Amerika
ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan, Biden yönetiminin Çin stratejisini anlattı: Yeni bir Soğuk Savaş şart değil

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Dış İlişkiler Konseyi’nde (CFR) Washington’ın Çin stratejisine dair açıklamalar yaptı. Sullivan, CFR’de 30 Ocak’ta yaptığı konuşmada, “Çin ile rekabetin çatışmaya, hasımlığa ya da yeni bir Soğuk Savaş’a yol açması gerekmiyor” dedi.
Konuşmasının temasını “son üç yılda stratejimizi nasıl uygulamaya çalıştığımızı ve 2024’te burada neler bekleyebileceğimizi perde arkasından sizlerle paylaşmak” şeklinde özetleyen Sullivan, Biden hükümetine girdikten sonra yaptıkları tespitleri sıraladı:
“Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) hem uluslararası düzeni yeniden şekillendirme niyetine hem de bunu yapabilecek ekonomik, diplomatik, askeri ve teknolojik güce sahip tek devlet olduğunu tespit ettik. ÇHC’nin yüksek teknolojide ABD’yi ‘yakalamaya ve geçmeye’ çalıştığını; tarihteki en büyük barış zamanı askeri yığınağını gerçekleştirdiğini; Güney ve Doğu Çin Denizleri ile Tayvan Boğazı da dahil olmak üzere içeride daha baskıcı, dışarıda ise daha iddialı olduğunu gördük. ÇHC’nin dünyaya olan bağımlılığını azaltırken dünyayı Çin’e daha bağımlı hale getirmek için çalıştığını gördük. Ve uluslararası sistemi kendi sistemine ve tercihlerine uygun hale getirmek için adımlar attığını gördük.”
“Ayrıca dikkatimizi çeken bir şey daha vardı ki o da ÇHC’nin Amerika Birleşik Devletleri’nin nihai bir gerileme içinde olduğuna inandığı idi: (onlara göre) endüstriyel tabanımızın içi boşaltılmıştı, müttefiklerimize ve ortaklarımıza olan bağlılığımız zayıflamıştı, Amerika Birleşik Devletleri yüzyılda bir görülen bir pandemiyi yönetmekte zorlanıyordu ve Pekin’deki pek çok kişi açıkça ‘Doğu’nun yükseldiğini ve Batı’nın düştüğünü’ ilan ediyordu.”
Göreve geldiklerinde, önceki yönetimden “Çin sorununun kapsamı ve doğasına ilişkin teşhisi güncellemiş ancak bu sorunu ele alacak strateji ve araçları yeterince geliştirmemiş bir yaklaşım” devraldıklarını söyleyen Sullivan, Trump yönetimini kastederek, “Bu yaklaşım zaman zaman rekabetçi olmaktan çok çatışmacı olmuş ve etkili bir Çin stratejisinin sürdürülmesi için kritik öneme sahip müttefik ve ortakları çoğu zaman göz ardı etmiştir” dedi.
Biden yönetiminin ÇHC ile ilgili daha önceki (Trump dönemi) yaklaşıma dönmek istemediğini kaydeden Sullivan; bu yaklaşımın “ÇHC’nin yörüngesi hakkında daha iyimser varsayımlara dayandığını ve bazen Amerikan ulusal çıkarlarını gözetmekten ziyade sürtüşmelerden kaçınmaya öncelik verdiğini” söyledi. Sullivan, Biden yönetiminde geliştirdikleri yaklaşımı ise şöyle tarif etti: “Rekabetçi konumumuzu güçlendirmeyi ve çıkarlarımızı ve değerlerimizi güvence altına almayı amaçlayan kendi yaklaşımımızı geliştirdik: yatırım yap, uyum sağla, rekabet et.”
“Geçtiğimiz üç yıl boyunca bu yaklaşımı hayata geçirdiklerini” söyleyen Sullivan, altyapı, çipler, bilim ve temiz enerji konularında “tarihi yasalarla Amerikan gücünün temeline geniş kapsamlı yatırımlar yaptıklarını” kaydetti.
Bu yaklaşımın sonuç verdiğine inandıklarını belirten Sullivan şöyle devam etti:
“Amerika Birleşik Devletleri’nde yarı iletken ve temiz enerji üretimine yönelik büyük ölçekli yatırımlar 2019’dan bu yana 20 kat arttı. Yeni imalat projeleri için yapılan inşaat harcamaları şimdiden iki katına çıktı. Ve önümüzdeki on yıla baktığımızda, az önce bahsettiğim tarihi mevzuatta yapılan yatırımlar sayesinde 3,5 trilyon dolarlık yeni kamu ve özel sektör yatırımı yapılacağını tahmin ediyoruz.
Yurtdışında, Hint-Pasifik müttefiklerimiz ve ortaklarımızla bağlarımızı birkaç yıl önce pek mümkün olmayan, hatta düşünülemeyecek şekillerde güçlendirmeye çalıştık. AUKUS’u başlattık. Dörtlüyü yükselttik. Vietnam, Filipinler, Hindistan, Endonezya ve diğerleriyle ilişkilerimizi geliştirdik. Japonya ve Kore Cumhuriyeti ile Başkan Biden’ın Camp David’de ev sahipliği yaptığı tarihi bir zirve ile sonuçlanan tarihi bir üçlü başlattık. ASEAN’ın yanı sıra Pasifik Adaları liderleriyle de zirveler düzenledik.
Bölgesel müttefiklerimiz ve ortaklarımız ise Amerika’nın ekonomik canlılığına güveniyorlar. Yönetimin başlangıcından bu yana Amerika Birleşik Devletleri’ne yaklaşık 200 milyar dolarlık yatırım yapacaklarını açıkladılar.
Ayrıca Avrupa ve Hint-Pasifik ittifaklarımızı birbirine bağlamak için çalıştık. G7 ortaklarımızla birlikte ekonomilerimizin riskini azaltmak ve stratejik bağımlılıklardan uzaklaşmak yerine çeşitlendirmek için ortak adımlar attık. Müttefiklerimiz ve ortaklarımızla birlikte Tayvan Boğazı’nda barış ve istikrarın korunmasının önemini vurguladık.
Şirketlerimizin geliştirmekte olduğu ileri ve hassas teknolojilerin bir zafiyet kaynağı haline gelmemesi için de çok çalıştık. Kilit teknolojiler üzerinde dikkatlice uyarlanmış ihracat kısıtlamaları uyguladık; gelişmiş yarı iletken üretim araçlarına odaklandık.
Ayrıca, teknoloji alanında endişe yaratan giden yatırımları düzenlemek ve gelen yatırımların gelişen ulusal güvenlik sorunlarını gerçekten ele aldığından emin olmak için CFIUS’un kritik teknolojilere odaklanmasını güçlendirmek üzere adımlar attık.”
Bu adımların korumacılıkla ilgili olmadığını savunan Sullivan, bu hamlelerin uzun vadede “ulusal güvenliğimiz için kritik öneme sahip” olduğunu belirtti.
Salgın sonrası en güçlü toparlanmayı yaşadıklarını söyleyen Sullivan, ekonomistlerin yıllardır söylediğinin aksine ÇHC’nin bu on yıl içinde ya da bir sonraki on yıl içinde GSYH’de ABD’yi geçeceği tahminlerinin ise artık ‘uzak’ ihtimal olduğunu belirtti.
Sullivan ‘kritik bir nokta’ olduğuna işaret ederek, Amerika’nın şu anda “bir kez daha esneklik ve yeniden keşfetme kapasitesini gösterdiğini” vurguladı.
Sullivan kritik olduğunu düşündüğü noktayı ise şöyle açtı:
“Rekabetçi konumumuzu iyileştirmek için bu adımları atarken, bunu dünyanın en önemli ilişkilerinden birine – belki de dünyanın en önemli ilişkisine – istikrar kazandıracak şekilde yapmayı hedefledik. Aslında, yurtiçindeki yatırımlarımızın ve yurtdışındaki müttefik ve ortaklarımızla bağlarımızı derinleştirmeye yönelik çalışmalarımızın ÇHC ile daha etkili bir diplomasi için gerekli koşulları yarattığına inanıyoruz… ÇHC ile ilişkilerimizdeki rekabetçi yapısal dinamikler konusunda netiz. Ancak aynı zamanda ABD ve ÇHC’nin ekonomik olarak birbirlerine bağımlı olduklarının ve ulus ötesi sorunları ele alma ve çatışma riskini azaltma konusunda ortak çıkarlara sahip olduklarının da farkındayız.
On yıllar boyunca ÇHC’yi şekillendirmek ya da değiştirmek için gösterilen açık ya da zımni çabaların başarılı olmadığının farkındayız. ÇHC’nin öngörülebilir gelecekte de dünya sahnesinde önemli bir oyuncu olmasını bekliyoruz. Bu da rekabet ederken bile birbirimizle yan yana yaşamanın yollarını bulmamız gerektiği anlamına geliyor.
ÇHC ile rekabet çatışmaya, karşı karşıya gelmeye ya da yeni bir Soğuk Savaş’a yol açmak zorunda değildir. Amerika Birleşik Devletleri bir yandan rekabeti sorumlu bir şekilde yönetirken diğer yandan da kendi çıkarlarını ve değerlerini, müttefiklerinin ve ortaklarının çıkarlarını ve değerlerini ilerletmek için adımlar atabilir. Bunların her ikisini de yapabilmek yaklaşımımızın merkezinde yer almaktadır.”
Sullivan, soyut bir slogan gibi görünen “rekabeti yönetmek” kavramının eyleme nasıl dönüştüğünü anlamanın en iyi yolunun ise 2023’e yakından bakmaktan geçtiğini söyledi. Geçen sene iki ülke arasındaki yoğun diplomasi trafiğini özetleyen Sullivan, o dönemde çokça eleştirildiklerini, ancak “bu yoğun diplomasinin, ilişkileri düzeltmekten ziyade zorlu meseleleri yönetmekle ilgili” olduğunu ifade etti.
“Yönetilen meseleleri” ise şöyle sıraladı:
“ÇHC’nin Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşına verdiği destek ve Boğazlar arası meseleler de dahil olmak üzere farklılıklarımız konusunda doğrudan davrandık.
Dışarıya giden yatırımlara getirilen kısıtlamalar ve ihracat kontrollerimizdeki güncellemeler gibi ulusal güvenlik odaklı tedbirlerden geri adım atmadık. Bunun yerine bu toplantıları, bu tedbirlerin ne olduğunu ama en az bunun kadar önemli olarak ne olmadığını, yani ÇHC’nin refahını ve kalkınmasını baltalamaya yönelik bir girişim olmadığını açıklamak için fırsat olarak kullandık. Bu tedbirler böyle değildi ve bu oturumlarda muhataplarımıza bunu açıkça anlattık.
Bu toplantıları aynı zamanda çıkarlarımızın örtüştüğü konularda koordinasyon sağlamak için de kullandık.”
Sullivan, çıkarların örtüştüğü noktalara da değindi: Narkotikle mücadele, askeri kanalların yeniden açılması, yapay zekanın risklerini yönetmek, iklim krizi.
İki büyük güç arasındaki stratejik rekabete özgü sürtüşmeleri yönetmek için “detaylı ve inatçı” bir diplomasi gerektiğini vurgulayan Sullivan, “Bu çabanın önündeki bazı riskler öngörülemeyebilir, sürpriz olabilir. Güney ve Doğu Çin Denizi’ndeki sürtüşmeler, ekonomik ve teknolojik hamleler ve karşı hamleler gibi diğer riskler ise daha kolay fark edilebilir” dedi.
En önemli riskin ise Tayvan Boğazı’ndaki bir kriz olabileceğini bu yüzden bu konuda yoğun diplomasinin yanı sıra caydırıcılığı da yoğunlaştırmak gerektiğini söyledi.
Sullivan, Çin’e yönelik 2024 stratejilerini ise şöyle anlattı:
“Son üç yıldır olduğu gibi önümüzdeki yıl da insan hakları ihlalleri, zorla çalıştırma ve nükleer silahların yayılmasını önleme konularında harekete geçmeye devam edeceğiz. ÇHC’nin Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşına verdiği destek ve Rusya’nın savunma sanayi üssünü yeniden oluşturmasına yardımcı olma çabaları konusunda dikkatli olacağız ve karşılık vermek için gerekli tedbirleri alacağız.
KDHC’nin Güney ve Doğu Çin Denizlerinde ve Tayvan Boğazında provokasyonları devam ederse, dünyanın en önemli su yollarında barış ve istikrara yönelik riskleri geri püskürtmek ve dile getirmek için müttefiklerimiz ve ortaklarımızla yakın bir şekilde çalışacağız. Uluslararası hukukun izin verdiği her yerde uçarak, yelken açarak ve faaliyet göstererek bölgede seyrüsefer özgürlüğünü desteklemeye devam edeceğiz. Ve ulusal güvenliğimizi korumak üzere tasarlanmış özel ulusal güvenlik tedbirlerini uygulamaya devam edeceğiz.
Bunu yaparken bile, her iki tarafın da farklılık alanlarını yönetmesine ve çıkarlarımızın örtüştüğü alanlarda işbirliğinin önünü açmasına yardımcı olan ÇHC ile yoğun etkileşim hızını sürdürmeyi hedefleyeceğiz.
İkili ilişkilerde daha önceki dönemlerden kalma ve artık modası geçmiş yapı ve mekanizmaları yeniden yaratmayı planlamıyoruz. Ve kesinlikle sırf diyalog olsun diye diyalogla ilgilenmiyoruz. Ancak, çıkarlarımızı ilerletmek ve sonuçlara ulaşmak için ayrı, dikkatle seçilmiş alanlarda belirli sayıda çalışma düzeyinde istişareler başlatmanın ve yönlendirmenin değerli olduğunu düşünüyoruz. Bugün narkotikle mücadele konusunda kullandığımız yaklaşım budur.
Önümüzdeki dönemde, çatışma riskini azaltmak amacıyla kriz iletişim mekanizmalarını derinleştirmek için ÇHC ile birlikte çalışabileceğimizi umuyoruz. İklim, sağlık güvenliği, küresel makroekonomik istikrar ve yapay zekanın yarattığı riskler gibi yeni zorluklar konusunda koordinasyon sağlamaya hazırız. Ayrıca Kızıldeniz’den Kore Yarımadası’na kadar zorlu bölgesel ve küresel meseleler hakkında Pekin ile konuşacağız. Ayrıca insanlar arası ilişkiler de dâhil olmak üzere bir dizi ikili meselede ilerleme kaydetmek için çalışacağız.”
Sullivan, anlattığı bu yaklaşımın yeni olmadığını, aksine köklerinin “onlarca yıllık tarihe, diplomasiye ve zor kazanılmış deneyimlere” dayandığını söyleyerek, yaklaşan seçimlere rağmen bu yaklaşıma bağlı kalacakları mesajını verdi:
“Bu stratejiye bağlı kalmaya niyetliyiz. Çıkarlarımızı korumak ve müttefiklerimizi savunmak için yapmamız gerekenleri yaparken aynı zamanda Çin ile rekabeti sadece ABD’nin değil küresel istikrarın da yararına olacak şekilde etkin bir şekilde yönetmek niyetindeyiz. Bu bizim taahhüdümüzdür. Biz de bunu yapmaya çalıştık.”
Amerika
Yapay zeka sadece en zengin yüzde 1’lik kesime yaradı

ABD’de yapay zeka yatırımlarının tetiklediği piyasa rallisi hanehalkı servetini 26 trilyon dolar artırırken bu gelirden yalnızca en zengin yüzde 1’lik kesim faydalandı. Nüfusun en yoksul yarısı toplam servet büyümesinden 500 milyar dolardan daha az pay alabildi.
ABD, yapay zekanın gelişimiyle bağlantılı geniş çaplı bir teknoloji devrimi yaşıyor.
Reuters’ın haberine göre bu alana yapılan yatırımlar, geçmişteki telekomünikasyon atılımının yanı sıra demir yolu ve kara yolu inşasına ayrılan harcamaları geride bırakabilir.
Yapay zeka alanındaki ilerleme borsada hızlı yükseliş sağlarken hanehalkı servetini de artırdı.
Ancak bu süreçten asıl kazancı en varlıklı kesim sağladı; Amerikalıların çoğunluğu ise yüksek hayat pahalılığıyla karşılaşmaya devam ediyor.
ABD Merkez Bankası (Fed) verilerine göre, Joe Biden’ın başkanlık döneminin sonundan 2026 ortasına kadar Amerikan hanehalklarının toplam serveti yüzde 16,5, yani yaklaşık 26 trilyon dolar yükseldi.
Buna rağmen ülke genelindeki toplam servet payını sadece en zengin yüzde 1’lik kesim artırabildi; nüfusun geri kalan yüzde 99’luk diliminin payı ise daraldı.
Amerikan hanelerinin en az gelirli yarısı, bu 26 trilyon dolarlık artıştan 500 milyar dolardan daha az pay alabildi. En alt gruptaki artış oranı yaklaşık yüzde 10 düzeyinde kaldı.
Tüketiciler harcamalarını kısıyor
Diğer yandan Reuters ajansı, tüketici harcamalarının nominal olarak artmayı sürdürdüğünü ancak bu artışın önemli bölümünü enflasyonun erittiğini vurguluyor.
Fiyat artışları hesaba katıldığında Amerikalıların harcama temposu koronavirüs pandemisi öncesindeki düzeyde seyrediyor.
Ağustos ayında The Washington Post’un yayımladığı haberde, Amerikalıların daha sık indirim aradığı, ucuz gıdaya yöneldiği, restoranlara daha seyrek gittiği ve pahalı hizmetleri kullanmaktan vazgeçtiği aktarılmıştı.
Moody’s Analytics Başekonomisti Mark Zandi, borsa kazanımlarından faydalanan varlıklı Amerikalıların tüketim harcamaları verilerini büyük ölçüde yukarıda tuttuğunu kaydetti.
Fiyatlar üzerindeki ek baskıyı gümrük tarifeleri, İran ile yaşanan gerilim kaynaklı enerji maliyetleri ve yapay zeka sektöründeki yatırım yoğunluğu oluşturuyor.
Özellikle benzin ve sığır eti fiyatları belirgin biçimde arttı. Konut piyasasındaki erişilebilirlik sorunu da sürüyor.
Konut kredisi faizleri son bir yılda bir yüzde puanından fazla yükselerek ailelerin gayrimenkul edinmesini daha da zorlaştırdı.
Fed politika faizini artırdı
Süren enflasyon ortamında Fed, Temmuz 2023’ten bu yana ilk kez 16 Eylül’de politika faizini 25 baz puan artırarak yıllık yüzde 3,75 ila yüzde 4 aralığına çekti.
Fed Başkanı Kevin Warsh, bu adımı enflasyonu yüzde 2 hedefine geri döndürme zorunluluğuyla açıkladı.
Merkez Bankası ayrıca 2026 sonu enflasyon beklentisini yüzde 3,6’dan yüzde 3,7’ye revize etti.
ABD Başkanı Donald Trump, 2024 seçim kampanyasında enflasyonu dizginleme ve fiyatları düşürme taahhüdünde bulunmuştu. Ancak ikinci başkanlık döneminde hayat pahalılığı tırmanmaya devam etti.
Bu tablo da kasım ayındaki Kongre ara seçimleri öncesinde seçmenlerin ekonomi yönetiminden duyduğu hoşnutsuzluğu açıklamaya yetiyor.
İktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Amerika
ABD Enerji Bakanlığı’ndan Orta Atlantik bölgesinde acil şebeke kararı

ABD Enerji Bakanlığı, Orta Atlantik bölgesinde artan talep ve planlı hat bakımları nedeniyle oluşabilecek elektrik kesintisi riskine karşı acil durum kararı yayımladı. Bölgesel şebeke işletmecisi PJM’e yedek üretim kapasitelerini devreye alma izni verilirken ülke genelinde 35 gigavatı aşkın kullanılmayan yedek kaynak bulunuyor.
ABD Enerji Bakanlığı, ülkenin Orta Atlantik bölgesindeki elektrik şebekesinde baş göstermesi beklenen aşırı yüklenme ve elektrik kesintisi riskine karşı acil durum kararı aldı.
Bakanlığın internet sitesinde yayımlanan talimata göre önlemler 13 Ekim 2026 ile 16 Ekim 2026 tarihleri arasında yürürlükte kalacak.
Karar, sonbahar bakım mevsimi nedeniyle üretim tesislerinde uygulanan planlı duruşlar, iletim hatlarındaki planlı kesintiler ve beklenen yüksek talep koşulları altında alındı.
Enerji Bakanlığı, bölgesel şebeke işletmecisi PJM Interconnection şirketinin 11 Ekim 2026 tarihinde ilettiği başvuru üzerine harekete geçti.
Bölgesel işletmeciye yedek kapasiteyi devreye alma yetkisi verildi
Bakanlık kararı kapsamında PJM Interconnection şirketine, şebeke güvenliğini korumak amacıyla belirlenen üretim ünitelerini devreye sokma ve çalıştırma yetkisi tanındı.
Şirket, nihai çare olarak Enerji Acil Durum Uyarısı (EEA) 3 ilan edilmeden önce veya uyarı yürürlükteyken yedek üretim kaynaklarını da kullanabilecek.
Şirkete ayrıca talimatı uygulamak üzere iletim hattı sahipleri ve elektrik dağıtım şirketlerine çağrı yapma hakkı verildi.
ABD Enerji Bakanı Chris Wright, kararın bölgede yaşayan milyonlarca aile ve işletmenin elektriğe kesintisiz ulaşmasını amaçladığını belirtti.
Wright, “Bu karar, ihtiyaç duyulduğunda yedek kaynaklar da dahil olmak üzere ek elektrik üretimini erişilebilir kılarak Orta Atlantik genelindeki milyonlarca Amerikalı aile ve işletmenin uygun fiyatlı, güvenilir ve emniyetli elektriğe erişmesini sağlayacak” dedi.
Bakan Wright önceki yönetimin enerji politikalarını eleştirdi
Bakan Wright, önceki yönetimin enerji kapasitesini azaltmaya yönelik politikalarının şebekeyi elektrik kesintilerine karşı daha savunmasız hale getirdiğini savundu.
Sistemin “güneşin parlamadığı ya da rüzgarın esmediği dönemlerde” daha kırılgan olduğunu kaydeden Wright, mevcut yönetimin elektrik kesintilerini engellemek adına eldeki bütün imkanları kullanacağını ifade etti.
Enerji Bakanlığı verilerine göre ABD genelinde 35 gigavatın üzerinde kullanılmayan yedek üretim kapasitesi yer alıyor.
Bakanlık benzer bir acil durum kararını daha önce 17-18 Eylül tarihlerinde, sıcak hava dalgası ve iletim hatlarındaki planlı kesintiler nedeniyle devreye sokmuştu.
Enerji Bakanlığı ayrıca ağustos ayında PJM şirketine Maryland eyaletinin Anne Arundel bölgesindeki Wagner elektrik santralinin 4 numaralı ünitesini elektrik talebini karşılamak üzere çalıştırma izni verdi.
Wagner santraline ilişkin acil önlem kararı 20 Ağustos ile 17 Kasım tarihleri arasını kapsıyor.
Amerika
Elon Musk, ABD seçimleri için kesenin ağzını açtı

Milyarder Elon Musk, ABD’de yapılacak ara seçimler öncesinde Cumhuriyetçi Parti bağlantılı komitelere son üç ayda 276 milyon dolar bağışladı. Son aktarımla siyasi harcamaları 366 milyon dolara ulaşan teknoloji milyarderi, daha önce siyasete ayırdığı bütçeyi kısacağını açıklamıştı.
Dünyanın en zengin ismi Elon Musk, ABD’de yaklaşan ara seçimler öncesinde Cumhuriyetçi partilileri destekleyen siyasi eylem komitelerine ve muhafazakar kuruluşlara son üç ayda 276 milyon dolar bağışladı.
Tesla ve SpaceX’in üst yöneticisi olan Musk’ın ara seçim sürecindeki toplam bağış tutarı, son aktarımla 366 milyon dolara ulaştı.
İlk olarak The New York Times gazetesinin duyurduğu meblağlar, Musk’ın kurduğu America PAC sözcüsü tarafından The Hill’e doğrulandı. Yapılan bu son harcamalar, Musk’ı 2026 ara seçimlerinin bilinen en büyük bağışçısı konumuna getirdi.
Musk’ın temmuz ile eylül ayları arasındaki mali desteklerinin büyük bölümü Kongre yarışlarına yöneldi.
ABD’li milyarder, Cumhuriyetçi Senato adaylarını destekleyen “Senate Leadership Fund” adlı süper PAC’e 158 milyon dolar, Temsilciler Meclisindeki Cumhuriyetçilere kaynak sağlayan “Congressional Leadership Fund” komitesine ise 20 milyon dolar aktardı.
Milyonlarca dolarlık kaynak farklı komitelere paylaştırıldı
Kendisinin 2024 seçim sürecinde kurduğu America PAC’e söz konusu dönemde 76 milyon doları aşkın kaynak sağlayan Musk, eyalet düzeyindeki yarışları da finanse etti.
Teksas’tan Senato adayı olan Cumhuriyetçi Ken Paxton’ı destekleyen Lone Star Liberty PAC komitesine 10 milyon dolar aktaran iş insanı, Cumhuriyetçi Valiler Birliğine 10 milyon dolar, Cumhuriyetçi Başsavcılar Birliğine ise 2 milyon dolar verdi.
America PAC Sözcüsü Andrew Romeo, The New York Times’a yaptığı ve The Hill’in teyit ettiği açıklamada, Demokratların başkent Washington’da kontrolü ele geçirmesi ve kritik eyalet yarışlarını kazanması durumunda ülkenin sınırları korunamayan bir yapıya dönüşme riskiyle karşılaşacağını öne sürdü.
Romeo, söz konusu yatırımların Cumhuriyetçi mekanizmanın mesajlarını seçmene iletmesini sağladığını belirtti.
Geri adım söylemine rağmen sahadaki harcamalar sürüyor
Siyasete uzun yıllar mesafeli kalan Musk, 2024 seçimlerinde Donald Trump için yüz milyonlarca dolar harcayarak bu alana girdi.
Seçim kampanyalarında Trump’a eşlik eden Musk, daha sonra federal hükümetteki istihdam ve bütçe kısıntılarıyla tartışma yaratan Hükümet Verimliliği Departmanının (DOGE) başına geçti.
Mayıs 2025’in sonlarında Beyaz Saray’daki görevinden ayrılan Musk, Trump ile kamuoyuna yansıyan bir gerginlik yaşamasının ardından siyasette aylarca sessiz kaldı.
Geçen mayıs ayında siyasi harcamalarını ciddi oranda kısacağını duyuran Musk, temmuzda The Economist’e verdiği mülakatta siyasete gereğinden fazla dahil olduğunu ve ölçüyü kaçırdığını ifade etti.
Bu açıklamalara rağmen Musk, temmuz ayında America PAC’e 2026 ara seçimlerinde muhafazakar seçmenlerin sandığa gitmesini hedefleyen yeni bir saha çalışması için 100 milyon ile 120 milyon dolar arasında harcama yetkisi vererek siyasi faaliyetlerini sürdürdü.
Kamuoyundaki tartışmanın ardından Trump ile ilişkilerini yeniden düzelten Musk, mayıs ayında ABD Başkanı’nın Çin’e gerçekleştirdiği resmi ziyarete katıldı ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in geçen ay Washington’a yaptığı ziyarette de yer aldı.
Görüş2 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını5 gün önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Dünya Basını2 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Görüş7 gün önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı











