Avrupa
Polonya’da Ukraynalı sığınmacı karşıtlığı ilk kez çoğunlukta

Polonya’da düzenlenen kamuoyu araştırmalarında, Ukraynalı sığınmacıların kabul edilmesine karşı çıkanların oranı ilk kez destekleyenleri geride bırakarak yüzde 52’ye yükseldi. Ülkede savaştan kaçan sığınmacılara yönelik yardımların aşırı olduğunu düşünenlerin oranı da artış gösterdi.
Polonya Kamuoyu Araştırma Merkezinin (CBOS) verilerine göre ülkede anketlerin yapılmaya başlanmasından bu yana ilk kez Ukrayna’dan gelen sığınmacıların kabul edilmesine karşı çıkanların oranı, destekleyenlerin oranını geride bıraktı.
Araştırma sonuçları, Polonyalıların yüzde 52’sinin Ukrayna’daki çatışma bölgelerinden gelen sığınmacıların ülkeye kabul edilmemesi gerektiğini düşündüğünü ortaya koydu.
Katılımcıların yüzde 42’si ise sığınmacıların kabul edilmesini destekliyor. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri operasyonunun hemen ardından, 2022 yılında yapılan anketlerde Ukraynalıların kabul edilmesine verilen desteğin yüzde 94 seviyesinde olduğu kaydedilmişti.
Araştırmayı gerçekleştiren uzmanlar, sığınmacılara yönelik tutumun kötüleşmesinin, Polonya’da 2023 yılının ortalarından bu yana gözlemlenen uzun vadeli bir eğilimin parçası olduğunu belirtiyor.
Sığınmacıların kabul edilmesine karşı çıkanların oranı, geçen yılın aralık ayına kıyasla 6 yüzde puanlık artış gösterdi.
RMF24 kanalının haberine göre, ankete katılanların yüzde 54’ü Ukraynalı sığınmacılara yapılan yardımları aşırı bulurken, yüzde 40’ı bu yardımların yeterli düzeyde olduğunu düşünüyor.
Yapılan yardımları aşırı olarak nitelendirenlerin oranında geçen yılın eylül ayından bu yana artış kaydedildiği belirtiliyor.
Ayrıca katılımcıların büyük bir çoğunluğu (yüzde 87), Polonya’da sigorta primlerini ödeyen kişilerin yararlandığı tıbbi hizmetlerin tamamına sığınmacıların erişiminin sınırlandırılmasını destekliyor.
Buna karşın, bir yaşından büyük çocuğu olan annelerin toplu barınma merkezlerinde ücretsiz konaklama hakkının iptal edilmesi fikri toplumda olumsuz karşılandı.
Katılımcıların yüzde 58’i bu hak iptaline karşı çıkarken, destekleyenlerin oranı yüzde 29’da kaldı.
Polonya’da bu tür kamuoyu araştırmaları, Kırım’ın Rusya tarafından ele geçirilmesinin ardından 2014 yılından bu yana Kamuoyu Araştırma Merkezi tarafından düzenli olarak gerçekleştiriliyor.
Son aylarda Polonya ile Ukrayna arasındaki ilişkiler, Ukrayna liderinin 27 Mayıs tarihinde Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin bir birliğine “UPA Kahramanları” unvanı vermesinin ardından gerginleşti.
Ukrayna lideri, bu kararı “ulusal ordunun tarihi geleneklerini yeniden canlandırmak amacıyla” aldığını açıklamıştı.
Nazi işbirlikçisi Ukrayna İsyan Ordusu (UPA), Rusya’da aşlıkçı unsur olarak kabul ediliyor ve faaliyetleri yasaklı bulunuyor.
Ukrayna liderinin bu kararının ardından, Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki 19 Haziran’da, 2023 yılında dönemin Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda tarafından Volodimir Zelenski’ye verilen Beyaz Kartal Nişanı’nı geri aldı.
Nawrocki, bu adımın “Ukrayna halkına yönelik olmadığını” ve “Polonya güvenlik politikasının stratejik yönünde bir değişiklik anlamına gelmediğini” ifade etti. Polonya’nın eski Kiev Büyükelçisi Bartosz Cichocki de 2022 yılında Zelenski’den aldığı Üstün Hizmet Madalyası’nı, UPA’nın onurlandırılması nedeniyle iade etme kararı aldığını bildirdi.
Temelleri Stepan Bandera tarafından atılan aşırı sağcı siyasi oluşum Ukrayna Milliyetçileri Örgütünün (OUN) askeri kanadı olarak kurulan UPA, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman ordusuyla işbirliği yapmış ve Sovyet yönetimine karşı savaşmıştı.
Yapılanma ağırlıklı olarak Ukrayna’nın batı bölgelerinde faaliyet göstermişti.
OUN-UPA birlikleri, 1942 ve 1943 yıllarında Volyn bölgesinde etnik Polonyalılara yönelik kitlesel katliamlar gerçekleştirdi.
Polonyalı tarihçiler, Volin Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin sayısının 50 bin ile 100 bin arasında olduğunu tahmin ediyor. Polonya Parlamentosu (Sejm), 2016 yılında bu olayları soykırım olarak tanıdı ve 11 Temmuz gününü kurbanları anma günü ilan etti.
Avrupa
Burnham kabinesini açıkladı

Yeni Britanya Başbakanı Andy Burnham, pazartesi günü hiç vakit kaybetmeden yeni bakanlar kurulunu açıkladı.
Telefon görüşmesi yoluyla yapılan görevden almalar sırasında, Maliye Bakanı Rachel Reeves’ten Başbakan Yardımcısı David Lammy’ye kadar eski Başbakan Keir Starmer yanlıları kızağa çekildi.
Burnham, onların yerine, partinin ana akım kanatlarını kapsayan, kuzeydeki kilit müttefikleri ve Starmer ile arası bozulan bakanları da içeren bir üst düzey ekip kuruyor.
En büyük sürpriz, John Healey’nin maliye bakanı olması. Hükümetteki ikinci en önemli görev, beş haftadan biraz fazla bir süre önce savunma bakanlığından istifa ederek Starmer’ın mücadeleye devam etme şansını tamamen ortadan kaldıran milletvekili için büyük bir ödül oldu.
Healey, Starmer yönetiminin savunma harcamalarını yeterince artırmamasını gerekçe göstererek istifa etmişti.
Öte yandan Healey, o dönem “isteksiz” bulduğu Reeves yönetimindeki Hazine Bakanlığı’nı da iğnelemişti.
Yeni Maliye Bakanı Healey, Blair döneminde de bakanlıktaydı
İstifasından sonra nihayetinde kabul edilen Savunma Yatırım Planı’nın hükümetin bütçe tablolarında yarattığı milyarlarca sterlinlik açıkları kapatmak ve talep ettiği gibi 2030 yılına kadar savunma harcamalarını GSYİH’nin yüzde 3’üne çıkarmak için gerekli adımları atmak zorunda kalacak.
POLITICO’ya göre asıl soru, “Vergileri artırmak mı, yoksa mevcut bütçeleri kesmek mi?”
Healey şimdilik, 2000’li yıllarda Tony Blair yönetimi döneminde Hazine Bakanlığı’nda da görev yapmış olması da dahil olmak üzere, hükümetin çeşitli kademelerinde deneyime sahip, güvenilir bir isim olarak görülecek.
Burnham, zaman zaman bu yeni başbakanın göreve gelmesi ihtimalinden tedirgin olan tahvil piyasalarını ürkütmeyecek kadar güvenilir bir isim olduğunu umuyor.
Bir başbakanlık yetkilisi, Burnham ve Healey’in, yeni başbakanın planlarının temel unsurları olan yeniden sanayileşme, yetki devri ve yaşam maliyeti konularında, ayrıca iktisadi istikrarı sağlamayı amaçlayan hükümetin “mali kurallarına” bağlı kalma gerekliliği konusunda “aynı bakış açısına” sahip olduklarını vurguladı.
Dışişleri Bakanı Ed Miliband
Dışişleri Bakanı ise Ed Miliband oldu. 2015 genel seçimlerini kazanamayan İşçi Partisi’nin eski liderlerinden biri olan Miliband, enerji bakanlığı görevinden alınmayı reddedene kadar Starmer’ın müttefikiydi.
Ardından, Starmer’a istifa etmesi gerektiğini söyleyen ilk kabine üyelerinden biri oldu. Şimdi ise Burnham’ın sözcüsü konumunda.
Yeni lider, tüm dikkatini iç meselelere yoğunlaştırmak istiyor. Dolayısıyla, İşçi Partisi’nin sol kanadından önemli bir ismin dışişleri görevini üstlenmesi, bu süreci daha sorunsuz hale getirebilir.
Öte yandan, Miliband’ın Beyaz Saray ile ilişkileri yürütmesi gerekecek. Miliband’ı enerji bakanlığı görevinden almak, İngiltere’nin Kuzey Denizi’nde biraz daha fazla petrol ve doğalgaz çıkarma yolunu açabilir.
Fakat çevre savunucusu olarak sahip olduğu itibar, İngiltere’yi defalarca Kuzey Denizi’nde petrol sondajı yapmaya teşvik eden Donald Trump ile gerginliğe neden olabilir.
Üstelik Miliband, defalarca Amerika’nın yoluna taş koydu. 2013 yılında muhalefet lideriyken, İngiliz hükümetinin Suriye’deki askeri harekâta katılmasını başarıyla engelledi ve Barack Obama için durumu zorlaştırdı.
Ayrıca, bu yılın başlarında İngiltere’nin Trump’ın İran’a yönelik saldırı saldırıları için Diego Garcia’daki Hint Okyanusu üssünü kullanmasına izin vermemesi yönünde özel kanallardan baskı yapan öncü isimlerden biriydi. Bu da onu ABD yönetimi nezdinde sevimli bir figür haline getirmeyebilir.
Miliband, Dışişleri Bakanlığı’na atandığında yaptığı açıklamada, ebeveynlerinin Nazilerden kaçan Yahudi mülteciler olarak İngiltere’ye nasıl geldiklerine değindi.
Açıklamasında ayrıca, İsrail ile komşuları arasında sürdürülebilir bir barış sağlanması için “yorulmadan” çalışacağına söz verdi. Bu konu, İşçi Partisi için ele alınması zor bir mesele olmaya devam edecek.
Streeting savunmaya gitti, Mahmood içişlerinde kaldı
Miliband’ın adı, Wes Streeting ile birlikte haftalar boyunca maliye bakanlığı ile anılmıştı. Eski Sağlık Bakanı Streeting’in yeni görevi savunma bakanlığı olacak.
Streeting, savunma harcamaları konusunda hükümet içinde yaşanan şiddetli bir tartışmanın ortasında atanan ve Burnham’ın selefi Starmer tarafından göreve getirilen selefi Dan Jarvis’in ayrılmasından altı haftadan az bir süre sonra görevi devraldı.
Jarvis, hükümetin uzun zamandır beklenen Savunma Yatırım Planı’nı hayata geçirmekten sorumluydu.
Streeting, geçtiğimiz bahar Starmer hükümetinden istifa ettiğinden bu yana savunma harcamaları konusunda çeşitli açıklamalarda bulundu.
Kaynak yaratmak amacıyla “savaş tahvilleri” fikrini destekledi ve modası geçmiş askeri programların iptal edilmesi için lobi yaptı.
Shabana Mahmood ise içişleri bakanı olarak görevine devam edecek. Mahmood’un müttefikleri, onun birçok “ilerici” kesim tarafından tartışmalı bulunan göç reformlarını hayata geçirmeye devam etmek için bakanlıkta kalmak istediğini her zaman vurgulamışlardı.
Burnham’ın onu görevde tutmasıyla Mahmood’un dileği gerçekleşecek. Fakat müttefiklerinden biri, son haftalarda POLITICO’ya yaptığı açıklamada, göçmenlik reformları konusunda “ılımlı sol kesime bir tür taviz verilmesi gerekeceğini” öngördü.
Miliband gibi Mahmood da Starmer’a süresinin dolduğunu söyleyen ilk isimlerden biriydi.
Miatta Fahnbulleh ise Miliband’ın yerine enerji güvenliği ve net sıfırdan sorumlu devlet bakanı olarak atanacak.
Eski enerji bakanı ve düşünce kuruluşu başkanı, Burnham’a politika konusunda danışmanlık yapıyordu.
Fahnbulleh, mayıs ayında Starmer’ı istifaya zorlamak amacıyla istifa eden ilk kişi olmadan önce, önce enerji bakan yardımcısı, ardından da yerel yönetimler bakanı olarak görev yapmıştı.
Burnham’dan “umudu geri getirme” sözü
Burnham, Thatcher döneminde topluluklara verilen uzun vadeli zararı telafi etme sözü vererek, iktidara gelmesinin İngiltere’ye “umudu geri getireceğini” söyledi.
Yeni Birleşik Krallık başbakanı, Downing Street’te Keir Starmer’ın yerine geçtikten sonra ulusa seslenirken, halkın siyasetten “bıkmış” olduğunu kabul etti ve gerçek bir değişim sağlamak için hükümetin “daha iyisini yapması” gerektiğini söyledi.
Toplanan kalabalığa seslenen yeni başbakan, “Yeni bir ulusal birlik duygusu, ortak bir amaç ve pozitiflik duygusu oluşturalım. Bu anı, Britanya’nın yeniden inanmaya başladığı, umudu geri kazandığımız an haline getirelim,” dedi.
10 Numara’nın önünde yaptığı konuşmada, hükümetin salı günü halk için yaşam maliyetleri konusunda “biraz nefes alma alanı” sağlayacağını belirtti; tam olarak finanse edilmiş bir paket kapsamında enerji faturalarında ve otobüs ücretlerinde indirim planlarının yapılması bekleniyor.
Burnham daha sonra gazetecilere, altyapıya yatırım yapmak üzere milyarlarca sterlinlik ek borçlanma sağlamak için hükümetin mevcut mali kuralları dahilinde “her türlü esnekliği” değerlendireceğini ama ekonomiye karşı “çok ihtiyatlı” bir yaklaşım sergileyeceğini söyledi.
Burnham’ın açıklamalarının ardından, daha yüksek borçlanma ve artan borç riskleri nedeniyle zaten gergin olan piyasalarda İngiltere’nin 10 yıllık devlet tahvili fiyatları düştü. Fakat “güvenilir bir isim” olarak görülen 66 yaşındaki Healey’in atandığı duyurulduğunda piyasalar kapanmıştı.
Yeni başbakanın telefon trafiği, Trump, von der Leyen, Zelenskiy
Burnham, bir dünya lideriyle yaptığı ilk telefon görüşmesinde, daha önce kendisinin sadece “bir kasabanın” belediye başkanı olduğunu ima eden Donald Trump ile görüştü ve onu gelecek yılki G20 zirvesi için Manchester’a davet etti.
Trump daha sonra sosyal medyada, iki liderin İran, ABD-İngiltere askeri ittifakı ve ticaret konularını ele alarak “çok iyi bir görüşme” yaptıklarını yazdı. Trump, Burnham ile “çok da uzak olmayan bir gelecekte” bir araya gelmeyi planladıklarını belirtti.
Burnham ayrıca Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i de aradı.
Avrupa
AB: Yapay zeka, jeopolitik bir silaha dönüşüyor

AB’nin teknoloji sorumlusu Henna Virkkunen, yapay zekanın jeopolitik bir silaha dönüştüğü uyarısında bulundu.
Financial Times’a (FT) verdiği röportajda Virkkunen, Avrupa’nın ABD modellerine alternatif kendi teknolojilerini daha hızlı geliştirmesini, aksi takdirde stratejik yeteneklerden mahrum kalma riskiyle karşı karşıya kalacağını vurguladı.
Virkkunen, Brüksel’in “bu son derece kritik teknolojiler konusunda üçüncü ülkelere bağımlı kalmaktan” korktuğunu söyledi.
Teknoloji komiseri, diğer ülkelerin yapay zeka modellerine erişimini kesme gücüne sahip hükümetlerin bunu kendi çıkarları için kullanabileceği uyarısında bulundu.
AB’nin ABD teknolojisine bağımlılık konusundaki endişeleri, haziran ayında Washington’un güvenlik endişeleri nedeniyle Anthropic’in önde gelen modellerine ihracat kısıtlamaları getirmesiyle gerçeğe dönüştü.
Yabancı hükümetler ve Silikon Vadisi’nden gelen tepkilerin ardından bu önlemler kaldırıldı, fakat bu olay, ABD’nin acil kararlar yoluyla Avrupa ekonomisinin temelini oluşturan teknolojilere erişimi kesebileceği yönündeki endişeleri yeniden alevlendirdi.
Virkkunen, kritik teknolojileri kontrol edenlerin “sadece ekonomiye hükmetmekle kalmadığını”, aynı zamanda jeopolitik düzeyde “büyük bir stratejik varlığa” sahip olduğunu belirtti.
Avrupa Komisyonu’nun teknoloji ve siber güvenlik konularından sorumlu Fin siyasetçi şöyle devam etti:
“Anthropic’e uygulanan erişim kısıtlaması, siber güvenlik ortamımızda bu tür bir gerçekliğe hazırlıklı olmanın ne kadar önemli olduğunu bize çok net bir şekilde gösteriyor. Önümüzdeki aylarda ve yıllarda piyasaya bu tür çok yetenekli yapay zeka modellerinin daha da fazla çıkacağını biliyoruz. Bu nedenle buna çok iyi hazırlıklı olmalıyız.”
Virkkunen, yapay zeka konusundaki durumu, önceki Joe Biden yönetiminin en son teknoloji ürünü çiplere ihracat kısıtlamaları getirme kararına benzetti. Bu karar, AB üye devletlerini erişim izni verilenler ve verilmeyenler olarak ikiye bölmüştü.
Virkkunen, “Yapay zeka yetenekleri günümüzde gerçekten stratejik varlıklardır ve bu yüzden kendi teknolojik egemenliğimizi kurmamız bizim için çok önemli,” dedi.
Brüksel, geçen ay yarı iletkenlerden bulut bilişime ve yapay zekaya kadar çeşitli sektörlerde Avrupa alternatiflerini destekleyerek ABD teknolojisine olan bağımlılığını azaltmak amacıyla bir teknoloji egemenliği paketi sundu.
Plan, Avrupa veri merkezlerinin inşasını hızlandırmak ve yapay zeka şirketi Mistral gibi yerli bulut ve yapay zeka teknolojilerini ya da Scaleway veya OVHcloud gibi bulut sağlayıcılarını desteklemek için teşvikler içeriyor.
Virkkunen, “Avrupa’nın kendi kapasitelerini geliştirmesi ve bu son derece kritik teknolojiler konusunda üçüncü ülkelere bağımlı olmamamız da çok önemli,” dedi.
Bu yatırımları finanse etmek amacıyla AB ve Avrupa Yatırım Bankası, Avrupalı teknoloji şirketlerine stratejik yatırımlar yapmak üzere yeni bir mekanizma kuracak.
Bu arada Brüksel, en gelişmiş yapay zeka modellerine erişimin devamını sağlamak için ABD yönetimi ile ikili görüşmelerini sürdürüyor.
AB, Fransa, Almanya ve İtalya liderleri ayrıca Haziran ayında düzenlenen G7 zirvesini, kritik siber güvenlik açıklarını tespit etme gücüne sahip en güçlü yapay zeka modellerine sürekli erişimi sağlamak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump ile “güvenilir ortak” programı kurulması olasılığını görüşmek için bir fırsat olarak değerlendirdiler.
Virkkunen, “Bu [öneri] üzerinde uluslararası düzeyde çalışmaya devam ediyoruz,” dedi.
Avrupa
Avrupa Komisyonu’ndan AliExpress’e rekor ceza

Avrupa Komisyonu, yasadışı ve sahte ürünlerin satışını engellemede yetersiz kaldığı gerekçesiyle Çin merkezli e-ticaret platformu AliExpress’e 550 milyon euro para cezası verdi. Avrupa Birliği Dijital Hizmetler Yasası kapsamındaki bu en yüksek ceza, platformun risk değerlendirmesi yapmaması ve denetim mekanizmalarındaki yapısal eksiklikleri nedeniyle kesildi.
Avrupa Komisyonu, Çin merkezli çevrimiçi alışveriş platformu AliExpress’e yasadışı ürünlerin satışını önlemeye yönelik yetersiz tedbirler alması nedeniyle 550 milyon euro tutarında idari para cezası verdi.
Söz konusu yaptırım, Avrupa Birliği Dijital Hizmetler Yasası (DSA) tarihindeki en yüksek ceza olma özelliğini taşıyor.
Financial Times’ın haberine göre Avrupa Komisyonu tarafından yapılan açıklamada, AliExpress’in yasadışı ürünlerin yayılmasına ilişkin riskleri düzgün bir şekilde analiz etmediği ve bu tehditleri azaltacak etkin önlemleri uygulamaya koymadığı belirtildi.
Avrupa Birliği Teknoloji Egemenliğinden Sorumlu Komiser Henna Virkkunen konuya ilişkin değerlendirmesinde, sahte kıyafetlerin, güvensiz oyuncakların, tehlikeli kozmetik ürünlerinin ve diğer yasadışı malların yayılmasının internetten alışveriş yapmanın kaçınılmaz bir bedeli olmadığını, aksine AliExpress’in Dijital Hizmetler Yasası kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal etmesi anlamına geldiğini ifade etti.
Virkkunen, tüketicilerin internet ortamında güvenle alışveriş yapabilmeleri için risklerin sistematik olarak tespit edilmesi ve ortadan kaldırılması gerektiğinin altını çizdi.
Tespit edilen ihlaller arasında ürün denetimini gerçekleştirecek personel sayısının yetersizliği, satıcıların kuralları aşmasına imkan tanıyan verimsiz moderasyon sistemleri ve platformun mükerrer ihlalde bulunan satıcıları engelleyememesi yer alıyor.
Ayrıca markaların orijinalliğini doğrulama sisteminin etkisiz olduğu ve kolayca devre dışı bırakılabildiği saptandı.
Alınan karar doğrultusunda AliExpress, ihlalleri ortadan kaldırmaya yönelik eylem planını 20 Ekim 2026 tarihine kadar Avrupa Komisyonuna sunmakla yükümlü tutuldu.
Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde şirkete yeni cezai yaptırımlar uygulanabilecek.
Euractiv’in aktardığına göre bir AliExpress temsilcisi, Avrupa Komisyonu ile karşılıklı diyaloğun sürdürülmesi yoluyla kurallara uyumun sağlanacağını belirtti.
Şirket yetkilisi, Komisyonun AliExpress’in şeffaflık konusundaki sorumluluk bilincini ve yaklaşımını takdir ettiğini de sözlerine ekledi.
Sahte ilaç şüphesiyle başlayan süreç
Avrupa Komisyonu, AliExpress hakkındaki incelemeyi 2024 yılının ilkbaharında, platformun DSA kurallarına uymadığı şüphesiyle başlatmıştı. Soruşturma kapsamında özellikle sahte ilaçlar, takviye edici gıdalar ve şüpheli gıda ürünlerinin satışı mercek altına alınmıştı.
AliExpress’e verilen bu ceza, DSA kapsamında şu ana kadar uygulanan üçüncü yaptırım oldu ve daha önceki cezaları büyük farkla geride bıraktı. Komisyon daha önce sosyal medya platformu X’e 120 milyon euro, e-ticaret platformu Temu’ya ise 200 milyon euro ceza kesmişti.
Bir diğer e-ticaret şirketi Shein hakkındaki soruşturma ise devam ediyor. DSA kurallarına göre bir firmaya yıllık cirosunun yüzde 6’sına kadar ceza verilebiliyor ancak Avrupa Komisyonu, yasanın henüz yeni olmasını hafifletici bir sebep olarak değerlendirerek bu oranı sınırda tuttu.
Öte yandan CNBC’nin nisan ayındaki haberine göre, ABD yönetimi, Amerikan teknoloji şirketlerine kesilen rekor cezalar nedeniyle Avrupa Komisyonu ile karşı karşıya gelmişti.
Son iki yılda Amerikan firmalarına kesilen cezaların toplamı 7 milyar dolara ulaşırken, bu tutarın 2 milyar dolardan fazlası tek başına Apple’a yönelik yaptırımlardan oluşmuştu.
Bu cezaların üçü AB anti-tröst mevzuatı uyarınca verilirken, diğer üçü Dijital Pazarlar Yasası (DMA) ve Dijital Hizmetler Yasası (DSA) çerçevesinde karara bağlanmıştı.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?











