Bizi Takip Edin

Diplomasi

Pentagon, Avrupa’daki kuvvetlerinin üçte birini çekmeyi değerlendiriyor

Yayınlanma

Pentagon, Avrupa’daki uçakları, gemileri, silahları ve on binlerce ABD askerini geri çekmeyi öngören radikal bir planı değerlendiriyor.

Bu azaltma, Avrupa’daki tüm ABD askerlerinin yaklaşık üçte birini, yani yaklaşık 25.000 kişiyi kapsayabilir.

Görüşmelerden haberdar olan bir ABD’li yetkili ve bir başka kaynak, bu sayının daha da fazla olabileceğini (40.000 askere kadar çıkabileceğini) belirtiyor.

Bu plan hayata geçirilirse, 1990’larda Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Avrupa’daki 80.000 kişilik ABD askeri varlığında gerçekleştirilen en önemli küçülme olacak.

Böylesine dramatik bir küçülme ihtimali, her iki partiden Kongre üyelerini ve Avrupa hükümetlerini alarma geçirdi.

Böyle bir çekilme, Amerika’nın başlıca müttefikleriyle ilişkilerini kökten değiştirebilir ve Ukrayna ile Orta Doğu’da savaşların sürdüğü bu istikrarsız dönemde Avrupa ülkelerini yeni ortaklıklar kurmaya zorlayabilir.

Yetkililere göre, kesintilerden etkilenecek ülkeler arasında muhtemelen Almanya, İtalya ve İspanya yer alacak.

Bu üç ülke, Avrupa’daki ABD askerlerinin büyük bir kısmını barındırıyor ama tüm ülkelerin liderleri de İran’la savaş konusunda Başkan Donald Trump ile çatışmış durumda.

İkinci döneminin başından beri Trump ve yardımcıları, Avrupa’nın ABD’nin nükleer silah cephaneliğinin desteğiyle kendi savunmasında öncülük etmesi gerektiğini ve ABD kuvvetlerinin “Batı Yarımküre”deki Çin, İran ve uyuşturucu kartellerinden gelen daha acil tehditlerle mücadele etmek için gerekli olduğunu savunuyorlar.

Pentagon, Haziran ayında ABD ordusunun Avrupa’daki varlığına ilişkin altı aylık bir inceleme başlatıldığını duyurmuştu.

ABD’li ve Batılı yetkililere göre, Müttefik Kuvvetler Başkomutanı ve ABD Avrupa Komutanlığı Başkanı Hava Kuvvetleri Generali Alexus Grynkewich’in cuma günü Savunma Bakanı Pete Hegseth’e analizini sunması bekleniyor.

Grynkewich’in analizinde, muhtemelen Amerikan hava, deniz ve kara kuvvetlerinde ya da diğer kapasitelerde kesintiler yapılmasını ve Avrupa’daki bazı kuvvetlerin NATO’nun doğu kanadındaki ülkelere kaydırılmasını da içerebilecek dört eylem planı ana hatlarıyla belirtilecek.

Hegseth’e 6 Kasım’da nihai bir tavsiye sunulacak ve bu tavsiye daha sonra başkana iletilecek. Herhangi bir çekilme işlemi bu tarihten sonra gerçekleşecek.

Savunma Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili ve diğer iki yetkiliye göre, henüz herhangi bir karar alınmadı.

Savunma Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili yaptığı açıklamada, Hegseth’in “konumumuzun Başkan Trump’ın sağduyulu ‘Önce Amerika’ stratejisiyle uyumlu olmasını sağlamak” amacıyla Avrupa’daki kuvvetlere ilişkin altı aylık bir inceleme yürütmesini sağladığını belirtti.

Temmuz ayında Türkiye’de düzenlenen NATO zirvesi sırasında Trump, “NATO’dan çok hayal kırıklığına uğradığını” belirterek, ittifakın Amerikan gücünü takdir etmemesini bir kez daha eleştirmişti.

Trump, “Neden yüz milyarlarca dolar harcıyoruz da onlar bizim yanımızda değil?. Biz her zaman onların yanında olduk,” demişti.

Bir ay önce, Oval Ofis’te NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile yaptığı görüşmede Trump’a müttefiklerden ne istediği sorulduğunda, “Sadece sadık olmalarını istiyorum,” diye yanıt vermiş ve şöyle devam etmişti:

“Sadece sadakatlerini istiyorum. Paralarına ihtiyacımız yok. Hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Dünyanın açık ara en güçlü ordusuna sahibiz, ama ben sadece sadakat istiyorum.”

Avrupa’daki ABD kuvvetlerinin azaltılmasına karşı çıkanlar, bunun NATO müttefiklerini savunmasız bırakacağını ve Rusya’nın saldırganlığını kışkırtacağını, dünyanın diğer bölgelerindeki ABD ortakları arasında şüphe tohumları ekeceğini ve ABD ordusunu, kuvvetlerini Orta Doğu veya Afrika’ya hızla sevk etmesini sağlayan lojistik merkezlerden mahrum bırakacağını savunuyor.

Avrupalı yetkililer, altı aylık gözden geçirmenin hem öncesinde hem de sonrasında Washington’dan, hükümetlerine uzun menzilli füzeler, uydu gözetimi ve havada yakıt ikmali tankerleri dahil olmak üzere uzun süredir yalnızca ABD tarafından sağlanan gelişmiş askeri yetenekleri geliştirmeleri için yeterli zaman tanıyacak, daha kademeli bir çekilme talep ettiler.

On yıllardır Avrupa’da ABD ordusu için bir dayanak noktası olan Almanya, çok sayıda ABD üssüne ev sahipliği yapıyor ve yaklaşık 36.000 askere sahip.

Mayıs ayında Pentagon, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in şu sözlerini söylemesinin ardından, Almanya’dan 5.000 askeri çekme planlarını açıklamıştı.

İtalya, önemli ABD hava üslerine ve yaklaşık 12.000 askere ev sahipliği yapıyor. İspanya ise ülkenin güneyindeki İspanyol üslerinde önemli ABD hava ve deniz üslerine ev sahipliği yapıyor.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin hükümeti, Mart ayında, İran’a yönelik olası saldırılar düzenleyecek ABD savaş uçaklarının, parlamento onayı olmadan Sicilya’daki bir üssü kullanmasına izin vermeyi reddetmişti.

İspanya hükümeti ise savaşın başlarında, ABD’nin İran’a yönelik hava saldırıları için askeri üslere erişim talebini reddederek Beyaz Saray’ı kızdırmıştı.

Avrupalı liderler, saldırı kararından önceden haberdar edilmedikleri için “tatsız” bir duruma düştüler.

Bazıları çatışmanın tırmanmasını istemediklerini belirterek, iktisadi sonuçlar konusunda endişelerini dile getirdiler.

Olası asker sayısında yapılacak kesintiler, sadece Demokratlar arasında değil, birçok üst düzey Cumhuriyetçi arasında da şimdiden derin endişe uyandırdı.

“25.000 kişilik asker sayısında yapılacak bir kesinti hiçbir şekilde kabul edilemez,” diyen bir Cumhuriyetçi kongre üyesi, bölgedeki Rus saldırganlığının giderek arttığına dair endişeler sürerken geçen yıl Almanya’dan iki rotasyonel tugay muharebe ekibinin çekilmesini örnek gösterdi ve “Rusya’yı caydırmak için ucuz yollara başvurulamaz,” dedi.

Diplomasi

ABD’den Suudi Arabistan’a F-35 onayı

Yayınlanma

ABD yönetimi, Suudi Arabistan’a yaklaşık 25 milyar dolar değerinde 48 adet F-35 savaş uçağı satılmasını onayladı.

Satış hem ABD Kongresinde hem de İsrail’de tartışmaya yol açtı. Bazı ABD’li milletvekilleri, anlaşmanın hassas Amerikan askeri teknolojilerinin Çin’in eline geçmesi riskini doğuracağını savunuyor.

Anlaşmanın hayata geçirilebilmesi için uzun süredir satışa kuşkuyla yaklaşan Kongrenin de onay vermesi gerekiyor. Kongre süreci tamamlanmadan ABD’li savunma şirketleri Suudi Arabistan’la müzakerelere başlayamayacak.

Kongrede Çin endişesi

ABD’li milletvekilleri ve savunma yetkilileri, Suudi Arabistan’ın Pekin’le yakın askeri ve teknolojik ilişkileri nedeniyle satışa karşı çıkıyor.

Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi üyesi Demokrat Raja Krishnamoorthi, anlaşmanın “Amerikan askeri teknolojisinin en değerli ve hassas unsurlarını Çin Komünist Partisinin erişimine açabileceği” uyarısında bulundu.

Benzer kaygılar daha önce Birleşik Arap Emirlikleri’ne yapılması planlanan F-35 satışını da sekteye uğratmıştı. BAE, Biden yönetiminin Abu Dabi-Pekin ilişkileri ve ülkede Huawei’nin 5G altyapısının kullanılması konusundaki itirazları üzerine 23 milyar dolarlık F-35 satın alma anlaşmasını Aralık 2021’de durdurmuştu.

Suudi Arabistan’a yönelik teklif ise Ensarullah öncülüğündeki Yemen’in Riyad’ın abluka ve saldırılarına karşılık vererek Babülmendep üzerindeki hakimiyetini genişlettiği bir dönemde gündeme geldi.

Suudi Arabistan İsrail’in F-35 kapasitesine yaklaşacak

Jerusalem Post’un aktardığına göre İsrailli bir yetkili, Washington’ın satış planı hakkında İsrail Başbakanlık Ofisini bilgilendirdiğini ileri sürdü. İsrail’in, F-35 satışına karşılık ABD’den yeni silah sistemleri içeren bir “telafi paketi” istemeye hazırlandığı belirtildi.

Satışın tamamlanması halinde Suudi Arabistan 48 adet F-35’e sahip olacak. Böylece Riyad, hâlihazırda envanterinde yaklaşık 50 F-35 bulunan İsrail’in kapasitesine yaklaşacak.

İsrail, Batı Asya’da F-35 kullanan tek ülke konumunda. ABD de uzun süredir İsrail’in bölgedeki diğer ülkeler karşısındaki “niteliksel askeri üstünlüğünü” koruma taahhüdünde bulunuyor.

Ayrıntılar hakkında bilgi sahibi bir kaynak Walla’ya, İsrail ordusunun bu üstünlüğü korumak amacıyla Batı Asya’daki başka hiçbir ülkeye F-35 verilmemesini tercih ettiğini söyledi.

Kaynak, anlaşma kısa süre içinde imzalansa bile Suudi Arabistan’ın ilk uçağı ancak beş yıl sonra teslim alabileceğini belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise satış kararını duyurduğu açıklamada, “Önerilen teçhizat ve destek satışı bölgedeki askeri dengeyi değiştirmeyecek” ifadelerini kullandı.

İsrail ‘Adir’ uçaklarıyla üstünlüğünü koruduğunu savunuyor

İsrailli yetkililer, Suudi Arabistan’a yapılacak satışa karşı çıkmakla birlikte İsrail Hava Kuvvetlerinin diğer F-35 kullanıcıları karşısında hâlâ belirgin bir operasyonel üstünlüğe sahip olduğunu savunuyor.

Bu üstünlük, İsrail Hava Kuvvetleri ile pilotlarının son üç yılda edindiği kapsamlı operasyonel deneyimin yanı sıra İsrail yapımı silahların F-35’lere entegre edilebilmesinden kaynaklanıyor.

İsrail, F-35’in kendi ihtiyaçları doğrultusunda değiştirilen ve “Adir” adı verilen versiyonunu kullanıyor. Washington, İsrail yapımı silah sistemlerinin bu uçaklara entegre edilmesine izin veriyor.

İsrail ayrıca F-35’ler için yeni kabiliyetler geliştirilmesinde kullanılan özel bir Adir test uçağı işletiyor. Walla’nın haberine göre ABD’nin bile envanterinde bu tür bir test uçağı bulunmuyor.

İsrailli bir savunma yetkilisi de endişeleri azaltmaya çalışarak İsrail Hava Kuvvetlerinin üstünlüğünün “yalnızca makinelere değil, esas olarak insanlara dayandığını” söyledi.

İsrail’den yeni silah ve ortak üretim talebi

Suudi Arabistan’a F-35 satışının ve Batı Asya’daki silahlanma yarışının ardından İsrailli yetkililer, gelecekteki savunma anlaşmalarında ABD yönetimiyle farklı bir pazarlık stratejisi izlemeye hazırlanıyor.

İsrail’in Washington’dan bugüne kadar satışı reddedilen gelişmiş silah ve mühimmatları talep etmesi bekleniyor. Bunlar arasında sığınak delici ağır mühimmatlar, kayalık dağların derinliklerindeki yer altı hedeflerini vurabilecek sistemler, otonom saldırı sistemleri, insansız hava aracı sürüleri ve uzay tabanlı silah teknolojileri yer alıyor.

İsrailli yetkililer ayrıca gizli silah sistemlerinin geliştirilmesi ve üretiminde daha fazla rol üstlenmek istiyor.

İsrail’in talepleri arasında gelecekteki tehditlere karşı tasarlanan Arrow 4 ve Arrow 5 hava savunma sistemlerine ait önleme füzelerinin ABD ile birlikte geliştirilmesi ve üretilmesi de bulunuyor.

Bununla birlikte İsrail hâlihazırda üçüncü bir F-15 filosu ile ilave F-35 filolarının finansmanını sağlamakta zorlanıyor. Suudi Arabistan’a yapılacak satışın, Washington ile Tel Aviv arasındaki yeni silah ve finansman pazarlıklarını hızlandırması bekleniyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Reuters: Çin, Suudi Arabistan’ın talebiyle İran’dan Husileri dizginlemesini istedi

Yayınlanma

Reuters’a konuşan kaynaklara göre Çin, Suudi Arabistan’ın yardım istemesi üzerine Tahran’dan Yemen’deki Husileri kontrol altına almasını özel olarak talep etti.

Kaynaklara göre Riyad, Husilerin Kızıldeniz kıyısı boyunca ve Bab el-Mendeb Boğazı çevresinde hızla ilerlemesinin ardından Çin’e başvurdu. Bu gelişmeler, Suudi petrol ihracatını ve deniz taşımacılığını daha fazla risk altında bıraktı.

Kaynaklar, Çin’in kamuoyu önünde itidal, diyalog ve güvenli deniz ulaşımının yeniden sağlanması çağrısı yaptığını, ancak özel mesajının bu açıklamaların ötesine geçtiğini iddia etti.

Pekin, İran’ın Husiler üzerindeki etkisini kullanarak dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin’in bağımlı olduğu enerji rotalarında çatışmanın daha fazla yayılmasını önlemeye yardımcı olmasını istiyor.

Görüşmeler hakkında bilgilendirilen ve kimliklerinin açıklanmaması şartıyla konuşan kaynaklar, mesajın nasıl iletildiğine veya İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin çarşamba günü Çin’e yaptığı ziyaret sırasında aktarılıp aktarılmadığına ilişkin ayrıntı vermedi.

Kaynaklara göre Tahran’ın yanıtı, bölgedeki istikrar ve barışın ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşının sona ermesine bağlı olduğu yönünde oldu.

Reuters’ın konuyla ilgili yorum talebine yanıt veren Çin Dışişleri Bakanlığı şu açıklamayı yaptı:

“Çin, bölgesel gerilimlerin Yemen ve Kızıldeniz’e daha fazla yayılmasını görmek istemiyor. Bölgesel istikrarsızlığın tırmanması hiçbir tarafın çıkarına değildir.”

Bakanlık ayrıca şu ifadeleri kullandı:

“Tüm ülkelerin egemenliğine ve güvenliğine saygı gösterilmeli, insanların yaşamı için hayati öneme sahip tesisler hedef alınmamalıdır. Çin, durumu daha karmaşık hale getiren eylemlere son verilmesi çağrısında bulunuyor ve sorunların diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesini destekliyor.”

Üç İranlı kaynağa göre Tahran’ın Pekin tarafından dile getirilen kaygılar doğrultusunda hareket edip etmeyeceği belirsizliğini koruyor.

Ancak kaynaklar, ABD ile süren gerilimler karşısında Çin ile ilişkilerin İran için önemli ekonomik ve stratejik ağırlık taşıdığını belirtti.

Çin, savaş ve yaptırımlar nedeniyle ağır baskı altında olan İran ekonomisini desteklemek ve petrol sektörünün sürdürülebilirliğini sağlamak için gerekli yatırımları yapabilecek mali kapasiteye sahip az sayıdaki ülkeden biri.

Pekin ayrıca diplomatik etkisini de göstermiş durumda. Çin, 2023 yılında İran ile Suudi Arabistan arasında yıllarca süren düşmanlığın ardından ilişkilerin yeniden kurulmasını sağlayan anlaşmaya arabuluculuk etmişti.

Ancak bu etkinin sınırları bulunuyor. İran’daki eleştirmenler, iki ülke arasında 2021 yılında imzalanan 25 yıllık iş birliği anlaşmasına rağmen Çin’in petrol dışı ticaret ve yatırım seviyesinin görece sınırlı kalmasından şikâyet ediyor. Özellikle Çin’in Körfez Arap ülkelerine yönelik artan yatırım taahhütleriyle karşılaştırıldığında bu durum dikkat çekiyor.

İki İranlı kaynak, Pekin’in çıkarlarının İran’ın karar alma sürecindeki birçok unsurdan yalnızca biri olduğunu söyledi.

Kaynaklara göre İran’ın kararları; stratejik, ekonomik ve siyasi öncelikler arasındaki dengeler tarafından şekilleniyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Kanada, “light” AB üyeliğini memnuniyetle karşıladı

Yayınlanma

Kanada Başbakanı Mark Carney, ülkesinin AB ile “demokrasiler için bir yol gösterici” olarak hareket edecek bir “geleceğin ittifakı” kurmaya hazır olduğunu söyledi.

Dün yaptığı konuşmada Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB’nin Kanada’nın bloğun ilk “ortak üyesi” olması için kapıyı açacağını belirtti.

Von der Leyen’in konuşmasının hemen ardından, Kanada’nın AB Büyükelçisi bu terimle arasında mesafe koymuş gibi göründü ve “henüz o noktada olmadıklarını” söyledi.

Fakat bugün (17 Eylül) Avrupa Parlamentosu’nda konuşan Carney bu fikri destekledi.

Von der Leyen, “Avrupa Güvenlik Konseyi” önerdi

Carney, “Bu hedefi memnuniyetle karşılıyoruz; anketler, Kanadalıların ezici çoğunluğunun çok daha yakın bağları desteklediğini gösteriyor,” dedi ve şöyle devam etti:

“Kanada ve Avrupa coğrafya ile bağlı değil. Bizi birbirimize bağlayan şey bir yakınlıktır; bu, iradi, seçilmiş ve yenilenen bir yakınlıktır ve bu özelliği sayesinde daha da güçlenmektedir.”

Carney, Avrupa ile Kanada’nın ilişkilerini derinleştirmesi gereken alanlar arasında kritik mineraller, savunma sanayi kapasitesi, yapay zeka ve bilgi işlem, enerji güvenliği, uzay ve ödemelerin yer aldığını sıraladı.

Trump’tan AB ve Kanada’ya tehdit

Başbakan, “Cesur ve kararlı olursak, işlev bazında ittifak kurabiliriz,” dedi ve AB ile Kanada arasındaki bir ittifakın “diğer demokrasiler için bir yol gösterici olacağını” ekledi.

Öte yandan gece boyunca, ABD Başkanı Donald Trump bu öneriyle alay etti. Ama fikri reddederken, Ottawa ve Brüksel’e, Washington’a karşı birleşmeleri halinde ticaret gümrük vergileri uygulama tehdidini dile getirdi.

Perşembe günü Carney yanıt verdi. Kanadalı, “Ne önermediğim konusunda net olmak istiyorum. Daha iyi tavırlara sahip bir büyük güç rakibi olmak amacıyla üçüncü bir blok önermiyorum,” dedi ve şöyle devam etti:

“Kimsenin açık pazarlarımızı kontrol edememesi, egemenliğimizi zedeleyememesi, toprak bütünlüğümüzü tehdit edememesi veya özgürlüklerimizi, demokrasilerimizi ve hukukun üstünlüğünü baltalayamaması için dayanıklılık peşindeyiz.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English