Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’den uydu savunma hamlesi: Meadowlands sistemi 2025’te hazır olacak

Yayınlanma

ABD, 2025 yılı itibarıyla Rusya ve Çin uydularını karıştırmak için geliştirilen Meadowlands sistemini devreye alacak. Sistem, potansiyel uydu saldırılarına karşı tasarlandı.

Bloomberg’in ABD Uzay Kuvvetleri Komutanlığı kaynaklarına dayandırdığı habere göre, olası bir çatışmanın ilk safhalarında Rus ve Çin uydularını karıştırmak amacıyla geliştirilen Meadowlands sistemi, 2025 yılında ABD’nin hizmetine sunulacak.

Sistem teslimatının başlangıçta iki yıl önce yapılması planlanmış, ancak bazı eksikliklerin giderilmesi amacıyla ertelenmişti.

Eylül ayında sistem, gerekli tüm testleri başarıyla geçti. ABD ordusu, 2025’in ilk çeyreğinde, planlanan 32 sistemden ilk beşinin ne zaman kullanıma hazır hale geleceğine karar vermeyi hedefliyor.

L3Harris Technologies Inc. tarafından üretilen Meadowlands, 2020’de başlatılan “karşı iletişim sistemi” programının hafif ve mobil bir versiyonu olarak tanımlanıyor.

Bu yeni sürüm, daha geniş bir frekans aralığında çalışabiliyor ve yazılım güncellemelerini destekleyebiliyor. Meadowlands’in teslimatı başlangıçta Ekim 2022 olarak planlanmış, ancak açıklanmayan teknik sorunlar nedeniyle zaman çizelgesi revize edilmişti.

ABD Uzay Komutanlığı Başkanı Stephen Whiting, haziran ayında yaptığı bir açıklamada, Rusya’nın ABD’nin “ulusal güvenlik araçlarını tehdit edebilecek” Kosmos-2576 uydusunu yörüngeye yerleştirdiğini belirtti.

Pentagon’un değerlendirmesine göre Kosmos-2576, muhtemelen alçak Dünya yörüngesindeki diğer uydulara saldırabilecek bir uzay karşıtı silah olarak sınıflandırılıyor.

Whiting ayrıca, Rusya’nın benzer sistemleri 2017, 2019 ve 2022 yıllarında test ettiğini ve şimdi de yörüngede operasyonel durumda olduğunu söyledi.

ABD’nin bu tür faaliyetleri ciddiyetle ele aldığını belirten Whiting, uzaydaki güvenliğe yönelik olası tehditlere karşı çeşitli yanıtlar geliştirdiklerini vurguladı.

CNN‘in şubat ayında Amerikalı yetkililere dayandırdığı haberde, Moskova’nın nükleer bir patlama durumunda güçlü bir elektromanyetik dalga yaratarak alçak yörüngedeki ticari ve hükümet uydularını etkileyebilecek bir silah geliştirdiği bildirilmişti.

Amerika

ABD, siber savaş için teknoloji şirketleri ile anlaşıyor

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, ABD’li şirketlerin yabancı siber suç çetelerine karşı siber saldırılar düzenlemesi için yasal bir yol açıyor.

Bu, onaylanmış teknoloji ve siber güvenlik firmalarını dijital savaşın ön saflarına taşıyacak, önemli ve potansiyel olarak tartışmalı bir önlem.

Çarşamba günü geç saatlerde yayınlanan başkanlık memorandumu, Trump yönetiminin yabancı dolandırıcılık ve siber saldırılara karşı defalarca daha agresif önlemler alınmasını talep etmesi üzerine geldi

Beyaz Saray’ın belirttiğine göre bu saldırılar geçen yıl Amerikalılara yaklaşık 21 milyar dolarlık zarara yol açtı.

Bu bildiri, son yıllarda ABD siber politikasında gerçekleştirilen en büyük dönüşümlerden birini temsil ediyor.

Bildiri, internet altyapısı üzerindeki verileri ve kontrolü sayesinde yabancı hackleme operasyonlarına ilişkin benzersiz içgörüler sunan teknoloji ve güvenlik şirketlerine, devlet onayıyla dijital saldırılar düzenleme yetkisi verecek.

Bu tür şirketlerin çoğu halihazırda ABD istihbarat ve kolluk kuvvetleriyle yakın işbirliği içinde olsa da, bir dizi hukuki ve siyasi kısıtlama uzun süredir onların yabancı ağlar içinde doğrudan harekete geçmelerini engelliyordu.

Katılmak isteyen şirketlerin hem Adalet Bakanlığı hem de İç Güvenlik Bakanlığı ile sözleşme imzalamaları ve hükümetle çalışırken bildirgede “sıkı güvenlik incelemesi” olarak tanımlanan bir süreçten geçmeleri gerekecek.

Bu kapsamlı çaba, Trump yönetiminin daha önceki bir başkanlık kararnamesiyle kurulan ve Adalet Bakanlığı ile İç Güvenlik Bakanlığı’ndan ortak icra direktörlerinin görev yaptığı Ulusal Koordinasyon Merkezi tarafından denetlenecek.

Fakat memorandumda, Adalet Bakanlığı ve İç Güvenlik Bakanlığı’ndaki icra direktörlerinin, “Katılımcı Şirketlerin performansının tam denetimini ve kontrolünü” garanti eden “konsensüs prosedürlerini” Beyaz Saray İç Güvenlik Konseyi ile belirleyene kadar, şirketlerin hiçbir operasyonunun onaylanmayacağı belirtiliyor.

Memorandumda, bu prosedürlerin 60 gün içinde hazırlanması gerektiği ifade ediliyor. Bu prosedürlerin kapsamlı olması muhtemel.

Bu prosedürler, katılımcı şirketlerin önerilen saldırı amaçlı siber saldırı operasyonları için onay alabilmeleri amacıyla atmaları gereken adımları ana hatlarıyla belirleyecek.

Böylece hükümet, hedeflerin suç çeteleri olduğunu teyit edebilecek ve operasyonların ABD yasalarına uygun olmasını ve devam eden ABD istihbarat çabalarını baltalamamasını sağlayabilecek.

Şirketler, suçluların tespit edilmesine yardımcı olacak gözetleme operasyonları veya saldırılarını gerçekleştirmek için kullandıkları sistemleri devre dışı bırakmaya yönelik “etki” operasyonları önerebilirler.

Katılımcı şirketler, teknik uzmanlık ve personel güvenlik incelemesi konusunda asgari standartları karşılamak zorunda olacak ve onaylanan operasyonların can kaybına yol açabileceğini veya uluslararası hukuk kapsamında güç kullanımı düzeyine ulaşabileceğini düşündükleri takdirde federal hükümete bildirimde bulunmaları gerekecek.

Bazıları bu memorandumu, ABD hükümetinin ABD kolluk kuvvetlerinin erişim alanı dışında faaliyet gösteren yabancı siber suç çetelerine karşı mücadele etmesine yardımcı olacak kritik bir adım olarak görüyor.

ABD hükümeti için saldırı amaçlı siber araçlar geliştiren bir startup olan Twenty’nin CEO’su ve kurucu ortağı Joe Lin şöyle konuştu:

“Yıllardır Amerikan teknoloji sektörünü stratejik bir varlık olarak nitelendiriyorduk fakat siber alanda kenara itmiştik. Bu yönetim, paradigmayı değiştiriyor.”

Memorandumda, şirketlerin yalnızca “yabancı bir hükümetin kurumsal bir parçası olmayan veya tamamen yabancı bir hükümetin talimatı altında faaliyet göstermeyen” suçluları hedef almaya yetkili olacağı belirtiliyor.

ABD istihbarat topluluğunun yardımı olsa bile, bu ayrımı yapmak zor olabilir.

Memorandumda, yanlışlıkla bir ABD vatandaşını veya ağını hedef alan operasyonlar yürüten şirketlerin, operasyonu derhal durdurmaları ve ABD hükümetine bildirmeleri gerektiği belirtiliyor.

Öte yandan, “operasyonun onaylanmasından önce, adli veya başka türlü gerekli tüm yetkilendirmeleri” aldıkları sürece, kasıtlı olarak bir “ABD’li kişiye” “yöneltilen” faaliyetlerin engellenmediği anlaşılıyor.

ABD yasalarına göre, “ABD’li kişi” terimi bir Amerikan şirketini veya kuruluşunu ifade edebilir.

Birçok Kongre üyesi ve güvenlik uzmanı, siber suçlara karşı mücadelede özel sektörün daha büyük bir rol oynaması yönündeki çağrıları genel olarak destekliyor.

Fakat hepsi, özel sektöre aktif siber saldırı girişimleri başlatma yetkisi verilmesini onaylamıyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

Espriella, Trump’tan Kolombiya’da da operasyonlara başlamasını istedi

Yayınlanma

Kolombiya’nın yeni lideri Abelardo de la Espriella, Trump yönetiminden, kartellere karşı yürüttüğü askeri harekatı kendi ülkesine taşımasını istedi.

ABD ve İsrail’in müttefiki yeni Kolombiya başkanının sözlerini ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth aktardı.

Geçen hafta göreve başlayan sağcı de la Espriella, seçim kampanyası sırasında uyuşturucu kaçakçılarına ve diğer silahlı gruplara karşı “Tanrı’nın gazabını” indirerek “onları hamamböceği ve fare gibi ortadan kaldırmayı” taahhüt etmişti.

Çarşamba günü Panama’da düzenlenen bölgesel güvenlik zirvesinde konuşan Hegseth, Kolombiya’nın “teröristleri ve terör ağlarını yok etmek için ortak askeri operasyonlara” izin verdiğini söyledi.

ABD güçleri, bölgede uyuşturucu kaçakçılığı yapmakla suçladığı onlarca tekneyi havaya uçurdu ve 200’den fazla kişiyi öldürdü.

Hegseth’in yanında yer alan Kolombiya Savunma Bakanı Jorge Eduardo Mora, ülkeyi uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele etmek amacıyla Başkan Donald Trump tarafından bu yıl kurulan Amerika Kartel Karşıtı Koalisyonu’nun 19. üyesi yapan belgeleri imzaladı.

Bu ortaklık, önceki başkan döneminde ABD’nin Kolombiya ile kurduğu ilişkiden keskin bir tezat oluşturuyor.

Gustavo Petro, askeri harekâta sert eleştiriler yöneltmişti. Trump, Petro’yu kokain üretmekle suçlamış; Dışişleri Bakanlığı onun ABD vizesini iptal etmiş ve Hazine Bakanlığı da mali yaptırımlar uygulamıştı.

ABD hükümeti, Clan del Golfo ve Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN) da dahil olmak üzere birçok Kolombiyalı grubu “terör örgütü” olarak tanımlamıştı.

Hegseth, “Terör örgütü olarak tanımlanan gruplar ve bunlarla işbirliği yapan hükümetler, ABD hükümeti için meşru hedefler olacaktır,” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD, iki Brezilyalı örgütü “terörist” ilan etti

Yayınlanma

ABD, Brezilya’nın en büyük iki suç örgütü olan Primeiro Comando da Capital (PCC) ve Comando Vermelho’yu (CV) “terörist” olarak tanımladı.

Bu adım, hem ABD hem de Brezilya’daki “aşırı sağ” tarafından “organize suçun artan ulusötesi erişimine” karşı “gerekli bir tepki” olarak sunuluyor.

PCC ve CV, gerçekten de büyük çaplı şiddet olaylarından sorumlu. Bu örgütler, Latin Amerika’nın en güçlü suç şebekeleri arasında yer alıyor ve Brezilya’da ve ötesinde kamu güvenliğine ciddi bir tehdit oluyor.

Al Jazeera’ya göre bu kararın alınma zamanlamasını, Bolsonaro ailesinin Luiz Inacio Lula da Silva hükümetiyle sürdürdüğü siyasi mücadelede Washington’u kendi tarafına çekme çabalarından ayırmak zor.

Eski Başkan Jair Bolsonaro, 2022 seçimlerindeki yenilgisinin ardından yaşanan darbe girişimindeki rolü nedeniyle 27 yıl 3 aylık hapis cezasını çekerken, oğulları ise bu mücadeleyi giderek daha fazla ABD’ye taşıyor.

Eski liderin oğullarından Flavio Bolsonaro, aylardır Lula’yı organize suçlara karşı yumuşak davranan biri olarak göstermeye çalışıyor ve ABD’li yetkililere, Lula hükümetine karşı daha sert bir tutum sergilemeleri için baskı yapıyor.

Bu çabalar arasında, Trump yönetimini doğrudan PCC ve CV’yi “terörist” örgütler olarak tanımlamaya zorlamak da yer almıştır.

Şu anda ABD’de yaşayan kardeşi Eduardo Bolsonaro ise, babalarına karşı açılan davalar sırasında daha da ileri giderek, Brezilya Yüksek Mahkemesi yargıçlarına yaptırım uygulanması ve Brezilya’ya gümrük vergileri getirilmesi için lobi faaliyetlerinde bulunmuştu.

16 Haziran’da Brezilya Yüksek Mahkemesi, Eduardo’yu bu kampanya kapsamında “zorbalık” suçundan dört yıl iki ay hapis cezasına çarptırdı.

Flavio, ekim ayındaki seçimlerde Lula’nın başlıca rakibi olarak öne çıktı. 11 Ağustos tarihli bir CNT/MDA anketine göre, Lula ilk turda yüzde 42,4, Flavio ise yüzde 28,7 oy oranına sahip.

Bu seçim bağlamında, “terörist” etiketi önemli bir siyasi işlev görüyor ve Brezilya aşırı sağı tarafından yaygınlaştırılan, Lula’nın suç örgütleriyle işbirliği yaptığı ya da bunlarla yüzleşmeye isteksiz olduğu yönündeki söylemi pekiştiriyor.

Amaç, bu iddiaları mutlaka kanıtlamak değil, yurt içinde bir silah olarak kullanılabilecek ve ABD’nin Brezilya’ya daha fazla müdahalesini meşrulaştırmak için yararlanılabilecek bir şüphe ortamı yaratmak.

Sağcı gösteriler sırasında, Bolsonaro ailesinin destekçilerinin ABD bayrakları salladığını ve Brezilya’yı soldan “kurtarmak” için açıkça askeri ve yabancı müdahale talep ettiğini görmek yaygın bir durum.

Washington, PCC ve CV gibi grupların “terör örgütü” olarak tanımlanmasının yalnızca ek hukuki araçlar sağladığını ısrarla savunuyor. Fakat bu araçların sonuçları, cezai kovuşturmanın çok ötesine uzanıyor.

Bu araçlar, ABD makamlarına varlıkları dondurma, yaptırım uygulama ve bu grupları desteklemekle suçlanan kişileri yargılama konusunda daha geniş yetkiler tanıyor.

Ayrıca, Brezilya’da faaliyet gösteren şirketler için yeni uyum yükümlülükleri yaratıyor ve finansal ağları daha sıkı denetime maruz bırakıyor.

Bankalar, PCC veya CV ile bilerek bir bağlantısı olmasa bile, sistemlerinin bu gruplarla bağlantılı fonların aktarılmasında doğrudan veya dolaylı olarak kullanılmadığını kanıtlama baskısıyla karşı karşıya kalabilir.

Müşteriler, üçüncü taraflar, paravan şirketler ve karmaşık ödeme zincirleri aracılığıyla bu tür bağlantıları izlemek son derece zor olabilir.

Finansal etkiler, Brezilya merkez bankası tarafından işletilen ve Visa ve Mastercard gibi kart ağlarına önemli bir alternatif haline gelen anlık ödeme sistemi PIX ile ilgili ayrı bir ABD anlaşmazlığıyla da kesişiyor.

Washington, daha geniş kapsamlı bir ticaret anlaşmazlığının parçası olarak PIX’i mercek altına alırken, Flavio Bolsonaro ise sistemin Batı dışı ödeme sistemleriyle gelecekteki bağlantılarının sınırlandırılmasını önermişti.

PCC ve CV olarak tanımlanan gruplardan herhangi biriyle bağlantılı fonların PIX üzerinden aktarıldığı tespit edilirse, bu durum denetim sürecine yeni bir boyut kazandırabilir.

Brezilyalı güvenlik yetkilileri ayrıca, bu sınıflandırmanın ABD ile uzun süredir devam eden polis işbirliği kanallarını zorlaştırabileceği konusunda uyarıda bulundu.

PCC ve CV’ye yönelik ortak soruşturmalar, kolluk kuvvetleri arasındaki rutin istihbarat paylaşımı ve koordinasyona büyük ölçüde dayanmaktadır; ancak bu grupları “terörist” örgütler olarak değerlendirmek, bazı soruşturmaların daha kısıtlı istihbarat ve ulusal güvenlik kanallarına kaymasına neden olabilir ve bu da işbirliğini güçlendirmek yerine zorlaştırabilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English