, Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan sevkiyatların savaş öncesi seviyelerin yüzde 70’ine ulaşmasıyla mümkün olabileceğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

Goldman Sachs, petrol fiyatları açısından yukarı yönlü risklerin sürdüğünü de vurguladı.

Bankaya göre arz kesintilerinin daha uzun sürmesi halinde Brent petrolün ortalama fiyatı 2026 sonlarında varil başına 110 doların biraz üzerine çıkabilir.

Daha olumsuz bir senaryoda ise Brent petrol fiyatı 2027 yılında ortalama 140 dolara kadar yükselebilir.

Arzın toparlanması halinde fiyatlar düşebilir

Öte yandan Goldman Sachs, arzın beklenenden hızlı normale dönmesi ve talebin daha da zayıflaması durumunda petrol fiyatlarının aşağı yönlü hareket edebileceğini belirtti.

Bu senaryoda Brent petrolün varil fiyatının 2026 sonunda yaklaşık 70 dolara, 2027 yılında ise 60 dolara kadar gerileyebileceği öngörüldü.

Banka, petrol piyasasının önümüzdeki dönemde büyük ölçüde küresel arzın toparlanma hızına, talep görünümüne ve Hürmüz Boğazı çevresindeki jeopolitik gelişmelere bağlı olarak şekilleneceğini ifade etti.

Diplomasi

Hürmüz Boğazı’nın açılması OPEC için çöküş getirebilir

Yayınlanma

Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması Basra Körfezi’ndeki üreticileri memnun etse de piyasaya sunulacak ani petrol artışı OPEC’in zayıflayan etkisini tamamen kırabilir. ABD ve İran arasındaki savaştan bu yana yaklaşık 13 milyon varil günlük ihracat kaybı yaşayan bölge ülkeleri, bütçe açıklarını kapatmak için üretimi hızla artırmayı hedefliyor.

Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması olasılığı Suudi Arabistan ve diğer Basra Körfezi üreticileri tarafından memnuniyetle karşılansa da bu durumun yaratacağı ani arz artışı, OPEC’in piyasa üzerindeki kırılgan etkisini tamamen baltalama riski taşıyor.

İran savaşı ve küresel petrol ile doğalgaz arzının neredeyse beşte birinin geçtiği bu kritik su yolunun kapanması, kartel üyesi ülkelerin sevkiyat hacmini ciddi şekilde düşürerek Orta Doğu’nun enerji sektöründeki konumunu zayıflattı.

Suudi Arabistan’ın bu değişimlere karşı koyma imkanları ise oldukça sınırlı görünüyor. Boğazın ne zaman ve hangi koşullarla yeniden trafiğe açılacağı henüz belirsizliğini koruyor.

ABD Başkanı Donald Trump su yolundaki hareketliliğin savaş öncesi normale dönmesi konusunda ısrar ederken, İran ise bölgede belirli bir kontrol düzeyini elinde tutmaya kararlı bir duruş sergiliyor.

Bu nedenle deniz trafiğinin yeniden başlamasının ihtilaflar ve gerilimler eşliğinde yavaş ilerlemesi bekleniyor.

Ülkeler bütçe açıklarını kapatmak için üretime yönelecek

Piyasadaki belirsizliğe rağmen neredeyse kesin gözüyle bakılan tek durum; Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Kuveyt, Irak ve İran’ın savaş nedeniyle bütçelerinde oluşan devasa açıkları kapatabilmek için petrol ihracatını azami seviyeye çıkarmaya çalışacağı yönünde öne çıkıyor.

Savaşın başladığı 28 Şubat’tan bu yana küresel arzın yaklaşık yüzde 13’üne denk gelen günlük 13 milyon varillik Orta Doğu ihracat kaybı, ROI hesaplamalarına göre 80 milyar dolardan fazla gelir kaybı anlamına geliyor.

Rafineriler, depolama tesisleri, tankerler ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tesisleri dahil olmak üzere enerji altyapısına verilen zararın boyutu da on milyarlarca doları buluyor.

Asya başta olmak üzere büyük enerji ithalatçılarının biriken talebi, üretici ülkeleri hızlı hareket etmeye zorluyor.

Bu bölgedeki hükümetler ve rafineriler, ABD ile İran arasındaki savaş sırasında enerji tüketimini keskin bir şekilde düşürdü ve rezervlerini tüketti. Birçok ithalatçının ilk fırsatta rezervlerini yeniden doldurmak isteyeceği tahmin ediliyor.

Ancak arz ve talebin eş zamanlı olarak toparlanması zor görünüyor. Orta Doğulu üreticilerin, durdurulan günlük yaklaşık 11 milyon varillik üretimin büyük kısmını geri kazanması aylar alabilir.

Ayrıca talebin ne kadarının kalıcı olarak yok olduğu, ne kadarının ise sadece ertelendiği henüz bilinmiyor. Jeopolitik gerilimlerin sürmesiyle birlikte yaşanacak düzensiz toparlanmanın tedarik zincirleri üzerinde baskı yaratması ve petrol piyasasında yeni bir dalgalanmaya yol açması bekleniyor.

Savaşın zayıflattığı OPEC bölünme yaşıyor

Geçmiş krizlerde üretimi ayarlayarak piyasayı stabilize etmeyi başaran OPEC ve Rusya dahil ortakları, bu kez benzer bir rolü üstlenmekte zorlanıyor.

ABD Enerji Bilgi İdaresi verilerine göre, kartelin üretimi şubat ayındaki günlük 31 milyon varil seviyesinden nisan ayında ortalama 20 milyon varile geriledi. OPEC’in küresel üretimdeki payı da yüzde 22 ile tarihi en düşük seviyeye indi.

Nisan ayında BAE’nin kendi üretim artırma stratejisini izlemek üzere organizasyondan ayrılma kararı alması, hem OPEC’in birlikteliğine hem de Suudi Arabistan’ın liderlik konumuna büyük bir darbe vurdu.

Rusya’nın da rafinerilerinde ve diğer enerji tesislerinde meydana gelen kazalar nedeniyle OPEC+ ittifakı içinde dengeleyici bir rol oynayamaması baskıyı artırdı.

Bu koşullar altında Hürmüz Boğazı’nın açılması Suudi Arabistan’ı zor bir durumda bırakabilir. Gelir kaybı yaşayan diğer OPEC üyelerinin pazar payı kapmak için agresif bir rekabete girmesi, arzı artırarak fiyatlar üzerinde güçlü bir düşüş baskısı yaratabilir.

Riyad yönetiminin, fiyatları desteklemek için bu ülkeleri üretimi sınırlandırmaya ikna etmesi zor görünüyor. Suudi Arabistan’ın savaş sırasında ihracatının yüzde 60’ından fazlasını Kızıldeniz üzerinden gerçekleştirerek yüksek fiyatlardan yararlanmış olması da Irak ve Kuveyt gibi alternatif rotası olmayan ülkeleri kısıtlamaya ikna etmesini zorlaştırıyor.

OPEC+ ittifakı üyesi yedi ülkenin pazar günü üretimi artırma yönünde uzlaşması da bu eğilimi doğruluyor. İttifak, 2023 yılında kararlaştırılan günlük 1,65 milyon varillik üretim kesintisini tamamen kaldırma yolunda ilerliyor.

Piyasada arz fazlası riski söz konusu

Arzın hızla eski haline dönmesi beklenmese de riskler piyasada ciddi bir fazlalık oluşacağını gösteriyor.

Rystad Energy’den Jorge Leon’un hesaplamalarına göre, OPEC varillerinin dönüşüyle birlikte ABD, Brezilya ve Venezuela’daki yüksek üretimin sürmesi, boğazın açılmasını izleyen aylarda küresel piyasada günlük yaklaşık 5 milyon varillik bir arz fazlası yaratabilir.

Ayrıca Körfez dışındaki üreticilerin kriz süresince konumlarını güçlendirmiş olması, bölge ülkelerinin pazar paylarını geri almasını zorlaştıracak.

Kartelin geçmişte fiyat savaşlarına girme eğilimi bilinse de son on yılların en büyük arz şokunun ardından yeni bir fiyat savaşı başlatmanın, süreci kontrolden çıkararak OPEC döneminin sonunu hızlandırabileceği belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Arnavutluk’ta Kushner’ın projesine karşı Flamingo Devrimi

Yayınlanma

Arnavutluk’ta ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’a ait yatırım şirketinin koruma altındaki doğal alanda planladığı lüks tatil köyü projesine yönelik eylemler siyasi krize dönüştü. Flamingo Devrimi adı verilen protestolarda on binlerce kişi Başbakan Edi Rama’nın istifasını talep ederken, Avrupa Birliği ve yargı da devreye girdi.

Arnavutluk’ta ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’a ait yatırım şirketinin koruma altındaki doğal yaşam alanında yapmayı planladığı 4,6 milyar dolarlık lüks tatil köyü projesine karşı eylemler büyüyor. Başkent Tiran ve ülkenin güneybatı kıyılarında etkili olan protestolarda on binlerce Arnavut, Başbakan Edi Rama’nın istifasını talep ediyor.

Koruma altındaki sulak alanlara yönelik yerel bir çevre endişesi olarak başlayan tepkiler, yaklaşık 13 yıldır iktidarda olan Başbakan Edi Rama hükümeti için tam teşekküllü bir siyasi krize dönüştü. Eylemlerini “Flamingo Devrimi” olarak adlandıran protestocular, perşembe günü hükümet merkezine yürüyerek “Arnavutluk satılık değildir” yazılı dövizler taşıdı ve Rama’nın istifasını istedi.

Göstericiler, Rama hükümetini yabancı yatırım çekme uğruna Arnavutluk’un doğal mirasını Trump ailesinin ticari çıkarlarına peşkeş çekmekle suçluyor. Söz konusu proje; üzerinde yerleşim bulunmayan Sazan Adası ile koruma altındaki Vjosa-Narta lagünü ekosistemini 10 bin otel odası, lüks villalar ve bir yat marinasından oluşan ultra lüks bir yerleşim bölgesine dönüştürmeyi hedefliyor.

Ivanka Trump’ın yat turuyla keşfedilen kamu arazisi

Küresel ölçekte de tepki çeken projenin keşif hikayesi de dikkat çekiyor. Ivanka Trump, 31 Mayıs’ta verdiği bir röportajda, bölgeyi eşiyle birlikte yat gezisi yaparken keşfettiklerini belirterek, “Bir arkadaşımızın teknesindeydik ve yüzmek için durduk. Aslında burayı bu şekilde bulduk” ifadelerini kullanmış ve adanın zirvesine çıplak ayakla tırmandıklarını eklemişti.

Çevre aktivisti Besjana Guri, Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada bu duruma tepki göstererek, “Sazan, Arnavutluk’ta kamu arazisidir. Akdeniz’in el değmemiş son deltalarından birini neden riske atıyoruz” sözleriyle projeyi eleştirdi.

Tartışmalar, geçen ay yüklenici firmanın flamingolar, nesli tükenmekte olan Akdeniz fokları ve deniz kaplumbağalarının yuvalama alanı olan koruma altındaki Zvernec kıyı şeridine dikenli teller çekmesi ve özel güvenlik görevlileri konuşlandırmasıyla alevlenmişti. Kamuoyu baskısı sonrası teller kaldırılsa da çevre örgütleri, nisan ayında başlayan inşaat çalışmalarının ekosisteme şimdiden geri dönülemez zararlar verdiğini belirtiyor.

Yasal düzenlemeler yatırımcıya göre mi ayarlandı?

Arnavutluk’un en eski doğa koruma kuruluşu PPNEA’nın Direktörü Aleksander Trajce, projeyi “arazi gaspı ve ekosistemin yok edilmesi” olarak nitelendirdi.

Trajce, Arnavutluk hükümetinin 2024’te Koruma Alanları Yasası’nda değişiklik yaptığını hatırlattı. Muhaliflere göre bu adım, Kushner’in yatırımının önünü açmak amacıyla atıldı. Trajce ayrıca yüklenici firmaya istişare yapılmadan “stratejik yatırımcı” statüsü verildiğini belirtti.

Birçok protestocu için bu lüks proje, ülkede on yıllardır süregelen siyasi yolsuzluk, kitlesel göç ve yönetim başarısızlıklarına karşı biriken öfkenin patlama noktası oldu.

Avrupa Birliği ve yargı devreye girdi

Projenin yarattığı uluslararası yankı üzerine Avrupa Komisyonu, Tiran yönetimini çevre yasalarına derhal uyması konusunda resmi olarak uyardı ve bu kalkınma hamlesinin Arnavutluk’un AB üyelik sürecini tehlikeye atabileceğini bildirdi. Eş zamanlı olarak Arnavutluk Yolsuzlukla Mücadele Özel Savcılığı (SPAK) da arazi kullanım haklarındaki usulsüzlük iddialarına ilişkin geniş kapsamlı bir soruşturma başlattı.

Başbakan Edi Rama ise protestocuları “iyi niyetli ancak yanlış bilgilendirilmiş kişiler” olarak nitelendirerek geri adım atmayacağını ilan etti. Reuters’a konuşan Rama, “Ben bu projeleri hayata geçirmek için seçildim” diyerek kararlılığını vurguladı.

Ancak her gün düzenlenen kitlesel yürüyüşlerin geri çekilme emaresi göstermemesi, “Flamingo Devrimi”ni Rama iktidarının son yıllarda karşılaştığı en büyük meydan okuma haline getirdi. Eylemciler, hükümet anlaşmayı iptal edip istifa edene kadar sokakları terk etmeyeceklerini belirtiyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Hindistan Dışişleri Bakanı Jaishankar’dan Avrupa’ya silah satışı yanıtı

Yayınlanma

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, Rusya’dan petrol ithal ettiği gerekçesiyle Yeni Delhi yönetimini eleştiren Avrupa ülkelerine tepki gösterdi. Jaishankar, petrol alımlarının piyasa koşullarına göre yapıldığını belirterek, geçmişte Avrupalı ülkelerin Hindistan’a yönelik saldırılarda kullanılan silahları sattığını hatırlattı.

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, Rus petrolü satın aldığı için Yeni Delhi’yi suçlayan Avrupa ülkelerine yönelik eleştirilerde bulundu.

Finlandiya’da düzenlenen Kultaranta Görüşmeleri forumunda konuşan Jaishankar, Hindistan’ın petrolü fiyat ve bulunabilirlik kriterlerine göre satın aldığını vurguladı.

Ilta-Sanomat gazetesinin aktardığına göre Hindistan Dışişleri Bakanı, “O dönemde piyasadaki petrolün büyük kısmı Rus petrolüydü, çünkü Avrupalılar diğer ülkelerden petrol satın alıyordu. Şartlar bizi belirli bir yöne itti” ifadelerini kullandı.

Oturumun başında Yeni Delhi ile Moskova arasındaki ticareti eleştiren moderatör ve İngiliz gazeteci Gideon Rachman’a yanıt veren Jaishankar, ahlaki belirsizlik konusuna değinerek şunları söyledi:

“Ahlaki belirsizlikten bahsettiğinizde şunu söylemek isterim: Hiçbir Avrupa ülkesi Hindistan silahlarıyla saldırıya uğramadı. Keşke aynısını tersi durum için de söyleyebilseydim. Bunu aklınızda bulundurun.”

Rachman’ın bu sözlerle neyi kastettiğini açıklamasını istemesi üzerine Jaishankar, “Avrupalılar Hindistan’a saldırmak için silah satıyorlar. Şimdi değil ama uzun yıllar boyunca bunu yaptılar. Biz ise Avrupa’ya karşı hiçbir zaman hiçbir şey yapmadık” dedi.

Gazetenin haberine göre, Hindistan Dışişleri Bakanı’nın açıklamalarının ardından forumda sessizlik yaşandı. Rachman ile Jaishankar arasında oturan Finlandiya Dışişleri Bakanı Elina Valtonen ise yaptığı konuşmada, Avrupa’nın diğer ülkelerin Rus petrolü satın almasını engellemek gibi bir planı olmadığını belirtti.

Valtonen, “Hindistan’ı savunmak adına, ki Hindistan’ın çoğunlukla Rus petrolü satın aldığını anlıyorum, Avrupa’nın niyetinin tüm petrol sisteminin işleyişini bozmak olmadığını söyleyebilirim” dedi.

ABD’nin petrol piyasası izinleri

Hindistan Dışişleri Bakanı Jaishankar, daha önce yaptığı bir açıklamada, Washington’ın küresel petrol piyasasındaki fiyatları düşük tutma çabası çerçevesinde, Hindistan’ın 2022 yılından bu yana ABD makamlarının talebiyle aktif olarak Rus petrolü satın aldığını belirtmişti.

İran’daki savaşın, en büyük üçüncü ham petrol ithalatçısı olan Hindistan da dahil olmak üzere çeşitli ülkelere Basra Körfezi’nden yapılan petrol sevkiyatını kesintiye uğratması üzerine ABD, küresel petrol piyasasındaki baskıyı azaltmak amacıyla mart ayında Hindistan’a Rus petrolü satın alması için özel izin vermişti.

ABD, 18 Nisan’da bu lisansı 16 Mayıs’a kadar uzatarak Yeni Delhi’nin Rus petrolü alımına yeniden izin verdi. Hindistan’ın 14 Mayıs’ta lisans süresinin uzatılmasını talep etmesinin ardından, birkaç gün sonra uzatılması yönünde karar alındı.

Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov, nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Rusya’nın Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduğunu belirtmişti.

Mevcut koşullarda petrol tedarikine yönelik bu işbirliğinin Hindistan için çok faydalı olduğunu kaydeden Büyükelçi, Rusya ile Yeni Delhi arasındaki ilişkilerin büyük jeopolitik sarsıntılara rağmen istikrarlı kaldığını vurgulamıştı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise mayıs ayında yaptığı açıklamada, diğer devletlerin baskılarına rağmen Moskova’nın Yeni Delhi ile enerji kaynaklarının tedarikine ilişkin varılan anlaşmalara uyulacağını garanti ettiğini belirtmişti.

Lavrov, Rusya’nın güvenilir bir tedarikçi olma itibarına değer verdiğini ve bu alandaki yükümlülüklerini her zaman yerine getirdiğini sözlerine eklemişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English