Bizi Takip Edin

Amerika

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan, Biden yönetiminin Çin stratejisini anlattı: Yeni bir Soğuk Savaş şart değil

Yayınlanma

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Dış İlişkiler Konseyi’nde (CFR) Washington’ın Çin stratejisine dair açıklamalar yaptı. Sullivan, CFR’de 30 Ocak’ta yaptığı konuşmada, “Çin ile rekabetin çatışmaya, hasımlığa ya da yeni bir Soğuk Savaş’a yol açması gerekmiyor” dedi.

Konuşmasının temasını “son üç yılda stratejimizi nasıl uygulamaya çalıştığımızı ve 2024’te burada neler bekleyebileceğimizi perde arkasından sizlerle paylaşmak” şeklinde özetleyen Sullivan,  Biden hükümetine girdikten sonra yaptıkları tespitleri sıraladı:

“Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) hem uluslararası düzeni yeniden şekillendirme niyetine hem de bunu yapabilecek ekonomik, diplomatik, askeri ve teknolojik güce sahip tek devlet olduğunu tespit ettik.  ÇHC’nin yüksek teknolojide ABD’yi ‘yakalamaya ve geçmeye’ çalıştığını; tarihteki en büyük barış zamanı askeri yığınağını gerçekleştirdiğini; Güney ve Doğu Çin Denizleri ile Tayvan Boğazı da dahil olmak üzere içeride daha baskıcı, dışarıda ise daha iddialı olduğunu gördük. ÇHC’nin dünyaya olan bağımlılığını azaltırken dünyayı Çin’e daha bağımlı hale getirmek için çalıştığını gördük. Ve uluslararası sistemi kendi sistemine ve tercihlerine uygun hale getirmek için adımlar attığını gördük.”

“Ayrıca dikkatimizi çeken bir şey daha vardı ki o da ÇHC’nin Amerika Birleşik Devletleri’nin nihai bir gerileme içinde olduğuna inandığı idi: (onlara göre) endüstriyel tabanımızın içi boşaltılmıştı, müttefiklerimize ve ortaklarımıza olan bağlılığımız zayıflamıştı, Amerika Birleşik Devletleri yüzyılda bir görülen bir pandemiyi yönetmekte zorlanıyordu ve Pekin’deki pek çok kişi açıkça ‘Doğu’nun yükseldiğini ve Batı’nın düştüğünü’ ilan ediyordu.”

Göreve geldiklerinde, önceki yönetimden “Çin sorununun kapsamı ve doğasına ilişkin teşhisi güncellemiş ancak bu sorunu ele alacak strateji ve araçları yeterince geliştirmemiş bir yaklaşım” devraldıklarını söyleyen Sullivan, Trump yönetimini kastederek, “Bu yaklaşım zaman zaman rekabetçi olmaktan çok çatışmacı olmuş ve etkili bir Çin stratejisinin sürdürülmesi için kritik öneme sahip müttefik ve ortakları çoğu zaman göz ardı etmiştir” dedi.

Biden yönetiminin ÇHC ile ilgili daha önceki (Trump dönemi) yaklaşıma dönmek istemediğini kaydeden Sullivan; bu yaklaşımın “ÇHC’nin yörüngesi hakkında daha iyimser varsayımlara dayandığını ve bazen Amerikan ulusal çıkarlarını gözetmekten ziyade sürtüşmelerden kaçınmaya öncelik verdiğini” söyledi.  Sullivan, Biden yönetiminde geliştirdikleri yaklaşımı ise şöyle tarif etti: “Rekabetçi konumumuzu güçlendirmeyi ve çıkarlarımızı ve değerlerimizi güvence altına almayı amaçlayan kendi yaklaşımımızı geliştirdik: yatırım yap, uyum sağla, rekabet et.”

“Geçtiğimiz üç yıl boyunca bu yaklaşımı hayata geçirdiklerini” söyleyen Sullivan, altyapı, çipler, bilim ve temiz enerji konularında “tarihi yasalarla Amerikan gücünün temeline geniş kapsamlı yatırımlar yaptıklarını” kaydetti.

Bu yaklaşımın sonuç verdiğine inandıklarını belirten Sullivan şöyle devam etti:

“Amerika Birleşik Devletleri’nde yarı iletken ve temiz enerji üretimine yönelik büyük ölçekli yatırımlar 2019’dan bu yana 20 kat arttı.  Yeni imalat projeleri için yapılan inşaat harcamaları şimdiden iki katına çıktı. Ve önümüzdeki on yıla baktığımızda, az önce bahsettiğim tarihi mevzuatta yapılan yatırımlar sayesinde 3,5 trilyon dolarlık yeni kamu ve özel sektör yatırımı yapılacağını tahmin ediyoruz.

Yurtdışında, Hint-Pasifik müttefiklerimiz ve ortaklarımızla bağlarımızı birkaç yıl önce pek mümkün olmayan, hatta düşünülemeyecek şekillerde güçlendirmeye çalıştık. AUKUS’u başlattık. Dörtlüyü yükselttik. Vietnam, Filipinler, Hindistan, Endonezya ve diğerleriyle ilişkilerimizi geliştirdik. Japonya ve Kore Cumhuriyeti ile Başkan Biden’ın Camp David’de ev sahipliği yaptığı tarihi bir zirve ile sonuçlanan tarihi bir üçlü başlattık. ASEAN’ın yanı sıra Pasifik Adaları liderleriyle de zirveler düzenledik.

Bölgesel müttefiklerimiz ve ortaklarımız ise Amerika’nın ekonomik canlılığına güveniyorlar.  Yönetimin başlangıcından bu yana Amerika Birleşik Devletleri’ne yaklaşık 200 milyar dolarlık yatırım yapacaklarını açıkladılar.

Ayrıca Avrupa ve Hint-Pasifik ittifaklarımızı birbirine bağlamak için çalıştık. G7 ortaklarımızla birlikte ekonomilerimizin riskini azaltmak ve stratejik bağımlılıklardan uzaklaşmak yerine çeşitlendirmek için ortak adımlar attık. Müttefiklerimiz ve ortaklarımızla birlikte Tayvan Boğazı’nda barış ve istikrarın korunmasının önemini vurguladık.

Şirketlerimizin geliştirmekte olduğu ileri ve hassas teknolojilerin bir zafiyet kaynağı haline gelmemesi için de çok çalıştık.  Kilit teknolojiler üzerinde dikkatlice uyarlanmış ihracat kısıtlamaları uyguladık; gelişmiş yarı iletken üretim araçlarına odaklandık.

Ayrıca, teknoloji alanında endişe yaratan giden yatırımları düzenlemek ve gelen yatırımların gelişen ulusal güvenlik sorunlarını gerçekten ele aldığından emin olmak için CFIUS’un kritik teknolojilere odaklanmasını güçlendirmek üzere adımlar attık.”

Bu adımların korumacılıkla ilgili olmadığını savunan Sullivan, bu hamlelerin uzun vadede “ulusal güvenliğimiz için kritik öneme sahip” olduğunu belirtti.

Salgın sonrası en güçlü toparlanmayı yaşadıklarını söyleyen Sullivan, ekonomistlerin yıllardır söylediğinin aksine ÇHC’nin bu on yıl içinde ya da bir sonraki on yıl içinde GSYH’de ABD’yi geçeceği tahminlerinin ise artık ‘uzak’ ihtimal olduğunu belirtti.

Sullivan ‘kritik bir nokta’ olduğuna işaret ederek, Amerika’nın şu anda “bir kez daha esneklik ve yeniden keşfetme kapasitesini gösterdiğini” vurguladı.

Sullivan kritik olduğunu düşündüğü noktayı ise şöyle açtı:

“Rekabetçi konumumuzu iyileştirmek için bu adımları atarken, bunu dünyanın en önemli ilişkilerinden birine – belki de dünyanın en önemli ilişkisine – istikrar kazandıracak şekilde yapmayı hedefledik.  Aslında, yurtiçindeki yatırımlarımızın ve yurtdışındaki müttefik ve ortaklarımızla bağlarımızı derinleştirmeye yönelik çalışmalarımızın ÇHC ile daha etkili bir diplomasi için gerekli koşulları yarattığına inanıyoruz… ÇHC ile ilişkilerimizdeki rekabetçi yapısal dinamikler konusunda netiz. Ancak aynı zamanda ABD ve ÇHC’nin ekonomik olarak birbirlerine bağımlı olduklarının ve ulus ötesi sorunları ele alma ve çatışma riskini azaltma konusunda ortak çıkarlara sahip olduklarının da farkındayız.

On yıllar boyunca ÇHC’yi şekillendirmek ya da değiştirmek için gösterilen açık ya da zımni çabaların başarılı olmadığının farkındayız. ÇHC’nin öngörülebilir gelecekte de dünya sahnesinde önemli bir oyuncu olmasını bekliyoruz.  Bu da rekabet ederken bile birbirimizle yan yana yaşamanın yollarını bulmamız gerektiği anlamına geliyor.

ÇHC ile rekabet çatışmaya, karşı karşıya gelmeye ya da yeni bir Soğuk Savaş’a yol açmak zorunda değildir. Amerika Birleşik Devletleri bir yandan rekabeti sorumlu bir şekilde yönetirken diğer yandan da kendi çıkarlarını ve değerlerini, müttefiklerinin ve ortaklarının çıkarlarını ve değerlerini ilerletmek için adımlar atabilir. Bunların her ikisini de yapabilmek yaklaşımımızın merkezinde yer almaktadır.”

Sullivan, soyut bir slogan gibi görünen “rekabeti yönetmek” kavramının eyleme nasıl dönüştüğünü anlamanın en iyi yolunun ise 2023’e yakından bakmaktan geçtiğini söyledi. Geçen sene iki ülke arasındaki yoğun diplomasi trafiğini özetleyen Sullivan, o dönemde çokça eleştirildiklerini, ancak “bu yoğun diplomasinin, ilişkileri düzeltmekten ziyade zorlu meseleleri yönetmekle ilgili” olduğunu ifade etti.

“Yönetilen meseleleri” ise şöyle sıraladı:

“ÇHC’nin Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşına verdiği destek ve Boğazlar arası meseleler de dahil olmak üzere farklılıklarımız konusunda doğrudan davrandık.

Dışarıya giden yatırımlara getirilen kısıtlamalar ve ihracat kontrollerimizdeki güncellemeler gibi ulusal güvenlik odaklı tedbirlerden geri adım atmadık.  Bunun yerine bu toplantıları, bu tedbirlerin ne olduğunu ama en az bunun kadar önemli olarak ne olmadığını, yani ÇHC’nin refahını ve kalkınmasını baltalamaya yönelik bir girişim olmadığını açıklamak için fırsat olarak kullandık.  Bu tedbirler böyle değildi ve bu oturumlarda muhataplarımıza bunu açıkça anlattık.

Bu toplantıları aynı zamanda çıkarlarımızın örtüştüğü konularda koordinasyon sağlamak için de kullandık.”

Sullivan, çıkarların örtüştüğü noktalara da değindi: Narkotikle mücadele, askeri kanalların yeniden açılması, yapay zekanın risklerini yönetmek, iklim krizi.

İki büyük güç arasındaki stratejik rekabete özgü sürtüşmeleri yönetmek için “detaylı ve inatçı” bir diplomasi gerektiğini vurgulayan Sullivan, “Bu çabanın önündeki bazı riskler öngörülemeyebilir, sürpriz olabilir. Güney ve Doğu Çin Denizi’ndeki sürtüşmeler, ekonomik ve teknolojik hamleler ve karşı hamleler gibi diğer riskler ise daha kolay fark edilebilir” dedi.

En önemli riskin ise Tayvan Boğazı’ndaki bir kriz olabileceğini bu yüzden bu konuda yoğun diplomasinin yanı sıra caydırıcılığı da yoğunlaştırmak gerektiğini söyledi.

Sullivan, Çin’e yönelik 2024 stratejilerini ise şöyle anlattı:

“Son üç yıldır olduğu gibi önümüzdeki yıl da insan hakları ihlalleri, zorla çalıştırma ve nükleer silahların yayılmasını önleme konularında harekete geçmeye devam edeceğiz.  ÇHC’nin Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşına verdiği destek ve Rusya’nın savunma sanayi üssünü yeniden oluşturmasına yardımcı olma çabaları konusunda dikkatli olacağız ve karşılık vermek için gerekli tedbirleri alacağız.

KDHC’nin Güney ve Doğu Çin Denizlerinde ve Tayvan Boğazında provokasyonları devam ederse, dünyanın en önemli su yollarında barış ve istikrara yönelik riskleri geri püskürtmek ve dile getirmek için müttefiklerimiz ve ortaklarımızla yakın bir şekilde çalışacağız.  Uluslararası hukukun izin verdiği her yerde uçarak, yelken açarak ve faaliyet göstererek bölgede seyrüsefer özgürlüğünü desteklemeye devam edeceğiz.  Ve ulusal güvenliğimizi korumak üzere tasarlanmış özel ulusal güvenlik tedbirlerini uygulamaya devam edeceğiz.

Bunu yaparken bile, her iki tarafın da farklılık alanlarını yönetmesine ve çıkarlarımızın örtüştüğü alanlarda işbirliğinin önünü açmasına yardımcı olan ÇHC ile yoğun etkileşim hızını sürdürmeyi hedefleyeceğiz.

İkili ilişkilerde daha önceki dönemlerden kalma ve artık modası geçmiş yapı ve mekanizmaları yeniden yaratmayı planlamıyoruz.  Ve kesinlikle sırf diyalog olsun diye diyalogla ilgilenmiyoruz.  Ancak, çıkarlarımızı ilerletmek ve sonuçlara ulaşmak için ayrı, dikkatle seçilmiş alanlarda belirli sayıda çalışma düzeyinde istişareler başlatmanın ve yönlendirmenin değerli olduğunu düşünüyoruz.  Bugün narkotikle mücadele konusunda kullandığımız yaklaşım budur.

Önümüzdeki dönemde, çatışma riskini azaltmak amacıyla kriz iletişim mekanizmalarını derinleştirmek için ÇHC ile birlikte çalışabileceğimizi umuyoruz.  İklim, sağlık güvenliği, küresel makroekonomik istikrar ve yapay zekanın yarattığı riskler gibi yeni zorluklar konusunda koordinasyon sağlamaya hazırız.  Ayrıca Kızıldeniz’den Kore Yarımadası’na kadar zorlu bölgesel ve küresel meseleler hakkında Pekin ile konuşacağız.  Ayrıca insanlar arası ilişkiler de dâhil olmak üzere bir dizi ikili meselede ilerleme kaydetmek için çalışacağız.”

Sullivan, anlattığı bu yaklaşımın yeni olmadığını, aksine köklerinin “onlarca yıllık tarihe, diplomasiye ve zor kazanılmış deneyimlere” dayandığını söyleyerek, yaklaşan seçimlere rağmen bu yaklaşıma bağlı kalacakları mesajını verdi:

“Bu stratejiye bağlı kalmaya niyetliyiz.  Çıkarlarımızı korumak ve müttefiklerimizi savunmak için yapmamız gerekenleri yaparken aynı zamanda Çin ile rekabeti sadece ABD’nin değil küresel istikrarın da yararına olacak şekilde etkin bir şekilde yönetmek niyetindeyiz.  Bu bizim taahhüdümüzdür.  Biz de bunu yapmaya çalıştık.”

Amerika

Arjantin, ‘altın pasaport’ programına hazırlanıyor

Yayınlanma

Arjantin hükümetinin, devlet borçlarını ödemek amacıyla varlıklı yabancılara yatırım karşılığında vatandaşlık vermeyi planladığı bildirildi. İngiliz Financial Times gazetesinin haberine göre, program kapsamında yaklaşık 500 bin dolarlık bağış ya da 1 milyon dolarlık devlet tahvili alımı karşılığında pasaport verilmesi öngörülüyor.

Arjantin hükümeti, kamu borçlarını ödemek amacıyla varlıklı yabancı yatırımcılara vatandaşlık sağlayan yeni bir program başlatmaya hazırlanıyor.

İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times’ın konuya vakıf iki kaynağa dayandırdığı haberine göre, söz konusu uygulamanın bu yıl içinde yürürlüğe girmesi planlanıyor.

Plana göre yabancı ülke vatandaşları, yaklaşık 500 bin dolarlık geri ödemesiz bağış karşılığında ya da yaklaşık 1 milyon dolar değerinde sıfır kuponlu devlet tahvili satın alarak Arjantin vatandaşlığı edinebilecek.

Kaynaklar, hükümetin hazırlık çalışmaları sürerken bu teknik detaylarda değişiklik yapabileceğini ifade ediyor.

Hükümet milyarlarca dolarlık kaynak sağlamayı hedefliyor

Buenos Aires yönetimi, bu program aracılığıyla önümüzdeki yıllarda vadesi gelecek kamu borçlarının geri ödenmesi için on milyarlarca dolarlık kaynak yaratmayı ümit ediyor.

2020 yılındaki borç yapılandırmasının ardından küresel sermaye piyasalarına henüz tam anlamıyla dönemeyen Arjantin, döviz rezervlerini güçlendirmek için farklı alternatifler arıyor.

Yaklaşık 46 milyon nüfuslu Arjantin, yatırım karşılığı vatandaşlık sunan en büyük ülkelerden biri olmaya aday görünüyor.

Arjantin pasaportu, hamiline dünya genelinde yaklaşık 170 ülkeye vizesiz seyahat imkanı tanıyor. Sektör temsilcileri, ülkelerindeki siyasi kutuplaşma ve vergi tartışmalarından rahatsızlık duyan ABD ve Avrupa vatandaşlarının bu programa ilgi gösterebileceğini öngörüyor.

Uygulama, Devlet Başkanı Javier Milei liderliğindeki hükümetin, ülkenin dış dünyadaki algısını yeniden şekillendirme çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Arjantin’de geçmiş dönemlerde uygulanan servet vergileri ve kronik ekonomik belirsizlikler, yerli sermayedar kesimin yatırımlarını yurt dışına taşımasına yol açmıştı.

Diğer yandan, vatandaşlık kurallarında yapılacak olası değişiklikler ülke içinde hukuki tartışmaları beraberinde getiriyor.

Arjantin hükümetinin geçen yıl vatandaşlık edinme kurallarında yaptığı bazı düzenlemeler, yasa değişikliklerinin yalnızca parlamento yetkisinde olduğunu belirten muhalif kesimlerin konuyu yargıya taşımasına neden olmuştu.

FT’ye değerlendirmede bulunan göçmenlik hukuku uzmanı avukat Paula Carello, böyle bir uygulamanın ülkenin güvenliği ve uluslararası itibarı açısından taşıdığı risklerin, sağlayacağı mali faydalardan daha yüksek olduğunu belirtti.

Avrupa Birliği altın pasaport uygulamalarını kaldırıyor

Yatırım karşılığı vatandaşlık programları, küresel ölçekte de hukuki ve siyasi engellerle karşılaşıyor.

AB Adalet Divanı, 2025 yılında verdiği kararla Malta’nın yürüttüğü altın pasaport uygulamasının AB hukukunu ihlal ettiğine hükmetmiş ve ülkeyi bu uygulamayı sonlandırmaya zorunlu kılmıştı.

Daha önce de Brüksel’in baskıları sonucunda Bulgaristan ve Kıbrıs benzer programlarını tamamen iptal etmek zorunda kalmıştı.

Malta ise tamamen iptal yerine şartları zorlaştırarak vatandaşlık için öncelikle bir ila üç yıl arasında ikamet şartı getirmişti.

AB organları, bu tür uygulamaların yolsuzluk, kara para aklama ve vergi kaçakçılığı gibi ciddi güvenlik riskleri barındırdığını savunuyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD sığınma başvurusu alımını tamamen durduruyor

Yayınlanma

ABD yönetimi, ülke dışındaki yabancı ülke vatandaşlarından gelen siyasi sığınma başvurularını kabul etmeyi tamamen durduruyor. Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller, sığınma arayanlar için Amerika’nın kapılarının tamamen kapandığını ve bu kişilerin başka ülkelere yönlendirileceğini açıkladı.

ABD, ülke sınırları dışındaki yabancı ülke vatandaşlarından gelen siyasi sığınma başvurularını kabul etmeyi fiilen durdurma kararı aldı.

USA Today gazetesinin haberine göre gelişmeyi duyuran Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller, sığınma arayan kişiler için Amerika’nın kapılarının tamamen kapalı olduğunu ifade etti.

Miller, ABD’nin sığınma talebinde bulunan kişileri diğer ülkelere yönlendireceğini belirtti. Güneybatı sınırından yapılan tüm sığınma başvurularının asılsız olduğunu savunan Miller, başvuru sahiplerinin büyük kısmının ya suçlulardan ya da sosyal yardımlardan faydalanmak isteyen göçmenlerden oluştuğunu kaydetti.

Stephen Miller tarafından yapılan bu açıklama, Federal Yüksek Mahkeme’nin Meksika üzerinden ülkeye gelen göçmenlere yönelik sığınma kurallarını katılaştıran kararının hemen ardından geldi.

Yüksek Mahkeme, 25 Haziran tarihinde üç muhalif oya karşı altı oyla aldığı kararda, federal makamların Meksika sınırındaki geçiş noktasına gelen ancak henüz ABD sınırını fiilen geçmemiş yabancıların sığınma başvurularını incelemekle yükümlü olmadığına hükmetti.

Mahkeme, bir kişinin ABD’ye gelmiş sayılması için sınırı fiziki olarak geçmiş olması gerektiğine işaret etti.

Kararı kaleme alan Yargıç Samuel Alito, hükmün gerekçesini açıklarken, “Bir misafir, kapıyı yalnızca çalmışsa eve girmiş sayılmaz” benzetmesini yaptı.

Yüksek Mahkeme, Göçmenlik ve Vatandaşlık Yasası’nın Meksika’da bulunan bir yabancıya sığınma başvurusu yapma hakkı tanımadığı gibi göçmenlik memurlarını da bu kişilere yönelik inceleme yapmaya mecbur bırakmadığına karar verdi.

Çoğunluğun kararına karşı çıkan Yargıç Sonia Sotomayor ise bu hükmü eleştirdi. Sotomayor, kararın, ABD’de fiziki olarak bulunan veya ülkeye gelen herkesin sığınma başvurusunda bulunmasına olanak tanıyan yasanın özüyle çeliştiğini dile getirdi.

Sotomayor, “Bu karar neticesinde çok sayıda insan hayatını kaybedecek” uyarısını yaptı.

Aynı gün Federal Yüksek Mahkeme, Başkan Donald Trump yönetiminin ABD’de yasal dayanağı olmaksızın bulunan Suriye ve Haiti vatandaşlarına yönelik Geçici Koruma Statüsü’nü (TPS) sonlandırmasına da onay verdi.

Trump yönetimi, Suriye ve Haiti’den gelen 356 bin göçmenin TPS statüsünü iptal etme sürecini başlattı. Gelişme üzerine Stephen Miller, bu kişilere bir an önce ülkelerine dönme çağrısı yaptı.

Göç politikasının katılaştırılması, Donald Trump yönetiminin en büyük projeleri arasında yer alıyor. Göreve başlama gününde ABD’nin güney sınırında acil durum ilan eden Trump; ülkeye giriş, mülteci statüsü elde etme ve vatandaşlık kazanma kurallarını zorlaştırdı.

Bu süreçte ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) tarafından geniş kapsamlı operasyonlar ve yasadışı göçmenlerin kitlesel olarak sınır dışı edilmesi işlemleri başlatıldı.

Donald Trump, Kasım 2025’te yaptığı açıklamada, ABD sisteminin kendini toparlamasına imkan tanımak amacıyla üçüncü dünya ülkelerinden gelen göçü tamamen durdurma niyetinde olduğunu beyan etmişti.

Trump, yönetimin göçmenlere yönelik sosyal yardımları kaldırmak istediğini ve yetkililerin ülke güvenliği için tehdit olarak gördüğü milyonlarca yasadışı göçmeni sınır dışı etmeye kararlı olduğunu açıklamıştı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Silikon Vadisi yapay zeka adımları nedeniyle Trump’a tepkili

Yayınlanma

Donald Trump yönetiminin yapay zeka sektörünü kontrol altına alma yönündeki agresif ve öngörülemez adımları, seçim sürecinde Cumhuriyetçileri destekleyen teknoloji devlerinde hoşnutsuzluğa yol açıyor. Politico’nun haberine göre sektör temsilcileri, demokratların aşırı düzenleme getireceği endişesiyle destekledikleri Trump karşısında, şimdi Joe Biden döneminin kurallarına özlem duyuyor.

ABD başkanlık seçimlerinde, Demokrat Parti’nin yapay zeka alanına aşırı kısıtlamalar getireceği endişesiyle Cumhuriyetçi aday Donald Trump’ı destekleyen Silikon Vadisi şirketleri, Beyaz Saray’ın yeni dönemdeki hamlelerinden memnuniyet duymuyor.

Politico’nun konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre Beyaz Saray’ın yapay zeka sektörünü kontrol altına alma yönündeki agresif ve öngörülemez girişimleri, sektör genelinde eski Başkan Joe Biden döneminin daha dengeli yaklaşımına yönelik bir nostalji dalgası yaratıyor.

Yapay zeka alanında faaliyet gösteren bir şirketin üst düzey yöneticisi, yeni modellerin pazara sunulması sürecinde hükümetin çıkardığı engelleri eleştirerek “Bu durum, fiili olarak Avrupa tarzı bir lisanslama rejimine benziyor” ifadelerini kullandı.

OpenAI yöneticilerinden biri de sektörün resmi makamlardan netlik beklediğini kaydetti.

Ancak Politico’nun haberinde, teknoloji şirketlerinin ihracat kontrolleri ya da daha sert yaptırımlarla karşı karşıya kalmamak adına Beyaz Saray’dan açıklama talep etmekten çekindiği aktarılıyor.

Yapay zeka politikaları alanında çalışan bir danışman, şirketlerin durumunu “Sanki çok ince bir buz tabakası üzerinde yürüyorlar” sözleriyle tanımlıyor.

Yönetimden yeni kontrollere tabi tutma talebi

Haziran ayı başında Beyaz Saray, yapay zeka modeli geliştiricilerinin yeni ürünlerini piyasaya sürmeden 30 gün önce gönüllü olarak hükümet denetimine sunmasını öngören bir kararname imzaladı.

Bloomberg’in haberine göre OpenAI Üst Yöneticisi (CEO) Sam Altman, şirketin yeni modeli GPT-5.6’yı geniş kitlelerin kullanımına açmadan önce yalnızca sınırlı sayıdaki ortağıyla paylaşmasının hükümet tarafından talep edildiğini çalışanlarına bildirdi.

Yetkililerin en gelişmiş modellerin kapasitelerinden giderek daha fazla endişe duyduğunu belirten Altman, resmi makamların güvenlik ve kısıtlama yönündeki pozisyonlarına katılmasalar dahi şirket olarak Cumhuriyetçi yönetimle her konuda işbirliği yapmak zorunda olduklarını vurguladı.

Söz konusu modelin ilk aşamada Amazon Bedrock platformu üzerinden yalnızca 20 ortağın erişimine sunulacağı belirtiliyor.

Beyaz Saray, OpenAI’ın yeni modelini kısıtladı

Sektördeki kısıtlamalar yalnızca OpenAI ile sınırlı kalmıyor. Yapay zeka girişimlerinden Anthropic, ulusal güvenlik gerekçesiyle yabancı uyruklu kişilerin erişiminin engellenmesi yönündeki hükümet talimatının ardından, en gelişmiş iki ürünü Mythos 5 ve Fable 5’e yurt dışından erişimi tamamen durdurdu.

Daha sonra Reuters’ın aktardığı bilgilere göre Anthropic, resmi makamların ulusal güvenlik risklerine dayanan kısıtlama kararını kısmen esnetmesiyle Claude Mythos 5 modeline güvenilir bulunan 100’den fazla ABD’li kuruluş ve şirketin erişebileceğini duyurdu.

Beyaz Saray Sözcüsü Liz Houston konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Başkan Trump, ABD’nin yapay zeka ve diğer öncü teknolojilerdeki küresel liderliğini koruma hedefini açık ve net bir şekilde defalarca dile getirdi. Başkan Trump ve tüm yönetim, Amerika’nın dünyanın lider inovasyon merkezi konumunu güçlendirmeye devam edecek” ifadelerini kullandı.

Biden yönetiminin eski teknoloji danışmanlarından Saif Khan ise Trump ekibinin adımlarını aşırı olarak nitelendirdi. Khan, mevcut durumu “Kararların neredeyse hislere dayanarak alındığı, neyin onaylanıp neyin onaylanmayacağının belirsiz olduğu şeffaf olmayan bir sistemle karşı karşıyayız” sözleriyle eleştirdi.

Bu yeni yaklaşımın yapay zeka sektörüne, Biden döneminde planlanan ve belirli ülkelere yönelik çip ile model ağırlıklarını kapsayan ihracat kontrollerinden çok daha büyük zarar verdiğini belirten Khan, mevcut uygulamaların yeni ürünlerin piyasaya sürülmesinde neredeyse tam bir duraklamaya yol açtığını kaydetti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English