Bizi Takip Edin

Amerika

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan, Biden yönetiminin Çin stratejisini anlattı: Yeni bir Soğuk Savaş şart değil

Yayınlanma

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Dış İlişkiler Konseyi’nde (CFR) Washington’ın Çin stratejisine dair açıklamalar yaptı. Sullivan, CFR’de 30 Ocak’ta yaptığı konuşmada, “Çin ile rekabetin çatışmaya, hasımlığa ya da yeni bir Soğuk Savaş’a yol açması gerekmiyor” dedi.

Konuşmasının temasını “son üç yılda stratejimizi nasıl uygulamaya çalıştığımızı ve 2024’te burada neler bekleyebileceğimizi perde arkasından sizlerle paylaşmak” şeklinde özetleyen Sullivan,  Biden hükümetine girdikten sonra yaptıkları tespitleri sıraladı:

“Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) hem uluslararası düzeni yeniden şekillendirme niyetine hem de bunu yapabilecek ekonomik, diplomatik, askeri ve teknolojik güce sahip tek devlet olduğunu tespit ettik.  ÇHC’nin yüksek teknolojide ABD’yi ‘yakalamaya ve geçmeye’ çalıştığını; tarihteki en büyük barış zamanı askeri yığınağını gerçekleştirdiğini; Güney ve Doğu Çin Denizleri ile Tayvan Boğazı da dahil olmak üzere içeride daha baskıcı, dışarıda ise daha iddialı olduğunu gördük. ÇHC’nin dünyaya olan bağımlılığını azaltırken dünyayı Çin’e daha bağımlı hale getirmek için çalıştığını gördük. Ve uluslararası sistemi kendi sistemine ve tercihlerine uygun hale getirmek için adımlar attığını gördük.”

“Ayrıca dikkatimizi çeken bir şey daha vardı ki o da ÇHC’nin Amerika Birleşik Devletleri’nin nihai bir gerileme içinde olduğuna inandığı idi: (onlara göre) endüstriyel tabanımızın içi boşaltılmıştı, müttefiklerimize ve ortaklarımıza olan bağlılığımız zayıflamıştı, Amerika Birleşik Devletleri yüzyılda bir görülen bir pandemiyi yönetmekte zorlanıyordu ve Pekin’deki pek çok kişi açıkça ‘Doğu’nun yükseldiğini ve Batı’nın düştüğünü’ ilan ediyordu.”

Göreve geldiklerinde, önceki yönetimden “Çin sorununun kapsamı ve doğasına ilişkin teşhisi güncellemiş ancak bu sorunu ele alacak strateji ve araçları yeterince geliştirmemiş bir yaklaşım” devraldıklarını söyleyen Sullivan, Trump yönetimini kastederek, “Bu yaklaşım zaman zaman rekabetçi olmaktan çok çatışmacı olmuş ve etkili bir Çin stratejisinin sürdürülmesi için kritik öneme sahip müttefik ve ortakları çoğu zaman göz ardı etmiştir” dedi.

Biden yönetiminin ÇHC ile ilgili daha önceki (Trump dönemi) yaklaşıma dönmek istemediğini kaydeden Sullivan; bu yaklaşımın “ÇHC’nin yörüngesi hakkında daha iyimser varsayımlara dayandığını ve bazen Amerikan ulusal çıkarlarını gözetmekten ziyade sürtüşmelerden kaçınmaya öncelik verdiğini” söyledi.  Sullivan, Biden yönetiminde geliştirdikleri yaklaşımı ise şöyle tarif etti: “Rekabetçi konumumuzu güçlendirmeyi ve çıkarlarımızı ve değerlerimizi güvence altına almayı amaçlayan kendi yaklaşımımızı geliştirdik: yatırım yap, uyum sağla, rekabet et.”

“Geçtiğimiz üç yıl boyunca bu yaklaşımı hayata geçirdiklerini” söyleyen Sullivan, altyapı, çipler, bilim ve temiz enerji konularında “tarihi yasalarla Amerikan gücünün temeline geniş kapsamlı yatırımlar yaptıklarını” kaydetti.

Bu yaklaşımın sonuç verdiğine inandıklarını belirten Sullivan şöyle devam etti:

“Amerika Birleşik Devletleri’nde yarı iletken ve temiz enerji üretimine yönelik büyük ölçekli yatırımlar 2019’dan bu yana 20 kat arttı.  Yeni imalat projeleri için yapılan inşaat harcamaları şimdiden iki katına çıktı. Ve önümüzdeki on yıla baktığımızda, az önce bahsettiğim tarihi mevzuatta yapılan yatırımlar sayesinde 3,5 trilyon dolarlık yeni kamu ve özel sektör yatırımı yapılacağını tahmin ediyoruz.

Yurtdışında, Hint-Pasifik müttefiklerimiz ve ortaklarımızla bağlarımızı birkaç yıl önce pek mümkün olmayan, hatta düşünülemeyecek şekillerde güçlendirmeye çalıştık. AUKUS’u başlattık. Dörtlüyü yükselttik. Vietnam, Filipinler, Hindistan, Endonezya ve diğerleriyle ilişkilerimizi geliştirdik. Japonya ve Kore Cumhuriyeti ile Başkan Biden’ın Camp David’de ev sahipliği yaptığı tarihi bir zirve ile sonuçlanan tarihi bir üçlü başlattık. ASEAN’ın yanı sıra Pasifik Adaları liderleriyle de zirveler düzenledik.

Bölgesel müttefiklerimiz ve ortaklarımız ise Amerika’nın ekonomik canlılığına güveniyorlar.  Yönetimin başlangıcından bu yana Amerika Birleşik Devletleri’ne yaklaşık 200 milyar dolarlık yatırım yapacaklarını açıkladılar.

Ayrıca Avrupa ve Hint-Pasifik ittifaklarımızı birbirine bağlamak için çalıştık. G7 ortaklarımızla birlikte ekonomilerimizin riskini azaltmak ve stratejik bağımlılıklardan uzaklaşmak yerine çeşitlendirmek için ortak adımlar attık. Müttefiklerimiz ve ortaklarımızla birlikte Tayvan Boğazı’nda barış ve istikrarın korunmasının önemini vurguladık.

Şirketlerimizin geliştirmekte olduğu ileri ve hassas teknolojilerin bir zafiyet kaynağı haline gelmemesi için de çok çalıştık.  Kilit teknolojiler üzerinde dikkatlice uyarlanmış ihracat kısıtlamaları uyguladık; gelişmiş yarı iletken üretim araçlarına odaklandık.

Ayrıca, teknoloji alanında endişe yaratan giden yatırımları düzenlemek ve gelen yatırımların gelişen ulusal güvenlik sorunlarını gerçekten ele aldığından emin olmak için CFIUS’un kritik teknolojilere odaklanmasını güçlendirmek üzere adımlar attık.”

Bu adımların korumacılıkla ilgili olmadığını savunan Sullivan, bu hamlelerin uzun vadede “ulusal güvenliğimiz için kritik öneme sahip” olduğunu belirtti.

Salgın sonrası en güçlü toparlanmayı yaşadıklarını söyleyen Sullivan, ekonomistlerin yıllardır söylediğinin aksine ÇHC’nin bu on yıl içinde ya da bir sonraki on yıl içinde GSYH’de ABD’yi geçeceği tahminlerinin ise artık ‘uzak’ ihtimal olduğunu belirtti.

Sullivan ‘kritik bir nokta’ olduğuna işaret ederek, Amerika’nın şu anda “bir kez daha esneklik ve yeniden keşfetme kapasitesini gösterdiğini” vurguladı.

Sullivan kritik olduğunu düşündüğü noktayı ise şöyle açtı:

“Rekabetçi konumumuzu iyileştirmek için bu adımları atarken, bunu dünyanın en önemli ilişkilerinden birine – belki de dünyanın en önemli ilişkisine – istikrar kazandıracak şekilde yapmayı hedefledik.  Aslında, yurtiçindeki yatırımlarımızın ve yurtdışındaki müttefik ve ortaklarımızla bağlarımızı derinleştirmeye yönelik çalışmalarımızın ÇHC ile daha etkili bir diplomasi için gerekli koşulları yarattığına inanıyoruz… ÇHC ile ilişkilerimizdeki rekabetçi yapısal dinamikler konusunda netiz. Ancak aynı zamanda ABD ve ÇHC’nin ekonomik olarak birbirlerine bağımlı olduklarının ve ulus ötesi sorunları ele alma ve çatışma riskini azaltma konusunda ortak çıkarlara sahip olduklarının da farkındayız.

On yıllar boyunca ÇHC’yi şekillendirmek ya da değiştirmek için gösterilen açık ya da zımni çabaların başarılı olmadığının farkındayız. ÇHC’nin öngörülebilir gelecekte de dünya sahnesinde önemli bir oyuncu olmasını bekliyoruz.  Bu da rekabet ederken bile birbirimizle yan yana yaşamanın yollarını bulmamız gerektiği anlamına geliyor.

ÇHC ile rekabet çatışmaya, karşı karşıya gelmeye ya da yeni bir Soğuk Savaş’a yol açmak zorunda değildir. Amerika Birleşik Devletleri bir yandan rekabeti sorumlu bir şekilde yönetirken diğer yandan da kendi çıkarlarını ve değerlerini, müttefiklerinin ve ortaklarının çıkarlarını ve değerlerini ilerletmek için adımlar atabilir. Bunların her ikisini de yapabilmek yaklaşımımızın merkezinde yer almaktadır.”

Sullivan, soyut bir slogan gibi görünen “rekabeti yönetmek” kavramının eyleme nasıl dönüştüğünü anlamanın en iyi yolunun ise 2023’e yakından bakmaktan geçtiğini söyledi. Geçen sene iki ülke arasındaki yoğun diplomasi trafiğini özetleyen Sullivan, o dönemde çokça eleştirildiklerini, ancak “bu yoğun diplomasinin, ilişkileri düzeltmekten ziyade zorlu meseleleri yönetmekle ilgili” olduğunu ifade etti.

“Yönetilen meseleleri” ise şöyle sıraladı:

“ÇHC’nin Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşına verdiği destek ve Boğazlar arası meseleler de dahil olmak üzere farklılıklarımız konusunda doğrudan davrandık.

Dışarıya giden yatırımlara getirilen kısıtlamalar ve ihracat kontrollerimizdeki güncellemeler gibi ulusal güvenlik odaklı tedbirlerden geri adım atmadık.  Bunun yerine bu toplantıları, bu tedbirlerin ne olduğunu ama en az bunun kadar önemli olarak ne olmadığını, yani ÇHC’nin refahını ve kalkınmasını baltalamaya yönelik bir girişim olmadığını açıklamak için fırsat olarak kullandık.  Bu tedbirler böyle değildi ve bu oturumlarda muhataplarımıza bunu açıkça anlattık.

Bu toplantıları aynı zamanda çıkarlarımızın örtüştüğü konularda koordinasyon sağlamak için de kullandık.”

Sullivan, çıkarların örtüştüğü noktalara da değindi: Narkotikle mücadele, askeri kanalların yeniden açılması, yapay zekanın risklerini yönetmek, iklim krizi.

İki büyük güç arasındaki stratejik rekabete özgü sürtüşmeleri yönetmek için “detaylı ve inatçı” bir diplomasi gerektiğini vurgulayan Sullivan, “Bu çabanın önündeki bazı riskler öngörülemeyebilir, sürpriz olabilir. Güney ve Doğu Çin Denizi’ndeki sürtüşmeler, ekonomik ve teknolojik hamleler ve karşı hamleler gibi diğer riskler ise daha kolay fark edilebilir” dedi.

En önemli riskin ise Tayvan Boğazı’ndaki bir kriz olabileceğini bu yüzden bu konuda yoğun diplomasinin yanı sıra caydırıcılığı da yoğunlaştırmak gerektiğini söyledi.

Sullivan, Çin’e yönelik 2024 stratejilerini ise şöyle anlattı:

“Son üç yıldır olduğu gibi önümüzdeki yıl da insan hakları ihlalleri, zorla çalıştırma ve nükleer silahların yayılmasını önleme konularında harekete geçmeye devam edeceğiz.  ÇHC’nin Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşına verdiği destek ve Rusya’nın savunma sanayi üssünü yeniden oluşturmasına yardımcı olma çabaları konusunda dikkatli olacağız ve karşılık vermek için gerekli tedbirleri alacağız.

KDHC’nin Güney ve Doğu Çin Denizlerinde ve Tayvan Boğazında provokasyonları devam ederse, dünyanın en önemli su yollarında barış ve istikrara yönelik riskleri geri püskürtmek ve dile getirmek için müttefiklerimiz ve ortaklarımızla yakın bir şekilde çalışacağız.  Uluslararası hukukun izin verdiği her yerde uçarak, yelken açarak ve faaliyet göstererek bölgede seyrüsefer özgürlüğünü desteklemeye devam edeceğiz.  Ve ulusal güvenliğimizi korumak üzere tasarlanmış özel ulusal güvenlik tedbirlerini uygulamaya devam edeceğiz.

Bunu yaparken bile, her iki tarafın da farklılık alanlarını yönetmesine ve çıkarlarımızın örtüştüğü alanlarda işbirliğinin önünü açmasına yardımcı olan ÇHC ile yoğun etkileşim hızını sürdürmeyi hedefleyeceğiz.

İkili ilişkilerde daha önceki dönemlerden kalma ve artık modası geçmiş yapı ve mekanizmaları yeniden yaratmayı planlamıyoruz.  Ve kesinlikle sırf diyalog olsun diye diyalogla ilgilenmiyoruz.  Ancak, çıkarlarımızı ilerletmek ve sonuçlara ulaşmak için ayrı, dikkatle seçilmiş alanlarda belirli sayıda çalışma düzeyinde istişareler başlatmanın ve yönlendirmenin değerli olduğunu düşünüyoruz.  Bugün narkotikle mücadele konusunda kullandığımız yaklaşım budur.

Önümüzdeki dönemde, çatışma riskini azaltmak amacıyla kriz iletişim mekanizmalarını derinleştirmek için ÇHC ile birlikte çalışabileceğimizi umuyoruz.  İklim, sağlık güvenliği, küresel makroekonomik istikrar ve yapay zekanın yarattığı riskler gibi yeni zorluklar konusunda koordinasyon sağlamaya hazırız.  Ayrıca Kızıldeniz’den Kore Yarımadası’na kadar zorlu bölgesel ve küresel meseleler hakkında Pekin ile konuşacağız.  Ayrıca insanlar arası ilişkiler de dâhil olmak üzere bir dizi ikili meselede ilerleme kaydetmek için çalışacağız.”

Sullivan, anlattığı bu yaklaşımın yeni olmadığını, aksine köklerinin “onlarca yıllık tarihe, diplomasiye ve zor kazanılmış deneyimlere” dayandığını söyleyerek, yaklaşan seçimlere rağmen bu yaklaşıma bağlı kalacakları mesajını verdi:

“Bu stratejiye bağlı kalmaya niyetliyiz.  Çıkarlarımızı korumak ve müttefiklerimizi savunmak için yapmamız gerekenleri yaparken aynı zamanda Çin ile rekabeti sadece ABD’nin değil küresel istikrarın da yararına olacak şekilde etkin bir şekilde yönetmek niyetindeyiz.  Bu bizim taahhüdümüzdür.  Biz de bunu yapmaya çalıştık.”

Amerika

Trump’ın Adalet Bakanlığı ara seçim teamüllerini yıkarak sahaya indi

Yayınlanma

ABD Adalet Bakanlığı, sandık sonuçları kesinleşmeden seçim süreçlerine müdahale etmeme kuralını çiğneyerek iki eyalette yargı yoluna başvurdu. Eyaletlerin yetkisine giren süreçlerde 20 bin oyun ayrılmasını ve Senato seçim tescilinin durdurulmasını isteyen kurumun davaları federal mahkemelerce reddedildi.

ABD Başkanı Donald Trump yönetimine bağlı Adalet Bakanlığı, kolluk yetkilerinin siyasi partilere veya adaylara fayda sağlamak için kullanıldığı algısını engellemeyi amaçlayan onlarca yıllık teamülü bir kenara bırakarak salı günü düzenlenecek ara seçimlere doğrudan müdahale etme eğilimi gösterdi.

Reuters’ın haberine göre Bakanlık, Kaliforniya’da oy kullanma hakkı bulunmayan ve muhtemelen ABD vatandaşı olmayan yaklaşık 20 bin seçmenin posta yoluyla gönderdiği oy pusulalarının ayrılmasını ve sayıma dahil edilmemesini istedi.

Yetkililer konuya ilişkin bir ceza soruşturması kapsamında eyaletten kayıt talebinde de bulundu.

Kaliforniya yönetimi ise vatandaş olmayan kişilerin oy kullanmasını önlemeye yönelik önlemleri zaten aldığını açıkladı ve Adalet Bakanlığının oy kullanımını engelleme yetkisi taşımadığını savundu.

Bakanlık, Alaska’da ise Cumhuriyetçi Senatör Dan Sullivan ile aynı adı taşıyan bir Senato adayının seçmenlerin kafasını karıştırmak amacıyla yarışa katılıp katılmadığına ilişkin bir ceza soruşturmasını derinleştirdi.

Cumhuriyetçi Sullivan’ın seçimi az farkla kaybetmesi durumunda sonuçların onaylanmasının engellenmesini talep eden bakanlığın bu davası, pazar günü bir federal yargıç tarafından reddedildi.

Mahkemeler bakanlığın iki eyalete karşı açtığı davaları geri çevirse de girişimler, kurumun oylar sayılmadan ve resmi sonuçlar onaylanmadan seçim ihtilaflarına müdahale etme niyetini ortaya koydu.

Adalet Bakanlığı, Alaska kararını temyize taşıdı.

Eleştirmenler, Kongre’nin kontrolünü ve onlarca eyalet valisinin kim olacağını belirleyecek ara seçimlerde bakanlığın, Trump’ın seçimlere şüphe düşürme çabalarını hızlandırabileceği uyarısını yapıyor.

Daha önce Adalet Bakanlığının sivil hak tehditlerine karşı seçim müdahale birimini yöneten ve ardından Hukukun Üstünlüğü Projesi’ni (Rule of Law Project) kuran Mark Blumberg, “Görünen o ki yönetim, bakanlığın daha önce yasaklanan türde bir etki yaratmasını istiyor.” dedi.

ABD Adalet Bakanı Todd Blanche, kurumun attığı adımların hukuka uygun olduğunu ve oy güvenliğini korumayı hedeflediğini belirtti.

Bakanlık Sözcüsü Kiersten Pels, yaptığı açıklamada, “Bakanlık herhangi bir seçim kampanyasına yardım etmiyor; yasaları uyguluyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Seçim usulsüzlüğü iddiaları ve hukuki sınırlar

ABD Anayasası seçimlerin yönetim ve idaresini eyaletlere bırakırken Cumhuriyetçi Trump, Demokratların yönettiği eyaletlerin federal yasalara göre yasak olan vatandaş olmayanların oy kullanımını engellemekte yetersiz kaldığını ileri sürüyor.

Trump 2020 başkanlık seçimini yaygın usulsüzlükler nedeniyle kaybettiğine dair temelsiz iddialarını sürdürse de bağımsız araştırmalar ve eyalet denetimleri seçimlerde sahtekarlığın son derece nadir yaşandığını kanıtlıyor.

İlk döneminde Trump’a yakın dış gruplar 2020 yenilgisini tersine çevirmek için 60’tan fazla dava açmış, bu davaların tamamı başarısızlıkla sonuçlanırken dönemin Adalet Bakanlığı yetkilileri kurumu bu çabalara dahil etme baskısına direnmişti.

Demokratları sıklıkla mahkemelerde temsil eden Elias Law Group bünyesindeki oy hakları avukatı Lis Frost, “Uç sağcı dış grupların bu yıl aynı adımları atmasına gerek kalmayacak, çünkü Adalet Bakanlığı bunu yapmaya hazır ve istekli bir şekilde duruyor.” dedi.

Tarihsel olarak bakanlığın seçimlere yönelik müdahaleleri, ırksal azınlıkların veya kırılgan kesimlerin engelsiz bir şekilde oy kullanabilmesini güvenceye alan federal yasaları uygulamaya odaklanıyordu.

Alaska’daki aday karmaşası yargıya taşındı

The New York Times’ın Demokrat aday Mary Peltola’nın seçim ekibinin, görevdeki Dan Sullivan’ın karşısına çıkması için emekli öğretmen Daniel J. Sullivan’ı ikna etme sürecinde rol oynadığını haberleştirmesinin ardından Alaska yoğun bir hukuki çekişme alanına dönüştü.

Trump’ın bizzat açılması talimatını verdiğini söylediği Adalet Bakanlığı davası, iki aday arasındaki oy farkının seçmen karmaşasından etkilendiğine işaret etmesi durumunda mahkemeden seçim tescilini durdurmasını ve soruşturma emri vermesini talep etti.

Anchorage’daki ABD Bölge Yargıcı Sharon Gleason, pazar günü davayı reddederken Alaska’nın oy pusulalarının gizliliğini koruyarak böyle bir soruşturma yürütemeyeceğine hükmetti.

Hukuk uzmanları da Adalet Bakanlığının bu davayı açma yetkisinin bulunmadığını ve Cumhuriyetçi adayı koruyor gibi görünme riski taşıdığını belirtmişti.

Cumhuriyetçi Başkan George W. Bush döneminde Adalet Bakan Vekili olarak görev yapan Peter Keisler, “Bakanlığın kolluk kararlarına güven duyulması için, insanların kurumun siyasi partizan ihtilaflarda taraf tutmadığını anlaması gerekir.” dedi.

Keisler, “Bu davanın yalnızca taraf tutuyor gibi bir görüntüsü yok; apaçık biçimde taraf tuttuğu gerçeği ortada.” ifadelerini kullandı.

Bakan Blanche, davanın seçmenleri yanılttığını reddeden Daniel J. Sullivan’ın usulsüzlüğünü durdurmayı hedeflediğini kaydetti.

Peltola’nın seçim ekibi ise Sullivan soyadlı adayların yürüttüğü kampanyaların hiçbiriyle bir ilgileri bulunmadığını açıkladı.

Davalara yöneltilen eleştirilerin sorulması üzerine bir Adalet Bakanlığı yetkilisi perşembe günkü basın toplantısında, “Federal yasaları uygulamak amacıyla dava açıyoruz.” ifadelerine yer verdi.

Bakanlık içindeki denetim mekanizması değişti

Seçim soruşturmalarına dahil olmanın belirsizlik yaratabilmesi veya siyasi partilerce kullanılabilmesi nedeniyle Adalet Bakanlığı geleneksel olarak bu süreçlerde son derece temkinli hareket ediyordu.

Eski bakanlık yetkililerinin aktardığına göre, seçim hukuku uzmanı kariyer bürokratlarının çalıştığı Kamu Dürüstlüğü Birimi, ajanlara ve savcılara müdahale etmeden önce sonuçların resmen onaylanmasını bekleme tavsiyesinde bulunuyordu.

Trump yönetimi bu birimin kadrosunu önemli ölçüde daralttı ve federal savcıların seçim yolsuzluğu soruşturmalarında bu birime danışma zorunluluğunu askıya aldı.

Bakanlık yetkilileri, federal savcılık ofislerinin suçlama yöneltilip yöneltilmeyeceğine karar vermek için daha uygun bir konumda olduğunu savunuyor.

Konuşmalara aşina üç kişinin aktardığına göre savcılara ve ajanlara, uzlaşma sağlanamayan dosyalarda nihai kararın Trump’ın siyasi atamaları tarafından verileceği bildirildi.

Ajanlar ve savcılar arasındaki anlaşmazlıklara Adalet Bakan Yardımcılığı Ofisi arabuluculuk yapacak.

Eski Adalet Bakanlığı yetkilileri, bu makamın seçim soruşturmalarında nadiren böyle doğrudan bir rol üstlendiğine dikkat çekiyor.

Sözcü Pels ise “Sahada çözülemeyen uyuşmazlıkları karara bağlamak, zaten tam olarak bu ofisin üstlendiği görev tanımıdır.” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Vance 2028 kararsızlığı sürerken Cumhuriyetçi tabanda yer ediniyor

Yayınlanma

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, 2028 yılındaki başkanlık yarışına girme kararı alması halinde partisinin en güçlü adayları arasında gösteriliyor. Kongre ara seçimleri öncesinde eyaletleri dolaşarak Cumhuriyetçi Parti adına bağış toplayan Vance, adaylık konusunda henüz kesin bir adım atmadı. Washington Post, Donald Trump’ın özel görüşmelerinde Vance’i olası halefi olarak gördüğünü öne sürdü.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, 2028 başkanlık yarışına katılma kararı alması halinde Beyaz Saray koltuğu için en güçlü adaylardan biri olabilir.

The Washington Post (WP) gazetesinin yayımladığı analizde, Vance’in son dönemde ülke genelindeki temaslarını ve kamuoyu önündeki görünürlüğünü belirgin biçimde artırdığına dikkat çekildi.

Kongre ara seçimleri öncesinde parti içi çalışmalarına hız veren Vance, eylül ayından bu yana ara seçimlerde yarışacak Cumhuriyetçi adaylara destek amacıyla 17 etkinlik düzenledi.

Geleneksel olarak Cumhuriyetçilerin güçlü olduğu eyaletlerde mitingler yapan Vance, Cumhuriyetçi Ulusal Komite adına yürütülen bağış toplama faaliyetlerinde de yer aldı.

Gazete, bu ziyaretlerin Vance’e parti tabanıyla bağlarını pekiştirme ve Washington dışındaki tanınırlığını artırma fırsatı sağladığını aktardı.

Öte yandan Vance, 2028 başkanlık seçimlerinde aday olup olmayacağı konusunda kesin bir karar vermiş değil.

Atlanta kentindeki bir etkinlikte katılımcıların ülkenin 48’inci başkanına atıfla “48” tezahüratı yapması üzerine Vance, “Önce 2026’daki işlerimizi halledelim” yanıtını verdi.

Vance, mitinglerini kişisel deneyimlerini ve siyasi yaklaşımlarını aktarmak için de kullanıyor.

Konuşmalarında daha önce kitabında da bahsettiği Katolik inancına değinen Vance’in Nebraska’daki bir mitingi, alandaki bir kadının tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyması nedeniyle kesildi. Vance, bu esnada alandakilere birlikte “Göklerdeki Pederimiz” duasını okumayı teklif etti.

WP, ağustos ayında iki kaynağa dayandırdığı haberinde, Donald Trump’ın özel bir görüşmede 2028 seçimlerini Vance’in kazanmasını istediğini aktarmıştı.

Habere göre Trump söz konusu görüşmede, “Günün sonunda JD’yi seçmemiz gerekiyor” ifadesini kullandı.

Gazete, bu sözlerin Trump’ın Vance’e açık destek vermeye hazır olduğuna işaret ettiğini yazdı.

Fakat bu, son bir yıldır kamuoyu önünde Vance ile ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasında kendi desteğini kazanmaları için rekabet ortamı oluşturan Trump’ın tutumuyla çelişiyor.

Trump’ın ifadelerinden haberdar olan bir danışmanı, ABD liderinin özel görüşmelerinde Vance’i Cumhuriyetçi Parti’nin halefi olarak belirlediğini söyledi.

Ancak aynı danışman, Vance’in adaylığını ne zaman ilan edeceğini veya Trump’ın kendisine ne zaman açıkça destek sunacağını kestirmek için “henüz çok erken” olduğunu kaydetti.

Buna karşılık Trump’ın altı danışmanı ve müttefiki, ABD Başkanı’nın farklı kişilere farklı görüşler dile getirdiğini ve fikrini değiştirme ihtimalinin her zaman sürdüğünü ifade etti.

MS NOW da temmuz ayı sonunda üst düzey Beyaz Saray yetkililerine dayandırdığı haberinde, Trump’ın 2028 adayı konusunda netleştiğini ve Vance’i açıkça desteklemeye başladığını öne sürmüştü.

Söz konusu yetkililer, Vance’in anı kitabının tanıtım turnesini bir dönüm noktası olarak nitelendirirken Trump’ın, Başkan Yardımcısı’nın liberal gazetecilere mülakat verme kabiliyetini takdir ettiğini aktarmıştı.

Hem Vance hem de Rubio şu ana kadar başkanlık yarışına katılma niyetlerini resmen duyurmadı.

Rubio 2016 yılındaki başkanlık yarışına katılmış, ancak ön seçimlerde Trump’a kaybettikten sonra adaylıktan çekilmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

Yarınki seçimlerden sonra kendi partisi Trump’a cephe alabilir

Yayınlanma

ABD’de yarın (3 Kasım) yapılacak ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin yenilgiyle ayrılması durumunda, kendi partisinin Trump’a karşı cephe alabileceği konuşuluyor.

ABD Başkanı Donald Trump, ara seçim mitinglerini Kansas’ta düzenlediği son toplantıyla sonlandırdı ve kalabalığa “çok fazla” seçim mitingi düzenlediğini söyledi.

Trump burada yaptığı konuşmada, “Bu gece sonlandırıyorum, hepsi bu kadar. Roger’ın [Marshall] seçilmesini sağlamak için buraya gelmek zorundaydım,” dedi.

Senatör Roger Marshall , kamuoyu yoklamalarında Demokrat Adam Hamilton’ın gerisinde kalıyor.

Trump, “Bu lanet şeyi kapatıyorum, buradan gidiyorum. Biraz uyumam lazım. Sakıncası yoksa, bu tür etkinlikleri biraz fazla yapıyorum,” diye ekledi.

Başkan, seçimlerin son düzlüğünde ülkeyi baştan başa dolaşıyor ve Cumhuriyetçiler, onun MAGA tabanı arasında oy kullanma oranına çok ihtiyaç duyulan bir ivme kazandıracağını umuyor.

Trump, iki gün önce Kansas’ta bir duraklama yapmasının istendiğini söyledi. Başlangıçta cumartesi günü için planlanan Kansas mitingini iptal eden Trump, Iowa’daki mitingin ardından bunu pazar günkü programına yeniden ekledi.

Başkanın pazartesi günü (2 Kasım) de yoğun bir programı var: Programında dokuz adet tele-miting ve Reflecting Pool’da bir konuşma yer alıyor.

NBC’nin son anket sonuçlarına göre Trump’ın onay oranı yüzde 38’e kadar gerilerken, Kongre’de Demokratların kontrolü ele geçirme ihtimali yüzde 52.

Kansas, Teksas ve Michigan gibi eyaletlerde Senato yarışında Demokrat adaylar önde görünüyor. Sırasıyla Adam Hamilton yüzde 48,7; James Talarico yüzde 52,1; Abdul El-Sayed yüzde 51 ile rakiplerini geride bırakıyor.

Mississippi, Güney Carolina ve Minnesota gibi eyaletlerde ise yarış birbirine yakın gidiyor.

Michigan’da Demokrat Senatör Haley Stevens, El-Sayed’e karşı Cumhuriyetçi Mike Rogers’a son dakikada destek açıkladı.

Pazar günü aldığı bu şok edici karar, diğer Demokratlara Demokrat aday Abdul El-Sayed’i desteklemeye devam edeceğini söylemesinden sadece birkaç saat sonra geldi.

Stevens’ın kararı hem Michigan’daki hem de ülke genelindeki Demokrat çevrelerde şok dalgası yarattı.

Pazar gecesi CNN’den Anderson Cooper’a verdiği mülakatta şunları söyledi:

“Abdul giderek daha da öfkeleniyordu; ben sadece yardım etmeye çalışıyordum ve ona destek vermiştim. O reklam çok acı vericiydi; Demokrat adayımıza oy vermek isteyen pek çok Demokrat var ve onlara sadece ‘Hey, bu partiye ait değilsiniz ya da bu kampanyaya ait değilsiniz’ deniyor. Bu sabah zihnim açık, dinç ve kalbimden geçenlere odaklanmış bir şekilde uyandım, hepsi bu,” dedi.

Stevens, pazar günü erken saatlerde POLITICO’ya verdiği demeçte, destek konusunda Rogers ile ancak pazar sabahı iletişime geçtiğini söyledi.

Öte yandan Senato Demokrat adayı Abdul El-Sayed’in seçim kampanyası ekibi, Michigan Senato yarışının son karmaşık günlerinde eski ön seçim rakibi Temsilci Haley Stevens’ın Cumhuriyetçi Mike Rogers’ı desteklemesinin ardından, dört saat içinde 1,2 milyon dolar bağış topladığını ve bu rakamın hâlâ artmakta olduğunu açıkladı.

Bu, El-Sayed’in Ağustos ayında adaylığı kazandığından bu yana bağış toplama açısından ikinci en iyi günü oldu.

Bu durum, Stevens’ın El-Sayed’e verdiği desteği geri çekip Rogers’ı destekleme yönündeki şok edici kararının ardından Demokrat bağışçıların yaşadığı hayal kırıklığının bir göstergesi.

Ne var ki seçime sadece iki gün kala, El-Sayed’in seçim kampanyasının bu beklenmedik gelirden yararlanma imkânları sınırlı.

Bu, El-Sayed’in bağışlarda yaşadığı ilk büyük artış değil: Ağustos ayında Stevens’ı geride bırakarak adaylığı garantiledikten sonraki 48 saat içinde 2,3 milyon dolar toplamıştı.

POLITICO’da yer alan bir başka habere göre ise, Cumhuriyetçiler ara seçimlerdeki olası bir mağlubiyetten Trump’ı sorumlu tutmaya hazırlanıyor.

Gümrük vergileriyle ilgili adımlarından, popüler olmayan İran savaşından ve kitlesel sınır dışı etme politikasından hızla uzaklaşmaya çalışsalar da, çok azı onu alenen eleştirmeye istekli oldu ki bu da Trump’ın Cumhuriyetçi Parti üzerindeki etkisinin hâlâ ne kadar güçlü olduğunun açık bir göstergesi.

Fakat yaklaşık bir düzine aday, seçim kampanyası yetkilisi ve milletvekiliyle yapılan röportajlar, bu seçim döngüsü boyunca kendilerini tam olarak kimin zor durumda bıraktığının son derece farkında olduklarını ortaya koyuyor.

Bir Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçi üyesi şunları söyledi:

“Bu yılın başlarında, tarihin akışını gerçekten tersine çevirebileceğimizi hissettiğimiz bir an vardı. Sonra Trump İran’ı bombaladı. Ve olaylar arka arkaya geldi.”

Cumhuriyetçiler, pek çok kritik çekişme bölgesinde anketlerde başa baş gidiyor ya da geride kalıyor ve bir zamanlar kendileri için güvenli sayılan bazı koltukları kaybetmeyi bekliyorlar.

Ayrıca Trump’ın son mesajları (örneğin erkek adayların fiziksel görünümlerine ilişkin tekrarlanan yorumlar da dahil olmak üzere) zaten gergin olan partiyi daha da sinirlendirdi.

Güney Carolina Senato yarışı ve diğer kampanyalarda çalışan Cumhuriyetçi stratejist T.W. Arrighi, The Conversation with Dasha Burns programında verdiği röportajda alaycı bir tonda, “Bence Jon Husted’ın kıçıyla Nicki Minaj’ın kıçı harika bir kapanış mesajı. Trump’ta iyi ile kötüyü bir arada kabul etmelisiniz, tabii her gün kendinizi delirtmek istemiyorsanız,” dedi.

Özel sohbetlerde bazı Cumhuriyetçiler daha da sert ifadeler kullanıyor. Cumhuriyetçi bir Temsilciler Meclisi üyesi, “En azından Barack Obama başkan iken, sadece düşmanlarını mahvederdi, dostlarını asla,” dedi.

Beyaz Saray, İran’la savaşa müdahalesini, gümrük vergisi düzenini ve göçmenlik yasalarının uygulanmasına yönelik yaklaşımını savundu.

Beyaz Saray sözcüsü Davis Ingle yaptığı açıklamada, Trump’ın “Cumhuriyetçi Parti için tartışmasız lider, en iyi elçi ve eşsiz bir motivasyon kaynağı olduğunu ve Kongre’deki Cumhuriyetçi çoğunluğu korumaya kararlı olduğunu” belirtti.

Açıkça konuşabilmek için isminin açıklanmamasını isteyen bir Beyaz Saray yetkilisi, suçlama oyununu “aptalca bir macera” olarak nitelendirdi ve Trump’ın “açıkça elinden gelen her şeyi yaptığını” söyledi.

Salı günü Cumhuriyetçi Parti için işler tamamen ters giderse, Trump’ın başkanlığının “topal ördek” dönemine yaklaşmasıyla birlikte, ona suç atfeden alçakgönüllü eleştiriler alenen bir linç kampanyasına dönüşebilir.

Cumhuriyetçiler ise 2028 seçimlerinde seçmenleri nasıl geri kazanacaklarına odaklanıp, partinin geleceğindeki yerlerini kapmak için birbirleriyle rekabet etmeye başlayabilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English