Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’de destek kesilince milyonlarca kişi sigortadan çıktı

Yayınlanma

ABD’de federal hükümetin sağlık sigortası prim desteklerini uzatmaması üzerine yaklaşık 4 milyon kişi Uygun Fiyatlı Bakım Yasası kapsamındaki sigorta planlarından ayrıldı. Resmi veriler, ödeme yapılmaması durumunda tanınan üç aylık ek sürenin dolmasıyla birlikte sigortalı sayısının yüzde 16’dan fazla azaldığını ortaya koyuyor.

ABD’de federal hükümetin Uygun Fiyatlı Bakım Yasası (ACA) kapsamında sağladığı ek prim desteklerini sonlandırmasının ardından, bu yıl yaklaşık 4 milyon kişinin sağlık sigortasından vazgeçtiği açıklandı.

Kongre’deki Cumhuriyetçilerin geçen yılın sonunda prim desteklerini uzatmaması, maliyetlerin hızla yükselmesine yol açtı.

Federal Medicare ve Medicaid Hizmetleri Merkezinin cuma günü geç saatlerde yayımladığı veriler, ödeme yapılmaması halinde tanınan üç aylık ek sürenin dolmasıyla birlikte sistemdeki değişimi yansıtıyor.

Rapora göre, şubat ayı itibarıyla ACA planlarına kayıtlı kişi sayısı yaklaşık 19,2 milyon seviyesinde kalıyor. Bu veri, kayıt döneminin sonunda 23 milyon olan sigortalı sayısına kıyasla yüzde 16’yı aşan gerilemeye işaret ediyor.

ABD Sağlık ve İnsani Hizmetler Bakanlığı, kayıtlı üye sayısındaki bu ani düşüşün sahte ya da hayali üyeliklere karşı yürütülen federal denetimlerden kaynaklanabileceğini bildirdi.

Ancak sağlık sektörü analistleri, asıl gerekçenin artan maliyetler olduğunu vurguluyor.

Prim desteklerinin kesilmesinin ardından pek çok kişinin aylık ödemelerinde çift haneli artışlar meydana geldiği ve yeni kayıt verilerinin Amerikalıların karşılaştığı fiyat artışlarının yarattığı etkiyi yansıttığı belirtiliyor.

KFF adlı düşünce kuruluşunun ACA programı direktörü ve başkan yardımcısı Cynthia Cox, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Sigortalı sayısındaki bu kayıp, milyonlarca kişinin prim ödemelerinde iki, hatta üç katı bulan artışlarla karşılaştığı döneme denk geldi” ifadelerini kullandı.

Sigorta şirketleri ve sağlık politikası uzmanları, ilk prim faturalarının gönderilmesiyle birlikte üye sayısında hızlı gerileme yaşanabileceği yönünde uyarılarda bulunuyordu.

Son yıllarda ardı ardına gelen hızlı büyüme ve rekor üye sayısının ardından yaşanan bu gelişme, ilk Trump yönetimi döneminden bu yana ACA pazarında kaydedilen ilk düşüş olarak kayıtlara geçiyor.

Amerika

Google, Gemini için yüksek verimli yeni bir yapay zeka çipi geliştiriyor

Yayınlanma

Google’ın Gemini modellerini daha verimli çalıştırmak amacıyla “Frozen v2” kod adlı yeni bir sunucu çipi geliştirdiği bildirildi. Enerji birimi başına üretilen yapay zeka jetonu ölçeğinde mevcut işlemcilere göre 6 ila 10 kat yüksek verimlilik sunması beklenen donanımın 2028 yılında üretime girmesi planlanıyor.

Alphabet şirketinin, Gemini yapay zeka modellerini çok daha verimli hale getirmek amacıyla kendi bünyesinde yeni bir işlemci tasarladığı ve yapay zeka altyapısında önemli bir adım atmaya hazırlandığı öne sürüldü.

Teknoloji firmalarının kendi özel çiplerini geliştirmeyi küresel yapay zeka yarışında stratejik bir avantaj olarak görmesi, bu alandaki rekabeti donanım boyutuna taşıyor.

The Information portalının haberine göre Google, şirket içinde “Frozen v2” adıyla bilinen bir sunucu çipi geliştiriyor ve bu çipi 2028 yılında üretime sokmayı hedefliyor.

Projeye yakın kaynaklar, söz konusu işlemcinin Google’ın mevcut yapay zeka çiplerinden çok daha yüksek bir performans göstermesinin beklendiğini aktardı.

Yeni donanımın, tüketilen her birim güç başına üretilen yapay zeka jetonu (token) miktarı esas alındığında, mevcut işlemcilere kıyasla 6 ila 10 kat arasında daha yüksek bir verimlilik sağlayabileceği belirtiliyor.

Google, bahsi geçen özel proje hakkında doğrudan bir yorumda bulunmasa da yeni donanım tasarımlarını araştırmanın uzun vadeli yapay zeka stratejisinin temel bir parçası olduğunu kabul etti.

TechCrunch’a açıklama yapan bir Google sözcüsü, “Ekiplerimiz, kullanıcılarımıza ve müşterilerimize maksimum performans ile verimlilik sunmak adına sürekli olarak yeni yenilikleri araştırıyor ve deniyor” dedi.

Sözcü ayrıca, “Her projemiz üretime geçmese de bu titiz araştırma süreci, tam kapsamlı yaklaşımımızın merkezinde yer alıyor. Donanım ve yazılımımızı en temelden birlikte tasarlayarak, sistemlerimizin entegre olmasını ve gerçek dünya iş yükleri için son derece optimize edilmesini sağlıyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu gelişme, büyük yapay zeka şirketlerinin tamamen üçüncü taraf donanımlara bağımlı kalmak yerine kendi yazılımlarına özel olarak uyarlanmış çipler tasarlama eğiliminin arttığını gösteriyor.

Özel olarak geliştirilen işlemciler, performansı artırmanın ve işletme maliyetlerini düşürmenin yanı sıra şirketlere giderek karmaşıklaşan yapay zeka modellerini eğitmek ve yayına almak için ihtiyaç duyulan bilgi işlem altyapısı üzerinde daha fazla kontrol imkanı tanıyor.

Bu hamleler, yapay zeka bilgi işlemine yönelik talebin arzı geride bırakmaya devam ettiği bir dönemde gerçekleşiyor.

Nvidia, yapay zeka hızlandırıcı pazarında hakim tedarikçi konumunu korurken, bu baskın pazar pozisyonu diğer teknoloji devlerini tek bir satıcıya olan bağımlılıklarını azaltmak amacıyla alternatif donanım platformlarına büyük yatırımlar yapmaya teşvik ediyor.

Alphabet bu çabayı gösteren tek şirket konumunda değil. OpenAI, kendi yapay zeka donanım ekosistemini geliştirme yolunda önemli bir adım atarak haziran ayında “Jalapeño” adını verdiği ilk özel çıkarım (inference) çipini tanıtmıştı.

Yakın zamanda paylaşılan diğer bilgiler ise Anthropic şirketinin, Claude modellerini destekleyen altyapıyı genişletirken Samsung ile potansiyel bir çip üretim ortaklığı olasılığını araştırdığına işaret ediyor.

Verimlilik, yapay zeka sektörü genelinde giderek daha kritik bir kriter haline geldi.

Şirketler veri merkezlerini genişletmek ve gelişmiş donanımlar satın almak için milyarlarca dolar harcarken, yatırımcılar sadece daha fazla bilgi işlem gücü elde edilmesine değil, bu yatırımların sürdürülebilir finansal geri dönüşler sağlayıp sağlayamayacağına odaklanıyor.

Bu inceleme ve beklentiler özellikle Alphabet üzerinde yoğunlaşmış durumda.

Google, bu yılın başlarında altyapı, araştırma ve bulut kabiliyetlerine taahhüt edilen sermayenin boyutunu gözler önüne serecek şekilde, daha geniş kapsamlı yapay zeka genişleme stratejisinin bir parçası olarak 180 milyar ile 190 milyar dolar arasında bir yatırım planı açıklamıştı.

Frozen v2 projesine ilişkin haberlerin, şirketin bu hafta yapacağı kazanç açıklaması öncesinde yatırımcılara güven verdiği görüldü.

Alphabet hisseleri, haberin yayımlanmasının ardından pazartesi günkü işlemlerde yaklaşık yüzde 3 değer kazandı. Bu yükseliş, daha verimli bir yapay zeka işlemcisi beklentisinin piyasa tarafından olumlu karşılandığını gösteriyor.

Geliştirilen çipin piyasaya sürülmesine henüz birkaç yıl bulunmasına rağmen, bu proje yapay zeka alanındaki rekabetin yazılım sınırlarının çok ötesine geçtiğini net bir şekilde ortaya koyuyor.

Yapay zeka çağında başarının, yalnızca yetenekli modeller inşa etmeye değil, aynı zamanda bu modelleri verimli, ekonomik ve ölçeklenebilir şekilde çalıştırmak için gereken özel donanımları geliştirmeye de bağlı olacağı öngörülüyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD kamuoyundan Donald Trump’ın İran savaşına rekor tepki

Yayınlanma

The Economist dergisinin haberine göre yapılan son anketler, İran ile yürütülen savaşın anket kayıtlarının tutulmaya başlandığı dönemden bu yana ABD tarihindeki en popülerlikten uzak çatışma olduğunu ortaya koyuyor. Ateşkesin bozulmasıyla birlikte seçmenlerin büyük çoğunluğu savaşın uzun süreceğini öngörürken, tırmanan akaryakıt fiyatları ve net bir çıkış stratejisinin bulunmaması iktidardaki Cumhuriyetçi Partiyi yaklaşan ara seçimlerde ciddi bir yenilgi riskiyle karşı karşıya bırakıyor.

ABD’de, İran ile aeşkes sürecinin bozulmasıyla birlikte Amerikan seçmenlerinin savaşa olan inancı hızla tükeniyor.

Reuters/Ipsos tarafından gerçekleştirilen araştırmaya göre, katılımcıların beş de dördü çatışmaların uzun bir süre daha devam edeceğini öngörüyor.

The Economist/YouGov anketine katılanların yaklaşık yarısı ise savaşın bir yıl veya daha uzun süreceğini tahmin ediyor. Kamuoyunda bu sürece verilen destek hızla erirken, Trump’ın İran’a saldırma kararına yönelik net onay oranı eksi yüzde 30 seviyesine kadar geriledi.

Vietnam Savaşı’nın kamuoyunda bu derece tepki toplaması altı yıl sürmüşken, İran savaşının altı ay içinde aynı seviyede reddedilmesi dikkati çekiyor.

The Economist dergisine konuşan Virginia Üniversitesinden Larry Sabato, savaşın gördüğü tepkinin derinliğinden ziyade bu tepkinin ne kadar hızlı oluştuğuna işaret ediyor.

Sabato, İran savaşının anketlerin yapılmaya başlandığı tarihten bu yana Amerikan halkı nezdinde en az destek bulan çatışma olduğunu ve bu durumun ilk günden itibaren geçerliliğini koruduğunu vurguluyor. Sürecin uzamasının maliyetleri artıracağını belirten Sabato, bu durumun Trump ve Cumhuriyetçi Partiye ara seçimlerde siyasi bir fatura olarak döneceğini öngörüyor.

Geçmişteki askeri müdahalelerde ilk dönemlerde yüksek olan kamuoyu desteği zamanla erime gösteriyordu. Örneğin, ABD’nin 2001 yılında Afganistan’da Taliban’a yönelik başlattığı operasyon ilk başta halkın yaklaşık yüzde 90’ının desteğini almıştı.

Dönemin Başkanı George W. Bush, 11 Eylül saldırılarını gerçekleştiren teröristleri barındırdığı gerekçesiyle Taliban’a karşı net bir gerekçe sunmuştu.

Gallup verilerine göre, 2 binden fazla ABD askerinin öldüğü ve 20 bin askerin yaralandığı bu işgale verilen desteğin yüzde 50’nin altına düşmesi 13 yıl sürmüştü.

Ekonomik etkiler seçmenin cebini doğrudan vuruyor

Trump’ın İran savaşında şimdiye kadar 17 ABD askeri hayatını kaybetti. Bu sayı askeri açıdan düşük görünse de savaşın ekonomik yansımaları seçmenlerin günlük yaşamını doğrudan ve hızlı bir şekilde etkiledi.

Operasyonlar öncesinde açık olan Hürmüz Boğazı’nın kapanması akaryakıt fiyatlarını tırmandırdı. Trump, bölgedeki askeri ablukayı kırmak adına ordu gücü sayesinde petrol akışının her zamankinden daha yoğun olduğunu ileri sürse de somut veriler bu iddiayı desteklemiyor.

Brent petrolün varil fiyatı temmuz başından bu yana 72 dolardan 88 dolara kadar tırmandı. ABD’de savaş öncesinde 3 dolar olan galon başına benzin fiyatı da yaklaşık 4 dolar seviyesine ulaştı.

Gallup verilerine göre, geçmişte yoğun Amerikan kara birliklerinin katıldığı Vietnam Savaşı seçmenler tarafından ülkenin en önemli sorunu olarak görülüyordu.

İran savaşı için doğrudan bu tanımlama yapılmasa da seçmenler anketlerde en büyük endişelerinin yüksek yaşam maliyeti ve yetersiz liderlik olduğunu belirtiyor. Bu durum, görece az can kaybı yaşanmasına rağmen İran savaşının Cumhuriyetçiler için büyük bir seçim problemine dönüşebileceğini gösteriyor.

Savaşa yönelik destek siyasi eğilimlere göre de keskin bir şekilde ayrışıyor. Demokrat seçmenler arasında savaşı onaylama oranı net eksi yüzde 84, bağımsızlar arasında ise eksi yüzde 52 seviyesinde seyrediyor.

Girişimi destekleyen tek büyük grup olan ve Trump’ı destekleyen “MAGA” Cumhuriyetçileri arasında onay oranı yüzde 72 olsa da bu grupta da kırılmalar yaşanıyor.

Washington Post/Ipsos anketine göre, Trump destekçilerinin yarıdan fazlası ilk kez onun çalışma performansını “güçlü” yerine sadece “kısmen” onayladığını belirtiyor.

Kendini bu grubun dışında tanımlayan Cumhuriyetçiler arasında ise savaşa destek nisan ayındaki artı yüzde 26 seviyesinden net eksi yüzde 25’e geriledi.

Kongre’de bütçe tartışmaları

Demokrat siyasetçiler, yaşanan bu gelişmeler üzerine muhalefet tonunu sertleştiriyor. Pentagon’un bütçesini denetlemek üzere aday gösterilen Jules Hurst’ün 14 Temmuz’daki onay oturumunda Demokrat senatörler, hükümeti savaşın maliyetini düşük göstermekle suçladı.

Pentagon savaşın maliyetini, büyük kısmı harcanan mühimmat ve yakıt masraflarından oluşan 30 milyar dolar civarında açıklıyor.

Michigan Senatörü Elissa Slotkin ise Amerikan üslerinin onarım maliyetleri ve tüketicilerin uğradığı zararlar eklendiğinde gerçek maliyetin bu rakamın altı katından fazla olduğunu tahmin ettiğini belirtti. Slotkin ayrıca, Pentagon’un Trump’ın oğullarının çıkarlarının bulunduğu şirketlerle olan ticari ilişkilerini de eleştirdi.

New York’taki çekişmeli bir bölgeden seçilen ve koltuğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Kongre Üyesi Mike Lawler ise muhalefetin eleştirilerini “saçmalık” olarak nitelendiriyor.

Lawler, Trump’ın İran’ın nükleer programı ve terör gruplarına verdiği desteğin oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak için zor ama gerekli bir karar aldığını savunuyor.

Sürecin ne kadar süreceğini bilmediğini söyleyen Lawler, İran rejiminin güvenilmez olduğunu ve sadece askeri güçten anlayacağını ileri sürüyor. Lawler’ın seçimlerdeki Demokrat rakibi olan eski asker Cait Conley ise Trump’ın ABD’yi net askeri hedefleri ve çıkış stratejisi olmayan bir çatışmanın içine sürüklediğini ifade ediyor.

The Economist dergisinin ara seçim tahmin modeline göre, Lawler’ın kasım ayındaki seçimlerde koltuğunu kaybetme olasılığı yüzde 68 olarak hesaplanıyor.

Aynı model, Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu ele geçirme ihtimalini yüzde 82, Senato’yu kontrol etme şansını ise yüzde 45 olarak öngörüyor.

Carnegie Vakfından Aaron David Miller, Trump’ın İran’dan çıkış konusunda yaşadığı zorlukların, eski ABD Başkanı Lyndon Johnson’ın Vietnam Savaşı için sarf ettiği “Kendimi Teksas otoyolunda dolu fırtınasına yakalanmış bir otostopçu gibi hissediyorum. Kaçamıyorum, saklanamıyorum ve bunu durduramıyorum” sözlerini anımsattığını belirtiyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD Senatosu’ndaki “YOLO grubu” Trump’ın atama kararlarını zora sokuyor

Yayınlanma

ABD Senatosunda haziran ayındaki ön seçimleri kaybeden veya emeklilik kararı alan Cumhuriyetçi senatörlerin oluşturduğu “YOLO grubu” (Yalnızca Bir Kez Yaşarsın), önümüzdeki haftalarda Trump yönetiminin üst düzey adaylarının kaderini belirleyecek. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri Direktörlüğüne aday gösterilen Erica Schwartz ile Adalet Bakanı adayı Todd Blanche, komisyon oturumlarında kendi partilerinden senatörlerin sert sorularıyla karşılaştı.

ABD’de Donald Trump yönetiminin en çok tartışılan bazı adayları, önümüzdeki haftalarda Senato komisyonlarında yapılacak kritik oylamalarda görev sürelerinin sonuna gelen Cumhuriyetçi senatörlerin bağımsızlık ve denetim iradesini test edecek.

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) direktör adayı Erica Schwartz ile Adalet Bakanı adayı Todd Blanche, geride kalan hafta düzenlenen onay oturumlarında soğuk bir kabulle karşılaştı.

Bu direnç, kendi partilerinde gayriresmi olarak “YOLO (Yalnızca bir kez yaşarsın) grubu” diye adlandırılan senatörlerden geldi.

Grubun üyeleri arasında haziran ayındaki ön seçimlerde Başkan Trump’ın desteklediği rakiplerine kaybeden Cumhuriyetçi Senatörler John Cornyn ve Bill Cassidy ile geçen yıl emekli olacağını duyuran Senatör Thom Tillis yer alıyor.

Komisyonlardaki dengeler açısından kritik öneme sahip bu isimlerden Cassidy, Schwartz’ın adaylığını inceleyen komisyonun başkanlığını yürütürken; Cornyn ve Tillis ise Blanche’ın adaylığını karara bağlayacak komisyonda kararsız oyları elinde tutuyor.

Kabine düzeyindeki diğer iki aday olan Çalışma Bakanı adayı Keith Sonderling ve Ulusal İstihbarat Direktörü adayı Jay Clayton da geçen hafta komisyonların önüne çıktı. Bu isimlerin adaylıklarının da önümüzdeki günlerde oylanması bekleniyor.

Seçim yenilgileri ve emeklilik kararları sonrası daha özgürce konuşmaya başlayan senatörler, Trump ile Senato Cumhuriyetçileri arasında yaz başında tırmanan gerilimin ardından ilk kez bu kadar çok sayıda önemli adayı sorguluyor.

Cassidy, Cornyn ve Tillis; Trump’ın tartışmalı adımlarına karşı bir barikat oluşturan ılımlı Cumhuriyetçi Senatörler Lisa Murkowski ve Susan Collins ile ortak hareket ediyor.

“Sadece emir alan bir direktör istemiyoruz”

Geçmişte yönetimin sağlık politikalarına eleştiriler yönelten ancak geçen yıl aşı karşıtı söylemlerine yönelik endişelerine rağmen Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.’ın onaylanması yönünde oy veren Senatör Cassidy, tıp doktoru kimliğiyle bu kez daha seçici davranıyor.

Eski bir cerrah yardımcısı ve hekim olan Schwartz, CDC liderliği için ana akım bir isim olarak görülse de Cassidy’nin, adayın aşı güvenliği konusunda Trump veya Kennedy’ye boyun eğmeyip bağımsız kalacağına dair verdiği yanıtlardan tatmin olmadığı görüldü.

Oturum esnasında tepkisini dile getiren Cassidy, “CDC direktörü olup sadece emirleri yerine getirebilirsiniz. Ancak bizim, aşılara olan inancı sarsan çılgınca ve aptalca iddialara karşı gerçekten dik duracak bir CDC direktörüne ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.

Demokratların tamamının beklendiği gibi aşı kararına karşı oy kullanması durumunda, komisyondan tek bir Cumhuriyetçi üyenin “hayır” oyu vermesi Schwartz’ın adaylığının genel kurula sunulmasını engellemeye yetiyor. Cassidy ise oyunun yönüne dair henüz renk vermedi.

Benzer şekilde, Adalet Bakanı adayı Todd Blanche için Yargı Komisyonunda düzenlenen iki günlük oturumlar da Cornyn ve Tillis’i ikna etmekte yetersiz kaldı. Blanche’ın adaylığının komisyonda bloke edilmesi için de yine tek bir Cumhuriyetçi üyenin ret oyu yeterli bulunuyor.

“Mağdur fonu” tartışması

Trump’ın eski kişisel avukatı olan Blanche, Demokratların sert muhalefetinin yanı sıra kendi partisinden de ciddi çekincelerle karşı karşıya.

Cornyn ve Tillis, Blanche’ın vekil adalet bakanı olarak son aylardaki bazı uygulamalarından rahatsızlık duyduklarını belirtti. İki senatör, Blanche’a verecekleri desteğin, devlet mekanizmalarının kendilerine karşı “silah olarak kullanıldığını” iddia eden kişilere yönelik kurulması planlanan yasal savunma fonunun tamamen iptal edilmesine bağlı olduğunu vurguluyor.

Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında büyük tartışma yaratan bu fon projesi, mayıs ayında göçmenlik yasası fon paketinin geçmesini de engellemişti.

Blanche, söz konusu fon projesinin “bittiğini” ve yeniden canlandırılamayacağını söylese de bu güvenceyi henüz yazılı olarak sunmadı. Senatör Cornyn, Blanche’ın bu konudaki sözlü açıklamalarının ikna edici olmadığını belirterek çarşamba günü oturum çıkışında gazetecilere, “Argüman bu fonun öldüğü yönündeydi ancak kendisi aslında ölmediğini doğrulamış oldu” dedi ve oyuna dair kararını henüz vermediğini ekledi.

Blanche’ın adaylığına genel olarak olumlu bakan Tillis ise duruşmayı, Adalet Bakanlığının Jeffrey Epstein dosyalarını ele alış biçimini sorgulamak için kullandı.

Tillis, Blanche’ın bakanlıktan randevu talep eden ancak yanıt alamayan bazı Epstein kurbanlarıyla görüşmemesi halinde adaylığına onay vermeyeceğini beyan etti.

Bu uyarının ardından Blanche, perşembe öğleden sonra kurbanlarla bir araya gelse de görüşme mağdurları memnun etmedi. Kurbanlardan Annie Farmer, yaptığı açıklamada Blanche’ı “hırpalayıcı, tepeden bakan ve kasıtlı olarak net yanıtlar vermekten kaçınan” biri olarak tanımladı.

Blanche ise mağdurlara, kamuoyu önünde yaptığı gibi adalet arayışları için FBI’a başvurmalarını tavsiye ettiğini söyledi.

Tillis, Blanche’a bu görüşmeyi gerçekleştirdiği için teşekkür etmekle birlikte, iki hafta içinde yapılması planlanan oylamadaki tavrını açıklamadı.

Seçim güvenliği çıkmazı

Ulusal İstihbarat Direktörü adayı Jay Clayton’ın önünde ise daha az engelli bir yol uzanıyor. Ancak ABD istihbarat servislerinin yabancı tehditleri yurt dışında izlemesine olanak tanıyan gözetleme yasasının (FISA) Clayton yönetiminde yeniden yürürlüğe girip girmeyeceği belirsizliğini koruyor.

Geçen ay süresi dolan yasanın uzatılması çabaları, Trump’ın istihbarat topluluğunun başına geçici olarak Bill Pulte’u atamasıyla Senatoda kesintiye uğramıştı.

Pulte, Federal Konut Finansmanı Ajansı direktörüyken Trump’ın siyasi rakiplerini soruşturmak için konut kredisi kayıtlarını kullandığı iddiaları nedeniyle hem Demokratlar hem de bazı Cumhuriyetçiler arasında tartışmalı bir figür olarak görülüyor.

Senatörler, New York’ta eski Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro gibi profili yüksek sanıkları ve terör zanlılarını yargılamış olan Clayton’a karşı daha sıcak yaklaşıyor.

Ancak Trump yönetiminin seçim güvenliği odaklı ajandası, Clayton’ın varlığına rağmen FISA yasasının yenilenmesini zorlaştırabilir.

Oturumda Demokrat senatörler, Clayton’ı 2020 başkanlık seçimlerini Trump’ın değil Joe Biden’ın kazandığını açıkça kabul etmediği için eleştirdi. Eski Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard’ın, Georgia eyaletinin Fulton ilçesindeki seçim ofislerine düzenlenen FBI baskınlarında yer alması da tartışma konusu oldu.

Clayton bu baskınlar hakkında detaylı bilgisi olmadığını iddia edince Senato İstihbarat Komisyonunun kıdemli Demokrat üyesi Mark Warner duruma tepki göstererek, “Size güveniyorum ve sizi tanıyorum; fakat Direktör Gabbard’ın Fulton’daki yerel seçim faaliyetlerine müdahalesinden ve bunun yarattığı büyük endişeden haberiniz olmadığını düşünmek inandırıcılık sınırlarını zorluyor” dedi.

İstihbarat Komisyonu, pazartesi akşamı Clayton’ın adaylığını oylayacak. FISA konusu oturumda doğrudan gündeme gelmemiş olsa da senatörler, Pulte’un yerine Clayton’ın getirilmesinin yasanın uzatılması sürecini yeniden başlatabileceğine dair umut taşıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English