Bizi Takip Edin

Ortadoğu

ABD’nin ‘doğru adım’ dediği hamle: Lübnan’dan Hizbullah’ın mali koluna yaptırım

Yayınlanma

Lübnan Merkez Bankası, yayımladığı genelgeyle Hizbullah’a bağlı mali kuruluş Karzu’l Hasen ile doğrudan veya dolaylı tüm işlemleri yasakladı. ABD’nin ‘doğru yönde atılmış bir adım’ olarak nitelendirdiği bu karar, Hizbullah’ın mali altyapısını hedef alırken, Lübnanlı kaynaklar kararın pratik etkilerinin ‘şekli’ olacağını savunuyor. Karar, Lübnan’ın FATF’nin gri listesinden çıkma çabaları ve uluslararası yaptırımlara uyum gerekçesiyle açıklandı.

Lübnan Merkez Bankası, yayımladığı bir genelgeyle bankaların ve aracı kurumların Hizbullah’a bağlı bir mali kuruluşla iş yapmasını yasakladı.

Reuters haber ajansının incelediği genelgede, Lübnan Merkez Bankası’nın ülkedeki tüm lisanslı mali kuruluşların lisanssız kurumlarla doğrudan veya dolaylı olarak iş yapmasını yasakladığı ve Hizbullah’a bağlı Karzu’l Hasen’i örnek olarak listelediği görüldü.

ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, dün X sosyal medya platformunda yaptığı bir paylaşımda bu adımı “doğru yönde atılmış bir adım” olarak nitelendirmişti.

Yasak, ABD elçisinin geçen hafta Beyrut’a yaptığı ve Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına ilişkin bir ABD teklifine Lübnan’ın yanıtını aldığı ziyaretin ardından geldi.

Barrack, “Lübnan’daki tüm mali aracıların Merkez Bankası denetimi altında şeffaflığı ve uyumu, değerli ve gerekli bir başarıdır,” dedi.

ABD Hazine Bakanlığı, 2007 yılında Karzu’l Hasen’e yaptırım uygulamış ve Hizbullah’ın bu kurumu “mali faaliyetleri yönetmek ve uluslararası finans sistemine erişim sağlamak için bir paravan olarak kullandığını” iddia etmişti.

Karzu’l Hasen nedir?

1983 yılında kurulan Karzu’l Hasen, kendisini faizi yasaklayan İslami ilkelere göre insanlara kredi sağlayan bir hayır kurumu olarak tanımlıyor.

İsrail, geçen yıl Hizbullah ile yaptığı savaş sırasında kurumun bazı şubelerini vurmuştu. Lübnan hükümeti tarafından verilen bir lisans altında kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olarak faaliyet gösteren kurumun, çoğunlukla Beyrut’un Şii Müslümanların yoğun olduğu bölgelerinde, güney Lübnan’da ve Beka Vadisi’nde 30’dan fazla şubesi bulunuyor.

Karzu’l Hasen Derneği, yoksulluğun yaygın olduğu bir ortamda Şii cemaatine faizsiz krediler sunan, Hizbullah’a bağlı kâr amacı gütmeyen bir mali kuruluş. Kurum, faizsiz İslami borç verme ilkesine dayanıyor.

Kurum, Hizbullah tarafından sahte hesaplar ve hissedarlar ağı aracılığıyla para transfer etmek için kullanılmakla suçlanıyor. Milyarlarca dolar nakit tuttuğuna ve örgütün ana kara para aklama kurumu olduğuna inanılıyor. Dernek, Hizbullah ile olan bağları nedeniyle ABD tarafından yaptırıma tabi tutulmuştu.

Kuruluş, Lübnan İç Savaşı sırasında yoksul toplulukları desteklemek amacıyla 1982’de kuruldu ve 1987’de resmi olarak bir dernek olarak tescil edildi. Temel rolü, Lübnan’daki likidite krizi ve bankacılık sektörünün çöküşü nedeniyle geleneksel bankacılık hizmetlerine erişemeyen bireylere kredi sağlamak olarak öne çıkıyor.

Geçen yılın ekim ayında İsrail hava kuvvetleri, kurumun çok sayıda şubesini bombaladı. İsrail, bu şubelerin Hizbullah’ın faaliyetlerini finanse etmek, savaş teçhizatı satın almak ve Hizbullah unsurlarına maaş ödemek için bir finansman kaynağı olarak kullanıldığını iddia etti.

Bir hayır kurumu olarak tescil edilmiş olmasına rağmen, Lübnan Merkez Bankası sisteminin dışında, bir bankaya benzer şekilde faaliyet göstermekle suçlanmış, bu da onu potansiyel olarak bir kara para aklama kanalı haline getirmişti.

Hizbullah ile olan bağları nedeniyle, Hizbullah’ı “terör örgütü” olarak kabul eden ABD Hazine Bakanlığı tarafından yaptırımlara maruz kaldı. Bu yaptırımlar, Karzu’l Hasen’in küresel finans sistemlerine erişimini kısıtladı.

Genelgenin ayrıntıları ve ‘şekli’ niteliği

El-Ahbar gazetesinin haberine göre, Lübnan Merkez Bankası Başkanı Kerim Said, bir süre önce Maliye ve Bütçe Komisyonu’nun bir oturumu sırasında Hizbullah milletvekilleriyle bir araya gelerek, Karzu’l Hasen Derneği’ne yönelik ABD tarafından talep edilen tedbirleri alacağını bildirdi.

Ancak Said’in bu adımı atmakta oldukça yavaş davrandığı ve kararın pratik etkilerinden çok “şekli ve hatırlatıcı” bir nitelik taşıdığı belirtiliyor.

Habere göre, Lübnan’daki mali kuruluşlar, ABD yönetiminin yaptırım uyguladığı herhangi bir hesabı dondurmakta zaten gecikmiyor, hatta bazen Amerikan dayatmalarını yorumlama ve uygulamada daha da ileri gidiyorlardı.

Bu bağlamda, Merkez Bankası’nın genelgesi bir “ilan-ı iz’an” (itaatin ilanı) olarak görülüyor. Zira Merkez Bankası, son genelgenin aksine, daha önce işlem yapılması yasaklanan kurumları ismen belirtmiyordu.

Başkan Said, yeni atanan yardımcılarının yemin etmesiyle tamamlanacak olan Merkez Bankası Merkez Konseyi’nin toplanmasını bekleyerek Karzu’l Hasen ve diğer derneklerle ilgili genelge taslağını sunabilirdi. Ancak genelgeyi tek taraflı olarak yayımlamayı tercih etti.

170 sayılı genelgenin gerekçeleri arasında, Lübnan’daki bankalar ve mali kuruluşlarla muhabir bankalar arasındaki ilişkiler, Lübnan’ın Mali Eylem Görev Gücü (FATF) tarafından gri listeye alınması ve bu durumu düzeltmek için talep edilen plan, “lisanssız ve uluslararası yaptırımlara tabi kurumlarla işlem yapılması” ve “Lübnan’ın mali ve iktisadi sektörlerine yönelik yurt içinde ve dışında alınabilecek ek sıkılaştırıcı tedbirler” gibi hususlar yer aldı.

Genelgenin birinci maddesi, lisanslı tüm mali kuruluşların, Karzu’l Hasen Derneği, Teshilat Şirketi, el-Yusr Finans ve Yatırım Şirketi, Beyt’ül Mal gibi lisanssız ve uluslararası yaptırım listelerinde yer alan kurum, şirket ve derneklerle doğrudan veya dolaylı, kısmen veya tamamen herhangi bir mali, ticari veya başka bir işlem yapmasını yasaklıyor.

İkinci madde ise karara uymayanların lisanslarının askıya alınması, iptali, hesaplarının ve varlıklarının dondurulması ve Özel Soruşturma Komisyonu’na sevk edilmesi gibi yaptırımlarla karşı karşıya kalacağını belirtiyor.

170 sayılı genelgenin etkileri ne olacak?

Habere göre, Merkez Bankası’nın söz konusu hamlesi gözdağı ve korkutma amacı taşıması dışında, acil ve belirleyici etkileri olmayacak gibi görünüyor.

Zira yaptırım uygulanan kurumlarla zaten hiçbir banka, mali kuruluş veya döviz bürosu işlem yapamıyor. Bu kurumlar, “uyum kuralları” olarak bilinen ve muhabir bankalar tarafından sıkı bir şekilde denetlenen kurallara riayet ediyor.

Bu durum, Başkan Said’in kararının bankaları ve diğer mali kuruluşları Amerikan yaptırımlarından koruma girişimi gibi görünmesine neden oluyor.

Ayrıca, hedef alınan kurumları doğrudan isimlendirmesi de dikkat çekici, zira Merkez Bankası’nın görevi sektörü düzenleyen genel kurallar koymak, belirli bir kuruma odaklanmak değil.

El-Emin: Amaç direnişin mali kaynaklarını boğmak

Bunun yanı sıra el-Ahbar gazetesinin genel yayın yönetmeni İbrahim el-Emin, kaleme aldığı yazıda, Lübnan Merkez Bankası’nın kararını daha geniş bir siyasi çerçeveye oturttu. El-Emin, bu adımın direnişin mali kaynaklarını boğmayı amaçlayan uzun vadeli bir stratejinin parçası olduğunu belirtti.

El-Emin’e göre, İsrail geçen sonbaharda Lübnan’a yönelik geniş çaplı savaşı sırasında, Hizbullah’ın para depolama merkezleri olduğunu iddia ettiği Dahieh’deki birçok noktayı hedef almıştı. Hatta bazı Lübnanlı gazetecilerin de desteğiyle Sahil Hastanesi’nin altında Hizbullah’ın para kasalarının bulunduğu iddia edilen güçlendirilmiş bir odayı arama süreci başlatıldığını hatırlattı.

El-Emin, İsrail’in savaş sırasında direnişe “para taşıma hattı” olarak sınıflandırdığı bazı direniş yetkililerini suikastla hedef aldığını vurguladı.

Geçen yılın nisan ayında İsrail istihbarat birimlerinin sarraf Muhammed İbrahim Surur’u Beyt Meri’de bir villaya çekerek tasfiye ettiğini ve Surur’un İran ve Hizbullah’tan Filistin’deki direniş güçlerine para transfer ettiğini iddia ettiğini belirtti.

El-Emin, son ateşkesin yürürlüğe girmesinden saatler önce İsrail’in insansız hava araçlarının Beyrut merkezindeki döviz bürolarını bombaladığını ve birkaç hafta önce de güneyde bir sarrafı iki oğluyla birlikte arabasında hedef alarak öldürdüğünü kaydetti.

Yazısında, son altı aydır Beyrut Havalimanı’nın, İran, Irak, Afrika veya başka ülkelerden gelen yolcuların bagajlarında nakit para arayan ekiplerle dolup taştığını ifade eden el-Emin, İsrail’in Amerikalılar aracılığıyla Lübnanlı yetkililere bu paraların Hizbullah’a ait olduğunu söylediğini aktardı.

El-Emin’e göre, bu baskı yeni değil; Amerikalılar yıllardır yaptırım listesine aldıkları herkesi ya yolsuzlukla ya da Hizbullah veya onunla bağlantılı iş insanlarıyla mali işbirliği yapmakla suçluyor.

El-Emin, Karzu’l Hasen dosyasının Amerikalı ve Avrupalı yetkililerin Lübnanlı mali ve parasal otoritelerle yaptıkları görüşmelerde daimi bir başlık olduğunu belirtti. Gerekçelerin zamanla değiştiğini; bazen derneğin “terör örgütü” olarak sınıflandırılan Hizbullah’a bağlı olması, bazen nakit ekonomisini engelleme, bazen de kara para aklama iddialarının öne sürüldüğünü ifade etti.

El-Emin, “Amerikalılar, derneğin Lübnan bankacılık sistemiyle hiçbir ilişkisi olmadığını, bir banka olmadığını ve bankacılık kurallarına göre çalışmadığını biliyorlar,” diye yazdı.

Yazara göre göre Karzu’l Hasen, son yirmi yılda on binlerce vatandaşın güvendiği bir kurum haline geldi ve Hizbullah da bu derneği desteklediğini hiçbir zaman inkâr etmedi.

El-Emin, son savaşın en yoğun günlerinde bile kurumun müşterileriyle iletişime geçerek paralarını nakit olarak teslim almalarını teklif ettiğini ve on milyonlarca doları iade ettiğini belirtti.

Ancak yazar, halkın büyük bir kısmının savaştan sonra paralarını tekrar derneğe yatırdığını ve birçoğunun paralarını çekmeyerek dayanışma gösterdiğini vurguladı.

El-Emin, bu adımların arkasındaki asıl amacın direnişin silahsızlandırılması olduğunu savunarak, “Direnişin silahını elinden almak isteyen, onun mali kaynaklarını boğmaya veya halkla ilişkilerini sağlayan araçları devre dışı bırakmaya çalışır,” değerlendirmesini yaptı.

Merkez Bankası Başkanı Kerim Said’in bu adımı atmasının şaşırtıcı olmadığını, zira Said’in zaten direnişin ve Hizbullah’ın ortadan kaldırılmasını savunan biri olduğunu ve bu göreve atanmasında ABD’nin büyük rol oynadığını dile getirdi.

‘Yaşananlar, direnişin düşmanlarının beklediği gibi bir trajediye yol açmayacak’

El-Emin, bu yasağın, ABD’nin eski özel temsilci vekili Morgan Ortagus’un hazırladığı ve Lübnanlı liderlerin çekmecelerinde kilitli tutulan, Hizbullah’a karşı eyleme geçilmesini talep eden belgedeki maddelerden biri olduğunu öne sürdü.

El-Emin yazısını, “Yaşananlar, direnişin düşmanlarının beklediği gibi bir trajediye yol açmayacak. Ancak bu, silahların teslim edilmesinin, direnişin bu tuhaf ülkedeki herhangi bir mahlukla yapacağı her türlü tartışmanın dışında tutulması gerektiğine dair ek bir işaret veriyor. Her gün, düşman ve onun içerideki casusları, silahın artık sadece düşmana karşı direniş fikriyle değil, varoluş fikriyle ayrılmaz bir bütün haline geldiğini teyit etmek için bize ek nedenler sunuyor,” ifadeleriyle sonlandırdı.

Ortadoğu

Suriye, ABD ile görüşmelerde Rus petrolü alımını azaltmayı kabul etti

Yayınlanma

Suriye, ABD ile yürüttüğü “terörü destekleyen devletler” listesinden çıkarılma müzakereleri kapsamında Rusya’dan petrol ithalatını azaltmayı kabul etti. Reuters’a konuşan kaynaklar, Şam yönetiminin bu adımı Washington ile ilişkileri yumuşatmak için attığını belirtti. ABD yetkilileri ise kararın süreci kolaylaştıracağını fakat resmi bir ön şart olmadığını bildirdi.

Suriye, ABD ile yürüttüğü “terörü destekleyen devletler” statüsünün kaldırılmasına yönelik müzakereler çerçevesinde Rusya’dan petrol ithalatını azaltmayı kabul etti.

Reuters haber ajansının müzakere sürecine vakıf üç kaynağa dayandırdığı habere göre, üst düzey Suriyeli yetkililer son aylarda ABD’li muhataplarına Rus petrolü alımını düşürmeye hazır olduklarını iletti.

Görüşmelere yakın kaynaklar, Washington’ın söz konusu statünün kaldırılması için petrol alımının azaltılmasını resmi bir ön şart olarak sunmadığını vurguladı.

Bununla birlikte Suriyeli bir kaynak, ABD’li yetkililerin Rus petrolü ithalatının düşürülmesinin “sürecin sorunsuz ve hızlı biçimde tamamlanma şansını artıracağını” ifade ettiklerini aktardı.

ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi ise Washington’ın Suriye’yi Amerikan şirketleri başta olmak üzere güvenilir kurumsal ortaklarla çalışmaya teşvik ettiğini ve Rusya’ya yönelik yaptırımlara uyulmasını beklediğini söyledi.

Yetkili, terör sponsorluğu statüsünün kaldırılması ile Rus petrolü ithalatının azaltılması arasında doğrudan bir bağ bulunmadığını kaydetti.

Arap Çağdaş Araştırmalar Merkezi’nden Suriyeli analist Navvar Saban, “Rus petrolünün yerini başka kaynakların alması, yakıt sıkıntısı veya Suriye için artan ithalat maliyetleri riski doğurmadan bir gecede gerçekleşemez. Şam üzerindeki uzun vadeli etki, Washington’ın bu baskıya alternatif çözümler sunup sunmayacağına bağlı” değerlendirmesinde bulundu.

Saban, ABD’nin Rusya’nın Suriye’deki mevzilerini kaybettikten sonra etkisini sürdürmesini sağlayan ekonomik ağı giderek daha fazla hedef aldığına dikkat çekti.

Reuters’ın verilerine göre, Rusya’dan Suriye’ye yapılan petrol sevkiyatı 2026 yılında yüzde 75 artarak günlük 60 bin varile ulaştı ve Moskova’yı ülkenin en büyük tedarikçisi konumuna getirdi.

Ajansa konuşan Suriyeli kaynak, “Bugün Suriye, Rus petrolüne tercihten değil, mecburiyetten bağımlı durumda. Suriyeli yetkililer sık sık ‘Terör sponsorluğu statüsünü kaldırın, biz de petrolü başka yerden alalım. Şu an basitçe başka alternatifimiz yok’ yanıtını veriyor” dedi.

Şam yönetiminin yeni tedarikçiler arayışına girdiği belirtildi.

Fransız TotalEnergies şirketinin deniz sahalarında arama faaliyetleri için sözleşme görüşmeleri yürüttüğü, ConocoPhillips ve Novaterra şirketlerinin ise haziran ayında doğalgaz üretimine yeniden başlanması amacıyla anlaşma imzaladığı aktarıldı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

BAE ile İsrail arasında 1,3 milyar dolarlık gizli İHA pazarlığı sızdı

Yayınlanma

İsrailli silah üreticisi Elbit Systems yöneticilerinin kişisel e-posta hesaplarından sızdırılan belgeler, Birleşik Arap Emirlikleri ile yürütülen gizli silah pazarlıklarını gün yüzüne çıkardı. Yemen’deki Ensarullah hareketinin 2022’de Abu Dabi’yi vurmasının ardından hızlanan görüşmelerde, 45 Hermes-900 İHA’sını da içeren 1,3 milyar dolarlık dev bir paket masaya geldi. Sızdırılan arşivler kişisel Gmail hesaplarından ele geçirilirken, satışların tamamlandığını gösteren nihai bir belgeye ulaşılamadı.

İsrail’in en büyük silah üreticisi Elbit Systems’ın Birleşik Arap Emirlikleri’yle (BAE) yürüttüğü gizli silah görüşmelerinin ayrıntıları, şirketin üst düzey yöneticilerine ait kişisel e-posta hesaplarından sızdırıldı.

İlk olarak 22 Temmuz’da Drop Site News tarafından yayımlanan ve ardından Haaretz’in kendi kaynaklarıyla teyit ettiği belgeler; 2021-2023 yılları arasında BAE’ye gözetleme İHA’ları, sinyal istihbaratı, elektronik harp sistemleri ve kamikaze dron satışı için kapsamlı görüşmeler yapıldığını ortaya koydu.

Yazışmaların, Elbit’in İHA İnsansız Hava Araçları Sistemleri Birimi Başkan Yardımcısı Vered Haimovitz’in kişisel Gmail hesabından ele geçirildiği bildirildi. Belgeler, İran istihbaratıyla bağlantılı Hanzala adlı korsan grubu tarafından yayımlandı. Arşivde Haimovitz’in kişisel mesajlarının yanı sıra Elbit yöneticilerinin özel e-posta hesaplarından gönderilen şirket içi yazışmalar, mali teklifler ve BAE ordusuna ait olduğu belirtilen talep listeleri yer alıyor.

Haaretz, en az iki üst düzey Elbit yöneticisinin hassas askeri belgeleri şirketin güvenli e-posta sistemi yerine kişisel hesaplarından paylaştığını tespit etti. Drop Site ise e-posta imzalarını teknik yöntemlerle doğruladığını ve belgelerde yer alan kamuya açık olmayan iletişim bilgilerini kontrol ettiğini açıkladı. Ancak sızdırılan arşivde nihai satın alma emri veya teslimat belgesi bulunmuyor; bu nedenle görüşülen projelerin hangilerinin imzalandığı henüz bilinmiyor.

Husi saldırısı sonrasında acil operasyonel ihtiyaç

Yemen’deki Ensarullah hareketi (Husiler), 17 Ocak 2022’de Abu Dabi’deki petrol tesisleri ve havalimanını füze ve İHA’larla vurdu. Üç kişinin öldüğü ve altı kişinin yaralandığı bu saldırıdan bir hafta sonra BAE, Abu Dabi’yi hedef alan iki balistik füzenin engellendiğini duyurdu.

Saldırılardan yaklaşık iki ay sonra Elbit yazışmalarında BAE’nin İHA talebi “acil operasyonel ihtiyaç” başlığı altında tanımlanmaya başladı. Hazırlanan teklif, BAE sınırları dışındaki hareketliliğin izlenmesini ve ülkeye yönelen füze ile İHA saldırılarının erkenden tespit edilmesini amaçlıyordu.

Haaretz’in aktardığına göre BAE ilk aşamada altı Hermes-900 İHA’sı talep etti. Mart 2022 sonunda hazırlanan ayrıntılı teklifte, her biri üç hava aracından oluşan iki Hermes-900 sistemi yer aldı. Pakette altı gündüz ve gece görüş sensörü, geniş alanları yüksek çözünürlükle izleyebilen SkEye sistemleri, cep telefonu haberleşmesini dinleme donanımları, elektronik harp sistemleri, İHA’ları müdahale ve sinyal karıştırmaya karşı koruyan LightSpear sistemleri ile iki yer kontrol istasyonu bulunuyordu.

SkEye sistemi, on kameradan oluşan yapısıyla geniş bir alanı farklı açılardan gerçek zamanlı olarak kaydedebiliyor. Görüntülerin geriye doğru taranmasına imkan veren bu teknoloji, belirli bir aracın veya kişinin önceki hareketlerinin adım adım takip edilmesini sağlıyor.

Görüşmeler 45 İHA’lık pakete ve 1,3 milyar dolara ulaştı

İki Hermes-900 sisteminden oluşan ilk teklif Haaretz’e göre 180 milyon dolar değerindeydi. Drop Site’ın incelediği belgelerde ise temel paketin 154 milyon dolar, ek donanım ve seçeneklerle birlikte toplam değerin 225 milyon dolar olduğu belirtiliyor.

İlerleyen yazışmalar, BAE’nin projeyi 15 sisteme çıkarmak istediğini gösteriyor. Her sistemde üç hava aracı yer alması halinde paket 45 Hermes-900 İHA’sını kapsayacaktı. Haaretz, bu ölçekteki bir satışın yaklaşık 1,3 milyar dolar değerinde olacağını hesapladı.

Elbit yöneticilerinin Mart 2022’deki yazışmalarında, anlaşmanın birkaç hafta içinde imzalanabileceği ve BAE tarafının yoğun baskı kurduğu ifade ediliyor. Teknik şartnamelerin, mali teklifin ve sözleşme taslağının BAE’ye gönderildiği kaydedilse de belgeler nihai imzanın atıldığını doğrulalamıyor.

İsrail’den kısıtlı ihracat izni

Sızdırılan 2021 tarihli bir tutanak, Elbit yöneticileri ile İsrail Savunma Bakanlığı yetkilileri arasındaki silah satışı görüşmelerini ortaya koyuyor. Haaretz’e göre Elbit’e, BAE’ye saldırı kabiliyeti bulunmayan ve yalnızca istihbarat toplayan sınırlı bir Hermes-900 modeli satması için izin verildi. Oysa İsrail ordusu aynı İHA’yı saldırı görevlerinde de kullanıyor.

Belgelerde ayrıca 60 kilometre menzilli SkyStriker dolaşan mühimmatının satışı da gündeme geldi. Hedef üzerinde dolaştıktan sonra üzerine dalarak patlayan SkyStriker, bir saldırı İHA’sı olarak görev yapıyor. Yazışmalarda sığınakları delmek üzere tasarlanan bir tonluk MPR-2000 bombalarının satışı da yer alıyor.

BAE ordusuna ait “Hava Platformlu Sinyal İstihbaratı İhtiyaç Listesi” başlıklı dosyada ise ikisi insanlı, ikisi insansız dört istihbarat hava aracı talep ediliyor. BAE tarafı cep telefonu ve uydu iletişiminin izlenmesini, siber gözetleme yapılmasını ve lazer ya da yüksek güçlü mikrodalga teknolojileriyle elektronik saldırı düzenlenmesini istedi. İlk teslimatların 42 ay içinde yapılması öngörülürken Elbit’in sunduğu cevap seçeneklerinin satışa dönüşüp dönüşmediği netleşmedi.

Hermes-650 tanıtılmadan BAE’ye sunuldu

Sızıntı, Elbit’in yeni nesil Hermes-650 İHA’sını kamuoyuna tanıtmadan yaklaşık bir yıl önce BAE’ye pazarladığını gösterdi. Mart 2023 tarihli sunumda modelin sinyal istihbaratı ve elektronik harp donanımları taşıyabileceği belirtildi. Elbit bu ürünü ancak bir yıl sonra Singapur’daki savunma fuarında sergiledi.

Sunumda Hermes-650’nin SkyStriker mühimmatı ve Aeronautics şirketinin Orbiter serisi İHA’larıyla birlikte çalışabileceği ifade ediliyor. Haaretz, bu bilginin söz konusu sistemlerin daha önce BAE’ye satılmış olabileceğine işaret ettiğini aktardı. Teklif ayrıca BAE’de motor ve parçaların üretilmesi ile yerel montaj yapılmasını da kapsıyordu.

Elbit’in BAE ile yaptığı ve kamuoyuna açıkladığı tek resmi sözleşme Ocak 2022’deki 53 milyon dolarlık anlaşmaydı. Bu kapsamda Airbus A330 tanker uçaklarına elektronik harp sistemleri sağlandı. Şirket Kasım 2025’te ismi açıklanmayan bir müşteriye 2,3 milyar dolarlık satış yapacağını duyururken, Intelligence Online bu müşterinin BAE olduğunu ileri sürdü ancak taraflar bunu doğrulamadı.

İsrail’in savunma ihracatı 2025’te 19 milyar dolarla rekor kırarken, bunun 3 milyar doları İbrahim Anlaşmaları’nı imzalayan ülkelere yapıldı. 2021’den bu yana bu ülkelere yapılan toplam satış 9 milyar dolara yaklaşırken en büyük alıcılar Fas ve BAE oldu.

2026’daki İran savaşı sırasında İsrail, BAE’ye Demir Kubbe bataryaları ile personel gönderdi. Financial Times İsrail’in BAE’ye lazerli önleme sistemi verdiğini yazarken, BAE uçaklarının da İsrail’e gece uçuşları yaptığı bildirildi. BAE daha önce de İsrail menşeili SPYDER ve Barak hava savunma sistemlerini bünyesine katmıştı.

Elbit Systems, Haaretz ve Drop Site’a yaptığı açıklamada ticari konularda yorum yapmadığını belirterek, belgelerdeki bilgilerin faaliyetlerinin gerçek durumunu yansıtmadığını savundu ancak hangi bilgilerin yanlış olduğunu açıklamadı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail propaganda için 1 milyar dolardan fazla harcadı

Yayınlanma

İsrail hükümeti, Gazze’deki soykırımın ardından ABD ve dünya genelinde çöken kamuoyu desteğini toparlamak amacıyla 7 Ekim 2023’ten bu yana 1 milyar dolardan fazla propaganda harcaması yaptı. Responsible Statecraft’ın araştırması, Tel Aviv’in geleneksel lobi faaliyetlerinden doğrudan ABD’li şirketlerle sözleşme yapmaya ve yapay zeka modellerini manipüle etmeye kadar uzanan kapsamlı bir hat kurduğunu gösterdi.

İsrail hükümeti, Gazze’de Filistinlilere yönelik yürüttüğü askeri operasyonlar ve soykırım sürecinde uluslararası alanda kaybettiği kamuoyu desteğini geri kazanmak amacıyla 7 Ekim 2023’ten bu yana propaganda faaliyetlerine 1 milyar dolardan fazla bütçe ayırdı.

Responsible Statecraft (RS) tarafından yayımlanan araştırma, söz konusu meblağın İsrail’in özellikle en büyük müttefiki konumundaki ABD’de yürütüldüğü küresel “Hasbara” (halkla ilişkiler ve propaganda) çalışmalarında çarpıcı bir artışa karşılık geldiğini ortaya koydu.

Geniş çaplı propaganda hamlesi, İsrail’in yaklaşık üç yıldır Gazze’de sürdürdüğü ve ağır yıkıma yol açan eylemleri karşısında Amerikan toplumunun tutumunda meydana gelen belirgin değişimi hedef alıyor.

ABD kamuoyundaki destek çöktü

Gallup tarafından Temmuz 2025’te düzenlenen araştırmanın sonuçları, Amerikan halkının yüzde 60’ının İsrail’in Gazze’deki askeri harekâtlarını onaylamadığını gösterdi. İsrail ordusunun saldırıları Gazze’de çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 73 binden fazla Filistinlinin ölümüne yol açarken, bölge genelinde devasa bir fiziksel tahribat yarattı.

Kamuoyundaki bu olumsuz algıyı kırmaya çalışan İsrail, çeşitli iletişim stratejilerini devreye soktu. Bu kapsamda ABD Başkanı Donald Trump’ın eski kampanya yöneticisi Brad Parscale tarafından yürütülen ve “Allies for Peace” (Barış İçin Müttefikler) gibi sivil toplum kuruluşu görünümü verilen yapılar üzerinden toplu mesaj kampanyaları finanse edildi.

Lobi kuruluşlarından doğrudan şirket sözleşmelerine

İsrail, ABD’deki etkinlik alanını uzun yıllardır Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) ve İsrail İçin Birleşen Hristiyanlar (CUFI) gibi İsrail yanlısı lobi grupları vasıtasıyla koruyordu. Finansmanını ve insan kaynağını ağırlıklı olarak ABD vatandaşlarından sağlayan bu kuruluşlar, Yabancı Temsilciler Kayıt Yasası (FARA) kapsamında yabancı bir devlet adına hareket eden yapılar olarak kaydolmak zorunda kalmıyordu.

Ancak Tel Aviv yönetimi son dönemde yöntem değişikliğine gitti. RS araştırması, İsrail’in FARA kapsamında beyanda bulunan şirket ve şahısları doğrudan istihdam etmek suretiyle ABD’de lobi, halkla ilişkiler ve siyasi iletişim hatlarına 100 milyon dolardan fazla doğrudan kaynak aktardığını belgeledi.

FARA kaydı ilgili kurumların casusluk faaliyeti yürüttüğü anlamına gelmiyor; yasa gereği yabancı hükümetler adına ABD kamuoyunu ve siyasetçilerini etkilemeye çalışan yapıların aldıkları ödemeleri ve faaliyetlerini şeffaf biçimde açıklamalarını zorunlu kılıyor. Doğrudan sözleşmeler, İsrail hükümetine propaganda içeriğini tam denetim altına alma, belirli toplumsal grupları hedefleme ve operasyonel hızı artırma imkânı sunuyor.

Responsible Statecraft, incelemesini FARA resmi kayıtları, İsrail hükümetinin ihale ile satın alma belgeleri ve çok sayıda kaynakla yürütülen mülakatlara dayandırdı.

Evanjelikler, muhafazakârlar ve gençler hedefte

Propaganda mekanizmasının önemli bir bölümünü Fransız iletişim devi Havas Media yönetiyor. Şirket, İsrail’in desteğini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu gruplara ulaşmak amacıyla ABD merkezli halkla ilişkiler firmalarıyla alt sözleşmeler imzalıyor.

Hedef kitlenin ana gövdesini Evanjelik Hristiyanlar, muhafazakâr çevreler ve genç nüfus oluşturuyor. Tel Aviv bu ağ üzerinden sosyal medya içerik üreticilerine ödeme yapıyor, kitlesel mesajlaşma ağlarını fonluyor ve internet kullanıcılarının arama motorları ile yapay zeka sistemlerinde karşılaştığı yanıtları biçimlendirmeye çalışıyor.

Yapay zeka yanıtlarını yönlendirme girişimi

İsrail hükümetinin doğrudan fonladığı bir diğer alan ise bilişim sektöründe “LLM poisoning” (Büyük Dil Modellerinin Zehirlenmesi) olarak tanımlanan ve yapay zeka veri tabanlarını manipüle etmeyi amaçlayan teknik müdahaleler oldu.

Bu sistemde özel olarak kurulan İsrail yanlısı dijital mecralar üzerinden içerik üretiliyor; Claude, ChatGPT ve Grok gibi yapay zeka sohbet robotlarının kullanıcı sorularına yanıt verirken bu hazırlanan siteleri kaynak alması hedefleniyor. RS’nin tespitlerine göre amaç, kullanıcıların doğrulanabilir somut olaylar hakkındaki sorgulamalarına verilen yanıtları İsrail lehine değiştirmek.

Araştırmada bu duruma örnek olarak İsrail askeri unsurlarının Gazze’de beş yaşındaki Filistinli çocuk Hind Receb’i ve ailesini öldürmesi vakası gösterildi. Yapay zeka sistemlerinin olayın olgusal çıplaklığını aktarmak yerine, tarafların iddialarını eşitleyen bir dil kullandığı ve İsrail ordusunun küçük bir çocuğa ateş açmak için ileri sürdüğü gerekçeleri ön plana çıkardığı kaydedildi.

Mali ilişkilerini açıklamayan şirketler var

İsrail adına kamuoyu oluşturma faaliyeti yürüten bazı halkla ilişkiler firmaları ile sosyal medya figürlerinin, FARA bünyesindeki yasal şeffaflık zorunluluğuna rağmen İsrail hükümetiyle girdikleri parasal ilişkileri bildirmekten kaçındıkları saptandı.

Responsible Statecraft araştırmasını şu tespitle tamamladı: “İsrail’in yeni yöntemleri Amerika’daki nüfuz ortamını dönüştürüyor. Ancak bu yöntemler, İsrail’in kamuoyunda derin tepki çeken politikalarının yol açtığı destek kaybını durdurmakta şimdiye kadar yetersiz kaldı.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English