Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD’nin Çin tarifeleri tedarik zincirini ve küresel ticareti vurdu

Yayınlanma

Beyaz Saray Ticaret ve İmalat Politikası Ofisi Direktörü Peter Navarro liderliğinde hazırlanan yeni rapor, ABD Başkanı Donald Trump’ın küresel ticaret yaklaşımındaki kargaşayı yeniden ortaya koydu. Kanada, Meksika ve Japonya dahil 40’ı aşkın ülkenin Çin’in ABD gümrük vergilerini aşmasına aracılık etmekle suçlandığı raporda, Washington’ın vergi kaybının yıllık 19 milyar ila 26 milyar dolar olduğu öne sürüldü.

Beyaz Saray Ticaret ve İmalat Politikası Ofisi Direktörü Peter Navarro başkanlığında hazırlanan “Büyük Transit Yükleme Sahtekarlığı” başlıklı rapor, ABD Başkanı Donald Trump’ın küresel ticarete yönelik yaklaşımındaki kafa karışıklığını bir kez daha gözler önüne serdi.

İngiliz The Economist dergisi, tedarik zincirlerini yeniden düzenleyerek menşe ülkeyi değiştirmenin ve vergileri düşürmenin, ürün etiketini sahte biçimde değiştirmekten farklı olduğunu ve dolandırıcılık sayılamayacağını vurguladı.

Beyaz Saray yayımladığı raporda aralarında Kanada, Meksika ve Japonya’nın da bulunduğu 40’tan fazla ülkeyi, ticareti daha düşük tarifeli ülkelere yönlendirerek Çin’in Amerikan gümrük vergilerini aşmasına yardım etmekle suçladı.

Washington yönetimi, Pekin’in üçüncü ülkeleri küçük çaplı işleme, yeniden etiketleme, yeniden paketleme veya diğer önemsiz değişiklikler için kullandığını, böylelikle ürünlerin Çin menşeli olmadığı izlenimi yaratarak yüksek vergileri atlattığını savundu.

Beyaz Saray’ın iddialarına göre Çin ile devlet destekli üreticiler ve ticaret şirketleri; ucuz iş gücüne, zayıf gümrük denetimine, serbest ekonomik bölgelere veya Amerikan pazarına doğrudan erişime sahip ülkelere yöneldi.

Trump yönetimi, gümrük vergilerinin bu yöntemlerle aşılması nedeniyle ABD’nin her yıl 19 milyar dolar ila 26 milyar dolar arasında kayba uğradığını hesaplıyor.

Trump’ın 2018 yılında Çin mallarına yönelik ilk tarife dalgasını başlatmasının ardından serbest ticaret savunucuları, Çin ile dünyanın geri kalanı arasındaki tarife farkının olumsuz sonuçlar doğuracağı yönünde uyarılarda bulunmuştu.

Uzmanlar, bu farkın hem yasal hem de yasa dışı yollarla vergiden kaçınmak için güçlü bir teşvik yaratacağını ve ekonomik büyümeyi baskılayacağını dile getirmişti.

Ancak bu uyarılar Cumhuriyetçi lideri durdurmadı. Çin ile dünyanın geri kalanı arasındaki ortalama tarife farkı 2018 başında 0,9 yüzdelik puan iken geçen yıl 29 puana yükseldi.

Çin’in ABD ithalatındaki payı yüzde 21’den yüzde 9’a gerilerken, diğer ülkelerden yapılan sevkiyatlar keskin biçimde arttı.

Vietnam, Malezya ve Meksika gibi ülkelerde Çin’den yapılan ithalat ile ABD’ye yapılan ihracat eşzamanlı olarak artış gösterdi.

Navarro, Çin mallarını üçüncü ülkeler üzerinden yönlendirerek gümrük vergilerini düşürme isteğini “büyük transit yükleme sahtekarlığının mali motoru” olarak nitelendiriyor.

Buna karşılık The Economist, basit bir etiket değişimiyle ürünün gerçek menşeini gizlemek sahtekarlık sayılsa da gümrük vergilerini düşürmek amacıyla tedarik zincirlerini dönüştürüp menşe ülkeyi değiştirmenin dolandırıcılık olmadığını belirtiyor.

Trump’ın ABD’ye yapılan belirli insansız hava aracı ithalatına yüzde 100 oranında gümrük vergisi getirdiği bir ortamda, menşe kuralları tartışması daha da önem kazanıyor.

Serbest ticaret anlaşmalarının büyük çoğunluğu menşe ülkenin belirlenmesine yönelik kurallar içeriyor. Singapur merkezli düşünce kuruluşu Hinrich Foundation’ın ticaret politikası uzmanı Deborah Elms, Trump’ın 2017’de çekildiği 12 ülkeli Trans-Pasifik Ortaklığı kapsamındaki menşe kurallarının müzakere edilmesinin neredeyse on yıl sürdüğünü ifade etti.

Navarro’nun aktardığı tahminlere göre, yasa dışı transit ticaret akışının yıllık hacmi 303 milyar dolara ulaşıyor ve bu tutar ABD’nin 2018’de Çin’den yaptığı toplam ithalatın yüzde 56’sına denk geliyor.

Goldman Sachs’ın tahminlerine göre ise 2023 yılında ABD’ye “yüzeysel yeniden ihracat” şeması dahilinde 40 milyar dolarlık Çin malı girdi. Ancak bu tahminler, söz konusu akışların yasa dışı nitelik taşıdığı yönünde bir hüküm içermiyor.

Navarro’nun hedefinde yalnızca doğrudan Çin ürünü olarak beyan edilmeyenler değil; Çin menşeli parçalar içeren, Pekin’in finansmanıyla bağlantılı olan, Çinli tedarikçi veya üreticilerle işbirliği yapan, üretimi Çin’de gerçekleşen ya da sevkiyat güzergahı Çin’den geçen mallar yer alıyor.

The Economist, Çin menşeli bileşenlere veya şirketlere yakın olmanın “Amerikan karşıtı bir sahtekarlığa” ortaklık kanıtı sayılması durumunda, ABD’nin doğrudan küresel ticaretin kendisine karşı savaş açmış olacağını yazdı.

Elms bu durumu “ticaretin, her şeyin basit bir transit yüklemeye indirgendiği biçimde yeniden yorumlanması” olarak tanımlıyor.

Navarro’nun raporunda, 43 ülkeyi kapsayan ve ABD’nin Çin dışındaki ithalatının yüzde 70’inden fazlasını sağlayan “gölge transit yükleme ağının işlevsel mimarisi” tarif ediliyor. Güneydoğu Asya’daki montaj hatlarından Birleşik Arap Emirlikleri ve Kanada’daki lojistik merkezlerine kadar uzanan bu iddia konusu yapı; lojistik rotaları, deniz limanlarını, kara koridorlarını, gümrük antrepolarını ve sevk irsaliyesi düzenleme sistemlerini kapsıyor.

The Economist, bunun küresel ticaret altyapısının tamamı anlamına geldiğini ve böyle bir yapıyı denetlemek için bir “panoptikon” gerekeceğini belirtti.

Haberde, aşırı bir önlem olarak Çin menşeli bileşenler için bir eşik belirlenip bu eşiği aşan tüm ithalatın yasaklanabileceği ya da vergilendirilebileceği ifade edildi.

Böyle bir durumda, Trump’ın transit noktalardan geçen mallara yönelik yüzde 40’lık gümrük vergilerinin, ihracatında aşırı Çin bileşeni bulunan ülkelere sert baskı kurmak için kullanılabileceği ancak bu tür adımların Amerikan halkı için fiyat artışlarına yol açacağı vurgulandı.

Ticaret savaşının zirveye çıktığı geçen yılın ilkbahar aylarında ABD’nin Çin mallarına uyguladığı gümrük vergileri yüzde 145’e, Çin’in ABD ürünlerine uyguladığı vergiler ise yüzde 125’e kadar yükselmişti.

Taraflar daha sonra karşılıklı anlaşmaya vararak Çin mallarının ithalatındaki vergiyi yüzde 30’a, Amerikan mallarının ithalatındaki vergiyi ise yüzde 10’a düşürdü.

Buna rağmen Trump, sonbaharda Çin’den yapılacak ithalata yüzde 100 ek gümrük vergisi koyma tehdidinde bulundu.

Çin Ticaret Bakanlığı ise tek taraflı tarife artışlarının hem uluslararası ticaret kurallarını hem de ABD iç hukukunu ihlal ettiğini, hiçbir tarafın çıkarına hizmet etmediğini açıkladı.

Bakanlık yetkilileri, Çin ile ABD arasındaki işbirliğinin her iki tarafa da kazandırdığını, çatışmanın ise herkese zarar verdiğini olguların defalarca kanıtladığını kaydetti.

Diplomasi

ABD, Xi’nin devlet ziyaretinden günler sonra G20’de Çin’in çelik kapasitesini hedef aldı

Yayınlanma

ABD, ülkeleri çelik ithalatına karşı ticaret engellerini güçlendirmeye teşvik edecek yeni bir küresel çerçeve önerdi.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye gerçekleştirdiği devlet ziyaretinden yalnızca birkaç gün sonra, devam eden G20 Ticaret Bakanları Toplantısı çerçevesinde çelik sektöründeki aşırı üretim kapasitesiyle mücadele etmek amacıyla yeni bir küresel çerçeve önerdi.

Greer, Wisconsin eyaletinin Milwaukee kentinde düzenlenen Küresel Çelik Fazla Kapasitesi Forumu’nun (GFSEC) toplantısının ardından çarşamba günü yaptığı açıklamada, “ABD güçlü önlemler aldı ve muhtemelen diğer ülkelerin de bunu yapması mantıklı olacaktır,” dedi.

G20 ülkelerinin çoğunun Çin çeliğine yönelik tarifeleri artırmayı kabul edip etmediği sorulan Greer, “Her ülke kendisi için uygun olduğunu düşündüğü şeyi yapacaktır,” yanıtını verdi.

ABD, dünyanın önde gelen gelişmiş ve yükselen ekonomilerini bir araya getiren G20’nin bu yılki dönem başkanlığını yürütüyor.

Greer, Çin’in adını doğrudan anmadan, “Milwaukee Çerçevesi”nin ülkeleri çelik ithalatına yönelik ticaret engellerini güçlendirmeye teşvik edeceğini söyledi.

GFSEC tarafından kabul edilen çerçeve, “piyasa bozucu sübvansiyonların” azaltılması ve ortadan kaldırılması çağrısında bulunurken, üye olmayan ülkelerdeki “piyasa dışı politika ve uygulamalar” hakkında bilgi paylaşılması taahhüdünü de içeriyor.

Greer: ABD çelik sektörü ‘rönesans’ yaşıyor

Greer, ABD çelik sektörünün “tarifeler, ticaret anlaşmaları, elverişli vergi uygulamaları, iyileştirilmiş enerji politikası ve Amerikan girişimcilik ruhunun gücüyle” bir “rönesans” yaşadığını söylediç

Greer yaptığı açıklamada, “Benzer düşünen ortaklar da benzer politikalar benimserse, küresel çelik sektöründeki aşırı kapasite sorununa katkıda bulunan ülkeleri sorumlu tutabilirler,” ifadelerini kullandı.

28 üyeli GFSEC, çelik sektöründeki aşırı kapasiteyle mücadeleye odaklanıyor. Grubun üyeleri arasında Kanada, Meksika, Japonya, Güney Kore, Fransa ve Almanya gibi ülkeler bulunuyor. Çin ise gruba üye değil.

Son 20 yılda Çin’in çelik üretimi ve ihracatı yoğun biçimde mercek altına alınırken, birçok ülke Çin’den yapılan çelik ithalatına gümrük tarifeleri, anti-damping vergileri ve başka önlemler uygulamaya koydu.

Çin, dünyanın en büyük çelik üreticisi konumunda. Ülke, 2025 yılında yaklaşık 960,8 milyon tonluk üretimle küresel ham çelik üretiminin yaklaşık yüzde 52’sini gerçekleştirdi.

Greer’in küresel çapta ortak önlem alınması yönündeki çağrısı, Washington’ın Çin’in yanı sıra Kanada, Meksika ve Brezilya da dahil olmak üzere dünyanın farklı ülkelerinden yapılan çelik ithalatına yönelik tarifeleri genişlettiği bir dönemde geldi.

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’a geri dönmesinden bu yana, aralarında Kanada ve Brezilya’ya yönelik siyasi ve ekonomik tavizler elde etmeyi amaçlayan son uygulamaların da bulunduğu adımlarla, neredeyse bütün büyük ticaret ortaklarına ek vergiler getirdi.

Trump yönetimi ayrıca, aşırı sanayi kapasitesine ilişkin yürütülen bir ticaret soruşturmasının ardından Çin, Japonya, Güney Kore ve Hindistan’ın da aralarında bulunduğu 16 ekonomiye ek tarifeler açıklamaya hazırlanıyor.

Yönetim diğer ticaret ortakları üzerindeki baskıyı sürdürürken, geçen hafta Pekin ile yürürlükte bulunan geçici ticaret anlaşmasının süresini uzattı.

Xi’nin devlet ziyareti sırasında iki taraf, Busan ticaret anlaşmasının süresini iki ay daha uzatarak 10 Ocak 2027’ye kadar devam etmesini kararlaştırdı ve “Board of Trade” mekanizmasını başlattı. Taraflar ayrıca hassas olmayan ürünlerde, her iki taraf için 30 milyar dolarla sınırlandırılmış tarife indirimleri açıkladı.

Washington, Çin ile kırılgan bir ticaret anlaşmasını sürdürürken, G20 dönem başkanlığını Çin’in küresel ticaret fazlasını gündeme taşımak ve üyeleri Pekin’in “aşırı dengesizlikler” olarak nitelendirdiği durumuna karşı harekete geçirmek için kullanıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, bu ayın başlarında düzenlenen G20 Maliye Bakanları Toplantısı’nda, “Refahı zayıflatan kalıcı küresel dengesizliklerle karşı karşıyayız,” dedi.

Bessent: Çin’in cari işlemler fazlası ‘sürdürülemez’

Bessent, Çin’in cari işlemler fazlasını “sürdürülemez” olarak nitelendirdi ve Pekin’in itirazının G20’nin ortak bir bildiri üzerinde uzlaşmasını engellediğini söyledi.

Bunun yerine ABD Hazine Bakanlığı kendi açıklamasını yayımladı ve bu metnin “Çin dışında toplantıda bulunan tüm G20 üyeleri tarafından kabul edildiğini” belirtti.

Açıklamada Çin’in karşı çıktığı dört paragraf yer aldı. Bunlardan biri, “dengesizlikleri artıran piyasa dışı politika ve uygulamaların ortadan kaldırılması” için adım atılması çağrısında bulunuyordu.

Çin ise suçlamaları reddetti. Çin Merkez Bankası, Pekin’in bilinçli olarak ticaret fazlası vermeyi hedeflemediğini vurguladı.

Çin Merkez Bankası Başkanı Pan Gongsheng, “Küresel dengesizliklerin giderilmesi, tüm ülkelerin kendi yapısal reformlarını ilerletmesini gerektiriyor,” dedi.

Çin’in küresel ihracat hacmi 2025 yılında yüzde 20 artarak 1,2 trilyon dolarla rekor seviyeye ulaştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Chatham House: Hürmüz Boğazı teknik ve kademeli bir planla açılabilir

Yayınlanma

Chatham House uzmanı Nitya Labh, ABD ile İran arasındaki savaşta Hürmüz Boğazı’nın açılabilmesi için karşılıklı, kademeli ve teknik açıdan denetlenebilir bir seyrüsefer protokolü gerektiğini vurguladı. Savaş öncesinde günde yaklaşık 138 geminin geçtiği stratejik hatta günlük trafiğin 16’ya gerilediğine dikkat çeken Labh, çözümün genel siyasi pazarlıklardan ziyade operasyonel kurallara bağlı olduğunu kaydetti.

İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Chatham House bünyesindeki Uluslararası Güvenlik Programı Akademisi Üyesi Nitya Labh, ABD ile İran arasındaki savaşın tırmanma ile diplomasi arasında belirsiz bir evreye girdiğini belirten bir analiz yayımladı.

Analizde, Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının küresel etkileri karşısında krizin aşılması için izlenmesi gereken teknik ve diplomatik yol haritası ele alındı.

Makalede, “ABD ile İran arasındaki savaş, gerilimin tırmanması ile diplomasi arasında belirsiz bir aşamaya girdi” değerlendirmesi yapıldı.

İran’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda çeşitli koşulların karşılanması halinde Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı ve nükleer müzakerelere dönmeyi önerdiği, fakat bu teklifin ABD Başkanı Donald Trump tarafından reddedildiği aktarıldı.

Washington ile Tahran arasındaki görüş ayrılıklarının boyutuna dikkat çekilen makalede, “Hürmüz konusunda başarılı bir anlaşma, her şeyden önce seyrüsefer serbestisini yeniden tesis etmeye odaklanan teknik açıdan kesin, karşılıklı ve doğrulanabilir bir süreç gerektirir” ifadelerine yer verildi.

Belirsiz bir mutabakat zaptı veya kapsamlı bir “büyük pazarlık” arayışının boğaz sorununu çözmeye yetmeyeceği vurgulandı.

“Sürdürülebilir bir düzenleme; rotaları, koordinatları ve gemi uygunluğunu belirlemelidir”

Hürmüz Boğazı’ndaki fiili tabloya yer verilen analizde, Tahran yönetiminin boğazı kapalı tutma kararını gemilerin İran karasularından geçmesini zorunlu kılarak, geçiş ücreti alarak ve kurallarını ihlal ettiğini öne sürdüğü gemileri vurarak uyguladığı kaydedildi.

Bu adımların Basra Körfezi genelinde 85 deniz olayına ve 24 denizcinin hayatını kaybetmesine yol açtığı açıklandı.

Makalede ABD’nin bu duruma İran bağlantılı tüm gemilere abluka uygulayarak karşılık verdiği belirtilerek, “28 Eylül itibarıyla ABD güçleri 122 ticari gemiyi farklı rotalara yönlendirdi, üçünü hareket edemez hale getirdi ve ikisine bindi” tespiti paylaşıldı.

ABD kuvvetlerinin boğazın güney hattında kendi koridorunu oluşturduğu, bölgede yüzlerce ticari geminin mahsur kaldığı ifade edildi.

Verilerin vahameti makalede şu ifadelerle aktarıldı:

“Gemi takip verileri, pazartesi günü boğazdan yalnızca 16 geminin geçtiğini gösteriyor. Bu sayı, savaşın başlamasından önce günde yaklaşık 138 seviyesindeydi.”

Kuzeydeki İran rotasını ağırlıklı olarak İran, Rusya ve ihraç edilen İran petrolünün yüzde 90’ından fazlasını alan Çin bağlantılı gemilerin kullandığı; güneydeki ABD destekli rotadan ise büyük ölçüde Birleşik Arap Emirlikleri bayraklı gemilerin geçtiği bildirildi.

Ağustos ayında İran ile Umman’ın deniz trafiğini ortak yönetme arayışına girdiği hatırlatılan metinde, Umman, İran ve Körfez İşbirliği Konseyi liderlerinin Maskat’ta yapmayı planladığı toplantının ABD baskısı ve Kızıldeniz’deki tırmanış nedeniyle ertelendiği kaydedildi.

Makalede, “Hürmüz’ü yeniden açmak, ABD ve İran’ın önce diğer tüm anlaşmazlıklarını çözmesini zorunlu kılmıyor. Tarafların ticari seyrüsefer için işleyen bir sistem kurması gerekiyor” değerlendirmesi yapıldı.

“Gerilimi azaltma süreci karşılıklı, kademeli ve doğrulanabilir olmalıdır”

Haziran ayında varılan mutabakat zaptının belirsizlikler nedeniyle başarısız olduğuna işaret edilen makalede, “Etkili bir boğaz anlaşması, yalnızca ticari gemi trafiğinin derhal başlayacağını ilan etmekle yetinemez. Hangi gemilerin hangi rotalarda seyredebileceğini ve bir gemi belirlenen rotadan saptığında ne olacağını tanımlamalıdır” denildi.

Sürecin işletilebilmesi için atılması gereken somut adımlar analizde şöyle sıralandı:

“Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya dönük ilk çabalar, deniz ortamını istikrara kavuşturmaya odaklanmalıdır. Hem İran hem de ABD, boğazdaki çatışmalara aşamalı ve karşılıklı biçimde ara vermeyi taahhüt etmelidir.”

İran’ın ticari seyrüsefere müdahaleyi azaltması karşılığında ABD ve ortaklarının ablukayı gevşetebileceği, belirli davranış kriterlerine bağlı olarak sınırlı yaptırım muafiyetleri sağlanabileceği ifade edildi.

Güven tesisinde mayın temizliğinin belirleyici olacağı vurgulanarak, “Teknik ekipler, ortaklaşa kararlaştırılan bir güvenlik protokolü kapsamında mayın temizliği yürütmeli; temizlenen ve temizlenmeyen alanların konumları ticari işletmecilere bildirilmelidir” uyarısı yapıldı. Bağımsız denizcilik kuruluşlarının, siyasi uzlaşmanın tarafı olmadan mayından arındırılan alanların durumunu doğrulayabileceği dile getirildi.

“Hürmüz kapanından çıkış, dikkatle kurgulanmış bir uzlaşma gerektirir”

Kalıcı bir çözüm için çok taraflı mekanizmaların devreye girmesi gerektiğini savunan Labh, kriz boyunca Umman, Katar ve Pakistan’ın arabuluculuk yürüttüğünü; İngiltere ve Fransa’nın seyrüseferi yeniden sağlamak amacıyla çok uluslu bir koalisyon oluşturduğunu hatırlattı.

Olası bir denetim mekanizmasının yapısına ilişkin makalede şu ifadeler yer aldı:

“İzleme mekanizması Umman ve diğer Körfez ülkelerinden temsilcileri, uluslararası denizcilik otoritelerini ve tarafsız teknik uzmanları içerebilir. Bu yapının görevi dar ve operasyonel tutulmalıdır.”

Analizin sonuç bölümünde, yaklaşan ABD ve İsrail seçimlerinin süreci zorlaştırabileceği ve İran’ın geçiş ücreti uygulamasının siyasi pürüz yaratmayı sürdürdüğü belirtildi.

Labh, makalesini şu tespitle tamamladı: “Hürmüz kapanından çıkış, her iki tarafa da çatışmayı durdurmaları için pratik, doğrulanabilir ve siyasi olarak sürdürülebilir bir yol sunan, dikkatle kurgulanmış bir uzlaşma olmak zorundadır.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Almanya, Afrika’dan LNG alımını artırıyor

Yayınlanma

Alman hükümeti, ABD’den gelen sıvılaştırılmış doğalgaza (LNG) olan bağımlılığını azaltmak amacıyla Kuzey Afrika’dan enerji ithalatını hızlandırıyor.

Rusya’dan boru hattı yoluyla gaz ithalatını durdurma kararını aldığından beri Almanya, LNG ithalatının büyük bir kısmını ABD’den karşılıyor.

Katar’dan LNG ithal ederek bu bağımlılığı azaltma planları, Hürmüz Boğazı’ndaki abluka nedeniyle şimdilik rafa kaldırıldı.

German Foreign Policy’deki analize göre bu nedenle Berlin, dikkatini giderek daha fazla Afrika’ya yöneltiyor. Cezayir, gelecekte doğalgaz ve yeşil hidrojen tedarik etmeyi planlıyor.

Temmuz ayı başında, Cezayir devlet şirketi Sonatrach’a ait bir sıvılaştırılmış doğalgaz sevkiyatı ilk kez Wilhelmshaven 1 LNG terminaline ulaştı.

Aynı zamanda, Alman hükümeti Fas’tan büyük ölçekte yenilenebilir elektrik ithalatı konusunda yeni bir girişimde bulunuyor.

“Sila Atlantik” projesi, dünyanın en uzun denizaltı elektrik kablosu aracılığıyla Almanya ile Fas’ı birbirine bağlamayı ve Almanya’nın elektrik ihtiyacının yüzde beşine kadarını karşılamayı hedefliyor.

Ağustos sonunda Fas hükümeti projeye yeşil ışık yaktı. Fransa da Fas’ta kendi çöl enerji projelerini sürdürüyor.

ABD LNG’sinden uzaklaşma planı

Alman hükümeti, bir süredir AB’nin ABD’den gelen sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tedarikine olan bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Rus gaz ithalatının yerini doldurmak için AB, savaş hazırlıklarının bir parçası olarak giderek artan miktarlarda LNG ithal ediyor.

Son dönemde, AB’nin LNG ithalatının yüzde 55’i ve Almanya’nın LNG ithalatının yüzde 96’sı ABD’den geldi.

Alman hükümeti, özellikle Katar’dan yapılacak sevkiyatlar yoluyla ABD ithalatına olan bağımlılığını kademeli olarak azaltmayı umuyordu.

Bu planlar, Hürmüz Boğazı’ndaki abluka nedeniyle şimdilik başarısızlıkla sonuçlandı. Şimdi, Afrika’dan gelen doğal gaz ve yeşil hidrojenin, savaş nedeniyle kesintiye uğrayan Rusya ve Basra Körfezi’nden gelen doğal gaz ithalatının yerini almasına yardımcı olması bekleniyor. 

Dışişleri Bakanı Johann Wadephul bu yaz Nijerya’da müzakereler yürüttü; Şansölye Friedrich Merz ise Cezayir cumhurbaşkanıyla Almanya’ya doğal gaz ve hidrojen ithalatını görüştü.

Diğer planların yanı sıra, Akdeniz’i aşan bir hidrojen boru hattının inşası da gündemde.

Güney H2 boru hattı projesi, Cezayir’den Tunus ve İtalya üzerinden Avusturya’ya ve nihayetinde Almanya’ya hidrojen taşımayı amaçlıyor.

Almanya, Fas’ta da enerji tedarikini çeşitlendirmek için çalışıyor. Yüksek güneş ışınımı ve elverişli rüzgâr koşulları sayesinde ülke, Avrupa’ya ihraç edilecek yenilenebilir elektrik üretimi konusunda büyük bir potansiyele sahip.

Fas’ı Almanya’ya bağlayacak elektrik kablosu planı

Kuzey Afrika’da yenilenebilir enerji üretip Avrupa’ya ihraç etme fikri, Almanya’da yirmi yılı aşkın bir geçmişe sahip. Bu tür ilk girişimler 2003 yılına kadar uzanıyor.

2009 yılında, ağırlıklı olarak büyük Alman şirketlerinin katılımıyla Desertec Endüstriyel Girişimi nihayet kuruldu.

Sadece üç yıl sonra, Siemens’in projeden çekilmesiyle proje zorluklarla karşılaştı. 2014 yılında Desertec büyük ölçüde başarısızlıkla sonuçlandı; girişim, küçük bir hizmet şirketine dönüştü.

Almanya, Sila Atlantik projesiyle Kuzey Afrika’dan yenilenebilir elektrik ithal etmek için yeni bir girişimde bulunuyor.

Bu amaçla, Almanya ve Fas, Portekiz, İspanya, Fransa, Belçika ve Hollanda kıyıları boyunca uzanarak Almanya’ya ulaşacak dünyanın en uzun denizaltı elektrik kablosuyla birbirine bağlanacak.

Fas’ta üretilen elektriğin, Almanya’nın yıllık elektrik talebinin yüzde beşine kadarını karşılaması bekleniyor. Kablo projesi için yapılan yatırımların 26,3 milyar avro olduğu tahmin ediliyor.

Batı Sahra’dan Avrupa’ya enerji hattı

Fransa da doğrudan bir elektrik bağlantısı yoluyla yenilenebilir enerji ithal etmek için Fas ile daha yakın işbirliği yapıyor.

Bu projenin öncesinde, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fas’ın Batı Sahra’nın büyük bir kısmını işgal altında tuttuğunu tanımıştı.

Birleşmiş Milletler, Batı Sahra’yı “özerk olmayan bölge” olarak sınıflandırıyor ve dolayısıyla fiilen, dekolonizasyon hakkına sahip bir koloni olarak kabul ediyor.

Sahrawi kurtuluş hareketi Polisario, bölgenin bağımsızlığı için mücadele ediyor. Planlanan kablo inşaatında Fransa, Batı Sahra’yı iktisadi olarak kendisine bağlamak için Fas’ın kurduğu altyapıdan faydalanacak durumda.

Birleşik Krallık da Fas’ta kendi hedeflerini takip etti. Artık rafa kaldırılan Xlinks projesi, Birleşik Krallık’ın elektrik ihtiyacının yüzde sekizine kadarını karşılamayı amaçlıyordu.

Bu amaçla planlanan güneş ve rüzgâr enerjisi santralleri, konumu nedeniyle “Batı Sahra’ya Açılan Kapı” olarak da bilinen Guelmim-Oued Noun bölgesinde inşa edilecekti.

İki rakip enerji koridoru

Fas’ın yanı sıra Cezayir de Avrupa’nın enerji tedariki açısından önem kazanıyor. Bu yıl ülke, İspanya’nın en büyük doğal gaz tedarikçisi haline geldi.

Cezayir ayrıca mevcut boru hatları aracılığıyla İtalya’ya da doğal gaz ihraç ediyor. Planlanan Trans-Sahra boru hattı, Nijerya’dan Nijer üzerinden Cezayir’e ve oradan da Avrupa’ya ek doğalgaz taşımayı amaçlıyor.

Cezayir projesi, Fas’ın bir boru hattı projesiyle rekabet halinde. Fas projesi ise Nijerya’dan Batı Afrika kıyı şeridini takip ederek çok sayıda transit ülke üzerinden Fas’a ve gelecekte de Avrupa’ya doğal gaz taşımayı amaçlıyor.

Dolayısıyla Cezayir ve Fas, Avrupa’nın enerji tedariki için kilit enerji ve transit ülkeleri olarak gelecekteki rollerini üstlenmek üzere rekabet halinde.

Cezayir, Almanya için de acil bir önem kazanıyor. Temmuz ayı başında, Cezayir devlet şirketi Sonatrach’tan gelen bir LNG sevkiyatı ilk kez Wilhelmshaven 1 LNG terminaline ulaştı.

Böylelikle Cezayir’den gelen sevkiyatların, Almanya’nın ABD’den yapılan LNG ithalatına olan ağır bağımlılığını azaltmaya da katkıda bulunması hedefleniyor.

Fas yeşil ışık yaktı

Yaz aylarında, Sila Atlantik projesi konusunda Alman ve Fas hükümetleri arasında başlangıçta anlaşmazlıklar yaşandı.

Reuters’ın haberine göre Fas, planlanan kablonun elektriği her iki yönde de taşıyabilmesini talep etti.

Alman tarafı ise bunun teknik olarak mümkün olmakla birlikte projenin maliyetini önemli ölçüde artıracağını belirtti. Ayrıca, gerekli inşaat arazisinin tahsisi hâlâ beklemedeydi.

Ağustos sonunda Fas, Alman planlarına yönelik itirazlarını geri çekti.

Fas Enerji Dönüşümü Bakanı Leila Benali’nin Ekonomi Devlet Sekreteri Frank Wenzel’e gönderdiği mektupta, Fas hükümeti Sila Atlantik çöl enerji projesinin Fas’ın “stratejik vizyonuyla tam uyum içinde” olduğunu belirtti.

Benali ayrıca, hükümetinin Alman federal hükümetiyle yakın işbirliği içinde projeyi daha ayrıntılı olarak görüşmeye hazır olduğunu ifade etti.

Bu mektup, Wenzel’in yıl başında proje için Fas hükümetinden destek talep ettiği mektuba yanıt niteliğindeydi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English