Ortadoğu
İsrail, Suriye politikasını yeniden düzenliyor

İsrail, Ebu Zuhur hava üssüne düzenlediği saldırının ardından Türkiye ve Suriye ile gerginliği azaltma yönünde adımlar atıyor.
Al-Monitor’a konuşan bir İsrailli siyasi kaynak, Mossad Başkanı Roman Gofman’ın bu çabaların öncülüğünü yapmakla görevlendirildiğini bildirdi.
İsrailli siyasi kaynak, İsrail’in sert tutumunda görünen bu değişikliğin, İsrail-Suriye anlaşması için baskı yapan ABD Başkanı Donald Trump’ı yatıştırma arzusunu yansıtıyor olabileceğini söyledi.
İddiaya göre bu, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yeniden seçilme çabasına Trump’ın desteğini kazanma umudundan kaynaklanıyor olabilir.
Yine de bu belirgin değişiklik henüz resmi söylemlere yansımadı. Savunma Bakanı Israel Katz salı günü yaptığı açıklamada, “İsrail cihatçı tehditlerle karşı karşıya olduğu sürece” İsrail ordusunun Şeyh (Hermon) Dağı’ndan veya Esad hükümetinin düşüşünün ardından ele geçirdiği diğer mevzilerden çekilmeyeceğini söyledi.
Suriye’nin güneyindeki İsrail birliklerini ziyaret eden Katz, ordunun “İsrail’in güvenlik çıkarlarını tehlikeye atan, Türkiye’nin Suriye’de bir dayanak noktası oluşturma girişimine karşı harekete geçtiğini” belirtti.
Katz, “Tutumumuzu açıkça ortaya koyduk ve gelecekte de bu tutumumuzdan sapmayacağız,” diye konuştu.
Mossad şefi Gofman, Suriyeli bakan Şeybani ile görüştü
Katz’ın Şam’a karşı sergilediği sert tutuma rağmen, Suriye devlet haber ajansı SANA’nın haberine göre, Gofman pazar günü ABD’nin arabuluculuğunda Ürdün’de Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile bir araya geldi.
İsrailli bir siyasi kaynak Al-Monitor’a, her ne kadar bu görüşmelerin niteliğini belirtmemiş olsa da, iki ismin son haftalarda daha önce de temas halinde olduğunu söyledi.
Reuters, Gofman ve Şeybani’nin, İsrail’in hava saldırısından dört gün önce telefonla görüştüğünü bildirmişti.
Reuters, ikilinin Suriye topraklarında bir Türk askeri konuşlandırılması olasılığını tartıştıklarını aktarmıştı.
Pazar günü Ürdün’de yapılan görüşmelerde, geçen yıl başlayan ama 28 Şubat’ta İsrail’in İran’a saldırmasının ardından durma noktasına gelen, sınır boyunca güvenlik düzenlemelerine ilişkin tarihi İsrail-Suriye görüşmelerinin yeniden başlatılması konusu da ele alındı.
SANA’nın haberine göre, yetkililer ayrıca, sırasıyla Suriye’nin güney ve kuzey komşuları olan İsrail ile Türkiye arasındaki gerginliklerin Suriye topraklarına sıçramasını önlemek için, bu iki ülke arasındaki farklılıkların giderilmesinin önemini de tartıştılar.
Al-Monitor’a göre bu üst düzey temaslar, İsrail’in daha önceki saldırgan tutumundan vazgeçtiğini gösteriyor.
İsmini vermek istemeyen üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi Al-Monitor’a aktardığına göre bu tutum, bölgedeki Türk etkisini sınırlamak amacıyla Suriye-Türkiye ittifakını engellemeye odaklanmıştı, diye konuştu.
İsrail’den “yumuşama” sesleri de geliyor
2018’de emekli olana kadar 25 yıl boyunca İsrail güvenlik kurumlarında üst düzey istihbarat ve stratejik planlama görevlisi olarak çalışan Udi Evental, Netanyahu yönetimine gerilimi azaltma çağrısı yapan isimlerden biri.
Evental, perşembe günü X platformunda yayınlanan bir köşe yazısında Türkiye’nin İsrail’in düşmanı olmadığını belirtti.
Evental, İsrail’de şu anda yürütülen Türkiye karşıtı kampanyanın, 27 Ekim seçimleri öncesinde hükümetin sert tutumunu öne çıkarmak ve sağcı seçmenlerin gözüne girmek amacıyla tasarlandığını savundu.
Evental, Türkiye’nin İsrail’in rakibi olduğunu, fakat düşmanı olmadığını yazdı.
Ankara’nın bölgesel nüfuz ve hegemonyayı hedeflediğini ve çıkarlarının bazen İsrail’inkilerle çatıştığını belirtirken, Türkiye’yi düşman olarak görmenin “siyasi bir aptallık” olacağını savundu.
Suriye ile geçici anlaşma mı?
İsrail’in üst düzey bir güvenlik yetkilisi, Suriye konusunda İsrail güvenlik çevreleri içinde görüşlerin bölündüğünü belirtti.
Ordu, Türklerin söz konusu tesiste yer aldığına dair istihbarata dayanarak Suriye tesisine saldırılmasını tavsiye etse de, Evental’in görüşleri, Suriye ile yapılacak bir anlaşmanın İsrail’in çıkarlarına hizmet edeceğini düşünen İsrailli güvenlik yetkilileri arasındaki bir eğilimi yansıtıyor.
Bununla birlikte, yetkili, Şam ile ilerleme sağlanmasını savunanların bile Suriye ile kapsamlı bir anlaşmanın şu anda mümkün olmadığını düşündüğünü belirtti.
Yetkili şöyle konuştu:
“Bunun yerine, İsrail’in güvenliğini artıracak ve şu anda yoğun asker ve kaynak konuşlandırması gerektiren en az bir cepheyi kapatacak, Amerikan ve uluslararası garantilere dayalı bir geçici anlaşmaya odaklanmalıyız. Tarafların ikisinin de böyle bir anlaşmadan kaybedecek hiçbir şeyi yok; sadece kazanacakları var.”
Yetkili, böyle bir anlaşmanın İsrail’den maliyetli tavizler gerektirmeyeceğini savundu. Buna, Aralık 2024’te Esad yönetiminin devrilmesinin ardından İsrail’in işgal ettiği sınır bölgesi mevzilerinden çekilme de dahil.
Yetkili, “Suriye tarafında ele geçirdiğimiz beş noktaya da, Hermon Dağı’nın zirvesine de aslında ihtiyacımız yok. Geçmişte onlar olmadan da gayet iyi idare ettik,” dedi.
Yetkili, Lübnan sınırında Hizbullah milislerinin oluşturduğu tehdidin aksine, İsrail’in gerekirse Suriye sınırındaki yerleşimlerini Suriye toprakları içindeki mevzilerini korumadan da savunabileceğini savundu.
Yetkili şunları ekledi:
“Şara, Şam ile İsrail sınırı arasındaki bölgeden ağır silahları kaldırmaya hazır; dolayısıyla böyle bir geçici anlaşmanın İsrail için faydaları oldukça büyük. Bu anlaşma aynı zamanda tüm Orta Doğu’da, Türklerle ilişkilerde ve genel ortamda geniş ve derin bir etki yaratacaktır. Bunu yapmamak için hiçbir neden yok.”
Tel Aviv, Tom Barrack konusunu da yeniden düşünecek
İsrail, geçen hafta ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’a karşı kamuoyu önünde sergilediği düşmanca tavrını da yeniden gözden geçiriyor olabilir.
İsrailli yetkililer, Barrack’ı “Türkiye yanlısı bir önyargıya sahip olmakla” suçlamıştı.
Geçen cuma Mario Nawfal’ın podcast’inde konuşan Barrack, İsrail’i Suriye’de askeri saldırılar düzenlemeden önce Washington veya Şam’ı uyarmamakla suçlamıştı. ABD özel temsilcisi ayrıca İsrail’in saldırısını “gereksiz bir tırmanma” olarak nitelendirmişti.
Cumartesi günü X’te bir paylaşımda bulunan İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, Barrack’ın açıklamalarını “yanlışlarla dolu” olarak kınadı ve özel temsilcinin Golan Tepeleri konusundaki tutumunun Trump’ın kendi politikasıyla çeliştiğini savundu.
Üst düzey bir İsrailli diplomatik kaynak ise, “Barrack bizim için mükemmel bir seçim olmayabilir, fakat o Trump’ın adamı ve onunla uzun süredir bir ilişkisi var. Yerine başka biri getirilmeyecek. Buna karşı çıkmak yerine, durumu lehimize çevirmeliyiz. Barrack sorun değil, çözüm olmalı,” dedi.
Diplomatik kaynak, Barrack’ın İsrail-Suriye anlaşmasının arabuluculuğunu üstlenmeyi hedeflediğini ve hem Suriye ile hem de Türkiye’yi de içeren mutabakatlar yoluyla böyle bir anlaşmaya varılma ihtimalinin, riskten çok bir fırsat olduğunu belirtti.
İsrail, Suriye anlaşmasına Türkiye’yi de dahil etmek isteyecek
Kaynak, İsrail’in şimdi Suriye ile bir saldırmazlık anlaşmasına varmak için çalışması gerektiğini savundu.
Böyle bir anlaşma, İsrail-Suriye sınır bölgesinin askerden arındırılması da dahil olmak üzere güvenlik düzenlemelerinin yanı sıra ABD’nin garantilerini de içerecek.
Kaynak, anlaşmanın Türkiye ile de mutabakatlar içerebileceğini öne sürdü:
“Türkiye’nin NATO üyesi olduğunu unutmamalıyız. Türkiye ile bir savaş çıkma ihtimali yok denecek kadar az. İsrail, taktiklere odaklanmak yerine, böyle bir anlaşmanın bölgesel istikrar açısından neler sağlayabileceğini, sınır boyunca büyük çaplı asker konuşlandırma ihtiyacını nasıl azaltabileceğini ve İsrail’in uluslararası itibarını nasıl güçlendirebileceğini stratejik olarak düşünmeli.”
Yetkili, bununla birlikte, böyle bir dönüşümün “sorumlu bir siyasi liderlik gerektireceğini” de kabul etti.
“Seçimler öncesi Netanyahu taviz verme lüksüne sahip değil”
Netanyahu’nun yakın bir çalışanı Al-Monitor’a verdiği demeçte, “7 Ekim’den sonra kamuoyu duyarlılığının sağa kayması ve İsrail’in seçimlere yaklaşmasıyla birlikte Netanyahu, herhangi bir taviz verme lüksüne sahip değil,” diye konuştu.
Aynı zamanda Netanyahu, bu ihtimal giderek belirsizleşse de hâlâ Trump’tan destek almayı umuyor.
Kaynak, “Netanyahu, Suriye meselesini gündeme alırsa, Şara ile bir anlaşmaya varılmasına yönelik çabalara işbirliği yaparsa ve savaş çığırtkanı değil de istikrar ve sükunet unsuru olarak gösterilirse, bu durum Trump’ı da etkileyebilir,” dedi.
Bu kaynağa göre İsrail’in tutumundaki böyle bir değişiklik, Barrack’ı Netanyahu için bir yük olmaktan çıkarıp bir avantaja dönüştürmeye de yardımcı olabilir.
Washington “diyalog” ve “itidal” istiyor
ABD, son dönemde bölgede yaşanan gerginlikler karşısında İsrail, Türkiye ve Suriye ile görüşmelerini sürdürüyor.
Washington, daha fazla tırmanmayı önlemenin en iyi yolunun “itidal ve diyalog” olduğunu belirtti.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maariv gazetesine yaptığı açıklamada, “Başkan Trump, müreffeh bir Ortadoğu ve kendi içinde ve komşularıyla barış içinde yaşayan istikrarlı bir Suriye için net vizyonunu ortaya koydu. İsrail, Türkiye ve Suriye ile görüşmelerimizi sürdürüyoruz,” dedi.
Sözcü, “[ABD] Başkanı [Donald] Trump’ın Orta Doğu’daki liderliğinin, Suriye’nin egemenliğine ve istikrarına saygı gösterilmesine, İsrail’in güvenlik tehditlerine karşı kendini savunma hakkının desteklenmesine ve her iki ülkenin refahının artırılmasına odaklanan verimli görüşmelerin yapılmasını sağladığını” belirtti.
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, ABD’nin “itidal ve diyaloğun ileriye dönük en iyi yol olduğuna inanmaya devam ettiğini” de sözlerine ekledi.
İsrail, Suriye’nin güneyindeki işgalini derinleştiriyor
Öte yandan, İsrail güçleri Suriye’de işgal ettikleri bölgelerde şüphelileri gözaltına alıyor, askeri yollar inşa ediyor ve tarım arazilerine erişimi izne tabi kılıyor.
Ynet’te yer alan habere göre 22 Ağustos’ta Beyt Cin yakınlarında bir İsrail insansız hava aracı bir araca saldırdı.
Yerel haberlerde Ammar Said Hamada olarak tanımlanan Suriyeli bir erkek yaralandı.
İsrail ordusu, Hamada’yı saldırı hazırlığının son aşamalarında olan ve askerleri için acil bir tehdit teşkil eden “terörist” olarak nitelendirdi. Fakat bu tanımlamayı destekleyen kanıtları kamuoyuna sunmadı.
Suriyeli haber kuruluşu Enab Baladi’nin aktardığı bir yerel güvenlik kaynağına göre, Hamada askeri bir görev yerine özel işleriyle uğraşıyordu.
Suriye basını, saldırı sonucunda Hamada’nın elinin ağır şekilde yaralandığını bildirdi.
Suriye Dışişleri Bakanlığı, bu saldırıyı Suriye’nin egemenliğine yönelik bir ihlal olarak kınadı.
Hamada, Kasım ayında Beyt Cin’de düzenlenen bir İsrail operasyonu sırasında gözaltına alınan Muhammed Hamada ve Ali Kasım Hamada’nın kuzeni.
Ali daha sonra serbest bırakılırken, Muhammed halen gözaltında tutuluyor.
22 Ağustos’taki hava saldırısı, üç gün içinde bildirilen iki köy baskınının ardından gerçekleşti.
Sakinlerin ifadesine göre, 19 Ağustos’ta gece yarısından kısa bir süre sonra yaklaşık 100 İsrailli asker, Kuneytra vilayetindeki Cubata el-Haşab köyüne girerek üç kardeşin evlerini aradı.
Askerler, yaklaşık iki saat sonra erkeklerin iki oğlunu da yanlarına alarak bölgeden ayrıldı. 26 yaşındaki Kuteybe Süleymann o sabah serbest bırakılırken, yaklaşık 32 yaşındaki Muaz Süleyman ise halen gözaltında tutuluyor.
Suriye devlet televizyonu El İhbariye, 20 Ağustos’ta Cubata el-Haşab’ın güneyindeki tarlalarda bir İsrail top mermisi ve işaret fişeklerinin yangına neden olduğunu bildirdi.
Yangının, ateşkes hattı ile Sofa 53 arasında genişlediği bildirildi. Sofa 53, İsrail’in 2022’den beri Kuneytra üzerinden bir set ve hendek eşliğinde inşa ettiği askeri yolun yerel adı.
Suriyelilerin ifadesine göre, İsrail’in mühendislik çalışmaları, bölgede hareket etme şekillerini değiştiriyor.
Sakinlerin aktardığına göre, ekipler 22 Temmuz’da Cadi al-Rakad’ın kuzeyindeki eski bir yolu yeniden açtı ve bu yolu Ma’ariya’nın karşısındaki eski bir gözetleme noktası olan el-Kulla’ya doğru uzattı. Yol, 3 Ağustos’ta yeniden asfaltlandı ve şu anda su yoluna kadar uzanıyor.
Sakinler, ordunun bu yolu diğer taraftaki yollara bağlamayı planladığına inanıyor ama İsrail yetkilileri bu bölgeyle ilgili niyetlerini henüz açıklamadı.
Köylüler ayrıca, 8 Ağustos’ta buldozerlerin başka bir yolu tahrip ettiğini ve el-Samdaniye el-Garbiye’nin Han Arnabe’ye giden yolunu kestiğini belirtti.
Ortadoğu
İran savaşı, Körfez sermayesini küresel piyasalardan çekebilir

BlackRock’a göre, İran savaşı nedeniyle ortaya çıkan belirsizlik, aksi takdirde yurtdışına yatırılabilecek olan on milyarlarca dolarlık Körfez sermayesinin ülkede kalmasına neden olabilir.
BlackRock Yatırım Enstitüsü’nün Orta Doğu ve Asya-Pasifik baş yatırım stratejisti Ben Powell, bu sermayenin yeniden dağıtımının Körfez’deki özel piyasalara yönlendirilebileceğini düşünüyor.
Powell, bölgedeki 50-100 milyar dolarlık sermayenin yurt içinde yeniden yönlendirilebileceğini de ekliyor.
Körfez varlık fonları (SWF’ler) ABD, Avrupa ve Asya’daki özel sermaye, altyapı, gayrimenkul ve teknoloji yatırımlarını destekleyerek dünyanın en önemli kurumsal sermaye kaynaklarından bazıları haline geldi.
Ne var ki analistler, çatışmanın halihazırda var olan yurt içi yatırım eğilimini güçlendirdiğini, bu durumun yurtdışı tahsisatlarını marjinal olarak azaltabileceğini ve yurtdışına çıkan sermayeyi daha az sayıda, daha güvenli yatırımlara yoğunlaştırabileceğini belirtiyor.
Powell, “Kısmen de olsa, bölgede iktisadi, siyasi ve hatta savunma alanlarında ihtiyaç duyulan yatırımların arttığı hissediliyor,” dedi.
Bu durum, fon sermayesi üzerinde iki potansiyel talep yaratıyor. Hükümetler, kamu maliyesini desteklemek için varlıklarından daha fazla yararlanırken, aynı zamanda varlık fonlarından yurt içinde daha fazla sermaye yatırımı yapmalarını ve uluslararası yatırımcıları da bu sürece dahil etmelerini isteyebilir.
Global SWF’nin kurucusu Diego Lopez şunları söyledi:
“Kovid-19 döneminde, beş devlet fonunda [para çekimleri] 74 milyar dolara ulaştı ve bu yıl da benzer veya daha büyük rakamlar görebiliriz. Örneğin, Kuveyt, devlet fonundan ‘borç alabilmek’ için mevzuatı çoktan değiştirdi ve Katar maliye bakanı da kısa süre önce, varlık fonu olan Katar Yatırım Kurumu’ndan [QIA] ilk kez yararlanmanın bir olasılık olduğunu doğruladı.”
Lopez, stratejinin ikinci kısmının, büyük uluslararası kurumların yanı sıra yurtiçi yatırımları desteklemek için varlık fonu sermayesinin giderek daha fazla kullanılmasında şimdiden görüldüğünü belirtti.
Lopez, “Bunun, BAE’nin L’Imad’ının Singapurlu Temasek ve BlackRock’a ait GIP’yi, Doha Investments aracılığıyla QIA’yı ve Suudi Arabistan’ın Kamu Yatırım Fonu’nu [PIF] ve diğer birçok fon yöneticisini çekmesiyle de gerçekleştiğini görüyoruz,” dedi.
Aracı kurum Century Financial’ın yatırım direktörü Vijay Valecha’ya göre, küresel özel sermaye, altyapı ve gayrimenkul fon yöneticileri, özellikle bazı Batılı kurumsal yatırımcıların likidite kısıtlamalarıyla karşı karşıya kalması nedeniyle, son on yılı Körfez’deki devlet ve aile sermayesini büyük tutarlı taahhütlerin kaynağı olarak çekmeye çalışarak geçirdiler.
Bu durum, Körfez’e yapılan tahsislerdeki nispeten küçük bir kaymanın bile uluslararası fon yöneticileri için önemli olmasını sağlıyor.
Valecha şunları söyledi:
“50 ila 100 milyar dolarlık bu sermayenin sadece bir kısmı bile ülkede kalırsa, küresel fon yöneticilerinin kaynak toplama döngüleri uzayabilir ve ABD, Avrupa ve Asya’daki fon yöneticileri arasında Körfez sermayesinin geri kalanı için rekabet kızışacaktır. Çatışma, zaten devam etmekte olan iç pazara yönelme sürecini hızlandırdı.”
ABD, herhangi bir yeniden dengeleme durumunda özellikle risk altında olacak.
The National’da yer alan habere göre, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) varlık fonları, 2026 yılının ilk yarısında 108 işlemde rekor düzeyde 54 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdi ve bu sermayenin neredeyse yarısı ABD’ye gitti.
Körfez fonları, söz konusu dönemde 1 milyar doların üzerinde değer taşıyan 42 küresel işlemin 21’inde de yer aldı.
Elevate Financial Services’in kurucusu ve CEO’su Madhur Kakkar, “Bu nedenle, herhangi bir yeniden dengeleme, daha küçük veya gecikmeli yeni taahhütler yoluyla ilk olarak orada hissedilecektir,” dedi.
Fakat savaş, Körfez yatırımcılarını küresel piyasalardan tamamen çekilmeye zorlamıyor. Bunun yerine marjinal sermaye tahsislerini değiştiriyor ve yurt dışı yatırımlar, özellikle isteğe bağlı sektörlerde daha seçici hale geliyor.
Powell, “Sanki bir düğmeye basıp [sermaye] ihracatçısından ithalatçısına geçiyormuşuz gibi bir durum söz konusu değil,” dedi.
Özel piyasalar, bu değişimin en büyük yararlananları arasında yer alacak. Araştırma şirketi Preqin tarafından izlenen Orta Doğu varlık fonları, portföylerinin yüzde 43’ünü özel sermayeye ayırırken, Afrika hariç dünyanın diğer bölgelerindeki benzer fonlarda bu oran yüzde 35.
Sadece varlık fonları değil; Preqin tarafından izlenen aktif Orta Doğu sınırlı ortaklarının neredeyse yarısını artık aile ofisleri oluşturuyor ve bu ofislerin gelecekteki yatırım portföylerinin yüzde 27’sini özel sermaye oluşturuyor.
Bu oran gayrimenkul, özel kredi ve altyapı sektörlerinin önünde yer alıyor.
Kakkar, “Tahsis, endeks ağırlığından ziyade sektöre göre belirleniyor; enerji, kamu hizmetleri, su ve ulaşım, Körfez hükümetlerinin aktif olarak özel sermaye aradığı sektörler arasında yer alıyor,” dedi.
Dünyanın en hızlı büyüyen şirketlerinden bazıları hâlâ özel mülkiyette. Bu da, yalnızca halka açık piyasalara güvenen yatırımcıların yapay zeka gibi sektörlere sınırlı bir maruz kalma düzeyine sahip olacağı anlamına geliyor.
Powell, “Dolayısıyla özel piyasalar, yalnızca halka açık piyasa yatırımcısıysanız ulaşamayacağınız fırsatlar sunabilir,” dedi.
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri












