Bizi Takip Edin

Amerika

ABD’nin yeni nükleer bombası planlanandan erken tamamlandı

Yayınlanma

ABD, 360 kilotona kadar güce sahip en yeni B61-13 nükleer bombasının ilk ünitesinin üretimini planlanandan bir yıl önce tamamladı. Enerji Bakanı Chris Wright, bu gelişmenin ABD’nin “yeni istikrarsız dönemdeki” küresel güvenlik sınamalarına hızla yanıt verme kabiliyetini gösterdiğini belirtti.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), 360 kilotona kadar tahrip gücüne sahip en yeni B61-13 güdümsüz nükleer bombasının ilk örneğinin üretimini, planlanan tarihten bir yıl önce tamamladığını duyurdu.

Gelişmeyi açıklayan ABD Enerji Bakanı Chris Wright, B61-13’ün duyurulmasından sonra iki yıldan kısa süre içinde geliştirildiğini ve Soğuk Savaş döneminden bu yana en hızlı geliştirilip hizmete alınan tahrip araçlarından biri olduğunu söyledi.

Bakan Wright, bu durumun ABD’nin “yeni istikrarsız bir dönemde” artan küresel güvenlik sınamalarına süratle yanıt verme kabiliyetini gösterdiğini kaydetti.

Wright, “ABD nükleer cephaneliğinin modernizasyonu, Başkan Donald Trump’ın ‘Güç Yoluyla Barış’ yaklaşımının hayata geçirilmesi için kritik öneme sahip… Bu başarı, Amerika’nın gücünü hem rakiplerimize hem de müttefiklerimize göstermektedir,” diye konuştu.

B61-13, B61 nükleer silah ailesinin en son modifikasyonu olarak tanımlanıyor.

Bu yeni bomba, B61-12 modeliyle aynı modern güvenlik özelliklerine, çok aşamalı korumaya ve hassas güdüm kabiliyetine sahip olmakla birlikte, yeraltı sığınakları ve komuta merkezleri de dahil olmak üzere daha dayanıklı ve büyük askeri hedefleri imha etmek üzere tasarlanmış daha yüksek bir tahrip gücüne sahip bulunuyor.

Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA) ise bombaların ABD ana karasındaki üslere yerleştirileceğini belirtti.

Bu bombaların stratejik hayalet bombardıman uçakları B-2 Spirit ve en yeni B-21 Raider uçaklarına entegre edileceği açıklandı. B61-13’ün geliştirilmesi 2023 yılı sonlarında onaylanmış, çalışmaların 2026 ilkbaharında tamamlanması planlanmıştı.

Modifikasyon Tennessee eyaletindeki Oak Ridge’de bulunan Y-12 Ulusal Güvenlik Kompleksi’nde, nihai montaj ise Teksas eyaletindeki Amarillo’da bulunan Pantex Nükleer Silah Fabrikası’nda gerçekleştirildi.

Avrupa’da Fransız nükleer şemsiyesi ve ‘Alman bombası’ tartışması

Amerika

Rubio’nun kaybolan Signal mesajları davalık oldu

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun resmi yazışmalarda otomatik silinen Signal mesajlarını kullanması, federal kayıt tutma yasaları çerçevesinde yargıya taşındı. ABD Dışişleri Bakanlığı, Rubio’nun bu özelliği kullanmadığı yönündeki mahkeme beyanını geri çekerken, bakanın telefonuna kurulan özel bir arşivleme yazılımının kayıtları güvenceye aldığını savundu.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, çoğu federal yetkili gibi, görevi gereği oluşturduğu resmi kayıtları korumakla yasal olarak yükümlü.

Bu nedenle, Rubio’nun diğer üst düzey ulusal güvenlik yetkilileriyle Yemen’deki savaş planlarına ilişkin otomatik silinen bir Signal sohbet grubuna katıldığının The Atlantic tarafından ifşa edilmesinin ardından, ofisinin geçen yıl mahkemelik olması şaşırtıcı bulunmuyor.

Rubio’nun telefonundaki Signal kayıtlarına erişim talebiyle Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası kapsamında açılan davada, federal bir yargıç bu belgelerin korunduğuna dair güvence talep etti.

Rubio’nun ekibi mahkemeye verdiği beyanda, bakanın resmi telefonuna 21 Temmuz 2025 tarihinde LeapXpert adlı bir yazılım kurulduğunu bildirdi.

Bu yazılımın, gönderici mesajı otomatik silinecek şekilde ayarlasa dahi Signal üzerinden gönderilen veya alınan tüm mesajları otomatik olarak arşivlediği savunuldu.

Yedi hafta sonra, 9 Eylül tarihinde mahkemeye sunulan bir başka beyanda, Dışişleri Bakanlığı Bilgi Erişim Programları Direktörlüğü Kıdemli Danışmanı Susan Weetman, “Bakan Rubio, federal kayıt içerebilecek iletişimleri gönderirken üçüncü taraf mesajlaşma uygulamalarındaki otomatik silme işlevlerini kullanmamaktadır” ifadesini kullandı.

“Otomatik silme özelliği iki ay sonra devreye alındı”

Şimdiki zaman kipiyle yazılan bu yalanlama, görünenden daha sınırlı bir gerçeğe işaret ediyordu.

Konuya vakıf ancak resmi açıklama yapma yetkisi bulunmayan bir kaynak, The Atlantic dergisine yaptığı açıklamada, Rubio’nun bu beyandan yaklaşık iki ay sonra, diğer üst düzey yetkililerle hükümet işlerini görüştüğü bir Signal sohbetinde mesajların belirli bir süre sonra otomatik silinmesi ayarını aktif hale getirdiğini aktardı.

Görüşüne başvurulan bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Rubio’nun kaybolan mesajları sürekli kullanma gibi bir alışkanlığı olduğu iddiasına karşı çıksa da söz konusu somut olaya dair açıklama yapamadı.

Dışişleri Bakanlığı, Signal uygulamasının kurum içinde onaylı bir iletişim aracı olmaya devam ettiğini, LeapXpert yazılımının bazı yetkililerin resmi telefonlarında kurulu olduğunu ve bakanlığın kayıt tutma yasalarına tam uyum konusundaki kararlılığını koruduğunu bildirdi.

Bakanlık düzenlemeleri hakkında isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir yetkili, “Bu önlemler, kullanıcılar Signal uygulamasının ‘kaybolan mesajlar’ ayarı dahil olmak üzere uygulama ayarlarını değiştirdiğinde bile yasal uyumu desteklemektedir” dedi.

Ancak bakanlık, telefonunda mesajların tamamen silinmesini engelleyen bir yazılım varken Rubio’nun neden kaybolan mesajlar özelliğini etkinleştirmeyi seçtiği sorusuna yanıt vermedi.

Maryland Üniversitesi Profesörü ve Ulusal Arşiv ve Kayıtlar İdaresinin eski dava direktörü Jason R. Baron, bir kopyası arşivlendiği sürece yasanın, resmi bir telefonun içindeki mesajların silinmesini yasaklamadığını ifade etti.

Baron, telefonun kaybolması veya hacklenmesi durumunda bu yöntemin güvenlik avantajları sağlayabileceğini belirterek, “Birden fazla yerde bulunan yinelenen kayıtların ortadan kaldırılması iyi bir uygulama olarak görülebilir” değerlendirmesini yaptı.

Bakanlık personelinin davranış kurallarını belirleyen Dışişleri Hizmetleri El Kitabı ise “e-Mesajlaşma uygulamasında ‘geçici’ veya kendi kendini yok eden/kaybolan mesaj özelliklerinin kullanılması kesinlikle yasaktır” hükmünü içeriyor.

El kitabında, resmi kayıtların bütünlüğünü, erişilebilirliğini ve korunmasını sağlamak amacıyla bu tür seçeneklerin devre dışı bırakılması veya kapalı tutulması gerektiği vurgulanıyor.

Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, kurumun LeapXpert kurulu telefonlara sahip yetkililere ek talimatlar verdiğini, çünkü bu teknolojinin mesajlar Signal üzerinde kaybolsa bile arşivlenmesini sağladığını belirtti.

Ancak bu yazılıma erişimi olan yetkili sayısı çok az olduğu için söz konusu istisna el kitabında yer almıyor.

Muhalefet ve izleme örgütleri süreci yakından takip ediyor

Demokrasiyi Koruma Derneği, Rubio ile o dönem kıdemli yardımcısı olan Mike Needham’ın telefonlarındaki 2025 yılının ilk yarısına ait Signal yazışmalarına erişmek amacıyla yasal süreç başlattı.

Dernek, Dışişleri Bakanlığının geçen ay sunduğu belgelerde Rubio veya Needham’ın daha önce bilinmeyen iş odaklı 13 farklı Signal sohbetine katıldığının ortaya çıkması üzerine davada yeni taleplerde bulunma hakkını saklı tuttuğunu açıkladı.

Büyük ölçüde karartılmış olan bu belgeler arasında, Rubio, Savaş Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine arasındaki, mesajların sekiz saat sonra otomatik silinmesi ayarlı üçlü bir sohbet de yer alıyor.

Demokrasiyi Koruma Derneği Kıdemli Denetim Danışmanı Dan McGrath yaptığı açıklamada, “Dışişleri Bakanlığının yargılama sürecinde Bakan Rubio’nun kaybolan mesajları kullanmadığı yönündeki beyanları ışığında, bu son gelişmeleri yakından inceliyor ve sonraki adımları değerlendiriyoruz” dedi.

Geçen yıl Demokrasiyi Koruma Derneği, ABD Kolombiya Bölgesi Bölge Mahkemesinde, Weetman’ın yalan yere yemin cezası kapsamında verdiği beyandaki “kullanmıyor” ifadesinin ne anlama geldiğini sorgulamıştı.

Grubun avukatları mahkemeye sundukları dilekçede, “Bu beyan en iyi ihtimalle Bakan’ın şu anda otomatik silme özelliğini kullanmadığını göstermektedir, ancak Bakan’ın bu olası uygulama değişikliğinden önce oluşturulan kayıtların korunup korunmadığına açıklık getirmemektedir” diye yazdı.

Bu yılın başlarında, hükümet izleme grubu American Oversight ile varılan uzlaşmanın bir parçası olarak, birden fazla devlet kurumu 30 Nisan tarihinde mahkemeye kayıt tutma uygulamalarını açıklayan beyanlar sundu.

Dışişleri Bakanlığının bu yılki beyanında, Rubio’nun kaybolan mesajları kullanmadığı yönündeki geçen yılki iddiasını tekrarlamaması dikkat çekti.

Bakanlık bunun yerine, Rubio’nun cihazındaki bir uygulamanın, “mesajların silme süresi ayarı etkin olsa dahi” verileri topladığını belirtmekle yetindi.

Aynı dosyada, Ulusal İstihbarat Direktörlüğü daha geniş bir güvence vererek üst düzey personelin Signal sohbetlerinin “şu anda otomatik silinmeye ayarlı olmadığını” bildirdi.

Savaş Bakanlığı ise 26 Nisan 2025 itibarıyla Hegseth’in telefonunda “yakın zamanda silinme veya otomatik silinme riski altında olan federal kayıt içeren hiçbir Signal sohbetinin bulunmadığını” açıkladı.

CIA de mahkemeye, 12 Mart itibarıyla Signal üzerindeki tüm mesajların korunduğunu ve “silinme riski altında olan” herhangi bir federal kayıttan haberdar olmadıklarını bildirdi.

Ancak üst düzey yetkililerin Signal kullanmaya devam etmesi Kongre’de endişe yaratıyor. Cumhuriyetçi Nebraska Milletvekili Don Bacon, platformun güvenli olmadığına dair kişisel bir tecrübeye sahip olduğunu belirterek, bir yabancı devletin oltalama girişimi sonrasında “Ruslar benim Signal hesabımı hackledi” açıklamasını yaptı.

Bacon ve Demokrat Pensilvanya Milletvekili Chrissy Houlahan, Pentagon ve Ulusal İstihbarat Direktörlüğüne ortak bir mektup göndererek, yönetim yetkililerinin Signal üzerinden hangi bilgileri aktardığı ve platformun zafiyetleri hakkında brifing talep etti.

Milletvekilleri, gizli olmayan bilgilerin bile devlet dışı bir mesajlaşma uygulamasında ele geçirilmesi halinde, bir araya getirilerek düşmanın karar alma süreçlerini besleyecek “önemli öngörüler” sunabileceğini savundu.

Bacon yaptığı açıklamada, kabine üyelerinin Signal’e bu kadar yoğun şekilde güvenmeyi bırakması gerektiğini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

“Ruslar ve Çinliler kesinlikle onları izliyor ve yetkililerin her gün buna göre hareket etmesi gerekiyor.”

Okumaya Devam Et

Amerika

Maine’deki ICE operasyonu Senatör Collins’i hedef yaptı

Yayınlanma

ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosunun (ICE) Maine eyaletinde Kolombiyalı bir erkeği vurarak öldürmesi, Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins üzerindeki siyasi baskıyı artırdı. Demokrat Partili senatör adayları, Collins’in Trump yönetiminin göçmenlik politikalarına ve kurum bütçelerine verdiği onayları hedef alarak tepki gösterdi.

ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) ajanının Maine eyaletinde Kolombiyalı bir erkeği vurarak öldürmesi, Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins üzerindeki siyasi baskıyı artırdı.

Collins’e rakip olmak isteyen Demokrat adaylar, senatörün Donald Trump yönetiminin göçmenlik gündemine verdiği destekleri eleştirerek olayı gündeme taşıdı.

Senatör Collins, salı günü yaptığı açıklamada, olayın ardından İç Güvenlik Bakanı Markwayne Mullin’e “acil olmayan tüm araç durdurma işlemlerini askıya alma” çağrısı yaptığını duyurdu.

Yetkililer, Trump yönetiminin daha sonra bu yönde adım attığını bildirdi.

Buna karşın, beş dönemdir görev yapan ve pozisyonu hassas görülen Cumhuriyetçi Collins’e meydan okumaya hazırlanan Demokrat adaylar, senatörün ICE ile ABD Gümrük ve Sınır Muhafaza Birimine bütçe sağlanması yönündeki oylarını hatırlattı.

Adaylar ayrıca Collins’in, Trump’ın ikinci döneminde atadığı İç Güvenlik Bakanı Mullin ile selefi Kristi Noem’in bakanlık onay süreçlerindeki olumlu oylarına dikkat çekti.

Demokrat Senato adaylarından Troy Jackson, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, ICE’ın lağvedilmesi gerektiğini belirterek, “Susan Collins bu terörü finanse ettiği için hesap vermelidir” ifadesini kullandı.

Bir diğer aday Dr. Nirav Shah ise dün Biddeford kentindeki Collins’in ofisi önünde düzenlediği basın toplantısında, “Senatör Collins ile dün tanık olduğumuz trajedi arasında doğrudan bir bağ var. Collins, ICE’a defalarca açık çek verdi. Senatörün tavrında sistematik bir kolaylaştırıcılık görüyoruz” dedi.

Maine’deki Senato yarışı, eski Demokrat aday Graham Platner’ın tecavüz suçlamasıyla karşı karşıya kalıp adaylıktan çekilmesinin ardından yeni aday belirleme süreciyle meşguldü.

Ancak geniş çaplı protestolara yol açan bu son ölüm, göçmenlik konusunu eyaletteki seçim yarışının merkezine taşıdı.

Hükümet harcamalarını denetleyen Senato komisyonunun başkanı olan Collins, ICE fonlarını desteklerken suiistimalleri önleyecek koruyucu tedbirleri de savunduğunu belirtiyor.

Demokrat aday adaylarından Jordan Wood, New York Times gazetesine yaptığı açıklamada, bu olayın seçimlerin önemini bir kez daha gösterdiğini belirterek, “Maine halkının, Collins’i mağlup etme mücadelesinin neden bu kadar kritik olduğunu hatırlamaya ihtiyacı vardıysa, bu hatırlatmayı almış olduk. Susan Collins, sorumluluk alma cesaretini hiçbir zaman gösteremedi” diye konuştu.

ABD’de ICE memurunun ateş açması sonucu ölüm

Pazartesi günü Biddeford’da bir aracın içinde gerçekleşen ve ölümle sonuçlanan olayla ilgili pek çok ayrıntı belirsizliğini koruyor.

Trump yönetiminin göçmenlik operasyonlarını sıkılaştırdığı bu süreçte, söz konusu olay araç durdurma işlemleri sırasında yaşanan ve bir hafta içinde ölümle sonuçlanan ikinci hadise oldu.

Collins’in rakipleri, senatörün İç Güvenlik bakanları Markwayne Mullin ve Kristi Noem için verdiği onay oylarını eleştirmeyi sürdürüyor.

Collins, ocak ayında Minnesota’da iki ABD vatandaşının ICE ajanlarınca öldürülmesinin ardından Noem’in istifasını istememiş, bu tutumuyla partidaşı merkez sağ senatörler Lisa Murkowski ve Thom Tillis’ten ayrışmıştı.

Collins ise salı günü Kongre binasında gazetecilere yaptığı açıklamada, Demokratların bu trajediyi siyasi çıkarları için kullandığını savunarak suçlamaları “akıl dışı” olarak nitelendirdi.

Collins, pazartesi günü Bakan Mullin ile üç kez görüştüğünü ve ICE memurlarının araç durdurma işlemlerini durdurması yönünde talimat verilmesini istediğini kaydetti.

Salı günü itibarıyla federal hükümet, istisnai durumlar hariç bu durdurma işlemlerini yasakladı.

Collins ayrıca ICE personeline yönelik vücut kameraları, gerilimi azaltma eğitimleri ve görevi kötüye kullanma soruşturmaları için bütçe ayrılmasını bizzat kendisinin sağladığını belirterek, “Tüm bu koruyucu tedbirleri savunan kişi benim” dedi.

Collins’in sözcüsü Blake Kernen, yazılı açıklamasında, ICE’ın lağvedilmesinin ülkeyi daha güvensiz hale getireceğini, insan kaçakçılığı, çocuk istismarı, zorla çalıştırma ve uluslararası uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadeleyi sekteye uğratacağını ifade etti.

University of Maine Siyaset Bilimi Profesörü Mark Brewer, Collins’in göçmenlik konusunda uzun süredir temkinli ve ortada duran bir çizgi izlediğini, bunun da her iki taraftan eleştiri almasına yol açtığını söyledi.

Brewer, “Bu durum onun için iyi değil. Platner krizinin ve Demokratların yeni planının kendi kendine netleşmesini beklemeyi tercih ederdi” değerlendirmesinde bulundu.

Collins geçmişte göçmenlik konusunda Trump ile fikir ayrılıkları yaşamıştı. Trump’ın ilk dönemindeki nüfusunun çoğunluğu Müslüman yedi ülkeye yönelik seyahat yasağını “aşırı geniş” ve “sorunlu” bulduğunu açıklamıştı.

Geçen kış ise Maine’deki ICE operasyonlarının genişletilmesine tepki göstererek, federal kurumlar ile eyalet halkı arasındaki tansiyonun yükselmesinden endişe duyduğunu belirtmiş, “Ülkede yasal olarak bulunan kişilerin hedef alınmaması gerektiğini” kaydetmişti.

Bu tepkilerin ve ofisleri önündeki protestoların ardından federal kurumlar operasyonları durdurmuş, Collins ise ICE’a yaklaşımını gözden geçirmesi yönünde baskı yaptığını ifade etmişti.

Demokrat eğilimli Maine eyaletinde siyasi gücünü uzun süredir koruyan Collins hakkında geçen ay yapılan New York Times/Portland Press Herald/Siena anketi, seçmenlerin çoğunluğunun Collins’in yeniden seçilmesi halinde Trump’a çok fazla destek vereceğine inandığını gösteriyor.

Ankete katılanların yüzde 56’sı Trump’ın göçmenlik politikasını onaylamazken, onaylayanların oranı yüzde 42’de kaldı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de Cumhuriyetçiler 80 milyar dolarlık pakette uzlaşı arıyor

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi liderleri ve Beyaz Saray yetkilileri, parti çizgisindeki bütçe düzenleme yasasını geçirmek amacıyla yaklaşık 80 milyar dolarlık paket üzerinde ortak zemin arıyor. Taslak kapsamında Pentagon programlarına 67 milyar dolar, tarım desteğine ise 11 milyar dolar ayrılması planlanırken harcama kesintisi dengelenmesi öngörülmüyor.

ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçi liderler ve Beyaz Saray yetkilileri, yaz döneminin sonundaki yasama çalışmalarında parti çizgisindeki bütçe düzenleme mevzuatını yasalaştırmak amacıyla yaklaşık 80 milyar dolarlık bir politika paketi üzerinde ortaklaşıyor.

Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komisyonu Başkanı Cumhuriyetçi Mike Rogers, hazırlanan tasarı çerçevesinde Pentagon programlarına 67 milyar dolar, tarım yardımlarına ise 11 milyar dolar aktarılacağını açıkladı.

Rogers, bu harcamaları dengeleyecek herhangi bir bütçe kesintisinin ise taslakta yer almadığını kaydetti.

Görüşmelerin ana hatlarını doğrulayan ve isimlerinin açıklanmasını istemeyen konuya vakıf üç kaynak, Politico’ya yaptıkları açıklaamda, pakette ABD Başkanı Donald Trump’ın teşvik ettiği SAVE America Act yasa tasarısının belirli unsurlarını yansıtacak birkaç milyar dolarlık seçim hibelerinin de yer almasının muhtemel olduğunu bildirdi.

Bütçede dengeleyici kesintilerin yapılmaması, tarım yardımına ayrılan payın en azından bir kısmının karşılanmasını isteyen Cumhuriyetçi mali şahinlerin tepkisini çekme riski barındırıyor.

Ancak bu mali kaygılar dikkate alınarak, daha önceki müzakerelerde 20 milyar dolara kadar çıkması öngörülen tarımsal destek tutarı 11 milyar dolara indirildi.

Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, tasarının detaylarına girmekten kaçınarak adım adım uzlaşı inşa etmeye odaklandığını ifade etti.

Salı günü boyunca önemli Cumhuriyetçi yetkililer arasında bir dizi toplantı gerçekleştirilirken Johnson, Rogers ve diğer önde gelen Cumhuriyetçiler Beyaz Saray’da düzenlenen toplantıya katıldı.

Savunma için ayrılması planlanan 67 milyar dolarlık bütçe, Beyaz Saray’ın yakın zamanda sunduğu acil ek finansman paketindeki talebe yakın bir seviyede yer alıyor.

Buna karşın bu miktar, Trump’ın ordu için çağrısını yaptığı 350 milyar dolarlık bütçe artışı hedefinin oldukça gerisinde kalıyor.

Temsilciler Meclisi Bütçe Komisyonu, bütçe düzenleme sürecini başlatacak taslağı görüşmek üzere perşembe sabahı bir oturum düzenleyeceğini duyurdu.

Komisyon kuralları uyarınca ilgili taslağın en geç çarşamba günü saat 10.00 itibarıyla kamuoyuna açıklanması gerekiyor.

Sürece ilişkin değerlendirmede bulunan Johnson, “Çok sayıda farklı fikir üzerinde çalışıyoruz ve detayları kamuoyuyla paylaşmaya hazır hale geldiğinde açıklayacağız. Şu anda milletvekilleri arasında görüşmeler sürüyor ve Beyaz Saray da sürece doğrudan katılım sağlıyor. Bu ortak bir çaba olduğu için memnunuz” dedi.

Temsilciler Meclisi Çoğunluk Lideri Steve Scalise ise gazetecilere yaptığı açıklamada, bütçe taslağının perşembe günü Bütçe Komisyonu’ndan geçmesi halinde gelecek hafta genel kurulun gündemine gelebileceğini bildirdi.

Scalise, parti içi muhalefet nedeniyle geçen ay ertelenen yıllık savunma politikası tasarısının da önümüzdeki hafta yeniden genel kurula getirilebileceğini sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English