Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail basını Filistin Yönetimi’nin silahlandığını iddia etti

Yayınlanma

Israel Hayom gazetesi, Filistin Yönetimi’nin tanksavar silahları, roketatarlar ve ağır makineli tüfeklerle donanarak askeri kapasitesini artırdığını ve bu durumun Tel Aviv’de alarma yol açtığını ileri sürdü. Açık kaynak istihbarat verilerine dayandırılan haberde silahların İsraillilere çevrilmesinden endişe edildiği savunulurken, işgal altındaki Batı Şeria’da yerleşimci şiddeti ve zorla yerinden etmeler devam ediyor.

İsrail gazetesi Israel Hayom, Filistin Yönetimi’nin tanksavar silahları, roketatarlar, ağır makineli tüfekler ve keskin nişancı tüfeklerinden oluşan bir cephanelik kurduğunu ve askeri kapasitesini artırdığını ileri sürdü.

Haberde, Tel Aviv yönetiminin söz konusu silahların gelecekte İsraillilere çevrilmesi ihtimali nedeniyle yüksek alarma geçtiği aktarıldı.

Behind the Scenes OSINT Cell adlı açık kaynak istihbarat grubunun verilerine dayandırılan haberde, Filistin Yönetimi’nin olası bir topyekûn savaş için önemli miktarda silah ve kaynak biriktirdiği iddia edildi.

Filistin Yönetimi’nin cephaneliğinde tanksavar silahları ile eğitimlerde yararlanılan RPG-7 roketatarların yer aldığı öne sürüldü.

Haberde ayrıca, Ulusal Güvenlik Taburları’nın kesintisiz ve yoğun ateş gücü sağlamak amacıyla 7,62 milimetrelik PKM ağır makineli tüfekleri yaygın şekilde kullandığı savunuldu. Standart M16’lar ile diğer bazı tüfeklerin ise uzaktan hassas atış yapabilmeleri amacıyla dürbünlerle donatılarak uzun menzilli keskin nişancı tüfeklerine dönüştürüldüğü kaydedildi.

Israel Hayom, Filistin Yönetimi’nin askeri kapasitesindeki bu artışın Oslo Anlaşmaları’nı ihlal ettiğini öne sürdü. Buna karşılık İsrail’in 1993’te imzalanmasından bu yana aynı anlaşmayı ihlal ettiği ve bu ihlaller neticesinde işgal altındaki Batı Şeria’nın mevcut İsrail hükümetinin hızla genişlettiği yasa dışı yerleşimlerle kuşatıldığı biliniyor.

Gazetede yer alan değerlendirmede şu ifadelere yer verildi:

“Filistin güvenlik teşkilatı artık Oslo Anlaşmaları’na aykırı biçimde zırhlı araçlar ve keskin nişancı tüfekleriyle donatılmış durumda. Eriha’dan gelen görüntülerde Filistin güçlerinin savaş tatbikatlarında RPG ve ağır makineli tüfeklerle ateş açtığı görülüyor. Filistin Yönetimi neye hazırlanıyor?”

Özel bilgilere dayandırılan haberde, diplomatik yetkililerin Yahudiye ve Samiriye’de silahların İsraillilere çevrilebileceği bir senaryodan giderek daha fazla kaygı duyduğu, bu ihtimal dahilinde Filistin Yönetimi güçlerinin kendilerine devlet tarafından sağlanan cephaneliği İsraillilere karşı kullanabileceği ileri sürüldü.

İsrail’in Gazze’ye yönelik soykırımı sürerken, Filistin güçlerinin savaş sonrasında Gazze Şeridi’nin yönetimini üstlenmeye yönelik hazırlıklar kapsamında Mısır’dan askeri destek ve eğitim aldığı bildiriliyor.

Tüm bu iddialara karşın Filistin Yönetimi ve güvenlik güçleri, İsrail ile kapsamlı güvenlik koordinasyonunu büyük ölçüde devam ettiriyor.

Ramallah yönetimi, gerçekleştirdiği baskınlar ve gözaltı operasyonları aracılığıyla İsrail’in direniş gruplarına yönelik adımlarına önemli ölçüde destek sağladı.

Bununla birlikte Filistin Yönetimi ve Fetih içindeki bazı unsurlar, özellikle Aksa Şehitleri Tugayları, İsrail işgaline karşı silahlı direnişi sürdürüyor.

Hamas ve Filistin İslami Cihad hareketiyle bağlantılı direniş grupları da işgal altındaki Batı Şeria’da varlık göstermeye ve faaliyetlerine devam ediyor.

Öte yandan İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı Operasyonu’ndan bu yana yüz binlerce yasa dışı yerleşimciyi askeri nitelikteki tüfeklerle silahlandırma kampanyasına öncülük etti. Söz konusu yerleşimciler Filistinlilere yönelik saldırılarını artırırken hemen her gün yeni yerleşim karakolları kurma girişiminde bulunuyor.

İsrail ordusunun Batı Şeria’daki komutanı, yerleşimci şiddetine dikkati çekerek, “Son iki yılda Filistin kaynaklı terörün boyutunda önemli bir düşüş yaşandı. Ancak her şeyi bir anda ateşleyebilecek tek bir kibrit var: Milliyetçi saiklerle işlenen suçlar” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail ordusu yerleşimci şiddetini kınayan açıklamalar yapsa da sahada saldırıları engellemeye yönelik adım atmıyor ve çoğu zaman bu eylemlere alan açıyor.

İsrail ordusu, 2025’in başından bu yana Batı Şeria’daki mülteci kamplarından on binlerce Filistinliyi zorla yerinden etti. Yüzlerce ev yıkılırken, yasa dışı yerleşimler İsrail hükümetinin onayladığı yasalarla hızla genişletiliyor.

Tel Aviv’in söz konusu adımları, işgal altındaki Batı Şeria’nın fiilen ilhak edilmesi anlamına geliyor.

Ortadoğu

Likud, Netanyahu ile Eisenkot arasında “rotasyonlu” başbakanlığı değerlendiriyor

Yayınlanma

Likud partisi ve Binyamin Netanyahu’nun yakın çevresinde yetkililer, dar bir koalisyonun kurulmasının imkânsız olduğu ve siyasi sistemin bir çıkmaza girdiği senaryoyu analiz ediyorlar.

Jerusalem Post’ta yer alan habere göre böyle bir senaryoda, Likud yetkilileri tarafından tartışılan seçeneklerden biri, Netanyahu ile Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot arasında görev dönüşümünün yapılacağı geniş bir koalisyon hükümeti.

Bu aşamada analistleri meşgul eden asıl soru, Netanyahu’nun Eisenkot’u kendisiyle birlikte bir dönüşümlü hükümet kurmaya ikna etmek için ne sunabileceği ve Netanyahu-Benny Gantz hükümetindeki emsali takip ederek, bu kez dönüşümlü yönetim anlaşmasına uyulacağına onu nasıl inandırabileceği.

Likud’un kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerinde gündeme getirilen olasılıklar arasında, Netanyahu’yu gelecekte cumhurbaşkanlığına aday göstermek de yer alıyor.

Bu, hem Netanyahu için üzerinde anlaşmaya varılmış bir siyasi çıkış yolu hem de başbakanlığın nihayetinde Eisenkot’a geçeceğine dair siyasi bir garanti yaratacak.

Bu aşamada bunlar, seçimler öncesinde Netanyahu’nun “geniş koalisyon” kampanyasını çevreleyen stratejik değerlendirmeler ve senaryo analizleri.

Likud yetkilileri, Netanyahu’nun 61 sandalyeye ulaşamadan seçimi tamamlayabileceğine inanıyor, fakat aynı zamanda muhalefet bloğunun da hükümet kurmak için yeterli sandalyeye sahip olamayacağı ihtimaline de güveniyorlar.

Her iki taraf da koalisyon kuramazsa, yetkililer, yeni bir seçimin önlenmesi yönündeki baskının bir birlik hükümeti olasılığını yeniden gündeme getirebileceğini tahmin ediyor.

Eisenkot, eğer Netanyahu karşıtı blokta büyük bir güçün başında seçime girerse, böyle bir hamlenin başlıca potansiyel ortaklarından biri olarak görülüyor.

Likud’da tartışılan senaryoya göre, olası senaryolardan biri, Netanyahu’nun rotasyon kapsamında ilk olarak başbakanlık görevini üstlenip, daha sonra bu görevi Eisenkot’a devretmesi.

Ne var ki böyle bir adımın önündeki en bariz engel, 2020 yılında Gantz ile kurulan dönüşümlü hükümetin yol açtığı güven krizi.

Eisenkot’un, o dönemde Gantz’ın bulunduğu durumun aynısına düşmemesini sağlayacak bir mekanizmaya ihtiyacı olacak. Yani, hiçbir zaman hayata geçirilmeyen bir dönüşümlü hükümet anlaşmasının ortağı olmak.

Bu bağlamda, tartışmalarda cumhurbaşkanlığı olasılığı da gündeme geliyor. Bu senaryoya göre, liderlik devri tarihi, Isaac Herzog’un görev süresinin sona ermesinin ardından Netanyahu’nun Cumhurbaşkanı Konutu’na taşınmasıyla bağlantılı olabilir.

Bu olasılığı gündeme getirenler, böyle bir adımın Netanyahu’ya başbakanlık görev süresinin sona ermesinden sonra üzerinde mutabık kalınmış bir siyasi hedef sunabileceğine inanırken, aynı zamanda Eisenkot’a da görev dönüşümünün gerçekleşeceğine dair daha fazla güven vereceğini düşünüyorlar.

Likud içinde bile yetkililer, cumhurbaşkanlığı senaryosunun henüz kesinleşmiş bir plan olmaktan uzak olduğunu vurguluyor ve bazıları bunu uzak bir olasılık olarak nitelendiriyor.

Bununla birlikte, bu konu, güven sorununu aşabilecek bir mekanizma bulma çabalarının bir parçası olarak şimdiden tartışılmaya başlandı.

Likud içinde dile getirilen bir değerlendirmeye göre, cumhurbaşkanlığı senaryosu gelecekte gündeme gelirse, Netanyahu’nun ceza davasının sonuçlandırılması gerekecek.

Hukuki açıdan bakıldığında, bu tartışmalardaki argüman, yargılanan bir kişinin başkanlığa aday olmasını engelleyen otomatik bir hukuki engel bulunmadığı yönünde.

Asıl karmaşık mesele ise kamuoyu ve siyaset boyutunda olacak.

Bu senaryoyu gündeme getirenler, Netanyahu’nun başbakanlık görevini sona erdirecek ve istikrarlı bir hükümetin kurulmasına imkân tanıyacak daha kapsamlı bir anlaşmanın parçası olarak, böyle bir adımın kamuoyuna sunulmasının da mümkün olacağına inanıyorlar.

Bu tartışma, Netanyahu’nun son haftalarda “geniş bir hükümet” kurulması gerekliliği konusunda savunduğu çizgiyi de açıklıyor.

Likud yetkilileri, Netanyahu’nun 61 sandalyeli sağcı bir hükümetin garantili bir sonuç olmadığını anladığını ve bu nedenle seçimlerden sonra muhalif kamptan isimleri hükümete dahil etme olasılığına yönelik kamuoyu ve siyasi zemini önceden hazırlamanın önemli olduğuna inandığını tahmin ediyor.

Sonuçlar, hiçbir bloğun çoğunluğa sahip olmadığını gösterirse, Netanyahu, seçmenlerin her iki tarafa da kesin bir zafer vermediğini ve bu koşullar altında halkın büyük bir kesimini hükümetin dışında bırakmanın hiçbir gerekçesi olmadığını savunabilir.

Fakat Gantz örneği, gelecekteki tüm tartışmaların merkezinde yer almaya devam edecek. Likud yetkilileri, Netanyahu’nun siyasi vaadinin tek başına yeterli olmayacağını biliyor.

Bu nedenle, cumhurbaşkanlığı fikrinin yanı sıra siyasi tartışmalarda daha pratik mekanizmalar da inceleniyor: bütçe ve güvensizlik oylamalarıyla ilgili taahhütler, anlaşmanın ihlal edilmesini zorlaştıracak yasal mekanizmalar ve hatta Netanyahu’nun taahhütlerini yerine getirmemesi durumunda devreye girecek şekilde bir mütevelliye istifa mektubunun teslim edilmesi olasılığı.

Likud yetkilileri ayrıca, böyle bir senaryo ile Netanyahu-Gantz hükümeti arasındaki temel bir farka da işaret ediyor.

Seçim sonuçları Netanyahu’ya bağımsız bir çoğunluk sağlamaz ve hükümeti ayakta tutmak için Eisenkot’a güvenmek zorunda kalırsa, bu bağımlılık başlı başına garanti sisteminin bir başka unsuru haline gelecek.

Ortaklığın feshedilip alternatif bir koalisyon kurulabileceği bir durumun aksine, bu senaryoda anlaşmanın ihlali tüm hükümetin düşmesine yol açabilir. Likud’un kazanacağı sandalye sayısı da belirleyici olacak.

Likud yetkilileri, mevcut beklentiler ışığında Netanyahu’nun 25-26’dan fazla sandalye kazanmasının, hükümet kurulurken göz ardı edilemeyecek büyük bir siyasi kampın lideri olarak kalabileceğini savunmasına olanak tanıyacak bir başarı olarak sunulacağını tahmin ediyor.

Buna karşılık, önemli ölçüde daha zayıf bir sonuç, rotasyonda ilk sırayı talep etme yeteneğine zarar verecek ve gelecekteki müzakerelerde güç dengesini değiştirecek.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail, Suriye politikasını yeniden düzenliyor

Yayınlanma

İsrail, Ebu Zuhur hava üssüne düzenlediği saldırının ardından Türkiye ve Suriye ile gerginliği azaltma yönünde adımlar atıyor.

Al-Monitor’a konuşan bir İsrailli siyasi kaynak, Mossad Başkanı Roman Gofman’ın bu çabaların öncülüğünü yapmakla görevlendirildiğini bildirdi.

İsrailli siyasi kaynak, İsrail’in sert tutumunda görünen bu değişikliğin, İsrail-Suriye anlaşması için baskı yapan ABD Başkanı Donald Trump’ı yatıştırma arzusunu yansıtıyor olabileceğini söyledi.

İddiaya göre bu, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yeniden seçilme çabasına Trump’ın desteğini kazanma umudundan kaynaklanıyor olabilir.

Yine de bu belirgin değişiklik henüz resmi söylemlere yansımadı. Savunma Bakanı Israel Katz salı günü yaptığı açıklamada, “İsrail cihatçı tehditlerle karşı karşıya olduğu sürece” İsrail ordusunun Şeyh (Hermon) Dağı’ndan veya Esad hükümetinin düşüşünün ardından ele geçirdiği diğer mevzilerden çekilmeyeceğini söyledi.

Suriye’nin güneyindeki İsrail birliklerini ziyaret eden Katz, ordunun “İsrail’in güvenlik çıkarlarını tehlikeye atan, Türkiye’nin Suriye’de bir dayanak noktası oluşturma girişimine karşı harekete geçtiğini” belirtti.

Katz, “Tutumumuzu açıkça ortaya koyduk ve gelecekte de bu tutumumuzdan sapmayacağız,” diye konuştu.

Mossad şefi Gofman, Suriyeli bakan Şeybani ile görüştü

Katz’ın Şam’a karşı sergilediği sert tutuma rağmen, Suriye devlet haber ajansı SANA’nın haberine göre, Gofman pazar günü ABD’nin arabuluculuğunda Ürdün’de Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile bir araya geldi.

İsrailli bir siyasi kaynak Al-Monitor’a, her ne kadar bu görüşmelerin niteliğini belirtmemiş olsa da, iki ismin son haftalarda daha önce de temas halinde olduğunu söyledi.

Reuters, Gofman ve Şeybani’nin, İsrail’in hava saldırısından dört gün önce telefonla görüştüğünü bildirmişti.

Reuters, ikilinin Suriye topraklarında bir Türk askeri konuşlandırılması olasılığını tartıştıklarını aktarmıştı.

Pazar günü Ürdün’de yapılan görüşmelerde, geçen yıl başlayan ama 28 Şubat’ta İsrail’in İran’a saldırmasının ardından durma noktasına gelen, sınır boyunca güvenlik düzenlemelerine ilişkin tarihi İsrail-Suriye görüşmelerinin yeniden başlatılması konusu da ele alındı.

SANA’nın haberine göre, yetkililer ayrıca, sırasıyla Suriye’nin güney ve kuzey komşuları olan İsrail ile Türkiye arasındaki gerginliklerin Suriye topraklarına sıçramasını önlemek için, bu iki ülke arasındaki farklılıkların giderilmesinin önemini de tartıştılar.

Al-Monitor’a göre bu üst düzey temaslar, İsrail’in daha önceki saldırgan tutumundan vazgeçtiğini gösteriyor.

İsmini vermek istemeyen üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi Al-Monitor’a aktardığına göre bu tutum, bölgedeki Türk etkisini sınırlamak amacıyla Suriye-Türkiye ittifakını engellemeye odaklanmıştı, diye konuştu.

İsrail’den “yumuşama” sesleri de geliyor

2018’de emekli olana kadar 25 yıl boyunca İsrail güvenlik kurumlarında üst düzey istihbarat ve stratejik planlama görevlisi olarak çalışan Udi Evental, Netanyahu yönetimine gerilimi azaltma çağrısı yapan isimlerden biri.

Evental, perşembe günü X platformunda yayınlanan bir köşe yazısında Türkiye’nin İsrail’in düşmanı olmadığını belirtti.

Evental, İsrail’de şu anda yürütülen Türkiye karşıtı kampanyanın, 27 Ekim seçimleri öncesinde hükümetin sert tutumunu öne çıkarmak ve sağcı seçmenlerin gözüne girmek amacıyla tasarlandığını savundu.

Evental, Türkiye’nin İsrail’in rakibi olduğunu, fakat düşmanı olmadığını yazdı.

Ankara’nın bölgesel nüfuz ve hegemonyayı hedeflediğini ve çıkarlarının bazen İsrail’inkilerle çatıştığını belirtirken, Türkiye’yi düşman olarak görmenin “siyasi bir aptallık” olacağını savundu.

Suriye ile geçici anlaşma mı?

İsrail’in üst düzey bir güvenlik yetkilisi, Suriye konusunda İsrail güvenlik çevreleri içinde görüşlerin bölündüğünü belirtti.

Ordu, Türklerin söz konusu tesiste yer aldığına dair istihbarata dayanarak Suriye tesisine saldırılmasını tavsiye etse de, Evental’in görüşleri, Suriye ile yapılacak bir anlaşmanın İsrail’in çıkarlarına hizmet edeceğini düşünen İsrailli güvenlik yetkilileri arasındaki bir eğilimi yansıtıyor.

Bununla birlikte, yetkili, Şam ile ilerleme sağlanmasını savunanların bile Suriye ile kapsamlı bir anlaşmanın şu anda mümkün olmadığını düşündüğünü belirtti.

Yetkili şöyle konuştu:

“Bunun yerine, İsrail’in güvenliğini artıracak ve şu anda yoğun asker ve kaynak konuşlandırması gerektiren en az bir cepheyi kapatacak, Amerikan ve uluslararası garantilere dayalı bir geçici anlaşmaya odaklanmalıyız. Tarafların ikisinin de böyle bir anlaşmadan kaybedecek hiçbir şeyi yok; sadece kazanacakları var.”

Yetkili, böyle bir anlaşmanın İsrail’den maliyetli tavizler gerektirmeyeceğini savundu. Buna, Aralık 2024’te Esad yönetiminin devrilmesinin ardından İsrail’in işgal ettiği sınır bölgesi mevzilerinden çekilme de dahil.

Yetkili, “Suriye tarafında ele geçirdiğimiz beş noktaya da, Hermon Dağı’nın zirvesine de aslında ihtiyacımız yok. Geçmişte onlar olmadan da gayet iyi idare ettik,” dedi.

Yetkili, Lübnan sınırında Hizbullah milislerinin oluşturduğu tehdidin aksine, İsrail’in gerekirse Suriye sınırındaki yerleşimlerini Suriye toprakları içindeki mevzilerini korumadan da savunabileceğini savundu.

Yetkili şunları ekledi:

“Şara, Şam ile İsrail sınırı arasındaki bölgeden ağır silahları kaldırmaya hazır; dolayısıyla böyle bir geçici anlaşmanın İsrail için faydaları oldukça büyük. Bu anlaşma aynı zamanda tüm Orta Doğu’da, Türklerle ilişkilerde ve genel ortamda geniş ve derin bir etki yaratacaktır. Bunu yapmamak için hiçbir neden yok.”

Tel Aviv, Tom Barrack konusunu da yeniden düşünecek

İsrail, geçen hafta ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’a karşı kamuoyu önünde sergilediği düşmanca tavrını da yeniden gözden geçiriyor olabilir.

İsrailli yetkililer, Barrack’ı “Türkiye yanlısı bir önyargıya sahip olmakla” suçlamıştı.

Geçen cuma Mario Nawfal’ın podcast’inde konuşan Barrack, İsrail’i Suriye’de askeri saldırılar düzenlemeden önce Washington veya Şam’ı uyarmamakla suçlamıştı. ABD özel temsilcisi ayrıca İsrail’in saldırısını “gereksiz bir tırmanma” olarak nitelendirmişti.

Cumartesi günü X’te bir paylaşımda bulunan İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, Barrack’ın açıklamalarını “yanlışlarla dolu” olarak kınadı ve özel temsilcinin Golan Tepeleri konusundaki tutumunun Trump’ın kendi politikasıyla çeliştiğini savundu.

Üst düzey bir İsrailli diplomatik kaynak ise, “Barrack bizim için mükemmel bir seçim olmayabilir, fakat o Trump’ın adamı ve onunla uzun süredir bir ilişkisi var. Yerine başka biri getirilmeyecek. Buna karşı çıkmak yerine, durumu lehimize çevirmeliyiz. Barrack sorun değil, çözüm olmalı,” dedi.

Diplomatik kaynak, Barrack’ın İsrail-Suriye anlaşmasının arabuluculuğunu üstlenmeyi hedeflediğini ve hem Suriye ile hem de Türkiye’yi de içeren mutabakatlar yoluyla böyle bir anlaşmaya varılma ihtimalinin, riskten çok bir fırsat olduğunu belirtti.

İsrail, Suriye anlaşmasına Türkiye’yi de dahil etmek isteyecek

Kaynak, İsrail’in şimdi Suriye ile bir saldırmazlık anlaşmasına varmak için çalışması gerektiğini savundu.

Böyle bir anlaşma, İsrail-Suriye sınır bölgesinin askerden arındırılması da dahil olmak üzere güvenlik düzenlemelerinin yanı sıra ABD’nin garantilerini de içerecek.

Kaynak, anlaşmanın Türkiye ile de mutabakatlar içerebileceğini öne sürdü:

“Türkiye’nin NATO üyesi olduğunu unutmamalıyız. Türkiye ile bir savaş çıkma ihtimali yok denecek kadar az. İsrail, taktiklere odaklanmak yerine, böyle bir anlaşmanın bölgesel istikrar açısından neler sağlayabileceğini, sınır boyunca büyük çaplı asker konuşlandırma ihtiyacını nasıl azaltabileceğini ve İsrail’in uluslararası itibarını nasıl güçlendirebileceğini stratejik olarak düşünmeli.”

Yetkili, bununla birlikte, böyle bir dönüşümün “sorumlu bir siyasi liderlik gerektireceğini” de kabul etti.

“Seçimler öncesi Netanyahu taviz verme lüksüne sahip değil”

Netanyahu’nun yakın bir çalışanı Al-Monitor’a verdiği demeçte, “7 Ekim’den sonra kamuoyu duyarlılığının sağa kayması ve İsrail’in seçimlere yaklaşmasıyla birlikte Netanyahu, herhangi bir taviz verme lüksüne sahip değil,” diye konuştu.

Aynı zamanda Netanyahu, bu ihtimal giderek belirsizleşse de hâlâ Trump’tan destek almayı umuyor.

Kaynak, “Netanyahu, Suriye meselesini gündeme alırsa, Şara ile bir anlaşmaya varılmasına yönelik çabalara işbirliği yaparsa ve savaş çığırtkanı değil de istikrar ve sükunet unsuru olarak gösterilirse, bu durum Trump’ı da etkileyebilir,” dedi.

Bu kaynağa göre İsrail’in tutumundaki böyle bir değişiklik, Barrack’ı Netanyahu için bir yük olmaktan çıkarıp bir avantaja dönüştürmeye de yardımcı olabilir.

Washington “diyalog” ve “itidal” istiyor

ABD, son dönemde bölgede yaşanan gerginlikler karşısında İsrail, Türkiye ve Suriye ile görüşmelerini sürdürüyor.

Washington, daha fazla tırmanmayı önlemenin en iyi yolunun “itidal ve diyalog” olduğunu belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maariv gazetesine yaptığı açıklamada, “Başkan Trump, müreffeh bir Ortadoğu ve kendi içinde ve komşularıyla barış içinde yaşayan istikrarlı bir Suriye için net vizyonunu ortaya koydu. İsrail, Türkiye ve Suriye ile görüşmelerimizi sürdürüyoruz,” dedi.

Sözcü, “[ABD] Başkanı [Donald] Trump’ın Orta Doğu’daki liderliğinin, Suriye’nin egemenliğine ve istikrarına saygı gösterilmesine, İsrail’in güvenlik tehditlerine karşı kendini savunma hakkının desteklenmesine ve her iki ülkenin refahının artırılmasına odaklanan verimli görüşmelerin yapılmasını sağladığını” belirtti.

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, ABD’nin “itidal ve diyaloğun ileriye dönük en iyi yol olduğuna inanmaya devam ettiğini” de sözlerine ekledi.

İsrail, Suriye’nin güneyindeki işgalini derinleştiriyor

Öte yandan, İsrail güçleri Suriye’de işgal ettikleri bölgelerde şüphelileri gözaltına alıyor, askeri yollar inşa ediyor ve tarım arazilerine erişimi izne tabi kılıyor.

Ynet’te yer alan habere göre 22 Ağustos’ta Beyt Cin yakınlarında bir İsrail insansız hava aracı bir araca saldırdı.

Yerel haberlerde Ammar Said Hamada olarak tanımlanan Suriyeli bir erkek yaralandı.

İsrail ordusu, Hamada’yı saldırı hazırlığının son aşamalarında olan ve askerleri için acil bir tehdit teşkil eden “terörist” olarak nitelendirdi. Fakat bu tanımlamayı destekleyen kanıtları kamuoyuna sunmadı.

Suriyeli haber kuruluşu Enab Baladi’nin aktardığı bir yerel güvenlik kaynağına göre, Hamada askeri bir görev yerine özel işleriyle uğraşıyordu.

Suriye basını, saldırı sonucunda Hamada’nın elinin ağır şekilde yaralandığını bildirdi.

Suriye Dışişleri Bakanlığı, bu saldırıyı Suriye’nin egemenliğine yönelik bir ihlal olarak kınadı.

Hamada, Kasım ayında Beyt Cin’de düzenlenen bir İsrail operasyonu sırasında gözaltına alınan Muhammed Hamada ve Ali Kasım Hamada’nın kuzeni.

Ali daha sonra serbest bırakılırken, Muhammed halen gözaltında tutuluyor.

22 Ağustos’taki hava saldırısı, üç gün içinde bildirilen iki köy baskınının ardından gerçekleşti. 

Sakinlerin ifadesine göre, 19 Ağustos’ta gece yarısından kısa bir süre sonra yaklaşık 100 İsrailli asker, Kuneytra vilayetindeki Cubata el-Haşab köyüne girerek üç kardeşin evlerini aradı.

Askerler, yaklaşık iki saat sonra erkeklerin iki oğlunu da yanlarına alarak bölgeden ayrıldı. 26 yaşındaki Kuteybe Süleymann o sabah serbest bırakılırken, yaklaşık 32 yaşındaki Muaz Süleyman ise halen gözaltında tutuluyor.

Suriye devlet televizyonu El İhbariye, 20 Ağustos’ta Cubata el-Haşab’ın güneyindeki tarlalarda bir İsrail top mermisi ve işaret fişeklerinin yangına neden olduğunu bildirdi.

Yangının, ateşkes hattı ile Sofa 53 arasında genişlediği bildirildi. Sofa 53, İsrail’in 2022’den beri Kuneytra üzerinden bir set ve hendek eşliğinde inşa ettiği askeri yolun yerel adı.

Suriyelilerin ifadesine göre, İsrail’in mühendislik çalışmaları, bölgede hareket etme şekillerini değiştiriyor.

Sakinlerin aktardığına göre, ekipler 22 Temmuz’da Cadi al-Rakad’ın kuzeyindeki eski bir yolu yeniden açtı ve bu yolu Ma’ariya’nın karşısındaki eski bir gözetleme noktası olan el-Kulla’ya doğru uzattı. Yol, 3 Ağustos’ta yeniden asfaltlandı ve şu anda su yoluna kadar uzanıyor.

Sakinler, ordunun bu yolu diğer taraftaki yollara bağlamayı planladığına inanıyor ama İsrail yetkilileri bu bölgeyle ilgili niyetlerini henüz açıklamadı.

Köylüler ayrıca, 8 Ağustos’ta buldozerlerin başka bir yolu tahrip ettiğini ve el-Samdaniye el-Garbiye’nin Han Arnabe’ye giden yolunu kestiğini belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

SDG’nin feshi için yapılan anlaşmanın ayrıntıları

Yayınlanma

Dün feshedildiği duyurulan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) konusunda Mazlum Abdi ile Ahmed Şara arasında yapılan anlaşmanın ayrıntıları sızdırıldı.

Suriyeli ve Batılı kaynaklar, Suudi Arabistan destekli ve Londra merkezli Al Majalla’ya, Mazlum Abdi’nin salı akşamı (25 Ağustos) cumhurbaşkanlığı sarayından SDG’nin feshedileceğine dair yapması beklenen açıklamadan önce üzerinde mutabık kalınan temel ilkeleri aktardı.

Bu mutabakatta, Şara’nın Abdi’yi cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak, İlham Ahmed’i ise Suriye parlamentosuna (Halk Meclisi) milletvekili olarak ataması yer alıyor.

Al Majalla’ya göre ilişkilerde yaşanan değişimin bir işareti olarak, Şam’daki üst düzey yetkililer, Abdi’ye artık “General Mazlum” yerine “Mazlum Bey” diye hitap etmeye başladı.

Mazlum Abdi, Suriye Demokratik Güçleri’nin feshedildiğini ilan etti

İnternet sitesinin yayınladığı mutabakat şöyle:

  1. Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, pazartesi ve salı günleri Şam’da Mazlum Abdi ve İlham Ahmed ile iki çalışma toplantısı düzenledi. Salı akşamı cumhurbaşkanlığı sarayında Cumhurbaşkanı Ahmed Şhara ile bir araya gelmeleri konusunda mutabık kalındı; bunun ardından Abdi, bir basın toplantısında SDG ve Özerk Yönetim dahil olmak üzere tüm askeri ve sivil kurumların feshedildiğini duyuracaktı.
  2. Mazlum Abdi’nin cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak atanması planlanıyor. Tartışılan önerilerden biri, Abdi’nin görev alanının Suriye’deki topluluklar veya Kürt meselelerini kapsaması yönünde; nihai görev tanımı ise bir cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle belirlenecek.
  3. İlham Ahmed, “Cumhurbaşkanı Listesi” kapsamında Halk Meclisi’ne milletvekili olarak atanacak. Tartışılan öneriler arasında kendisine anayasa taslağının hazırlanmasıyla ilgili bir görev verilmesi veya Dışişleri Komisyonu’nda görevlendirilmesi yer alıyor. Nihai düzenlemenin daha sonra açıklanması bekleniyor.
  4. Abdi ve Ahmed’in Şam’da yakın zamanda gerçekleştirdikleri görüşmelerde, Ahmed’in Dışişleri Bakanlığı’nda bir göreve getirilmesi olasılığı da gündeme geldi. Tartışılan seçenekler arasında dışişleri bakan yardımcılığı veya kıdemli danışmanlık yer alıyordu.
  5. Pazartesi ve Salı günleri yapılan görüşmelerde, yaklaşık 1.500 kadından oluşan Kadın Koruma Birlikleri’nin (YPJ) İçişleri Bakanlığı’na bağlı İç Güvenlik Güçleri’ne dahil edilmesi konusunda da anlaşmaya varıldı. Bu birlikler, terörle mücadele güçlerinin bir parçasını oluşturacak ve Suriye’nin kuzeydoğusunda görevlendirilecek.
  6. Şam, Kadın Koruma Birlikleri üyelerinin Suriye ordusuna entegrasyonunu daha sonraki bir aşamada değerlendireceğini taahhüt etti.
  7. SDG personelinin Suriye ordusu bünyesindeki dört tugaya entegrasyonu tamamlanacak. Her tugay şu anda yaklaşık 1.300 savaşçıdan oluşurken, bir kısmı hâlâ resmi onayı bekliyor. Bu süreç, söz konusu personel ve yaklaşık 1.700 ek savaşçı için de devam ediyor. Sınır boyunca Kürt birimlerinin konuşlandırılması konusunda da anlaşmaya varıldı.
  8. Kürtçenin resmi dil olarak tanınmasına yönelik resmi bir Suriye kararı yayınlanacak ve okullarda tarih ve coğrafya gibi teorik dersler de dahil olmak üzere bazı dersler Kürtçe olarak öğretilecek.
  9. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in, Abdullah Öcalan ile görüşmek üzere Türkiye’yi ziyaret etmeleri bekleniyor. Kaynaklara göre, bu ziyaret Öcalan’ın hapishaneden serbest bırakılmasına yönelik çabalara katkıda bulunabilir ve entegrasyon süreci için onun desteğini sağlamaya yardımcı olabilir. Ziyaret, hâlâ Türkiye’den resmi bir kararın alınmasını bekliyor.
  10. Türkiye, daha önce Samir Oso’yu (Sipan Hamo) kara listesinden çıkarma kararına benzer şekilde, Mazlum Abdi’nin de adını “terör listesi”nden çıkarmayı değerlendiriyor.
Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English