Avrupa
AB’den ABD’ye Grönland misillemesi: 93 milyar euroluk ticari yaptırım gündemde

AB ülkeleri, Trump’ın Grönland’ın satın alınması talebiyle başlattığı gümrük vergisi tehditlerine karşı 93 milyar euro değerinde misilleme paketi hazırlıyor. Brüksel, Washington’ın şubatta yürürlüğe koymayı planladığı vergilere karşı “Ekonomik Zorlamaya Karşı Mücadele Mekanizması”nı ilk kez devreye alarak ABD’li şirketlerin Avrupa pazarına erişimini kısıtlamayı değerlendiriyor.
Financial Times gazetesinin konuya yakın kaynaklara dayandırdığı habere göre ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü yaptığı açıklamada Danimarka, Norveç, İsveç, Fransa, Almanya, İngiltere, Hollanda ve Finlandiya’dan ithal edilen ürünlere şubat ayından itibaren yüzde 10 ek gümrük vergisi uygulanacağını duyurdu.
Trump, Amerika Birleşik Devletleri Grönland’ı satın alana kadar bu oranın daha sonra yüzde 25’e çıkarılacağını ve yürürlükte kalacağını belirtti.
Gümrük vergisi tehditleri, Grönland ve geniş Arktik bölgesi üzerindeki siyasi ve güvenlik gerilimlerinin tırmandığı bir dönemde geldi.
Grönland, Kuzey Amerika ile Avrupa arasındaki stratejik konumu nedeniyle füze tespiti, uzay gözetleme ve erken uyarı sistemleri için kritik bir öneme sahip.
Ada, Danimarka ile yapılan uzun süreli savunma anlaşmaları kapsamında halihazırda önemli ABD askeri altyapısına ev sahipliği yapıyor.
Avrupalı yetkililer, Grönland’ın siyasi statüsünü değiştirme girişimlerinin Danimarka’nın egemenliğine müdahale olduğu ve NATO’nun kolektik savunma ilkesine zarar verme riski taşıdığı uyarısında bulundu.
“Grönland’ın savunması NATO üzerinden yapılmalı”
Grönland hükümeti koalisyonu bu hafta adanın NATO içindeki savunma hattını yeniden teyit ederek gelecekteki tüm savunma düzenlemelerinin ittifak çerçevesinde kalmasını sağlamak için Danimarka ile koordinasyonu derinleştirme planlarını açıkladı.
Yapılan resmi açıklamada adanın Danimarka Krallığı’nın bir parçası olduğu vurgulanırken “Grönland’ın savunması bu nedenle NATO üzerinden yapılmalıdır” ifadesine yer verildi. Açıklamada ayrıca, ABD de dahil olmak üzere tüm müttefiklerin adanın güvenliğinden ortak sorumlu olduğu hatırlatıldı.
AB’den “ticari bazuka” seçeneği
AB yetkilileri, misilleme önlemleri listesinin aslında 2025 yılında hazırlandığını ancak tam ölçekli bir ticari çatışmadan kaçınmak için uygulamanın 6 Şubat tarihine kadar ertelendiğini bildirdi.
Brüksel yönetimi, üçüncü ülkelerden gelen ekonomik baskılara karşı tasarlanan “Ekonomik Zorlamaya Karşı Mücadele Mekanizması” (ACI) aracılığıyla ABD’li şirketlerin Avrupa pazarına erişimini sınırlamayı tartışıyor.
AB büyükelçilerinin pazar günü yaptığı toplantıda, bazı üye ülkelerin “ticari bazuka” olarak adlandırılan bu aracı ilk kez aktif hale getirme çağrısında bulunduğu belirtildi.
Davos öncesi diplomatik mevzi hazırlığı
Kaynaklar, üzerinde çalışılan tedbirlerin 19-21 Ocak tarihlerinde Davos’ta düzenlenecek Dünya Ekonomi Forumu’nda (WEF) Avrupalı liderlerin Trump ile yapacağı görüşmeler öncesinde Avrupa’nın elini güçlendirmeyi amaçladığını aktardı.
Diplomatik gerilim eş zamanlı olarak sokaklara da yansıdı. Danimarka’nın genelinde binlerce kişi, Trump’ın Grönland’ı satın alma girişimini protesto etmek için gösteriler düzenledi.
Eylemciler mitingleri “demokrasi ve adanın kendi kaderini tayin hakkının savunulması” olarak nitelendirdi. Benzer protestoların Nuuk kentinde de yapılması planlanıyor.
Donald Trump, Grönland’ın ABD’nin ulusal güvenliği için taşıdığı stratejik önemi gerekçe göstererek adanın ABD kontrolüne geçmesi gerektiğini savunuyor.
Grönland ve Danimarka makamları ise Washington’ı topraklara el koyma girişimlerine karşı uyararak ortak egemenliğe ve toprak bütünlüğüne saygı duyulması gerektiğini vurguladı.
1953 yılına kadar Danimarka sömürgesi olan Grönland, 2009 yılından bu yana iç işlerinde geniş bir özerkliğe sahipken savunma ve dış politika konularında Danimarka’ya bağlı kalmaya devam ediyor.
Avrupa
Avrupa lüks pazarı Çin’deki talep kaybıyla 350 milyar dolar eridi

Avrupa’nın önde gelen on lüks tüketim markası, Çin pazarındaki talep kaybı ve sektördeki durgunluk nedeniyle yıl başından bu yana yaklaşık 350 milyar dolar piyasa değeri kaybetti. LVMH hisseleri yüzde 40’ın üzerinde düşüşle en büyük kaybı yaşarken, saat ve mücevher üreticisi Richemont daha dirençli bir tablo çizdi.
Avrupa’nın önde gelen on lüks tüketim markası, sektördeki durgunluk ve Çin pazarındaki talep kaybı nedeniyle 2026 başından bu yana piyasa değerinden yaklaşık 350 milyar dolar kaybetti.
Reuters’ın piyasa verilerine dayandırdığı habere göre, STOXX Europe Luxury 10 endeksinde yer alan şirketler yatırımcıların toparlanma beklentisini karşılayamadı.
Satış artışını uzun süre sırtlayan Çin ekonomisindeki sıkıntılar derinleşirken, Avrupalı moda devlerinin yaşadığı kayıplar belirginleşti.
İspanyol sektörel yayın organı Modaes, değer kaybının temel etkenlerinden birinin fiyat politikası olduğuna işaret etti.
Kuruluşlara göre şirketler, birkaç yıldır üst üste yaptıkları zamlarla gelirlerini artırmayı başardı ancak ürünlerin alıcılar açısından erişilebilirliğini azalttı.
LVMH hisseleri yüzde 40’tan fazla eridi
Bünyesinde Louis Vuitton, Dior, Tiffany, Bulgari, Moët ve Hennessy gibi markaları barındıran Fransız LVMH grubu, sektördeki en sert düşüşü kaydetti.
Şirketin hisseleri yıl başından itibaren yüzde 40’ın üzerinde gerileyerek rakiplerine kıyasla en zayıf performansı sergiledi.
LVMH’nin açıkladığı üçüncü çeyrek bilançosuna göre, moda ve deri ürünleri biriminin geliri yıllık bazda yüzde 2,96 düşüşle 8,24 milyar avroya indi.
Analist beklentilerinin altında kalan birimin organik satışları yüzde 5 daraldı. Vogue’un şirket verilerinden aktardığına göre, grubun toplam çeyreklik geliri yüzde 1,22 artışla 18,5 milyar avroya çıkarken organik büyüme yüzde 1 düzeyinde gerçekleşti.
Bölgesel dağılımda LVMH’nin satışları Japonya hariç Asya pazarında yüzde 5 geriledi. Buna karşılık satışlar ABD’de yüzde 5, Avrupa’da yüzde 4, Japonya’da ise yüzde 6 arttı.
Vogue’un paylaştığı verilere göre, yıl başından bu yana LVMH hisselerinin yüzde 40 eridiği dönemde Hermès yüzde 39, Gucci’nin sahibi Kering ise yüzde 30 değer kaybetti. Saat ve mücevher üretimine odaklanan Richemont’un hisse değeri ise neredeyse değişmedi.
Vogue’un yer verdiği HSBC analistlerinin tahminlerine göre, sektörün önde gelen sekiz lüks şirketinin satış büyümesi ikinci çeyrekteki yüzde 7 seviyesinden üçüncü çeyrekte yüzde 2,7’ye yavaşladı.
Richemont hariç tutulduğunda aynı grup için beklenen satış artışı yüzde 5,1’den yüzde 1,1’e geriledi.
Büyük üreticilerin toplam piyasa değeri yarı yarıya eridi
Reuters, sektördeki gerilemenin birkaç yıldır kesintisiz sürdüğünü vurguladı. LVMH, Hermès, Kering ve Richemont olmak üzere dört büyük Avrupalı üreticinin toplam piyasa değeri, yaklaşık 2024 yılındaki seviyesine kıyasla neredeyse yarı yarıya azaldı.
Cartier ile Van Cleef & Arpels’in çatı kuruluşu Richemont, mücevher ve saat odaklı yapısıyla genel düşüşe karşı daha dirençli kaldı. Modaes, grubun mücevher segmentindeki olumlu piyasa koşullarından yararlandığını kaydetti.
LVMH hisselerindeki sert düşüş, şirketin en büyük hissedarı ve yöneticisi Bernard Arnault’nun kişisel servetine de yansıdı. Forbes verilerine göre Fransız milyarder milyarlarca dolar kaybetti.
Financial Times’ın mayıs ayında yayımladığı haberde, talep daralması karşısında LVMH yönetiminin Marc Jacobs moda evi ve Fenty Beauty kozmetik markasındaki payı dahil bazı varlıklarını elden çıkarmayı değerlendirdiği bildirilmişti.
Gazete, 2023’ten beri süren bu dönemi “lüks kışı” olarak nitelemiş; gerekçeler arasında salgın sonrası tüketim patlamasının sona ermesini, harcanabilir gelirlerin gerilemesini ve art arda yapılan yüksek zamları göstermişti.
Avrupa
Kuzey Akım davası başladı: Almanya sabotajı savaş suçu saydı

Kuzey Akım boru hatlarına düzenlenen sabotajın kilit ismi Sergey Kuznetsov, Almanya’da hakim karşısına çıktı. Federal Başsavcılık, Ukrayna makamlarının talimatıyla yapıldığını savunduğu eylemi savaş suçu sayarken sanık hakkındaki dava 17 Aralık’a kadar 16 duruşmada görülecek.
Kuzey Akım boru hatlarına düzenlenen sabotajla ilgili dava Almanya’da başladı.
Hamburg Eyalet Yüksek Mahkemesinde 14 Ekim’de hakim karşısına çıkan Ukrayna vatandaşı Sergey Kuznetsov, saldırıyı gerçekleştiren sabotaj grubunu yönetmekle itham ediliyor.
Tagesschau’nun haberine göre Almanya Federal Başsavcılığı, Baltık Denizi’ndeki boru hatlarına yönelik eylemi Ukrayna devlet makamlarının talimatıyla yapılmış bir savaş suçu sayıyor.
Stern’in aktardığı iddianamede, Rusya ile Ukrayna arasındaki askeri çatışmanın sabotaja zemin hazırladığı kaydedilirken Kuznetsov sivil tesislere saldırı düzenleyerek savaş suçuna ortak olmakla suçlanıyor.
Savunma heyeti: Dava siyasi gösteriye dönüştürülüyor
Stern’e konuşan avukatlarından biri, sanığın duruşmalar boyunca ifade vermekten kaçınacağını bildirdi. Kuznetsov’un savunma heyeti, yargılamanın siyasi bir gösteriye dönüştürülmek istendiğini ileri sürüyor.
Kuznetsov, Ağustos 2025’te İtalya’da yakalandı ve aynı yılın sonbaharında Almanya’ya iade edildi.
Alman savcılığı, eski bir Ukrayna ordusu subayı olan Kuznetsov’un sabotaj timini yönettiğini ve operasyonda kullanılan “Andromeda” adlı yatı sevk ve idare ettiğini savunuyor.
Teknenin içinde heksojen ve oktogen karışımı patlayıcı maddeler tespit edildi. Daha önce The Wall Street Journal, sanığın Ukrayna Silahlı Kuvvetleri ile Ukrayna Güvenlik Servisinde (SBU) görev aldığını yazmıştı. Kuznetsov ise saldırıyla herhangi bir bağı olmadığını iddia ediyor.
N-tv kanalının Alman Başsavcılığı iddianamesine dayandırdığı habere göre Kuznetsov, İtalya’daki tutukluluk sürecinde eşiyle yaptığı telefon görüşmesinde sabotaj sırasında Ukrayna ordusunda görev yaptığını ve SBU için çalıştığını söyledi. Sanık ayrıca amiri olarak nitelediği Roman adlı bir kişiyle irtibat kurmak istedi.
Soruşturma makamları, bu kişinin eski Ukrayna istihbarat görevlisi Roman Çervinskiy olabileceğini değerlendiriyor.
Çervinskiy, boru hatlarına yapılan saldırı sırasında Kuznetsov’un kendi komutası altında yer aldığını öne sürmüştü.
Kuznetsov davası kapsamında 14 Ekim ile 17 Aralık tarihleri arasında 16 duruşma yapılması planlanıyor.
Hırvatistan’da yakalanan dalgıç iltica talep etti
Almanya’nın sabotajla bağlantılı gördüğü bir diğer Ukrayna vatandaşı Vladimir Juravlyov ise ağustos ayında Hırvatistan’da yakalandı.
Juravlyov daha önce, Eylül 2025’te Almanya’nın çıkardığı yakalama emri doğrultusunda Polonya’da gözaltına alınmış, fakat Varşova’daki mahkeme serbest bırakılmasına hükmetmişti.
Alman savcılığı, profesyonel dalgıç olan Juravlyov’un Eylül 2022’de Bornholm Adası açıklarındaki boru hatlarına patlayıcıları yerleştiren ekipte yer aldığını iddia ediyor.
Juravlyov, gözaltına alınmasının ardından Hırvatistan’dan siyasi sığınma talebinde bulundu.
Eylül 2022’de Kuzey Akım hatlarına düzenlenen bombalı saldırılarda toplam dört hattan üçü ağır hasar gördü. O tarihte henüz işletmeye alınmamış olan Kuzey Akım 2’nin tek bir hattı sağlam kaldı.
Avrupa
İngiliz futbol kulüplerinin yarısından fazlası iflas riskiyle karşı karşıya

İngiltere’de profesyonel futbol kulüplerinin büyük bölümü mali açıdan sürdürülemez bir yapıyla karşı karşıya. Bağımsız Futbol Düzenleme Kurumunun raporuna göre kulüplerin yüzde 94’ü zarar ederken yüzde 66’sı dış finansman olmadan 90 günden fazla ayakta kalamıyor
İngiltere’de profesyonel futbol kulüplerinin büyük bölümü ciddi mali sorunlarla karşı karşıya. İngiliz Bağımsız Futbol Düzenleme Kurumu (IFR), kulüplerin yarısından fazlasının teknik açıdan ödeme güçlüğü yaşadığını ortaya koyarken mevcut mali yapının değişmemesi halinde futbol sektörünü ağır bir krizin beklediği uyarısında bulundu.
IFR’nin yayımladığı “Oyunun Durumu” başlıklı rapora göre İngiliz futbol kulüpleri 1992’den bu yana ülke ekonomisinden 10 kat daha hızlı büyüdü. Ancak en üst düzey beş ligdeki kulüplerin yüzde 94’ü, 2025/26 sezonunu zararla kapattı.
2025 yılında İngiltere’de kabul edilen Futbol Yönetimi Yasası uyarınca kurulan IFR, Avrupa Süper Ligi girişimi ve kulüplerdeki mali usulsüzlüklerin ardından futbolun mali denetimini güçlendirmek amacıyla oluşturuldu. Kurum, Manchester City hakkındaki mali usulsüzlük iddialarına ilişkin soruşturmalarda da rol üstleniyor.
Kulüplerin üçte ikisi dış finansman olmadan ayakta kalamıyor
Rapora göre Premier Lig kulüplerinin yüzde 20’si, İngiltere Futbol Ligi (EFL) bünyesindeki ikinci, üçüncü ve dördüncü ligler ile beşinci, altıncı ve yedinci kademeleri kapsayan Ulusal Lig sistemindeki kulüplerin ise yüzde 60’ı teknik açıdan ödeme güçlüğü yaşıyor.
EFL ve Ulusal Lig kapsamındaki 17 kulüp, futbolcularına hiç maaş ödemese bile zarar etmekten kurtulamıyor. Bu liglerdeki kulüplerin yüzde 60’ından fazlasının mali yükümlülükleri, bilançolarında kayıtlı varlıklarının değerini aşıyor.
Kulüplerin yüzde 66’sı, yeni sahiplerinden finansman desteği alamamaları halinde 90 günden fazla faaliyetlerini sürdüremeyeceklerini bildirdi. Bu süreyi 30 günün altında gösteren kulüplerin oranı yüzde 29’a ulaşırken kulüplerin yüzde 68’inin mevcut sahiplerinin ayrılması ihtimaline karşı hazırlanmış herhangi bir eylem planı yok.
Futbolcu maaşları kulüplerin gelirlerini tüketiyor
İngiliz futbolunda mali sorunları derinleştiren başlıca etkenlerden biri, futbolcu ücretlerindeki artış. Rapora göre 2021’den bu yana bütün liglerde maaş harcamaları belirgin biçimde yükseldi.
Maaş giderlerinin gelirlere oranı Premier Lig’de ortalama yüzde 33, ikinci kademe Championship’te yüzde 32, üçüncü ligde yüzde 71, dördüncü ligde ise yüzde 63 düzeyinde.
Alt liglerdeki 20 kulüp, gelirlerinin yüzde 80’inden fazlasını futbolcu maaşlarına harcadı. Üçüncü ligde mücadele eden iki kulüpte ise maaş giderleri toplam gelirin tamamına ulaştı.
EFL kulüplerinin ankete katılan sahiplerinin yüzde 94’ü, harcamaların daha sıkı denetlenmesini destekledi. Kulüp sahipleri, İngiliz futbolunun karşı karşıya olduğu en büyük sorunun futbolcu maaşları olduğunu belirtti.
Bazı kulüpler, mali düzenlemelere uyum sağlamak amacıyla kadın futbol takımlarını, otellerini ve diğer varlıklarını satmaya yöneldi. Ancak IFR’ye göre bu satışlar, kulüplerin yapısal mali sorunlarını çözmüyor.
Transfer borçları 3,3 milyar sterline ulaştı
Raporda, transfer harcamalarından kaynaklanan net borçların giderek arttığına da dikkat çekildi. Transfer bedellerinin ertelenerek ödenmesi ve gelecekteki transfer gelirlerinin teminat gösterilerek bugünden finansmana dönüştürülmesi, kulüplerin mali çöküş riskini artırıyor.
2020/21 sezonunda 55 milyon sterlin düzeyindeki transfer finansmanı, 2024/25 sezonunda 779 milyon sterline yükseldi. Böylece söz konusu finansman hacmi dört sezonda 14 kattan fazla arttı.
Bugüne kadar gelecekte elde edilmesi beklenen yaklaşık 1,2 milyar sterlinlik transfer geliri önceden nakde çevrildi. Bu tutar, 2020/21 sezonundaki seviyenin yaklaşık 22 katına karşılık geliyor.
İngiliz futbolunda transfer sözleşmelerinden kaynaklanan ödeme yükümlülükleri, transferlerden elde edilen gelirlerin 3,3 katına ulaştı. Kulüpler 2025/26 sezonunda 4,8 milyar sterlinlik transfer ödemesi yükümlülüğü ve 1,5 milyar sterlinlik transfer geliri bildirdi. Böylece net transfer borcu yaklaşık 3,3 milyar sterlin olarak hesaplandı.
Premier Lig’de gelir uçurumu giderek büyüyor
İngiliz futbol kulüplerinin 2025/26 sezonundaki toplam geliri 9 milyar sterline ulaşmasına rağmen bu kaynağın büyük bölümü Premier Lig’de toplandı. Üst düzey kulüplerin Avrupa kupalarından elde ettiği gelirler de aradaki farkı büyüttü.
İngiliz takımları, UEFA Şampiyonlar Ligi’nin lig aşamasına katılımlarından ortalama 80 milyon sterlin gelir elde ediyor. Chelsea ise 2025 FIFA Kulüpler Dünya Kupası’nı kazanarak 84 milyon sterlinden fazla gelir sağladı.
Premier Lig’in en yüksek gelirli altı kulübü ile diğer takımları arasındaki fark son otuz yılda belirgin biçimde açıldı. 1992/93 sezonunda en yüksek gelirli altı kulübün ortalama geliri diğer kulüplerinkinden 9,4 milyon sterlin fazlayken bu fark 2024/25 sezonunda 421 milyon sterline yükseldi.
Premier Lig gelirlerinin yüzde 56’sı en yüksek gelirli altı kulübe giderken kalan 14 takım toplam gelirin yüzde 44’ünü paylaşıyor.
Üst lig ile alt ligler arasındaki eşitsizlik de büyüyor. Premier Lig’deki bir kulübün ortalama geliri, Championship’te mücadele eden bir kulübün gelirinin sekiz katını aşıyor. Bu oran 1992/93 sezonunda 2,7 düzeyindeydi.
Premier Lig ile EFL arasında, üst lig gelirlerinin futbol piramidinin diğer kademeleriyle daha geniş ölçekte paylaşılmasını sağlayacak yeni finansman düzenlemesi konusunda yıllardır süren görüşmelerden henüz anlaşma çıkmadı.
Raporda, Premier Lig’den Championship’e düşen kulüplere yapılan mali destek ödemeleri de eleştirildi. IFR’ye göre mevcut sistem, Championship kulüplerini mali imkanlarının üzerinde harcama yapmaya yöneltiyor ve futbolcu maaşlarındaki enflasyonu körüklüyor.
Düzenleyici kurum müdahale yetkisini kullanabileceği uyarısı yaptı
IFR, mali denetimlerin sıkılaştırılması ve hukuki süreçlerin artmasının kulüplerin maliyetlerini yükseltebileceğini, bunun da İngiliz futbolunun yatırımcılar açısından cazibesini azaltabileceğini belirtti.
Kurum, kulüplere mevcut sahiplerinin finansman desteğini kesmesi ihtimaline karşı güvenilir eylem planları hazırlama çağrısında bulundu. Ligler arasındaki gelir paylaşımının yeniden düzenlenmesini, kulüplerin zararlarının azaltılmasını ve alt ligler için uzun vadeli kalkınma stratejisi geliştirilmesini istedi.
IFR, gerekli değişikliklerin futbolun kendi kurumları arasında uzlaşmayla gerçekleştirilememesi halinde düzenleyici yetkilerini kullanabileceğini de hatırlattı.
Kurum, “Futbol kendi içinde çözüm üretemezse” sonraki adımları değerlendireceğini ve uzun vadeli değişimi sağlamak amacıyla “elindeki bütün yetkileri kullanmaktan çekinmeyeceğini” açıkladı.
Görüş2 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Dünya Basını7 gün önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Dünya Basını2 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Görüş1 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Diplomasi2 hafta önceTürkiye ve BM Karadeniz’de ateşkes için masaya dönüyor
Asya2 hafta önceGüney Kore’den Ukrayna’ya Kuzey Koreli esirler için özür ültimatomu











