Bizi Takip Edin

Diplomasi

Bakan Fidan, Ermenistan’la normalleşme vurgusu yaparken Azerbaycan’la barış anlaşmasının imzalanması çağrısında bulundu

Yayınlanma

Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan Üçlü Dışişleri Bakanları Toplantısı İstanbul’da yapıldı. Toplantı sonrası düzenlenen basın açıklamasında değerlendirmelerde bulunan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, üçlü işbirliği bağlamında Güney Kafkasya’da barış ve istikrar vurgusu yaptı. Bakan Fidan, Azerbaycan ve Ermenistan arasında barış anlaşması çağrısı yaparken, Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecinin de önemine işaret etti.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ev sahipliğinde düzenlenen Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan Üçlü Dışişleri Bakanları 10’uncu Toplantısı, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ve Gürcistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Maka Botchorishvili’nin katılımıyla İstanbul’da yapıldı. Yaklaşık bir saat süren toplantının ardından ortak basın açıklaması düzenlendi. Ardından Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Gürcistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Maka Botchorishvili ve Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ile birlikte İstanbul Bildirisi’ni imzaladı.

Orta Koridor işbirliğinin omurgası

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ortak basın toplantısında yaptığı açıklamada Güney Kafkasya’daki işbirliğinin önemini vurguladı. Fidan, Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan üçlü mekanizmasının Güney Kafkasya’da barış ve istikrarın teminatı olduğunu belirterek, “Orta Koridor, üçlü işbirliğimizin stratejik omurgalarından biri haline gelmiştir” dedi.

Dünyanın farklı bölgelerinde jeopolitik kırılmaların yaşandığı bir dönemde olduğumuza dikkat çeken Hakan Fidan, “Bugün üç ülke olarak bölgemizin geleceğine dair ortak irademizi, karşılıklı güveni ve birlikte inşa ettiğimiz müşterek vizyonumuzu teyit ettik. Ülkelerimiz arasındaki işbirliği ne kadar güçlenirse Güney Kafkasya da o ölçüde daha güvenli, daha müreffeh ve daha istikrarlı hale gelecektir” diye vurguladı.

Bu işbirliğinin, Avrupa’dan Asya’ya uzanan geniş bir coğrafyada bağlantısallık aracılığıyla barışa, istikrara ve enerji arzı güvenliğine ortam hazırladığını ifade etti.

Bu bağlamda Orta Koridor’un önemine işaret eden Fidan şunları söyledi:

“Bundan sonraki hedefimiz; enerji, ulaştırma ve iletişim altyapılarında daha da bütünleşmiş bir bölge inşa etmektir. Bu bütünleşme, Avrupa ile Asya arasında daha güvenli, daha hızlı ve daha öngörülebilir bir geçiş hattı oluşturulması bakımından da ayrıca stratejik önem taşımaktadır. Bu hedefin bugün ulaştığı en somut nokta, Orta Koridor’un güçlenen rolüdür. Orta koridor, üçlü işbirliğimizin stratejik omurgalarından biri haline gelmiştir. Bu çerçevede Bakü-Tiflis-Kars demir yolu hattının tam kapasiteye ulaşması vesilesiyle 2 Haziran günü hattın Gürcistan kesiminde yapılan tören önemli bir kilometre taşı olmuştur. Bu stratejik hattan azami ölçüde istifade ederek bölgemize daha fazla katma değer sağlamayı hedefliyoruz.”

Azerbaycan-Ermenistan arasında barış anlaşması çağrısı

Güney Kafkasya’daki güvenlik ve istikrar çerçevesi bağlamında Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış anlaşması için çağrıda bulunan Hakan Fidan, “Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki barış sürecini destekliyoruz Azerbaycan’ın meşru kaygılarının giderilmesini ve barış anlaşmasının imzalanmasını talep ediyoruz” dedi. 

Ermenistan’la normalleşme vurgusu

Türkiye’nin Ermenistan ile yürüttüğü normalleşme sürecinin de devam ettiğine işaret eden Fidan, “bağlantısallık güçlendikçe barışın toplumsal temeli de güçlenecektir” ifadelerini kullandı.

Bakan Fidan süreci şöyle tarif etti: “Ermenistan’la yürüttüğümüz normalleşme süreci de Azerbaycan’la yürüttüğümüz yakın eş güdüm içerisinde aynı şekilde devam etmekte. Geçtiğimiz dört yılda da önemli gelişmeler oldu. Bize göre Güney Kafkasya’nın önündeki esas fırsat ve hedef şudur: Barışın zemini güçlendikçe bağlantısallık projeleri daha da güçlü neticelere ulaşacak, bağlantısallık güçlendikçe de barışın toplumsal ve ekonomik temelleri daha sağlam şekilde yerleşecektir. Tüm bölgenin ortak menfaatine hizmet edecek bu döngüyü pekiştirmek için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz.”

İran ve Ukrayna savaşlarında diplomasi çağrısı

İran savaşına dair de değerlendirmelerde bulunan Fidan, şunları söyledi:

“Güney Kafkasya’da barışın tesisine yönelik bu olumlu tabloya rağmen çevremizdeki güvenlik ortamı ciddi riskler barındırmaya devam etmektedir. Bu çerçevede bugünkü toplantımızda İran ile ABD arasında yürütülen barış görüşmeleri de gündemimizdeydi. Bölgemizi ve dünyayı felaketin eşine getiren bu savaşın geride bırakılması elzemdir. Bu kapsamda kalıcı barışın sağlanması için bir yandan ABD ve İran’la temaslarımızı sürdürüyor, bir yandan da bölge ülkeleriyle yakın istişare halinde çalışıyoruz. Türkiye bu kritik dönemde diplomasi ve diyaloğu desteklemeye devam edecektir.”

Devam eden Rusya-Ukrayna savaşının da bölgesel güvenliği tehdit ettiğine işaret eden Bakan Fidan, “Rusya-Ukrayna Savaşı’nda barışa ulaşılmasını bölgemizin istikrarı ve güvenliği için elzem görüyoruz. Diplomatik sürecin ve barışa dönük çabaların kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğine inanıyoruz. Muharebe sahasında ve diplomatik süreçte yaşanan mevcut çıkmazı hep beraber endişeyle takip ediyoruz. Tarafların bu çıkmazı kendi lehlerine çevirmek için attıkları adımlar sahadaki gerilimi maalesef daha da artırmaktadır. Karadeniz ve Azak Denizi’nde son dönemde meydana gelen saldırılar bu tehlikenin ne kadar ciddi sonuçlar doğurabileceğini gösteren acı örneklerdir” diye devam etti.

Diplomasi

AGİT gözlemcileri Ermenistan seçimlerindeki ihlalleri açıkladı

Yayınlanma

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gözlem misyonu, Ermenistan’da yapılan parlamento seçimlerinin ardından yayımladığı ön raporda, Başbakan Nikol Paşinyan’ın seçim kampanyası sürecinde muhalefete yönelik tehditlerde bulunduğunu bildirdi. Raporda ayrıca seçim kampanyası söylemlerinin çatışmacı bir nitelik taşıdığı, kamu yayıncısının iktidar lehine taraflı yayın yaptığı ve seçim sürecine Rusya tarafından baskı uygulandığı belirtildi.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gözlem misyonu, Ermenistan’da gerçekleştirilen parlamento seçimlerinin ardından hazırladığı ön raporda, Başbakan Nikol Paşinyan’ın seçim kampanyası sürecinde muhalefete yönelik tehditlerde bulunduğunu bildirdi.

Teşkilatın internet sitesinde yayımlanan raporda, hem iktidar partisinin hem de muhalefetin açıklamalarının seçim dönemindeki çatışmacı söylemleri körüklediği kaydedildi.

Raporda, seçim kampanyası dönemindeki hitabetin sıklıkla çatışmacı bir karakter sergilediği ifade edildi.

Belgede, bazı durumlarda Başbakanın muhalif adayları kamuoyu önünde soruşturmalar yürütmekle ve şirketlerini kamulaştırmakla açıkça tehdit ettiği, bazı kamulaştırma prosedürlerinin ise seçim kampanyası başlamadan önce fiilen yürürlüğe konduğu aktarıldı.

AGİT raporunda, bazı muhalif figürlerin de iktidardaki Sivil Sözleşme partisinin zafer kazanması durumunda çok sayıda Azerbaycan vatandaşının Ermenistan’a yerleştirileceğine dair asılsız iddialarda bulunduğu vurgulandı.

Gözlemcilerin aktardığı verilere göre, bazı Avrupa Birliği ve ABD liderlerinin Paşinyan’a kamuoyu önünde destek vermesi, muhalefet partilerinin çoğunluğu tarafından iktidar partisi lehine yapılan bir dış müdahale olarak algılandı.

Raporda ayrıca, 5 Haziran tarihinde Paşinyan’ın hitabının ardından muhalefetteki Cumhuriyet partisinin Merkezi Seçim Komisyonuna başvurarak, bir diğer muhalif oluşum olan Güçlü Ermenistan partisinin aday listesinden çıkarılmasını talep ettiği bilgisine yer verildi.

Başvuruda, seçmenlerin satın alındığı, seçim kampanyası harcama sınırlarının aşıldığı, parti lideri ile aday listesi başkanının çift uyruklu olduğu ve tescil için sunulan belgelerde sahtecilik yapıldığı öne sürüldü.

Belgede, Merkezi Seçim Komisyonunun bu şikayeti açık oturumda ele aldığı, her iki partiye de sözlü argümanlarını sunma fırsatı tanıdığı ancak belirtilen gerekçelerin hiçbirinin kanıtlanamaması nedeniyle şikayetin oy birliğiyle reddedildiği belirtildi.

Bununla birlikte AGİT misyonu, seçimler öncesinde medya kuruluşlarının faaliyetlerinde de ihlaller tespit etti. Mülkiyeti Ermenistan hükümetine ait olan Ermenistan Kamu Televizyonunun, haber bültenlerinde iktidar partisi lehine belirgin bir taraflılık sergilediği ve ağırlıklı olarak olumlu bir ton kullandığı kaydedildi.

Buna karşılık Güçlü Ermenistan, Ermenistan İttifakı ve Müreffeh Ermenistan partilerine yönelik yayınların ağırlıklı olarak olumsuz bir tonda sunulduğu ifade edildi. Benzer eğilimlerin FreeNews televizyon kanalı ile Armtimes haber portalında da gözlemlendiği aktarıldı.

Teşkilat gözlemcileri, seçim kampanyası sürecine Rusya tarafından uygulanan baskıların da eşlik ettiğini beyan etti.

Ermenistan seçimlerinde Paşinyan zafer ilan etti

Ermenistan’da parlamento seçimleri 7 Haziran tarihinde gerçekleştirilmiş ve Paşinyan’ın liderliğindeki Sivil Sözleşme partisi oyların yüzde 49,81’ini almıştı.

Paşinyan, Merkezi Seçim Komisyonu henüz oyların yüzde 20’sini işlemeden önce partisinin zaferini ilan etmiş ve tek başına hükümet kurma niyetinde olduklarını duyurmuştu.

Güçlü Ermenistan partisinin lideri, iş insanı Samvel Karapetyan ise oy verme işleminin tamamlanmasının ardından yaptığı açıklamada, parti destekçilerinden 100’den fazla kişinin gözaltına alındığını belirtmişti.

Moskova yönetimi ise Ermenistan’daki seçimlerde demokratik usullerin ihlal edildiğini bildirdi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Mevcut Ermeni yönetiminin tipik tarzını yansıtacak şekilde, kovuşturmaların yalnızca cumhuriyet için hayati önem taşıyan Rusya ile ittifakın güçlendirilmesini savunan siyasi güçlere yönelmiş olması da göstergedir” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB ekonomisi olası bir Tayvan savaşında 2 trilyon dolar yitirebilir

Yayınlanma

Bloomberg Economics analistlerinin hesaplamalarına göre Tayvan’da yaşanabilecek olası bir savaş, Avrupa Birliği ekonomisinde 2 trilyon dolarlık kayba yol açacak. Küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 8’den fazla daralacağı öngörülen senaryoda, yarı iletkenlere bağımlı olan Almanya, İtalya, İspanya ve Fransa en büyük darbeyi alacak Avrupa ülkeleri arasında yer alıyor.

Tayvan merkezli olası bir askeri çatışma durumunda, ABD ile Çin arasındaki gerilimin küresel ekonomiye faturası ağır olacak.

Bloomberg Economics analistlerinin yaptığı hesaplamalara göre, Tayvan’da çıkacak bir askeri çatışma halinde Avrupa Birliği ekonomisi 2 trilyon dolar düzeyinde zarar görecek.

Bu süreçten en derinden etkilenecek ülkelerin başında, Tayvanlı üreticilere yüksek bağımlılıkları bulunan Almanya, İtalya, Fransa ve İspanya geliyor.

Analistlerin hazırladığı rapora göre, olası bir çatışmadan en ağır ekonomik hasarı alacak ilk 10 ülke arasında dört AB üyesi yer alıyor. Bu ülkelerin başında gelen Almanya’nın, çatışmanın sadece ilk yılında gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde 14’ünü kaybedebileceği tahmin ediliyor.

Karşılaştırma amacıyla paylaşılan verilere göre, çatışmanın tarafı olan ABD’nin potansiyel GSYİH kaybı ise bu oranın yarısı düzeyinde, yani yüzde 7,3 seviyesinde öngörülüyor.

Avrupa ülkeleri arasında Almanya’yı, GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 8,8’ini kaybetme riskiyle karşı karşıya olan İtalya izliyor. Hesaplamalara göre İspanya ekonomisi yüzde 7, Fransa ekonomisi ise yüzde 6,5 oranında daralma tehlikesi taşıyor.

Çatışmanın merkezinde yer alan Tayvan ise mevcut GSYİH’sinin yüzde 40’ını kaybederek en büyük ekonomik yıkımı yaşayacak aktör olarak öne çıkıyor.

En çok zarar görecek ilk üç ülke arasında Tayvan’ın ardından yüzde 16,7 kayıpla Vietnam ve yüzde 16,1 kayıpla Güney Kore geliyor. Bu küresel sıralamada Almanya dördüncü, İtalya altıncı, İspanya dokuzuncu, Fransa ise onuncu sırada yer alıyor.

Bloomberg Economics verilerine göre, küresel GSYİH bu süreçte yüzde 8’den fazla küçülecek. Bu oran, 2008-2009 küresel finansal krizi ile koronavirüs pandemisi dönemindeki daralmaların toplamından daha büyük bir ekonomik sarsıntıya işaret ediyor.

Dünya genelinde ayrıca, kalp pilleri ve insülin pompaları gibi tıbbi malzemeler de dahil olmak üzere üretimi büyük oranda Tayvan’da yoğunlaşan kritik ürünlerde ciddi tedarik sıkıntıları yaşanması bekleniyor.

Ajansa konuşan Avrupalı yetkililer, AB’nin topyekun savaş senaryosuna yanıt verme konusunda hazır olmadığından endişe duyduklarını ifade etti.

Yetkililer, üye ülkelerin maruz kalacağı ekonomik risklerin eşit dağılmadığına işaret etti. İç üretimi büyük ölçüde Tayvan yapımı yarı iletkenlere ve Çin kaynaklı nadir toprak elementlerine dayanan Almanya, bu dengesizlik nedeniyle en savunmasız ülke konumunda bulunuyor.

Taipei’de bulunan Avrupa Güvenlik Politikası Değerler Merkezi Ofisi Başkanı Marcin Jerzewski, Bloomberg’e yaptığı değerlendirmede konunun askeri boyutunun ötesine dikkat çekerek, “Tayvan’ın abluka altına alınması, bir askeri işgal gerçekleşmese dahi Avrupa’nın güvenlik ve ekonomi alanında ciddi bir kriz yaşamasına yol açacaktır” dedi.

Bloomberg’e bilgi veren kaynaklar, Avrupalı yetkililerin Ukrayna’daki askeri operasyonlar ve ABD ile İran arasındaki gerilimlerin ardından, bir sonraki büyük çatışma odağının Tayvan olmasından endişe duyduklarını aktardı.

Kaynakların verdiği bilgiye göre yetkililer, böyle bir krizin birlik içindeki farklı ekonomilere nasıl yansıyacağını analiz etmeye çalışıyor.

Ancak bazı yetkililer, AB ülkelerinin Ukrayna, İran ve Çin ile yaşanan ticari anlaşmazlıklar nedeniyle aşırı yüklendiğini, bu nedenle durum tespiti yapacak yeterli operasyonel kaynağa sahip olunmadığını belirtiyor.

Ekonomik endişelerin gölgesinde bölgede askeri hareketlilik de artış gösteriyor. Çin, Tayvan yakınlarında özel deniz kolluk kuvveti operasyonları başlattığını duyurdu.

Xinhua ajansının aktardığına göre, bu tatbikatların amacı Çin deniz idari organlarının yargı yetkisini tam olarak tesis etmek, bölge sularındaki devriye ve trafik yönetim kapasitesini artırmak, deniz seyrüsefer güvenliğini sağlamak ve ulusal hak ile çıkarları korumak olarak açıklandı.

Pekin yönetiminin bu adımı, Japonya ve Filipinler’in Tayvan’ın doğusunda tek taraflı olarak “deniz sınırlarının belirlenmesi müzakerelerine” başlama kararı almasına tepki olarak geldi.

Xinhua, söz konusu girişimi “Çin’in toprak egemenliğinin ve deniz haklarının ciddi bir ihlali” olarak nitelendirdi.

Tayvan ise Çin devlet gemilerinin faaliyetlerini izlemek amacıyla bölgeye beş savaş gemisi sevk etti.

Ada yönetimi, Pekin’in bölgedeki egemenlik iddialarını reddederek, Çin tarafından yapılan açıklamaların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu duyurdu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump: Netanyahu’nun İran anlaşmasını kabul etmekten başka seçeneği yok

Yayınlanma

Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD’nin İran’la müzakere edeceği herhangi bir anlaşmayı kabul etmekten başka seçeneği olmayacağını, çünkü kararları verenin ABD Başkanı olduğunu söyledi.

Trump, Financial Times’a (FT) verdiği telefon röportajında, “Onun başka seçeneği olmayacak. Kararları ben veriyorum. Her şeyi ben belirliyorum. O [Netanyahu] kararları vermiyor,” dedi.

Trump, İran’ın nisan ayı başında imzalanan ateşkes sürerken, Beyrut’a saldırı düzenleyen İsrail’e bir dizi balistik füze misillemesi düzenlemesinden kısa bir süre sonra konuştu.

Başkan ayrıca Fox News’e, Netanyahu’ya İran’a karşı misilleme eyleminden kaçınması talimatını vereceğini söyledi ki bu tutum, İsrail ordusunun açıklamalarıyla çelişiyor.

Trump, İran’ın saldırılarının ABD-İran müzakerelerini sonuçlandırma arzusunu değiştirmediğini söyledi:

Anlaşma üzerinde hiçbir etkisi olmayacak. Sonucun ne olacağını göreceğiz. Ama bunlar [İsrail’e yönelik füze saldırıları] hiç etki yaratmayan saldırılardı. Bu, nasıl saydığına bağlı olarak 3.000 yıldır ya da 47 yıldır devam eden şeylerden biri.”

Bununla birlikte, nisan ayı başında Başkan Yardımcısı JD Vance’in İran ile ilk müzakereleri yürütmesinden bu yana sergilediği tutumun aksine, Trump İran ile bir anlaşmanın yakın olduğu konusunda pek iyimser görünmüyordu.

Trump, “Müzakerelerin devam ettiğini düşünüyorum. Ne olacağını göreceğiz,” dedi.

İran’ın füze saldırısının hesaplarını etkilemeyeceğini savunan Başkan, “Anlaşma kendi başına başarılı olabilir ya da olmayabilir ama bu durumun üzerinde hiçbir etkisi olmayacak,” ifadelerini kullandı.

Böyle bir anlaşmanın “kendi başına” başarısız olması durumunda ne olacağı sorulduğunda Trump, İran’a komando baskını düzenlemeyi düşüneceğini söyledi:

“Bu iki şeyden birini ifade ediyor. Birincisi, muhtemelen oraya girip askeri olarak halletmediğimiz geri kalan işleri halledeceğimiz anlamına gelir. Ya da sadece İran’a uyguladığımız ablukayı sürdüreceğimiz anlamına gelir, çünkü abluka muhtemelen o ülkeye yapılan herhangi bir saldırıdan daha etkili olmuştur.”

Trump’ın Netanyahu hakkındaki yorumları, geçen hafta Axios’a sızdırılan iki lider arasındaki sert telefon görüşmesi haberinin ardından geldi.

Bu görüşmede bir ABD’li yetkili, Başkanın Netanyahu’ya “Sen delisin. Ben olmasam hapiste olurdun. Artık herkes senden nefret ediyor. Bu yüzden herkes İsrail’den nefret ediyor,” dediğini aktardı.

Trump, görüşmenin gerçekleştiğini doğruladı ve içeriğin aktarılma şekline itiraz etmedi.

Geçen hafta yürürlüğe giren ateşkes de dahil olmak üzere, ABD’nin arabuluculuğunda İsrail ile Lübnan arasında yapılan birkaç ateşkes anlaşmasına rağmen, Trump, İsrail’in Lübnan’daki hedefleri neredeyse her gün vurmasını engellemedi.

Bu saldırılar arasında pazar günü erken saatlerde Beyrut’taki Dahiye mahallesine yapılan saldırı da bulunuyor.

İran’ın saldırıları, bu saldırıya misilleme olarak gerçekleşti. İran, İsrail ile kalıcı bir ateşkesin, ABD ile İran arasında yapılacak herhangi bir anlaşmanın ön koşulu olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English