Bizi Takip Edin

Diplomasi

AB ekonomisi olası bir Tayvan savaşında 2 trilyon dolar yitirebilir

Yayınlanma

Bloomberg Economics analistlerinin hesaplamalarına göre Tayvan’da yaşanabilecek olası bir savaş, Avrupa Birliği ekonomisinde 2 trilyon dolarlık kayba yol açacak. Küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 8’den fazla daralacağı öngörülen senaryoda, yarı iletkenlere bağımlı olan Almanya, İtalya, İspanya ve Fransa en büyük darbeyi alacak Avrupa ülkeleri arasında yer alıyor.

Tayvan merkezli olası bir askeri çatışma durumunda, ABD ile Çin arasındaki gerilimin küresel ekonomiye faturası ağır olacak.

Bloomberg Economics analistlerinin yaptığı hesaplamalara göre, Tayvan’da çıkacak bir askeri çatışma halinde Avrupa Birliği ekonomisi 2 trilyon dolar düzeyinde zarar görecek.

Bu süreçten en derinden etkilenecek ülkelerin başında, Tayvanlı üreticilere yüksek bağımlılıkları bulunan Almanya, İtalya, Fransa ve İspanya geliyor.

Analistlerin hazırladığı rapora göre, olası bir çatışmadan en ağır ekonomik hasarı alacak ilk 10 ülke arasında dört AB üyesi yer alıyor. Bu ülkelerin başında gelen Almanya’nın, çatışmanın sadece ilk yılında gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde 14’ünü kaybedebileceği tahmin ediliyor.

Karşılaştırma amacıyla paylaşılan verilere göre, çatışmanın tarafı olan ABD’nin potansiyel GSYİH kaybı ise bu oranın yarısı düzeyinde, yani yüzde 7,3 seviyesinde öngörülüyor.

Avrupa ülkeleri arasında Almanya’yı, GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 8,8’ini kaybetme riskiyle karşı karşıya olan İtalya izliyor. Hesaplamalara göre İspanya ekonomisi yüzde 7, Fransa ekonomisi ise yüzde 6,5 oranında daralma tehlikesi taşıyor.

Çatışmanın merkezinde yer alan Tayvan ise mevcut GSYİH’sinin yüzde 40’ını kaybederek en büyük ekonomik yıkımı yaşayacak aktör olarak öne çıkıyor.

En çok zarar görecek ilk üç ülke arasında Tayvan’ın ardından yüzde 16,7 kayıpla Vietnam ve yüzde 16,1 kayıpla Güney Kore geliyor. Bu küresel sıralamada Almanya dördüncü, İtalya altıncı, İspanya dokuzuncu, Fransa ise onuncu sırada yer alıyor.

Bloomberg Economics verilerine göre, küresel GSYİH bu süreçte yüzde 8’den fazla küçülecek. Bu oran, 2008-2009 küresel finansal krizi ile koronavirüs pandemisi dönemindeki daralmaların toplamından daha büyük bir ekonomik sarsıntıya işaret ediyor.

Dünya genelinde ayrıca, kalp pilleri ve insülin pompaları gibi tıbbi malzemeler de dahil olmak üzere üretimi büyük oranda Tayvan’da yoğunlaşan kritik ürünlerde ciddi tedarik sıkıntıları yaşanması bekleniyor.

Ajansa konuşan Avrupalı yetkililer, AB’nin topyekun savaş senaryosuna yanıt verme konusunda hazır olmadığından endişe duyduklarını ifade etti.

Yetkililer, üye ülkelerin maruz kalacağı ekonomik risklerin eşit dağılmadığına işaret etti. İç üretimi büyük ölçüde Tayvan yapımı yarı iletkenlere ve Çin kaynaklı nadir toprak elementlerine dayanan Almanya, bu dengesizlik nedeniyle en savunmasız ülke konumunda bulunuyor.

Taipei’de bulunan Avrupa Güvenlik Politikası Değerler Merkezi Ofisi Başkanı Marcin Jerzewski, Bloomberg’e yaptığı değerlendirmede konunun askeri boyutunun ötesine dikkat çekerek, “Tayvan’ın abluka altına alınması, bir askeri işgal gerçekleşmese dahi Avrupa’nın güvenlik ve ekonomi alanında ciddi bir kriz yaşamasına yol açacaktır” dedi.

Bloomberg’e bilgi veren kaynaklar, Avrupalı yetkililerin Ukrayna’daki askeri operasyonlar ve ABD ile İran arasındaki gerilimlerin ardından, bir sonraki büyük çatışma odağının Tayvan olmasından endişe duyduklarını aktardı.

Kaynakların verdiği bilgiye göre yetkililer, böyle bir krizin birlik içindeki farklı ekonomilere nasıl yansıyacağını analiz etmeye çalışıyor.

Ancak bazı yetkililer, AB ülkelerinin Ukrayna, İran ve Çin ile yaşanan ticari anlaşmazlıklar nedeniyle aşırı yüklendiğini, bu nedenle durum tespiti yapacak yeterli operasyonel kaynağa sahip olunmadığını belirtiyor.

Ekonomik endişelerin gölgesinde bölgede askeri hareketlilik de artış gösteriyor. Çin, Tayvan yakınlarında özel deniz kolluk kuvveti operasyonları başlattığını duyurdu.

Xinhua ajansının aktardığına göre, bu tatbikatların amacı Çin deniz idari organlarının yargı yetkisini tam olarak tesis etmek, bölge sularındaki devriye ve trafik yönetim kapasitesini artırmak, deniz seyrüsefer güvenliğini sağlamak ve ulusal hak ile çıkarları korumak olarak açıklandı.

Pekin yönetiminin bu adımı, Japonya ve Filipinler’in Tayvan’ın doğusunda tek taraflı olarak “deniz sınırlarının belirlenmesi müzakerelerine” başlama kararı almasına tepki olarak geldi.

Xinhua, söz konusu girişimi “Çin’in toprak egemenliğinin ve deniz haklarının ciddi bir ihlali” olarak nitelendirdi.

Tayvan ise Çin devlet gemilerinin faaliyetlerini izlemek amacıyla bölgeye beş savaş gemisi sevk etti.

Ada yönetimi, Pekin’in bölgedeki egemenlik iddialarını reddederek, Çin tarafından yapılan açıklamaların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu duyurdu.

Diplomasi

İddia: Norveç Başbakanı Støre eski Rus yetkiliyle Oslo’da görüştü

Yayınlanma

Bloomberg, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin geçtiğimiz yaz aylarında Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldiğini yazdı. Habere göre bu görüşme, Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın büyük Avrupa güçlerini Ukrayna müzakerelerine dahil etmek için yürüttüğü diplomatik hazırlıklar dahilinde yapıldı.

Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, geçtiğimiz yaz aylarında başkent Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldi.

Ajansa konuşan kaynak, eski Rus yetkilinin bu görüşmede Støre’ye Avrupa’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ültimatom vermek yerine onunla diyalog kurması gerektiğini söylediğini aktardı.

Söz konusu temas, Støre ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın, Ukrayna’daki çözüm müzakerelerine büyük Avrupa güçlerinin katılmasına zemin hazırlamak amacıyla yürüttüğü “mutfak diplomasisinin” parçasını oluşturuyor.

Norveç ve Finlandiya liderlerinin uzun bir ortak çalışma geçmişine sahip olduğuna dikkat çeken Bloomberg, ikilinin yirmi yıllık dostlukları sayesinde uluslararası siyasette sonuç aldığını yazdı.

Liderler daha önce, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehditleri üzerine kendisiyle müzakere girişimlerine öncülük etmiş, ayrıca yaklaşık 30 lideri gelişmiş yapay zeka modellerinin denetlenmesine yönelik anlaşmayı imzalamaya ikna etmişti.

Ajansa konuşan kaynak, iki liderin uyumunu şu sözlerle anlattı: “Birlikte harika çalışıyorlar. Stubb, Avrupa çapında ve küresel ölçekte büyük düşünmek istiyor; bu yaklaşım Støre’de de karşılık görüyor.”

Bloomberg’e bilgi veren iki ayrı kaynak ise liderlerin benimsediği ekip çalışması stratejisinin, zorlu müzakereler sırasında Stubb ve Støre’ye “birbirini kollama” ve üzerlerindeki baskıyı hafifletme imkanı tanıdığını savundu.

İlk kez 2008 yılında dışişleri bakanlığı yaptıkları dönemde tanışan Stubb ve Støre, spora duydukları ortak ilgiyle yakınlaştı.

Fransa’da eğitim görmüş olmaları ve Fransızca bilmeleri de iki siyasetçiyi birleştiren diğer unsurlar arasında yer alıyor. Stubb, kaleme aldığı Alex adlı kitabında Støre’yi “iyi dostu” olarak tanımlamıştı.

Bloomberg’in haberinde, Stubb ve Støre’nin bu hafta Ukrayna’nın talebi üzerine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yapmasının birçok müttefiki şaşırttığı vurgulandı.

Öte yandan ajans, söz konusu girişimin Avrupa’ya müzakere masasında yer alma konusunda yeni bir şans sunduğunun altını çizdi.

Ancak telefon trafiği bazı Avrupa ülkelerinin eleştirilerine yol açtı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç’in bu görüşmeyle ne elde etmeyi umduğunu anlamadığını belirterek Avrupa ülkelerinin ortak hareket etmesinin önemini vurguladı.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşme hakkında kendisine önceden bilgi verilmemesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ise Moskova ile daha önce yürütülen müzakere girişimlerinin sonuçsuz kaldığına işaret etti.

İngiliz The Guardian gazetesi, telefon görüşmesinin doğurduğu gerilimin, Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını gözler önüne serdiğini yazdı.

Gazete bu durumu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurma gerekliliği konusunda değil, aynı zamanda kendi adlarına kimin konuşacağı üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.

Financial Times (FT) gazetesi ise ülkelerin, Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek adına Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki anlaşmazlıklar yüzünden “ikilemle” karşı karşıya kaldığını bildirdi.

Gazetenin verilerine göre ABD ve Ukrayna; İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak görüyor.

Ancak küçük devletler kendi çıkarlarının göz ardı edileceğinden endişe duyduğu için bu seçenek Avrupa içinde görüş ayrılıkları yaratıyor.

Diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, Putin’in Stubb ve Støre ile yaptığı telefon görüşmesine Avrupa Birliği (AB) liderlerinden olumsuz tepki gelmesini Moskova’nın beklemediğini açıkladı.

Avrupa’da Rusya Devlet Başkanı ile görüşmeler konusunda ortak tutum oluşmadığını belirten Uşakov, “orada çok seslilik ve kargaşa hakim olduğunu” ifade etti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Politico: ABD, Belarus gübresi için Litvanya’ya liman baskısı yapıyor

Yayınlanma

Politico’nun haberine göre ABD yönetimi, Belarus potasyumunun sevkiyatı için Klaipeda Limanı’nın açılması konusunda Litvanya’ya çağrıda bulunuyor. Kanada ile yaşanan tarife krizinin ardından alternatif gübre arayışına giren Washington, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşmayı hedefliyor.

ABD yönetimi, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşarak Belarus potasyumunun ihracatı için Klaipeda Limanı’nı açması yönünde Litvanya’ya baskı uyguluyor.

Politico’nun dört Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD’nin Belarus Özel Temsilcisi John Cole’un Litvanyalı diplomatlarla Belarus mallarına yönelik ablukanın hafifletilmesi konusunu ele aldığı aktarıldı.

Gübre üretiminde temel bir bileşen niteliği taşıyan potasyumun küresel pazarının yaklaşık yüzde 20’sini Belarus kontrol ediyor.

Kullandığı potasyumun neredeyse tamamını ithal eden ABD, sevkiyatın yaklaşık yüzde 80’ini Kanada’dan karşılıyor.

Ağustos ayında Ottawa yönetimi ile yürütülen ticaret müzakerelerinin kesilmesi ve karşılıklı gümrük tarifelerinin yeniden devreye girmesi üzerine Washington, hammadde temininde alternatif kaynak arayışına girdi.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay yaptığı açıklamada Minsk yönetimiyle “kapsamlı bir anlaşma” üzerinde çalıştıklarını duyurmuştu.

Trump, Amerikalı çiftçilerin şu anda Kanadalı şirketlere ödediğinden “çok daha düşük bir fiyata” potasyum satın almayı hedeflediklerini dile getirdi.

Hazırlanan planın hayata geçmesi ise gübrelerin Klaipeda Limanı ya da bölgedeki diğer limanlar üzerinden gemilere yüklenmesine bağlı kalıyor.

Avrupa Birliği’nin yürürlükteki yaptırımları, üye ülkelerin limanlarından Belarus menşeli malların sevk edilmesini yasaklıyor. Kısıtlamaların uzatılmasına dair bir sonraki kararın şubat ayında alınması bekleniyor.

2027 yılının ilk yarısında AB dönem başkanlığını üstlenecek Litvanya’nın ise bu yaptırımları veto etme yetkisi mevcut.

ABD, Belarus’un potasyum sektörüne yönelik ilk yaptırımları 2021 yılında devreye sokmuştu.

Washington yönetimi birkaç yıl sonra, Aralık 2025’te Belarus potasyum endüstrisine uyguladığı kısıtlamaları hafifletme sürecine girdi.

Financial Times’ın aktardığına göre, Amerikan kısıtlamalarının yumuşatılmasının ardından Belarus potasyumunun ilk partisi 22 Ekim’de ABD’ye sevk edildi. Bu sevkiyat, iki ülke arasında 2021 yılından bu yana gerçekleşen ilk teslimat oldu.

Öte yandan Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, üretilen tüm miktarın bu yıl için önceden sözleşmeye bağlandığını gerekçe göstererek Belarus’un Batı pazarlarına potasyum gübresi gönderemeyeceğini ifade etti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump baskı yaptı, Kiev Rus petrol rafinerilerini vurmayı durdurdu

Yayınlanma

Trump’ın küresel akaryakıt fiyatlarını artırdığı gerekçesiyle yürüttüğü baskı sonuç verdi ve Ukrayna, Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarına gayriresmi olarak ara verdi. Wall Street Journal’ın haberine göre 3 Kasım’daki ABD Kongresi ara seçimlerine kadar sürmesi beklenen duraklama öncesinde Washington, Kiev’den saldırıları 30 günlüğüne kesmesini istedi.

The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre ABD, Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlenen Ukrayna saldırılarının durdurulması için ABD Başkanı Donald Trump’ın haftalarca sürdürdüğü baskı sonucunda amacına ulaştı.

Gazeteye konuşan kaynakların belirttiğine göre saldırılardaki “gayriresmi ara” en azından 3 Kasım’da yapılacak ABD Kongresi ara seçimlerinin sonuna kadar sürecek, hatta bu süreyi de aşabilecek.

Kiev yönetimi ise saldırıların durdurulduğuna dair resmi bir açıklama yapmadı.

Son haftalarda Kiev’den Rus petrol rafinerilerini vurmayı bırakmasını talep eden Trump, küresel akaryakıt fiyatlarındaki artıştan Ukrayna’yı sorumlu tutuyordu.

Gazetenin görüşlerine başvurduğu enerji uzmanları ise fiyat artışını ağırlıklı olarak ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşa bağlıyor.

WSJ’nin iki Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre ABD Özel Temsilcisi Jared Kushner, 20 Ekim’de Oslo’da Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ile yapılan görüşmede Trump’ın talebini yineledi.

WSJ’ye konuşan kaynaklardan biri bu görüşmeyi “çok sert” diye nitelendirdi.

Amerikalı yetkililerden birinin aktardığına göre toplantıya uzaktan katılan Kushner, Washington’a duyulan minnettarlığın bir göstergesi olarak Ukrayna’ya petrol rafinerisi saldırılarını 30 günlüğüne durdurmayı önerdi.

WSJ’nin belirttiğine göre uydu internet sistemi Starlink’in çalışmasındaki kısıtlamalar da Kiev’in tutumunu etkiledi.

14 Ekim’de başlayan bu kısıtlamalar Ukrayna’nın insansız hava araçlarını kullanmasını zorlaştırdı.

Hizmetin tam kapasiteyle çalışmasına ancak on gün sonra, Trump’ın SpaceX CEO’su Elon Musk’a başvurmasıyla geri dönülebildi.

Gazetenin haberine göre Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri de ABD’deki oylama tamamlanana kadar rafineri saldırılarına ara verilmesini tavsiye etti.

Gazete, Starlink’teki kesintinin ve ABD’nin Kiev’e desteği kesme tehditlerinin sonucunda Ukrayna’nın Beyaz Saray’a duyduğu güvenin daha da sarsıldığı değerlendirmesini yaptı.

Enerji ateşkesi tartışmaları Rus motorini anlaşmasının gölgesinde yürüdü

Trump, 11 Ekim’de Rusya ve Ukrayna’nın enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurma konusunda anlaştığını duyurmuştu.

Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ise Amerikalı mevkidaşının sözlerini ilk kez duyduğunu söylemiş, ancak Rusya’nın da kabul etmesi şartıyla ateşkese hazır olduğunu dile getirmişti.

Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitriy Peskov da 13 Ekim’de enerji ateşkesine ilişkin temasların sürdüğünü doğrulamıştı.

Buna rağmen ertesi gün Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Ryazan ve Saratov bölgelerindeki petrol rafinerilerine saldırılar düzenlendiğini açıkladı.

Ryazan Bölgesi Valisi Pavel Malkov ise 15 Ekim sabahı insansız hava aracı saldırısının ardından yerel petrol rafinerisi arazisinde yangın çıktığını duyurdu.

Devlet Başkanı Vladimir Putin de enerji altyapısına yönelik saldırıların sorun yarattığını ancak cephedeki durumu etkilemediğini söylüyordu.

Putin 1 Ekim’de yaptığı açıklamada “Bizim petrol rafinerilerimizde de tablo aynı. Petrol rafinerilerini vurmaya başladılar ve amaçlarını doğrudan ekonomimize zarar vermek olarak açıkladılar. Amaçlarına ulaştılar mı? Kısmen, çünkü tahminlerimize göre gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1’ini kaybettik. Üstelik bunu bilinçli yaptılar, bunlar sivil hedefler, sivil hedefleri vurdular. Peki ne oldu? Birebir karşılığını aldılar” dedi.

Enerji ateşkesi görüşmeleri, Moskova ile Washington arasında 9 Ekim’de varılan Rus motorini tedariki anlaşmasının gölgesinde yürütüldü.

Zelenskiy bu anlaşmayı ABD’nin ihaneti olarak nitelendirmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English