Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman istihbaratına geniş yetkiler: İçeride ve dışarıda militarizasyon

Yayınlanma

Alman istihbarat kurumlarının yetkilerini genişletmek üzere federal hükümet tarafından onaylanan yasa tasarısına karşı protestolar giderek artıyor.

Hükümet, yeni bir yasa aracılığıyla Alman istihbarat kurumlarına kapsamlı yeni yetkiler vermeyi hedefliyor.

Tasarı, diğer hususların yanı sıra, kurumların bilgi teknolojisi sistemlerine erişimini kolaylaştırmayı, veri saklama sürelerini uzatmayı ve veri analizini otomatikleştirmeyi amaçlıyor. 

Teşkilatların gelecekte “çevrimiçi aramalar” yapmasına da izin verilecek.

German Foreign Policy’ye göre önemli bir değişiklik ise, Alman faşizminin sona ermesinden bu yana ilk kez istihbarat ajanslarının yeniden “operasyonel tedbirler” uygulama yetkisine sahip olması.

“Hibrit saldırılara karşı savunma” adı altında Berlin, polis, istihbarat ajansları ve ordu arasındaki sınırları daha da bulanıklaştırıyor ve dış düşmanlarla iç eleştirmenler arasındaki ayrımı giderek ortadan kaldırıyor.

Yeni istihbarat yasası, Federal Cumhuriyet’in “stratejik özerkliğe” doğru attığı bir başka adım.

İstihbarat servislerinin kabarık “istek listesi”

“İstihbarat Servisi Yasası’nın reformu”na ilişkin yasa tasarısıyla federal hükümet, Alman istihbarat servislerinin yetkilerini hemen hemen her alanda sistematik olarak genişletmeyi hedefliyor.

Bu bağlamda İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, Savunma Bakanı Boris Pistorius’a açıkça teşekkür etti. İki bakanlık, yakın işbirliği içinde, İstihbarat Servisleri Kanunu’nu tamamen yeniden yazmayı başardı ve bunu “sessizce” yaptı.

İngiliz gazetesi The Guardian’a göre, yeni yasa “istihbarat servislerinin istek listesini” yerine getiriyor.

Bu kapsamda gelecekte, istihbarat kurumları topladıkları telekomünikasyon verilerini daha uzun süre saklayabilecekler (içerik verilerini altı ay, meta verileri ise on iki aya kadar). Böylece bu verileri “geriye dönük” olarak da analiz edebilecekler.

Yasa ayrıca, örneğin yapay zeka destekli otomatik analizlere izin vererek ve “idari engelleri ortadan kaldırarak” analiz sürecini kolaylaştırmayı amaçlıyor.

“Görüntü verilerinin biyometrik karşılaştırılması, yapay zekanın uygulanması ve araştırma ve geliştirme amaçlı verilerin daha ileri düzeyde işlenmesi için araçların kullanımı”, hatta verilerin “diğer devlet kurumlarına ve özel kuruluşlara” aktarılması, kolaylaştırılacak.

Açıklamaya göre genel olarak amaç, “akıllı buzdolaplarından” özel cep telefonlarına ve kamusal alanlardaki güvenlik kameralarına kadar uzanan “bilgi teknolojisi sistemlerine erişimi güçlendirmek.”

BND’ye operasyonel yetkiler veriliyor

Bu yasa ile federal hükümet, Federal İstihbarat Servisi’ne (BND) ve Federal Anayasa Koruma Dairesi’ne, İçişleri Bakanı Dobrindt’in ifadesiyle “istihbarat toplamayı çok aşan” kapsamlı yetkiler de veriyor.

Amaç, kurumların gelecekte sadece “daha iyi görebilmesi ve duyabilmesi” değil, her şeyden önce “düşmanlara karşı aktif önlemler alabilmesi.”

Çevrimiçi aramaların yanı sıra bu, gelecekte verileri “tahrif etme” iznini de içeriyor. Bakan bu meseleyi, “Görevimiz bu,” diyerek meşrulaştırıyor.

Bu önlem tarihi bir dönüm noktası gibi görünüyor. Nazizmin yenilgisinden bu yana ilk kez, Alman istihbarat kurumlarına “operasyonel yetkiler”, yani “aktif önlemler” alma izni veriliyor. Bu yetkiler 1945’ten beri yalnızca polise ayrılmıştı.

Yeni yetkiler açıkça “suçlarda kullanılan araçlarla oynama […]”yı da içeriyor. Ayrıca “kusurlu bileşenler ekleyerek mal sevkiyatlarının manipüle edilmesine, sabotaj amacıyla insansız hava aracı fabrikaları veya kimyasal silah laboratuvarlarındaki bilgi teknolojisi sistemlerine hedefli sızmaya ya da devlet destekli siber saldırı gruplarına veya dezenformasyon aktörlerine ait sunucuların kapatılmasına veya devre dışı bırakılmasına” da izin veriyor.

Üstelik bunların tümü artık “proaktif” olarak da gerçekleştirilebilir.

Muhalefetten tepkiler

Önerilen yasa tasarısı geniş çapta eleştirilere maruz kaldı. Örneğin, İstihbarat Servisleri Parlamento Denetim Komitesi’nin eski başkanı Konstantin von Notz (İttifak 90/Yeşiller), tasarıyı polis çalışmaları ile istihbarat çalışmaları arasında ayrım yapmamakla eleştiriyor.

Notz, dış istihbarat servisinin (BND) yetkilerinin genişletilmesini destekliyor; fakat iç istihbarat servisine (BfV) aynı yetkilerin verilmesini “hukukun üstünlüğü açısından tartışmalı”, “kötü tasarlanmış ve tehlikeli” olarak değerlendiriyor.

Yeni yasaya göre, iç istihbarat servisi gelecekte örneğin doktorların ve terapistlerin muayenehanelerine fark edilmeden girebilecek.

Sonuç olarak, Ulusal Yasal Sağlık Sigortası Hekimleri Birliği (KBV) ve Alman Tabipler Birliği, bu önlemi “doktorların gizlilik hakkını zedeleyeceği ve korunması gereken doktor-hasta arasındaki gizli ilişkiyi ihlal edeceği” gerekçesiyle sert bir şekilde eleştirdi.

Hessen Eyaleti Tabipler Birliği başkanı, taslağı “tıp mesleğine saygısızlık” olarak değerlendiriyor; bunun doktor ile hasta arasındaki güven ilişkisini zedelediğini söylüyor.

Dobrindt ise bu eleştiriyi reddederek, “Buna hiç katılmıyorum, çünkü her zaman uygun şekilde hareket ediyoruz,” diyor.

Alman Gazeteciler Birliği (DJV), yaptığı açıklamada, tasarıda “çok geniş terimler” kullanıldığını vurguluyor. DJV’ye göre bu da “barışçıl faaliyetlerin bile” istihbarat kurumlarının denetimi altına girebileceği anlamına geliyor.

Gazeteciler gelecekte artık kaynak korumasını garanti edemeyecek. Ayrıca, “müdahale eşiklerinin uyruk ve ikamet yerine göre derecelendirilmesi” anayasaya aykırı.

Birliğe göre tasarıda öngörülenin aksine, yabancı gazeteciler ile yurtdışında çalışan Alman gazeteciler de istihbarat servislerinden korunmalı.

İstihbarat kurumlarını kim denetleyecek?

Eski Federal Veri Koruma Komiseri Louisa Specht-Riemenschneider ise, BND üzerindeki denetim yetkisinin Bağımsız Denetim Kurulu bünyesinde merkezileştirilmesine karşı önceden uyarıda bulunmuştu.

Veri etiği alanında fahri profesör olan ve Specht-Riemenschneider’in selefi Ulrich Kelber de bu eleştiriyi paylaşıyor: İstihbarat teşkilatları, “neyin denetime tabi tutulabileceğine” dair “nihai kararı” kendileri veriyor.

Veri koruma uzmanının değerlendirmesine göre, gelecekte tek denetim organı olacak Bağımsız Denetim Kurulu, reddedilen erişim hakkına itiraz edemeyecek.

Tasarıda getirilen “rıza durumu”, BND’ye “kapsamlı özel yetkiler” verirken denetim imkânlarını daha da kısıtlıyor.

Üstelik bunu, şimdiye kadar gerekli olan Federal Meclis’in gerginlik durumu veya savunma durumu ilan etmesini gerektirmeden yapabilecek.

Kelber bunu, “seçilmiş parlamentodan anayasal açıdan tartışmalı bir yetki kayması” olarak görüyor.

Federal hükümetin kısmen denetim mekanizmalarında sözde bir iyileşmeye atıfta bulunarak desteklediği bu yasa tasarısı, ona istihbarat servislerinin “bağımsız denetiminin kasıtlı olarak sabote edildiği izlenimini” veriyor.

İstihbarat, kaynağı belirsiz olayları “Rus hibrit saldırısı” sayıyor

Dobrindt de içeride atılan bu adımı Rusya’dan gelen bir tehdidi gerekçe göstererek meşrulaştırıyor.

Dobrindt, Almanya’nın “her gün hibrit savaşın hedefi” olduğunu iddia ediyor; istihbarat teşkilatlarının yetkilerinin genişletilmesinin ise yalnızca “mevcut tehdit durumuna bir yanıt” olduğunu söylüyor.

Parlamento denetim komitesi önünde yapılan bir oturumda, Anayasa Koruma Dairesi Başkanı Sinan Selen, kurumunun belirli bir kaynağa açıkça atfedilemeyen olayları da Rusya’nın “hibrit saldırıları” olarak sınıflandırdığını itiraf etti.

Bu durum, dış düşmanlar ile iç muhalifler arasındaki ayrımı daha da bulanıklaştırıyor.

Dolayısıyla, yeni yasa uyarınca iç istihbarat servisi gelecekte sadece gerçek ya da iddia edilen “hibrit saldırıları” değil, aynı zamanda “nüfusun geniş kesimlerinde yaşanan önemli kargaşaları” da operasyonel tedbirler için gerekçe olarak kullanabilecek.

Berlin, NATO birliklerinin yeni Doğu Cephesi’ne giderken Almanya’dan geçmesi durumunda, savaş halinde halkın direnç göstereceğini öngörüyor.

Alman “stratejik özerkliği” militarizasyonla el ele

İçişleri Bakanı Dobrindt, Almanya’nın şimdiye kadar yabancı istihbarat servislerinin desteğine bağımlı olduğunu iddia ediyor.

Berlin, güçlendirilmiş Alman istihbarat servislerinin kendisine Washington, Paris ve Londra karşısında daha iyi bir konum kazandıracağını ve “eşit şartlarda” ciddi bir muhatap haline gelerek, ikincil ortak olmaktan uzaklaşacağını umuyor.

Önerilen yasa tasarısı, Alman istihbarat kurumlarının “artık diğer Avrupalı ortakların gerisinde kalmamasını” sağlamayı amaçlıyor.

Bakana göre bu sayede Berlin, “Avrupa güvenlik politikasında liderlik rolü üstlenme iddiasını haklı çıkaracak.”

Avrupa

MI6, eski BND Başkanı’nın gizli bilgileri sızdırmasından endişe ediyor

Yayınlanma

Başta MI6 olmak üzere İngiliz istihbarat kurumları, modern Alman tarihinin en büyük casusluk skandalında gizli bilgilerinin veya casuslarının ele geçirilip geçirilmediğini araştırıyor.

Almanya’nın dış istihbarat servisinin (BND) eski başkanı August Hanning ile sadece Manfred D olarak adı geçen kurumun şu anki üst düzey yetkilisi, salı günü casusluk ve vatana ihanet şüphesiyle gözaltına alındı.

Hanning, 16 yıl boyunca Manfred D aracılığıyla binlerce gizli belgeyi yasadışı olarak topladığı ve bu sırların bir kısmını yabancı bir güce sattığı suçlamasıyla karşı karşıya.

Alman güvenlik kaynakları, ikilinin ele aldığı bazı üst düzey bilgilerin yurtdışındaki ortak istihbarat teşkilatlarından geldiğini belirterek, İngiliz ve Amerikan istihbaratının sızdırılmış olabileceği ihtimalini gündeme getirdi.

Bu durum, sahada faaliyet gösteren ajanlar ya da muhbirler gibi ABD ve İngiliz insan kaynaklarının, paylaşılan bilgiler yoluyla kimliklerinin ortaya çıkabileceği endişelerini de beraberinde getirdi.

Eski BND Başkanı Hanning gözaltına alındı

Eski bir MI6 istihbarat subayı olan Matthew Dunn, İngiliz istihbarat servislerinin BND ile paylaşılan her şeyi titizlikle inceleyeceğini ve riskleri değerlendireceğini söyledi.

Dunn şöyle dedi:

“Şu anda MI6 içinde, çok güvenilir bir irtibat ortağıyla paylaşılan istihbaratı titizlikle inceleyen ve bunların herhangi birinin MI6’e bağlı faaliyetleri ve kişileri tehlikeye atıp atmadığını değerlendiren büyük bir iç güvenlik incelemesi yapıldığına şüphe yok.”

Bununla birlikte, eski casus, bu durumun kurumun BND ile ilişkilerini etkilemesi halinde “çok şaşıracağını” belirtti ve iki kurumun işbirliği içinde olacağını düşündüğünü ifade etti.

İstihbarat paylaşımı sırasında, kaynaklarla ilgili bilgilerin sansürlenmesi de dahil olmak üzere “otomatik denetim ve dengeleme” mekanizmalarının devreye sokulmasının standart bir uygulama olduğunu açıkladı.

Skandalla ilgili haberler Batı istihbarat camiasını şoke etti. Kaynaklar, iddia edilen ihlali yabancı bir güç için büyük bir başarı olarak nitelendirirken, bunun Batı istihbarat paylaşım ittifakına ciddi zarar verebileceğini belirtti.

MI6 ve GCHQ’nun yanı sıra birçok ABD kurumunun da, söz konusu dönemde Avrupalı müttefiklerle paylaşılan tüm hassas bilgilere ilişkin sistematik bir iç inceleme yürüttüğü düşünülüyor.

The Telegraph’ın edindiği bilgilere göre, bu kurumların öncelikli odak noktası, iddia edilen sızıntı nedeniyle tehlikeye girmiş olabilecek kaynakları korumak olarak anlaşılıyor.

Benzer denetimlerin, Almanya’nın tüm istihbarat paylaşım ortakları ve müttefikleri tarafından da gerçekleştirilmesi muhtemel.

Alman yetkililerin güvenlik ihlalini muhataplarına ne zaman bildirdikleri belirsiz olmakla birlikte, bunun salı günkü gözaltılardan önce olduğu anlaşılıyor.

Alman basını, sızdırılan bilgiler arasında İran nükleer programı, Rus ordusu ve yabancı ortak kurumlara ait gizli belgelerle ilgili ayrıntıların yer aldığını bildirdi.

Açıklamada, söz konusu belgelerin çoğunun “federal istihbarat servisi tarafından yalnızca iç amaçlarla, özellikle de yürütme organına yönelik istihbarat brifingleri için kullanılmak üzere hazırlanmış gizli bilgiler içerdiği” belirtildi.

Savcılığa göre, Hanning bu bilgileri özel danışmanlık faaliyetlerinde kullandı.

Açıklamada, “Bir olayda Hanning, Manfred D tarafından sağlanan gizli istihbaratı, yabancı bir istihbarat servisinin bir yetkilisi için bir analiz hazırlamak amacıyla kullandı,” denildi.

Yetkililer, bu bilgilerin hedeflenen alıcıya ulaşıp ulaşmadığını henüz tespit edemedi. Salı gecesi Der Spiegel, söz konusu analizin Azerbaycan istihbarat servisi için hazırlandığını bildirdi.

Azerbaycan’ın Rusya, İsrail, Türkiye ve ABD’nin yanı sıra diğer ülkelerle de güvenlik ve istihbarat ortaklıkları var.

Hanning, Almanya’daki ulusal güvenlik tartışmalarında Moskova konusunda şahin bir tutum sergilemişti.

2024 yılında The Telegraph’a verdiği bir röportajda, ülkesinin “naif” davrandığını ve olası bir savaşın gerçekliği karşısında “uyandırılması” gerektiğini belirtmişti:

“İnsanlar ciddi bir tehlike olduğunun farkında değil – özellikle Doğu Almanya’da ve aşırı sol ile aşırı sağdaki Almanya için Alternatif (AfD) partisi içinde Rusya’ya sempati duyuluyor; bu partinin bazı kesimleri Rusya’ya yönelik yaptırımların sona erdirilmesini talep ediyor.”

The Insider’a göre, Hanning, BND’den ayrıldıktan sonra Rusya’ya en az yedi kez seyahat etti.

Eski istihbarat şefi, bu seyahatlerin tamamını 2015 ile 2019 yılları arasında gerçekleştirdi ve çoğu zaman Moskova’da sadece bir gün geçirdi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Yunanistan’da binlerce kişi Rubio’nun gelişini protesto etti

Yayınlanma

6 Ekim öğleden sonra Atina’nın merkezinde binlerce kişi ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun ülkeye gelişini protesto etti.

Tüm İşçilerin Militan Cephesi (PAME) ve Yunanistan Komünist Partisi (KKE) tarafından düzenlenen eylemde “Kasap Rubio’ya yer yok!”, “Ölüm üsleri Yunanistan’dan defolsun!” ve “Kârları için savaşlara karışmayın” sloganları atıldı.

Marco Rubio, Yunanistan-ABD Stratejik Diyaloğu’nun yeni turu kapsamında Yunanistan’ı ziyaret etti.

Yunanistan’ın başkentindeki tüm birincil düzey işçi sendikalarını bir araya getiren, ülkenin en büyük işçi merkezi Atina İşçi Merkezi Başkanı Giorgos Stefanakis mitingde ana konuşmayı yaptı.

Stefanakis, “Biz işçiler, Yunan burjuvazisiyle birlikte halkları yıkıma ve emperyalist savaşın yaygınlaşmasına sürükleyenleri kabul etmiyoruz. Halk sizi istemiyor; üslerinizi toplayın ve Yunanistan’dan defolun!” dedi.

St. Benetatos, Yunan Uluslararası Gerginliğin Azaltılması ve Barış Komitesi (EEDYE) Sekreterliği adına bir selamlama konuşması yaptı.

KKE Merkez Komitesi Genel Sekreteri Dimitris Koutsoumbas da sendika mitingine katıldı. KKE tarafından yapılan açıklamada, Rubio’nun Yunanistan’da “persona non grata” olduğunu söyledi.

Sintagma Meydanı’nda çevik kuvvet kordonları ve göz yaşartıcı gazlı polis saldırısına rğamen göstericiler ABD Büyükelçiliği’ne doğru yürüyüş düzenledi.

KKE’nin aktardığına göre yoğun polis gücü, Sintagma Meydanı’ndan yola çıkan büyük gösteriyi defalarca durdurmaya çalıştı ama bunu ancak üçüncü denemede, Atina’nın merkezi caddelerinde kurdukları üçüncü barikatta başardı.

KKE milletvekilleri de olay yerindeydi ve polisin geri çekilmesini talep ettiler. Gösteriyi bastırma planı başarısız oldu; zira polis yürüyüşün ABD Büyükelçiliği’ne ulaşmasını engellese de, onlarca gösterici, polisi hazırlıksız yakalayan bir hamle ile ABD Büyükelçiliği’ne ulaştı.

Orada pankartlar açarak yasakları delen PAME ve KKE üyeleri, “Halkların katillerine ne toprak ne de su” mesajını ilettiler.

KKE açıklamasında şunlar söylendi:

“KKE, ABD Dışişleri Bakanı M. Rubio’nun Yunanistan’a gelişine karşı sendikalar ve kitle örgütleri tarafından düzenlenen mitinge halkın ve gençlerin kitlesel katılımını selamlamaktadır. Mitingin kitlesel katılımla gerçekleşmesi ve göstericilerin, yasaklara ve polisin kışkırtıcı tavrına rağmen ABD Büyükelçiliği önünde mesajlarını iletmiş olmaları, ülkemizin bölgedeki ABD’nin enerji ve askeri planlarına daha fazla dahil olmasına yönelik militan bir kınama ve muhalefet mesajı vermektedir. Bu planlar, mevcut Yeni Demokrasi hükümeti tarafından da desteklenmekte olup, halk halihazırda bunun bedelini ağır bir şekilde ödemektedir.”

Selanik, Patras ve Yunanistan’ın diğer birçok şehrinde de büyük gösteriler düzenlendi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB’den ABD misillemesini engellemeyi amaçlayan yeni vergi hamlesi

Yayınlanma

Avrupa Birliği, ABD yönetiminin misilleme tehditlerini önlemek amacıyla yalnızca Amerikan teknoloji devlerini değil, tüm büyük şirketleri kapsayan genel bir vergi getirmeyi planlıyor. Financial Times gazetesinin haberine göre yıllık geliri 100 milyon euroyu aşan kuruluşları hedefleyen teklif, AB’nin 2028 yılından itibaren bütçesine yılda yaklaşık 60 milyar euro kazandırmayı amaçlıyor.

Avrupa Birliği (AB), ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin tepkisini çekmeden birliğin bütçe gelirlerini artırmak amacıyla büyük şirketlere yönelik genel bir kurumlar vergisi getirmeyi değerlendiriyor.

Financial Times’ın (FT) altı Avrupalı yetkiliye dayandırdığı habere göre Brüksel, Washington’ın misilleme tehditleri nedeniyle yalnızca ABD merkezli teknoloji devlerini hedef almaktan kaçınan yeni formüller üzerinde duruyor.

Avrupa Komisyonu, Washington’ın dijital hizmet vergisi uygulayan ülkelere karşı misilleme tehditlerinin ardından Apple, Meta ve Google gibi şirketlerden daha fazla gelir elde etmenin yollarını arıyor.

Yeni vergi arayışları, AB üyelerinin ortak bütçe üzerinde müzakereler yürüttüğü, harcama kısıtlamalarıyla karşılaştığı ve çok uluslu şirketlerin vergilendirilmesine yönelik küresel girişimlerin tıkandığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Yıllık geliri 100 milyon euronun üzerindeki şirketler hedefleniyor

Brüksel’deki müzakereler, “Avrupa İçin Kurumsal Kaynak” (Core) olarak bilinen teklif üzerindeki değişikliklere odaklanıyor.

Tasarı, AB sınırları içinde faaliyet gösteren ve yıllık geliri 100 milyon euronun üzerinde olan tüm şirketlerin her yıl tek seferlik bir vergi ödemesini öngörüyor.

Bir AB yetkilisi, planlanan düzenlemeye ilişkin olarak, “Bazı başkentler, Amerikalıları kızdırmak istemedikleri için yalnızca dijital hizmetleri hedef alan bir vergiye karşı çıkıyor. Core yaklaşımına itiraz eden ülke sayısı ise daha fazla. Çözüm, verginin kapsamını neredeyse tüm büyük şirketleri içerecek şekilde genişletmek” değerlendirmesinde bulundu.

Core vergisinin, AB’nin ortak bütçesine 2028 yılından itibaren yıllık yaklaşık 60 milyar euro kaynak aktarması planlanan beş yeni merkezi gelir kalemi arasında yer aldığı belirtiliyor.

ABD misillemesi ve orta ölçekli işletmeler endişe yaratıyor

AB üyesi ülkelerin çoğunluğunda söz konusu verginin Avrupa’daki orta ölçekli işletmeleri yabancı rakipleri karşısında dezavantajlı duruma düşüreceği görüşü hakim.

Yetkililer, orta ölçekli işletmeleri kapsam dışı bırakacak şekilde gelir eşiklerinin değiştirilmesinin daha fazla üye ülkenin desteğini sağlayabileceğini dile getiriyor. Ancak kaynaklar, ABD’nin olası ticari misillemelerinden çekinilmesi nedeniyle planın gerekli desteği görmesinin zor olduğunu kaydediyor.

Daha önce dijital hizmet vergisi getiren Fransa, İtalya, İspanya ve Avusturya, ABD’nin ticari soruşturmalarıyla karşı karşıya kalmıştı.

Ticari gerilimin tırmandığı geçen yılın ilkbahar aylarında Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ABD tarifelerine karşı dijital reklam gelirlerinin vergilendirilmesini (“Amazon vergisi”) gündeme getirmiş, ardından taraflar 2025 yazında bir ticaret anlaşmasına varmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump, bu yılın haziran ayında yaptığı açıklamada, Amerikan şirketlerine dijital hizmet vergisi uygulanması halinde Avrupa ülkelerinden ithal edilecek tüm ürünlere yüzde 100 gümrük vergisi getirme tehdidinde bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English