Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’li iktisatçı Eichengreen: Dolarsızlaşma tartışması bu kez farklı

Yayınlanma

ABD’li iktisatçı ve eski IMF danışmanı Barry Eichengreen, uzun yıllardır zaman zaman gündeme gelen dolarsızlaşma tartışmalarının bu sefer gerçek olabileceğini düşünüyor.

South China Morning Post’a (SCMP) bir mülakat veren Kaliforniya Üniversitesi profesörü, ABD dolarıyla ilgili uzun süredir devam eden bazı endişeler –örneğin, ABD’deki yüksek kamu borcu seviyesi ve bu borcun artışının sürdürülebilir olup olmadığına dair endişeler– karşısında “nihayet gerçek bir yapısal dönüşümün başladığını” savunuyor.

ABD’nin kronik borç sorunları ve bunların doların istikrarı ve yabancı merkez bankalarının elindeki ABD Hazine tahvillerinin değeri üzerinde olumsuz etkiler yaratıp yaratmayacağına ilişkin görüşlerin yıllardır var olduğunu hatırlatan Eichengreen, bugünkü tartışmanın iki nedenle farklı olduğuna işaret ediyor.

Birincisi, ABD’nin siyasi kurumlarının gücü. İktisatçıya göre doların istikrarı ve dolara duyulan güven, temelde “hukukun üstünlüğü, güçler ayrılığı, merkez bankasının bağımsızlığı ve yolsuzluğun kontrol altına alınmasına” dayanıyor.

Ona göre insanlar, bu kurumsal düzenlemelerin daha önce varsayıldığından daha kırılgan olup olmadığını sorgulamaya başladı. Bu durum, yabancı merkez bankaları, hükümetler ve dolar ağırlıklı finansal portföyleri bulunan diğer yatırımcılar arasında güvenlik hissini sarsmaya başladı.

İkincisi, ABD’nin jeopolitik ittifakları hakkında yeni soruların gündeme gelmesi. ABD’li profesör şöyle diyor:

“Tarihten biliyoruz ki, merkez bankaları, hükümetler ve diğer kurumlar ittifak ortaklarının para birimlerini elinde bulundurmayı ve kullanmayı tercih ederler; zira bu ortaklar, rezerv varlıklarının güvenilir bekçileri olarak görülürler. Üstelik, bir ülke ABD ile ittifak içindeyse, ABD dolarını elinde bulundurmak ve kullanmak, o ülkeye duyulan güvenin bir göstergesidir.”

Eichengreen’e göre, ABD Başkanı Donald Trump, ABD’nin NATO’ya ve diğer güvenlik düzenlemelerine olan bağlılığının devam edip etmeyeceği konusunda şüpheler uyandırdı. Bu durum, Avrupalıları ve diğerlerini şu soruyu sormaya itti: “Jeopolitik açıdan belirsiz bu dünyada gerçekten ABD’ye ve dolara bu kadar bağımlı olmak istiyor muyuz, yoksa kendi para birimimize –Avrupa örneğinde olduğu gibi avroya– daha fazla güvenmek de dahil olmak üzere alternatiflere yönelmeli miyiz?”

Bundan dolayı iktisatçı, hem ABD’nin ittifakları hem de ABD kurumlarının gücüyle ilgili soruların “yeni ve farklı nitelikte” olduğunu savunurken, bunların “doların gelecekteki görünümünün de farklı olabileceğini ima ettiğini” ileri sürüyor.

Bununla birlikte, “ABD kendi ayağına kurşun sıkmazsa”, Çin’in ABD ve dolar ile arasındaki farkı kapatmasının “yıllar, hatta belki de on yıllar süreceğini” de kabul ediyor.

Bretton Woods sonrasında ortaya çıkan ABD doları merkezli parasal düzenin sonuna yaklaşıyor olabileceğimiz ve yerini daha “çok kutuplu” bir sisteme bırakabileceğini uzun yıllardır savunduğunun altını çizen Eichengreen, 2011 yılında yazdığı bir kitapta, dolara daha az odaklanan, daha çok kutuplu bir para ve finans sistemine kademeli olarak doğru ilerleneceğini; “daha çok kutuplu küresel ekonomimize daha iyi uyan, daha çok kutuplu bir para sistemi”ne geçileceğini öngürdüğüne işaret ediyor.

ABD’li iktisatçı, “Tahmin edildiği gibi bu yönde ilerledik ama beklediğimden daha yavaş bir şekilde,” diyor:

“Doların hakimiyetinin istikrarı çok güçlü; çünkü çok sayıda banka, şirket ve hükümet dolar kullanıyor ve bu da dolar kullanımını sabitleyen ağ etkileri yaratıyor.

Bu nedenle, son 15 yılda çok kutuplu bir sisteme daha hızlı bir şekilde ilerlememiş olmamız beni şaşırtıyor. Fakat bu hareket artık hızlanabilir.

Bence Çin’in para birimi zamanla küresel ölçekte daha önemli bir rol üstlenecek. Fakat vurgulanması gereken önemli nokta, yuanın doların çok, çok gerisinde başladığı.”

İktisatçı, İran savaşının Çin’e küresel petrol ve doğalgaz ticaretinde kendi para birimini daha fazla kullanma ve Orta Doğu’daki enerji ihracatçılarıyla kendi para birimiyle daha fazla ödeme işlemi gerçekleştirme imkânı sunduğu vurguluyor.

Enerji ihracatçılarının ödeme olarak yuan almaktan şu anda memnun göründüğünü savunan Eichengreen, elde ettikleri yuanları, Çinli inşaat şirketlerinin hizmetlerini ve Çin’den ithal edilen güneş panelleri, bataryalar, elektronik ürünler ve diğer ileri teknolojileri satın almak için kullanabileceklerini söylüyor ve şöyle devam ediyor:

“Bence [Basra] Körfezi’ndeki savaş, diğer merkez bankaları ve hükümetlerin dolara alternatif arayışını hızlandırdı ve bu şekilde Çin için bir fırsat penceresi yarattı.

15 yıl önce sıfırdan başlayan Çin, etkileyici bir ilerleme kaydetti. Fakat bunu, dünya genelindeki merkez bankalarının döviz rezervlerinin hâlâ yaklaşık yüzde 60’ını doların, yüzde 2’sini ise yuanın oluşturduğu bağlamda değerlendirmek gerekir.”

Aynı durumun küresel döviz piyasalarındaki işlem hacmi gibi diğer boyutlarda da gözlemlendiğine işaret eden iktisatçı, örnek olarak, Çin’in Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi (CIPS) üzerinden gerçekleştirilen işlemlerdeki ilerlemenin yavaşlamasını gösteriyor.

Büyümenin 2025’te keskin bir şekilde yavaşladığını hatırlatan Eichengreen, “Bu yavaşlama, yuanın uluslararasılaşmasının önünde hâlâ önemli engeller olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla şunu söyleyebilirim: ilerleme etkileyici, fakat yine de dolar, Çin’in para biriminden çok farklı bir ligde yer alıyor,” diyor.

ABD’li profesör, Çin’in gerekli finansal ve teknolojik altyapıyı geliştirdiğini, “bir bakıma” dijital finans devrimi açısından ABD’nin önünde olduğuna inanıyor.

Fakat ona göre yuanın işlem görebileceği piyasaların ve platformların, ödemeler yapmak için güvenli, emniyetli ve güvenilir bir yol oluşturduğuna dair bankacılar arasında güven yaratması gerekiyor. 

Eichengreen, “ABD’deki muhabir bankacılık sistemi, CIPS’ten çok daha fazla günlük işlem gerçekleştiriyor. Ve daha önce de söylediğim gibi, bu farkın kapanması muhtemelen onlarca yıl sürecek,” diyor.

Yuanın uluslararasılaşması konusundaki fikirlerini de dile getiren iktisatçı, “Çin, finansal piyasalarının likiditesini artırmaya devam etmeli. İnsanlar yuan kullanarak ödeme yapacaklarsa, bu ödemeleri gerçekleştirebilmek için bu para biriminde bakiye bulundurmak zorunda kalacaklar,” ifadelerini kullanıyor.

Yabancıların Çin’de elinde bulundurabileceği menkul kıymet türlerinin, “düzenlemeler ve sermaye kontrolleri” ile sınırlandırıldığını hatırlatan Eichengreen, döviz kuru dalgalanmalarının riskini önlemek için kullanılan finansal türev araçların kullanılabilirliğinin Çin’de sınırlı olduğuna dikkat çekiyor.

ABD’li iktisatçı, finansal piyasaların serbestleşmesi gerektiğine işaret ediyor:

“Dolayısıyla Çin, bu finansal piyasalara erişimi serbestleştirmek, piyasalarının likiditesini artırmak ve –türev piyasalar örneğinde olduğu gibi– piyasaların neredeyse hiç mevcut olmadığı alanlarda bu piyasaları geliştirmek için yavaş ama emin adımlarla ilerlemeli.”

Öte yandan Eichengreen, Çin’in bu yönde “hızlı ve ani” değil, “yavaş ama emin adımlarla ilerlemesi” gerektiğini savunuyor; çünkü ona göre bu tür adımlar finansal risklere yol açabilir.

2015 yılında Çin’in, sermaye kontrollerini gevşetmek için hızlı adımlar atmaya başladığını hatırlatan iktisatçı, bunun ardından paranın ülke dışına aktığını, borsanın çöktüğünü ve yetkililerin rotayı tersine çevirdiğini vurguluyor.

Ona göre bu olay, “yavaş ama istikrarlı ilerlemenin başarıya ulaştırdığını ve ani hamlelerin iyi bir fikir olmadığını” bir kez daha hatırlatmıştı.

Pekin’in bu süreci nasıl öngördüğü meselesinde ise cevabın tamamen Pekin’in kontrolünde olmadığını belirten iktisatçı, doların önde gelen uluslararası para birimi olarak kalıp kalmayacağının ve ne kadar süreyle kalacağının her şeyden önce Washington’a bağlı olduğunun altını çiziyor.

Eichengreen’e göre Pekin, bundan sonra ne olacağına dair bir plan hazırlamak yerine, senaryo planlaması yapmalı.

Avro ve yuan da dahil olmak üzere hiçbir alternatifin doların yerini almaya hazır olmadığını savunan iktisatçı, “Yapabilecekleri tek şey, marjinal olarak doları desteklemek. Fakat uluslararası para birimleri olarak gerekli ölçeğe sahip değiller ve bazı eksiklikleri var,” diyor.

Eski IMF danışmanına göre Çin’in durumunda sorun, yurt içi finansal piyasalara erişimin olmaması ve bu piyasaların likiditesinin sınırlı olması.

Avrupa’nın durumunda ise sorun, uluslararası yatırımcıların elinde bulundurup kullanabileceği güvenli ve likit varlıkların bulunmaması.

Eichengreen, “Sonuç olarak, ne avro ne de yuan yakın bir gelecekte doların yerini alabilir veya ikame edebilir,” diyor.

Avro ve yuanın yanı sıra Güney Kore wonu, Avustralya doları, Kanada doları, Danimarka kronu ve Norveç kronu gibi para birimlerine de işaret eden Eichengreen, bu birimleri “satın almanın, satmanın, elinde bulundurmanın ve takas etmenin daha kolay olduğu dijital bir dünyada yaşadığımıza” işaret ediyor ve bunların esasen “tamamlayıcı” işleve sahip olduklarını vurguluyor:

“Bu geleneksel olmayan rezerv para birimleri, küçük, açık, iyi yönetilen ve enflasyon hedeflemesi uygulayan ülkelerin para birimleri. Uluslararası kullanımda giderek daha cazip hale geliyorlar. Onlar da doların yerini alacak ölçeğe sahip değiller fakat marjinal olarak onu tamamlamaya yardımcı olabilirler.”

Hong Kong’a da değinen iktisatçı, bu bölgenin bir sonraki aşamada da önceki aşamada üstlendiği rolü sürdüreceğini düşünüyor: Yani yuan kullanımına yönelik bir tür deneme alanı ya da pilot proje olarak, Çinli yetkililerin farklı finansal yenilikleri denediği ve bunların etkilerini gözlemlediği bir ortam.

Hong Kong’un artık bir stabilcoin yönetmeliğine sahip olduğunu ve birkaç büyük bankaya iki stabilcoin lisansı verdiğini vurgulayan iktisatçı, “Stabilcoinlerin gelecekte önemli hale gelip gelmeyeceğini bilmiyoruz. Şahsen ben bunun olacağından şüpheliyim. Fakat Hong Kong, bankaların ve diğer kuruluşların stabilcoinlerin sunduğu ödeme teknolojisini deneme fırsatı bulabileceği bir yer olabilir,” diyor.

Altının gelecekte büyük bir rol oynayacağını sanmadığını kaydeden Eichengreen, “Geçmişte dolar ağırlıklı rezerv portföylerini devralan merkez bankaları, portföylerini çeşitlendirmek istiyor. Çeşitlendirme için izleyebilecekleri yollardan biri, dolarlarının bir kısmını altın satın almak için kullanmaktır. Bunun marjinal düzeyde bir örneğini gördük,” diyor.

İktisatçıya göre pratikte “çok kutuplu bir sistem”, birkaç para biriminin uluslararası alanda önemli roller üstlendiği; bu para birimlerinin sınır ötesi ödemelerde kullanıldığı ve uluslararası yatırımcılar tarafından istikrarlı değer saklama aracı olarak görüldüğü bir sistem olacak. Birden fazla merkez bankası, uluslararası kredi veren ve son çare likidite sağlayıcısı olarak görev alacak.

Eichengreen bu konuda hakkında şunları söylüyor:

“Çeşitlilik içeren bir ekosistemin Dünya gezegeni için iyi olması gibi, çok kutuplu bir para sistemi de küresel ekonomi için iyi olacak. Eğer bir likidite sıkıntısı yaşanırsa ve bir merkez bankası görevini yerine getiremezse –örneğin, Federal Rezerv’in yönetiminde izolasyonist eğilimli yöneticiler hakim olursa– o zaman Çin ve Avrupa’daki merkez bankaları devreye girebilir. Yabancı merkez bankaları likiditeye ihtiyaç duyduğunda, New York ve Washington’un yanı sıra Pekin ve Frankfurt’a da başvurabilirler.

Ne var ki şu anda koordinasyonun sağlanmasının zor olduğu bir dünyada yaşıyoruz; bunun nedeni kısmen, mevcut ABD yönetiminin diğer hükümetlerle sorunsuz bir şekilde koordinasyon kurmayı –ya da başka bir deyişle işbirliği yapmayı– zorlaştırması.”

İktisatçıya göre “elimizden gelen en iyi şey”, bu farklı para birimlerinden sorumlu merkez bankaları ve hükümetlerin sağlam ve istikrarlı politikalar izlemesini ummak; böylece para birimleri arasındaki döviz kurları nispeten istikrarlı kalır.

Amerika

Bannon ile Sanders, yapay zekaya karşı bir araya geliyor

Yayınlanma

Eski Anthropic araştırmacısı Jacob Coxon, Senatör Bernie Sanders ve Steve Bannon, güçlerini birleştirerek “insan yanlısı” yapay zeka için baskı yapacak.

Sektörün içinden bir isim, “ilerici” hareketin simgesi ve önde gelen bir MAGA sözcüsünün bir araya gelmesi, yapay zekanın siyasi normları nasıl altüst ettiğini gösteren bir işaret olarak beklenmedik bir ittifak oluşturuyor.

Future of Life Institute, salı günü (15 Eylül) düzenlenecek “Pro-Human Assembly” etkinliğini organize ediyor.

Bu kâr amacı gütmeyen savunuculuk grubu, insan iradesinin korunmasını, gücün tek elde toplanmasının önlenmesini ve şirketlerin hesap verebilir tutulmasını talep eden “The Pro-Human AI Declaration”ın (İnsan Yanlısı Yapay Zeka Deklarasyonu) arkasındaki kurum.

Axios’un edindiği bilgiye göre, OpenAI’da ve ardından Anthropic’te çalışmış fakat güvenlik endişeleri nedeniyle Anthropic’ten istifa eden Coxon, etkinlikte yüz yüze bir konuşma yapacak.

Bannon, Axios’a yaptığı açıklamada, “Oligarklar nihayet, hiçbir koruma önlemi olmaksızın hızlanmanın tehlikeleri konusunda başından beri yalan söylediklerini itiraf etmek zorunda kalıyorlar; ulusu ve insanlığı tehlikeye attılar,” dedi.

Anthropic’ten istifa eden araştırmacı: Şirketler hayatlarımızla kumar oynuyor

Hafta sonu, yapay zeka alanındaki en etkili liderlerden bazıları, yapay zeka kaynaklı endişe verici siber güvenlik ihlalleri ve teknolojinin gidişatına dair ciddi kaygılar karşısında, geliştirme sürecinin hızının yavaşlatılmasını desteklediler.

Yapay zekanın varoluşsal bir tehdit oluşturduğuna dair yaygın uyarıların ötesinde, Amerikalılar bu teknolojinin istihdam, çevre, iktisadi erişilebilirlik, ruh sağlığı ve çocuk güvenliği üzerindeki etkilerinden endişe duyuyor.

Salı günü konuşma yapacak bazı konuşmacılar, yapay zekanın seçmenleri harekete geçirebileceği ve kararsız seçmenleri etkileyebileceği ara seçimlerde ve gelecekteki seçimlerde bu duyarlılığa odaklanmayı planlıyor.

Etkinlikte konuşma yapacak birkaç sendika liderinden biri olan Amerikan Öğretmenler Federasyonu Başkanı Randi Weingarten şunları söyledi:

“Seçilmiş yetkililer, ‘Güvenliği yenilik kadar önemli hale getireceğiz’ demelidir. Demokrat politikacıların bunu söylemesini umuyorum. Ve bunu ne kadar çok söylerlerse, ne kadar çok güven kazanırlarsa, sadece seçimlerde değil, daha sonra da bu konuda somut adımlar atarak gidişatı o kadar çok değiştirebileceklerini düşünüyorum.”

Weingarten, Kongre’nin harekete geçmemesi karşısında ortaya çıkan çözüm örnekleri olarak, öğretmen sendikaları ile Microsoft arasında, öğrencilerin verilerinin yapay zeka eğitiminde kullanılmasını önlemek ve eğitimcilere bu teknoloji hakkında şeffaflık sağlamak amacıyla yapılan türünün ilk örneği olan anlaşmaya dikkat çekti.

Oğlu, bir sohbet robotuyla etkileşim kurduktan sonra intihar ederek hayatını kaybeden anne Megan Garcia, Demokratlar ve Cumhuriyetçilerin “bunun ara seçimler öncesinde merkezi bir mesele olduğunu fark etmelerini” umduğunu ve sosyal medyadaki eylemsizliğe “hayretler içinde” kalan seçmenlerin, adayların yapay zekaya nasıl yaklaştıklarına dikkat edeceklerini belirtti.

Etkinlikte konuşma yapacak olan Garcia, çocukları hem sosyal medyadan hem de yapay zekanın zararlarından korumak için Kongre’nin harekete geçmesini savunuyor.

Bir röportajda Garcia, “Benim ve sosyal medya kurbanlarının ebeveynlerinin zihninde, hayatları takas etmiyoruz çünkü iyi bir ‘Çocukların Çevrimiçi Güvenliği Yasası’nı, kötü bir yapay zeka yasası karşılığında feda etmeyeceğiz,” dedi.

Etkinlik, siyasi yelpazenin her kesiminden yetkilileri bir araya getirecek ve Hollywood’dan dini gruplara kadar geniş bir yelpazede görüşleri kapsayacak.

Konuşmacılar arasında Senatör Marsha Blackburn (Cumhuriyetçi), Kongre İlericiler Grubu Başkanı Greg Casar (Demokrat) ve yapay zeka güvenliği konusuna odaklanan ve büyük ilgi gören bir Kongre ön seçiminde yenilen New York Eyalet Meclisi Üyesi Alex Bores yer alacak.

Oyuncular Ashley Judd ve Joseph Gordon-Levitt’in yanı sıra San Francisco Başpiskoposu Salvatore Cordileone ve Ulusal Evanjelikler Birliği’nden Walter Kim de konuşma yapacak.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump, yapay zekada “yavaşlama” çağrılarını reddetti

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, önemli yöneticilerin yapay zeka modellerinin geliştirilmesini yavaşlatma çağrılarını görmezden geldi.

İrlanda Açık golf turnuvasının kenarında yaptığı açıklamada, “Yapay zeka alanında Çin’in önündeyiz, dünyadaki en gelişmiş ülkeyiz ve açıkçası bunun böyle kalmasını istiyorum. Yapay zekayı kim kazanırsa, o kazanır,” dedi.

Teknolojideki patlama borsada tarihi zirvelere yol açarken, Trump iktisadi başarısının büyük bir kısmını yapay zeka alanındaki ilerlemeleri hızlandırmaya dayandırıyor.

Fakat bu “müdahale etmeme” yaklaşımı, yapay zeka sektörünün en önde gelen üç lideri (Anthropic CEO’su Dario Amodei, OpenAI CEO’su Sam Altman ve xAI kurucusu Elon Musk) sektörün yapay zeka model yeteneklerini geliştirme hızının yavaşlatılmasını desteklemesi ile tezat oluşturuyor.

Bu ortak tavır, salı günü şirketin ve rakiplerinin yapay zeka modellerini sorumlu bir şekilde geliştirmediğini uyaran bir Anthropic araştırmacısının istifasının ardından ortaya çıktı.

Araştırmacının açıklaması, teknolojinin risklerine ilişkin kamuoyundaki tartışmaları alevlendirdi.

Pazar öğleden sonra Microsoft CEO’su Satya Nadella, şirketinin kasıtlı olarak hızın ayarlanması ve değerlendiricilerin entegre edilmesi gibi fikirleri bazı şartlar altında memnuniyetle karşıladığını söyledi.

X’te yayınlanan bir açıklamada Nadella, herhangi bir güvenlik düzenlemesinin kurumsal müşterilerin gizlilik ve esneklik ihtiyaçlarını da dikkate alması gerektiğini vurguladı.

CEO, “Şirketler için, kendilerine özgü ve zımni bilgiler üzerinde tam kontrol sahibi olmaları zorunlu,” diye yazdı.

Trump’ın sözleri, onu yapay zeka geliştirme hızı konusundaki tartışmada bir kez daha “tam gaz ilerleme” tarafına yerleştirdi.

Bu tartışma, hem teknoloji dünyasını hem de siyaset dünyasını giderek daha fazla bölüyor. 

Kendi partisinin üyeleri ve teknoloji sektöründeki bazı müttefikleri bile, Trump’ın yapay zekanın potansiyel tehlikelerine ilişkin bariz kayıtsızlığı karşısında tedirginlik duymaya başladığından, Trump bu tutumuyla giderek daha fazla yalnız kalıyor.

Trump, bu uyarıları tanımlanmamış “olumsuz güçlere” atfetti.

Gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bence bu konuyu gündeme getirmemesi gereken pek çok olumsuz güç var ve gerçekleşmeyecek şeyleri gündeme getiriyorlar,” dedi.

Birkaç saat sonra, İrlanda’dan Washington’a dönerken uçakta Trump, teknoloji yöneticilerinin uyarılarını hafife almadığını vurguladı ve bazılarıyla konuştuğunu belirtti.

“Hafife almıyorum. Ama yapay zeka, kötü yanlarından çok daha fazla iyi yanları olacak; hem de çok daha fazla,” dedi. Ayrıca yapay zeka kullandığını da söyledi fakat nasıl kullandığını açıklamayı reddetti.

Öte yandan Demokratlar, yapay zeka konusunda artan kamuoyu endişesinden yararlanmaya çalışıyor.

Çok sayıda anket, Amerikalıların bu teknolojiye ve onun hızlı gelişimine karşı giderek daha temkinli davrandığını gösteriyor.

Hafta sonu sosyal medyada yoğun bir paylaşım furyası yaşanırken, partinin ideolojik yelpazesinin her kesiminden Demokratlar, sektörü dizginlemeyi vaat ettiler ve Beyaz Saray’ın, teknolojinin artan riskleriyle yüzleşmekte başarısız olduğunu iddia ettiler.

Michigan’daki Demokrat Senato adayı Abdul El-Sayed, teknolojik gelişimin güvenlik önlemlerinin önüne geçtiği konusunda uyarıda bulunarak, Senatör Bernie Sanders’ın yapay zeka geliştirilmesini askıya alma önerisini destekledi.

El-Sayed, “Face the Nation” programında verdiği röportajda, “Yapay zekayı kullanmamamız gereken şeyler var ve tüm bu teknolojinin, çoğunluğun refahına aykırı olarak azınlığın çıkarları için yaratılmaması için kamu denetimine ihtiyaç duyduğumuza hep birlikte karar vermeliyiz,” dedi.

2028 Demokrat başkanlık aday adayı olan Pennsylvania Valisi Josh Shapiro ise sektör liderlerinin uyarılarını “parlak bir kırmızı ışık” olarak nitelendirdi.

Shapiro, ilaç ve uçakların düzenlenmesiyle paralellik kurarak, “Federal hükümetimizin harekete geçmesi, bu konuyu ciddiye alması ve hem ülkemizde hem de küresel sahnede bazı koruyucu önlemler almasının zamanı çoktan geldi,” diye yazdı.

Shapiro, daha önce yapay zeka geliştirilmesinin temelini oluşturan veri merkezlerinin inşasını desteklemiş olsa da, son zamanlarda sektöre karşı eleştirel bir tutum sergilemeye başladı.

Geçen ay, bu merkezlerin geliştirilmesini kısıtlayan bir idari emir imzaladı.

Eski başkan Barack Obama da geçen hafta, Demokrat Parti liderlerine özel bir görüşmede, yapay zeka düzenlemelerini partinin gündeminin merkezine almaları için çağrıda bulundu. 

Obama, liderleri güvenlik konusuna, teknolojinin çocuklar üzerindeki etkisine ve iktisadi sonuçlarına odaklanmaya teşvik etti.

Obama’nın düşüncelerine yakın ve özel görüşmeleri aktarmak için isimsiz kalmak koşuluyla konuşan bir kaynağa göre, sektör liderlerinin yapay zeka geliştirilmesini yavaşlatma çağrılarını “olumlu bir gelişme” olarak değerlendirdi.

Trump, teknoloji sektöründeki bağışçılarının yapay zeka gelişimini yavaşlatabileceği konusunda uyardığı regülasyonları kaldırmaya yöneldi.

Göreve başladığı ilk hafta içinde, en son teknoloji yapay zeka modellerinin risklerini değerlendirme süreci oluşturan 2023 tarihli bir Biden başkanlık kararnamesini iptal etti.

Bu yaz yapay zeka risklerine ilişkin endişeler artarken, yönetim siber güvenlik riskleri açısından yapay zeka modellerini incelemek üzere yeni bir çerçeve geliştirdi.

Ara seçimlerde zorlu bir yarışla karşı karşıya kalan bazı Cumhuriyetçiler, yapay zeka düzenlemelerine daha açık olduklarını ifade ettiler.

Michigan’daki Senato koltuğu için El-Sayed ile yarışan Cumhuriyetçi Mike Rogers, yapay zeka gelişimini yavaşlatmayı desteklediğini ve bu teknolojiyi ele alan bir ulusal güvenlik çerçevesinin kabul edilmesine öncelik vereceğini yazdı.

2011’den 2015’e kadar Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi başkanlığı görevini yürüten Rogers, “İstihbarat Komitesi Başkanı olarak edindiğim deneyim bana, bir krizi durdurmak için en uygun zamanın ‘dün’ olduğunu öğretti,” dedi.

Cumhuriyetçi liderler, Beyaz Saray’ın tutumunu daha da güçlendirerek, halkı korumakla ilgili sorumluluğu şirketlere yüklemeye çalıştı.

Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, “Bu modelleri geliştiren kişilerin, ürünlerinin güvenli olmasını sağlamak için üstlenmeleri gereken bariz bir kurumsal sorumluluk var,” dedi.

Johnson, ilk adım olarak teknoloji platformlarının liderleriyle bir araya geleceğini belirtti. Ayrıca, Trump yönetiminin yapay zeka düzenlemelerine yönelik “müdahale etmeme” yaklaşımının mimarı David Sacks’ın bir paylaşımına da değindi.

Sacks, teknoloji liderlerinin yapay zeka geliştirme sürecini “devam ettirmeleri” gerektiğini söyledi fakat bunun için sektörün Washington’dan müdahaleye ihtiyaç duyduğu yönündeki şirketlerin iddialarını reddetti.

Sacks, “Başkasının iznine ihtiyacınız varmış gibi davranmayı bırakın,” diye yazdı.

Ayrıca şirketlerin, süreci yavaşlatma konusundaki ilgilerinin “tamamen fedakarlık amaçlı” olduğunu söylemeyi bırakmaları gerektiğini de belirtti.

Sacks, ürünlerinin ciddi bir siber saldırıya yol açması durumunda şirketlerin sorumlu tutulacağını söyledi.

Anthropic CEO’su Dario Amodei ve diğer şirket yetkilileri, yapay zeka güvenliği konularında koordinasyon sağlayabilmek için ABD hükümetinden antitröst yasalarından muafiyet talep ettiler.

Amodei ise makalesinde, hükümetin “bu tartışmalarda arabuluculuk yapmasının veya en azından bu tartışmaları mümkün kılmasının” faydalı olacağını belirtti.

Bazı politika uzmanları ve teknoloji liderleri, antitröst muafiyeti çağrısını reddettiler ve şirketlerin kendi mali çıkarlarına uygun ancak kamu güvenliğini koruma hedefine katkıda bulunmayacak politikaları savunduklarını öne sürdüler.

Sektör liderleri ayrıca, yapay zeka (AI) gelişimini kontrol altında tutmak için yönetimin Çin ile işbirliği yapmasını da talep ettiler.

Altman, Trump’ı, bir yapay zeka ajanı üzerindeki kontrolü kaybetme riskini ele alacak ve aynı zamanda güvenlik önlemlerinin her iki ülkeyi de dezavantajlı duruma düşürmemesini sağlayacak bir anlaşma geliştirmeye teşvik etti.

Bu ayın sonlarında Trump’ın Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile yapacağı görüşme öncesinde Altman, Başkan’ın kamuoyuna açık bir şekilde dile getirdiği Nobel Barış Ödülü arzusuna atıfta bulundu.

Altman, cumartesi günü yayınlanan bir röportajda Fortune dergisine, “Bence Başkan Trump ve Xi, üzerinde anlaşması kolay bir konuda mutabık kalabilirlerse Nobel Barış Ödülü’nü birlikte alabilirler ve bu harika olurdu,” dedi ve şöyle devam etti:

“Sadece ABD ve Çin bu teknolojinin geliştirilmesi için bazı ortak standartlar ve testler üzerinde anlaşabilseler bile, bence bu ikisinin başarabileceği harika bir başarı olur.”

Trump ve Xi, Mayıs ayında Pekin’de düzenlenen zirve sırasında yapay zeka konusunda bir anlaşmaya varamamıştı.

Beyaz Saray, teknoloji liderlerinin uyarılarına yanıt olarak herhangi bir politika toplantısı düzenleyip düzenlemeyeceğine ilişkin yorum talebine yanıt vermedi.

Ulusal Ekonomi Konseyi Direktörü Kevin Hassett, pazar günü CNN’de yaptığı açıklamada, Beyaz Saray’ın bu hafta üst düzey siber güvenlik danışmanlarıyla “bir sonraki adımın ne olacağını düşünmek” üzere toplantılar düzenlemesini beklediğini söyledi.

Okumaya Devam Et

Amerika

The Economist: Yapay zeka ABD’de kaybettirdiğinden fazla iş yarattı

Yayınlanma

The Economist dergisinin ABD Çalışma İstatistikleri Bürosu verilerine dayandırdığı analize göre yapay zeka sektörü, ülkede yol açtığı iş kayıplarının beş katı istihdam yarattı. Altyapı ve veri merkezlerine harcanan milyarlarca dolar yeni uzmanlık alanları doğururken, sektör liderleri teknolojinin kontrolsüz ilerleyişine karşı uyarılarını koruyor.

Yapay zekanın ABD iş gücü piyasasındaki ilk sonuçları olumlu bir tablo ortaya koyuyor.

The Economist dergisinin ABD Çalışma İstatistikleri Bürosu verilerine dayandırdığı araştırmaya göre, yapay zeka odaklı sektörler piyasadan sildiği istihdamdan daha fazla yeni iş imkanı yarattı.

ABD ekonomisi ağustos ayında 162 bin yeni istihdam sağladı. Ülkedeki işsizlik oranının yüzde 4,1 düzeyinde seyretmesi, son yarım yüzyıldaki ayların yaklaşık yüzde 90’ından daha olumlu bir seviyeye işaret ediyor.

Yapay zekanın ilk mağdurları olacağı öngörülen 20 ila 24 yaş aralığındaki genç çalışanların işsizlik oranı ile genel işsizlik seviyesi arasındaki makas da uzun yılların en düşük düzeyine yaklaştı.

Altyapı yatırımları yeni kadrolar açıyor

Yapay zeka teknolojisi, ABD genelinde yaklaşık 1 milyon yeni iş alanı oluşturarak yol açtığı işten çıkarmaları beşe katladı. Sürecin temel itici gücünü ise dev altyapı yatırımları oluşturuyor.

Donanım harcamaları yıllık 75 milyar dolarlık artış kaydederken, veri merkezlerinin inşasına yönelik harcamalarda 60 milyar dolarlık yükseliş görüldü.

Yaşanan bu hızlı büyüme; mühendislerden elektrik teknisyenlerine kadar uzanan geniş bir uzman kadrosuna ihtiyaç duyuyor.

The Economist verileri, bağlantılı yan sektörlerde piyasa ortalamasının yüzde 40 üzerinde maaş sunan 500 bine yakın yeni pozisyon açıldığını gösteriyor.

Sektör aynı zamanda model mühendisliği, veri etiketleme uzmanlığı ve yapay zeka yöneticiliği gibi yeni meslek kollarını besliyor.

LinkedIn verilerine atıfta bulunan dergi, bu pozisyonlara yönelik ilanların bir yıl içinde iki katına çıktığını aktarıyor. Bu yeni iş kolları mevcut durumda ABD istihdam piyasasının yaklaşık yüzde 1’ini teşkil ederken, bilişim ve biyoloji alanlarında bu oran yüzde 5 seviyesine kadar ulaşıyor.

Üretkenlik artışı hizmet sektörünü dönüştürüyor

Artan üretkenlik piyasadaki işleyişi yeniden şekillendiriyor. Teknolojinin avukat ve analistlerin iş süreçlerini hızlandırması, bu uzmanlık alanlarına yönelik talebi yukarı çekerek ilgili sektörlerdeki istihdamı yüzde 6 ila yüzde 11 oranında büyüttü.

Buna karşılık idari görevler ve müşteri hizmetleri kadroları daralıyor; bu gruptaki 752 bin pozisyonun 2035 yılına kadar ortadan kalkması bekleniyor.

Daha önce çeşitli yapay zeka ajanları geliştiren önde gelen teknoloji şirketlerinin yöneticileri, modellerin gelişimine ara verilmesi çağrısında bulunmuştu.

Claude modelini geliştiren Anthropic şirketinin yöneticisi Dario Amodei, sistemlerin 6 ila 12 ay içinde internetin tamamını ele geçirebileceği uyarısını yaparak sürecin yavaşlatılmasını talep etmişti.

Amodei’nin bu yaklaşımına OpenAI yöneticisi Sam Altman ile xAI şirketinin başındaki Elon Musk da destek vermişti.

The Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English