Bizi Takip Edin

Diplomasi

Pentagon, Körfez’deki ABD askeri varlığını azaltmayı değerlendiriyor

Yayınlanma

Pentagon, İran savaşının bölgedeki ABD varlığını dönüştürme potansiyelinin ilk işaretleri doğrultusunda Orta Doğu’daki askeri varlığını azaltmayı değerlendiriyor.

Devam eden analizlere aşina iki kişinin Washington Post’a aktardığına göre, Savunma Bakanlığı’nın değerlendirdiği kilit konulardan biri, Amerika’nın büyük denizaşırı askeri üslerinin aylar süren İran saldırıları altında ağır hasar gördüğü Basra Körfezi’nden askerlerin çekilip çekilmeyeceği.

Bu tesislere verilen hasar, Pentagon’a bölgedeki varlığını yeniden gözden geçirmek için bir fırsat sunmuş gibi görünüyor.

Savunma Bakanlığı, üslerini çatışma öncesindeki hallerine geri getirmeyebileceğinin sinyalini çoktan verdi.

Değerlendirme, Pentagon’un politika ofisi tarafından yürütülüyor; fakat üst düzey bir Pentagon yetkilisi, Genelkurmay Başkanlığı ve ABD Merkez Komutanlığı’nın (CENTCOM) da konuyu incelediğini belirtti.

Yetkili, Savunma Bakanı Pete Hegseth’in henüz bölgedeki ABD’nin konumuna ilişkin resmi bir inceleme emri vermediğini belirtti.

Bunun yerine yetkili, bu analizi, yönetimin savaş sırasında hasar gören üslerin yeniden inşa edilip edilmeyeceği konusunu ele alırken nihayetinde yol gösterici olabilecek “ihtiyatlı bir planlama” olarak nitelendirdi.

Yetkili, “Bu konulardan bazılarına ilişkin kararlar alınması gerekecek,” dedi.

Orta Doğu’daki ABD askeri operasyonlarını yöneten CENTCOM, normalde Ürdün’den Umman’a kadar uzanan 2.400 km’lik bir yay üzerinde yer alan yaklaşık 20 üssünde 40.000 civarında asker bulunduruyor.

Bu yılın başından beri ordu, ABD güçlerini korumak ve İran’a karşı 13.000’den fazla hava saldırısı düzenlemek amacıyla bölgeye savaş gemileri, avcı uçakları, hava savunma varlıkları ve diğer kıt askeri teçhizatı yoğun bir şekilde sevk etti.

ABD’nin Orta Doğu’daki en büyük ve en kalıcı üsleri, Bahreyn’in ABD Beşinci Filo karargâhına ev sahipliği yaptığı ve Kuveyt gibi diğer ülkelerin Kara Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri varlıklarını barındırdığı Basra Körfezi’nde bulunuyor.

Pentagon’un analizine aşina olan kaynaklar, bu konunun, yönetim içindeki askeri müdahaleleri destekleyen kesimler ile Pentagon’un bazı güvenlik taahhütlerini azaltarak ABD’nin iç güvenliğini sağlamaya ya da Çin gibi daha güçlü rakipleri caydırmaya yeniden odaklanması gerektiğini savunan kesimler arasındaki tartışmayı muhtemelen daha da alevlendireceğini belirttiler.

Bir ABD’li yetkili, görüşmelere, ABD Merkez Komutanlığı Başkanı Amiral Bradley Cooper’ın da katıldığını ve Cooper’ın, ABD birliklerinin Basra Körfezi’nden batıya kaydırılması olasılığına ilişkin değerlendirmeleri desteklediğini belirtti.

Şubat ayında savaş başlamadan önce, CENTCOM, İran’ın füze ve insansız hava aracı saldırılarına karşı çok savunmasız olduklarını ve bu nedenle normal personel seviyelerini sürdüremeyeceklerini değerlendirerek birçok üssünü tahliye etmişti.

Körfez’deki başlıca tesislerden çekilme kararlarının bir kısmının savaşın ardından da devam edebileceğini, bu durumdaki değişikliklere aşina olan bir kaynak belirtti.

Bu kişi, “İran, bizim geleneksel konumlarda olduğumuzu düşünüyor. Oysa biz orada değiliz,” dedi.

Daha önce ABD’nin Suudi Arabistan Büyükelçisi ve Katar’daki misyonun başkatibi olarak görev yapmış eski bir diplomat olan Michael Ratney, asker ve teçhizatı daha batıya, Ürdün’e, İsrail’e veya Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz kıyılarına kaydırmanın baskının bir kısmını hafifletmeye yardımcı olabileceğini savundu; fakat mesafenin artmasının “bu soruna mükemmel bir çözüm” olmadığını da belirtti.

Pentagon’un analizine aşina olan birçok kişi, ABD’nin askeri duruşunda yapılacak herhangi bir kalıcı değişikliğin henüz çok uzak bir ihtimal olduğunu ve bunun için üst düzey yönetim yetkililerinin onayı gerekeceğini belirtti.

Washington’daki daha şahin eğilimli kesimler, bölgedeki ABD birliklerinin İsrail’e nakledilmesini önererek Pentagon’un planlamasını etkilemeye çalıştı.

Mart ayında İsrail yanlısı grup “Amerika Ulusal Güvenlik Yahudi Enstitüsü” tarafından yayınlanan bir rapor, daha fazla ABD askeri varlığının İsrail’in Ovda Hava Üssü’ne nakledilmesini talep etti.

Askeri kısıtlamayı savunan bir düşünce kuruluşu olan Defense Priorities’in yakın zamanda ortaya koyduğu bir politika önerisi ise, Kuveyt gibi İran’ın füzeleri ve insansız hava araçlarının yakın menzilinde bulunan ABD üslerinin kapatılmasını öngörüyor.

Öneri ayrıca, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün ve Bahreyn’de dağınık halde bulunan kuvvetlerin, Riyad yakınlarındaki Prens Sultan Hava Üssü gibi daha güvenli tesislere taşınmasını da öngörüyor.

Trump yönetimi içinde, Pentagon’un İsrail casusluğu konusundaki artan endişeleri karşısında, bölgedeki ABD varlığının genişletilmesinin karşı istihbarat açısından bir güvenlik açığına yol açabileceği endişeleri nedeniyle bu öneri konusunda görüş ayrılığı bulunuyor.

Ayrıca, Trump yönetiminin Almanya ve Polonya’dan binlerce askeri geri çekeceğini açıklamasının ardından, Savunma Bakanlığı Politika Müsteşarı Elbridge Colby’nin ofisi, NATO’daki ABD askeri varlığına ilişkin kamuya açık bir inceleme başlattı. Çalışmanın aralık ayında sonuçlandırılması planlanıyor.

Diplomasi

12 ülke, İsrail yerleşim yerlerinden yapılan ticarete yaptırım uygulayacak

Yayınlanma

İngiltere, Kanada ve Fransa’nın da aralarında bulunduğu 12 ülke, Batı Şeria’daki İsrail yerleşim yerleriyle ticarete yaptırım uygulayacaklarını açıkladı.

Bu üç ülkenin yanı sıra Danimarka, Finlandiya, İzlanda, İrlanda, Norveç, Polonya, Portekiz, İspanya ve İsveç’in dışişleri bakanları, ortak bir açıklamada bu ülkelerin de yerleşim yerleriyle ticareti kısıtlamayı planladıklarını belirtti.

İrlanda ve İspanya, İsrail yerleşim yerleriyle ticarete karşı önlemleri çoktan uygulamaya koymuş durumda.

Fransa ise haftalardır İsrail’in en önemli ticaret ortağı olan Avrupa Birliği’nden benzer bir karar alınmasını ısrarla talep ediyordu fakat bazı üye ülkeler tarafından engellendi.

12 bakan, “İsrail hükümetinin Batı Şeria’daki eylemleri, iki devletli bir çözüm olasılığını baltalıyor,” diyerek iki devletin barış içinde yan yana yaşayacağı plana atıfta bulundu.

İngiltere, İsrail’deki yasadışı yerleşimlere ticaret yasağı getiriyor

Açıklama şöyle devam etti:

“Yerleşimcilerin şiddetinin ve yerleşim yerlerinin genişlemesinin eşi görülmemiş boyutlara ulaşmasıyla durum hızla kötüleşiyor. İsrail hükümeti, yerleşim yerlerinin genişlemesini ve sivil idari yetkilerin yayılmasını derhal durdurmalı, yerleşimcilerin şiddet eylemlerinin hesap sorulmasını sağlamalı ve İsrail güçlerine yönelik iddiaları soruşturmalıdır.”

Bakanlar, 12 ülkenin “uluslararası hukuka göre yasadışı olan yerleşim yerleriyle mal ticaretine ilişkin ulusal kısıtlamalar getirme ve/veya Avrupa düzeyinde kısıtlamaları destekleme niyetlerini teyit ettiklerini ya da ulusal prosedürlerine uygun olarak bu ve diğer önlemleri aktif olarak değerlendirdiklerini” belirttiler.

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband ise bugün yaptığı açıklamada İsrail hükümetini, Batı Şeria’daki yerleşimciler tarafından gerçekleştirilen ve kendisinin “etnik temizlik” olarak nitelendirdiği olaya “göz yummakla” suçladı.

Miliband, Parlamento’da yaptığı açıklamada, Birleşik Krallık hükümetinin diğer ülkelerle koordineli bir şekilde “işgal altındaki topraklardaki yasadışı yerleşim yerlerinden gelen mallara yönelik bir ithalat yasağı” getireceğini belirtti.

İngiltere’den ABD’ye İsrail garantisi: Yaptırımlarımız sembolik

Okumaya Devam Et

Diplomasi

İngiltere’den ABD’ye İsrail garantisi: Yaptırımlarımız sembolik

Yayınlanma

İngiltere’nin bugün açılayacağı İsrail karşıtı yaptırımlar karşısında ABD’nin tepkisi çekmemek için perde arkasında görüşmeler yaptığı ileri sürüldü.

Bloomberg’de yer alan habere göre, Andy Burnham hükümetinin, bugün Batı Şeria’daki İsrail yerleşim yerleriyle ticareti yasaklaması bekleniyor.

Burnham, iktidardaki İşçi Partisi için önemli olan ama ABD Başkanı Donald Trump’ı kızdırabilecek bu konuda daha sert bir politika izlemeye çalışıyor.

Konuya yakın kaynaklara göre, Dışişleri Bakanı Ed Miliband, İsrail’i hedef alan ama Batı Şeria’daki Yahudi yerleşim yerleriyle sınırlı yeni bir yaptırım rejimini açıklayacak.

Başbakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Burnham ve Trump pazartesi günü telefonla görüştü. Açıklamada, iki liderin İsrail ve Filistin toprakları için iki devletli bir çözümü ele aldıkları belirtildi. 

Bu durum, Burnham’ın bu görüşmeyi, İsrail’e yönelik yaptırımların yolda olduğunu Trump’a bildirmek için kullandığını gösteriyor.

Değerlendirilen öneriler arasında, İsrail yerleşim yerleriyle mal ve hizmet alışverişini engelleyecek önlemleri içeren yeni bir yaptırım rejimi de yer alıyordu.

Miliband ayrıca, Gazze’deki insani krizi daha da şiddetlendirdiği gerekçesiyle eleştirilen yardımların engellenmesini de kapsayacak şekilde mevcut insan hakları yaptırımlarının genişletilmesini değerlendirdi.

İngiltere, İsrail’deki yasadışı yerleşimlere ticaret yasağı getiriyor

Dışişleri Bakanı, İngiltere’nin şu anda Filistin Devleti olarak tanıdığı topraklarda İsrail’in işgalinin hukuka aykırı olduğuna dair Uluslararası Adalet Divanı’nın bağlayıcı olmayan 2024 tarihli görüşünü açıkça desteklemeyi de gündemine aldı.

Buna rağmen Birleşik Krallık yetkilileri, bu açıklamanın Burnham’ın Trump ile ilişkilerinde erken bir aksilik yaratabileceğinden endişe duyuyor.

Konuya yakın kaynakların aktardığına göre, İngiliz diplomatlar, Trump yönetiminin tepkisini yatıştırmak amacıyla ABD’ye, yaptırımların büyük ölçüde sembolik olduğunu ve Birleşik Krallık’ın İsrail ile ticaret veya güvenlik alanındaki genel ilişkileri üzerinde somut bir etkisi olmayacağını özel olarak ilettiler.

Bu öneriler, İsrail’in Batı Şeria’nın bir bölgesinde 1.200 yerleşim konutunun inşası için ihale açma kararının ardından hazırlandı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimlerde koltuğunu korumak için zorlu bir mücadele vermesi nedeniyle, İsrailli yerleşimciler ile Filistinliler arasındaki anlaşmazlıklar son aylarda daha da alevlendi.

Burnham, Kanada ve Fransa, Almanya ve İtalya dahil olmak üzere beş Avrupa hükümetinin liderleriyle birlikte, konut planını “kabul edilemez” olarak kınayan ve Netanyahu’dan ihaleyi geri çekmesini isteyen bir bildiriye de imza attı.

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ise ayrı bir açıklamada, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Gazze’de “her gece suikastlar” düzenlenmesi çağrısını kınadı.

Burnham, İşçi Partisi’ne, selefi Keir Starmer’dan daha eleştirel bir bakış açısıyla İsrail’e yaklaştığını erkenden göstermeye hevesli.

Starmer, görevde bulunduğu iki yıl boyunca Filistin devletini resmen tanımak da dahil olmak üzere İsrail’e karşı tutumunu sertleştirmiş olsa da, Netanyahu’dan Gazze’deki askeri harekatını durdurmasını talep etmeyi başlangıçta reddetmesi partiyi böldü.

Bu durum, İşçi Partisi’nin anketlerdeki popülaritesinin düşmesine yol açtı ve ülke genelinde Yeşil Parti’nin seçimlerdeki kazanımlarını artırdı.

Geçen ay Burnham’ın Parlamento’ya geri dönmesi Starmer’ın istifasına yol açmıştı. Burnham, selefi döneminde İşçi Partisi’nin İsrail’in Gazze’deki askeri harekâtına ilişkin tutumundan dolayı özür dileyerek, partinin “doğru bir tutum sergilemediğini” söyledi.

Geçen ay, son genel seçimlerde kendi kuzeydoğu Londra seçim bölgesinde Müslüman bir bağımsız adaydan gelen yoğun rekabetle karşı karşıya kalan Burnham’ın yeni savunma sekreteri Wes Streeting, İsrail’in uluslararası standartların “gerisinde kaldığını” belirtmişti.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, BBC’nin “Newsday” programına verdiği demeçte, ABD’den “şüphesiz” bir yanıt geleceğini söyledi.

İşçi Partisi’ni “İsrail hükümetine karşı ayrımcılık yapmakla” suçlayan Huckabee, “Bu, bir taş atıp nereye düşeceğini bilmemek gibi bir şey. Birleşik Krallık egemen bir ülkedir, istediklerini yapabilirler ama ABD de öyledir,” dedi.

Cumhuriyetçi Florida Kongre üyesi Randy Fine da yaptırımlar uygulanırsa İngiliz şirketlerinin eyaletteki yerel yönetimlerle iş yapmalarının yasaklanacağı konusunda uyarıda bulundu.

X’te yaptığı paylaşımda Fine, “Florida tavrını açıkça ortaya koydu. İsrail’i boykot eden herhangi bir şirket –ya da ülke– Florida tarafından boykot edilecektir,” dedi.

İşçi Partisi milletvekilleri ve Yahudi gruplar, hükümete yerleşim yerlerine yönelik herhangi bir yaptırımın İsrail mallarına yönelik “fiili bir boykot” anlamına gelebileceği ve İngiliz Yahudilerinin güvenliğini tehlikeye atabileceği konusunda uyarıda bulundu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

İngiltere, İsrail’deki yasadışı yerleşimlere ticaret yasağı getiriyor

Yayınlanma

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, bugün Birleşik Krallık’ın İsrail ile ilişkilerinde kapsamlı bir yeniden düzenleme olarak nitelendirdiği adımı duyuracak.

İşçi Partili bakan, hükümetinin Filistin davasını destekleme konusunda daha aktif bir yaklaşım sergileyeceğine söz verecek.

ABD ve İsrail’den şiddetli eleştiriler alması beklenen bu adımda, Dışişleri Bakanı, yasadışı İsrail yerleşim yerlerinden gelen mal ve bazı hizmetlerin ticaretine Birleşik Krallık’ta yasak getirecek.

Ayrıca sivil toplum örgütlerine, Filistinlilerin haklarının korunması ve uluslararası hukuka saygı çağrısında bulunarak, çatışmaya ilişkin iki devletli çözüme desteğini yeniden teyit etmeye kararlı olduğunu belirtti.

Miliband’ın milletvekillerine yapacağı açıklamada, Gazze’deki Filistinlilerin maruz kaldığı insani adaletsizlikleri ele alırken, son dönemdeki öncüllerinden daha sert bir dil kullanması bekleniyor.

Bakanın ortaya koyacağı adımlar, Filistinli savunucu grupların talep ettiği tüm şartları tam olarak karşılamayabilir.

Fakat yine de Birleşik Krallık’ın, iki devletli çözüme yönelik geleneksel retorik desteğin ötesine geçerek, Filistin devletinin kurulması ihtimalini ortadan kaldırmayı amaçladığı yaygın olarak kabul edilen Batı Şeria’daki yasadışı yerleşim yerlerinin genişlemesini önlemek için aktif adımlar attığının bir işareti olarak görülecek.

İsrail, Miliband’ın daha önce İsrail ordusunun Gazze’ye giden yardımı engellediği yönündeki iddiası üzerine misilleme yapma tehdidinde bulunmuştu.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ise İşçi Partisi hükümetinin “Yahudi nefretiyle bezeli” olduğunu iddia etmişti.

İsrail’in aşırı sağcı maliye bakanı Bezalel Smotrich, haberlere yanıt olarak “İngiliz büyükelçisini bu gece sınır dışı edin!” dedi.

Başbakan Andy Burnham, pazartesi günü Donald Trump ve Katar gibi önemli Körfez müttefikleriyle görüşerek, hükümetin bölgedeki planları hakkında bilgi verdi.

Miliband’ın bu müdahalesi, The Guardian gazetesine açıklanan bir anketin, siyasi görüş farklılıklarına bakılmaksızın İngiliz halkının İsrail yerleşim yerleriyle ticaretin yasaklanmasını güçlü bir şekilde desteklediğini göstermesinin ardından geldi.

Opinium tarafından yürütülen ve Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) tarafından yayınlanan anket, Birleşik Krallık’taki yetişkinlerin yalnızca %18’inin İsrail yerleşim yerleriyle mal ticaretinin yasaklanmasına karşı çıktığını, buna karşılık %46’sının ise lehte olduğunu ortaya koyuyor.

Fikir belirtmeyenler hariç tutulduğunda destek oranı neredeyse dörtte üçe yükseliyor.

Miliband’ın açıklaması, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) güvenlik bahanesiyle Gazze’ye giren yardımlara gereksiz kontroller uygulayarak korkunç bir durum yarattığı yönündeki iddiasını destekleyecek. 

Ne var ki, kısıtlamaların kaldırılması çağrısı dışında, Birleşik Krallık’ın bu durumu çözmek için sahip olduğu etki gücüne şüpheyle yaklaştığı anlaşılıyor.

Miliband’ın yardımların alıkonulduğu yönündeki iddiası, hafta sonu İsrail Dışişleri Bakanlığı tarafından şiddetle reddedildi.

Bakanın ayrıca, yerleşim önlemlerini, ABD’nin saldırısı altında olan iki önemli kurum olan Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Uluslararası Adalet Divanı’nın (ICJ) kararları da dahil olmak üzere, uluslararası hukuku savunma bağlamına kesin bir şekilde oturtma konusunda öncekilerden daha ileri gitmesi muhtemel.

Paketin, Gazze’ye yönelik yardım kısıtlamaları konusunda yaptırımlar içermesi veya bölgede yaşananları “soykırım” olarak nitelendirmesi olası görünmüyor.

Fakat Birleşik Krallık, ICJ’de İsrail’in mahkemenin önceki kararlarını ihlal ettiğini iddia etmek üzere Güney Afrika gibi ülkelere katılma seçeneğini açık tutuyor.

Öte yandan Miliband, ticaret konusunda kararlı adımlar atarak, Birleşik Krallık’ın “kutuplaştırıcı” bir müdahalesinin, 27 Ekim’de yapılacak İsrail seçimlerinde Binyamin Netanyahu’nun şansını artırabileceğine dair uyarıları ciddiye almadı.

İngiliz kaynaklar, İsrailli askeri yetkililerin bile başbakanlarına, temel güvenlik altyapısından yoksun olan ve güvenlikten ziyade siyasi nedenlerle kurulmuş olan Batı Şeria’nın kuzeyindeki yeni yerleşim yerleri ile ileri karakolları savunmakta IDF’nin zorlanacağı konusunda uyarıda bulunduklarına dikkat çekti.

ABD’nin Birleşik Krallık’ın tutumuna yönelik eleştirilerine rağmen, Washington da yerleşim yerleri konusunda Netanyahu’ya baskı uyguladı ve Netanyahu bazı yerleşim yerlerinin gerekli izinler alınmadan kurulduğunu belirterek bunların sökülmesini talep etti.

İsrail daha önce bazı ileri karakolları yıkmıştı fakat bunlar genellikle kısa süre sonra yeniden inşa ediliyor.

Dışişleri Bakanlığı tarafından uzun süredir uygulanmasının imkânsız olduğu gerekçesiyle reddedilen Birleşik Krallık’ın yerleşim bölgelerinden gelen malların ticaretine ilişkin yasağı, hükümetlerin sadece yasadışı yerleşim bölgelerini değil, Filistin topraklarındaki İsrail işgaline de yardım veya destek vermemelerini şart koşan 2024 tarihli ICJ danışma görüşüyle uyumlu.

Birleşik Krallık hükümeti bu görüşe hiçbir zaman resmi olarak yanıt vermemişti ama Keir Starmer hükümetindeki bakanlar, bu yasağın genel hatlarıyla görüşe uygun olduğunu belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English