Bizi Takip Edin

Diplomasi

JD Vance, Ukrayna’dan Rus limanlarını kullanan tankerlere saldırıları durdurmasını istedi

Yayınlanma

Ukrayna, geçen ayın sonunda ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in talebi üzerine, Karadeniz’deki kritik bir limanı kullanan petrol tankerlerine yönelik yoğun insansız hava aracı saldırılarını durdurdu.

Financial Times’ta (FT) yer alan iddiaya göre Washington, Ukrayna’nın Kazakistan’dan Rusya’nın Novorossiysk limanındaki Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu (CPC) terminaline boru hattıyla taşınan ham petrolü taşıyan tankerleri hedef alarak petrol piyasalarını daha da istikrarsız hale getirdiği ve ABD şirketlerine zarar verdiği konusunda endişeliydi.

Ukraynalı yetkililer ve konuyu yakından bilen diğer kaynaklar, Vance’in 31 Temmuz’da yapılan bir telefon görüşmesi sırasında Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy’den saldırıları durdurmasını istediğini belirtti.

Yetkililer ve FT’nin açık kaynaklı bilgilere dayalı analizine göre, Ukrayna o tarihten bu yana CPC terminali yakınlarındaki tankerlere saldırı düzenlemedi.

Yetkililer, Ukrayna’nın, söz konusu gemiler Ukrayna’nın yaptırımlarına tabi olmadığı ve Rus petrolü ya da diğer Rus yükleri taşımadığı sürece, CPC altyapısını veya Rus olmayan gemileri hedef almamayı kabul ettiğini belirtti.

“Amerikalı ortaklarımızı çok dikkatle dinliyoruz,” diyen üst düzey bir Ukraynalı yetkili, Kiev’in ABD’nin talebine yanıt olarak ilgili “mekanizmaları” oluşturduğunu da sözlerine ekledi.

Bu yetkili, CPC’nin “ABD ve Kazakistan hükümetleriyle yapılan görüşmelerin düzenli bir parçası” olduğunu belirtti.

ABD’nin önde gelen enerji şirketleri Chevron ve ExxonMobil, Kazakistan’ın ana petrol ihracat yolu olan CPC’de ve bu hattı besleyen batı Kazakistan petrol sahalarında hisselere sahip.

Chevron, ülkenin en büyük petrol sahası olan Tengiz’in yüzde 50’sine sahipken, Exxon ise yüzde 25’ine sahip.

Bir ABD’li yetkili, yönetimin Ukrayna’yı Karadeniz’deki Rus olmayan gemileri ve CPC altyapısını hedef almayı durdurması konusunda uyardığını doğruladı.

Yetkili, “Yönetim, CPC’yi, Rus enerji kaynaklarına alternatif teşkil eden ve Avrupa pazarlarına Kazakistan menşeli enerjinin ulaştırılmasında hayati öneme sahip bir kanal olarak görüyor,” dedi.

Vance’in talebi, ABD’li yetkililerin Ukrayna’yı Rusya’daki Amerikan ticari çıkarlarına zarar vermekten caydırmaya çalıştıkları ilk örnek değil.

Şubat ayında, o dönem Ukrayna’nın Washington Büyükelçisi olan Olha Stefanişina, geçen yılın sonlarında Ukrayna’nın Novorossiysk limanına düzenlediği insansız hava aracı saldırısının ardından ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir demarş (hoşnutsuzluğu belirtmek amacıyla gönderilen diplomatik bir mesaj) aldığını söylemişti.

Geçen ay Ukrayna’nın CPC terminaline düzenlediği saldırılar, Azak Denizi’ndeki Rus gemilerine yönelik yoğun kampanyayla birlikte, kaosa yol açtı.

Bu durum Kazakistan’ı defalarca Novorossiysk’e petrol sevkiyatını durdurmaya zorladı ve nakliye ücretleri ile sigorta maliyetlerini iki katından fazla artırdı.

Enerji akışlarını izleyen Kpler’e göre, bunun sonucunda CPC temmuz ayında günde sadece 1,3 milyon varil yükledi.

Bu rakam bir önceki aya göre günde 300.000 varil ve mayıs ayına göre günde 600.000 varil daha azdı.

İran savaşı nedeniyle Orta Doğu’dan gelen arzın kısıtlı kalması nedeniyle Kazak ham petrolü küresel piyasalar için özellikle önemli hale geldi.

17 Temmuz’da CPC terminalinde yükleme için bekleyen Exxon tarafından kiralanmış bir tanker, saldırılar sırasında vuruldu.

Geçen ay Chevron CEO’su Mike Wirth, şirketin “boru hattının akışının kesintiye uğramamasını” sağlamak için ABD ve diğer hükümetlerle işbirliği içinde olduğunu belirtmişti.

Bu yılın başlarında Vance, Kiev’e askeri yardımı durdurmanın “yönetim olarak yaptığımız işler arasında en çok gurur duyduğum şeylerden biri” olduğunu söylemişti.

Ukrayna’nın tutumuna yakın bir kaynak, Kiev’in Trump yönetiminin talebini kabul ettiğini, çünkü Patriot önleme füzelerini üretmek için ABD’den lisans almaya çalıştığını belirtti.

Ayrıca, Rusya’nın kritik altyapıya yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırmasının beklendiği kış gelmeden önce bu füzelerden birkaç yüz adet satın almayı umuyor.

Ukrayna cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre, Zelenskiy 31 Temmuz’daki telefon görüşmesi sırasında Vance’e, Patriot füzeleri ve hava savunmasının Kiev için “en büyük öncelik” olduğunu söyledi.

Ukrayna, Rusya’nın diğer bölgelerdeki enerji altyapısına yönelik operasyonlarını hızlandırdı ve bu ay ülkenin iç kesimlerinde bulunan üç rafineriyi vurdu.

Bu saldırılar, Rusya’nın rafineri kapasitesinin büyük bir kısmını devre dışı bıraktı.

Bu durum, Rusya’yı yakıt ihracatını askıya almaya zorladı ve küresel dizel ve benzin fiyatları üzerinde baskı yarattı.

Diplomasi

Mısır’ın üçlü pakta katılmasını Suudi Arabistan istemedi iddiası

Yayınlanma

Suudi Arabistan, geçen hafta Türkiye ve Pakistan ile imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na Mısır’ın katılmasına karşı çıktı.

Bu iddia, görüşmelere aşina üç Suudi kaynak tarafından Middle East Eye’a (MEE) aktarıldı.

Kaynaklardan biri olan Suudi monarşisinin eski üst düzey danışmanı, Riyad’ın “en azından şimdilik” Mısır’ın anlaşmaya katılmasını istemediğini söyledi.

Fakat konunun hassasiyeti nedeniyle isimsiz kalmak koşuluyla konuşan üç kaynak da, Suudi Arabistan’ın bu tutumunun, Abdülfettah es-Sisi hükümetine karşı artan bir hayal kırıklığından ve Riyad’da Mısır’ın artık eskisi gibi stratejik veya askeri bir değer sunmadığına dair bir inançtan kaynaklandığını belirtti.

Cuma günü Mekke’de imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ı, bu üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırıyı, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul etmeye mecbur kılıyor.

Suudi yetkililer, anlaşmanın operasyonel mekanizmalar, spesifik tetikleyiciler ve bir kriz durumunda ortak askeri yardımın fiilen nasıl yürütüleceği konusunda belirsiz olmasına rağmen, bunu ortak savunma kapasitelerini güçlendirecek bir mekanizma olarak tanımladılar.

Kaynaklara göre, Suudi Arabistan’ın Mısır’ın katılımına karşı çıkma kararı, Riyad ile Kahire arasında tırmanan gerginliklerden kaynaklanıyor.

Mısır, üçlü pakta neden katılmadı?

Kaynaklar, Suudi Arabistan’ın, Sisi’nin 2013’teki darbeyle iktidarı ele geçirmesinin ardından hükümetinin en büyük mali destekçisi olduğunu ve başlangıçta Kahire’nin zayıflayan ekonomisini desteklemek için yaklaşık 25 milyar dolar harcadığını aktardılar.

Fakat Riyad’ın, kilit güvenlik konularında “karşılıklı destek eksikliği” olarak gördüğü durumdan dolayı hayal kırıklığına uğradığını belirttiler.

Kaynaklardan biri, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki Husi direnişçilerle sürdürdüğü savaşta Mısır’ın “asgari düzeyde ve güvenilmez” rolüne ve İran savaşı sırasında Mısır’ın “hayal kırıklığı yaratan” tutumuna dikkat çekti.

Kaynaklar ayrıca, özellikle Riyad ile Abu Dabi arasında, “Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliğini ve çıkarlarını tehdit eden” Güney Yemenli ayrılıkçı gruplara verilen destek nedeniyle yaşanan gerginliğin ardından, Kahire’nin Birleşik Arap Emirlikleri’ne “bağımlılığı” konusunda artan tedirginliğe de değindi.

Kaynaklardan ikisi, Mısır’ın İran saldırılarına yanıt olarak Abu Dabi’ye savaş uçakları gönderdiğini ve Sisi’nin savaş sırasında BAE Cumhurbaşkanı Muhammed bin Zayed’i birden fazla kez ziyaret etmeye istekli olduğunu ama Suudi Arabistan’a yönelik bu tür hiçbir adımın atılmadığını belirtti.

Kaynaklar, Riyad’ın Sisi’nin Abu Dabi ile yakınlaşmasından giderek daha fazla endişe duymaya başladığı sonucuna vardı.

Kaynaklar, bunun nedeninin Riyad’ın, Birleşik Arap Emirlikleri’nin bazı politikalarını Mısır’ın kendi stratejik çıkarlarına aykırı görmesinden kaynaklandığını belirtti.

Şahbaz Şerif: Üçlü pakt tamamen savunma amaçlı

Bunlar arasında BAE’nin Somaliland’daki varlığı, İsrail ile kurduğu stratejik ilişki, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı’na ilişkin anlaşmazlıklar sırasında Etiyopya’ya verdiği destek ve Sudan’daki Hızlı Destek Güçleri’ne sağladığı destek yer alıyor.

Kaynaklardan biri, Kahire’nin Abu Dabi ile sürdürdüğü ilişkilerin, Riyad’da Mısır’ın stratejik bir ortak olarak güvenilirliğine dair şüpheleri derinleştirdiğini belirtti.

Başka bir kaynak ise, Sisi döneminde bu ilişkinin giderek Suudi Arabistan’ın Mısır’ı güvenilir bir ortak olarak değil, Körfez desteğine “bağımlı” bir ülke olarak gördüğü bir yapıya dönüştüğünü belirtti.

Eski üst düzey danışman, Mısır’ın tarihsel olarak Suudi Arabistan’a, ABD’ye ve diğer dış güçlere bağımlı olduğunu, buna karşılık ise çok az şey sunduğunu söyledi.

Danışman, “Mısır her zaman bize ve ABD’ye bağımlı olmuştur; karşılığında hiçbir şey vermez, sadece alır ve alır, karşılığında hiçbir şey vermez,” dedi.

Bazı Türk kaynaklar ise MEE’ye, Ankara’nın Mısır’ı anlaşmaya dahil etmek için önemli çabalar sarf ettiğini ve Mısır’ın katılımını resmen önerdiğini bildirdi.

Fakat aynı kaynaklara göre, Kahire’nin anlaşmaya katılmaya hazır olmadığı anlaşılınca diğer ülkeler Mısır olmadan devam etmeye karar verdi.

Suudi kaynaklar ise Mısır’ın anlaşmayı kendisinin reddettiği yönündeki iddiayı yalanladı.

Hâlâ ülkenin karar alma süreçlerine yakın olan eski üst düzey danışman, Kahire’nin katılmamaya karar verdiği yönündeki iddiayı “gülünç” olarak nitelendirdi.

Danışman, “Gerçek şu ki, Sisi her zamanki gibi bu anlaşmadan maddi kazanç elde edebilmek için anlaşmaya katılmaya can atardı,” diye konuştu.

Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan savunma anlaşması: Birine yönelik saldırı tümüne yapılmış sayılacak

Danışman, Suudi karar alıcıların Sisi’nin “sadakatine” ilişkin ciddi endişeleri olduğunu ve ona Türk ve Pakistanlı liderler kadar güvenilemeyeceğine inandıklarını söyledi.

Danışman, “Türklerin Mısır’ın da dahil edilmesini istediğini anlıyoruz ve bunun nedenini de anlıyoruz. Belki gelecekte, bir değişiklik ya da iyileşme görürsek [olur],” dedi.

Öte yandan Suudi kaynaklar, Türkiye ve Pakistan’ın ittifaka askeri açıdan Mısır’dan daha fazla katkı sunduğunu belirtti.

Kaynaklardan biri, “Ordunun rolü, gıda fabrikalarına yatırım yapmak ve bunları yönetmekle uğraşmak yerine, askeri üretim kapasitelerine yatırım yapmak olmalıdır,” dedi.

Ayrıca Mısır silahlı kuvvetlerinin savaşa hazırlık durumunu ve etkinliğini de sorguladılar.

Kaynaklar, bu kararın dolayısıyla sadece Mısır’ın siyasi duruşuyla ilgili değil, Riyad’ın Kahire’nin yeni bir bölgesel güvenlik mimarisine somut olarak ne tür bir katkı sağlayabileceğine dair inancıyla da ilgili olduğunu belirtti.

Pakistan-Suudi Arabistan anlaşmasında neler vardı?

Suudi kaynaklar, Sisi yönetimi altında Mısır’ın dış finansal desteğe giderek daha fazla bağımlı hale geldiğini, buna karşılık önemli bölgesel güvenlik meselelerinde daha az katkı sağladığını öne sürdü.

Eski üst düzey danışman, krallığın son yıllarda çalkantılı geçmesine rağmen Ankara ile ilişkilerini Kahire ile olan ilişkilerinden daha güvenilir gördüğünü söyledi.

Danışman, “Lider kadrosundaki karar vericiler, Sisi’nin sadakati konusunda ciddi endişeler taşıyor. Ona güvenilemeyeceği düşünülüyor ve bu haklı bir görüş,” dedi.

Danışman, bunu Suudi Arabistan’ın “Pakistanlılar ve Türk kardeşleri” ile olan ilişkileriyle karşılaştırdı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Deutsche Bank, renminbi için Avrupa’nın ilk kliring bankası oldu

Yayınlanma

Çin merkez bankası, Pekin’in para biriminin uluslararası kullanımını artırma çabaları kapsamında, Deutsche Bank’ı renminbi için ilk Avrupalı kliring merkezi olarak atadı.

Çin Halk Bankası, pazartesi gecesi Frankfurt’ta Alman bankayı renminbi kliring bankası olarak yetkilendirdi.

Deutsche Bank salı günü yaptığı açıklamada, bu atamanın renminbinin “süregelen uluslararasılaşmasını” ve bankanın “Çin-Avrupa arasındaki başlıca koridorlarda ticaret, hazine ve yatırım faaliyetlerini kolaylaştırmadaki artan rolünü” vurguladığını belirtti.

Yurtdışındaki renminbi kliring odalarının çoğu, Çin’in en büyük dört devlet bankası olan Bank of China, Industrial and Commercial Bank of China, Bank of Communications ve China Construction Bank’ın yerel şubeleri.

Deutsche Bank, Avrupa’da renminbi işlemlerini takas ve mutabakatına izin verilen ilk Çinli olmayan banka.

Deutsche Bank Çin Başkanı Leo Yin, “Bu, Çin’in finansal sistemine doğrudan bir köprü kuruyor ve Avrupa-Çin ticaret ve yatırım akışlarında yer alan müşterilerimizi destekleme kabiliyetimizi güçlendiriyor,” dedi.

Çin Merkez Bankası, bağımsız beş yıllık planda yuanın küreselleşmesini hedefliyor

Yin, Avrupalı grupların “döviz sürtüşmesini” azaltmak ve tedarik zinciri ödemelerini kolaylaştırmak için Deutsche Bank’ın renminbi kliring hizmetini kullanmasını beklediğini, Çinli şirketlerin ise “renminbi ekosisteminde kalarak” Avrupa’daki yatırımlarını finanse etmek ve ticaret akışlarını kolaylaştırmak için bu hizmeti kullanmasının muhtemel olduğunu belirtti.

Çin, son yıllarda para biriminin küresel kullanımını artırmak ve doların hakimiyetine meydan okumak için çabalarını yoğunlaştırdı.

Bu yıl açıklanan Komünist Parti’nin 15. Beş Yıllık Planı, ticarette, yatırımda ve finansmanda renminbi’nin rolünün genişletilmesini öngörüyor.

Deutsche Bank, uzun süredir renminbi’nin uluslararasılaşmasına katkıda bulunuyor ve 2015 yılında Çin’in SWIFT’e alternatif olan Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi’ne doğrudan katılımcı olarak dahil oldu.

Bloomberg verilerine göre, Alman bankası bu yıl “panda tahvili” işlemlerinde (Çin anakarasında yabancı kurumlar tarafından ihraç edilen renminbi cinsinden borçlanma araçları) Çinli olmayan bankalar arasında birinci sırada yer alıyor.

Çin’deki faiz oranlarının tarihi düşük seviyelerde olmasıyla birlikte, renminbi cinsinden borçlanma hızla arttı.

Goldman Sachs, sigorta şirketi Chubb ve Singapur’un devlet yatırımcısı Temasek gibi çok uluslu gruplar, Hong Kong’da renminbi cinsinden borçlanma yoluyla ihraç edilen “dim sum tahvillerinin” ihracını artırdı.

Pekin, ticaret ve offshore kredilerde para birimini tanıtma konusunda bir miktar başarı elde etse de, renminbinin rezerv para birimi olarak payı hâlâ düşük seviyede.

Çin, tahvil piyasalarını yabancı yatırımcılara daha fazla açmak için adımlar attı ama küresel sabit getirili menkul kıymet yöneticileri, ülkenin devlet tahvillerine ayırdıkları payı artırma konusunda isteksiz davranıyor.

Yatırımcılar, Çin devlet tahvillerine ayırdıkları payı artırmalarını engelleyen faktörler olarak ülkenin nispeten düşük getirilerini, yavaşlayan iktisadi büyümeyi ve artan borç/GSYİH oranını gösteriyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?

Yayınlanma

Analistlere göre yeni savunma paktı, etkisini Hint Okyanusu bölgesine kadar genişletebilecek daha geniş, ideolojik temelli bir askeri bloka dönüşebilir.

South China Morning Post’a konuşan analistlere göre Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasında imzalanan yeni savunma paktı, İslamabad’ın bu anlaşmayı Hindistan’ın çevresindeki Müslüman çoğunluklu ülkelerle daha geniş güvenlik bağları kurmak için kullanıp kullanamayacağı konusunda Yeni Delhi’de soru işaretlerine yol açtı.

Cuma günü imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının üçünün tamamına yapılmış sayılacağını hükme bağlıyor.

Üçlü anlaşma, Suudi Arabistan ile Pakistan arasında geçen eylül ayında imzalanan ikili anlaşmanın ardından geldi.

Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Muhammad Asif cumartesi günü paktı, İslam ülkeleri arasında daha geniş kapsamlı bir askeri ittifak için olası bir model olarak tanımladı ve böyle bir yapılanmayı NATO’ya benzetti.

İslam ülkelerinin dini dayanışmadan ziyade ulusal çıkarlarına öncelik verme ihtimali hâlâ daha yüksek olsa da analistlere göre Pakistan’ın paktı daha geniş kapsamlı işbirliği için potansiyel bir platform olarak sunması nedeniyle Delhi’nin temkinli olması gerekecek.

Bu gelişme, Bangladeş’in askeri modernizasyon planları kapsamında Çin ve Pakistan’ın ortak geliştirdiği JF-17 Thunder savaş uçaklarını İslamabad’dan satın alma seçeneğini değerlendirdiği bir döneme denk geliyor.

İki ülke arasında üst düzey hava kuvvetleri görüşmeleri ve olası bir savunma paktına ilişkin temaslar gerçekleştirildi. Bunlara, eğitim simülatörlerinin devri gibi adımların da eşlik ettiği bildirildi.

Delhi merkezli Indic Researchers Forum’un Stratejik İlişkiler ve Ortaklıklar Direktörü Srinivaasan Balakrishnan, paktın etkisini Hindistan’ın başlıca güvenlik sağlayıcısı olarak hareket ettiği Hint Okyanusu bölgesine kadar genişleten “daha geniş, ideolojik veya kimlik temelli bir askeri bloka” dönüşebileceğini söyledi.

“Dolayısıyla asıl stratejik soru, bugün bir ‘İslami NATO’nun kurulup kurulmadığı değil,” dedi ve ekledi: “Asıl soru, bunun savunma anlaşmaları, askeri tatbikatlar, istihbarat paylaşımı ve silah transferleri yoluyla kademeli olarak ortaya çıkıp çıkamayacağıdır.”

Analistler, Hindistan’ın Bangladeş’i yakından takip etmesi gerekeceğini söyledi.

Hindistan’daki Ashoka Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan Uday Chandra, “Bangladeş kesinlikle yakından izlenmeye değer ve Hindistan yönetimi de şu anda bunu yapıyor. Hem Pakistan hem de Türkiye ile savunma ilişkileri son dönemde kesinlikle gelişti,” dedi.

Pakistan, döviz rezervlerini artırmak ve zor durumdaki ekonomisini canlandırmak amacıyla savunma ürünleri için aktif biçimde yeni pazarlar araştırıyor ve bu pazarlardaki varlığını genişletiyor.

Ancak Chandra’ya göre Dakka’nın Pakistan’dan silah ve savunma teçhizatı satın alması veya Pakistan’la ortak askeri tatbikatlar yapması halinde bile Mekke paktına resmen katılması hâlâ oldukça büyük bir adım olacaktır. Chandra, “Bangladeş’in katılması mümkün ama bu, belirsiz bir geleceğe doğru çok büyük bir sıçrama olur,” dedi.

Hindistan, hükümeti Delhi ile yakın çalışan Şeyh Hasina’nın iki yıl önce devrilmesinin ardından Bangladeş’le ilişkilerinde yaşanan gerginlik döneminden sonra bağları istikrara kavuşturmak için adımlar attı.

Hindistan’ın güvenlik ve istihbarat kurumları, özellikle siyasi geçişler ve bölgesel dinamiklerdeki değişimlerin ardından İslamcı militan grupların Bangladeş içinde operasyon alanları kullanması veya oluşturması ihtimali konusunda süregelen kaygılar taşıyor.

Gerilim, bir süredir Delhi’de yaşayan Hasina’nın 5 Ağustos’ta çevrim içi bir medya etkinliği düzenlemesinin ardından kısa süre önce yeniden ortaya çıktı. Bangladeş bunun üzerine, Hasina’nın açıklamalarının ülkedeki istikrarı zedelediği yönündeki endişesini dile getirdi.

Uzmanlara göre bu kaygılar geçici olabilir; zira son iki yılda uygulanan ticari kısıtlamaların kademeli olarak gevşetilmesi bekleniyor. Hindistan, Bangladeş’in ikinci büyük ticaret ortağı konumunda.

Hasina’nın ülkeye dönmesi beklenirken Bangladeş Cumhurbaşkanı istifa edeceğini duyurdu

Bangladeş ve yine Müslüman çoğunluklu bir ülke olan Maldivler, Hindistan’la önemli ekonomik, kalkınma ve güvenlik bağlarına sahip ve Hint Okyanusu bölgesindeki bölgesel ortaklıklar ile bağlantı projelerine katılıyor.

Balakrishnan, bu iki ülkeden herhangi birinin Pakistan merkezli karşılıklı savunma çerçevesiyle resmî veya gayriresmî bir hizalanmaya dahil olması halinde bunun Bengal Körfezi ve daha geniş Hint Okyanusu güvenlik denklemine önemli yeni bir değişken ekleyeceğini belirtti.

Ancak Chandra, Maldivler’in böyle bir pakta katılma ihtimalinin Bangladeş’e kıyasla “daha düşük” olduğunu söyledi. Bunun nedeni olarak Maldivler’in kısa süre önce Güney Asya Bölgesel İşbirliği Teşkilatı’nın (SAARC) Hindistan liderliğinde yeniden canlandırılması yönündeki çağrılarını gösterdi.

Ekonomik kalkınma ve bütünleşmeyi teşvik eden SAARC; Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Sri Lanka, Nepal, Bhutan ve Maldivler’den oluşuyor. Örgüt, Hindistan’ın Uri’deki bir terör saldırısının ardından Pakistan’da yapılacak zirveyi boykot etmesi ve zirvenin iptal edilmesi üzerine 2016’da fiilen işlemez hale geldi.

Maldivler Devlet Başkanı Mohamed Muizzu’nun başlangıçtaki “Hindistan Dışarı” yaklaşımının yol açtığı gergin dönemin ardından diplomatik ilişkiler yeniden toparlandı. Bu değişim; üst düzey devlet ziyaretleri, mali destek paketleri ve geçen ay serbest ticaret anlaşmasına ilişkin ilk tur müzakerelerin yapılmasıyla kendini gösterdi.

Analistler, Mekke paktının Asif’in sözünü ettiği NATO tarzı ittifaktan hâlâ çok uzak olduğunu, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel güçler arasındaki farklı tutumların paktın Ortadoğu’da bile genişlemesini muhtemelen sınırlayacağını söyledi.

Mısır, üçlü pakta neden katılmadı?

Hindistan Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuş Satinder Kumar Saini, Mekke paktının “birbirlerinin topraklarını savunma taahhüdünden çok siyasi mesaj verme amacı taşıdığını” söyledi.

Saini’ye göre İslamabad’ın nükleer kapasitesi nedeniyle pakt Ortadoğu’da daha fazla ağırlık taşıyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye’nin gelecekteki bir Hindistan-Pakistan çatışmasına doğrudan katılmasının muhtemel olmadığını belirtti.

“Hindistan, 2015’ten bu yana yoğun diplomatik temaslar, enerji anlaşmaları ve yurt dışındaki Hint vatandaşlarının refahına yönelik çalışmalarla Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini büyük bir özenle geliştirdi. Bu pakt söz konusu dengeyi karmaşıklaştırıyor. Hindistan, Suudilerle angajmanını sürdürmeli, ikili ilişkilerimizi ve karşılıklı bağımlılığımızı genişletip derinleştirmeli,” dedi.

Bağımsız analist Priyajit Debsarkar ise ABD-İran barış görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Pakistan’ın Ortadoğu ülkeleri nezdinde askeri güç olarak sahip olduğu itibardan yararlanmaya çalıştığını söyledi. Ancak ona göre İslamabad, ABD’yi rahatsız etmekten çekineceği için Mekke paktının yakın zamanda Bangladeş gibi ülkelere genişletilmesi pek olası değil.

“Burada izlenmesi gereken asıl mesele bunun Amerikalılar tarafından nasıl karşılanacağı. Çünkü Amerikalılar bu alternatif ittifakın kurulmasından pek memnun olmayabilir,” dedi.

Debsarkar, Pakistan’ın ABD’nin en büyük katkı sağlayıcısı olduğu Uluslararası Para Fonu gibi çok taraflı yardım mekanizmalarına bağımlılığına dikkat çekti. Pakistan ekonomisi, devlet temerrüdünü önlemek ve döviz rezervlerini istikrara kavuşturmak için IMF kurtarma paketlerine büyük ölçüde bağımlı.

“Pakistan kartlarını doğru oynamak konusunda çok dikkatli olmak zorunda,” dedi.

The Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English