Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Pentagon gizlese de uydu görüntüleri Bahreyn’deki ABD üssünün vurulduğunu kanıtladı

Yayınlanma

İran füzeleri ve insansız hava araçlarının Bahreyn’deki ABD deniz üssüne düzenlediği saldırıların, Pentagon tarafından kamuoyuna açıklanmayan büyük bir yıkıma yol açtığı Wall Street Journal gazetesinin incelediği uydu görüntüleriyle ortaya çıktı. Ortadoğu’daki tek Amerikan ana deniz üssünün ve bölgedeki en az 20 ABD tesisinin hedef alınması, Washington’ın askeri varlığını daha batıya taşıma dahil tüm bölgesel konuşlanmasını yeniden değerlendirmesine neden oluyor.

İran’a ait füze ve insansız hava araçlarının, ABD’nin Ortadoğu’daki deniz operasyonlarının sinir merkezini hedef aldığı saldırılarda bazılarının hedefine ulaştığı belirlendi.

Bahreyn’deki ABD deniz üssü, şubat ayının sonu ile haziran ayı arasında defalarca hedef alındı. The Wall Street Journal gazetesinin uydu görüntüleri üzerinde yaptığı analiz, sosyal medya videoları ve görevdeki ile eski askeri personelle gerçekleştirilen mülakatlar, savunma sistemlerini aşan saldırıların Pentagon’un kamuoyuna açıklamadığı büyük bir hasara yol açtığını ortaya koydu.

Saldırılarda komuta karargahı ve en az 12 diğer bina ile iki uydu iletişim terminali ağır hasar aldı.

Askeri yetkililer, Naval Support Activity Bahrain (NSA Bahreyn) olarak bilinen üste ölen olmadığını ve saldırıların operasyonları ciddi ölçüde etkilemediğini belirtti. ABD, personelin büyük kısmını tahliye ederken üste yalnızca küçük bir kurucu kadro bıraktı.

ABD’nin Ortadoğu’daki kuvvetlerini yöneten ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Sözcüsü Yüzbaşı Tim Hawkins, savaş süresince CENTCOM’un haklı olarak binalar yerine insanların korunmasına öncelik verdiğini ve insanları koruma stratejisinin başarılı olduğunu iddia etti.

Hawkins, İran’ın 8 binden fazla füze ve insansız hava aracı fırlattığını, ancak sadece iki isabetin ABD personelinde can kaybına yol açtığını kaydetti. ABD ordusunun İran’a aldığından çok daha fazla zarar verdiğini dile getiren Hawkins, ABD’nin 13 bin 500’den fazla hedefi vurduğunu ekledi.

Görüşmelere aşina olan ABD’li yetkililere göre, Amerika’nın Ortadoğu’daki tek deniz üssünde meydana gelen kapsamlı hasar ve bölgedeki askeri tesisler ile diplomatik misyonlar dahil en az 20 ABD noktasına yapılan isabetler, ABD’nin bölgedeki tüm varlığını yeniden değerlendirmesine yol açıyor.

ABD bölgedeki askeri yerleşim düzenini değiştirmeyi planlıyor

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi yetkililer, ordunun Bahreyn’deki üssü yenilemeyi, Kuveyt ve Suudi Arabistan’daki ABD varlığını azaltmayı ve bazı üsleri ya da üs işlevlerini İran füze ve dronlarının menzilinden uzaklaştırmak için batıya taşımayı değerlendirdiğini aktardı.

Yetkililer, saldırıya uğrayan yapıların yeniden inşa edilmeyebileceğini, komuta ve kontrol merkezlerinin yer altına taşınabileceğini ve askeri imkanların bölge genelinde daha dağınık hale getirilebileceğini kaydetti.

Ancak yetkililer, bu konuda henüz nihai bir karar alınmadığı konusunda temkinli konuştu.

İki yetkiliye göre, üslenme için değerlendirilen yerlerden biri de İsrail. Ülke, savaş sırasında savaş uçakları ve tanker uçakları da dahil olmak üzere düzinelerce ABD uçağına ev sahipliği yapmıştı.

ABD hükümeti, nisan ayında ticari uydu görüntüsü sağlayıcılarına baskı yaparak Amerikan üslerindeki yıkımı ve daha geniş çatışma bölgesini gösteren görüntülere erişimi kısıtlamalarını istedi.

Bu durum hasarın tam boyutunun görülmesini zorlaştırdı. Yetkililer, bu adımın ABD kuvvetlerini korumak amacıyla atıldığını ifade etti.

Saldırılar ayrıca Kuveyt’teki Ali el-Salim Hava Üssü ile Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki ed-Dafra Hava Üssü’nde de önemli yapısal hasara yol açtı. Suudi Arabistan’daki Prens Sultan Hava Üssü’nde ise Hava Kuvvetlerine ait E-3 Sentry erken ihbar uçakları imha edildi.

Mayıs ayındaki bir Kongre oturumunda maliyet tahmini konusunda sıkıştırılan Hegseth, “İran’ın nükleer silah elde etmesinin maliyeti nedir?” yanıtını verdi.

Pentagon Kontrolörü Jay Hurst, geçen ay Kongre’ye yaptığı açıklamada, bakanlığın o dönem 29 milyar dolar olarak tahmin ettiği savaş maliyetine ABD üslerine verilen hasarın dahil edilmediğini söyledi.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) salı günü yayımladığı raporda, savaşın toplam maliyetinin yaklaşık 40 milyar dolar olduğunu tahmin etti.

Bu tahmin, CSIS tarafından hasar gördüğü belirlenen yapılara dayanarak yapılan ve ABD üslerindeki hasarı 2,2 milyar ila 5,1 milyar dolar olarak hesaplayan verileri de içeriyor.

The Wall Street Journal, Bahreyn üssünde hangi binaların hasar gördüğünü belirlemek için uydu görüntülerini ve sosyal medya videolarını analiz etti. Bugün aynı tip binaların inşa edilmesinin ne kadara mal olacağını tahmin etmek için Savunma Bakanlığının kamuya açık maliyet modeli ve tedarik raporları incelendi.

Sadece inşaat maliyetlerini kapsayan bu tahminlere, binaların yeniden yapılması durumunda ortaya çıkacak enkaz kaldırma ve güçlendirme gibi diğer maliyetler dahil edilmedi.

NSA Bahreyn’deki tahmini inşaat maliyetleri toplamda yaklaşık 400 milyon doları buldu.

Bahreyn’deki deniz üssünde vurulan noktalar

İran’ın güney kıyısına 150 milden daha az bir mesafede bulunan NSA Bahreyn, otuz yılı aşkın bir süredir Ortadoğu’daki Amerikan deniz gücünün çıpasını oluşturuyor.

ABD filosundaki her türlü gemiyi ağırlayabilen üs, İran’ın silah kaçakçılığı, mayın dökme ve tanker saldırılarına karşı kritik bir rol oynadı.

Üs üç bölümden oluşuyor: Gemi operasyonlarına odaklanan rıhtım bölgesi, idari ve komuta binalarının bulunduğu ana üs ve ABD Donanması tarafından kiralanan depo ile ek bina kompleksi. İran her üç bölgeyi de vurdu.

  • 5. Filo Karargahı: İran, Ortadoğu’yu kapsayan 5. Filo karargahının bir kısmına hasar verdi. Bir ABD’li yetkiliye göre bina artık kullanılamaz durumda. Tahmini inşaat maliyeti 200 milyon dolar olarak hesaplandı.
  • Deniz Güvenlik Güçleri Eğitim Binası: Yaklaşık 300 fit kuzeybatıda yer alan Deniz Güvenlik Güçleri eğitim binası imha edildi. Bu birim üssün güvenliğini sağlıyor ve rutin olarak acil durum hazırlık tatbikatları düzenliyordu. Tahmini inşaat maliyeti 1 milyon dolar.
  • Acil Durum Yönetimi Deposu: Yaklaşık çeyrek mil doğuda yer alan ve ambulansları barındıran acil durum yönetimi deposu hasar gördü. Tahmini inşaat maliyeti 14 milyon dolar.
  • Su Tankı ve Depo: Rıhtım bölgesinde bir içme suyu tankı ve bitişiğindeki depo hasar gördü. Tahmini inşaat maliyeti 41 milyon dolar.
  • Yemekhane ve Kışla: Yaklaşık 300 fit güneydoğuda yer alan ana yemek salonu ile yaklaşık 450 personele ev sahipliği yapabilen kışla hasar aldı. Tahmini inşaat maliyeti 24 milyon dolar.
  • Banz Group Depo Kompleksi: Üssün diğer ucunda Bahreynli Banz Group tarafından işletilen ve Donanma tarafından kiralanan ek bina kompleksi yer alıyor. Bu alandaki bir depo grubunun üç bölümü en ağır hasarlardan bazılarını aldı. Donanmanın ilk insansız hava aracı ve yapay zeka birimi olan Görev Gücü 59, geçmişte insansız hava araçlarını bu kompleksin bir bölmesinde barındırıyordu. 2021’de kurulan Görev Gücü 59, Ortadoğu’daki kritik su yollarını izlemek için insansız hava araçları ve yapay zeka sistemlerini kullanmakla görevlendirilmişti. Tahmini inşaat maliyeti 34 milyon dolar.
  • Üç Ek Depo: En az üç komşu depo da hasar gördü. Tahmini inşaat maliyeti 75 milyon dolar.

Emekli Deniz Piyade Albay ve CSIS kıdemli danışmanı Mark Cancian, içeride ne olduğuna bağlı olarak bina inşaatının toplam maliyetin küçük bir kısmı olabileceğini ifade etti.

İran’ın misilleme saldırılarının ilk saatlerinde iki adet AN/GSC-52B uydu iletişim terminali ile bir iletişim yönetim tesisi imha edildi.

CSIS’e göre, gerçek zamanlı askeri iletişimi sağlayan bu terminallerin her birinin maliyeti yaklaşık 20 milyon dolar seviyesinde.

Kongre tarafından kurulan partiler üstü bir heyet olan Donanmanın Geleceği Ulusal Komisyonu’nun eş başkanı Mackenzie Eaglen, üs genelindeki hasarın her alanda zayıflıkları ve savunmasızlıkları ortaya koyduğunu belirtti.

Üssün eski yapısı modern tehditlere karşı yetersiz kaldı

NSA Bahreyn, İran’ın bugün sahip olduğu hassas güdümlü füze ve insansız hava aracı cephaneliğine sahip olmasından çok önce inşa edilmişti ve bu savaş üssün açıklarını görünür kıldı.

Ortadoğu’daki ABD deniz kuvvetlerine komuta etmiş olan emekli Koramiral John “Fozzie” Miller, “50 yılı aşkın süredir oradayız ve üs kendi doğal sürecinde büyüdü. Sanırım şimdi olsa bazı şeyleri farklı yapardık” dedi.

Ortadoğu’da ailelerin yaşayabildiği tek ABD yerleşkesi olan üs; beyzbol sahası, restoranları, askeri mağazası ve okuluyla küçük bir Amerikan şehri gibi faaliyet gösteriyordu.

Haftalarca denizde kalan denizciler, dinlenmek için Bahreyn’e yanaşıp üsse gidiyordu.

Ortadoğu’daki ABD deniz kuvvetlerine komuta etmiş olan emekli Koramiral Kevin Donegan, ABD’nin güçlü bir müttefik olarak kabul edilen Bahreyn’deki varlığını sürdürmesini beklediğini ifade etti.

Donegan, “Orada bir 5. Filo karargahı tutuyoruz, soru bunun ortadan kalkıp kalkmayacağı değil, bu süreç bittiğinde nasıl görüneceğidir” dedi.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Bahreyn Kralı ve diğer Ortadoğu liderleriyle bir araya gelerek ABD’nin onların güvenliğine olan bağlılığını teyit etti.

Rubio, sosyal medyada yaptığı paylaşımda, “Bölgesel istikrar, özgür ve açık bir Hürmüz Boğazı ve İran’ın nükleer silah edinmesinin önlenmesi konusunda birlik içindeyiz. İran’ın Bahreyn’e yönelik saldırıları kabul edilemezdi ve Birleşik Devletler, Bahreyn halkı ve hükümetinin yanındadır” ifadelerini kullandı.

Rubio ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt’e de uğradı ancak savaş sırasında ABD üs ve hava sahası erişimini kısıtlayan Suudi Arabistan’ı ziyaret etmedi. Bu durum, Washington’ın buradaki konuşlanmasını yeniden değerlendirmesini hızlandıran görüş ayrılığını derinleştirdi.

Körfez ortakları ateşkesi memnuniyetle karşılasa da İran’ın uzun vadeli tehdidi ve Amerikan taahhütlerinin kalıcılığı konusunda endişeli olmaya devam ediyor.

Savaştan önce bazı askeri yetkililer Körfez’deki üslerin açık hedef olduğu konusunda uyarılarda bulunmuştu. Tesislerin daha batıya taşınması önerisi Donald Trump’ın ilk döneminde gündeme gelmiş ancak adım atılmamıştı.

Eski Hava Kuvvetleri Müsteşar Yardımcısı Dr. Ravi Chaudhary, “Tesislerimizi takdire şayan bir şekilde savunduk ancak savunmayı aşan mühimmatlar, operasyon yürütmemiz için gerekli olan altyapıyı vurdu. Bu durum, İran’ın vuruş teknolojilerini daha uzun menzil ve hassasiyet için adapte ettiği 10 yıllık sürecin bir sonucudur” dedi.

Ortadoğu

Irak, ülkede suç işlemiş IŞİD üyelerini Suriye’ye iade etmek istemiyor

Yayınlanma

Irak, Suriye’nin bu yılın başlarında Suriye’deki gözaltı merkezlerinden Irak’ın gözetimine devredilen binlerce IŞİD şüphelisinin ülkelerine iade edilmesi talebini reddetti.

Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Abudi çarşamba günü yaptığı açıklamada, tutukluların akıbetini görüşmek üzere Suriye, Irak ve ABD arasında yakın zamanda bir toplantı düzenlendiğini söyledi.

El-Abudi, Suriye’nin yaklaşık 4.000 Suriyeli tutuklunun Suriye’de yargılanmak üzere teslim edilmesini talep ettiğini ama Irak’ın bunu reddettiğini belirtti.

Irak, yaklaşık 400 Suriyeli tutuklunun IŞİD üyesi olmadığına karar verdi ve bu kişilerin serbest bırakılabileceğini söyledi. Yaklaşık 50 kişi halihazırda ülkelerine geri gönderildi.

Öte yandan Irak’ta hâlâ gözaltında tutulan yüzlerce Suriyelinin, IŞİD’in üst düzey üyeleri olduğu düşünülüyor.

El-Abudi, “Irak soruşturmalar yürütüyor ve Irak’ta suç işlediği kanıtlanan herkes Irak yasalarına göre yargılanacak,” dedi.

Danışman, bazı mahkumların, cezalarını tamamlamak üzere daha sonra kendi ülkelerine nakledilebileceğini söyledi.

Ocak ayında yeni Suriye güçleri ile, bu mahkumların tutulduğu gözaltı merkezlerini uzun süredir koruyan Suriye Demokratik Güçleri arasında çatışmaların patlak vermesinin ardından, IŞİD ile bağlantılı olduğu iddia edilen 5.700’den fazla mahkum (bunların arasında yaklaşık 4.000 Suriyeli de bulunuyor) Suriye’nin kuzeydoğusundan Irak’a nakledilmişti.

Çatışmaların yarattığı kargaşa sırasında IŞİD ile bağlantılı bazı tutuklular kaçmayı başardı ve daha büyük çaplı bir kaçışın yaşanacağına dair endişeler vardı. 

IŞİD yıllar önce Irak ve Suriye’de ele geçirdiği topraklar üzerindeki kontrolünü kaybetmiş olsa da, hücreleri her iki ülkede de hâlâ periyodik olarak saldırılar düzenliyor.

Mahkumların akıbetine ilişkin tartışmalar, ABD’nin Irak’ta IŞİD’le mücadeleye yönelik 12 yıllık misyonunu sona erdirmesinin ardından ortaya çıktı.

El-Abudi, Irak’ın mahkumların barındırılma masraflarına yardımcı olması için ABD’den ve IŞİD’e karşı küresel koalisyona katılan diğer ülkelerden mali destek talep ettiğini söyledi.

Danışman, “Irak, 500 milyon dolarlık bir ödenek talep etti. Koalisyon destek sözü verdi, ancak Irak hâlâ bekliyor,” dedi.

El-Abudi, idam cezasını uygulamayan ülkelerden gelen mahkumların idam cezasına çarptırılmayacağını söyledi.

Irak ile mahkum değişim anlaşmaları olan ülkelerden gelenlerin ise, mahkumiyetlerinin ardından cezalarını tamamlamak üzere ülkelerine nakledilebileceğini belirtti.

Fakat birçok Batılı ülke, IŞİD ile bağlantılı olmakla suçlanan veya bu suçtan mahkum edilen vatandaşlarının yanı sıra, militanların aile üyeleri olduğu düşünülen kadın ve çocukları da ülkelerine geri göndermekte isteksiz davranıyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail muhalefetinden 7 Ekim kayıtları nedeniyle Netanyahu’ya soruşturma talebi

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun eski askeri sekreteri Avi Gil, 7 Ekim 2023 sabahına ait resmi telefon görüşmesi saatlerinin tahrif edilmek istendiğini öne sürdü. Muhalefet partileri, Başsavcıya başvurarak Netanyahu ve ekibi hakkında vatana ihanet ve sahtecilik suçlamalarıyla adli soruşturma açılmasını talep etti. İktidardaki Likud Partisi ise iddiaları reddederek Gil’in kendi ihmallerini gizlemeye çalıştığını savundu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun eski askeri sekreteri Avi Gil, Başbakanlıkta 7 Ekim 2023 sabahına ait resmi telefon kayıtlarının saatlerinin değiştirilmek istendiğini ileri sürdü.

Bu açıklamaların ardından İsrail muhalefeti, Başsavcı Gali Baharav-Miara’ya başvurarak Netanyahu ve çalışma ekibi hakkında cezai soruşturma açılmasını talep etti.

Saldırının gerçekleştiği dönemde askeri sekreterlik görevini yürüten Gil, Israel Hayom gazetesi ile Kanal 12 televizyonuna verdiği mülakatta, Netanyahu’nun Özel Kalem Müdürü Tzachi Braverman’ın o sabah yapılan kritik bir görüşmenin saatini değiştirmeye çalıştığını söyledi.

Girişimin “suç teşkil eden bir davranış biçiminin” parçası olduğunu savunan Gil, devlet soruşturma komisyonu kurulmasını beklediği için bugüne kadar sustuğunu, ancak kamuoyuna anlatılanların gerçeği yansıtmadığını dile getirdi.

Braverman’ın resmi tutanakları yasa dışı biçimde değiştirme şüphesiyle sahtecilik ve dolandırıcılık iddiaları kapsamında polis tarafından sorgulandığı ve soruşturulduğu biliniyor.

Resmi görüşme saatinin geriye çekilmek istendiği iddiası

Gil, 7 Ekim 2023 sabahı iç güvenlik servisi Şin Bet Başkanı Ronen Bar’ın ofisinden saat 06.12’de arandığını, saat 06.17’de güvenli hat üzerinden Bar ile yaptığı görüşmede Gazze’de SIM kartlarının etkinleştirildiği ve Hamas mensuplarının yer altına geçtiği bilgisini aldığını aktardı.

Netanyahu’yu ilk olarak saat 06.29’da arayarak uyandırdığını belirten Gil, Başbakana Hamas’ın sürpriz bir saldırı başlattığını ve bilgi toplamayı sürdürdüğünü söylediğini kaydetti.

Gil, saat 06.40’taki ikinci telefon görüşmesinde ise Netanyahu’ya “Savaştayız” bilgisini ilettiğini ifade etti.

Eski askeri sekreter, aylar sonra ocak ayında bir stenografın kendisine gelerek Braverman’ın ikinci görüşme saatini resmi tutanaklarda 06.40 yerine 06.29 olarak değiştirmesini talep ettiğini aktardığını söyledi.

Gil, bu adımla Netanyahu’nun saldırının ilk anından itibaren talimat verdiği izleniminin yaratılmak istenmiş olabileceğini ya da ikinci aramada iletilen bilgilerin ilk görüşmede zaten bilindiği algısıyla istihbaratın Başbakandan gizlendiği tezine zemin hazırlanmaya çalışılmış olabileceğini kaydetti.

Olayların başlamasından iki hafta sonra Netanyahu’nun çalışma ekibinin olağandışı biçimde belge topladığını fark ettiğini belirten Gil, tutanakların tahrif edilmesinden şüphelenerek Başsavcı Baharav-Miara’ya başvurduğunu ve kuralların netleştirilmesini istediğini söyledi. Gil, kurulacak olası bir komisyonun yazılı evrakla yetinmeyip orijinal ses kayıtlarını incelemesi gerektiğine dikkati çekti.

Mısır’ın saldırı öncesinde uyarı yaptığı iddialarına ilişkin soruyu da yanıtlayan Gil, böyle bir mesajı bilmediğini fakat eylül ayı sonunda İsrail’e bir Mısır istihbarat uçağının inerek bir saatten fazla kaldığını belirtti.

Gil, hiçbir uçağın sebepsiz yere gelmeyeceğini ifade ederek, heyeti karşılayan veya mesajı alan yetkililerin bunu halen sakladığını öne sürdü.

Netanyahu’nun devlet denetçisine sunduğu güvenlik evrakının da eksik olduğunu savunan Gil, belgenin gerçeğin tamamını yansıtmadığını kaydetti.

Likud iddiaları reddetti: “Gil Başbakanı zamanında uyandırmadı”

İktidardaki Likud Partisi, iddiaların Netanyahu ve partiye yönelik siyasi amaçlı bir propaganda olduğunu belirterek suçlamaları reddetti.

Netanyahu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda muhalefetin yalan kampanyasının gerçeği değiştiremeyeceğini savundu.

Likud’un açıklamasında, Gil’in kendi ihmallerini örtbas etmeye çalıştığı iddia edilerek, 7 Ekim sabahı saat 03.55’te askeri sekreterliğe bağlı istihbarat subayından gelen uyarı mesajına rağmen Gil’in hiçbir adım atmadığı ve Başbakanı zamanında uyandırmadığı öne sürüldü.

Parti, Netanyahu’nun zamanında bilgilendirilmesi durumunda gelişmelerin farklı yönde ilerleyeceğini savundu.

Muhalefetten vatana ihanet suçlaması

Muhalefet partileri ise açıklamaların ardından Netanyahu ve ekibine yönelik adli adımların hızlandırılmasını istedi.

Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi, Ronen Bergman’ın Yedioth Ahronoth’taki araştırması ve Gil’in açıklamalarını gerekçe göstererek Başsavcıya ceza soruşturması açması çağrısında bulundu. Parti, Netanyahu’yu Hamas’ın güçlenmesi ve İran ekseniyle bağlarına dair kritik değerlendirmeleri devlet denetçisinden gizlemekle suçladı.

İsrail Evimiz Partisi lideri Avigdor Liberman, Başsavcı Baharav-Miara’nın Netanyahu ve yardımcıları hakkında vatana ihanet ve komplo suçlamalarıyla derhal soruşturma başlatması gerektiğini söyledi.

Liberman, Genelkurmay Başkanına da ordunun siyasi amaçlarla kullanılması girişimlerine engel olma çağrısı yaptı.

Demokratlar Partisi lideri Yair Golan ise Gil’in ifadelerini tarihi bir tanıklık olarak nitelendirerek, 1200 kişinin öldüğü ve 251 kişinin esir alındığı olaylardaki sorumluluğun gizlenemeyeceğini kaydetti.

Golan, Başbakanlık bünyesindeki tüm özgün ses kayıtları ve belgelerin acilen koruma altına alınmasını talep etti.

7 Ekim Konseyi liderliği de Gil’in ifadelerinin, hükümetin saldırı öncesi durumdan habersiz olduğu yönündeki tezlerini çürüttüğünü bildirdi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

NYT: ABD Büyükelçiliğinde İsrail’e dair diplomatik raporlar sansürlendi

Yayınlanma

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin yardımcısı David Milstein’ın, İsrail’in eylemlerine ilişkin büyükelçilik raporlarını sansürlediği öne sürüldü. Engellenen belgeler arasında öldürülen dokuz Filistin kökenli ABD vatandaşı ile Gazze’deki yardım noktalarında 1400 kişinin ölümüne yol açan operasyonlara dair resmi tespitler yer alıyor.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin üst düzey yardımcısı David Milstein’ın, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’deki eylemlerine dair büyükelçilik tarafından Washington’a iletilen diplomatik raporları engellediği ve içeriklerini değiştirdiği öne sürüldü.

The New York Times gazetesinin Kudüs ve Washington’da Milstein ile çalışan 12 kişiye dayandırdığı haberine göre, Nisan 2025’te Kudüs’teki ABD Büyükelçiliğinde göreve başlayan ve fiilen Huckabee’nin özel kalem müdürlüğünü yürüten Milstein, Batı Şeria ile Gazze dosyalarını kapsamlı biçimde denetim altına aldı.

Milstein’ın makamını; yasa dışı yerleşimlerin genişletilmesi, yerleşimci saldırıları, Filistin kökenli ABD vatandaşlarının öldürülmesi ve Gazze’deki yardım dağıtımlarında yaşanan can kayıplarına ilişkin diplomatik yazışmaları durdurmak veya metinleri değiştirmek amacıyla kullandığı aktarıldı.

Öldürülen ABD vatandaşlarına ilişkin inceleme engellendi

Milstein’ın iletilmesini durdurduğu belgeler arasında, Batı Şeria’da dört yıl içinde İsrailli yerleşimciler ile askerler tarafından öldürülen dokuz Filistinli ABD vatandaşı hakkında büyükelçiliğin mart ayında hazırladığı inceleme yer aldı.

Yaşamını yitirenlerin sonuncusu olan 19 yaşındaki Nasrallah Ebu Siyam, şubat ayında köyündeki hayvanların gasbedilmesini engellemeye çalışırken bir yerleşimci tarafından açılan ateş sonucu hayatını kaybetti.

Söz konusu inceleme, Senatör Chris Van Hollen öncülüğündeki 30 Kongre üyesinin ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’dan açıklama talep etmesi üzerine hazırlandı.

Raporda, yürütülen soruşturmaların çoğunda ilerleme sağlanamadığı, bazı dosyaların kapatıldığı ve tek bir şüpheliye dahi suçlama yöneltilmediği kaydedildi.

Milstein’ın, hazırlanan raporu iletmek yerine Kongre üyelerine İsrail makamlarının vakaları gerektiği gibi ele aldığı yönünde güvence veren bir metin düzenlettiği bildirildi.

ABD Dışişleri Bakanlığının 4 Mayıs’ta Senatör Van Hollen’a ulaştırdığı mektupta inceleme bulgularına yer verilmediği, büyükelçiliğin savaş koşullarında İsrail ile yürüttüğü güvenlik işbirliğine odaklandığı ifade edildi.

Gelişmeye tepki gösteren Senatör Van Hollen, “Hesap sorulmasını sağlamazsanız daha fazla Amerikan vatandaşını tehlikeye atarsınız” değerlendirmesinde bulundu.

Gazze’deki yardım ölümleri ve komutanların uyarıları kayıtlardan çıkarıldı

Haberde, 2025 yazında gıda arayışındaki Filistinlilerin Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) dağıtım noktalarında kitlesel şekilde öldürüldüğü bilgisine yer verildi. ABD ile İsrail ortak girişimi niteliğindeki bu yapının yardım dağıtım faaliyetleri sırasında en az 1400 kişi hayatını kaybetti.

Can kayıpları sürerken büyükelçilik diplomatları, operasyonların daha fazla toplu ölüme yol açabileceği yönünde Washington’ı uyardı. Milstein’ın ise diplomatik metni operasyonu bir başarı olarak sunacak biçimde yeniden yazdığı ve can kayıplarına dair bilgileri resmi kayıtlardan tamamen çıkardığı kaydedildi.

Nisan ayında üst düzey İsrailli askeri yetkililer, Batı Şeria’da tırmanan yerleşimci saldırılarının yeni bir Filistin ayaklanmasını tetikleyebileceği uyarısını kayda geçirdi.

Milstein’ın personelin hazırladığı bu uyarı raporlarını engellediği, bunun yerine kendi imzasıyla Washington’a, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun şiddetin üzerine kararlılıkla gittiğini öven bir metin gönderdiği bildirildi.

Öte yandan İsrail’in şubat ayında Batı Şeria’da gayrimenkul alımına ilişkin yasal kısıtlamaları kaldırması uluslararası alanda ilhakı hızlandırdığı gerekçesiyle kınanırken, büyükelçilik Washington’a bu kararın yerleşimcilerin “insani ihtiyaçlarına” hizmet ettiği bilgisini aktardı.

Diplomatlara yönelik tutum raporlama trafiğini düşürdü

Dört yetkilinin verdiği bilgiye göre Milstein, büyükelçilik çalışanlarını ideolojik sorgulamalara tabi tuttu. Personele “İsrail yanlısı” mı yoksa “Hamas yanlısı” mı oldukları yönünde sorular yöneltilmesi, çalışanların görüş bildirmekten çekinmesine neden oldu.

Uygulanan denetimler sebebiyle kimi çalışanların metinlerinin sansürlenmesi yerine rapor hazırlamaktan vazgeçtiği, bu durumun Filistin konularındaki diplomatik yazışma sıklığını haftalık düzeyden ayda birkaç rapora gerilettiği kaydedildi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English