Ortadoğu
Trump’ın Hizbullah’la doğrudan temas talebi reddedilmiş

Middle East Eye’ın aktardığına göre ABD Başkanı Donald Trump, mayıs ayı sonunda Lübnan’ın Washington Büyükelçisi Nada Hamadeh Moawad’dan Hizbullah’la doğrudan görüşme ayarlamasını istedi ancak bu talep karşılanmadı. Habere göre Trump daha sonra Hizbullah’la aracılar üzerinden görüştüğünü ileri sürdü, ancak konuya vakıf kaynaklar ve Lübnanlı yetkililer bu anlatımla çelişen bilgiler paylaştı.
Middle East Eye’ın (MEE) aktardığına göre ABD Başkanı Donald Trump, mayıs ayı sonunda Lübnan’ın Washington Büyükelçisi Nada Hamadeh Moawad’ı arayarak Hizbullah’la doğrudan görüşmek istediğini söyledi ancak talebi karşılanmadı.
Hizbullah cephesindeki gelişmelere yakından vakıf iki kaynak ile Lübnanlı diplomatik bir kaynağa göre Trump, Lübnan’daki ateşkes bozulmaya yüz tutarken Büyükelçi Moawad’ı öfkeli biçimde aradı.
Trump, kısa süre sonra 1 Haziran’da kimliğini açıklamadığı aracılar üzerinden Hizbullah’la görüştüğünü ve gruptan İsrail’e yönelik saldırıları durdurma taahhüdü aldığını öne sürdü.
Trump, o tarihte Truth Social platformunda yaptığı açıklamada, “Üst düzey temsilciler aracılığıyla Hizbullah ile çok iyi bir görüşme yaptım. Ateş açma eylemlerinin tamamını durdurmayı kabul ettiler” ifadelerini kullandı.
Hizbullah’a yakın kaynaklara göre Trump’ın talebi, Lübnanlı yetkilileri telaşlandırdı. Yetkililer, ABD Başkanı’na kimin telefon numarasını vermeleri gerektiği konusunda ne yapacaklarını bilemedi.
Kaynaklardan biri, “Yetkililer paniğe kapılarak Hizbullah’tan birinin telefon numarasını bulmaya çalıştı. Görüşülecek doğru kişiyi bulabilmek için tanıdıkları bütün Şiileri, hatta rastgele şeyhleri aradılar” dedi.
Ancak üst düzey diplomatik bir kaynak, yetkililerin böyle bir girişimde bulunmadığını söyledi.
Diplomatik kaynak, “Trump, Hizbullah’la iletişim kurduğunu açıklamadan önce Büyükelçi Nada Moawad ile irtibata geçti. Öfkeli biçimde Hizbullah’tan biriyle konuşmak istediğini söyledi. Büyükelçi ise böyle bir teması ayarlayamayacağını belirtti” ifadelerini kullandı.
“Siyasi açıdan zor bir durum”
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir kaynağa göre Moawad, daha sonra Lübnan Cumhurbaşkanlığını yaşananlar konusunda bilgilendirerek nasıl hareket etmesi gerektiğini sordu.
Kaynak, “Büyükelçi, Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile iletişime geçerek olanları anlattı. Kendisine hiçbir şey yapmaması ve talebi dikkate almaması talimatı verildi” dedi.
Kaynağa göre Lübnanlı yetkililer, Trump ile Hizbullah arasında doğrudan temas kurulmasını kolaylaştırmanın Cumhurbaşkanlığını siyasi açıdan zor durumda bırakmasından endişe etti.
Lübnan hükümeti ve Cumhurbaşkanlığı, nisandan bu yana bütün uluslararası müzakerelerde ülkenin tek temsilcisi olmaya çalışıyordu.
ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş, Hizbullah’ın İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in öldürülmesine İsrail’e altı roket atarak karşılık vermesinin ardından mart ayında Lübnan’a sıçradı.
İran, nisanda ABD ile ateşkesi kabul ederken İsrail’in Lübnan’daki yıkıcı saldırılarının da eş zamanlı olarak durdurulmasını talep etti.
Lübnan devleti herhangi bir ateşkesi memnuniyetle karşılamakla birlikte daha sonra kendisini ülkenin tek temsilcisi olarak sürecin merkezine yerleştirmeye ve İran savaşıyla Lübnan’daki çatışmaları birbirinden ayırmaya çalıştı. Beyrut yönetim, ABD arabuluculuğunda İsrail ile doğrudan müzakerelere başladı.
Kaynak, “Yapılan değerlendirmede Trump ile Hizbullah arasındaki doğrudan temasın Cumhurbaşkanlığının imajını olumsuz etkileyeceği sonucuna varıldı. Hizbullah, Cumhurbaşkanlığı ile belirli kanallar üzerinden iletişim kurarken ABD Başkanı doğrudan grupla konuşmak istiyordu” dedi.
Önceki girişimler de sonuçsuz kaldı
Üst düzey Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi, Trump’ın açıklamasının ABD’nin Hizbullah ile iletişim kanalı kurmaya yönelik birkaç başarısız girişiminin ardından geldiğini söyledi. Kaynak, “ABD, hem geçmişte hem de mevcut yönetim döneminde Hizbullah ile iletişim kanalları açmak için birçok kez teklifte bulundu. Bu tekliflerin tamamı reddedildi. Grubun aldığı siyasi karar, Amerikalılarla doğrudan iletişim kurulmaması yönündeydi” ifadelerini kullandım.
Kaynağa göre en son girişim, CIA’nın Beyrut istasyonu üzerinden yapıldı. CIA, üst düzey Lübnanlı bir güvenlik yetkilisinden Hizbullah ile temas kurulmasını kolaylaştırmasını istedi.
Kaynak, “Yanıt yine aynıydı: Talep reddedildi” dedi:
“Trump’ın açıklamasından önce eski bir üst düzey güvenlik yetkilisi üzerinden kanal açılması için başka bir girişimde daha bulunulmuştu. Bu girişime de aynı yanıt verildi.”
ABD yönetim Hizbullah’ı terör örgütü olarak tanımlıyor.
Üst düzey Lübnanlı bir yetkili, Trump’ın Büyükelçi Moawad’ı arayarak Hizbullah’la doğrudan görüşme talebinde bulunmasının ABD’nin Beyrut Büyükelçiliğinden habersiz gerçekleştiğini söyledi.
Yetkiliye göre Trump daha sonra Hizbullah’la temas kurduğunu açıklayınca Büyükelçilik bu iddiayı doğrulatmak istedi. Bu amaçla Hizbullah’la bağlantısı bulunduğunu düşündüğü bir aracıya başvurdu. Aracının yaptığı temasların ardından Büyükelçiliğe, Trump ile Hizbullah arasında herhangi bir görüşme gerçekleşmediği bilgisi iletildi.
Trump’ın açıklamasından sonra yayılan anlatımlardan birinde, temasın İslamabad’da yapılan ABD-İran müzakereleri sırasında Hizbullah’ın Tahran temsilcisi Abdullah Safiyeddin üzerinden kurulduğu öne sürüldü.
Ancak konuya vakıf bir kaynak, “Elimizdeki bilgilere göre Abdullah Safiyeddin zaten İslamabad’a gitmedi” dedi.
Ortadoğu
Afrika sermayesi ve gayrimenkul yatırımları Dubai’ye akıyor

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), lojistik devi DP World ve Abu Dabi Ports üzerinden Afrika genelindeki liman, iç terminal ve serbest bölgelerde geniş kapsamlı yatırımlar yürütüyor. Financial Times gazetesinin haberine göre Körfez ülkesi, deniz ticaret rotaları üzerindeki hakimiyetini artırırken Afrika sermayesi ve eliti için de önemli bir finans ve gayrimenkul merkezi haline geliyor.
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), son yıllarda Afrika kıtası genelinde gerçekleştirdiği yüksek ölçekli yatırımlarla ticari ve lojistik nüfuzunu genişletiyor.
Petrol sonrası döneme hazırlık stratejisi kapsamında hareket eden Körfez ülkesi; limanlar, tarım alanları, yenilenebilir enerji projeleri ve madencilik ruhsatları üzerinden Afrika’daki varlığını güçlendiriyor.
Financial Times gazetesinin haberine göre BAE’nin Afrika’daki ticari yayılımının temelini liman ve lojistik altyapı projeleri oluşturuyor. Dubai’nin küresel bir ticaret merkezi haline gelme hedefi doğrultusunda gelişen DP World, Afrika’daki ilk konteyner terminali imtiyazlarını 2000’li yıllarda Cibuti, Maputo ve Dakar’da elde etti.
Lojistik şirketi, Afrika, Asya ve Ortadoğu arasındaki ticareti dünyadaki en büyük yapay liman olan Dubai’deki Cebel Ali merkezine bağlayarak büyümesini sürdürdü.
2006 yılında kurulan Abu Dabi Ports ile birlikte DP World, günümüzde 13 Afrika ülkesinde limanlar, kara terminalleri ve serbest bölgeler işletiyor veya bu alanlarda yeni projeler geliştiriyor. Şirket son dönemde, Güney Afrika’daki Imperial Logistics ve Nijerya’daki FMCG gibi köklü dağıtım ağlarını satın alarak 25’ten fazla Afrika devletindeki mal akışında doğrudan rol oynamaya başladı.
Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, Afrika ile Körfez ülkeleri arasındaki petrol dışı ticaret 100 milyar doları aşmış durumda.
Bu ticaretin en büyük payını BAE ve Suudi Arabistan oluşturuyor. Körfez araştırmacısı ve akademisyen Eleonora Ardemagni, limanları “BAE’nin Afrika politikasının merkezinde yer alan nüfuz unsurları” olarak nitelendiriyor.
Berbera Limanı stratejik kapı işlevi görüyor
BAE’nin ticari yatırımları ile stratejik hamlelerinin kesiştiği en somut örneklerden biri Somaliland’deki Berbera Limanı olarak öne çıkıyor.
Aden Körfezi’ndeki deniz koridoru üzerinde yer alan limanda, Dubai hükümetine ait DP World şirketi tarafından inşa edilen konteyner vinçleri ve yenilenen altyapı dikkat çekiyor.
DP World, 450 milyon dolarlık yatırım kapsamında depolama imkanlarını geliştirdi ve Berbera’yı Etiyopya’ya bağlayan 250 kilometrelik bir kara yolu inşa etti. Şirket, Somaliland yönetimiyle 30 yıllık derin deniz limanı kiralama sözleşmesi imzaladı.
Berbera yakınlarındaki serbest bölgeyi yöneten Kenyalı yetkili Joseph Oguta, yatırımlarla ilgili olarak, “Yerine oturması gereken unsurlar var ancak bu bir zaman meselesi” değerlendirmesini yaptı.
DP World, 120 milyon nüfuslu karayla çevrili Etiyopya pazarına çıkış kapısı olarak konumlandırılan Berbera Limanı’nın kapasitesini iki katına çıkarmayı taahhüt etti.
Liman, 2023 yılında Dünya Bankası ve S&P Global tarafından Sahra Altı Afrika’nın en verimli limanı olarak derecelendirildi.
Afrikalı zenginlerin ve sermayenin yeni adresi Dubai
BAE, ticari ve lojistik yatırımların yanı sıra Afrika sermayesinin ve yönetici elitlerinin küresel finans merkezi konumuna geldi. 2025 verilerine göre Dubai Ticaret Odası’na kayıtlı 30 bin 409 aktif Afrikalı şirket bulunuyor.
Sciences Po öğretim üyesi Profesör Ricardo Soares de Oliveira’nın araştırmalarına göre Dubai, düşük vergi oranları, esnek düzenleme çerçevesi ve gizlilik imkanları nedeniyle Afrika sermayesini çeken bir merkez haline geldi.
Oliveira, OECD üyesi finans merkezlerindeki denetimlerin sıkılaşmasıyla birlikte kentin Afrikalı yatırımcılar için öne çıktığını belirtti.
Gizli verilere dayanan tahminlere göre, Afrikalı yatırımcılar 2019 ile 2025 yılları arasında Dubai gayrimenkul sektörüne toplam 30,6 milyar dolar tutarında yatırım yaptı. Bu gayrimenkul alımlarının üçte birinin Nijerya kaynaklı olduğu kaydedildi.
İsmini açıklamak istemeyen üst düzey bir Afrikalı finans yöneticisi, “Eski kolonyal merkezlere para aktaramayan Afrikalılar, denetimlerden uzaklaşmak amacıyla gayrimenkul ve diğer alanlarda Dubai’ye yatırım yapıyor” ifadelerini kullandı.
BAE hükümet sözcüsü ise konuya ilişkin açıklamasında, ülkenin “küresel finans sisteminin bütünlüğünü koruma sorumluluklarının tam olarak bilincinde olduğunu ve buna bağlı kaldığını” bildirdi.
Ortadoğu
İran ve Umman transit hat üzerinde anlaştı: Hürmüz Boğazı’nda kontrol Tehran’a geçebilir

İran ile Umman arasında olası bir anlaşmanın Hürmüz Boğazı’nı yeniden trafiğe açabileceği ve boğaz trafiğinin ortak kontrolünü iki ülkeye vererek Tahran’a önemli bir imtiyaz sağlayabileceği bildirildi.
İran ile Umman arasında taslak aşamasındaki anlaşma, Hürmüz Boğazı’nı yeniden trafiğe açabilir ve Boğaz’daki gemi trafiğinin kontrolünü bu iki ülkeye devrederek Tahran’a önemli bir yetki alanı tanıyabilir.
Detayları henüz netleşmeyen plana göre Tahran’ın Boğaz üzerinden Basra Körfezi’ne giren gemilerin denetimini üstleneceği iddia edilirken, çıkış yönündeki trafiği kimin yöneteceği ve İran’ın bu süreçteki nihai rolünün ne olacağı belirsizliğini koruyor.
İki ülkenin çarşamba günü Boğaz’dan geçecek gemiler için yeni bir rota üzerinde uzlaştığı bildirildi.
Anlaşmanın yürürlüğe girmesi halinde durum, Trump yönetimi yetkililerinin İran’ın bu hayati denizyoluna erişimi tek başına kontrol edemeyeceğine dair defaatle dile getirdiği beyanlarla çelişecek.
Altıncı ayına giren ve kamuoyunda destek bulmayan savaş ortamından çıkış arayan ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran-Umman görüşmelerinin yarattığı ivmeyi Tahran ile daha kapsamlı bir nükleer anlaşma müzakeresine dönüştürmeyi amaçladığı ifade ediliyor.
İran’ın Boğaz’a erişimi denetlemesine imkan tanıyacak bir mutabakat, Washington’ın başlangıçta koşulsuz teslim olacağını öngördüğü Tahran yönetiminin, ABD-İsrail savaşı neticesinde bölgesel nüfuzunu artırdığına işaret ediyor.
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) Ortadoğu Programı Direktörü Mona Yacoubian konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bence temel mesele şu ki, eğer bir anlaşma sağlanırsa bu, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen trafiği denetleme kabiliyetini koruduğu bir anlaşma olacak” ifadesini kullandı.
Yacoubian, ABD’nin bu şartları kabul etmesi halinde, Washington ve Tahran arasında haziran ayında imzalanan ancak çatışmaların yeniden başlamasıyla çöken ilk mutabakat zaptında öngörüldüğü gibi 60 günlük yeni bir barış müzakeresi sürecinin başlayabileceğini ekledi.
Yacoubian, The Hill gazetesine verdiği demeçte, “İran nihayetinde Boğaz’ı kontrol etme yetkisinde ısrarcı olmayı sürdürecek. Mesele bir tavizden ziyade bunun nasıl uygulanacağı ve ABD için bu anlaşmaya onay verirken itibarını koruyabileceği bir yolun bulunup bulunmayacağıdır. Asıl büyük soru işareti budur” dedi.
Görüşmelere ilişkin haberlerin bu hafta hız kazandığı ve cuma gününe kadar bir uzlaşıya varılabileceği kaydedilirken, bu durum Boğaz’ın derhal açılacağı anlamına gelmiyor.
Küresel petrol ve doğalgaz arzının beşte birinin geçtiği nakliye rotasının kapalı kalması, akaryakıt ve diğer tüketim maddelerinin fiyatlarını artırmış durumda.
İran ve Umman’ın Boğaz’ı nasıl sevk ve idare edeceğine dair teknik detaylar henüz netleşmedi. Reuters’ın aktardığına göre İran, Boğaz’ı kullanan gemilerden taşıdıkları yükün değerinin yüzde 5’i ile yüzde 7’si arasında değişen oranlarda geçiş ücreti talep etmeyi hedefliyor.
Umman ise yüzde 3 civarında daha düşük bir ücret öngörüyor. Savaş öncesi durumda herhangi bir geçiş ücreti alınmadığını belirten ABD tarafı ise ücret alınmamasını talep ediyor.
Trump, salı günü Kaliforniya’da gazetecilere yaptığı açıklamada Tahran ile ilişkilerin “gayet iyi ilerlediğini” iddia etse de İran yönetiminin ABD ile doğrudan görüşme yürüttüğünü reddetmesi tablonun karmaşıklığını koruyor.
Trump bir anlaşmanın imzalanması ihtimaliyle ilgili olarak, “Bu yarın da olabilir, sonraki gün de. Çok ciddi mesafe katedildi” dedi.
Fox News kanalına da konuşan Trump, İranlı yetkililerle “gün boyu süren müzakereleri” de kapsayan “çok olumlu temaslar” gerçekleştirdiklerini söyledi. Trump, “Eğer tekrar masadan kalkarlarsa çok ağır şekilde vurulacaklar” değerlendirmesinde bulundu.
Çarşamba öğleden sonra Las Vegas’ta konuşan Trump, anlaşmanın son durumuna dair somut bir detay vermezken, “İnsanların ölmesini istemediğim için bir anlaşma yapmayı tercih ederim” diyerek temasların sürdüğünü ifade etti.
Buna karşın ABD’nin izlediği askeri stratejinin şu ana kadar netice vermediği değerlendiriliyor.
ABD’nin İran’a yönelik aylardır sürdürdüğü hava bombardımanları ve son olarak temmuz ayında gerçekleştirilen iki haftalık yoğun saldırılar Boğaz’ı trafiğe açmaya yetmediği gibi Washington’ın kritik mühimmat stoklarının eksilmesine yol açtı.
Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, İran’ın tutumuna ilişkin olarak, “Bu kozun ellerinde olduğunu biliyorlar. ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı güç kullanarak açmak ve İran’ın kontrolünü engellemek için gereken daha geniş kapsamlı bir harekatı göze alamayacağını, dolayısıyla bu kontrolü geri almasının mümkün olmadığını düşünüyorlar” dedi.
ABD’nin kritik mühimmat stoklarının ciddi seviyede azalması üzerine Körfez ülkelerinin endişelerini dile getirdiği ve bu durumun Trump’ın hafta sonu İran’a yönelik saldırıları artırma tehdidinden vazgeçmesinde etkili olduğu aktarıldı.
Trump’ın İran’ı şiddetli askeri eylemlerle tehdit ettikten sonra geri adım atarak müzakerelere alan açtığı ve nisandan bu yana en az beş kez tekrarlanan bir döngüye girdiği belirtiliyor.
Mona Yacoubian, “ABD’nin önleme füzelerinin önemli bir bölümünü tükettiğine dair haberler, yaklaşan ara seçimler ve ABD içindeki yaşam maliyetleri ile akaryakıt fiyatları üzerindeki sürekli baskı göz önüne alındığında, bu döngüyü daha kaç kez tekrarlayabileceğimiz belirsizdir” dedi.
Öte yandan Bryan Clark, ne kadar iyi planlanmış olursa olsun, algılanan bir zayıflık durumunda askeri seçeneğe yönelme eğilimi gösteren Trump’ın kararları nedeniyle olası bir anlaşmanın hızla bozulabileceğini belirtti.
Clark, The Hill’e yaptığı açıklamada, “Risk şu ki, bir anlaşma sağlandığında herkes buna bakıp ‘İran istediğini aldı, ABD ise elinde hiçbir şey olmadan kaldı’ diyebilir. Trump’ın bu yorumlardan hoşlanmayacağını ve gücünü kanıtlamak için yeniden harekete geçmek zorunda hissedeceğini düşünüyorum. Ardından İran ticareti tekrar durduracak ve aynı noktaya geri döneceğiz” dedi.
Anlaşmanın önündeki bir diğer engeli ise ABD’nin Basra Körfezi’nde sürdürdüğü deniz ablukası oluşturuyor. Tahran yönetimi, Boğaz’ın yeniden trafiğe açılması için ablukanın kaldırılmasını şart koşuyor.
İran Dışişleri Bakanlığı iç basına yaptığı açıklamada, “Hürmüz Boğazı’nı güvensiz kılan unsurlar, özellikle ABD’nin deniz ablukası ile İran’a ve çıkarlarına yönelik diğer saldırgan ve tehditkar eylemleri nedeniyle varlığını sürdürmektedir” ifadelerini kullandı.
Trump yönetiminin hareket alanının sınırlı olduğuna dikkat çekilse de bazı şahin isimler ablukanın kaldırılmasının hata olacağını savunuyor.
Demokrasileri Savunma Vakfı’ndan (FDD) Richard Goldberg, çarşamba günü sosyal medyada paylaştığı mesajda, “Abluka kalktığı an Başkan kozunu kaybeder. Petrol satışına emanet hesap şartı olmaksızın izin verildiği saniye daha fazlasını kaybeder. İran dondurulan hesaplarını borçlarını ödemek için kullandığı an kaybı daha da büyür” değerlendirmesini yaptı.
Buna karşın bazı ABD’li milletvekilleri yönetimin diplomasi yürüütme kabiliyetine güven duyduğunu ifade ediyor. Cumhuriyetçi Senatör Roger Wicker çarşamba günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Diğer tüm anlaşmalarda olduğu gibi bu süreçte de yönetime olan güvenim tamdır” dedi.
Gündemdeki anlaşmayı değerlendiren Bryan Clark ise, “Kimsenin bu durumdan memnun olmadığını biliyorum. Bölge ülkeleri memnun değil, oradan petrol tedarik eden Asyalı müttefikler memnun değil ama şu aşamada elde edilebilecek en iyi anlaşma muhtemelen budur” ifadelerini kullandı.
Ortadoğu
Suriye, ABD ile görüşmelerde Rus petrolü alımını azaltmayı kabul etti

Suriye, ABD ile yürüttüğü “terörü destekleyen devletler” listesinden çıkarılma müzakereleri kapsamında Rusya’dan petrol ithalatını azaltmayı kabul etti. Reuters’a konuşan kaynaklar, Şam yönetiminin bu adımı Washington ile ilişkileri yumuşatmak için attığını belirtti. ABD yetkilileri ise kararın süreci kolaylaştıracağını fakat resmi bir ön şart olmadığını bildirdi.
Suriye, ABD ile yürüttüğü “terörü destekleyen devletler” statüsünün kaldırılmasına yönelik müzakereler çerçevesinde Rusya’dan petrol ithalatını azaltmayı kabul etti.
Reuters haber ajansının müzakere sürecine vakıf üç kaynağa dayandırdığı habere göre, üst düzey Suriyeli yetkililer son aylarda ABD’li muhataplarına Rus petrolü alımını düşürmeye hazır olduklarını iletti.
Görüşmelere yakın kaynaklar, Washington’ın söz konusu statünün kaldırılması için petrol alımının azaltılmasını resmi bir ön şart olarak sunmadığını vurguladı.
Bununla birlikte Suriyeli bir kaynak, ABD’li yetkililerin Rus petrolü ithalatının düşürülmesinin “sürecin sorunsuz ve hızlı biçimde tamamlanma şansını artıracağını” ifade ettiklerini aktardı.
ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi ise Washington’ın Suriye’yi Amerikan şirketleri başta olmak üzere güvenilir kurumsal ortaklarla çalışmaya teşvik ettiğini ve Rusya’ya yönelik yaptırımlara uyulmasını beklediğini söyledi.
Yetkili, terör sponsorluğu statüsünün kaldırılması ile Rus petrolü ithalatının azaltılması arasında doğrudan bir bağ bulunmadığını kaydetti.
Arap Çağdaş Araştırmalar Merkezi’nden Suriyeli analist Navvar Saban, “Rus petrolünün yerini başka kaynakların alması, yakıt sıkıntısı veya Suriye için artan ithalat maliyetleri riski doğurmadan bir gecede gerçekleşemez. Şam üzerindeki uzun vadeli etki, Washington’ın bu baskıya alternatif çözümler sunup sunmayacağına bağlı” değerlendirmesinde bulundu.
Saban, ABD’nin Rusya’nın Suriye’deki mevzilerini kaybettikten sonra etkisini sürdürmesini sağlayan ekonomik ağı giderek daha fazla hedef aldığına dikkat çekti.
Reuters’ın verilerine göre, Rusya’dan Suriye’ye yapılan petrol sevkiyatı 2026 yılında yüzde 75 artarak günlük 60 bin varile ulaştı ve Moskova’yı ülkenin en büyük tedarikçisi konumuna getirdi.
Ajansa konuşan Suriyeli kaynak, “Bugün Suriye, Rus petrolüne tercihten değil, mecburiyetten bağımlı durumda. Suriyeli yetkililer sık sık ‘Terör sponsorluğu statüsünü kaldırın, biz de petrolü başka yerden alalım. Şu an basitçe başka alternatifimiz yok’ yanıtını veriyor” dedi.
Şam yönetiminin yeni tedarikçiler arayışına girdiği belirtildi.
Fransız TotalEnergies şirketinin deniz sahalarında arama faaliyetleri için sözleşme görüşmeleri yürüttüğü, ConocoPhillips ve Novaterra şirketlerinin ise haziran ayında doğalgaz üretimine yeniden başlanması amacıyla anlaşma imzaladığı aktarıldı.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi1 hafta öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü
Asya1 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı
Diplomasi1 hafta önceABD, Rusya ve Ukrayna’ya hava ateşkesi sunacak










