Ortadoğu
İran yaptırımlarının kaldırılması zaman alacak

ABD hükümetinin İran’a yönelik açıkladığı 60 günlük yaptırım muafiyeti Tahran’a milyarlarca dolarlık gelir sağlama potansiyeli taşısa da 40 yılı aşkın süredir yürürlükte olan yaptırım rejiminin tamamen ortadan kaldırılmasının önünde karmaşık hukuki, siyasi ve ticari engeller mevcut. 14 maddelik mutabakat zaptı kapsamında Washington’ın yaptırımları aşamalı olarak kaldırması öngörülürken, özel sektörün yaptırım riskleri ve yasal mevzuatın karmaşıklığı sürecin ekonomik etkilerinin kalıcılığını belirsizleştiriyor.
Tahran, ABD’nin pazartesi günü açıkladığı 60 günlük yaptırım gevşetme kararından milyarlarca dolarlık kazanç elde edebilecek olsa da 40 yılı aşkın süredir yürürlükte olan yaptırım rejimini tamamen ve hızlıca ortadan kaldırmak kolay görünmüyor. Yaptırımlarla bağlantılı çok sayıda hukuki, siyasi ve ticari unsur mevcut.
Temel soru, ABD ile İran arasındaki çerçeve anlaşmasının, ABD mevzuatını, uluslararası tedbirleri ve özel sektör risklerini kapsayan yaptırım rejimini kaldırmanın karmaşıklığı göz önüne alındığında, sürdürülebilir bir ekonomik etki yaratıp yaratmayacağı.
İslam devriminin gerçekleştiği 1979 yılından bu yana Birleşmiş Milletler (BM), ABD ve Avrupa Birliği (AB); Tahran’ın nükleer programını durdurması, insan hakları ihlallerine son vermesi ve Hamas, Hizbullah ile Yemen’deki Husiler de dahil olmak üzere bölgesel silahlı gruplara verdiği desteği kesmesi amacıyla ticaret ambargoları uyguladı, İran’a ait hesapları dondurdu ve diğer kısıtlayıcı önlemlere başvurdu.
ABD ile İran arasında geçen hafta imzalanan 14 maddelik mutabakat zaptı uyarınca, Washington’ın 60 gün içinde varılacak nihai anlaşma kapsamında belirlenecek bir takvime göre her türlü yaptırımı kaldırmaya başlaması gerekiyor. Bu sürenin uzatılabileceği belirtiliyor.
ABD Hazine Bakanlığı pazartesi günü, İran menşeli petrol, petrokimya ve petrol ürünlerinin üretimi, sevkiyatı ve satışına 21 Ağustos’a kadar izin veren bir genel lisans yayımladı.
Kalan yaptırımların kaldırılması, gerçekleşmesi halinde, ABD’nin Orta Doğu politikasında önemli bir dönüm noktası anlamına gelecek.
Washington’ın bölge politikası uzun süredir İran’ın nüfuzunu sınırlamayı ve Tahran yönetimini finansal açıdan baskı altına almayı hedefliyordu.
Bu sürecin oldukça karmaşık ilerleyeceği ifade ediliyor. Bazı tedbirlerin kaldırılması için yürütme organının kararı gerekirken, diğerleri için Kongre’nin onayı ve kendi yaptırımlarını uygulayan BM ile diğer ülkelerle yakın koordinasyon kurulması gerekiyor.
Şirketlerin onlarca yıldır süren kısıtlamaların ardından temkinli davranmaya devam etmesinin de elde edilecek etkiyi sınırlayabileceği kaydediliyor.
George W. Bush yönetiminde ABD Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı olarak görev yapan Juan Zarate, konuya ilişkin Reuters ajansına yaptığı değerlendirmede, “Bu, karmaşık bir yaptırım sarmalı. Burada sadece yürütme organının kararnamelerinden değil, aynı zamanda Kongre tarafından yasalaştırılan yaptırımlardan da bahsediyoruz” dedi.
Kongre yaptırımların kaldırılmasına temkinli yaklaşıyor
ABD Hazine Bakanlığı verilerine göre, Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi (OFAC), 2025 yılının başından bu yana İran ile bağlantılı binin üzerinde gerçek kişiye, ayrıca gemi ve uçaklara yaptırım uyguladı.
Hughes Hubbard & Reed firmasından Jeremy Paner, binlerce unsurun yaptırım listelerinden çıkarılmasının OFAC’ın en az bir yılını alacağını belirtti.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile ilgili kendi başkanlık kararnamelerini iptal edebileceği, ancak Hamas ve Hizbullah’a yönelik yaptırımlar da dahil olmak üzere bir dizi önlemin yasalarla güvence altına alındığı ve bunların kaldırılması veya değiştirilmesi için Kongre onayının gerekeceği ifade ediliyor.
Bu durum, barış anlaşmasının Trump’ın kendi partisi olan Cumhuriyetçiler arasında şimdiden yüksek sesli eleştirilere yol açtığı bir dönemde gerçekleşiyor.
FDD Action bünyesinde görev yapan Matt Zweig, 40 yılı aşkın süredir yürürlükte olan yaptırımları kaldırmanın zor bir görev olacağını kaydetti.
Zweig, “Çok katmanlı yaptırımları tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak, bir soğanın kabuklarını tek tek soymaya benzeyecektir. Bu süreç sadece hukuki değil, aynı zamanda siyasi riskler de barındırıyor” ifadelerini kullandı.
Yapılan bazı tahminlere göre, pazartesi günü yayımlanan lisans İran’a iki ay içinde 3 milyar dolara kadar gelir sağlayabilir. Dış İlişkiler Konseyi (CFR) Kıdemli Uzmanı Edward Fishman, lisansın kalıcı hale gelmesi durumunda bu miktarın on milyarlarca dolara ulaşabileceğini belirtti.
Fishman, kalıcı bir lisansın İran petrolündeki fiyat indirimini azaltacağını, Tahran’ın petrolü Çin dışındaki ülkelere de satmasına imkan tanıyacağını ve ihracatı artıracağını dile getirdi. Mevcut durumda, yaptırımlara rağmen İran petrolünün yaklaşık yüzde 90’ının alıcısı konumunda Çin bulunuyor.
ABD’nin yeni lisansının, mart ayında yayımlanandan daha geniş kapsamlı olduğu; sadece petrol og petrol ürünlerini değil, aynı zamanda petrol ticaretiyle bağlantılı bankacılık, sigortacılık ve nakliye hizmetlerini de kapsayarak Tahran’ın gelirlere daha hızlı erişmesini sağladığı aktarılıyor.
Eski bir OFAC yetkilisi olan ve halihazırda Holland & Knight hukuk firmasında ortak olarak çalışan Stephanie Connor, “Hâlâ yanıt bekleyen birtakım zor sorular var” dedi. Connor, yaptırımların kaldırılmasının, ABD’nin tehdit olarak gördüğü gruplara yönelik finansmanın artmasına yol açabileceğini belirtti.
Connor, “Paranın İran Devrim Muhafızları Ordusu’na akmasına gerçekten izin verecek miyiz?” sorusunu yöneltti.
Özel sektör yaptırım riskleri nedeniyle adım atmakta kararsız
Bankaların, petrol şirketlerinin ve sigorta firmalarının; sıkılaştırılmış durum tespiti prosedürleri ve İran’ı Çin, Kuzey Kore ve Rusya gibi ülkelere bağlayan yaptırımları delme ağlarına dahil olma riski altında, sürekli değişen bir düzenleyici ortamda hareket etmek zorunda olduğu ifade ediliyor.
Bu ülkeler üzerinde İngiltere, BM, AB ve diğer devlet ile kuruluşların bağımsız yaptırım rejimleri uygulanmaya devam ediyor.
Zarate, konuya ilişkin olarak, “Piyasalar uzun süredir İran’la veya İran üzerinden iş yapmanın son derece riskli olduğuna inandırıldı. Bir düğmeye basıp artık Tahran’la çalışabileceğinizi ilan edemezsiniz” dedi.
İran ile iş yapmaya başlayacak şirketlerin, terör saldırıları ve bombardıman kurbanlarının açacağı davalarla karşı karşıya kalabileceği belirtiliyor.
Kongre kaynaklarının yürürlükten kaldırılmasının pek olası olmadığını belirttiği 2016 tarihli Terör Sponsorlarına Karşı Adalet Yasası (JASTA) kapsamında, mağdurların yaptırım listesindeki gruplara yardım sağlayan yatırımcılara ve şirketlere dava açma hakkı bulunuyor.
Obsidian Risk Advisors firmasından Brett Erickson, bu tür riskler göz önüne alındığında, mevcut hükümet iktidarda kaldığı sürece bazı firmaların İran’da ticari girişimlerde bulunmaktan kaçınmayı tercih edebileceğini ifade etti.
Erickson, “Durum çok daha istikrarlı ve siyasi olarak öngörülebilir hale gelene kadar milyarlarca dolarlık kitlesel yatırımlar göremeyeceğiz. Önümüzde henüz uzun bir yol var” değerlendirmesinde bulundu.
Ortadoğu
Irak, ABD güçlerinin kalış süresini uzatma önerisini reddetti

Irak hükümeti, Washington’ın bazı uluslararası koalisyon güçlerinin 30 Eylül’den sonra ülkede kalmasına yönelik talebini reddetti. Bağdat yönetimi ayrıca Şii silahlı grupların silah teslimini iki yıl erteleme ve faaliyetleri dondurma teklifini de kabul etmedi. Hükümet Sözcüsü Haydar el-Abudi, silahların devlet denetimine alınması sürecinin kararlılıkla sürdüğünü açıkladı.
Irak hükümeti, uluslararası koalisyon bünyesindeki bazı ABD güçlerinin 30 Eylül tarihinden sonra da ülkede kalmasını öngören Washington merkezli öneriyi reddetti.
Irak Hükümet Sözcüsü Haydar el-Abudi, Başbakan Ali Zeydi’nin direniş gruplarının silahsızlandırılması süreciyle bağlantılı olarak sunulan bu talebi geri çevirdiğini 31 Ağustos’ta düzenlediği basın toplantısında duyurdu.
Devlet medyasında yer alan bilgilere göre Abudi, Başbakan Zeydi’nin uluslararası koalisyona bağlı bazı askeri unsurların belirlenen tarihten sonra da Irak’ta kalması teklifini kabul etmediğini kaydetti.
Irak resmi haber ajansı INA’nın aktardığı açıklamada Abudi, “Hükümet; silahların devletin kontrolü altına alınması, bulundurulması ve kullanımının düzenlenmesi ve karar alma mekanizmasının birleştirilmesiyle ilgili prosedürleri ve taahhütleri tamamlamayı sürdürüyor. Devlet, toplumun işlerini yönetmek için yasal yetkisini kullanıyor” dedi.
Abudi, silahlı gruplarla yürütülen diyalog takviminin düzenli biçimde ilerlediğini, kararların ulusal çıkarlar doğrultusunda alındığını ve bölgesel gelişmeleri yakından takip eden Irak’ın herhangi bir çatışmanın tarafı olmayacağını vurguladı.
Grupların iki yıllık dondurma planına ret
The New Arab’ın haberine göre Iraklı silahlı gruplar, silahlarını doğrudan devlete teslim etmek yerine kendi depolarına kaldırmayı ve askeri faaliyetlerini iki yıl süreyle askıya almayı önerdi.
Şii öncülüğündeki ve söz konusu yapılarla bağlantılı Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın kaynaklar, Bağdat yönetiminin bu teklifi de geri çevirdiğini bildirdi.
Iraklı üç siyasi kaynak, hükümete yakın zamanda sunulan tasarıda ismi açıklanmayan grupların silahlı operasyonlarını durdurmayı ve cephanelerini iki yıl boyunca belirlenen depolara yerleştirmeyi öngördüğünü, ancak kontrolü güvenlik güçlerine devretmeyi kabul etmediğini belirtti.
Habere göre Ketaib Hizbullah’ın da dahil olduğu gruplar, bu adımı ABD güçlerinin ülkedeki geleceğine bağladı ve liderlerinin hedef alınmayacağına dair güvence talep etti.
Silahsızlanma takviminde son durum ne?
ABD ve Suudi Arabistan’ın son dönemde Irak’ta Haşdi Şabi unsurlarını hedef alan hava saldırıları can kayıplarına ve yaralanmalara yol açmıştı.
2014 yılında IŞİD ile mücadele amacıyla kurulan ve zamanla resmi güvenlik mimarisiyle bütünleşen Haşdi Şabi, ülkedeki silahlı direniş gruplarıyla yakın temasını koruyor.
Hükümetin ABD askerlerinin kalışına yönelik olumsuz kararı, Ketaib Hizbullah’ın Bağdat’a karşı “sabrın tükenmekte olduğu” uyarısının ardından geldi.
Örgüt yetkilileri bu ay başında Irak güvenlik güçlerinin operasyonlar düzenlediğini ve üst düzey isimleri gözaltına aldığını açıklamıştı.
Bağdat yönetimi, ABD yönetiminin baskısı doğrultusunda geçen ay sonunda tüm silahlı grupların silahsızlanması için 30 Eylül’ü son tarih olarak belirlemişti.
Bazı örgütler silah teslimini kabul ederken Ketaib Hizbullah ve Nüceba Hareketi’nin aralarında bulunduğu yapılar bu karara karşı çıktı.
Gruplar, Washington ile Bağdat arasında varılan ve muharip güçlerin danışmanlık rolüne geçmesini öngören kademeli geçiş modeli yerine ABD güçlerinin Irak’tan tamamen çekilmesini talep ediyor.
Bu yıl İran’a yönelik ABD-İsrail savaşı sürecinde Iraklı gruplar, ülkedeki Amerikan unsurlarını hedef almıştı.
Ortadoğu
Doğu Kudüs’teki Hristiyan okulları grevde

Doğu Kudüs’teki birçok Hristiyan özel okulu, İsrail’in 70’den fazla öğretim görevlisinin giriş izinlerini yenilemediği bildirildikten sonra bir sonraki duyuruya kadar greve gitti.
Kudüs Hristiyan Eğitim Kurumları Genel Sekreterliği, bu kararın, İsrail’in önceden herhangi bir uyarıda bulunmaksızın giriş izinlerini yenilememesi ve bu durumun yeni eğitim-öğretim yılının başlamasını imkansız hale getirmesi üzerine alındığını belirtti.
Açıklamada ayrıca, personel eksikliği nedeniyle eğitim, idari ve sağlıkla ilgili okul faaliyetlerinin yanı sıra temizlik hizmetleri ile güvenlik ve emniyet prosedürlerinin düzgün bir şekilde yürütülememesi nedeniyle öğrencilerin öğrenim görebilecekleri “güvenli ve istikrarlı” bir ortamdan mahrum kaldıkları vurgulandı.
Doğu Kudüs’teki Ir Amim örgütünün verilerine göre, grevdeki okullar yaklaşık 15.000 öğrenciye hizmet veriyor.
Açıklamada şunlar söylendi:
“Bu krizin bir an önce çözülmesini, bu tür önlemlerin sona ermesini ve gelecekte tekrarlanmamasını diliyor ve umuyoruz. Böylelikle eğitim kurumlarımızın istikrarı korunacak, öğrencilerin düzenli ve güvenli eğitim alma hakkı garanti altına alınacak ve okullarımızın özgün eğitim, pedagojik ve insani misyonlarını sürdürmeleri mümkün olacaktır.”
Filistin Yönetimi tarafından yönetilen WAFA’ya göre grev, Doğu Kudüs’teki birinci sınıftan yedinci sınıfa kadar 45.000 öğrenciye İsrail müfredatının dayatılması planlarına ilişkin endişeler üzerine gerçekleşti.
İsrail, 1967’deki Altı Gün Savaşı’ndan sonra kendi müfredatını uygulamaya koymaya çalışmış olsa da bu girişim büyük tepkiyle karşılanmış ve planlar nihayetinde rafa kaldırılmıştı.
Daha yakın zamanda alınan önlemler, Filistinlilerin İsrail eğitim sistemi ve kamu hizmetleri sistemlerinde İsrail eğitimi almadan çalışma imkânlarını kısıtladı.
2018 yılında İsrail Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Kudüs Üniversitesi de dahil olmak üzere Filistin kurumlarından alınan sosyal hizmet diploması tanınmasını iptal etti.
Ocak 2026’da Knesset, Filistin üniversitelerinden mezun olanların, İsrail akreditasyonu olmadan İsrail ve Doğu Kudüs’teki okullarda öğretmenlik yapmasını kısıtlayan bir yasa kabul etti.
Bu grevler, Filistin eğitim sektörünün zorluklarla boğuşmaya devam ettiği bir dönemde gerçekleşiyor.
Filistin Yönetimi’ne bağlı okullar, finansman sorunları nedeniyle dersleri haftada sadece üç güne indirmek zorunda kalırken, İsrail ise Doğu Kudüs’teki UNRWA faaliyetlerini durdurdu.
Ortadoğu
Şeybani: İsrail ile diplomatik çözüm peşindeyiz

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Şam’ın ABD’nin arabuluculuğuyla İsrail ile “diplomatik bir çözüm” arayışında olduğunu belirtti.
Şeybani, Şam’ı ziyaret eden Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, “Saldırılar hâlâ devam ediyor. Yalnızca Temmuz ayında 65, Ağustos ayının ilk 18 gününde ise 52 sınır ihlali tespit ettik,” dedi.
“Kuneytra vilayetinde ve Şam kırsalında evlere yönelik baskın kampanyasını” kınayan Şeybani, Suriye makamlarının bu yıl İsrail işgal güçleri tarafından gözaltına alınan Suriyelilerin sayısını 147 olarak kaydettiğini ve “bunlardan 49’unun hâlâ gözaltında olduğunu” belirtti.
Şeybani şöyle devam etti:
“Bu zorluklara rağmen, hâlâ diplomatik bir çözüm seçeneğine bağlıyız ve bunu başarmak için ciddi bir şekilde çalışıyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nin arabuluculuğunda müzakereler yürütüyoruz.”
Danimarka Dışişleri Bakanı dün Şam’daki büyükelçiliği açtı. Danimarka, Suriye’deki büyükelçiliğini yeniden açan ilk AB ülkelerinden biri.
Suriye ve Danimarka, iki ülke arasındaki işbirliğine kurumsal bir çerçeve sağlamak üzere ikili bir ortaklık anlaşması hazırlama konusunda mutabık kaldı.
İki bakan ayrıca, Şam ile Kopenhag arasında 21 Eylül’de başlayacak olan direkt uçuşların, Danimarka’daki Suriyeli topluluğa hizmet edecek ve iki ülke arasındaki bağları güçlendireceğini duyurdu.
Tişrin Sarayı’nda düzenlenen ortak basın toplantısında Şeybani, tarafların Suriye-Danimarka İş Konseyi’ni ilke anlaşmasından pratik işbirliği için işleyen bir mekanizmaya dönüştürmeyi görüştüklerini söyledi.
Rasmussen, Danimarka iş dünyasının Suriye’ye yatırım yapmaya hazır olduğunu ve iki ülkenin, ekonomik ve güvenlik işbirliği de dahil olmak üzere karşılıklı çıkarlar temelinde kapsamlı bir ortaklık kurmayı hedeflediğini belirtti.
Danimarka Dışişleri Bakanı, ülkesinin Şam’daki Danimarka Enstitüsü’nü de en kısa sürede yeniden açacağını söyledi.
Rasmussen, Danimarka’nın tarım alanında önemli bir uzmanlığa sahip olduğunu ve bu sektörün geliştirilmesi konusunda Suriye’ye destek vermeye hazır olduğunu belirterek, Suriye’nin bölgenin “tahıl ambarı” haline gelme potansiyeline sahip olduğunu da sözlerine ekledi.
İki taraf ayrıca, daha geniş kapsamlı iktisadi işbirliği ve Danimarka’nın Suriye’deki yatırım fırsatlarını da ele aldı.
Bakanlar, Danimarka’daki Suriyelilerin durumunu ve gönüllü geri dönüşü ele aldılar.
Şeybani, Suriye’nin kapılarının istisnasız tüm vatandaşlarına açık olduğunu ve Şam’ın onların güvenli ve gönüllü geri dönüşünü desteklediğini belirtti.
Rasmussen ise Danimarka’nın vatanlarına dönmek isteyen Suriyelileri desteklemek için planlar hazırladığını söyledi.
Şeybani, Suriye savaşı yıllarında Danimarka’nın sağladığı insani yardımı övdü ve Danimarka Mülteci Konseyi’nin mayın temizleme, su temini ve tarım ile geçim kaynaklarının desteklenmesi alanlarındaki çalışmalarını vurguladı.
Ayrıca, BM Güvenlik Konseyi’nde Suriye’nin birliğini ve bağımsız ulusal karar alma sürecini destekleyen Danimarka’nın tutumunu memnuniyetle karşıladı.
Amerika2 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını2 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Dünya Basını6 gün önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Trump İran konusunda kendini çıkamayacağı bir köşeye sıkıştırdı
Dünya Basını2 hafta önceAmerika’dan vazgeçmeyi göze alamayan müttefikler
Ortadoğu1 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Amerika1 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Rusya1 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı










