Bizi Takip Edin

Ortadoğu

ABD Ortadoğu’ya 2003’ten bu yana en kapsamlı hava yığınağını yapıyor

Yayınlanma

ABD yönetimi, İran’a yönelik muhtemel askeri seçenekler kapsamında 2003 Irak işgalinden bu yana bölgeye en büyük hava gücü sevkiyatını gerçekleştirdi. Beyaz Saray’ın diplomatik kanalları açık tutmasına rağmen, Pentagon’un geniş çaplı bir hava harekâtı için hazırlıklarını tamamladığı ve saldırı takviminin hafta sonuna kadar netleşebileceği bildiriliyor.

Wall Street Journal (WSJ) haberine göre ABD, 2003 yılındaki Irak işgalinden bu yana Ortadoğu’ya en kapsamlı hava gücü sevkiyatını icra ediyor. Gazetenin ABD’li yetkililer ve eski askeri kaynaklara dayandırdığı haberde, Washington yönetiminin İran’a karşı muhtemel bir askeri seçeneğe hazırlık kapsamında bölgedeki hava ve deniz unsurlarını tahkim ettiği belirtildi.

Haberde, söz konusu yığınağın Haziran 2025’te İran’ın nükleer tesislerine düzenlenen sınırlı saldırıdan farklı olarak, haftalar sürebilecek geniş çaplı bir hava harekâtına imkân sağlayabileceği kaydedildi. ABD Başkanı Donald Trump’a sunulan brifinglerde, İran yönetimi ve bölgesel müttefiklerine azami baskı uygulanmasını hedefleyen seçeneklerin değerlendirildiği; nükleer ve balistik füze tesislerine yönelik saldırı ile üst düzey siyasi ve askeri figürlerin hedef alınmasının planlar arasında olduğu aktarıldı.

İran füze kapasitesini temel caydırıcı unsur

WSJ’ye göre Washington, müzakerelerde İran’ın nükleer programını tamamen sonlandırmasını, bölgesel nüfuzunu azaltmasını ve balistik füze kapasitesini tasfiye etmesini talep ediyor. Tahran yönetimi ise özellikle füze kapasitesini temel caydırıcı unsur olarak nitelendirdiği için bu konuda geri adım atmaya yanaşmıyor. Haberde, Tahran’ın olası bir çatışmada bölgedeki ABD üslerini hedef alabilecek füze envanterine sahip olduğu ve Hürmüz Boğazı’nı kapatma seçeneğini elinde bulundurduğu vurgulandı.

Bölgesel ittifaklar ve lojistik kısıtlamalar planlamaları etkiliyor

Mevcut askeri yığınağın 1991 ve 2003’teki konuşlandırmalarla kıyaslandığında daha sınırlı olduğu ancak güncel doktrinler doğrultusunda ABD Hava Kuvvetlerinin daha kompakt bir yapıda olduğu ifade edildi. Geniş çaplı bir kara gücü desteğinin bulunmadığı ve İsrail’in katılımı olmaksızın uluslararası bir koalisyon teşkil edilmesi ihtimalinin zayıf olduğu kaydedildi.

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin olası ABD operasyonlarına hava sahalarını kapattığı, ABD savaş uçaklarının önemli bölümünün ise Ürdün’de konuşlandığı bildirildi. Operasyon planlarında hassas vuruş kabiliyeti, hayalet (stealth) teknolojileri ve uzay destekli sistemlerin öne çıktığı; ancak ilk saldırı sonrası sürecin nasıl şekilleneceğinin belirsizliğini koruduğu aktarıldı.

Uçak gemileri ve seçkin filo unsurları bölgeye sevk edildi

Ürdün ve Suudi Arabistan’daki üslere F-35, F-15 ve F-16 savaş uçakları ile erken uyarı ve keşif uçaklarının konuşlandırıldığı bildirildi. ABD Donanması’nın bölgede bir uçak gemisi ve çok sayıda muhriple görev yaptığı, ikinci bir uçak gemisinin de bölgeye intikal halinde olduğu kaydedildi. Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi (CSIS) uzmanı Eliot Cohen, yoğun bir hava harekâtının İran yönetimini zayıflatabileceğini ancak sürecin aylar sürebileceğini belirtti.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun İran’a yönelik bir saldırı için hazır durumda olduğunu ancak Başkan Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini aktardı. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, önceliğin diplomasi olduğu ancak askeri hazırlıkların sürdüğü ifade edildi.

Ordu birliklerinin hafta sonu hazır olacağı bildirildi

CBS News’e konuşan kaynaklara göre, üst düzey ulusal güvenlik danışmanları Trump’a, ABD ordusunun cumartesi gününden itibaren saldırı başlatmaya hazır olduğu bilgisini iletti. Kaynaklar, nihai onayın henüz verilmediğini ve takvimin hafta sonrasına sarkabileceğini belirtti. Pentagon’un, İran’ın muhtemel misillemelerine karşı önlem amacıyla bölgedeki bazı personeli geçici olarak Avrupa ve ABD’ye kaydırmayı planladığı kaydedildi.

Axios’a konuşan ABD’li kaynaklar, Beyaz Saray’ın dolaylı müzakerelerde mutabakat sağlanması konusunda iyimser olmadığını bildirdi. Trump’a yakın bir danışman, önümüzdeki birkaç hafta içinde askeri bir eylem görülme olasılığının yüzde 90 olduğunu ifade etti. Bazı kaynaklar, geçen haziran ayındaki 12 günlük çatışmadan daha kapsamlı ve İran yönetimi açısından varoluşsal bir savaş ihtimaline dikkat çekti.

İsrailli eski istihbarat şefi çatışmanın yakın olduğunu belirtti

İsrail askeri istihbaratının eski başkanı Amos Yadlin, İsrail merkezli Kanal 12’ye yaptığı açıklamada, ABD ile İran arasında askeri bir çatışmanın önümüzdeki günlerde başlayabileceğini belirtti. Yadlin, gerilimin hızla yükseldiğini ve tarafların çatışmaya geçmişe kıyasla çok daha yakın olduğunu ifade etti.

Yadlin ayrıca ABD yönetimi içinde operasyonun kapsamına ilişkin görüş ayrılıkları bulunduğunu, Pentagon’un hedefler konusunda netlik aradığını ancak Trump’ın kararlı olduğunu kaydetti. Açık kaynak uçuş verileri, ABD’nin son 24 saat içinde bölgeye onlarca savaş uçağı sevk ettiğini gösteriyor.

Ortadoğu

“Barış Kurulu”, İsrail’in Gazze’deki işgalini genişletmesine sessiz kaldı

Yayınlanma

İsrail, geçen sene imzalanan ateşkes anlaşmasındaki “Sarı Hat” pozisyonlarına sadık kalmamasına rağmen “Barış Kurulu” işgalin genişlemesine sessiz kaldı.

Times of Israel’de (ToI) yer alan değerlendirmeye göre, Hamas’ın silahsızlanma önerisini onaylamasından birkaç saat sonra gazetecilere bilgi veren üst düzey bir ABD’li yetkili, bu önerinin uygulanmasına derhal başlanabileceğini, çünkü süreci ilerletmek için İsrail’in onayı bile gerekli olmadığını söyledi.

ABD’li yetkili, İsrail’in eylül ayında ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze savaşını sona erdirmek için hazırladığı 20 maddelik plana zaten razı olduğunu savundu.

Tel Aviv’den sadece bu genel çerçeve içindeki taahhütlerini yerine getirmesi isteniyordu. Oysa 15 maddelik silahsızlanma planı yalnızca “Barış Kurulu” ile Hamas arasında ele alınacak bir konuydu.

Ne var ki, Başbakan Binyamin Netanyahu olaya farklı bir açıdan baktı ve silahsızlanma planına karşı çıktı.

Netanyahu, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) hem 15 maddelik hem de 20 maddelik önerilerde öngörülen hiçbir geri çekilmeyi gerçekleştirmeyeceğini vurguladı.

İsrail’in desteğinin aslında gerekli olduğunu kabul eden “Barış Kurulu”, bunun üzerine Tel Aviv’in desteğini sağlamak için yoğun bir şekilde görüşmeler yaptı. 

Bununla birlikte, silahsızlanma önerisinde herhangi bir değişiklik yapılması halinde, Hamas’ın bu öneri için zorlukla kazanılan desteğini kaybetme riski ortaya çıkacaktı.

Buna bağlı olarak, ToI’ya göre “Barış Kurulu”, savaş sonrası Gazze’nin yeniden inşasının nasıl yürütüleceği konusunda önemli bir belirsizlik sergiledi ve kararlar zaman zaman duruma göre [ad hoc] alındı.

Bunun bir örneği, “Sarı Hat” demarkasyon çizgisinin tanımında görülebilir. Hamas ile Ekim 2025’te imzalanan ateşkes anlaşmasının şartları uyarınca, İsrail’in kuvvetlerini Gazze Şeridini kabaca doğu ve batı olmak üzere ikiye ayıran bu sınır çizgisine çekmesi gerekiyordu.

Bu geri çekilme sonucunda IDF, Şeridin yüzde 53’ünü kontrol altında tutmaya devam edecekti.

Fakat bu ateşkes anlaşması, Trump’ın 20 maddelik planının yalnızca ilk aşamasıydı. İkinci aşamada, Hamas’ın silahlarını teslim etmesi ve İsrail’in Gazze Şeridinden tamamen çekilmesi öngörülüyordu.

Hamas ile yürütülen ikinci aşamadaki silahsızlanma görüşmeleri tıkanınca Netanyahu, IDF’ye Gazze’nin %70’ini işgal etme talimatı verdi.

Böylece Sarı Hat, sahile doğru birkaç yüz metre ilerletildi ve Gazze Şeridinde yaşamaya zorlanan yaklaşık 2 milyon Filistinlinin yaşamak zorunda kaldığı alan daha da daraltıldı.

Ekim ayındaki ateşkesin geri çekilme şartlarının açıkça ihlal edilmesine rağmen, “Barış Kurulu” İsrail’den politikasını değiştirmesini talep etmekten kaçındı.

Bir Arap diplomatın Times of Israel’e aktardığına göre kurulun bazı yetkilileri, arabuluculuk yapan Mısır, Katar ve Türkiye’ye, Hamas’ın kurulun silahsızlanma planını kabul etmesi halinde İsrail’in bunu yapacağına dair güvence verdi.

Aylar süren müzakerelerin ardından, Hamas 30 Temmuz’da tam da bunu yaptı. Hamas’ın kademeli silahsızlandırılmasına ilişkin onaylanan öneri, İsrail’den “Şarm Şeyh Protokolü kapsamında kalan tüm taahhütleri gecikme olmaksızın tam olarak yerine getirmesini” gerektiriyor.

Bu protokol, 2025 ateşkes anlaşmasının adı ve diğer hususların yanı sıra İsrail’in Sarı Hat’a geri çekilmesini öngörüyor.

Öte yandan Times of Israel şu soruları soruyor: “Peki, hangi Sarı Hat? İsrail’in Gazze Şeridi’nin %53’ünü kontrol altında tuttuğu ilk Sarı Hat mı, yoksa İsrail’e bölgenin %60 ila %70’ini kontrol etme imkânı veren daha yeni olanı mı?”

“Barış Kurulu”nun Gazze’deki baş temsilcisi Nikolay Mladenov, pazar günü Kanal 12’a verdiği mülakatta bu konuya ilişkin bazı açıklamalarda bulunurken, bazı soruları da yanıtsız bıraktı:

“İsrail şu anda Sarı Hat’ta bulunuyor. Askerleri orada konuşlanmış durumda. Bizim talebimiz, IDF’nin askerlerini Sarı Hat’tan daha ileriye konuşlandırmamasıdır. Askerlerin bu mevzilerde kalmasını istiyoruz.”

“Barış Kurulu” sözcüsü, Mladenov’un açıklamalarının ötesinde daha fazla ayrıntı vermeyi reddetti.

Gelgelelim, isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan ve konuyu yakından bilen bir kaynak, İsrail’in son aylarda Sarı Hattı kaydırmış olabileceğini ama askerlerinin bu çizgiyle birlikte hareket etmediğini söyledi.

Kaynak, bunun yerine askerlerin orijinal Sarı Hat’ın ötesine uzanmayan mevzilerde kaldıklarını iddia etti.

Bununla birlikte, bir İsrailli yetkili ve arabuluculuk yapan ülkelerden birine mensup bir Arap diplomat bu iddiayı yalanlayarak, IDF’nin orijinal Sarı Hat’ın çok ötesinde konuşlanmış birlikleri olduğunu vurguladı.

Arap diplomat, silahsızlanma önerisinin hayata geçirilmesi için İsrail’in bu güçleri orijinal Sarı Hat’a geri çekmek zorunda kalacağını söyledi.

İsrailli yetkili ise, Hamas silahsızlanmaya başlayana kadar IDF’nin orijinal Sarı Hat’ın ötesindeki mevzilerini koruyacağını belirtti.

İsrail’in kendisinin kabul ettiği şartlara göre, Hamas’ın silahsızlanmaya başlamasından önce, Ekim 2025 ateşkes anlaşması kapsamındaki tüm taahhütlerini yerine getirmesi gerekiyor.

Süreci daha da karmaşık hale getiren bir diğer husus ise, bu taahhütlerin “Barış Kurulu” tarafından tam olarak kamuoyuna açıklanmamış olmasıdır.

Bu taahhütlerin çoğu, Ekim 2025 ateşkes anlaşmasının gizli bir insani yardım ekinde yer alıyor ve bu ek, geçtiğimiz yıl boyunca yalnızca kısmen sızdırılmış durumda.

Diplomat, bu taahhütlerin arasında her gün 600 kamyonluk insani yardımın Gazze’ye girişinin kolaylaştırılması; sınır geçişlerindeki faaliyetlerin genişletilmesi; yakıt, barınak ve tıbbi malzemelere erişimin artırılması; ve kritik altyapı onarımlarına izin verilmesi yer aldığını belirterek, İsrail’in bu taahhütlerin çoğunu yerine getirmediğini vurguladı.

İnsani taahhütlerin yanı sıra, “Barış Kurulu”nun İsrail’den hâlâ beklediği diğer adımlar arasında, Gazze Şeridinin yönetiminde Hamas’ın yerini almakla görevli Filistinli teknokratik komitenin yanı sıra, bölgenin güvenliğini sağlamak ve silahsızlanma önerisini kolaylaştırmaktan sorumlu Uluslararası İstikrar Gücü’nün Gazze’ye girişine izin verilmesi yer alıyor.

Arap diplomat, İsrail’in ayrıca yeni Filistin polis gücüne katılacak birkaç bin aceminin eğitim için Mısır’a gitmesine hâlâ izin vermediğini belirtti.

Konuya yakın bir kaynak, İsrail’in en önemli talebinin (Gazze’deki askeri operasyonların durdurulması) halihazırda yerine getirildiğini belirtti.

Netanyahu başlangıçta bu talebe direndi ve Hamas’ın silahsızlanma planını onaylamasının hemen ardından gelen hafta sonu boyunca Gazze genelinde bir dizi büyük çaplı saldırı emri verdi.

Fakat 3 Ağustos’tan bu yana bu saldırılar azaldı.

Arap diplomat, kurulun şimdi de Hamas’ın Gazze Şeridi genelinde kendi askeri operasyonlarını durdurarak aynı yolu izlemesini beklediğini söyledi.

Diplomat, bunların arasında Gazze sokaklarına silahlı ve üniformalı kişilerin konuşlandırılmasının da yer aldığını belirterek, Hamas’ın Netanyahu’nun silahsızlanma planını kamuoyu önünde reddetmesine tepki olarak bu tür güç gösterilerini yoğunlaştırdığını iddia etti.

Trump yönetimi, Netanyahu’nun teklife karşı kamuoyuna yönelik söylemlerinden pek rahatsız olmamış görünüyor.

Üst düzey bir ABD’li yetkili, gazetecilere başbakanın yaklaşan seçimler öncesinde yalnızca sağcı tabanını memnun etmeye çalıştığını söyledi.

ABD’li yetkili, daha önemli olanın, saldırıların durdurulması gibi başbakanın “sessizce onayladığı” adımlar olduğunu savundu.

Fakat Arap diplomat, İsrail’den hâlâ atılması gereken uzun bir adımlar listesine dikkat çekti ve bunların hepsinin 27 Ekim’deki seçimlerden önce yerine getirileceğine dair şüphelerini dile getirdi.

Gazetecilere brifing veren üst düzey ABD’li yetkili, İsrail’in 15 maddelik planı onaylamasının gerekli olmadığını savunmaya çalışsa da, belgenin metni aksini gösteriyor.

Belgede, “Bu Yol Haritasının zaman çizelgesi ve uygulama mekanizmaları, tüm tarafların Yol Haritasını onaylamasından sonraki 14 gün içinde hazırlanacaktır” deniyor.

Bir “Barış Kurulu” yetkilisi, başlangıçta Times of Israel gazetesine, Hamas’ın 30 Temmuz’da planı onaylamasının bu 14 günlük süreyi başlattığını iddia etmişti.

Fakat bir gün sonra aynı yetkili bu iddiasından geri adım atarak, 14 günlük sürenin ancak İsrail’in tam olarak plana katılmasıyla başlayacağını vurguladı.

“Barış Kurulu”, bu ilk sürenin başladığını henüz kamuoyuna açıklamadı.

Arap diplomat ise arabulucuların, muhtemelen uymayabilecekleri bir zaman çizelgesine bağlı kalmak istemedikleri için bir duyurudan tamamen vazgeçilebileceğini belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Mısır ile Libya 1 milyar dolarlık boru hattı için çalışmalara başladı

Yayınlanma

Mısır ve Libya, Libya ham petrolünü rafine edilmek üzere Mısır’a taşıyacak 1 milyar dolarlık bir petrol boru hattı projesini incelemeye başladı.

Bloomberg’in isimsiz bir hükümet kaynağına atıfta bulunarak bildirdiğine göre, iki ülke, Mısır’ın İskenderiye kentiyle Libya’nın Tobruk kentini birbirine bağlayacak 800 kilometrelik bir boru hattının inşasına yönelik ortak bir proje için finansman seçeneklerini değerlendiriyor.

Bu boru hattı, öncelikle Libya ham petrolünü İskenderiye’deki rafinerilere taşıyacak.

Yetkili, hükümetlerin ayrıca Libya’nın ihracat kapasitesini ve Mısır’daki rafinerilerin kapasitelerini göz önünde bulundurarak bir uygulama planı üzerinde çalıştıklarını ve boru hattının nihai kapasitesini belirlemeye çalıştıklarını belirtti.

Yetkili, bu boru hattının Libya’nın ham petrol üretimini artırmasına yardımcı olabileceğini ve aynı zamanda Mısır’ın iç pazarı için petrol ve petrol ürünlerine daha fazla erişim imkânı sağlayabileceğini belirtti.

ABD Enerji Enformasyon İdaresi’ne göre, OPEC üyesi Libya, yaklaşık 48 milyar varil ile Afrika’nın en büyük petrol rezervlerine sahip.

Libya Ulusal Petrol Şirketi’ne (NOC) göre, ülke temmuz ayında 41 milyon varilden fazla petrol üretti (günde 1,32 milyon varilin üzerinde) ve NOC Başkanı Mesud Süleyman’a göre, üretimi günde 1,5 milyon varile çıkarmayı hedefliyor.

Mısır için bu boru hattı, 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail-İran savaşı nedeniyle bölgenin petrol tedarikinde yaşadığı büyük aksaklıklarla boğuşurken ek bir ham petrol kaynağı sağlayabilir.

Mısır, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın en kalabalık ülkesi ve önemli bir emtia ithalatçısı. Veri şirketi CEIC’e göre, 2025 yılında Mısır’ın doğrudan ham petrol ithalatı ortalama günlük 41.625 varil civarındaydı. 

Bir hükümet yetkilisi 29 Mart’ta Bloomberg’e yaptığı açıklamada, Mısır’ın İran savaşının ardından Hürmüz Boğazı’nın neredeyse tamamen kapanması nedeniyle Kuveyt ham petrol arzının askıya alınmasını telafi etmek için ayda en az 1 milyon varil Libya petrolü ithal etmeyi hedeflediğini belirtmişti.

Kuveyt, nisan ayında bazı ham petrol ihracatları için mücbir sebep ilan etmişti. Fakat o zamandan beri üretimi artırdı ve ihracata yeniden başladı.

Merkezi Halk Seferberliği ve İstatistik Kurumu’na göre, ülkenin 2026 yılının ilk çeyreğinde toplam yakıt ithalat faturası, geçen yılın aynı dönemindeki 4,8 milyar dolara kıyasla %14 artışla 5,5 milyar dolara ulaştı.

Boru hattı planı, Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli ile Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe arasında, petrol arıtma, doğalgaz ve elektrik alanlarında işbirliğinin genişletilmesine yönelik görüşmelerin ardından ortaya çıktı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD, Suriye’de kalan nükleer materyalin çıkarılmasına aracılık ediyor

Yayınlanma

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), ABD yönetiminin Suriye ve İsrail ile mutabakata varmasının ardından, Suriye’deki gizli bir tesiste depolanan nükleer materyali yakında buradan kaldıracak.

Axios’ta yer alan habere göre Trump yönetimi ve IAEA, söz konusu hassas tesisle ilgili olarak İsrail, Suriye ve hatta muhtemelen Türkiye’yi de içine alan bir gerginliğin tırmanmasını önlemek ve materyali güvence altına almak için acilen diplomatik bir anlaşmaya varmaya çalıştı.

ABD’li yetkililer, bu olayın Başkan Donald Trump’ın Suriye’ye yönelik yaklaşımını teyit ettiğini ve ABD’nin yeni Suriye hükümetiyle olan yakın ilişkilerini, potansiyel bir krizi etkisiz hale getirmek için nasıl kullandığını gösterdiğini belirtiyor.

Tesisle ilgili olarak aylarca süren ve birkaç hafta önce bir çözüme ulaşılan dramatik, perde arkasındaki tehdit ve diplomasi alışverişi gizli tutuldu.

Esad yönetimi, gizli El-Kibar reaktörünü merkezine alan gizli bir nükleer program geliştirmişti.

İsrail’in 2007 yılında reaktörü bombalamasının ardından Suriye’nin nükleer programı büyük ölçüde yok edildi. 

Fakat birkaç araştırma-geliştirme ve depolama tesisi kaldı ve bunlar çoğunlukla faal değildi.

Esad hükümetinin düşüşünün ardından IAEA, yeni Şam hükümetiyle bir anlaşma imzaladı.

Bu anlaşma, IAEA’nın El-Kibar reaktörünü ve Suriye’nin geçmişteki nükleer faaliyetleriyle bağlantılı diğer birkaç tesisi ziyaret etmesine izin verdi.

Orta Doğu Enstitüsü’nün yerleşik araştırmacısı Charles Lister, Suriye’nin yeni yönetiminin, “ülkenin uluslararası itibarını yeniden kazanma çabalarına zarar verebilecek, nükleer ve kimyasal silah dosyaları da dahil olmak üzere Esad rejiminden miras kalan hassas meseleleri çözmeye istekli olduğunu” söyledi.

İsrail’in son iki yıldır yakından izlediği tesislerden biri “Site 99” olarak adlandırılıyor.

İki İsrailli yetkiliye göre, Esad yönetimi burada El-Kibar nükleer reaktör projesinin bir parçası olan nükleer malzeme depolamıştı.

Bir ABD’li yetkili, bu malzemenin, nükleer yakıt döngüsünün bir parçası olarak daha sonra işlenip nihayetinde zenginleştirilebilen uranyum cevherinden elde edilen bir toz olan “yellowcake”i içerdiğini belirtti.

ABD’li yetkili, Esad yönetiminin El-Kibar tesisinden çıkan diğer kalıntıları ve “artıkları” da “Site 99”da depoladığını belirtti.

Bu tesisteki malzeme nükleer silah yapımında kullanılamasa da, bir “kirli bomba” yapımında kullanılabilir.

Bu, nükleer bir patlama yaratmak yerine, bir bölgeyi radyoaktif maddeyle kirletmek amacıyla radyoaktif maddeyi etrafa saçan konvansiyonel bir patlayıcı cihaz.

İsrailli yetkililer, Esad’ın düşüşünden kısa bir süre sonra İsrail Savunma Kuvvetleri’nin tesise erişimi engellemek amacıyla tesisin girişlerini bombaladığını belirtti.

Bir ABD’li yetkili, İsrail ve ABD’nin bir yılı aşkın süredir “Site 99” ile başa çıkmanın en iyi yolunu tartıştıklarını söyledi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi ile İsrail Başbakanlık Ofisi’ndeki muadili kurumun üst düzey yetkilileri, bu konu üzerinde yakın işbirliği içinde çalışıyorlar.

Bir İsrailli yetkiliye göre, İsrail, Trump yönetimine bu tesiste nükleer malzemenin kalmasına müsamaha göstermeyeceğini açıkça belirtti.

İsrailli yetkililer, nükleer malzemenin kaldırılmaması veya Suriye’nin bu malzemeye erişmeye çalıştığına dair işaretler olması halinde İsrail’in tesisi tekrar bombalamakla tehdit ettiğini bile söylediler.

Bir ABD’li yetkili, İsraillilerin endişeli olsalar da hiçbir zaman tesisi bombalamanın eşiğine gelmediklerini belirtti.

Sonunda, bir ABD’li yetkiliye göre, ABD ve İsrail, en iyi yaklaşımın malzemenin kaldırılması için Suriye hükümetinden “onay” almak olduğu konusunda anlaştılar.

Kaynaklara göre, Trump yönetimi konuyu Suriye hükümetine gündeme getirdiğinde, Suriyeli yetkililer tesiste nükleer malzeme bulunduğundan haberdar olmadıklarını söylediler.

Bir ABD’li yetkili, “ABD, İsrail ve Suriye’de bu durumdan haberdar olan çok az kişi vardı,” dedi. 

Aynı yetkili, ABD’nin Esad sonrası rejimle verimli bir ilişki kurduğunu belirtti. ABD’li yetkili, “Suriyelilerle çeşitli konularda işbirliği yaptığımızda, onlar iyi ortaklar oluyorlar,” dedi.

İsrailli ve ABD’li yetkililere göre, birkaç hafta önce bölgeyi izleyen İsrailliler, yeni Suriye hükümetinin mutabakatlardan caydığı ve nükleer malzemeye erişmeye çalıştığı şüphesini uyandıran hareketler tespit etti.

İsrailliler, Türkiye’nin Suriye hükümetine nükleer malzemeye ulaşmasında yardım ettiği konusunda bile endişeliydi.

Bir ABD’li yetkili, “İsrailliler her zaman her şeyi titizlikle inceliyorlar; her şeyin yolunda olduğundan emin olmak için bunu yapıyorlar ve bu iyi bir şey,” dedi.

Trump yönetimi, İsrail’den herhangi bir adım atmamasını istedi ve IAEA’yı devreye soktu.

Sonuç olarak, üç hafta önce IAEA ile Suriye hükümeti arasında, tesisten nükleer malzemenin kaldırılmasına yönelik bir anlaşma imzalandı.

ABD’li yetkililer, “Site 99”deki çalışmaların hâlâ devam ettiğini belirtiyor. Malzemeler henüz kaldırılmadı.

Fakat ABD’li yetkili, “Sonuçtan herkesin memnun olduğunu düşünüyoruz. Umuyoruz ki yakında kaldırma sürecini başlatabilir ve yıl sonuna kadar tamamlayabiliriz,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English