Ortadoğu
Hamas silahsızlanmayı kabul etti: Peki İsrail anlaşmayı neden reddetti?

Aylardır Hamas’ın silahsızlandırılması, Trump destekli Gazze barış planındaki en büyük anlaşmazlık konusu olarak sunuluyordu. Geçen hafta ise Hamas, silahlarını bırakmasını öngören ABD destekli bir çerçeveyi kabul etti. Geçen perşembe Trump, kendi Barış Kurulu tarafından hazırlanan ve 20 maddelik planının bütünüyle uygulanmasını sağlamayı amaçlayan anlaşmayı sosyal medyada “TARİHİ” ve “kalıcı BARIŞ ve GÜVENLİĞE doğru devasa bir adım” sözleriyle övdü. Ertesi gün Trump, İsrail’in anlaşmadan “çok memnun” olduğunu söyledi.
Ancak durumun bundan oldukça farklı olduğu açık.
O tarihten bu yana İsrail, “ciddi güvenlik kaygılarını” gerekçe göstererek silahsızlanma yol haritasına güçlü biçimde karşı çıktı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu salı günü İsrail’in bu çerçeveyi “kabul etmediğini” ve “Hamas tamamen silahsızlandırılana kadar mevcut hatlarından” çekilmeyeceğini söyledi. İsrail ayrıca planın açıklanmasından bu yana Gazze’de bir dizi hava saldırısı düzenleyerek Barış Kurulu’nun tepkisini çekti.
Uzmanlar Foreign Policy’ye, İsrail’in Hamas için silahsızlanma planına yönelik tutumunun en azından ülkenin merakla beklenen ekim seçimleri sonrasına kadar değişmesinin son derece düşük ihtimal olduğunu söyledi. Bu seçimlerde İsrail’in en uzun süre görev yapan başbakanı Netanyahu iktidarı kaybedebilir.
Güvenlik düşünce kuruluşu RAND’de İsrail politikaları alanında seçkin kürsü başkanı olan Shira Efron, “Sorun şu ki siyasi açıdan, İsrail’de ve özellikle seçimlerden önce, İsrail hükümetinin [planı] kabul etmesi neredeyse imkânsız” dedi. “Netanyahu ve bu koalisyon İsraillilere mutlak zafer sözü verdi” diyen Efron, İsrail başbakanının seçimler öncesinde Hamas ’a taviz veriyormuş ya da Gazze’de toprak bırakıyormuş gibi görünmek istemediğini de ekledi.
Anlaşma, doğrulama mekanizmasında Katar ve Türkiye’nin potansiyel rolü nedeniyle de İsrail açısından kabul edilmesi güç bulunuyor. Efron, “Bugünkü İsrail zihniyetinde Katar neredeyse düşman bir devlet, Türkiye de aynı şekilde” dedi ve İsrail’de bazı kesimlerin Türkiye’yi “yeni İran” olarak gördüğünü vurguladı.
Ancak Netanyahu ekimde kaybetse bile uzmanlar İsrail’in tutumunda hızlı bir değişiklik beklemiyor. Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’un Ortadoğu ve Kuzey Afrika programında yardımcı araştırmacı olan Julie Norman, “Yeni bir hükümetin birdenbire Gazze’de büyük tavizler vermesi çok zor olurdu” dedi.
Tüm tarafların onay vermesinin ardından kesin takvimin belirlenmesi için 14 günlük bir süre öngören silahsızlanma çerçevesi, Gazze’de tüm tarafların askeri operasyonları durdurmasını talep ediyor ve süreci İsrail askerlerinin bölgeden aşamalı olarak çekilmesine bağlıyor.
Ancak İsrail’in yakın zamanda Gazze’den çekilmeye niyeti olmadığına inanmak için birçok neden var.
İsrail’in şu anda kıyı şeridindeki bölgenin yüzde 60’ından fazlasını kontrol ettiği tahmin ediliyor. İsrail güçleri ayrıca son haftalarda İsrail kontrolündeki bölgeyi gösteren askeri sınır hattı olan “sarı hattı” Gazze’nin daha iç kesimlerine doğru kaydırdı. Trump destekli barış anlaşması kapsamında oluşturulan sarı hattın geçici olması öngörülüyor. Ancak Netanyahu mayıs ayında İsrail Savunma Kuvvetleri’ne (IDF) Gazze’deki kontrol alanını yüzde 70’e çıkarması talimatını verdiğini açıkladı. Bu da İsrail’in bölgede uzun süre kalmayı planladığına işaret eden çok sayıda gelişmeden biri.
Netanyahu planı açıkça reddederken Barış Kurulu da Hamas’ın silahsızlanmasıyla eş zamanlı olarak İsrail’in Gazze’den çekilmesi yönündeki ilk talebinden şimdiden geri adım atmış görünüyor. Barış Kurulu pazartesi günü X’te, “IDF’nin Sarı Hat’ın gerisine çekilmesi, Hamas’ın arabuluculara taahhüt ettiği üzere silahların devre dışı bırakılması tamamlandıktan sonra gerçekleşecektir” diye yazdı. Aynı gün Barış Kurulu’nun Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov, Netanyahu ile bir araya geldi. Efron’a göre Barış Kurulu, esasen İsrail’e “mevcut sarı hattan çekilmek zorunda olmadığı” güvencesini verdi.
Silahsızlanma anlaşması, sürecin Trump’ın barış planı kapsamında Gazze’yi yönetmesi öngörülen Filistinli teknokratlardan oluşan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi (NCAG) tarafından denetlenmesini ve silahların Gazze’de depolanmasını öngörüyor.
Efron, İsrail açısından Hamas’ın silahlarının NCAG denetimi altında Gazze’de tutulmasının önerilmesinin “şaka” olarak görüldüğünü söyledi. Hamas’ın yeniden silahlandığı ve yapılanmasını yeniden kurduğu yönündeki iddialar kapsamında, İsrail’in kendisini silahsızlanma sürecinin denetiminden dışlayan bir mekanizmayı kabul etmesinin zor olduğunu belirtti. İsrail, NCAG’nin Gazze’ye girişini engelledi ve komitenin 15 üyesi hâlâ Kahire’de bulunuyor. Bu durum önemli bir engel teşkil ediyor.
Çerçeve ayrıca sürecin uluslararası bir istikrar gücünün (ISF) konuşlandırılmasının ardından başlayacağını belirtiyor. Temmuz sonunda İsrail’in Gazze’ye bir tür çok uluslu gücün girmesine ön onay verdiği bildirildi ancak ISF henüz mevcut değil. İsrail’in yeni silahsızlanma çerçevesini reddetmesiyle birlikte Trump’ın daha geniş kapsamlı barış planının bu kilit unsurlarının da belirsizliğini koruması bekleniyor.
Norman, nihayetinde planın ayrıntılarının “muğlak” kaldığını ve bunun “Trump’ın birçok diplomatik girişiminde” görülen tanıdık bir örüntüyü izlediğini söyledi.
Norman, “Önce bu ilk açıklamayı görüyorsunuz, maddeler halinde tek sayfalık bir metin ortaya çıkıyor ve ardından geri kalan her şeyin daha sonra çözüleceği fikri geliyor” dedi. “Bu yöntem Gazze’nin diğer aşamalarında, İran’da veya gördüğümüz başka çatışmalarda işe yaramadı ve şimdi de işliyor gibi görünmüyor” diye ekledi.
George Washington Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü olan Nathan J. Brown, Trump’ın çerçeve anlaşmasını coşkuyla duyurmasının, ilerleme sağlamaya çalışırken kullandığı “sert bir pazarlık taktiği” olduğunu söyledi. Brown’a göre bu gelişme “gürültü” yaratıyor ama “ilerleme” anlamına gelmiyor.
Ortadoğu
Irak, ülkede suç işlemiş IŞİD üyelerini Suriye’ye iade etmek istemiyor

Irak, Suriye’nin bu yılın başlarında Suriye’deki gözaltı merkezlerinden Irak’ın gözetimine devredilen binlerce IŞİD şüphelisinin ülkelerine iade edilmesi talebini reddetti.
Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Abudi çarşamba günü yaptığı açıklamada, tutukluların akıbetini görüşmek üzere Suriye, Irak ve ABD arasında yakın zamanda bir toplantı düzenlendiğini söyledi.
El-Abudi, Suriye’nin yaklaşık 4.000 Suriyeli tutuklunun Suriye’de yargılanmak üzere teslim edilmesini talep ettiğini ama Irak’ın bunu reddettiğini belirtti.
Irak, yaklaşık 400 Suriyeli tutuklunun IŞİD üyesi olmadığına karar verdi ve bu kişilerin serbest bırakılabileceğini söyledi. Yaklaşık 50 kişi halihazırda ülkelerine geri gönderildi.
Öte yandan Irak’ta hâlâ gözaltında tutulan yüzlerce Suriyelinin, IŞİD’in üst düzey üyeleri olduğu düşünülüyor.
El-Abudi, “Irak soruşturmalar yürütüyor ve Irak’ta suç işlediği kanıtlanan herkes Irak yasalarına göre yargılanacak,” dedi.
Danışman, bazı mahkumların, cezalarını tamamlamak üzere daha sonra kendi ülkelerine nakledilebileceğini söyledi.
Ocak ayında yeni Suriye güçleri ile, bu mahkumların tutulduğu gözaltı merkezlerini uzun süredir koruyan Suriye Demokratik Güçleri arasında çatışmaların patlak vermesinin ardından, IŞİD ile bağlantılı olduğu iddia edilen 5.700’den fazla mahkum (bunların arasında yaklaşık 4.000 Suriyeli de bulunuyor) Suriye’nin kuzeydoğusundan Irak’a nakledilmişti.
Çatışmaların yarattığı kargaşa sırasında IŞİD ile bağlantılı bazı tutuklular kaçmayı başardı ve daha büyük çaplı bir kaçışın yaşanacağına dair endişeler vardı.
IŞİD yıllar önce Irak ve Suriye’de ele geçirdiği topraklar üzerindeki kontrolünü kaybetmiş olsa da, hücreleri her iki ülkede de hâlâ periyodik olarak saldırılar düzenliyor.
Mahkumların akıbetine ilişkin tartışmalar, ABD’nin Irak’ta IŞİD’le mücadeleye yönelik 12 yıllık misyonunu sona erdirmesinin ardından ortaya çıktı.
El-Abudi, Irak’ın mahkumların barındırılma masraflarına yardımcı olması için ABD’den ve IŞİD’e karşı küresel koalisyona katılan diğer ülkelerden mali destek talep ettiğini söyledi.
Danışman, “Irak, 500 milyon dolarlık bir ödenek talep etti. Koalisyon destek sözü verdi, ancak Irak hâlâ bekliyor,” dedi.
El-Abudi, idam cezasını uygulamayan ülkelerden gelen mahkumların idam cezasına çarptırılmayacağını söyledi.
Irak ile mahkum değişim anlaşmaları olan ülkelerden gelenlerin ise, mahkumiyetlerinin ardından cezalarını tamamlamak üzere ülkelerine nakledilebileceğini belirtti.
Fakat birçok Batılı ülke, IŞİD ile bağlantılı olmakla suçlanan veya bu suçtan mahkum edilen vatandaşlarının yanı sıra, militanların aile üyeleri olduğu düşünülen kadın ve çocukları da ülkelerine geri göndermekte isteksiz davranıyor.
Ortadoğu
İsrail muhalefetinden 7 Ekim kayıtları nedeniyle Netanyahu’ya soruşturma talebi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun eski askeri sekreteri Avi Gil, 7 Ekim 2023 sabahına ait resmi telefon görüşmesi saatlerinin tahrif edilmek istendiğini öne sürdü. Muhalefet partileri, Başsavcıya başvurarak Netanyahu ve ekibi hakkında vatana ihanet ve sahtecilik suçlamalarıyla adli soruşturma açılmasını talep etti. İktidardaki Likud Partisi ise iddiaları reddederek Gil’in kendi ihmallerini gizlemeye çalıştığını savundu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun eski askeri sekreteri Avi Gil, Başbakanlıkta 7 Ekim 2023 sabahına ait resmi telefon kayıtlarının saatlerinin değiştirilmek istendiğini ileri sürdü.
Bu açıklamaların ardından İsrail muhalefeti, Başsavcı Gali Baharav-Miara’ya başvurarak Netanyahu ve çalışma ekibi hakkında cezai soruşturma açılmasını talep etti.
Saldırının gerçekleştiği dönemde askeri sekreterlik görevini yürüten Gil, Israel Hayom gazetesi ile Kanal 12 televizyonuna verdiği mülakatta, Netanyahu’nun Özel Kalem Müdürü Tzachi Braverman’ın o sabah yapılan kritik bir görüşmenin saatini değiştirmeye çalıştığını söyledi.
Girişimin “suç teşkil eden bir davranış biçiminin” parçası olduğunu savunan Gil, devlet soruşturma komisyonu kurulmasını beklediği için bugüne kadar sustuğunu, ancak kamuoyuna anlatılanların gerçeği yansıtmadığını dile getirdi.
Braverman’ın resmi tutanakları yasa dışı biçimde değiştirme şüphesiyle sahtecilik ve dolandırıcılık iddiaları kapsamında polis tarafından sorgulandığı ve soruşturulduğu biliniyor.
Resmi görüşme saatinin geriye çekilmek istendiği iddiası
Gil, 7 Ekim 2023 sabahı iç güvenlik servisi Şin Bet Başkanı Ronen Bar’ın ofisinden saat 06.12’de arandığını, saat 06.17’de güvenli hat üzerinden Bar ile yaptığı görüşmede Gazze’de SIM kartlarının etkinleştirildiği ve Hamas mensuplarının yer altına geçtiği bilgisini aldığını aktardı.
Netanyahu’yu ilk olarak saat 06.29’da arayarak uyandırdığını belirten Gil, Başbakana Hamas’ın sürpriz bir saldırı başlattığını ve bilgi toplamayı sürdürdüğünü söylediğini kaydetti.
Gil, saat 06.40’taki ikinci telefon görüşmesinde ise Netanyahu’ya “Savaştayız” bilgisini ilettiğini ifade etti.
Eski askeri sekreter, aylar sonra ocak ayında bir stenografın kendisine gelerek Braverman’ın ikinci görüşme saatini resmi tutanaklarda 06.40 yerine 06.29 olarak değiştirmesini talep ettiğini aktardığını söyledi.
Gil, bu adımla Netanyahu’nun saldırının ilk anından itibaren talimat verdiği izleniminin yaratılmak istenmiş olabileceğini ya da ikinci aramada iletilen bilgilerin ilk görüşmede zaten bilindiği algısıyla istihbaratın Başbakandan gizlendiği tezine zemin hazırlanmaya çalışılmış olabileceğini kaydetti.
Olayların başlamasından iki hafta sonra Netanyahu’nun çalışma ekibinin olağandışı biçimde belge topladığını fark ettiğini belirten Gil, tutanakların tahrif edilmesinden şüphelenerek Başsavcı Baharav-Miara’ya başvurduğunu ve kuralların netleştirilmesini istediğini söyledi. Gil, kurulacak olası bir komisyonun yazılı evrakla yetinmeyip orijinal ses kayıtlarını incelemesi gerektiğine dikkati çekti.
Mısır’ın saldırı öncesinde uyarı yaptığı iddialarına ilişkin soruyu da yanıtlayan Gil, böyle bir mesajı bilmediğini fakat eylül ayı sonunda İsrail’e bir Mısır istihbarat uçağının inerek bir saatten fazla kaldığını belirtti.
Gil, hiçbir uçağın sebepsiz yere gelmeyeceğini ifade ederek, heyeti karşılayan veya mesajı alan yetkililerin bunu halen sakladığını öne sürdü.
Netanyahu’nun devlet denetçisine sunduğu güvenlik evrakının da eksik olduğunu savunan Gil, belgenin gerçeğin tamamını yansıtmadığını kaydetti.
Likud iddiaları reddetti: “Gil Başbakanı zamanında uyandırmadı”
İktidardaki Likud Partisi, iddiaların Netanyahu ve partiye yönelik siyasi amaçlı bir propaganda olduğunu belirterek suçlamaları reddetti.
Netanyahu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda muhalefetin yalan kampanyasının gerçeği değiştiremeyeceğini savundu.
Likud’un açıklamasında, Gil’in kendi ihmallerini örtbas etmeye çalıştığı iddia edilerek, 7 Ekim sabahı saat 03.55’te askeri sekreterliğe bağlı istihbarat subayından gelen uyarı mesajına rağmen Gil’in hiçbir adım atmadığı ve Başbakanı zamanında uyandırmadığı öne sürüldü.
Parti, Netanyahu’nun zamanında bilgilendirilmesi durumunda gelişmelerin farklı yönde ilerleyeceğini savundu.
Muhalefetten vatana ihanet suçlaması
Muhalefet partileri ise açıklamaların ardından Netanyahu ve ekibine yönelik adli adımların hızlandırılmasını istedi.
Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi, Ronen Bergman’ın Yedioth Ahronoth’taki araştırması ve Gil’in açıklamalarını gerekçe göstererek Başsavcıya ceza soruşturması açması çağrısında bulundu. Parti, Netanyahu’yu Hamas’ın güçlenmesi ve İran ekseniyle bağlarına dair kritik değerlendirmeleri devlet denetçisinden gizlemekle suçladı.
İsrail Evimiz Partisi lideri Avigdor Liberman, Başsavcı Baharav-Miara’nın Netanyahu ve yardımcıları hakkında vatana ihanet ve komplo suçlamalarıyla derhal soruşturma başlatması gerektiğini söyledi.
Liberman, Genelkurmay Başkanına da ordunun siyasi amaçlarla kullanılması girişimlerine engel olma çağrısı yaptı.
Demokratlar Partisi lideri Yair Golan ise Gil’in ifadelerini tarihi bir tanıklık olarak nitelendirerek, 1200 kişinin öldüğü ve 251 kişinin esir alındığı olaylardaki sorumluluğun gizlenemeyeceğini kaydetti.
Golan, Başbakanlık bünyesindeki tüm özgün ses kayıtları ve belgelerin acilen koruma altına alınmasını talep etti.
7 Ekim Konseyi liderliği de Gil’in ifadelerinin, hükümetin saldırı öncesi durumdan habersiz olduğu yönündeki tezlerini çürüttüğünü bildirdi.
Ortadoğu
NYT: ABD Büyükelçiliğinde İsrail’e dair diplomatik raporlar sansürlendi

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin yardımcısı David Milstein’ın, İsrail’in eylemlerine ilişkin büyükelçilik raporlarını sansürlediği öne sürüldü. Engellenen belgeler arasında öldürülen dokuz Filistin kökenli ABD vatandaşı ile Gazze’deki yardım noktalarında 1400 kişinin ölümüne yol açan operasyonlara dair resmi tespitler yer alıyor.
ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin üst düzey yardımcısı David Milstein’ın, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’deki eylemlerine dair büyükelçilik tarafından Washington’a iletilen diplomatik raporları engellediği ve içeriklerini değiştirdiği öne sürüldü.
The New York Times gazetesinin Kudüs ve Washington’da Milstein ile çalışan 12 kişiye dayandırdığı haberine göre, Nisan 2025’te Kudüs’teki ABD Büyükelçiliğinde göreve başlayan ve fiilen Huckabee’nin özel kalem müdürlüğünü yürüten Milstein, Batı Şeria ile Gazze dosyalarını kapsamlı biçimde denetim altına aldı.
Milstein’ın makamını; yasa dışı yerleşimlerin genişletilmesi, yerleşimci saldırıları, Filistin kökenli ABD vatandaşlarının öldürülmesi ve Gazze’deki yardım dağıtımlarında yaşanan can kayıplarına ilişkin diplomatik yazışmaları durdurmak veya metinleri değiştirmek amacıyla kullandığı aktarıldı.
Öldürülen ABD vatandaşlarına ilişkin inceleme engellendi
Milstein’ın iletilmesini durdurduğu belgeler arasında, Batı Şeria’da dört yıl içinde İsrailli yerleşimciler ile askerler tarafından öldürülen dokuz Filistinli ABD vatandaşı hakkında büyükelçiliğin mart ayında hazırladığı inceleme yer aldı.
Yaşamını yitirenlerin sonuncusu olan 19 yaşındaki Nasrallah Ebu Siyam, şubat ayında köyündeki hayvanların gasbedilmesini engellemeye çalışırken bir yerleşimci tarafından açılan ateş sonucu hayatını kaybetti.
Söz konusu inceleme, Senatör Chris Van Hollen öncülüğündeki 30 Kongre üyesinin ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’dan açıklama talep etmesi üzerine hazırlandı.
Raporda, yürütülen soruşturmaların çoğunda ilerleme sağlanamadığı, bazı dosyaların kapatıldığı ve tek bir şüpheliye dahi suçlama yöneltilmediği kaydedildi.
Milstein’ın, hazırlanan raporu iletmek yerine Kongre üyelerine İsrail makamlarının vakaları gerektiği gibi ele aldığı yönünde güvence veren bir metin düzenlettiği bildirildi.
ABD Dışişleri Bakanlığının 4 Mayıs’ta Senatör Van Hollen’a ulaştırdığı mektupta inceleme bulgularına yer verilmediği, büyükelçiliğin savaş koşullarında İsrail ile yürüttüğü güvenlik işbirliğine odaklandığı ifade edildi.
Gelişmeye tepki gösteren Senatör Van Hollen, “Hesap sorulmasını sağlamazsanız daha fazla Amerikan vatandaşını tehlikeye atarsınız” değerlendirmesinde bulundu.
Gazze’deki yardım ölümleri ve komutanların uyarıları kayıtlardan çıkarıldı
Haberde, 2025 yazında gıda arayışındaki Filistinlilerin Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) dağıtım noktalarında kitlesel şekilde öldürüldüğü bilgisine yer verildi. ABD ile İsrail ortak girişimi niteliğindeki bu yapının yardım dağıtım faaliyetleri sırasında en az 1400 kişi hayatını kaybetti.
Can kayıpları sürerken büyükelçilik diplomatları, operasyonların daha fazla toplu ölüme yol açabileceği yönünde Washington’ı uyardı. Milstein’ın ise diplomatik metni operasyonu bir başarı olarak sunacak biçimde yeniden yazdığı ve can kayıplarına dair bilgileri resmi kayıtlardan tamamen çıkardığı kaydedildi.
Nisan ayında üst düzey İsrailli askeri yetkililer, Batı Şeria’da tırmanan yerleşimci saldırılarının yeni bir Filistin ayaklanmasını tetikleyebileceği uyarısını kayda geçirdi.
Milstein’ın personelin hazırladığı bu uyarı raporlarını engellediği, bunun yerine kendi imzasıyla Washington’a, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun şiddetin üzerine kararlılıkla gittiğini öven bir metin gönderdiği bildirildi.
Öte yandan İsrail’in şubat ayında Batı Şeria’da gayrimenkul alımına ilişkin yasal kısıtlamaları kaldırması uluslararası alanda ilhakı hızlandırdığı gerekçesiyle kınanırken, büyükelçilik Washington’a bu kararın yerleşimcilerin “insani ihtiyaçlarına” hizmet ettiği bilgisini aktardı.
Diplomatlara yönelik tutum raporlama trafiğini düşürdü
Dört yetkilinin verdiği bilgiye göre Milstein, büyükelçilik çalışanlarını ideolojik sorgulamalara tabi tuttu. Personele “İsrail yanlısı” mı yoksa “Hamas yanlısı” mı oldukları yönünde sorular yöneltilmesi, çalışanların görüş bildirmekten çekinmesine neden oldu.
Uygulanan denetimler sebebiyle kimi çalışanların metinlerinin sansürlenmesi yerine rapor hazırlamaktan vazgeçtiği, bu durumun Filistin konularındaki diplomatik yazışma sıklığını haftalık düzeyden ayda birkaç rapora gerilettiği kaydedildi.
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş1 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Dünya Basını6 gün önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor









