Dünya Basını
ABD’nin eski Şam Büyükelçisi, Trump döneminde dış politikada değişecekleri yazdı

Çevirmenin notu: 2024 ABD başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi başkan adayının, 5 Mart ön seçim sonuçlarının ardından Nikki Haley’in çekilmesiyle Donald Trump olacağı neredeyse kesinleşti. Demokratların adayı büyük ihtimalle görevdeki Joe Biden olacak, ancak Trump’ın Biden’a karşı kazanma ve bir sonraki ABD Başkanı olma ihtimalinin yüksek olduğu yaygın bir kabul görüyor. ABD’nin eski Şam Büyükelçisi Robert Ford, Trump’ın yeniden seçilmesi halinde Amerikan dış politikasının pusulasında yaşanacak değişimi ele alıyor.
Trump kazanabilir ve ABD dış politikası muhtemelen değişecek
Trump, Ukrayna ile Rusya arasında Putin’in lehine ve Zelenskiy’in aleyhine olacak bir anlaşmayı teşvik etmeye çalışacaktır
Robert Ford
4 Ocak 2024
Kamuoyu yoklamaları, ABD 2024 seçim yılına girerken Donald Trump’ın Joe Biden’ın biraz önünde olduğunu gösteriyor. Trump’a verilen destek haziran ayından bu yana değişmedi: ankete katılanların yaklaşık yüzde 44 ila 45’i ona oy vereceğini söylüyor.
Demokrat Parti’deki pek çok şahsiyet Trump’ın gücünden çok Biden’ın zayıflıklarından endişe ediyor. Kasım ayında, Barack Obama’nın üst düzey seçim danışmanlarından biri, Biden’ı hem partinin hem de ülkenin salahiyeti için yeniden seçilmeyi düşünmeye çağırdı. Ekim 2023 itibariyle Gallup anketine katılanların yalnızca yüzde 37’si Biden’ın başkan olarak performansını onayladığını söylerken, yüzde 48’i kesinlikle onaylamadığını ve yüzde 9’u da bir dereceye kadar onaylamadığını belirtti.
Amerikan ekonomisi büyüyor ve işsizlik oranı düşük, fakat Biden çok az kredi alıyor. NBC tarafından Kasım 2023’te yapılan bir anket, Amerikalıların yüzde 59’unun ekonomiden memnun olmadığını gösterdi; tıbbi bakımdaki yüksek ücretler yaşlı seçmenleri kızdırıyor.
Bu arada ABD Merkez Bankası’nın yüksek faiz oranları nedeniyle artan ev fiyatları ve kiralar, Biden’ın siyasi tabanı için hayati önem taşıyan gençlerin uygun fiyatlı evler bulmasını engelliyor. Kamuoyu yoklamaları, Amerikalıların yüzde 75 ila 80’inin 81 yaşındaki Başkan Biden’ın bir dört yıllık dönem daha için epey yaşlı olduğunu düşündüğünü gösteriyor.
Son olarak, Biden’ın Gazze’de 22 binden fazla Filistinliyi öldürmesine rağmen Hamas’a karşı savaşında İsrail’e verdiği mutlak destek, özellikle genç Amerikalılar olmak üzere pek çok sol görüşlü Demokratı çileden çıkardı.
NBC anketine göre, 18 ila 34 yaş arasındaki genç yetişkinlerin yüzde 70’i Biden’ın savaşı ele alış biçimini onaylamıyor. Halihazırda ekonomi nedeniyle hayal kırıklığına uğramış olan ve aynı zamanda Trump’ı da reddeden pek çok genç oy kullanmaktan kaçınabilir ve bu da Biden’a Trump’tan daha fazla zarar verebilir.
Trump’ın zayıflığı
Biden ve seçim ekibi endişeli Demokratları teskin etmeye çalışıyor. Kamuoyu yoklamalarının son seçimlerde ciddi hatalar yaptığına dikkat çekiyorlar.
Ayrıca Cumhuriyetçi Parti de muhafazakârlar ve aşırı muhafazakârlar arasında bölünmüş durumda. Başkanlık seçimleri 50 eyaletli bir seçim ve Cumhuriyetçi Parti Georgia, Arizona ve Michigan gibi kilit eyaletlerde örgütlü değil.
Trump’ın sağlam bir siyasi tabanı var ama bu taban büyümüyor ve Amerikalıların yarısından biraz fazlası kamuoyu yoklamalarında kendisinden hiç hoşlanmadıklarını söylüyor. Kampanya konuşmalarında Trump, kazanması halinde siyasi rakiplerine karşı misilleme yapmak için Adalet Bakanlığı’nı kullanmakla tehdit etti. Kasım ayında yaptığı bir konuşmada rakiplerini “haşarat” olarak nitelendirdi.
Bu dil pek çok seçmeni korkutuyor.
Ayrıca Trump, 2024’teki seçim kampanyasına da odaklanamayacak. Dört farklı mahkemede ağır suçlarla itham ediliyor. İlk duruşmalar, mart ayında başlarken Oval Ofis’ten ayrıldıktan sonra gizli belgeleri yasa dışı olarak saklamasıyla ilgili bir diğer dava mayıs ayında başlayacak. Georgia’daki seçimlere müdahalesiyle ilgili bir başka dava ise duruşma tarihini bekliyor.
Dikkat çekici bir şekilde, siyasi tabanı ona sadık kalmaya devam ediyor. Davalar 2024 yılı boyunca arka planda kalacak, ancak davalar tüm sorulara kolay ve tek cümlelik cevaplar isteyen Amerikan halkı açısından son derece karmaşık.
Derin bir şekilde bölünmüş Amerikan basını arasındaki çelişkiler ve tartışmalar kamuoyundaki kafa karışıklığını ve nihayetinde ilgisizliği artıracaktır.
Trump’ın şansına, ilk kararların ve temyiz başvurularının ardından davaların hiçbirinin Kasım 2024 seçimlerinin sonrasına kadar sonuçlanması pek mümkün görünmüyor. Ve özellikle Ocak 2021’de Kongre binasına yapılan saldırıdan sonra, yeni siyasi şiddet olaylarından sürekli endişe duyulacak.
Muhtemel sürprizler
Esasında Demokratlar, Trump’ın 2024 başkanlık seçimleri için Cumhuriyetçi Parti’nin adaylığını kazanma olasılığı nedeniyle şanslı. Başta eski Güney Carolina valisi ve Birleşmiş Milletler büyükelçisi Nikki Haley olmak üzere diğer Cumhuriyetçi adaylar, kamuoyu araştırmalarına göre Biden karşısında Trump’tan daha güçlü.
İşte ilk muhtemel siyasi sürpriz: Belki de Haley, Şubat 2024’te New Hampshire’da yapılacak Cumhuriyetçi önseçimi kazanacak. New Hampshire, seçmenlerin adaylarla küçük forumlarda ya da popüler ucuz restoranlarda buluştuğu küçük bir eyalet.
Trump bu tür küçük ölçekli politikalarda pek iyi değil ama Haley oldukça başarılı. Cumhuriyetçi seçmenler arasında eski başkana karşı konumunu yavaş yavaş iyileştirdi ve başarılı bir kampanyanın ayrılmaz parçası olan daha büyük para bağışları almaya başladı.
New Hampshire ön seçimlerinde sürpriz bir zaferle Trump’ı yenerse pek çok Cumhuriyetçi, Trump’ın hukuki sorunlarına sahip olmayan, yüksek olumsuz anket rakamlarına sahip olmayan ve Biden’a karşı güçlü olacak alternatif bir adayı memnuniyetle karşılayacaktır. Trump istifa etmeyecek ama Cumhuriyetçi Parti içinde sert bir rekabet yaşanacak ve bu da Biden’a yardımcı olacaktır.
İzlenmesi gereken bir başka sürpriz daha var: Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerin dışından gelen başkan adayları. Adaylardan biri, eski Başkan John Kennedy’nin yeğeni Robert Kennedy Jr, Kennedy ismiyle biraz dikkat çekti. Ancak siyasi görüşleri amcası ve babası eski senatör Robert Kennedy’den epey farklı.
Pek çok muhafazakâr Cumhuriyetçi gibi o da Kovid-19 aşılarını bir hükümet komplosu olarak nitelendiriyor ve silah sahipliği üzerindeki her türlü kontrolü reddediyor. Kamuoyu yoklamaları, Kennedy’nin Trump’ın oylarının yüzde birkaçını alabileceğini ve bunun kasım ayındaki yakın bir seçimde hayati önem taşıyabileceğini gösteriyor.
Bu arada, Biden’a zarar verecek bir başka siyasi hareket de yavaş yavaş oluşuyor. Bir grup merkezci Cumhuriyetçi ve Demokrat hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat partilerden bıkmış vatandaşların oylarını kazanmak için No Labels adını verdikleri bir parti kuruyor.
Yine, oyların yüzde biri bile kilit eyaletlerdeki seçimlerin sonucunu değiştirebilir. Demokrat Parti, No Labels’ı başkanlık kampanyasına katılmamaya ve yeni bir Trump zaferini riske atmamaya ikna etmek için hararetle çalışıyor. 2024 ilkbaharının başlarında yeni partinin kararını görmeliyiz.
Biden ve dikkatli dış politika
İç politikadaki zorluklar, Biden’ın 2024’teki dış politikasını etkileyecektir. Amerikalı seçmenleri önemli konularda dünyanın çoğunun lideri olduğuna ikna etmeyi amaçlarken, aynı zamanda büyük bir savaş da dahil olmak üzere büyük yeni dış maceralardan kaçınacaktır.
Amerika’nın jeostratejik rakipleri Çin ve Rusya da dahil olmak üzere ortak tehditlere karşı çok uluslu askeri ve iktisadi işbirliği oluşturan ittifakların Amerikan liderliğini vurgulayacaktır. Biden yeni askeri taahhütler konusunda dikkatli olacak, fakat zayıf görünmek de istemeyecektir.
Bu nedenle Ukrayna’yı güçlü bir şekilde desteklemeye devam edecek ve Kiev’e Devlet Başkanı Putin ile müzakere etmesi için kamuoyu önünde baskı yapmayacaktır.
Kasım ayında San Francisco’da Çin Devlet Başkanı Şi ile bir araya gelen Biden’ın dengeleyici tavrı gözle görülür bir şekilde ortaya çıkmış, kamuoyu önünde sert konuşmuş ama aynı zamanda Amerika’da yaygın bağımlılığa ve sosyal sorunlara yol açan bir uyuşturucu olan fentanilin Çin’e ihracatının azaltılmasına yönelik bir anlaşma yapılmasını sağlamıştı.
Biden, ayrıca iklim değişikliği konusunda da geniş çaplı bir işbirliğine vurgu yapacak ki bu konu özellikle kampanyası için heveslerine ihtiyaç duyduğu genç seçmenlere hitap ediyor. Küresel konularda dikkatli bir rekabet ve işbirliği politikasını sürdürecektir.
Bu çerçevede Biden, görev süresinin dördüncü yılında Orta Doğu politikasında büyük değişiklikler yapmayacaktır. Gazze’deki çatışmalara uzun vadeli bir son vermeye çalışacak ama İsrail hükümetiyle kamuoyu önünde büyük bir tartışmaya girmekten kaçınacak.
Biden’ın Cumhuriyetçi Parti’yi ve hatta bazı Demokratları Gazze’nin yeniden inşası için milyarlarca dolar sağlamaya ikna etmesi zor olacaktır. Bu nedenle yönetimi, Amerika’daki Araplar Biden’ın İsrail’in askerî harekâtına verdiği desteği unutmaya ve Biden’ı tekrar desteklemeye ikna etmek için bu çabaları öne çıkaracaktır.
2024’te Gazze’de güvenlik bir başka büyük zorluk olacaktır. İsrail bölgeyi işgal eder ve yerinden edilmiş Filistinliler için çok az şey yaparsa, Arap Amerikan toplumunun ve Amerikan aşırı solunun Biden’a karşı öfkesi azalmayacaktır.
İsrail çekilirse, Amerikan halkı Gazze’de barışı tesis etmek için Amerikan askerlerini göndermekte tereddüt edecektir. ABD’nin politikaları açısından Amerikan askerlerini Birleşmiş Milletler’in emrine vermek mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla Washington, Gazze’deki güvenlik misyonunu bazı uluslararası kuruluşların üstlenmesini tercih edecektir.
Elbette İsrail’in bu güvenlik gücü konusunda güçlü görüşleri olacaktır ve Biden yine İsrail’e kamuoyu önünde karşı çıkma konusunda son derece dikkatli olacaktır, özellikle de bir seçim yılında. Biden’ın 2024’te Gazze konusunda ilerleme kaydedebilmesi için İsrail ile diplomatik ilişkileri olan Arap ülkelerinin yardımına ihtiyacı olacak.
Gazze’nin ötesinde, Biden yönetiminin 2024’te ya da yeni bir Biden yönetiminde İsrail ile Filistinliler arasında iki devletli bir çözüm için yeni bir girişim başlatmasını beklemeyin. Biden bunu yapabilecek bir Demokrat değil.
Bu arada Biden, İran’a dönük yaklaşımını dikkatle dengeleyecek. Suriye ve Irak’tan askerlerini çekmeyecek ve İran’ı buradaki küçük Amerikan kuvvetlerine karşı daha büyük saldırılardan caydırmak için Suriye ve Irak’taki İran destekli milislere karşı ara sıra saldırılar düzenleyecek.
Kırmızı çizgisi değişmeyecek: Amerikan askerlerini öldürmek sert bir misillemeye neden olacak. Amerikan iç siyaseti bu karşılığı gerektirecektir. Beyaz Saray’ın da bildiği üzere risk, Washington’un misilleme yaparken İran’ın kırmızı çizgisini aşması ve Biden’ın İran’la savaşmak yerine caydırma arzusuna rağmen durumun tırmanmasıdır.
Biden, aynı zamanda İran’ın nükleer silaha doğru ilerlemesini engelleyen fiili anlaşmayı sürdürmeyi kabul etmesini ve Washington’un İran’ın Asya’ya, özellikle de Çin’e petrol sevkiyatını görmezden gelmesini umacak.
Fakat Biden yönetimi, İran’ın nükleer silah geliştirme kapasitesinin eşiğinde olduğunu giderek daha sessiz bir şekilde kabul ediyor.
Trump döneminde Amerikan dış politikası
Washington’un 2025 gündemindeki en büyük değişiklik, Trump’ın ülkenin yarısını şoke etmesi ve devam eden ciddi hukuki meselelerine rağmen Oval Ofis’e geri dönmesi durumunda yaşanacak. Bu sorunlar ona dış politikaya odaklanmak için yeterli zaman bırakırsa, danışmanları onu savaşın hızla sona ereceğine ikna etmedikçe İran’a karşı doğrudan bir savaş başlatmayacaktır.
Bunun yerine yeni bir Trump yönetimi İran’ın ekonomisini ve hükümetin meşruiyetini zayıflatma çabalarını iki katına çıkaracaktır. Amerikan Donanması İran’ın Çin’e yaptığı petrol sevkiyatına el koyabilir.
Trump ile iyi ilişkilerini sürdüren Mike Pompeo muhtemelen önemli bir rolde —belki de Savunma Bakanı olarak— geri dönecektir. Bu yeni Trump ekibi Filistinlilerden uzak duracak ve bunun yerine Körfez ülkeleriyle ilişkileri güçlendirmeye —hem İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi için baskı yapmaya hem de İran’ı kontrol altına almak ve nihayetinde zayıflatmak için işbirliğini artırmaya— çalışacaktır.
Trump’ın Cumhuriyetçi Parti içindeki aşırı sağcıların istediği gibi Amerikan kuvvetlerini Suriye ve Irak’tan çekme ihtimali de daha yüksek. Ve elbette yeni bir Trump yönetimi mültecilere, özellikle de Müslüman mültecilere ve dünyanın dört bir yanından gelen göçmenlere kucak açmaya sıcak bakmayacaktır.
Trump’ın Orta Doğu’daki Amerikan politikasına getirdiği değişiklikler önemli olacaktır ama dünyanın diğer bölgelerindeki değişiklikler daha büyük olacaktır. Ukrayna ile Rusya arasında, şartları Devlet Başkanı Putin’i tatmin edecek ve muhtemelen Devlet Başkanı Zelenskiy ile büyük zorluklara neden olacak bir anlaşmayı teşvik etmeye çalışacaktır.
Biden, Avrupa ile ilişkileri geliştirdi ama Trump’ın pek çok Avrupa ülkesiyle büyük sorunlar yaratması muhtemel.
Bu arada Trump’ın Asya’ya ve Tayvan, Güney Çin Denizi ve Çin ile rekabet gibi sorunlara nasıl yaklaşacağını izlememiz gerekecek. Trump, doğası gereği büyük anlaşmalar yapmayı sever. Çin ve belki de Kuzey Kore ile büyük anlaşmalara nasıl bakar?
Biden’ın 2024’te ve sonrasında Trump’la birlikte nereye gideceğine dair iyi bir fikir edinebilsek de ben Arapça ifadeyi tercih ediyorum: “Allahu alim” ya da en iyisini Tanrı bilir.
Dünya Basını
Ray Dalio yapay zeka balonu ve küresel borç krizini değerlendirdi

Dünyanın en büyük hedge fonu Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio, YouTube yayınında Steven Bartlett’a açıklamalarda bulundu. Dalio, yapay zeka teknolojilerindeki aşırı değerlemelerin bir yatırım balonuna dönüştüğünü ve küresel ekonomide tarihi bir kırılma yaşandığını bildirdi.
Dünyanın en büyük hedge fonu olan Bridgewater Associates’i 1975 yılında iki odalı bir dairede kuran ve kurumsal yatırımcılara 53 milyar doları aşkın kümülatif net kazanç sağlayan ünlü küresel makro yatırımcı Ray Dalio, “A Diary of a CEO” adlı söyleşi programında Steven Bartlett’ın sorularını yanıtladı.
2008 küresel finans krizini öngören az sayıdaki fon yöneticisinden biri olan ve S&P 500 endeksinin yüzde 40’a yakın değer kaybettiği o dönemde Bridgewater bünyesinde yüzde 9,5 pozitif getiri elde eden Dalio, güncel piyasa dinamikleri, yapay zeka yatırımları ve küresel ekonomi hakkındaki tespitlerini paylaştı.
Yatırımcı Jeremy Grantham’ın “tarihin en büyük yatırım balonuyla karşı karşıya olunduğu” yönündeki görüşünün hatırlatılması üzerine Dalio, bu değerlendirmeye katıldığını belirtti. Piyasalardaki mevcut durumu analiz eden Dalio, “Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum” dedi.
“Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum”
Tarihteki borsa balonlarının oluşum ve patlama mekanizmalarını detaylandıran Dalio, devrim niteliğindeki yeni teknolojilerin piyasalarda aşırı coşku yarattığını söyledi.
1929 Büyük Buhranı öncesinde evlere ilk kez elektrik, aydınlatma, buzdolabı girmesinin, otomobillerin, uçakların ve radyonun yaygınlaşmasının büyük bir gelecek beklentisi oluşturduğunu hatırlatan Dalio, 2000 yılındaki internet balonu sürecinde de benzer bir dinamiğin yaşandığına dikkat çekti.
Yapay zeka teknolojisinin insan vücudunun fiziksel işlevlerinin yanı sıra zihnin düşünme ve muhakeme süreçlerini de ikame etmeye başladığını kaydeden Dalio, yatırımcıların gelecekteki kârlılığı gözetmeksizin piyasaya akın ettiğini vurguladı.
Dalio, “İnsanlar mucizevi bir teknoloji gördüklerinde ona yatırım yaparlar, hatta borç para alarak bahis oynarlar. Ancak varlığın fiyatının önemli olduğunu gözden kaçırırlar. Şu anda yapay zeka konusunda çok heyecanlıyız ve heyecanlı olmalıyız da çünkü devrim niteliğinde değişimler getirecektir” değerlendirmesinde bulundu.
“Servet ile para aynı şey değildir”
Finansal balonların teknik arka planını açıklayan Dalio, servet ile nakit para arasındaki farka işaret etti. Muhasebe üzerindeki değerlemelerin harcanabilir nakit olmadığını belirten Dalio, “Servet ile para aynı şey değildir. Birçok insanın zenginleştiğini görürsünüz ancak bu serveti doğrudan harcayamazsınız. Harcama yapabilmek için serveti satıp paraya çevirmeniz gerekir” dedi.
Şirketlerin finansman sağlama süreçlerini örnek gösteren Dalio, 50 milyon dolar sermaye toplayan bir girişimcinin şirket değerlemesini 1 milyar dolara çıkarabileceğini, kağıt üzerinde milyarder olabileceğini ancak gerçekte harcanan paranın yalnızca 50 milyon dolar kaldığını vurguladı. Balonların patlama tetikleyicilerini sıralayan Dalio, şu ifadeleri kullandı:
“Balonu patlatan şey genellikle insanların borçlarını ödemek veya vergi yükümlülüklerini karşılamak için ellerindeki varlıkları satıp paraya çevirme ihtiyacı duymasıdır. Bu durum çoğunlukla faiz oranlarının yükselmesiyle gerçekleşir. Enflasyon baskısı arttığında merkez bankaları frene basmak ister. Faizler yükseldiğinde borcu olanlar daha fazla nakit bulmak zorunda kalır. Satışlar başladığında süreç tersine işler. Varlık fiyatları düşer, teminatlar erir, borçları ödemek için daha fazla satış yapılır ve bu da tüketim harcamalarının kesilmesine yol açar.”
Bartlett’ın sunduğu senaryoyu doğrulayan Dalio, piyasada zayıf ve tecrübesiz yatırımcıların borçla veya kaldıraçlı borsa yatırım fonları üzerinden pozisyon almasının balona işaret eden en belirgin göstergelerden biri olduğunu söyledi.
Yapay zeka şirketlerinin gelecekte elde edecekleri gelirleri kesin olarak öngöremediğini belirten Dalio, firmaların ya yetersiz yatırım yaparak rekabette geride kalma ya da aşırı yatırım yaparak maliyet baskısı altında kalma dilemmasıyla karşı karşıya olduğunu kaydetti.
Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
“Nakitte kalmak enflasyon karşısında en kötü yatırımdır”
Bireysel yatırımcıların ve girişimcilerin olası bir ekonomik çöküşe karşı nasıl hazırlanması gerektiğine değinen Dalio, piyasaları zamanlamanın son derece güç olduğunu, en etkili yöntemin portföy çeşitlendirmesi olduğunu vurguladı.
Parasını mevduat hesabında veya para piyasası fonlarında tutan kişilerin güvende olmadığını savunan Dalio, “İnsanlar parayı bankada tutmanın en güvenli liman olduğunu düşünür. Bu doğru değildir. Uzun vadede enflasyon karşısında erimeye mahkum en kötü yatırımdır. Yıllık yüzde 3,5 ila 4 seviyesindeki enflasyon paranın alım gücünü eksiltir. Alınan faizden ödenen vergiler de düşüldüğünde reel getiri oldukça zayıf kalır” dedi.
Çeşitlendirilmiş bir varlık sepetinin önemine değinen Dalio; hisse senetleri, tahviller, gayrimenkul, altın ve kripto varlıklar arasındaki ilişkiyi aktardı. Portföyünde yüzde 1 oranında Bitcoin bulundurduğunu belirten Dalio, altın tercihini şu sözlerle açıkladı:
“Sert para kategorisinde portföylerin yüzde 5 ila 15’inin bu tür varlıklara ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Ben külçe altını Bitcoin’e tercih ediyorum. Altın basılamayan bir paradır. 1971 yılına kadar resmi para sisteminin merkezindeydi ve halen merkez bankalarının en büyük ikinci rezerv varlığıdır. Altın başkasının yükümlülüğü olmayan tek finansal varlıktır. Bitcoin ise basılamayan bir diğer tür para olmakla birlikte kuantum bilgisayarlar gibi teknolojik risklere, hükümetlerin düzenleme, vergilendirme ve yasaklama baskılarına açıktır. Merkez bankaları işlemlerinin gizli ve kendi kontrollerinde kalmasını istedikleri için önemli miktarda Bitcoin tutmayacaktır.”
“Aklınız ve bedeniniz ikame edildiğinde satacak neyiniz kalır?”
Yapay zeka ve robotik teknolojilerin istihdam piyasası üzerindeki etkilerini değerlendiren Dalio, otomasyonun tarihsel gelişimini özetledi.
İnsanlığın tarım toplumundan sanayi devrimine geçişinde makinelerin kas gücünün yerini aldığını, günümüzde ise yapay zekanın insan zihninin üst düzey düşünme ve muhakeme yetilerini üstlendiğini dile getirdi.
Bu dönüşümün sermaye sahipleri ile çalışanlar arasındaki gelir dağılımı makasını daha da açacağını belirten Dalio, “İşletmelerin elde ettiği gelirden çalışanlara giden pay azalırken iş yeri sahiplerine giden pay artmaktadır. İnsan bedeninin ve zihninin yerini makineler aldığında insanların satacak neyi kalacak sorusuyla yüzleşeceğiz. İnsana özgü kalan unsurlar duygular ve sezgilerdir” dedi.
Yapay zeka devriminden yalnızca en üstteki yüzde 0,1 ile yüzde 10’luk dilimde yer alan, bu teknolojiyi kullanabilen yetenekli grubun kazançlı çıkacağını ifade eden Dalio, üniversite mezunlarının dahi iş bulmakta zorlandığı bir döneme girildiğini belirtti. Birçok işletme için yeni mezun yetiştirmenin maliyetli hale geldiğini, bu görevlerin yapay zeka vasıtasıyla hızla tamamlanabildiğini aktardı.
Gençlere ve gelecek nesillere tavsiyelerde bulunan Dalio, şunları kaydetti:
“Tarih göstermiştir ki en başarılı olanlar en zeki olanlar ya da en çok çalışanlar değil, değişime en iyi uyum sağlayanlardır. Geleceğin ne getireceğini kesin olarak bilemezsiniz. Kodlama öğrenmenin çözüm olduğu söyleniyordu ancak yapay zeka modelleri artık kodlama yapabiliyor. Önemli olan insanın kendi doğasını tanıması, yapay zeka araçlarını en üst düzeyde kullanmayı öğrenmesi ve adaptasyon kabiliyetini geliştirmesidir.”
“Büyük bir borç krizinin ve çöküş döneminin içindeyiz”
Ekonomik hareketlerin arkasındaki yapısal mekanizmaları “Büyük Döngü” kavramıyla açıklayan Dalio, yaklaşık 80 yıllık bir insan ömrüne karşılık gelen uzun vadeli borç ve güç döngülerinin son safhasına gelindiğini belirtti.
1945 yılında kurulan dünya düzeninin para, iç siyaset ve jeopolitika alanlarında kırılma yaşadığını savundu.
ABD ve İngiltere gibi ülkelerin aşırı borçlandığını, kamu bütçe açıkları verdiğini ve gelir eşitsizliğinin hat safhaya ulaştığını kaydeden Dalio, İngiltere’deki siyasi tabloyu örnek gösterdi.
İngiltere’de son yedi yılın altısında yeni bir başbakanın göreve geldiğini hatırlatan Dalio, “İngiltere aşırı borçlanmış, üretkenliği düşmüş ve seçenekleri tükenmiş klasik bir döngü örneğidir. Yeterli para olmadığında vaatler tutulamaz, liderler sürekli değişir. Zenginler yüksek vergi bölgelerinden kaçar. Bütçe açıklarını finanse edecek alacaklı bulmak zorlaşır” dedi.
Connecticut eyaletindeki sosyo-ekonomik durumu da paylaşan Dalio, eyaletin kişi başına düşen gelirde ABD’nin en zengin ikinci bölgesi olmasına rağmen lise öğrencilerinin yüzde 22’sinin okulu bıraktığını veya devamsızlık yaptığını, çete ve uyuşturucu sorunları nedeniyle hapishane bütçesinin eğitim bütçesini aştığını ifade etti.
Sistemlerin toplumun geneli için çalışmadığı dönemlerde iç çatışmaların arttığını vurgulayan Dalio, ABD ve Çin arasındaki küresel güç dengesine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“İçinde bulunduğumuz evre bir gerileme ve çöküş dönemidir. Tarihte tek bir hakim gücün düzeni sağladığı dönemler daha barışçıl olmuştur. Bugün Çin, birçok ülke için ABD’den daha büyük bir ticaret ortağı konumundadır. Orta Doğu’daki ve İran civarındaki gelişmeler, ABD toplumunun uzun süreli kara savaşlarına veya benzin fiyatlarındaki artışlara tahammülünün olmadığını göstermiştir. Bu durum ABD’nin küresel güç kullanma ve caydırıcılık kabiliyetinin sınırlarını ortaya koymakta, İngiliz İmparatorluğu’nun Süveyş Krizi sonrası yaşadığı güç kaybına benzer bir kaymaya işaret etmektedir.”
Küresel ekonomideki mevcut zorlukların aşılması için partiler üstü, ekonomik gerçekleri kavrayan yapılar tarafından zorlu yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Ray Dalio, genç girişimcilerin sınır bağımlı kalmadan eğitim, üretkenlik ve toplumsal huzurun yüksek olduğu küresel merkezlerde varlık göstermeleri gerektiğini sözlerine ekledi.
İktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını
Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz

Tesla ve SpaceX’in CEO’su Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği özel mülakatta yapay zeka teknolojilerinin beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını geride bırakacağını açıkladı. İnsan benzeri robotların ve dijital süper zekanın üretimi devasa boyutlara ulaştıracağını belirtilen ünlü iş insanı, önümüzdeki 10 yıl içinde paranın tüm anlamını yitireceğini ve küresel ekonomide benzeri görülmemiş bir bolluk çağının başlayacağını savundu.
Tesla ve SpaceX’in CEO’su olan Amerikalı milyarder Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği kapsamlı video mülakatta açıklamalarda bulundu.
Tesla’nın Teksas’taki dev tesislerinde gerçekleşen söyleşide Musk, yapay zeka gelişiminin durdurulamaz bir hıza ulaştığını ve önümüzdeki beş ila 10 yıl içinde dünyada taşların yerinden oynayacağını ilan etti.
Sunucunun “Önümüzdeki 10 yıl içinde, yani 2036 yılında başarmayı hedeflediğiniz dünya nasıl bir yer olacak?” sorusunu yanıtlayan Elon Musk, “10 yıl sonrasından, yani 2036 yılından bahsediyoruz. Büyük ihtimalle her ikimiz de o günleri göreceğiz. Yapay zekanın ezici bir üstünlük kurmadığı bir gelecek hayal etmek imkansız. 10 yıl içinde yapay zekanın tüm insanların toplam zekasından katbekat üstün olmasını bekliyorum. Hatta bence yapay zeka yaklaşık beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını aşacak” dedi.
“Yapay zeka beş yıl içinde tüm insanların toplam zekasını geçecek”
Gelişimin boyutlarını tarif eden Musk, “İnsan olmak dışında yapay zekanın insanlardan daha iyi yapamayacağı hiçbir şey kalmayacak. En olası senaryo, herkesin aklına gelen her şeye sahip olabileceği inanılmaz bir bolluk çağıdır. Bu kulağa çılgınca gelebilir ama işte 2026 yılındayız, 2036’da nerede olacağımızı göreceğiz. Tabii ki küresel bir nükleer savaş gibi felaketler bu süreci rayından çıkarabilir. Ancak Üçüncü Dünya Savaşı çıkmadığını varsayarsak, muazzam bir bolluk çağına doğru ilerliyoruz. Bu, geleceğe dair bir iyimserlik ve heyecan mesajıdır” ifadelerini kullandı.
Şirketlerinin gelecekte nasıl para kazanacağına ilişkin soru üzerine ekonomi tanımını yeniden yapan Elon Musk, dijital zekanın hızlı ilerleyişine karşın fiziksel dünyada varlık göstermesi için robotlara ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
Musk, “Ekonomiyi dijital ve fiziksel zeka olarak düşünebilirsiniz. Şu an dijital zeka neredeyse her geçen hafta yeni bir kırılmayla ilerliyor. Ancak henüz dijital aleme sıkışmış durumda. Mekanik tutuculara, yani insan benzeri robotlara ihtiyacınız var. Kısacası çok sayıda robota ihtiyacınız var” açıklamasını yaptı.
“2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak”
Ekonominin mal üretimi ve hizmet sunumu olduğunu vurgulayan ünlü girişimci, “Muazzam miktarda dijital zekaya sahip devasa sayıda robotunuz olduğunda, bir bakıma sonsuz bir ekonomiye ulaşırsınız. Gelecek geçmişten çok ama çok farklı olacak. Yaşayacağımız değişimin büyüklüğünü anlatabilecek hiçbir benzetme ya da mecaz yok. Şirketlerimin nasıl para kazanacağına gelince, başka bir tahminde daha bulunayım: 2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak” dedi.
Sunucunun hisse hissedarlarının para kazanma beklentisini hatırlatması üzerine Musk, “Gıda, barınma, ulaşım ve eğlence için paraya ihtiyaç duyarsınız. Eğer robotlar ve yapay zeka herhangi bir insanın tüketebileceğinden çok daha fazla mal ve hizmet üretiyorsa, o zaman paraya neden ihtiyaç duyasınız ki?” cevabını verdi.
“İnsanların kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız”
Süper zeki sistemlerin insan kontrolünden çıkacağını iddia eden Musk, “İnsanların 10 yıl içinde kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız. Yapay zeka ile insan arasındaki zeka farkı, insan ile şempanze arasındaki zeka farkından katbekat fazla olduğunda, şempanzelerin kontrolü elinde tutmasını hayal etmek zordur. Bizler esasen evrimleşmiş şempanzeleriz. Çok değil, kısa süre önce ormanda ağaçlarda sallanıp muz yiyorduk” şeklinde konuştu.
“Süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek kibir olur”
Gelecekte devasa bir yapay zekayı yönlendirme iddiasında olmadığını belirten Musk, “Benden katbekat akıllı olan süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek benim açımdan bir kibir gösterisi olur. Yapmamız ve denememiz gereken tek şey, yapay zekanın iyi değerlere sahip olmasını, insanlığı önemsemesini, mutlu olmamızı ve gelişmemizi istemesini sağlamaktır. Biyolojik sinir ağımın bana söylediği şey, yapay zeka güvenliği için en önemli unsurun azami düzeyde hakikat arayışında bulunması ve meraklı olması gerektiğidir. Eğer durum buysa, insanlığı besleyip koruyacaktır” dedi.
“Katil robotların insanlığı yok etme riski yüzde 10 ila 20 arasında”
Daha önce yaptığı uyarılara değinen Musk, “Yapay zeka ve robotlarla ilgili halen risk olduğunu düşünüyorum, bu risk sıfır değil. Geçmişte katil robotların insanlığı yok etme olasılığının yüzde 10 ila 20 arasında olduğunu söylemiştim. Felsefi olarak olumlu tarafa bakma kararı aldım. Yapay zeka ve robotların bu inanılmaz ivmesini gerçekten durdurmanın bir yolunu göremiyorum” ifadelerini kullandı.
“Çılgın akışı durduramam, o yüzden yolculuğun tadını çıkarmaya bakıyorum”
Musk, teknolojik gidişata ilişkin duruşunu şu sözlerle özetledi: “Durdurma düğmesi olsaydı bile muhtemelen ona basmamalıydık, çünkü en olası sonuç herkes için inanılmaz bir bolluk çağıdır. Benim felsefem şu an için ‘yolculuğun tadını çıkaralım’ noktasına geldi. Dürüst olmak gerekirse burada durdurulamaz bir ilerleme var. Durdurmak istesem bile bunu başaramam. Evrenin sonu fizik kurallarına göre kademeli bir soğuma, yani ısı ölümüyle bitecek. Eğer nihai varış noktası korkunçsa, o zaman her şey yolculuğun kendisiyle ilgilidir.”
“Rakip teknoloji devleri birbirini denetleyip dürüst tutmalı”
Yapay zeka güvenlik risklerinin azaltılması için teknoloji devlerinin işbirliği yapması gerektiğini savunan Tesla CEO’su, Google DeepMind CEO’su Demis Hassabis ile yaptığı görüşmeyi aktardı.
Musk, “En önde gelen yapay zeka şirketlerinin birkaç haftada bir toplanıp güvenlik konularını tartışması kısa vadede atılacak en hızlı adımdır. Mevcut sistemlerden çok daha akıllı yeni bir öncü model piyasaya sürülmeden önce, rakip yapay zeka şirketlerinin bu modeli zararlı etkilere karşı test etmesine ve güvenlik sorunlarını gidermek için erteleme tavsiyesinde bulunmasına fırsat tanınmalıdır. Hükümette derin teknik bilgisi olmayan kişilerin bir modelin yayınlanıp yayınlanmaması gerektiğine karar vermesi zordur. Ancak rakipler kendilerine bir iki hafta süre verildiğinde sorunları vurgulayabilir. Rakiplerin birbirini dürüst tutma teşviki vardır” değerlendirmesinde bulundu.
İçerik denetiminde film derecelendirme sistemine benzer bir sektör grubu modelini öneren Musk, “Eğer bir şirket çok tehlikeli bir şey yapıyor ve tehlikeyi azaltmak için adım atmayı reddediyorsa, işte o zaman hükümetin müdahale etmesi gereklidir” dedi. Amazon’un Anthropic üretimi Mythos modeli hakkındaki siber güvenlik endişeleri üzerine Beyaz Saray’ı aramasını bu duruma örnek gösterdi.
“Çin elektriğe sahip ama çip sıkıntısı çekiyor”
Sektördeki küresel rekabeti değerlendiren Musk, Çin merkezli teknoloji firmalarının başarısına dikkat çekti. Çin’in Kimi K3 modelinin Anthropic’in Fable modeline yaklaştığını belirten Musk, jeopolitik dengeler hakkında şunları söyledi: “Çinli yapay zeka şirketleri nispeten küçük bir hesaplama gücüyle çok iyi iş çıkarıyor. Büyük bir hesaplama gücüne sahip olurlarsa lider konuma geçme şansları yüksek. Yapay zekanın önündeki kısıtlamalar elektrik ve yapay zeka çipleridir. Çin, ABD, Avrupa ve Hindistan’ın toplamından daha fazla elektriğe sahip. ABD’nin çip ihracatı kısıtlamaları nedeniyle Çin şu an çip sıkıntısı çekiyor. Çin dışındaki dünyada ise kısıtlayıcı unsur elektrik ve soğutma kapasitesidir. Çin ayrıca litografi sorununu çözmeye ve devasa hacimlerde çip üretmeye tahmin edilenden daha yakın. Fiziksel yapay zeka alanında da çok iyi robot şirketlerine sahipler.”
Çin’deki robot dövüşü etkinliklerini eğlenceli bulduğunu söyleyen Musk, kafası koptuğu halde dövüşmeye devam eden bir robot izlediğini belirtti.
Rakipleriyle olan ilişkilerine değinen Musk, OpenAI CEO’su Sam Altman’a yönelik eleştirilerini yineledi. Musk, “Sam Altman’ın hayranı değilim. Kar amacı gütmeyen, açık kaynaklı ve dünyaya ait olması gereken bir şirket kuruyorsunuz, sonra bu şirket bir şekilde 800 milyar dolarlık kapalı kaynaklı, kar amacı güten bir şirkete dönüşüyor. Bence bu, para bağışlama amacıma tamamen zıt bir durum. Anthropic Kurucusu Dario Amodei de Sam Altman’a güvenmediği için ekibiyle OpenAI’dan ayrıldı. Dario ilkeli bir insandır. Dünyanın iyiliği için kişisel farklılıklarımızı bir kenara bırakıp konuşmamız gerekiyorsa konuşuruz” dedi.
İstihdam piyasasındaki dönüşüme işaret eden Musk, yapay zekanın tüm masa başı işleri insanlardan daha iyi yapacağını vurguladı. Musk, “Yazılım mühendisliğinde yapay zeka, profesyonel yazılım mühendislerinin en az yüzde 90’ından daha iyi kod yazıyor. Yakında bu oran yüzde 99’a çıkacak ve rekabet etmek imkansız hale gelecek. Bu durum Stockfish satranç programının seviyesine ulaşmaya benziyor. Stockfish satrançta o kadar iyi ki, küçük bir bilgisayarda hatta telefonunuzda çalıştırıp Magnus Carlsen’i rahatça yenebilirsiniz. Yazılımda da durum bu olacak” uyarısında bulundu.
“Çalışmak tıpkı bahçe bakımı gibi isteğe bağlı bir hobiye dönüşecek”
Gelecekte çalışmanın zorunluluk olmaktan çıkacağını savunan Musk, “Çalışmak isteğe bağlı hale gelecek. Bunu bahçe bakımına benzetebiliriz. Bahçenizde sebze yetiştirmek zorunda değilsiniz, markete gidip kusursuz sebzeler alabilirsiniz. Bahçenizdeki domatesler markettekiler kadar sulu ve düzgün olmaz ama kendi ürettiğiniz için hoş bir dokunuştur. İş hayatı da tıpkı böyle bir hobiye dönüşecek” ifadelerini kullandı.
“İnsanlara karşılıksız para dağıtılmalı, enflasyon değil deflasyon çıkacak”
İşini kaybeden kitlelerin yaşam standartlarına dair ekonomi teorisini açıklayan Musk, “Hazine insanlara doğrudan karşılıksız para çekleri dağıtmalıdır. Para, mal ve hizmetlerin paraya oranıdır. Üretim miktarı yüzde 1000 oranında artarsa, veri tabanında para oluştursanız bile mal ve hizmet üretimi para arzından daha hızlı artacağı için enflasyon değil deflasyon yaşanacaktır. Önümüzdeki dönemin ana sorunu enflasyon değil deflasyon olacak” açıklamasında bulundu.
Kendi serveti ve vergi yükümlülüklerine dair rakamlar veren Musk, “Tarihte bir insan tarafından ödenen en yüksek vergiyi ödeyerek rekor kırdım. Federasyona yüzde 40, California eyaletine yüzde 15 olmak üzere toplamda yaklaşık yüzde 45 vergi ödüyorum. Öldüğümde kalan servetimden bir yüzde 45 daha vergi alınacak. Trilyonlarca dolar vergi ödeyeceğim ve bundan rahatsız değilim. Şirketler üzerindeki oy kontrolüm (SpaceX’te yüzde 80 civarında) bana sadece beş ila 10 yıllık uzun vadeli yatırımlara, Ay ve Mars üslerine odaklanma imkanı tanıyor. Aksi takdirde borsa analistlerinin çeyrek dönemlik kar baskılarına maruz kalırsınız” dedi.
Uzay projelerine ilişkin tutkusunu dile getiren ünlü iş insanı, “Altı yaşındayken sinemada izlediğim ilk film Yıldız Savaşları olmuştu ve aklımı başımdan almıştı. Bilinci dünya ötesine taşımak ve Yıldız Görevi tarzı bir geleceği gerçek kılmak istiyorum. Yıldız Gemisi füzesini günde birden fazla kez fırlatmayı hedefliyoruz. Bazen hayatım o kadar gerçek dışı geliyor ki bir simülasyonun içinde olduğumuza inanıyorum” sözlerini sarf etti.
Starlink uydu ağının jeopolitik rolüne ve Ukrayna savaşına değinen Musk, cephe hatlarının iki yılı aşkın süredir değişmediğini belirterek pragmatik bir barış anlaşmasının şart olduğunu söyledi.
Musk, “Diplomatlar lüks mekanlarda yedi kap yemek yerken cephede her gün insanlar ölüyor. Rusya geri çekilmeyecek, bu gerçekçi değil. Pragmatik davranıp barış yapmalıyız” ifadelerini kullandı.
“Hükümet harcamalarındaki devasa israfı engellemek için siyasete girdim”
ABD siyasetine ve Hükümet Verimliliği Departmanı bünyesindeki çalışmalarına ilişkin özeleştiride bulunan Musk, “Siyasete biraz fazla karıştım, kendimi kaptırdım. Amacımız devasa boyutlara ulaşan bütçe açığıyla mücadele etmekti. ABD’de borç faiz ödemeleri, Savunma Bakanlığı ve istihbarat bütçesinin toplamını aştı. Afrika’ya yardım adı altında istenen paraların Washington’daki adreslere yönlendirildiğini gördük. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı fonlarının kesilmesi nedeniyle kimsenin öldüğüne inanmıyorum, Gates Vakfı gibi dev özel vakıflar bu kaynakları karşılayabilir” şeklinde konuştu.
“Sınırların korunmasını ve güvenli şehirler istemek aşırı sağcılık değildir”
Avrupa siyasetine dair görüşlerini savunan ve kendisine yönelik aşırı sağcılık suçlamalarını reddeden Elon Musk, “Güvenli sınırlar, güvenli şehirler ve mantıklı kamu harcamaları istemek aşırı sağcılık değil, normal insanların talepleridir. İngiltere’de mevcut nüfus artışı ve Batı değerlerine tamamen karşıt görüşlerin yayılması devam ederse önümüzdeki 20 yıl içinde bir iç savaş kaçınılmaz hale gelebilir. Sosyal refah devletleri, yaşam standardı düşük insanları çekerek ekonomik bir güç oluşturuyor. Sadece topluma faydalı olacak, dürüst göçmenlerin kabul edildiği kontrollü göçü destekliyorum” dedi.
Yapay zeka devriminin siyasi çatışmalardan çok daha hızlı gerçekleşeceğini belirten Musk, söyleşiyi “İngiltere’deki olası bir iç savaş 20 yıl uzaklıktaysa, yapay zeka tekilliği 10 yıl uzaklıktadır. Yapay zeka ve robotik devrimi her şeyi domine edecektir” diyerek noktaladı.
Dünya Basını
Pekin ve Brüksel, küresel enerji geçişinin kurallarını baştan yazıyor

Project Syndicate için bir makale kaleme alan Emmanuel Guerin, Avrupa Birliği ve Çin’in küresel enerji geçişinde egemenlik kurmak amacıyla birbirlerinin geleneksel güç alanlarına yöneldiğini belirtti. Emmanuel Guerin, Çin’in küresel standartları belirlemeye odaklanırken Avrupa’nın sanayi tabanını yeniden inşa etmeye çalıştığını vurguladı.
Project Syndicate platformunda Emmanuel Guerin imzasıyla yayımlanan “Pekin Modeli Brüksel Etkisiyle Buluşuyor” başlıklı makalede, küresel enerji geçişinde güç dengelerinin yeniden şekillendiği kaydedildi.
Sciences Po bünyesindeki Paris İklim Okulu Dekan Yardımcısı ve Avrupa İklim Vakfı Üst Yöneticisi Özel Danışmanı olan Emmanuel Guerin, yazısında Avrupa ve Çin’in uzun yıllar boyunca birbirine rakip kalkınma ve enerji dönüşümü modellerini temsil ettiğini aktardı.
Guerin, Avrupa’nın öncelikle pazarlara, ortak kurallara ve çok taraflı kurumlara bağlı kaldığını, Çin’in ise sanayi politikasına, altyapı yatırımlarına ve üretime ağırlık verdiğini belirtti. Makalede, “Avrupa sıklıkla küresel ölçekte referans noktası haline gelen düzenlemeler üretti (‘Brüksel Etkisi’). Çin ise fabrikalar üretti” ifadelerine yer verildi.
Ancak makaleye göre bu ayrım günümüzde ortadan kalkıyor. Avrupa sanayi tabanını hızla yeniden inşa etmeye çalışırken Çin, uluslararası standartları ve yönetişim çerçevelerini etkilemeye daha fazla odaklanıyor. Guerin, Avrupalı karar vericiler Pekin’in sanayi stratejisini incelerken, Çinli liderlerin de Avrupa’nın uzun süre önce öğrendiği bir gerçeği fark ettiklerini kaydetti: “Kalıcı güç sadece teknolojileri üretmekten değil, aynı zamanda onları yöneten kuralları yazmaktan gelir.”
Guerin, bu eğilimlerin jeoekonomik gücün yapısındaki bir değişimi yansıttığını savundu. Makalede belirleyici sorunun artık kaynakları kimin kontrol ettiği, ürünleri kimin ürettiği veya her teknolojide kimin liderlik ettiği olmadığı ifade edildi. Asıl sorunun, bir sonraki enerji ve teknoloji dönüşümünün gerçekleşeceği değer zincirlerini kimin yönettiği olduğu vurgulandı.
Avrupa’nın temiz enerji teknolojilerindeki Çin imalat hakimiyeti ve derinleşen bağımlılıkları karşısında sanayi politikasını yeniden keşfettiğini aktaran Guerin; Sanayi Hızlandırıcı Yasası, Kritik Hammaddeler Yasası ve ilgili tedbirlerin, sanayi kapasitesi olmadan ortaya konan iklim hedefinin dayanıklılık değil, bağımlılık yarattığı bilincinden doğduğunu yazdı.
Çin’in ise güneş panelleri, bataryalar, elektrikli araçlar ve elektrik şebekeleri için dünyanın en büyük ekosistemini kurduktan sonra yalnızca sanayi liderliğinin yeterli olmadığı sonucuna vardığı kaydedildi. Çin’in Küresel Enerji Şebekeleri Geliştirme ve İşbirliği Örgütü üzerinden fotovoltaik, hidrojen, enerji depolama, yüksek voltajlı iletim, akıllı şebeke ve karbon muhasebesi alanlarında standartlar belirlemek üzere teknik komiteleri topladığı aktarıldı.
Guerin, bu adımları değerlendirirken makalesinde şu ifadelere yer verdi: “Bunlar mühendislik çalışmalarına benzeyebilir ancak bundan çok daha fazlasıdır. Bunlar, Çin’in temiz enerji ekonomisinin işletim sistemine sahip olma çabasını temsil ediyor. Endüstri standartlarını belirleyen ülke, bir teknolojiyi düzenlemekten fazlasını yapar. Kendisini yatırımları yönlendirebilecek, neyin neyle uyumlu çalışabileceğine karar verebilecek ve herkesin üzerine inşa etmek zorunda olduğu mimariyi sabitleyecek bir konuma getirir.”
“Sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye ve ucuz enerji gerektirir”
Makalede, Avrupa liderlerinin üretim kapasitesi olmadan koyulan kuralların stratejik özerklik sağlamadığını öğrendiği, Çin’in ise standartlar olmadan çalışan fabrikaların uluslararası etkiyi sınırlandırdığını gördüğü ifade edildi. Her iki tarafın da diğerinin onlarca yıldır mükemmelleştirdiği stratejik avantajların peşinden koştuğu vurgulandı.
Buna karşın bu yakınlaşmanın simetri anlamına gelmediğini belirten Guerin, iki tarafın da kendi geleneksel güç alanlarının ötesine uzanırken yeni ve yabancı zorluklarla karşılaştığını dile getirdi. Guerin makalesinde, “Bir sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye, ucuz enerji, yoğun tedarikçi ağları ve örtük bilgi gerektirir; bunların hiçbiri yalnızca düzenlemeler yoluyla ortaya çıkarılamaz” değerlendirmesinde bulundu.
Küresel standartları belirlemenin de kolay olmadığını ekleyen yazar, bir devletin her teknik komiteye personel atasa bile ürettiği standartları dünyanın geri kalanına kabul ettirmekte başarısız olabileceğini kaydetti.
“ABD sahayı Avrupa ve Çin’e bırakıyor”
Sürecin sonucunun üçüncü büyük bir faktörden etkileneceğini belirten Guerin, Hindistan, Endonezya, Brezilya ve çeşitli Körfez ülkeleri gibi hırslı devletlerin kendi sanayi kapasitelerini inşa ettiklerini aktardı. Ancak çoğu ülkenin bu tür stratejileri izleyemeyeceğini, standartları yazamayacakları ve fabrikaları kuramayacakları için Brüksel veya Pekin’de tasarlanan işletim sistemlerini devralarak seçmedikleri bağımlılıkları kabul etmek zorunda kalacaklarını vurguladı.
Makalede Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) konumuna ilişkin olarak ise şu ifadelere yer verildi: “Bir de enerji dönüşümünü tamamen terk ederek bu yarışın dışında kalmayı seçen Birleşik Devletler var. Fabrikalar kurmak veya elektrikleşmenin kurallarını yazmak yerine gümrük duvarları örüyor ve sahayı Avrupa ile Çin’e bırakıyor.”
“Üçüncü aşama zincirleri yönetmekle ilgili olacak”
Değer zincirlerinin yönetişiminin teknik olduğu kadar siyasi bir mesele de olduğunu vurgulayan Guerin, geleneksel sanayi politikası yaklaşımının değişmesi gerektiğini savundu. Temiz enerji yarışının ilk aşamasının teknolojileri icat etmek, ikinci aşamasının bunları ölçekli bir şekilde üretmek olduğunu belirten Guerin, makalesinde “Üçüncü aşama ise bunların dolaştığı, bağlandığı ve değer yarattığı zincirleri yönetmekle ilgili olacak” ifadelerini kullandı.
Guerin, Avrupa için çıkarılacak dersin sadece daha fazla fabrika kurmak olmadığını, Avrupa’nın gerçek stratejik avantajının kendi kurallarını herkesin kuralına dönüştürme konusunda kanıtlanmış yeteneği olduğunu kaydetti. Makale, “Enerji dönüşümü aynı nadir kombinasyonu ödüllendirir: Üretim kapasitesi, kural koyma yetkisi ve karmaşık sistemleri bir arada tutacak kurumlar. Hiçbir taraf sadece geleneksel güçlerine dayanarak kazanamaz” değerlendirmesiyle son buldu.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi6 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü
Asya1 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı








