Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail basını Filistin Yönetimi’nin silahlandığını iddia etti

Yayınlanma

Israel Hayom gazetesi, Filistin Yönetimi’nin tanksavar silahları, roketatarlar ve ağır makineli tüfeklerle donanarak askeri kapasitesini artırdığını ve bu durumun Tel Aviv’de alarma yol açtığını ileri sürdü. Açık kaynak istihbarat verilerine dayandırılan haberde silahların İsraillilere çevrilmesinden endişe edildiği savunulurken, işgal altındaki Batı Şeria’da yerleşimci şiddeti ve zorla yerinden etmeler devam ediyor.

İsrail gazetesi Israel Hayom, Filistin Yönetimi’nin tanksavar silahları, roketatarlar, ağır makineli tüfekler ve keskin nişancı tüfeklerinden oluşan bir cephanelik kurduğunu ve askeri kapasitesini artırdığını ileri sürdü.

Haberde, Tel Aviv yönetiminin söz konusu silahların gelecekte İsraillilere çevrilmesi ihtimali nedeniyle yüksek alarma geçtiği aktarıldı.

Behind the Scenes OSINT Cell adlı açık kaynak istihbarat grubunun verilerine dayandırılan haberde, Filistin Yönetimi’nin olası bir topyekûn savaş için önemli miktarda silah ve kaynak biriktirdiği iddia edildi.

Filistin Yönetimi’nin cephaneliğinde tanksavar silahları ile eğitimlerde yararlanılan RPG-7 roketatarların yer aldığı öne sürüldü.

Haberde ayrıca, Ulusal Güvenlik Taburları’nın kesintisiz ve yoğun ateş gücü sağlamak amacıyla 7,62 milimetrelik PKM ağır makineli tüfekleri yaygın şekilde kullandığı savunuldu. Standart M16’lar ile diğer bazı tüfeklerin ise uzaktan hassas atış yapabilmeleri amacıyla dürbünlerle donatılarak uzun menzilli keskin nişancı tüfeklerine dönüştürüldüğü kaydedildi.

Israel Hayom, Filistin Yönetimi’nin askeri kapasitesindeki bu artışın Oslo Anlaşmaları’nı ihlal ettiğini öne sürdü. Buna karşılık İsrail’in 1993’te imzalanmasından bu yana aynı anlaşmayı ihlal ettiği ve bu ihlaller neticesinde işgal altındaki Batı Şeria’nın mevcut İsrail hükümetinin hızla genişlettiği yasa dışı yerleşimlerle kuşatıldığı biliniyor.

Gazetede yer alan değerlendirmede şu ifadelere yer verildi:

“Filistin güvenlik teşkilatı artık Oslo Anlaşmaları’na aykırı biçimde zırhlı araçlar ve keskin nişancı tüfekleriyle donatılmış durumda. Eriha’dan gelen görüntülerde Filistin güçlerinin savaş tatbikatlarında RPG ve ağır makineli tüfeklerle ateş açtığı görülüyor. Filistin Yönetimi neye hazırlanıyor?”

Özel bilgilere dayandırılan haberde, diplomatik yetkililerin Yahudiye ve Samiriye’de silahların İsraillilere çevrilebileceği bir senaryodan giderek daha fazla kaygı duyduğu, bu ihtimal dahilinde Filistin Yönetimi güçlerinin kendilerine devlet tarafından sağlanan cephaneliği İsraillilere karşı kullanabileceği ileri sürüldü.

İsrail’in Gazze’ye yönelik soykırımı sürerken, Filistin güçlerinin savaş sonrasında Gazze Şeridi’nin yönetimini üstlenmeye yönelik hazırlıklar kapsamında Mısır’dan askeri destek ve eğitim aldığı bildiriliyor.

Tüm bu iddialara karşın Filistin Yönetimi ve güvenlik güçleri, İsrail ile kapsamlı güvenlik koordinasyonunu büyük ölçüde devam ettiriyor.

Ramallah yönetimi, gerçekleştirdiği baskınlar ve gözaltı operasyonları aracılığıyla İsrail’in direniş gruplarına yönelik adımlarına önemli ölçüde destek sağladı.

Bununla birlikte Filistin Yönetimi ve Fetih içindeki bazı unsurlar, özellikle Aksa Şehitleri Tugayları, İsrail işgaline karşı silahlı direnişi sürdürüyor.

Hamas ve Filistin İslami Cihad hareketiyle bağlantılı direniş grupları da işgal altındaki Batı Şeria’da varlık göstermeye ve faaliyetlerine devam ediyor.

Öte yandan İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı Operasyonu’ndan bu yana yüz binlerce yasa dışı yerleşimciyi askeri nitelikteki tüfeklerle silahlandırma kampanyasına öncülük etti. Söz konusu yerleşimciler Filistinlilere yönelik saldırılarını artırırken hemen her gün yeni yerleşim karakolları kurma girişiminde bulunuyor.

İsrail ordusunun Batı Şeria’daki komutanı, yerleşimci şiddetine dikkati çekerek, “Son iki yılda Filistin kaynaklı terörün boyutunda önemli bir düşüş yaşandı. Ancak her şeyi bir anda ateşleyebilecek tek bir kibrit var: Milliyetçi saiklerle işlenen suçlar” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail ordusu yerleşimci şiddetini kınayan açıklamalar yapsa da sahada saldırıları engellemeye yönelik adım atmıyor ve çoğu zaman bu eylemlere alan açıyor.

İsrail ordusu, 2025’in başından bu yana Batı Şeria’daki mülteci kamplarından on binlerce Filistinliyi zorla yerinden etti. Yüzlerce ev yıkılırken, yasa dışı yerleşimler İsrail hükümetinin onayladığı yasalarla hızla genişletiliyor.

Tel Aviv’in söz konusu adımları, işgal altındaki Batı Şeria’nın fiilen ilhak edilmesi anlamına geliyor.

Ortadoğu

İran, Hürmüz Boğazı’ndaki kaçak geçiş yollarını kapatacağını duyurdu

Yayınlanma

İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı’nda kayalıklar patlatılarak açılan kaçak petrol yollarının kapatılacağını ve su yolundaki tam askeri denetimin süreceğini açıkladı. Bölgede her 24 saatte bir çatışma yaşandığını duyuran Tahran yönetimi, geçişlerin yeniden başlaması için Umman ile ortak yönetim ve ABD ablukasının kalkmasını şart koşuyor.

İran Devrim Muhafızları Ordusu Başkomutan Danışmanı Tuğgeneral Muhammed Rıza Nakdi, Hürmüz Boğazı’nda petrol kaçakçılığı amacıyla kayalık geçitler tahrip edilerek açılan güzergahların yakında kapatılacağını duyurdu.

Nakdi, boğazın ulaşıma açıldığı yönündeki iddiaları reddederek su yolunun kapalı kalmayı sürdürdüğünü ve İran silahlı kuvvetlerinin bölgede tam denetim sağladığını vurguladı.

Yasa dışı faaliyet yürüten kişilerin kayalıkları patlatıp tahrip ederek açtığı az sayıdaki geçidin hedefte olduğunu belirten Nakdi, “İran’ın meşru talepleri karşılanana kadar bu durum sürecek. Kaçak yollarla taşınan petrolün miktarı son derece az. Bu faaliyetlere bakarak Hürmüz Boğazı’nın açık olduğu söylenemez. Bu meseleye de müdahale edeceğiz” diye konuştu.

Nakdi ayrıca bazı kişilerin küçük teknelerle taşıdıkları petrolü tankerlere aktardığını ifade etti.

Hürmüz Boğazı, ABD ve İsrail’in şubat ayında İran’a karşı başlattığı savaş sürecinde kapatılmıştı. İran güçleri, donanmanın uyarılarına uymayarak su yolunu kullanmaya çalışan gemileri hedef almayı sürdürüyor.

Devrim Muhafızları Ordusu, 30 Eylül’deki açıklamasında kurallara uymayan gemilere her gün saldırı düzenlendiğini ve boğazda her 24 saatte bir askeri çatışma yaşandığını duyurmuştu.

Bölgesel zirve uzlaşmazlık nedeniyle ertelendi

Tahran yönetimi, haziran ayında imzalanan mutabakat çerçevesinde boğazın ABD müdahalesi olmaksızın, Umman ile işbirliği halinde ve kendi egemenliği altında yönetilmesini istiyor.

Sürece bölge ülkelerinin katılımına açık olduğunu belirten İran, ağustos ayında Umman ile deniz trafiğini yeniden başlatmaya yönelik anlaşmada son aşamaya gelindiğini açıklamıştı.

Buna karşın geçen ay düzenlenmesi öngörülen bölgesel zirve, İran ve Umman’ın açıklamalarına göre uzlaşı sağlanamaması nedeniyle ertelendi.

Tahran ertelemenin Suudi Arabistan’ın talebiyle gerçekleştiğini bildirirken, Umman ile ABD’nin haziran ayında devreye aldığı geçici güzergahı da ihlal olarak nitelendirdi.

Tahran’ın önerisini Trump reddetti

İran’ın geçen ay ABD’ye sunduğu öneride; saldırıların durdurulması ve İran limanlarına uygulanan deniz ablukasının kaldırılması karşılığında Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ile nükleer müzakerelere dönüş teklif edilmişti.

ABD Başkanı Donald Trump ise bu öneriyi kamuoyu önünde geri çevirerek İran’a yönelik bombardımanı yeniden başlatma tehdidinde bulundu.

Tahran’ın nihai bir anlaşma için öne sürdüğü şartlar arasında Lübnan dahil bölge genelinde ateşkes ilan edilmesi, Hürmüz Boğazı’nın İran ve Umman tarafından ortak yönetilmesi, yaptırımların bütünüyle kaldırılması ve ABD askeri unsurlarının bölgeden çekilmesi yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran nükleer müzakere iddialarını reddetti: “Esneklik göstermeyiz”

Yayınlanma

İran yönetimi, ABD ile nükleer müzakere yürütüldüğü iddialarını reddederek uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını şart koştu. Katar üzerinden dolaylı mesaj trafiğinin sürdüğü belirtilirken Tahran, yedi koşulu karşılanmadan Hürmüz Boğazı’nın açılmayacağını duyurdu.

İran, ABD ile nükleer program konusunda herhangi bir müzakere yürütüldüğü yönündeki açıklamaları yalanladı.

Reuters haber ajansına 7 Ekim’de konuşan İranlı bir yetkili, nükleer görüşmelerin başlayabilmesi için öncelikle Washington yönetiminin Tahran’ın şartlarını yerine getirmesi gerektiğini vurguladı.

Yetkili, uranyum zenginleştirme hakkının ABD tarafından tanınmasını Tahran’ın “kırmızı çizgisi” olarak nitelendirerek, “İran, zenginleştirme konusunda hiçbir şekilde esneklik göstermeyecek” dedi.

Barışçıl nükleer program çerçevesinde bu haktan geri adım atılmayacağını hatırlatan yetkili, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in kapasite düşürme çağrısının yalnızca Washington’ın taleplerini yansıttığını ve bu fikirlerin İran’ın talepleriyle uyuşmadığını söyledi.

Vance, 5 Ekim’deki mülakatında Tahran’ın nükleer silah üretmeme kararlılığını kanıtlamak için zenginleştirme kapasitesinde anlamlı adımlar atması gerektiğini savunmuştu.

İran tarafı, Beyaz Saray’dan gelen yönetim yapısına ilişkin açıklamalara da karşı çıktı. Vance, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile temas kurduklarını belirtmiş ancak bu aktörlerin yetki sınırlarının belirsiz olduğunu öne sürmüştü.

ABD Başkanı Donald Trump’ın da İran’da idarenin kimde olduğunun bilinmediğini iddia etmesi üzerine İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi yanıt verdi.

Bekayi, esas meselenin ABD’li yetkililerin çelişkili tutumları ve tutarsız mesajları olduğunu kaydetti. Trump ayrıca nükleer programın tamamen yok edildiğini savunurken bu iddia ABD istihbarat raporlarınca doğrulanmadı.

Katar arabuluculuğunda dolaylı mesaj trafiği sürüyor

Müzakere yalanlamasına karşın taraflar arasındaki dolaylı temaslar kesilmiş değil. Katar Dışişleri Bakanlığı yetkilisi İbrahim el-Haşimi, taraflar arasındaki mesaj alışverişinin Katar ve bölgesel ortaklar üzerinden devam ettiğini teyit etti.

Geçen ay Tahran yönetiminin, ABD saldırılarının durdurulması ve limanlara uygulanan deniz ablukasının kaldırılması karşılığında Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı ve müzakerelere dönmeyi önerdiği bildirilmişti.

Trump ise bu teklifi kamuoyu önünde geri çevirerek bombardımanı yeniden başlatma tehdidinde bulundu.

Tahran müzakere masası için yedi şart koşuyor

İran’ın müzakerelere dönüş için belirlediği kapsamlı çerçeve geçerliliğini koruyor.

Tahran yönetimi eylül ayındaki Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda çatışmaların tüm cephelerde sona ermesini, ABD saldırıları ile deniz ablukasının kaldırılmasını, ekonomik savaşa son verilmesini ve dondurulan varlıkların serbest bırakılmasını talep etmişti.

Nihai anlaşma hedefleri arasında Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğin tanınması ile ABD güçlerinin bölgeden çekilmesi yer alıyor.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf da İslamabad mutabakatına dayanan yedi şart karşılanmadan Hürmüz Boğazı’nın açılmayacağını açıkladı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

BAE ve Ürdün, 2,5 milyar dolarlık demiryolu projesinin temelini attı

Yayınlanma

Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Halid bin Muhammed ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Akabe-El Şidiya-Maan Demiryolu Projesi’nin temel atma törenine katıldı.

Proje, Akabe Limanı’nı Ürdün’deki El Şidiya ve Gor el-Safi’deki önemli madencilik merkezlerine bağlayan 403 kilometrelik 2,5 milyar dolarlık bir ulaşım ağının inşasını öngörüyor.

Bu yatırımın, madenler ile limanlar arasında doğrudan bir bağlantı sağlayarak, nakliye maliyetlerini düşürmesi ve tedarik verimliliğini artırmasıyla madencilik sektörüne ivme kazandırması bekleniyor.

BAE, Temmuz ayında Başkan Yardımcısı Şeyh Mansur bin Zayed’in de katılımıyla projeyi imzalamıştı.

Pazartesi günü gerçekleştirilen temel atma töreni, Ürdün-BAE Demiryolları Şirketi tarafından geliştirilen bölgesel ulaşım altyapısı alanında atılmış bir adım.

Şeyh Halid, birkaç üst düzey yetkiliyle birlikte Akabe’deki Kral Hüseyin Uluslararası Havalimanı’nda Kral Abdullah tarafından karşılandı

 Veliaht Prens ayrıca projeye dahil olan yetkililerle de bir araya geldi. Projenin, iki ülkenin kilit sektörlerde ikili ortaklıklarını daha da güçlendirme konusundaki kararlılığını yansıttığını belirtti.

Ürdün-BAE Demiryolları Şirketi Başkanı Dr. Muhammed Sneybat, temel atma töreninin Ürdün-BAE ortaklığında yeni bir sayfanın açıldığını ifade etti.

Demiryolu hatlarının yanı sıra, yaklaşık 55 köprü, altı tünel ve ilgili mühendislik yapıları inşa edilecek.

Yılda yaklaşık 16 milyon ton fosfat ve potas taşımak üzere tasarlanan hat, nakliye maliyetlerini önemli ölçüde azaltmayı ve Ürdün’ün madencilik merkezlerinden Akabe’deki nakliye terminallerine doğrudan yapılan ihracat lojistiğini kolaylaştırmayı hedefliyor.

Yeni demiryolu hattı, Ürdün Vadisi’ndeki Gor el Safi’den Akabe’ye uzanan ve şu anda potasın kamyonlarla taşındığı tıkanık karayolunun yanı sıra, güneydeki El Şidiye’den limana fosfat ihracat yükünü taşıyan eski demiryolu hattının yerini alacak.

Projenin iktisadi etkisi, hizmet verdiği çeşitli sektörlere ve bölgelere yayılacak. Projenin, Ürdün’ün güneyinde yaklaşık 5.000 istihdam yaratması ve maden nakliye maliyetlerini yıllık yaklaşık 40 milyon dolar azaltarak Ürdün madencilik sektörünün rekabet gücünü artırması bekleniyor.

Petra haber ajansının bildirdiğine göre, BAE-Ürdün Demiryolu Şirketi tarafından geliştirilen ve işletilen bu inşaat projesi, BAE devlet yatırım şirketi L’imad Holding ile Ürdün Fosfat Madencilik Şirketi, Arab Potash Şirketi, yatırım yönetim şirketi Musahamat ve Sosyal Güvenlik Fonu’ndan oluşan bir konsorsiyum arasında %50-50 oranında bir ortak girişim. İnşaatın beş yıl sürmesi bekleniyor.

BAE, ağır yük ve yolcu taşımacılığı hizmetleri için yedi emirliği de kapsayan 1.200 km uzunluğundaki demiryolu ağı olan Etihad Rail ağı da dahil olmak üzere, çeşitli ulusal ve sınır ötesi demiryolu girişimlerinde yer alıyor.

BAE ayrıca, Abu Dabi’yi Sohar Limanı’na bağlayan Hafeet Rail (Umman-BAE Demiryolu) bağlantısını ortaklaşa geliştiriyor.

BAE, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’nun da kilit imzacılarından biri.

Bu çok uluslu ulaşım çerçevesi, BAE, Suudi Arabistan, Ürdün ve İsrail’i geçen birleşik gemi-demiryolu transit ağı aracılığıyla Hindistan’ı Avrupa’ya bağlamak üzere tasarlandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English