Bizi Takip Edin

Amerika

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan, Biden yönetiminin Çin stratejisini anlattı: Yeni bir Soğuk Savaş şart değil

Yayınlanma

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Dış İlişkiler Konseyi’nde (CFR) Washington’ın Çin stratejisine dair açıklamalar yaptı. Sullivan, CFR’de 30 Ocak’ta yaptığı konuşmada, “Çin ile rekabetin çatışmaya, hasımlığa ya da yeni bir Soğuk Savaş’a yol açması gerekmiyor” dedi.

Konuşmasının temasını “son üç yılda stratejimizi nasıl uygulamaya çalıştığımızı ve 2024’te burada neler bekleyebileceğimizi perde arkasından sizlerle paylaşmak” şeklinde özetleyen Sullivan,  Biden hükümetine girdikten sonra yaptıkları tespitleri sıraladı:

“Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) hem uluslararası düzeni yeniden şekillendirme niyetine hem de bunu yapabilecek ekonomik, diplomatik, askeri ve teknolojik güce sahip tek devlet olduğunu tespit ettik.  ÇHC’nin yüksek teknolojide ABD’yi ‘yakalamaya ve geçmeye’ çalıştığını; tarihteki en büyük barış zamanı askeri yığınağını gerçekleştirdiğini; Güney ve Doğu Çin Denizleri ile Tayvan Boğazı da dahil olmak üzere içeride daha baskıcı, dışarıda ise daha iddialı olduğunu gördük. ÇHC’nin dünyaya olan bağımlılığını azaltırken dünyayı Çin’e daha bağımlı hale getirmek için çalıştığını gördük. Ve uluslararası sistemi kendi sistemine ve tercihlerine uygun hale getirmek için adımlar attığını gördük.”

“Ayrıca dikkatimizi çeken bir şey daha vardı ki o da ÇHC’nin Amerika Birleşik Devletleri’nin nihai bir gerileme içinde olduğuna inandığı idi: (onlara göre) endüstriyel tabanımızın içi boşaltılmıştı, müttefiklerimize ve ortaklarımıza olan bağlılığımız zayıflamıştı, Amerika Birleşik Devletleri yüzyılda bir görülen bir pandemiyi yönetmekte zorlanıyordu ve Pekin’deki pek çok kişi açıkça ‘Doğu’nun yükseldiğini ve Batı’nın düştüğünü’ ilan ediyordu.”

Göreve geldiklerinde, önceki yönetimden “Çin sorununun kapsamı ve doğasına ilişkin teşhisi güncellemiş ancak bu sorunu ele alacak strateji ve araçları yeterince geliştirmemiş bir yaklaşım” devraldıklarını söyleyen Sullivan, Trump yönetimini kastederek, “Bu yaklaşım zaman zaman rekabetçi olmaktan çok çatışmacı olmuş ve etkili bir Çin stratejisinin sürdürülmesi için kritik öneme sahip müttefik ve ortakları çoğu zaman göz ardı etmiştir” dedi.

Biden yönetiminin ÇHC ile ilgili daha önceki (Trump dönemi) yaklaşıma dönmek istemediğini kaydeden Sullivan; bu yaklaşımın “ÇHC’nin yörüngesi hakkında daha iyimser varsayımlara dayandığını ve bazen Amerikan ulusal çıkarlarını gözetmekten ziyade sürtüşmelerden kaçınmaya öncelik verdiğini” söyledi.  Sullivan, Biden yönetiminde geliştirdikleri yaklaşımı ise şöyle tarif etti: “Rekabetçi konumumuzu güçlendirmeyi ve çıkarlarımızı ve değerlerimizi güvence altına almayı amaçlayan kendi yaklaşımımızı geliştirdik: yatırım yap, uyum sağla, rekabet et.”

“Geçtiğimiz üç yıl boyunca bu yaklaşımı hayata geçirdiklerini” söyleyen Sullivan, altyapı, çipler, bilim ve temiz enerji konularında “tarihi yasalarla Amerikan gücünün temeline geniş kapsamlı yatırımlar yaptıklarını” kaydetti.

Bu yaklaşımın sonuç verdiğine inandıklarını belirten Sullivan şöyle devam etti:

“Amerika Birleşik Devletleri’nde yarı iletken ve temiz enerji üretimine yönelik büyük ölçekli yatırımlar 2019’dan bu yana 20 kat arttı.  Yeni imalat projeleri için yapılan inşaat harcamaları şimdiden iki katına çıktı. Ve önümüzdeki on yıla baktığımızda, az önce bahsettiğim tarihi mevzuatta yapılan yatırımlar sayesinde 3,5 trilyon dolarlık yeni kamu ve özel sektör yatırımı yapılacağını tahmin ediyoruz.

Yurtdışında, Hint-Pasifik müttefiklerimiz ve ortaklarımızla bağlarımızı birkaç yıl önce pek mümkün olmayan, hatta düşünülemeyecek şekillerde güçlendirmeye çalıştık. AUKUS’u başlattık. Dörtlüyü yükselttik. Vietnam, Filipinler, Hindistan, Endonezya ve diğerleriyle ilişkilerimizi geliştirdik. Japonya ve Kore Cumhuriyeti ile Başkan Biden’ın Camp David’de ev sahipliği yaptığı tarihi bir zirve ile sonuçlanan tarihi bir üçlü başlattık. ASEAN’ın yanı sıra Pasifik Adaları liderleriyle de zirveler düzenledik.

Bölgesel müttefiklerimiz ve ortaklarımız ise Amerika’nın ekonomik canlılığına güveniyorlar.  Yönetimin başlangıcından bu yana Amerika Birleşik Devletleri’ne yaklaşık 200 milyar dolarlık yatırım yapacaklarını açıkladılar.

Ayrıca Avrupa ve Hint-Pasifik ittifaklarımızı birbirine bağlamak için çalıştık. G7 ortaklarımızla birlikte ekonomilerimizin riskini azaltmak ve stratejik bağımlılıklardan uzaklaşmak yerine çeşitlendirmek için ortak adımlar attık. Müttefiklerimiz ve ortaklarımızla birlikte Tayvan Boğazı’nda barış ve istikrarın korunmasının önemini vurguladık.

Şirketlerimizin geliştirmekte olduğu ileri ve hassas teknolojilerin bir zafiyet kaynağı haline gelmemesi için de çok çalıştık.  Kilit teknolojiler üzerinde dikkatlice uyarlanmış ihracat kısıtlamaları uyguladık; gelişmiş yarı iletken üretim araçlarına odaklandık.

Ayrıca, teknoloji alanında endişe yaratan giden yatırımları düzenlemek ve gelen yatırımların gelişen ulusal güvenlik sorunlarını gerçekten ele aldığından emin olmak için CFIUS’un kritik teknolojilere odaklanmasını güçlendirmek üzere adımlar attık.”

Bu adımların korumacılıkla ilgili olmadığını savunan Sullivan, bu hamlelerin uzun vadede “ulusal güvenliğimiz için kritik öneme sahip” olduğunu belirtti.

Salgın sonrası en güçlü toparlanmayı yaşadıklarını söyleyen Sullivan, ekonomistlerin yıllardır söylediğinin aksine ÇHC’nin bu on yıl içinde ya da bir sonraki on yıl içinde GSYH’de ABD’yi geçeceği tahminlerinin ise artık ‘uzak’ ihtimal olduğunu belirtti.

Sullivan ‘kritik bir nokta’ olduğuna işaret ederek, Amerika’nın şu anda “bir kez daha esneklik ve yeniden keşfetme kapasitesini gösterdiğini” vurguladı.

Sullivan kritik olduğunu düşündüğü noktayı ise şöyle açtı:

“Rekabetçi konumumuzu iyileştirmek için bu adımları atarken, bunu dünyanın en önemli ilişkilerinden birine – belki de dünyanın en önemli ilişkisine – istikrar kazandıracak şekilde yapmayı hedefledik.  Aslında, yurtiçindeki yatırımlarımızın ve yurtdışındaki müttefik ve ortaklarımızla bağlarımızı derinleştirmeye yönelik çalışmalarımızın ÇHC ile daha etkili bir diplomasi için gerekli koşulları yarattığına inanıyoruz… ÇHC ile ilişkilerimizdeki rekabetçi yapısal dinamikler konusunda netiz. Ancak aynı zamanda ABD ve ÇHC’nin ekonomik olarak birbirlerine bağımlı olduklarının ve ulus ötesi sorunları ele alma ve çatışma riskini azaltma konusunda ortak çıkarlara sahip olduklarının da farkındayız.

On yıllar boyunca ÇHC’yi şekillendirmek ya da değiştirmek için gösterilen açık ya da zımni çabaların başarılı olmadığının farkındayız. ÇHC’nin öngörülebilir gelecekte de dünya sahnesinde önemli bir oyuncu olmasını bekliyoruz.  Bu da rekabet ederken bile birbirimizle yan yana yaşamanın yollarını bulmamız gerektiği anlamına geliyor.

ÇHC ile rekabet çatışmaya, karşı karşıya gelmeye ya da yeni bir Soğuk Savaş’a yol açmak zorunda değildir. Amerika Birleşik Devletleri bir yandan rekabeti sorumlu bir şekilde yönetirken diğer yandan da kendi çıkarlarını ve değerlerini, müttefiklerinin ve ortaklarının çıkarlarını ve değerlerini ilerletmek için adımlar atabilir. Bunların her ikisini de yapabilmek yaklaşımımızın merkezinde yer almaktadır.”

Sullivan, soyut bir slogan gibi görünen “rekabeti yönetmek” kavramının eyleme nasıl dönüştüğünü anlamanın en iyi yolunun ise 2023’e yakından bakmaktan geçtiğini söyledi. Geçen sene iki ülke arasındaki yoğun diplomasi trafiğini özetleyen Sullivan, o dönemde çokça eleştirildiklerini, ancak “bu yoğun diplomasinin, ilişkileri düzeltmekten ziyade zorlu meseleleri yönetmekle ilgili” olduğunu ifade etti.

“Yönetilen meseleleri” ise şöyle sıraladı:

“ÇHC’nin Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşına verdiği destek ve Boğazlar arası meseleler de dahil olmak üzere farklılıklarımız konusunda doğrudan davrandık.

Dışarıya giden yatırımlara getirilen kısıtlamalar ve ihracat kontrollerimizdeki güncellemeler gibi ulusal güvenlik odaklı tedbirlerden geri adım atmadık.  Bunun yerine bu toplantıları, bu tedbirlerin ne olduğunu ama en az bunun kadar önemli olarak ne olmadığını, yani ÇHC’nin refahını ve kalkınmasını baltalamaya yönelik bir girişim olmadığını açıklamak için fırsat olarak kullandık.  Bu tedbirler böyle değildi ve bu oturumlarda muhataplarımıza bunu açıkça anlattık.

Bu toplantıları aynı zamanda çıkarlarımızın örtüştüğü konularda koordinasyon sağlamak için de kullandık.”

Sullivan, çıkarların örtüştüğü noktalara da değindi: Narkotikle mücadele, askeri kanalların yeniden açılması, yapay zekanın risklerini yönetmek, iklim krizi.

İki büyük güç arasındaki stratejik rekabete özgü sürtüşmeleri yönetmek için “detaylı ve inatçı” bir diplomasi gerektiğini vurgulayan Sullivan, “Bu çabanın önündeki bazı riskler öngörülemeyebilir, sürpriz olabilir. Güney ve Doğu Çin Denizi’ndeki sürtüşmeler, ekonomik ve teknolojik hamleler ve karşı hamleler gibi diğer riskler ise daha kolay fark edilebilir” dedi.

En önemli riskin ise Tayvan Boğazı’ndaki bir kriz olabileceğini bu yüzden bu konuda yoğun diplomasinin yanı sıra caydırıcılığı da yoğunlaştırmak gerektiğini söyledi.

Sullivan, Çin’e yönelik 2024 stratejilerini ise şöyle anlattı:

“Son üç yıldır olduğu gibi önümüzdeki yıl da insan hakları ihlalleri, zorla çalıştırma ve nükleer silahların yayılmasını önleme konularında harekete geçmeye devam edeceğiz.  ÇHC’nin Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşına verdiği destek ve Rusya’nın savunma sanayi üssünü yeniden oluşturmasına yardımcı olma çabaları konusunda dikkatli olacağız ve karşılık vermek için gerekli tedbirleri alacağız.

KDHC’nin Güney ve Doğu Çin Denizlerinde ve Tayvan Boğazında provokasyonları devam ederse, dünyanın en önemli su yollarında barış ve istikrara yönelik riskleri geri püskürtmek ve dile getirmek için müttefiklerimiz ve ortaklarımızla yakın bir şekilde çalışacağız.  Uluslararası hukukun izin verdiği her yerde uçarak, yelken açarak ve faaliyet göstererek bölgede seyrüsefer özgürlüğünü desteklemeye devam edeceğiz.  Ve ulusal güvenliğimizi korumak üzere tasarlanmış özel ulusal güvenlik tedbirlerini uygulamaya devam edeceğiz.

Bunu yaparken bile, her iki tarafın da farklılık alanlarını yönetmesine ve çıkarlarımızın örtüştüğü alanlarda işbirliğinin önünü açmasına yardımcı olan ÇHC ile yoğun etkileşim hızını sürdürmeyi hedefleyeceğiz.

İkili ilişkilerde daha önceki dönemlerden kalma ve artık modası geçmiş yapı ve mekanizmaları yeniden yaratmayı planlamıyoruz.  Ve kesinlikle sırf diyalog olsun diye diyalogla ilgilenmiyoruz.  Ancak, çıkarlarımızı ilerletmek ve sonuçlara ulaşmak için ayrı, dikkatle seçilmiş alanlarda belirli sayıda çalışma düzeyinde istişareler başlatmanın ve yönlendirmenin değerli olduğunu düşünüyoruz.  Bugün narkotikle mücadele konusunda kullandığımız yaklaşım budur.

Önümüzdeki dönemde, çatışma riskini azaltmak amacıyla kriz iletişim mekanizmalarını derinleştirmek için ÇHC ile birlikte çalışabileceğimizi umuyoruz.  İklim, sağlık güvenliği, küresel makroekonomik istikrar ve yapay zekanın yarattığı riskler gibi yeni zorluklar konusunda koordinasyon sağlamaya hazırız.  Ayrıca Kızıldeniz’den Kore Yarımadası’na kadar zorlu bölgesel ve küresel meseleler hakkında Pekin ile konuşacağız.  Ayrıca insanlar arası ilişkiler de dâhil olmak üzere bir dizi ikili meselede ilerleme kaydetmek için çalışacağız.”

Sullivan, anlattığı bu yaklaşımın yeni olmadığını, aksine köklerinin “onlarca yıllık tarihe, diplomasiye ve zor kazanılmış deneyimlere” dayandığını söyleyerek, yaklaşan seçimlere rağmen bu yaklaşıma bağlı kalacakları mesajını verdi:

“Bu stratejiye bağlı kalmaya niyetliyiz.  Çıkarlarımızı korumak ve müttefiklerimizi savunmak için yapmamız gerekenleri yaparken aynı zamanda Çin ile rekabeti sadece ABD’nin değil küresel istikrarın da yararına olacak şekilde etkin bir şekilde yönetmek niyetindeyiz.  Bu bizim taahhüdümüzdür.  Biz de bunu yapmaya çalıştık.”

Amerika

Pentagon, yapay zeka araçları listesine ChatGPT’yi de ekledi

Yayınlanma

Pentagon, yapay zeka araçlarına yönelik ana portalına Google Gemini’nin yanı sıra ChatGPT ve Grok for Government hizmetlerini de ekledi.

Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili, ChatGPT Mil olarak adlandırılan OpenAI ürününün, askerlerin ve savunma sektöründeki sivil personelin üretken yapay zeka araçlarını kullanarak kontrollü, gizli olmayan bilgiler (CUI) üzerinde çalışabilecekleri GenAI.mil platformuna yeni güçler kazandıracağını belirtti.

Bir Pentagon yetkilisi şunları söyledi:

“Gemini’yi arama işlevselliği veya belirli kaynaklardan veri toplama için tercih ediyorum. ChatGPT ise daha çok metin tabanlı çalışmalar için uygun. Tüm bu farklı modellere erişim sağlamak istiyoruz; böylece kullanıcılar belirli bir görev için bir modeli tercih ederlerse onu kullanabilirler.”

CUI için kullanılabilecek bir ChatGPT sürümü oluşturma çalışmaları Şubat ayında başladı. Haziran ayında bir OpenAI yetkilisi , bu sürümün “Temmuz başında” kullanıma sunulacağına inandıklarını söylemişti.

Bugün yayınlanması planlanan bir Savunma Bakanlığı basın açıklamasında, ChatGPT Mil’in “savaşçıların ihtiyaçlarına göre uyarlanmış, Bakanlığın güvenli ortamına tanıdık bir ticari deneyim getireceği” belirtildi.

ChatGPT Mil, planlama, politika, lojistik ve idare dahil olmak üzere Bakanlık genelinde belge yoğunluğu yüksek, gizli olmayan işleri destekliyor ve 3 milyondan fazla Bakanlık personelini destekleyecek şekilde ölçeklendirildi.

Resmi duyurudan önce konuşmak üzere isminin açıklanmamasını isteyen bir OpenAI yetkilisi, ordunun ChatGPT’nin bu özel sürümünü nasıl kullanabileceğine dair fikirler sundu.

Kuzey Komutanlığı’ndaki operatörler, FEMA veya federal hükümetin diğer birimleriyle birlikte planlama, kaynak tahsisi veya afet müdahalesini kolaylaştırmak için bu sistemi kullanabilir.

Bunun yanı sıra Müşterek Kurmay Başkanlığı’nın lojistik müdürlüğü, evrak işlerini ve belgelemeyi basitleştirmek için de bu sistemi kullanabilir.

Yetkili ayrıca, muharebe komutanlıklarındaki lojistikçilerin “tedarik ve bakım güncellemelerini uzlaştırma, nakliye gereksinimlerini hazırlama gibi kullanım alanlarıyla doğal bir hedef kitle olacağını” belirtti.

Arka plandaki görüşmelerde, OpenAI ve Pentagon yetkilileri, GenAI.mil platformundaki modelleri savaş amaçlı kullanmak istemediklerini söylediler.

Pentagon, yapay zeka ürünlerini istedikleri gibi kullanabilmeleri gerektiğini savunuyor; bu, bakanlık ile yapay zeka modeli üreticisi Anthropic arasındaki anlaşmazlıkların odak noktası.

OpenAI ise ChatGPT’nin bağlantı gereksinimi ve büyük miktarda hesaplama gücü ihtiyacının, onu savaş için uygun bir seçenek haline getirmediğini savunuyor.

Bakanlık, bu tür operasyonlar ve eylemler için sürekli olarak bir dizi başka aracı test ediyor ve araştırıyor.

Gemini’nin GenAI.mil sürümü gibi, ChatGPT’nin askeri sürümünde de yerleşik ek güvenlik işlevleri bulunuyor.

Yetkili, “Bakanlık içinde CUI ile uğraşırken, bunların ticari bir modelde bulunamayacağı açıktır. Bunu ayrı bir ortamda geliştirmeliyiz. Dolayısıyla ticari modelden ayrı olacak şekilde tasarlanmıştır,” dedi.

Pentagon, 9 Aralık’ta GenAI.mil’i tek bir araçla Gemini ile hizmete sunmuştu. Aynı dönemde Pentagon yetkilileri, Elon Musk’ın xAI aracını platforma getirmek için bir anlaşma imzalamıştı ama o zamandan beri resmi bir devreye alma duyurusu yapılmadı.

Pazartesi günü Pentagon, Musk’ın Starshield AI şirketine ait bir yapay zeka ürünü olan Grok for Government’ın artık GenAI.mil’de kullanılabilir olduğunu duyurdu.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD, Venezuela’da Çinli ve Rus şirketler tarafından işletilen petrol sahalarını devralacak

Yayınlanma

ABD’li petrol şirketi North American Blue Energy Partners (NABEP) daha önce birkaç Çinli şirket ve bir Rus firması tarafından kontrol edilen bazı petrol sahalarını devralacak.

İki ABD’li yetkili Reuters’a verdikleri demeçte, bu devralmanın Başkan Donald Trump’ın Venezuela ile açıkladığı kapsamlı petrol üretim anlaşmasının bir parçası olacağını belirtti.

Yetkililere göre, söz konusu projeler, ABD destekli North American Blue Energy Partners’a yeni verilen 14 sözleşme arasında yer alıyor.

NABEP, daha önce ABD’li petrol devi Harry Sargeant’a aitti ve şu anda Venezuelalı iş adamı Alejandro Betancourt tarafından kontrol ediliyor.

Betancourt, anlaşmayı doğrulayan bir açıklamada şunları söyledi:

“Venezuela, bol miktarda doğal kaynak, çalışkan insan ve henüz değerlendirilmemiş bir potansiyele sahip. Bu işlem, hem Venezuelalıların hem de Amerikalıların büyük yararına olacak şekilde bu potansiyeli ortaya çıkaracak.”

NABEP, işletmenin operasyonel kontrolünün kendisinde olacağını, ABD hükümetinin ise şirketteki %35 hisseye sahip olacağını ve şirketin üretiminin %20’sine maliyet bedeli üzerinden “tercihli erişim” hakkına sahip olacağını açıkladı.

Beyaz Saray, NABEP’in ayrıca ABD Dışişleri Bakanlığı’na, üretiminin geri kalan %80’ini satın alma konusunda ön alım hakkı tanıdığını belirtti.

Venezuela petrolünün üretimi ve satışında söz hakkı Washington’un

Geçen hafta Trump, ABD’nin özel sektörle kurulan bir ortaklık aracılığıyla Venezuela’nın kanıtlanmış petrol rezervlerinden yaklaşık 64 milyar varile erişim sağladığını duyurdu.

Bu anlaşma, ABD şirketlerine Venezuela’nın stratejik öneme sahip bazı petrol varlıklarında bir dayanak noktası sağlarken, ülkenin enerji sektöründe uzun süredir önemli bir rol oynayan Çin ve Rusya’nın çıkarlarını kenara itiyor.

Ayrıca, Trump yönetiminin ülkenin petrol endüstrisini yeniden şekillendirmeyi ve devasa rezervlerini ABD’nin iktisadi ve jeopolitik çıkarlarına yaklaştırmayı hedeflediği bu düzenleme, Washington’a Venezuela’nın petrolünü kimin üreteceği ve satacağına karar verme konusunda doğrudan bir rol de tanıyor.

Beyaz Saray, ABD’nin ayrıca NABEP’in yönetim kurulu ve yöneticileri üzerinde veto hakkına sahip olacağını ve yönetim kurulunun çoğunluğunun ABD vatandaşı olması şartını koyduğunu da ekledi.

NABEP’in, Venezuela’da toplam 17 projeyi kontrol etmesi ve bu projeleri geliştirerek nihai olarak ABD’ye petrol tedarik etmek için kullanması bekleniyor.

Yetkililer, bu projelerin 14’ünün Venezuela hükümeti tarafından yeni olarak verileceğini belirtti.

Çin’e giden petrol artık ABD’ye gidecek

Yetkililer, 14 sahadan beşinin, Nicolas Maduro tarafından teşvik edilen bir model kapsamında Çinli şirketler tarafından işletildiğini, birinin ise daha önce bir Rus şirketi tarafından işletildiğini söyledi.

Projelerden ikisi, İran’la ilgili faaliyetleri nedeniyle 2019 yılında ABD tarafından yaptırım uygulanan China Concord Resources tarafından işletiliyordu.

Yetkililer, bir projenin Sinopec, bir diğerinin ise China National Petroleum Corp tarafından işletildiğini belirtti.

Yetkili, “Sadece ABD hükümetinin ve ABD’li işletmecilerin yararlanması için yeni fırsatlar yaratmakla kalmıyoruz, aynı zamanda daha önce Çin’e gönderilen bu petrolün pazarı olarak ABD’yi de açıyoruz,” dedi.

Yetkililer, diğer iki projenin ise, Maduro’nun eski yakın yardımcısı olan ve şu anda ABD’de gözaltında tutulan Alex Saab’ın bağlı şirketleri tarafından işletildiğini belirtti.

Yetkililer, başka bir petrol sahasının da Maduro’nun eşi Cilia Flores’in yeğeniyle bağlantılı olduğunu belirtti.

Trump, 2015 Meclisi’ni meşru sayıyor

Trump, Pazartesi günü erken saatlerde gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD’nin şu anda Teksas ve Louisiana’daki rafinerilere ve diğer yerlere sevk edilen “milyonlarca ve milyonlarca varil petrol”ü ele geçirdiğini söyledi.

Trump, bugün (1 Eylül) petrol ve gaz perakendecileri ile rafineri yetkilileriyle bir araya gelecek.

Yetkililer, Venezuela’nın geçici yetkilileri ile 2015 Ulusal Meclisi temsilcileri arasındaki görüşmelerin, anayasal düzeni bir ölçüde yeniden tesis etmeyi ve ülkenin geçiş süreciyle ilgili hukuki meseleleri ele almayı amaçladığını belirtti.

Trump yönetimi, 2015 Meclisi’ni, resmi yönetim yetkisi olmamasına rağmen, ülkenin anayasası uyarınca seçilmiş ve faaliyet gösteren son Venezuela yasama organı olarak görüyor.

Bir yetkili, 2015 Ulusal Meclisi ile bir anlaşmaya varılmasının, Venezuela’nın petrol endüstrisinin canlandırılması gibi ekonomik kararlar da dahil olmak üzere, daha geniş kapsamlı bir geçiş süreci için anayasal ve hukuki bir temel sağlayabileceğini belirtti.

Caracas’a tepkiler büyüyor

Öte yandan ABD ile petrol anlaşması nedeniyle geçici Delcy Rodríguez yönetimine yönelik tepkiler artıyor.

Orinoco Tribune için yazan gazeteci ve siyaset bilimci William Serafino, anlaşma ile birlikte 20. yüzyılın üçte birinde Washington-Caracas enerji ilişkilerini belirleyen “aşağılayıcı imtiyaz modeline”, yani şirketler lehine vergi yükü karşılığında petrol sahalarının kiralanmasına, geri dönüldüğünü savunuyor.

Anlaşmanın duyurulduğu 28 Ağustos 2026 tarihini, “Venezuela’nın 1908 yılına geri döndüğü tarih” olarak yorumlanacağını düşünen Serafino, o yıl, Cipriano Castro’yu mağlup eden Juan Vicente Gómez’in önce İngiliz, ardından ABD’li şirketlere yönelik “feodal-petrol temelli bir bacakları aralama” doktrini uygulayarak modern devletin temellerini attığını hatırlatıyor.

Anlaşmanın, “siyaseti ve cumhuriyetçi vizyonu, güce takıntılı bir imparatora yalakalık yapmakla değiştiren elitlerin damgasını vurduğu bir kırılma noktası” olarak da hatırlanacağını ileri süren yazar, Gómez’in “Monroe Doktrini”nin uygulanmasından büyük sevinç duyan Washington tarafından teşvik edilip desteklenmesi gibi, Rodríguez’in de kuzeydeki büyük komşu tarafından böyle görüldüğüne işaret ediyor.

Serafino şöyle devam ediyor:

“Bu anlaşma haklı olarak tarihi olarak nitelendirilebilir; Rodríguez ve Trump bu konuda tamamen hemfikirdir. Fakat bunun nedeni anlaşmanın teknik ve mali özellikleri değil; siyasi açıdan, Venezuela’nın iktidar elitlerinin ulusa, ABD için kârlı bir petrol ticareti dışında sunacak başka hiçbir şeyleri olmadığı gerçeğinin acı bir şekilde kabul edilmesi anlamına gelmesidir. Bu kabul, çıkarılan varillerden elde edilecek gelirin, yaptırımların ve iktisadi kötü yönetimin yol açtığı yıkımdan bizi kurtarmaya yeteceği tesellisiyle örtbas edilmektedir.”

Sürecin “elitlerin başarısızlığını” ortaya koyduğunu belirten Serafino, artık siyasi yelpazedeki rakipler-düşmanlar arasındaki ayrımın “kimin Trump’a yakın olduğuna, kimi desteklediklerine ve kiminle müzakere ettiklerine bağlı hale geldiğini” yazıyor.

Yazar, “Teknik dilin etkisiyle okunaksız hale gelen bu senaryoda, Bolivarcı Cumhuriyet’in geleceği, Beyaz Saray’ın başını ulusal ufkun rektörü haline getiren tersine çevrilmiş bir meşruiyet piramidinin içinden geçen acı bir geçiş sürecinde belirleniyor,” diyor.

“Teknik anlatıların geride bıraktığı derin boşlukta”, “kendi kaderinin kontrolünü yitirmiş bir ulusun acı gerçeğinin” gizlendiğini düşünen Serafino, bu kaderin artık “İngilizce dilinde ve Trump imparatorluğunun metropolünde” belirlendiğini söylüyor ve yazısını şöyle bitiriyor:

“Belki de gerçeği olduğu gibi kabul etmek, partizanca sloganlarla, henüz gerçekleşmemiş vaatlerle ya da tarihi ve onun derslerini geçersiz kılan anlatılarla çözülmesi imkânsız olan, sorular ve şüphelerle dolu bir gelecekle yüzleşmenin ilk adımı olabilir.”

Okumaya Devam Et

Amerika

Pentagon, füze üretimini artırmak için 7 yıllık anlaşmalar imzaladı

Yayınlanma

Pentagon, füze üretimini artırmak amacıyla General Dynamics Ordnance and Tactical Systems (GD-OTS) ve Lockheed Martin ile yedi yıllık anlaşmalar imzaladığını açıkladı.

Pentagon, anlaşmaların “Terminal Yüksek İrtifa Bölge Savunması (THAAD) ve Patriot Gelişmiş Kapasite-3 Füze Segmenti Geliştirme (PAC-3 MSE) önleme programlarını destekleyen kritik füze alt bileşenlerinin üretim miktarlarını artırmak ve teslimat takvimlerini hızlandırmak” amacıyla tasarlandığını belirtti.

Öte yandan silah şirketleri bir yandan da daha hızlı ve daha ucuz füze yapımı için gaza basıyor. Örneğin geçen ay düzenlenen Uzay ve Füze Savunma Sempozyumu’nda Boeing, PAC-3 füzesinde kullanılan hayati öneme sahip “hit-to-kill” (“vur öldür”) güdüm teknolojisine sahip ve ticari, hazır bileşenlerden üretilmiş düşük maliyetli bir güdümlü füzeyi tanıttı.

Aynı konferansta Northrop Grumman, “kritik bir kısa menzilli hava savunma açığını gidermek” amacıyla “maliyet etkin” 50 milimetrelik top tabanlı insansız hava aracı savunma sistemini tanıttı.

Temmuz ayında ise Farnborough Uluslararası Hava Gösterisi’nde Lockheed Martin, Patriot füzesinin daha uygun fiyatlı, yakın mesafe patlamalı bir versiyonunu duyurdu. 

Lockheed’in PAC-3 füzesinin daha uygun fiyatlı versiyonu, bazı ödünler ve bir zaman çizelgesi ile birlikte geliyor.

Lockheed’in entegre hava ve füze savunma başkan yardımcısı ve genel müdürü Jason Reynolds, Uzay ve Füze Savunma Sempozyumu’nda düzenlediği brifingde gazetecilere, “Temelde ön ve arka uçları değiştirdik, [Yön Kontrol Motorlarını] çıkardık, bu yüzden artık ‘vur-öldür’ özelliğine sahip değil,” dedi ve sistemin “düşük menzilde” mevcut mühimmat sistemleriyle entegre olduğunu ekledi.

Fakat PAC-3 ACE’nin ilk uçuşunun 2028’in başlarında yapılması bekleniyor ve bundan 18 ay sonra üretime geçecek.

Bu çözümler, İran savaşı uzarsa ve yetkililer sözleşmeleri hızlı bir şekilde imzalarsa, muhtemelen sadece Pentagon’un stoklarını artıracak.

Şu anda Pentagon, çok değer verdiği Patriot ve Terminal Yüksek İrtifa Bölgesel Savunma füzelerini hızla tüketiyor ve savunma analistlerinin belirttiğine göre, yeni çerçeve anlaşmaları olsa bile bu füzelerin yakın zamanda yenilenmesi söz konusu değil.

Geçen ay RTX, yeni bir anlaşma kapsamında ABD Donanması ile yedi yıllık, 22,9 milyar dolarlık bir Tomahawk füzesi sözleşmesi imzalamıştı. Bu durum, ordunun daha yeni seçenekleri değerlendirirken eski sistemlere de büyük yatırımlar yaptığını gösteriyor.

Fakat bu eski tip mühimmatların üretimi hâlâ zaman alıyor. American Enterprise Institute düşünce kuruluşunun yakın tarihli bir raporunda, savunma sanayi firmalarının Pentagon’un istediği miktarlara ulaşmak için mevcut yıllık maksimum üretim hızı olan 96 adet THAAD önleme füzesi ile 27 yıl süreceği tespit edildi.

İlk büyük sözleşmelerden biri, Lockheed Martin ile THAAD sistemleri için imzalanan yedi yıllık, 35 milyar dolarlık ve bazı hususları açık bırakılan sözleşme idi; bu sözleşmenin bazı hususları, sözleşmenin yürürlüğe girmesinden önce kesinleştirilecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English