Asya
Çin Menkul Kıymetler Düzenleme Komisyonu eski başkan yardımcısı hakkında soruşturma açıldı

Devlet medyasına göre Çin Menkul Kıymetler Düzenleme Komisyonu eski Başkan Yardımcısı Fang Xinghai hakkında disiplin soruşturması yürütülüyor.
Çin, devlet medyasında yer alan haberlere göre ülkenin eski üst düzey finans düzenleme yetkililerinden biri hakkında soruşturma başlattı.
Çin Menkul Kıymetler Düzenleme Komisyonu’nun eski Başkan Yardımcısı Fang Xinghai’nin “ciddi yasa ve disiplin ihlalleri” şüphesiyle Çin Komünist Partisi Merkez Disiplin Denetleme Komisyonu tarafından soruşturulduğu cuma günü bildirildi.
Ekim 2015 ile Temmuz 2024 arasında bu görevde bulunan 62 yaşındaki Fang, Çin’in disiplin makamlarının hedef aldığı son üst düzey finans yetkilisi oldu.
Açıklama, Çin’in hisse senedi piyasasını istikrara kavuşturmaya çalıştığı bir dönemde geldi. Devlet kurumları, hafta başında piyasadaki düşüşü durdurmak amacıyla koordineli biçimde hisse senedi alımına başlamıştı.
Stanford Üniversitesi’nde ekonomi alanında doktora yapan Fang, kariyerinin ilk yıllarında Dünya Bankası’nda ekonomist olarak çalıştı. Fang, 1990’ların sonlarında Çin’e dönen çok sayıdaki üst düzey finans yöneticisinden biriydi.
Asya
Hasina’nın ülkeye dönmesi beklenirken Bangladeş Cumhurbaşkanı istifa edeceğini duyurdu

Görevden uzaklaştırılan eski Başbakan Şeyh Hasina’nın eski müttefiklerinden Bangladeş Cumhurbaşkanı Muhammed Şahabuddin, görev süresinin yarısında cuma günü istifa edecek.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, perşembe günü Reuters’a yaptığı açıklamada kararı doğruladı. Gelişme, Hasina’nın hakkında verilen mahkûmiyet kararının ardından Hindistan’daki sürgünden ülkesine dönerek teslim olacağını açıklamasından birkaç gün sonra yaşandı.
Devlet başkanı ve silahlı kuvvetlerin başkomutanı olan Şahabuddin’in istifası, planlanan dönüşüne beş ay kala Hasina’nın üst düzey devlet görevlerinde hiçbir müttefikinin kalmaması anlamına gelecek. Hasina’nın Avami Birliği partisi yasaklanmış durumda. Parti yöneticilerinin ve aktivistlerinin çoğu, 2024’te hükümeti deviren ayaklanmadan bu yana tutuklandı ya da saklanmaya başladı.
Şahabuddin’in Sözcüsü istifanın gerekçesini açıklamadı. Ancak konuyla ilgili bilgi sahibi üç kaynak, eski başbakanın Reuters’a verdiği röportajda Bangladeş’e dönmeyi planladığını duyurmasının ardından hükümetin, Hasina ile uzun yıllara dayanan bağları nedeniyle Şahabuddin’e görevi bırakması için baskı yaptığını söyledi.
Hasina’nın dönüşünün, ağırlıklı olarak Müslüman nüfusa sahip 173 milyonluk ülkede iki yıldır süren çalkantıların ardından hükümetin istikrarı yeniden sağlama çabalarını sınaması bekleniyor. Bangladeş, dünyanın önde gelen hazır giyim ihracatçılarından biri konumunda.
Şubat ayındaki seçimleri ezici bir çoğunlukla kazanan Başbakan Tarık Rahman’ın sözcüleri, yorum taleplerine hemen yanıt vermedi.
Şahabuddin’in Basın Sekreteri Sarvar Alam, Reuters’ın daha önce yayımladığı haberi doğrulayarak, “Anayasaya göre cumhurbaşkanının istifası, imzalı mektubun Meclis Başkanına sunulmasıyla yürürlüğe girer” dedi.
Alam, “Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı yarın Tayland’dan döndükten sonra istifasını sunacak” diye konuştu.
Alam, Şahabuddin’in istifasını sunmasının ardından Bangladeş Anayasası uyarınca yeni bir cumhurbaşkanı seçilene kadar Meclis Başkanının otomatik olarak geçici cumhurbaşkanı olacağını belirtti.
Dakka’dan gelen baskı
Bangladeş’teki savaş suçları mahkemesi, geçen kasım ayında Hasina’yı, yaklaşık 1.400 kişinin öldüğü ayaklanmanın bastırılması talimatını vermek suçundan gıyabında idama mahkûm etmişti. Hasina, sürgünden yaptığı açıklamalarda hakkındaki suçlamaları reddetti.
Hasina’nın Hindistan’dan dönmeyi planladığına ilişkin haberler, Rahman hükümeti üzerindeki, eski başbakanın üst düzey görevlerde kalan son müttefiklerini de görevden uzaklaştırması yönündeki kamuoyu baskısını artırdı.
Bangladeş’te cumhurbaşkanlığı makamı büyük ölçüde sembolik nitelik taşıyor. Yürütme yetkisi başbakan ve kabinenin elinde bulunuyor.
Ancak Hasina’nın Ağustos 2024’teki ayaklanmanın ardından Yeni Delhi’ye kaçmak zorunda kalması ve ülkede başka hiçbir seçilmiş yetkilinin iktidarda kalmaması üzerine oluşan siyasi boşluk, cumhurbaşkanlığı makamının önemini artırdı.
76 yaşındaki Şahabuddin, 2023 yılında Hasina’nın Avami Birliği partisinin adayı olarak beş yıllığına rakipsiz biçimde cumhurbaşkanı seçilmişti. Avami Birliği daha sonra yasaklandı.
Kaynaklardan birine göre Şahabuddin, istifa kararını salı günü Başbakan Rahman’a bildirdi. Üç kaynak da konunun hassasiyeti nedeniyle isimlerinin açıklanmasını istemedi.
Şahabuddin, yorum talebiyle yapılan tekrarlanan arama ve mesajlara yanıt vermedi. Aralık ayında Reuters’a yaptığı açıklamada, Hasina yönetiminin yerini alan önceki geçici hükümet tarafından etkisizleştirilmesinin ardından şubat seçimlerinden sonra istifa etmeyi planladığını söylemişti.
Hasina, Reuters’a yaptığı açıklamada kendisinin ve partisinin üst düzey yöneticilerinin aralık ayı civarında sürgünden dönerek teslim olmayı planladığını belirtmişti. Avami Birliği, yasaklanmadan önce Bangladeş’in en büyük siyasi partisiydi. Hasina’nın ülkede hâlâ belirli kesimlerde desteği bulunuyor.
Asya
Güney Kore nükleer silahsızlanma yerine barış odaklı stratejiye geçti

Güney Kore Birleşme Bakanı Jeong Dong-young, Seul yönetiminin Kuzey Kore politikasında öncelikli hedef olan nükleer silahsızlanma çizgisinden ayrıldığını ve “önce barış” yaklaşımına geçtiğini bildirdi. Seul yönetimi, Pyongyang’ın nükleer cephaneliğini büyütmesi karşısında strateji yenilerken, ABD, Çin ve Rusya’nın da bölgedeki yaklaşım dengeleri değişiyor.
Güney Kore Birleşme Bakanı Jeong Dong-young, 23 Temmuz’da düzenlediği basın toplantısında Seul yönetiminin Kuzey Kore politikasındaki eksen kaymasını kamuoyuna duyurdu.
Yonhap ajansının aktardığına göre Jeong, sol milliyetçi Lee Jae-myung’un 2025 yılında devlet başkanlığı görevine gelmesinin ardından hükümetin Pyongyang’a yönelik önceliklerini değiştirdiğini bildirdi.
Bakan Jeong, mevcut hükümetin önceki yönetimin benimsediği “öncelikli nükleer silahsızlanma” veya “tam, doğrulanabilir ve geri dönülemez denükleerizasyon” çizgisini terk ettiğini vurguladı. Jeong, Seul’ün artık “önce barış” adını verdiği yeni bir politikayı hayata geçirdiğini belirtti.
Seul yönetiminin bu yaklaşım değişikliğine gerekçe olarak Kuzey Kore’nin nükleer programını kesintisiz şekilde sürdürmesi gösterildi.
Güney Koreli yetkililer, Pyongyang’ın nükleer cephaneliğini artırmayı durdurması halinde her iki tarafa da karşılıklı fayda sağlayabilecek yeni bir strateji üzerinde çalışıyor.
Bakan Jeong, ABD ve Çin’in de Kuzey Kore’nin nükleer silahsızlanmasına yönelik eski yaklaşımlarını gözden geçirdiğini ileri sürdü.
Jeong, temel hedefin Pyongyang ile durma noktasına gelen müzakereleri yeniden başlatmak olduğunu kaydetti. Ancak Kuzey Kore yönetimi müzakere çağrılarına olumsuz yanıt vermeyi sürdürüyor.
Pyongyang’ın nükleer statüsü
Kuzey Kore Kore İşçi Partisi Merkez Askeri Komisyonu, Temmuz 2026’da Kore Halk Ordusu’nun nükleer kapasitesini genişletme ve güçlendirme kararı aldı. Kuzey Kore parlamentosu ise 2023 yılında anayasada değişikliğe giderek ülkenin askeri nükleer program geliştirme hakkını yasal güvenceye bağlamıştı.
Kore Savunma Analizleri Enstitüsü’nün (KIDA) 2025 verilerine göre Kuzey Kore, Batılı araştırma merkezlerinin tahminlerinin iki ila üç katı üzerine çıkarak 150 nükleer başlığa ulaşmış durumda.
Sağcı Yoon Suk-yeol’un devlet başkanı olduğu 2023 yılında Güney Kore Dışişleri Bakanlığı, uluslararası toplumun Kuzey Kore’yi bir nükleer güç olarak “asla” tanımayacağını beyan etmişti.
Birleşme Bakanı Jeong’un açıklamaları, Seul’ün gelecekte Kuzey Kore’yi nükleer silahlardan arındırma hedefinden tümüyle vazgeçtiği anlamına gelmiyor; değişiklik doğrudan izlenen taktiği kapsıyor. Nitekim ABD ve Güney Kore’nin resmi söylemlerinde nükleer silahsızlanma vurgusu varlığını koruyor.
The Korea Herald’ın aktardığı haberine göre, ABD, Güney Kore ve Japonya dışişleri bakanlarının 22 Temmuz’da ASEAN toplantıları marjında gerçekleştirdiği üçlü görüşmenin ardından ortak bir bildiri yayımlandı.
Bildiride, “Bakanlar Kore Yarımadası’ndaki son gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunmuş, Kore Yarımadası’nın nükleer silahlardan arındırılması hedefini korurken Kuzey Kore’ye karşı caydırıcılık duruşunu sürdürme kararlılıklarını teyit etmiştir” ifadeleri yer aldı.
ABD’nin İran savaşı Güneydoğu Asya’da güven krizini derinleştiriyor
Kuzey Kore’nin yanıtı ne oldu?
ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Mayıs ayındaki zirvesinin ardından Beyaz Saray, iki liderin “Kuzey Kore’nin nükleer silahlardan arındırılması yönündeki ortak hedefi teyit ettiğini” duyuran bir basın açıklaması yayımladı. Çin makamları bu ifadeyi doğrulamaktan kaçınarak görüşmede yalnızca yarımadadaki durumun ele alındığını bildirmekle yetindi.
Kuzey Kore liderinin kız kardeşi Kim Yo-jong ise ABD’nin açıklamasını tam bir uydurma ve mantıksız bir yalan olarak nitelendirdi.
Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı da resmi açıklamalarında “Kuzey Kore’nin nükleer silahsızlanması konusunun nihai ve geri dönülemez biçimde kapandığını” sık sık hatırlatıyor.
Pyongyang yönetimi, ülkenin nükleer güç statüsünün geri döndürülemez olduğunu ve bu statüden asla vazgeçilmeyeceğini vurguluyor.
Kuzey Kore yönetimi Mayıs 2026’da anayasada tekrar değişikliğe giderek iki Kore devletinin yeniden birleşmesine dair ifadeleri metinden çıkardı ve Güney Kore’yi de-facto bağımsız bir ülke olarak tanıdı.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da 22 Temmuz’da yaptığı açıklamada, Moskova’nın artık Kuzey Kore’nin nükleer silahsızlanması çağrılarına katılmadığını doğruladı.
Rusya’nın 2024 yılında Pyongyang ile imzaladığı müttefiklik anlaşmasının ardından netleşen bu tutuma değinen Lavrov, “Kuzey Kore etrafında, ülkeyi caydırmaya ve hatta askeri eylemlere kışkırtmaya dönük oldukça agresif oyunların oynandığı bir ortamda, Kore Yarımadası’nın nükleer silahlardan arındırılması çağrılarına artık katılmıyoruz” dedi.
Asya
ABD’nin İran savaşı Güneydoğu Asya’da güven krizini derinleştiriyor

ABD ile İran arasında devam eden savaş ve Hürmüz Boğazı’nın tıkanması, Güneydoğu Asya ekonomilerinde ağır hasara yol açarken bölge ülkelerinin Washington’a olan güvenini sarsıyor. Filipinler’deki ASEAN Zirvesi’nde dışarıya verilen olumlu görüntülere rağmen diplomatlar, ABD’nin bölgesel ekonomik yansımaları öngörememesinden ve savaşı sonlandıracak somut adımlar atmamasından şikayetçi.
ABD ile İran arasında süregelen savaşın bölgesel etkileri, Güneydoğu Asya Ulusları Birliği (ASEAN) üyesi ülkelerde büyük bir huzursuzluk yaratıyor.
Filipinler’in başkenti Manila’da düzenlenen ve perşembe günü sona eren üç günlük ASEAN Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda kameralara yansıyan sıcak görüntülere rağmen, bölge diplomasisinin arka planında Washington yönetimine yönelik öfke tırmanıyor.
Hürmüz Boğazı’ndaki felç hali, bölge ülkelerine yönelik petrol ve doğalgaz sevkiyatını boğarak Güneydoğu Asya ekonomilerini ağır bir yük altına soktu.
Savaşın yarattığı ekonomik sarsıntı, Asya hükümetlerinin ABD’yi bölgesel barış ve ekonomik istikrarın garantörü olarak görme yaklaşımını yeniden değerlendirmelerine neden oluyor.
Washington’a yönelik tepki ve planlama eksikliği
Manila’daki zirvede ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio güleryüzle ve olumlu bir söylemle karşılanmış olsa da bölge diplomatları sabırlarının tükenmek üzere olduğunu belirtiyor.
Washington’da görev yapan ve üçü ASEAN ülkelerini temsil eden dört Asyalı diplomat, hükümetlerinin ABD’nin çatışmanın bölgesel ekonomik artçı şoklarını öngörememesinden ötürü büyük bir şaşkınlık ve tepki içinde olduğunu aktardı.
Politico dergisine konuşan diplomatlar, Yemen’deki Husilerin salı günü Suudi petrol ve doğalgaz trafiği için kritik bir su yolunu abluka altına almasıyla daha da şiddetlenen ve ucu açık bir hal alan bu çatışmanın sorumluluğunu ABD’ye yüklüyor.
Washington’da konuşlu bir ASEAN diplomatı, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
“İran savaşı, birçok Güneydoğu Asya liderinin ABD’nin küresel liderliğine dair genel kaygılarını pekiştirdi. ASEAN’da kimse Körfez’de yeni bir büyük çatışmayla uyanmak istemiyordu ancak yaşanan bu oldu. Birkaç hafta içinde yükselen enerji fiyatlarını, aksayan deniz taşımacılığını ve Hürmüz Boğazı’ndaki herhangi bir şoka ne kadar açık olduğumuza dair tartışmaları yönetmek zorunda kaldık.”
ASEAN tarafları doğrudan hedef almaktan kaçındı
Diplomatik hassasiyetler nedeniyle isimlerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, Manila’daki delegasyonlarla temas halinde olduklarını kaydetti.
Yaşanan gerilimin bir yansıması olarak ASEAN dışişleri bakanları salı günü yaptıkları ortak açıklamada, ne Tahran’ı ne de Washington’ı doğrudan hedef almayan hassas bir dille “çatışmaların derhal ve tamamen durdurulması” çağrısında bulundu.
Toplam 11 üyesi bulunan ASEAN; Filipinler, Tayland ve Singapur gibi ABD ile köklü savunma ve ekonomi bağlarına sahip ülkeleri bünyesinde barındırıyor.
Ancak İran savaşı, ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO müttefiklerine yönelik fon baskıları, Grönland’ın egemenliğine dönük söylemleri ve Kanada hakkındaki beyanlarıyla halihazırda yıpranmış olan güvenilirlik algısını daha da zayıflattı.
Filipinler Dışişleri Bakanı Maria Theresa Lazaro da konferanstaki konuşmasında bölge genelinde yayılan “derin jeopolitik ve jeoekonomik belirsizliğe” dikkati çekerek savaşın birlik üzerindeki baskılarını teyit etti.
Enerji krizi ve günlük hayata yansımaları
İran savaş kaynaklı benzin kıtlığı ve akaryakıt fiyatlarındaki artışlar nedeniyle Filipinler mart ayında ulusal acil durum ilan etmek zorunda kalmıştı.
Tayland ve Endonezya ise azalan tedarik karşısında benzin tüketimini düşürmek amacıyla kamu çalışanlarına evden çalışma çağrısında bulundu. Yükselen enerji maliyetleri, bölge genelinde enflasyonu tırmandırırken krizin hafifleyeceğine dair bir emare görülmüyor.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, zirve sırasında yaptığı açıklamada savaş öncesi enerji arzı seviyelerine kısa sürede dönüleceğine dair umut vermedi.
İran yönetimine işaret eden Rubio, çarşamba günü yaptığı konuşmada, “Şu anda yaşadığımız sorun, müzakereler konusunda ciddi olmamalarıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Ancak bu söylem Asyalı muhatapları nezdinde karşılık bulmadı. Bir ASEAN diplomatı, Rubio’nun yaklaşımını şu sözlerle eleştirdi:
“Rubio’nun söylemi ‘Yüzde 100 ASEAN ile birlikteyiz’ şeklindeydi ancak yatırım ve enerji işbirliği konusunda yalnızca muğlak vaatler sundu. Stratejik Petrol Rezervi’nin kullanıma açılması gibi somut bir mekanizma veya doğrudan Hürmüz Boğazı’na bağlanan hiçbir somut çözüm getirmedi.”
Çin seçeneği ve stratejik denge
ABD’nin güvenilmez bir ortak haline geldiği algısı, bölge ülkelerini alternatif olarak Çin’e yöneltiyor.
Pew Araştırma Merkezi’nin geçen hafta yayımladığı bir ankete göre; Tayland, Singapur, Endonezya ve Malezya’da kamuoyu belirgin bir şekilde Çin’i ABD’ye tercih ettiğini ortaya koydu.
Washington’da görev yapan başka bir ASEAN diplomatı, iç tartışmaları şu sözlerle aktardı:
“İran savaşının etkileri, bastırılması son derece zor olan bir iç tartışmayı besliyor: Çin’i seçin, çünkü üst kademeleri bize saygı duymayan kibirli insanlar olsa da daha güvenilirler, daha öngörülebilirler, gerçek kaynaklara ve güce sahipler; üstelik şımarık ve aşırı nazlı Amerika gibi makul olmayan taleplerde bulunmuyorlar.”
Üçüncü bir Asyalı diplomat ise bölge ülkelerinin artık ABD ile ilişkilere şüphe ve belirsizlikle yaklaştığını, Washington’ın angajmanını sürdürmesini garanti olarak görmediğini vurguladı.
Krizin etkileri fiziki enerji tedarikiyle sınırlı kalmayıp finansal alana da yayılıyor. İkinci diplomat, bölgedeki bankaların, sigorta şirketlerinin ve ticaret evlerinin endişelerini şu sözlerle dile getirdi:
“Mesele sadece savaşın kendisi değil, onunla birlikte gelen yaptırım ekosistemi. Bölgedeki kurumlar ‘Sıradaki biz miyiz? Bir kargo yanlış limandan geçti veya bir işlem yanlış bir tarafa temas etti diye yanlışlıkla ABD yaptırımlarının hedefi mi olacağız?’ sorusunu soruyor.”
Şu ana kadar yaşanan hoşnutsuzluk kapalı kapılar ardında yürütülen temaslarda kalırken, ülkeler henüz ABD’den tamamen uzaklaşacak somut adımlar atmış değil.
Dördüncü bir ASEAN diplomatı, “Eleştirmek ASEAN’ın tarzı değildir. ASEAN ülkeleri için asıl soru, ABD ile daha fazlasını yapıp aşırı bağımlılık riskini göze alarak daha yüksek bir bedel ödemeye değip değmeyeceği ya da alternatifler arayıp aramayacağıdır” dedi.
Yine de Beijing’e tam bir kayma yaşanması düşük bir ihtimal olarak değerlendiriliyor. Güneydoğu Asya ülkeleri, Çin’in bölgedeki askeri varlığını dengelemek adına ABD’nin varlığını kritik görüyor.
Çin Sahil Güvenliği’nin Güney Çin Denizi’nde Filipinler karasularına girerek bir Filipinli denizciyi yaralaması ve Pekin’in pazar günü Japonya’nın münhasır ekonomik bölgesinde gerçekleştirdiği ilk canlı mühimmatlı deniz tatbikatı, Pekin kaynaklı risklerin devam ettiğini hatırlatıyor.
Buna karşın Asya ülkeleri, ABD politikalarının ekonomik zararlarına karşı korunma yolları arıyor. İlk diplomat, Manila’daki tablonun özünü şu sözlerle özetledi:
“Birçok ülke ABD’ye veya Çin’e aşırı bağımlı olma konusunda daha temkinli davranıyor; tüm yumurtaları tek bir sepete koymak istemedikleri için farklı ortaklar bulmaya çalışıyorlar. Bu haftaki gülücük saçan fotoğrafların arkasındaki gerçek hikaye budur.”
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi2 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Avrupa1 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Görüş1 hafta önceNATO 2.9: Atlantik cephesinin çok kutuplu paradoksu
Ortadoğu2 hafta önceİran Dışişleri: Hakan Fidan’ın karşılaştırması hayret verici ve yanlıştır
Rusya1 hafta önceRus bankalarından Türkiye’deki ödemelere blokaj
Amerika2 hafta önceLindsey Graham’a muhtaç olan sistem
Asya2 hafta önceÇin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu











