Avrupa
Almanya, silahlanmak için borçlanıyor

Almanya, askeri olarak güçlenmesini sadece sosyal güvenlik sistemini parçalayarak değil, aynı zamanda rekor düzeyde borçlanarak da finanse ediyor.
German Foreign Policy’nin aktardığına göre Berlin, yalnızca 2027 ile 2030 yılları arasında 838 milyar avroluk yeni borç almayı planlıyor ve bunun büyük bir kısmı askeri harcamalara aktarılacak.
Sonuç olarak, 2030 yılına kadar 81 milyar avroluk bir faiz yükü bekleniyor; bu rakam, mevcut sağlık bütçesinin neredeyse dört katı.
Aynı zamanda, Almanya’nın fiili askeri harcamaları, resmi olarak bildirilen rakamları yüzde 50 oranında aşıyor. Bu yılki federal bütçede Alman Silahlı Kuvvetleri’ne (Bundeswehr) yaklaşık 82,7 milyar avro ayrılmış olsa da, federal hükümet NATO’ya 124,7 milyar avroluk askeri harcama bildirdi.
Aradaki fark açıkça diğer bütçe kalemlerinde ve kayıt dışı bütçelerde (“özel fonlar”) gizleniyor.
Berlin’e ayak uydurma baskısı altında olan Paris ve Londra da sağlık, sosyal yardım ve eğitim sistemlerinde ciddi kesintiler pahasına askeri harcamalarını önemli ölçüde artırıyor.
NATO’ya bildirilen askeri bütçe, resmi bütçeden çok daha fazla
Federal Cumhuriyet’in fiili askeri harcamaları, hükümetin resmi rakamlarını önemli ölçüde aşmaya devam ediyor.
Bu durum, bu yılki silahlı kuvvetler harcamalarına ilişkin çeşitli verilerin karşılaştırılmasıyla açıkça ortaya çıkıyor. Federal bütçe, Federal Savunma Bakanlığı’na 82,7 milyar avronun biraz altında bir kaynak ayırıyor; bu, tüm federal hükümet harcamalarının yüzde 15,8’ini oluşturuyor.
Fakat hükümetin gölge bütçede sakladığı özel borç kaynaklarından gelen fonlar da var. Federal Maliye Bakanlığı’nın rakamları artık mevcut: 2026 yılı için toplam tutar 108,2 milyar avroya ulaşıyor.
Geçen hafta, federal hükümetin bu yıl için NATO’ya bildirdiği Alman askeri harcama tutarının aslında çok daha yüksek olduğu ve 124,7 milyar avroya ulaştığı ortaya çıktı. Bu rakam, Bundeswehr’in normal bütçesinden tam yüzde 50 daha fazla.
Bunun nedeni, Ukrayna’ya sağlanan önemli miktardaki askeri yardım gibi çeşitli maliyetli savunma harcamalarının, eleştirel incelemelerden gizlenebilecekleri diğer bütçe kalemlerine kaydırılması.
Örneğin, 2026 yılı federal bütçesinde, “Uluslararası hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan devletlerin güvenlik, savunma ve istikrar alanlarında güçlendirilmesi” amacıyla “Genel Mali Yönetim” bütçe kalemi altında 11,5 milyar avro ayrılmıştı.
Silahlanma, sosyal harcamaları yakalıyor
Bu arada, Federal Maliye Bakanlığı, özel borçlardan karşılanacak planlı harcamaları da içeren önümüzdeki yıllara ait rakamları açıkladı.
Bu rakamlara göre, 2027 yılında Almanya’nın askeri harcamaları, resmi federal bütçede Bundeswehr için ayrılan 110 milyar avronun biraz altındaki tutarla sınırlı kalmayacak, 139,7 milyar avroya ulaşacak. 2028 yılına kadar bu rakamın 153,9 milyar avroya ulaşması bekleniyor.
2030 yılı için ise 184 milyar avroluk resmi harcama rakamı belirtiliyor. Bu rakamlara, Berlin’in NATO’ya sunduğu raporlara eklediği harcamalar henüz dahil değil.
184 milyar avro, Berlin’in bu yıl emekli maaşları ve yaşlılara yönelik temel gelir desteği (140 milyar avro) ile sosyal yardımlar (55,5 milyar avro) için önerdiği 195,5 milyar avroya çok yakın.
Böylece federal hükümet, Bundeswehr’in askeri güçlenmesini, Almanya genelindeki tüm emeklilere ve muhtaç kişilere sağlanan yardımların toplamına eşdeğer bir değer olarak değerlendiriyor.
Bunu finanse etmek için Berlin, sosyal programlarda sert kesintilere başladı. Örneğin, yoksulluk içinde yaşayan 2,9 milyon çocuğa verilen aylık 25 avroluk ek yardım gibi başlıklarda kemer sıkmaya gidiliyor.
Borçlanmanın yaratacağı faiz yükü
Sosyal programlardaki sert kesintilere rağmen, askeri güçlendirme yeni borçlarda dramatik bir artışa yol açıyor.
Federal hükümet, önümüzdeki yıl için 200 milyar avrodan fazla yeni borç almayı planlıyor; bu, bu yıla göre yüzde 12,5’lik bir artışa denk geliyor.
2027’den 2030’a kadar yeni borcun toplamda 838 milyar avroya ulaşması bekleniyor. Haberlere göre, bu borcun büyük bir kısmı askeri harcamalara aktarılacak.
Aynı zamanda, faiz yükü de çarpıcı bir şekilde artıyor. 2021’de yaklaşık 4 milyar avro seviyesinde olan faiz yükü, gelecek yıl 42 milyar avroya, 2030’a kadar ise 81 milyar avroya ulaşacak.
Bu rakam, mevcut sağlık bütçesinin yaklaşık dört katı.
Alman silahlanması Avrupa’yı da peşinden sürüklüyor
Almanya’nın askeri güçlendirme politikası, yalnızca sosyal refah sistemlerinin tasfiyesinden en çok etkilenen, mali açıdan savunmasız kesimlerin sırtına yüklenmiyor; aynı zamanda Avrupa genelinde askeri güçlenmeyi de tetikliyor.
Bu durum, örneğin, Almanya’nın üçüncü kez Avrupa’nın en güçlü silahlı kuvvetlerini kurmaya hazırlandığına dair endişe ve korkuların arttığı Fransa için de geçerli.
Almanya’nın askeri harcamalarını artırma çabası, Fransız hükümeti üzerinde kendi askeri bütçesini sürekli artırması yönünde baskı yaratıyor.
Aksi takdirde, Genelkurmay Başkanı Fabien Mandon’un yakın zamanda uyardığı gibi, Fransa’nın silahlı kuvvetlerinin “geride kalma” riski bulunuyor.
Paris’teki mevcut bütçe planları, askeri bütçenin bu yılki 57,1 milyar avrodan 2030’da 76,3 milyar avroya çıkarılmasını öngörüyor.
Bu rakam, Berlin’in planladığı harcamaların yarısına bile ulaşmıyor. Bunun başlıca nedeni, Fransa’nın halihazırda Almanya’dan çok daha fazla borçlu olması: Mart sonu itibarıyla ülkenin borcu 3,54 trilyon avro, yani GSYİH’nin yüzde 117,5’i seviyesindeydi.
Bu nedenle Paris, Berlin ile aynı ölçekte silah alımı için kredi alamıyor. Yine de sosyal sistemlerin tasfiyesini aynı kararlılıkla sürdürüyor.
Birleşik Krallık’ta da durum benzer. Orada, 2024 yılında 54 milyar sterlin olan askeri bütçe, 2029 yılında 80 milyar sterline çıkarılacak; mevcut döviz kuru üzerinden bu rakam 94 milyar avroya denk geliyor.
Birleşik Krallık da, Almanya’nın yaptığı gibi, askeri olarak güçlenmesini devasa yeni borçlanmalarla finanse edemiyor çünkü halihazırda GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 95’i kadar borçlu.
İngiliz Bütçe Sorumluluk Ofisi, hükümetin kararlı bir rota değişikliğine gitmemesi halinde Birleşik Krallık’ın ulusal borcunun 2075 yılına kadar GSYİH’nin yüzde 300’üne ulaşabileceği konusunda çoktan uyarıda bulunuyor.
Buna bağlı olarak, sosyal hizmetler, sağlık ve eğitim alanlarında zaten azaltılmış olan bütçelerde ciddi kesintiler kapıda.
Görevinden ayrılacak olan Başbakan Keir Starmer, muhtemelen son resmi icraatlarından biri olarak, askeri bütçeye ek 15 milyar sterlin aktarmaya karar verdi.
Yakında görevi devralacak olan halefi Andy Burnham, The Times’ın bildirdiği üzere, artık “okullar, hastaneler, yollar ve enerji projelerinden” en az 7 milyar sterlinlik ek kesinti yapmak zorunda kalacak.
Merz’den devlet baskısını artırma sinyali: “Defolun!”
Silahlanma, yeni borçlanma ve sosyal refah sistemlerinin tasfiyesi, belirli bir ölçüde Almanya tarafından yönlendiriliyor.
Fakat bu durum tüm Avrupa ülkelerinin halklarını etkiliyor.
Artan hoşnutsuzluk ve yoğunlaşan protestolarla karşı karşıya kalan Şansölye Friedrich Merz, geçtiğimiz günlerde protestolara müsamaha göstermeyeceğini açıkladı.
Merz, kelimesi kelimesine şöyle dedi: “Kültürel karamsarlar, felaket tellalları, sızlananlar, şikayetçiler ve profesyonel eleştirmenler: Defolun!”
Avrupa
Burnham kabinesini açıkladı

Yeni Britanya Başbakanı Andy Burnham, pazartesi günü hiç vakit kaybetmeden yeni bakanlar kurulunu açıkladı.
Telefon görüşmesi yoluyla yapılan görevden almalar sırasında, Maliye Bakanı Rachel Reeves’ten Başbakan Yardımcısı David Lammy’ye kadar eski Başbakan Keir Starmer yanlıları kızağa çekildi.
Burnham, onların yerine, partinin ana akım kanatlarını kapsayan, kuzeydeki kilit müttefikleri ve Starmer ile arası bozulan bakanları da içeren bir üst düzey ekip kuruyor.
En büyük sürpriz, John Healey’nin maliye bakanı olması. Hükümetteki ikinci en önemli görev, beş haftadan biraz fazla bir süre önce savunma bakanlığından istifa ederek Starmer’ın mücadeleye devam etme şansını tamamen ortadan kaldıran milletvekili için büyük bir ödül oldu.
Healey, Starmer yönetiminin savunma harcamalarını yeterince artırmamasını gerekçe göstererek istifa etmişti.
Öte yandan Healey, o dönem “isteksiz” bulduğu Reeves yönetimindeki Hazine Bakanlığı’nı da iğnelemişti.
Yeni Maliye Bakanı Healey, Blair döneminde de bakanlıktaydı
İstifasından sonra nihayetinde kabul edilen Savunma Yatırım Planı’nın hükümetin bütçe tablolarında yarattığı milyarlarca sterlinlik açıkları kapatmak ve talep ettiği gibi 2030 yılına kadar savunma harcamalarını GSYİH’nin yüzde 3’üne çıkarmak için gerekli adımları atmak zorunda kalacak.
POLITICO’ya göre asıl soru, “Vergileri artırmak mı, yoksa mevcut bütçeleri kesmek mi?”
Healey şimdilik, 2000’li yıllarda Tony Blair yönetimi döneminde Hazine Bakanlığı’nda da görev yapmış olması da dahil olmak üzere, hükümetin çeşitli kademelerinde deneyime sahip, güvenilir bir isim olarak görülecek.
Burnham, zaman zaman bu yeni başbakanın göreve gelmesi ihtimalinden tedirgin olan tahvil piyasalarını ürkütmeyecek kadar güvenilir bir isim olduğunu umuyor.
Bir başbakanlık yetkilisi, Burnham ve Healey’in, yeni başbakanın planlarının temel unsurları olan yeniden sanayileşme, yetki devri ve yaşam maliyeti konularında, ayrıca iktisadi istikrarı sağlamayı amaçlayan hükümetin “mali kurallarına” bağlı kalma gerekliliği konusunda “aynı bakış açısına” sahip olduklarını vurguladı.
Dışişleri Bakanı Ed Miliband
Dışişleri Bakanı ise Ed Miliband oldu. 2015 genel seçimlerini kazanamayan İşçi Partisi’nin eski liderlerinden biri olan Miliband, enerji bakanlığı görevinden alınmayı reddedene kadar Starmer’ın müttefikiydi.
Ardından, Starmer’a istifa etmesi gerektiğini söyleyen ilk kabine üyelerinden biri oldu. Şimdi ise Burnham’ın sözcüsü konumunda.
Yeni lider, tüm dikkatini iç meselelere yoğunlaştırmak istiyor. Dolayısıyla, İşçi Partisi’nin sol kanadından önemli bir ismin dışişleri görevini üstlenmesi, bu süreci daha sorunsuz hale getirebilir.
Öte yandan, Miliband’ın Beyaz Saray ile ilişkileri yürütmesi gerekecek. Miliband’ı enerji bakanlığı görevinden almak, İngiltere’nin Kuzey Denizi’nde biraz daha fazla petrol ve doğalgaz çıkarma yolunu açabilir.
Fakat çevre savunucusu olarak sahip olduğu itibar, İngiltere’yi defalarca Kuzey Denizi’nde petrol sondajı yapmaya teşvik eden Donald Trump ile gerginliğe neden olabilir.
Üstelik Miliband, defalarca Amerika’nın yoluna taş koydu. 2013 yılında muhalefet lideriyken, İngiliz hükümetinin Suriye’deki askeri harekâta katılmasını başarıyla engelledi ve Barack Obama için durumu zorlaştırdı.
Ayrıca, bu yılın başlarında İngiltere’nin Trump’ın İran’a yönelik saldırı saldırıları için Diego Garcia’daki Hint Okyanusu üssünü kullanmasına izin vermemesi yönünde özel kanallardan baskı yapan öncü isimlerden biriydi. Bu da onu ABD yönetimi nezdinde sevimli bir figür haline getirmeyebilir.
Miliband, Dışişleri Bakanlığı’na atandığında yaptığı açıklamada, ebeveynlerinin Nazilerden kaçan Yahudi mülteciler olarak İngiltere’ye nasıl geldiklerine değindi.
Açıklamasında ayrıca, İsrail ile komşuları arasında sürdürülebilir bir barış sağlanması için “yorulmadan” çalışacağına söz verdi. Bu konu, İşçi Partisi için ele alınması zor bir mesele olmaya devam edecek.
Streeting savunmaya gitti, Mahmood içişlerinde kaldı
Miliband’ın adı, Wes Streeting ile birlikte haftalar boyunca maliye bakanlığı ile anılmıştı. Eski Sağlık Bakanı Streeting’in yeni görevi savunma bakanlığı olacak.
Streeting, savunma harcamaları konusunda hükümet içinde yaşanan şiddetli bir tartışmanın ortasında atanan ve Burnham’ın selefi Starmer tarafından göreve getirilen selefi Dan Jarvis’in ayrılmasından altı haftadan az bir süre sonra görevi devraldı.
Jarvis, hükümetin uzun zamandır beklenen Savunma Yatırım Planı’nı hayata geçirmekten sorumluydu.
Streeting, geçtiğimiz bahar Starmer hükümetinden istifa ettiğinden bu yana savunma harcamaları konusunda çeşitli açıklamalarda bulundu.
Kaynak yaratmak amacıyla “savaş tahvilleri” fikrini destekledi ve modası geçmiş askeri programların iptal edilmesi için lobi yaptı.
Shabana Mahmood ise içişleri bakanı olarak görevine devam edecek. Mahmood’un müttefikleri, onun birçok “ilerici” kesim tarafından tartışmalı bulunan göç reformlarını hayata geçirmeye devam etmek için bakanlıkta kalmak istediğini her zaman vurgulamışlardı.
Burnham’ın onu görevde tutmasıyla Mahmood’un dileği gerçekleşecek. Fakat müttefiklerinden biri, son haftalarda POLITICO’ya yaptığı açıklamada, göçmenlik reformları konusunda “ılımlı sol kesime bir tür taviz verilmesi gerekeceğini” öngördü.
Miliband gibi Mahmood da Starmer’a süresinin dolduğunu söyleyen ilk isimlerden biriydi.
Miatta Fahnbulleh ise Miliband’ın yerine enerji güvenliği ve net sıfırdan sorumlu devlet bakanı olarak atanacak.
Eski enerji bakanı ve düşünce kuruluşu başkanı, Burnham’a politika konusunda danışmanlık yapıyordu.
Fahnbulleh, mayıs ayında Starmer’ı istifaya zorlamak amacıyla istifa eden ilk kişi olmadan önce, önce enerji bakan yardımcısı, ardından da yerel yönetimler bakanı olarak görev yapmıştı.
Burnham’dan “umudu geri getirme” sözü
Burnham, Thatcher döneminde topluluklara verilen uzun vadeli zararı telafi etme sözü vererek, iktidara gelmesinin İngiltere’ye “umudu geri getireceğini” söyledi.
Yeni Birleşik Krallık başbakanı, Downing Street’te Keir Starmer’ın yerine geçtikten sonra ulusa seslenirken, halkın siyasetten “bıkmış” olduğunu kabul etti ve gerçek bir değişim sağlamak için hükümetin “daha iyisini yapması” gerektiğini söyledi.
Toplanan kalabalığa seslenen yeni başbakan, “Yeni bir ulusal birlik duygusu, ortak bir amaç ve pozitiflik duygusu oluşturalım. Bu anı, Britanya’nın yeniden inanmaya başladığı, umudu geri kazandığımız an haline getirelim,” dedi.
10 Numara’nın önünde yaptığı konuşmada, hükümetin salı günü halk için yaşam maliyetleri konusunda “biraz nefes alma alanı” sağlayacağını belirtti; tam olarak finanse edilmiş bir paket kapsamında enerji faturalarında ve otobüs ücretlerinde indirim planlarının yapılması bekleniyor.
Burnham daha sonra gazetecilere, altyapıya yatırım yapmak üzere milyarlarca sterlinlik ek borçlanma sağlamak için hükümetin mevcut mali kuralları dahilinde “her türlü esnekliği” değerlendireceğini ama ekonomiye karşı “çok ihtiyatlı” bir yaklaşım sergileyeceğini söyledi.
Burnham’ın açıklamalarının ardından, daha yüksek borçlanma ve artan borç riskleri nedeniyle zaten gergin olan piyasalarda İngiltere’nin 10 yıllık devlet tahvili fiyatları düştü. Fakat “güvenilir bir isim” olarak görülen 66 yaşındaki Healey’in atandığı duyurulduğunda piyasalar kapanmıştı.
Yeni başbakanın telefon trafiği, Trump, von der Leyen, Zelenskiy
Burnham, bir dünya lideriyle yaptığı ilk telefon görüşmesinde, daha önce kendisinin sadece “bir kasabanın” belediye başkanı olduğunu ima eden Donald Trump ile görüştü ve onu gelecek yılki G20 zirvesi için Manchester’a davet etti.
Trump daha sonra sosyal medyada, iki liderin İran, ABD-İngiltere askeri ittifakı ve ticaret konularını ele alarak “çok iyi bir görüşme” yaptıklarını yazdı. Trump, Burnham ile “çok da uzak olmayan bir gelecekte” bir araya gelmeyi planladıklarını belirtti.
Burnham ayrıca Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i de aradı.
Avrupa
AB: Yapay zeka, jeopolitik bir silaha dönüşüyor

AB’nin teknoloji sorumlusu Henna Virkkunen, yapay zekanın jeopolitik bir silaha dönüştüğü uyarısında bulundu.
Financial Times’a (FT) verdiği röportajda Virkkunen, Avrupa’nın ABD modellerine alternatif kendi teknolojilerini daha hızlı geliştirmesini, aksi takdirde stratejik yeteneklerden mahrum kalma riskiyle karşı karşıya kalacağını vurguladı.
Virkkunen, Brüksel’in “bu son derece kritik teknolojiler konusunda üçüncü ülkelere bağımlı kalmaktan” korktuğunu söyledi.
Teknoloji komiseri, diğer ülkelerin yapay zeka modellerine erişimini kesme gücüne sahip hükümetlerin bunu kendi çıkarları için kullanabileceği uyarısında bulundu.
AB’nin ABD teknolojisine bağımlılık konusundaki endişeleri, haziran ayında Washington’un güvenlik endişeleri nedeniyle Anthropic’in önde gelen modellerine ihracat kısıtlamaları getirmesiyle gerçeğe dönüştü.
Yabancı hükümetler ve Silikon Vadisi’nden gelen tepkilerin ardından bu önlemler kaldırıldı, fakat bu olay, ABD’nin acil kararlar yoluyla Avrupa ekonomisinin temelini oluşturan teknolojilere erişimi kesebileceği yönündeki endişeleri yeniden alevlendirdi.
Virkkunen, kritik teknolojileri kontrol edenlerin “sadece ekonomiye hükmetmekle kalmadığını”, aynı zamanda jeopolitik düzeyde “büyük bir stratejik varlığa” sahip olduğunu belirtti.
Avrupa Komisyonu’nun teknoloji ve siber güvenlik konularından sorumlu Fin siyasetçi şöyle devam etti:
“Anthropic’e uygulanan erişim kısıtlaması, siber güvenlik ortamımızda bu tür bir gerçekliğe hazırlıklı olmanın ne kadar önemli olduğunu bize çok net bir şekilde gösteriyor. Önümüzdeki aylarda ve yıllarda piyasaya bu tür çok yetenekli yapay zeka modellerinin daha da fazla çıkacağını biliyoruz. Bu nedenle buna çok iyi hazırlıklı olmalıyız.”
Virkkunen, yapay zeka konusundaki durumu, önceki Joe Biden yönetiminin en son teknoloji ürünü çiplere ihracat kısıtlamaları getirme kararına benzetti. Bu karar, AB üye devletlerini erişim izni verilenler ve verilmeyenler olarak ikiye bölmüştü.
Virkkunen, “Yapay zeka yetenekleri günümüzde gerçekten stratejik varlıklardır ve bu yüzden kendi teknolojik egemenliğimizi kurmamız bizim için çok önemli,” dedi.
Brüksel, geçen ay yarı iletkenlerden bulut bilişime ve yapay zekaya kadar çeşitli sektörlerde Avrupa alternatiflerini destekleyerek ABD teknolojisine olan bağımlılığını azaltmak amacıyla bir teknoloji egemenliği paketi sundu.
Plan, Avrupa veri merkezlerinin inşasını hızlandırmak ve yapay zeka şirketi Mistral gibi yerli bulut ve yapay zeka teknolojilerini ya da Scaleway veya OVHcloud gibi bulut sağlayıcılarını desteklemek için teşvikler içeriyor.
Virkkunen, “Avrupa’nın kendi kapasitelerini geliştirmesi ve bu son derece kritik teknolojiler konusunda üçüncü ülkelere bağımlı olmamamız da çok önemli,” dedi.
Bu yatırımları finanse etmek amacıyla AB ve Avrupa Yatırım Bankası, Avrupalı teknoloji şirketlerine stratejik yatırımlar yapmak üzere yeni bir mekanizma kuracak.
Bu arada Brüksel, en gelişmiş yapay zeka modellerine erişimin devamını sağlamak için ABD yönetimi ile ikili görüşmelerini sürdürüyor.
AB, Fransa, Almanya ve İtalya liderleri ayrıca Haziran ayında düzenlenen G7 zirvesini, kritik siber güvenlik açıklarını tespit etme gücüne sahip en güçlü yapay zeka modellerine sürekli erişimi sağlamak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump ile “güvenilir ortak” programı kurulması olasılığını görüşmek için bir fırsat olarak değerlendirdiler.
Virkkunen, “Bu [öneri] üzerinde uluslararası düzeyde çalışmaya devam ediyoruz,” dedi.
Avrupa
Avrupa Komisyonu’ndan AliExpress’e rekor ceza

Avrupa Komisyonu, yasadışı ve sahte ürünlerin satışını engellemede yetersiz kaldığı gerekçesiyle Çin merkezli e-ticaret platformu AliExpress’e 550 milyon euro para cezası verdi. Avrupa Birliği Dijital Hizmetler Yasası kapsamındaki bu en yüksek ceza, platformun risk değerlendirmesi yapmaması ve denetim mekanizmalarındaki yapısal eksiklikleri nedeniyle kesildi.
Avrupa Komisyonu, Çin merkezli çevrimiçi alışveriş platformu AliExpress’e yasadışı ürünlerin satışını önlemeye yönelik yetersiz tedbirler alması nedeniyle 550 milyon euro tutarında idari para cezası verdi.
Söz konusu yaptırım, Avrupa Birliği Dijital Hizmetler Yasası (DSA) tarihindeki en yüksek ceza olma özelliğini taşıyor.
Financial Times’ın haberine göre Avrupa Komisyonu tarafından yapılan açıklamada, AliExpress’in yasadışı ürünlerin yayılmasına ilişkin riskleri düzgün bir şekilde analiz etmediği ve bu tehditleri azaltacak etkin önlemleri uygulamaya koymadığı belirtildi.
Avrupa Birliği Teknoloji Egemenliğinden Sorumlu Komiser Henna Virkkunen konuya ilişkin değerlendirmesinde, sahte kıyafetlerin, güvensiz oyuncakların, tehlikeli kozmetik ürünlerinin ve diğer yasadışı malların yayılmasının internetten alışveriş yapmanın kaçınılmaz bir bedeli olmadığını, aksine AliExpress’in Dijital Hizmetler Yasası kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal etmesi anlamına geldiğini ifade etti.
Virkkunen, tüketicilerin internet ortamında güvenle alışveriş yapabilmeleri için risklerin sistematik olarak tespit edilmesi ve ortadan kaldırılması gerektiğinin altını çizdi.
Tespit edilen ihlaller arasında ürün denetimini gerçekleştirecek personel sayısının yetersizliği, satıcıların kuralları aşmasına imkan tanıyan verimsiz moderasyon sistemleri ve platformun mükerrer ihlalde bulunan satıcıları engelleyememesi yer alıyor.
Ayrıca markaların orijinalliğini doğrulama sisteminin etkisiz olduğu ve kolayca devre dışı bırakılabildiği saptandı.
Alınan karar doğrultusunda AliExpress, ihlalleri ortadan kaldırmaya yönelik eylem planını 20 Ekim 2026 tarihine kadar Avrupa Komisyonuna sunmakla yükümlü tutuldu.
Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde şirkete yeni cezai yaptırımlar uygulanabilecek.
Euractiv’in aktardığına göre bir AliExpress temsilcisi, Avrupa Komisyonu ile karşılıklı diyaloğun sürdürülmesi yoluyla kurallara uyumun sağlanacağını belirtti.
Şirket yetkilisi, Komisyonun AliExpress’in şeffaflık konusundaki sorumluluk bilincini ve yaklaşımını takdir ettiğini de sözlerine ekledi.
Sahte ilaç şüphesiyle başlayan süreç
Avrupa Komisyonu, AliExpress hakkındaki incelemeyi 2024 yılının ilkbaharında, platformun DSA kurallarına uymadığı şüphesiyle başlatmıştı. Soruşturma kapsamında özellikle sahte ilaçlar, takviye edici gıdalar ve şüpheli gıda ürünlerinin satışı mercek altına alınmıştı.
AliExpress’e verilen bu ceza, DSA kapsamında şu ana kadar uygulanan üçüncü yaptırım oldu ve daha önceki cezaları büyük farkla geride bıraktı. Komisyon daha önce sosyal medya platformu X’e 120 milyon euro, e-ticaret platformu Temu’ya ise 200 milyon euro ceza kesmişti.
Bir diğer e-ticaret şirketi Shein hakkındaki soruşturma ise devam ediyor. DSA kurallarına göre bir firmaya yıllık cirosunun yüzde 6’sına kadar ceza verilebiliyor ancak Avrupa Komisyonu, yasanın henüz yeni olmasını hafifletici bir sebep olarak değerlendirerek bu oranı sınırda tuttu.
Öte yandan CNBC’nin nisan ayındaki haberine göre, ABD yönetimi, Amerikan teknoloji şirketlerine kesilen rekor cezalar nedeniyle Avrupa Komisyonu ile karşı karşıya gelmişti.
Son iki yılda Amerikan firmalarına kesilen cezaların toplamı 7 milyar dolara ulaşırken, bu tutarın 2 milyar dolardan fazlası tek başına Apple’a yönelik yaptırımlardan oluşmuştu.
Bu cezaların üçü AB anti-tröst mevzuatı uyarınca verilirken, diğer üçü Dijital Pazarlar Yasası (DMA) ve Dijital Hizmetler Yasası (DSA) çerçevesinde karara bağlanmıştı.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?











