Avrupa
AB’nin Arktik belgesi Rusya’yı ve Çin’i anıyor, ABD’yi eleştirmiyor

Avrupa Birliği, Copernicus ve Galileo uydu sistemlerini Kuzey Kutbu’na genişleten bir pilot gözetim programını 2027’de başlatacak. Bloomberg’in eline geçen ve bu hafta yayımlanacak yeni Arktik stratejisi, sualtı kablolarını korumak için bir “Arktik Kablo Merkezi” kurulmasını da öngörüyor.
Avrupa Birliği, 2027’de Kuzey Kutbu’nda bir gözetim programı başlatacak. Program, AB’nin bölgeye ilişkin yeni stratejisinin parçası.
Strateji belgesi Bloomberg’in eline geçti ve bu hafta yayımlanacak.
Pilot uygulama, AB’nin Copernicus ve Galileo uydu sistemlerini Kuzey Kutbu’na genişletecek. Sistemler, bölgedeki kara ve deniz tehditlerini tespit etmek için kullanılacak.
Sualtı kablolarını korumak için “Arktik Kablo Merkezi” kurulacak
AB ayrıca bir “Arktik Kablo Merkezi” (Arctic Cable Hub) oluşturacak. Merkezin görevi, temel dijital hizmetleri taşıyan sualtı kablolarını korumak. Bu kablolar, başka bölgelerde Moskova bağlantılı sabotaj girişimlerinin hedefi haline geldi.
Güncellenen strateji, AB’nin güvenliği öne alan yeni çizgisini yansıtıyor. Bu dönüşüm, Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya askeri müdahale başlatmasıyla ve Donald Trump’ın 2025’te ABD Başkanlığı’na dönmesiyle başladı. 2021’de hazırlanan önceki strateji ise iş birliğine, iklim eylemine ve yerli halklara odaklanıyordu.
Kuzey Kutbu küresel nüfuz mücadelesinin sahası haline geldi
İklim değişikliği yeni deniz ticaret yolları açtı. Bölge, Rusya’nın, ABD’nin ve Çin’in dikkatini çekiyor.
Belgede şu uyarı yer alıyor: “Doğası gereği sert ve haritalaması yetersiz bir ortamda artan Arktik deniz taşımacılığı, ölümcül kaza, ağır deniz kirliliği ve hibrit müdahale risklerini önemli ölçüde yükseltiyor.”
Rusya ve Çin: Belgeye göre askeri varlık ve ortaklık büyüyor
Belge, Rusya’nın bölgedeki askeri varlığını “istikrarlı biçimde yeniden inşa ettiğini” ve bölgeyi yaptırım kapsamındaki yakıtı taşımak için kullandığını belirtiyor.
Çin için de benzer bir değerlendirme yapıyor: Pekin’in Avrupa Kuzey Kutbu’ndaki hedefleri büyüyor, Rusya’yla ortaklığı derinleşiyor.
Trump’ın Grönland girişimi ittifakı sarsmıştı
Trump da Kuzey Kutbu’na göz dikmiş durumda. Bu yılın başında, AB üyesi Danimarka’ya bağlı Grönland’ı ele geçirmekle defalarca tehdit etti. Girişim, Atlantik ötesi ittifakı derinden sarstı.
Trump sonunda geri adım attı ve ABD’nin yerel askeri varlığını artıran bir anlaşmaya varıldı.
Belge ABD’yi eleştirmiyor. Metinde yalnızca “öngörülebilir bir ortaklığın Avrupa ve Atlantik ötesi güvenliğin merkezinde yer aldığı” belirtiliyor.
AB son yıllardır bölgedeki varlığını güçlendiriyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 2024’ten bu yana Grönland’ı iki kez ziyaret etti. Bu ziyaretlerde yerel bir AB ofisi açtı ve 200 milyon avroluk (225 milyon dolar) yatırım duyurdu.
Yeni stratejide AB, düzenli Arktik zirveleri düzenlemeyi ve bölgedeki ortaklarla ortak finanse edilen projeler yürütmeyi taahhüt edecek.
Avrupa
Fransa’da protestolar: İçişleri Bakanı istifasını sundu, Macron geri çevirdi

Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nuñez, 17 Ekim’deki gösterilerde yaşanan şiddet olaylarının ardından istifasını sundu; Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron istifayı kabul etmedi. Elysée Sarayı’na göre Macron, Nuñez’den sahada yeni yöntemleri hızla uygulamasını istedi.
Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nuñez, ülkede son yılların en şiddetli sokak olayları yaşanırken istifasını sundu. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron istifayı kabul etmedi.
Elysée Sarayı’nın açıklamasına göre Macron, kolluk güçlerinin bugünkü koşullarda kesintisiz komuta edilmesi gerektiği için bu kararı verdi. Macron, Nuñez’den sahada yeni yöntemleri mümkün olan en kısa sürede devreye sokmasını istedi.
Cumhurbaşkanı ayrıca şiddete yol açan öngörü ve bilgi eksikliklerinde şeffaflığı sağlamak için bütün önlemlerin alınmasını talep etti.
Cumartesi günkü gösterilerde kaç kişi sokaktaydı?
Gösteriler 17 Ekim’de artan yaşam maliyeti ve hükümetin sosyal politikalarına duyulan hoşnutsuzluk nedeniyle düzenlendi. İçişleri Bakanlığı’na göre yaklaşık 550 bin kişi katıldı; sendikalar sayıyı 800 bin olarak açıkladı.
Cumartesi günü yüz binlerce kişi barışçıl biçimde yürüdü. Paris, Lyon, Marsilya ve başka kentlerde ise kolluk güçleriyle çatışma çıktı, dükkanlar yağmalandı, binalar ateşe verildi.
Marsilya’da göstericiler belediye binasına girdi. Girerken “Bu bir devrim, Bastille’i alıyoruz!” diye bağırdılar, çok sayıda mağazayı da yağmaladılar.
Lyon’da 19. yüzyıldan kalma bir binadaki turizm şirketi ofisi tahrip edilip yakıldı. Limoges’da 19. yüzyıldan kalma belediye binası ateşe verildi.
Fransız işletmelerinin uğradığı zararın yüz milyonlarca avroyu bulduğu belirtiliyor.
RBC, Nuñez’e dayandırdığı verilerde yaklaşık 1,8 bin gözaltı ve polis, jandarma ile itfaiyeden 500’den fazla yaralı bildirdi. Reuters ise Nuñez’in ülke genelinde 2 bin 400 kişinin gözaltına alındığını ve yaklaşık bin güvenlik görevlisinin yaralandığını söylediğini yazdı.
Paris’teki gösterilerde bir kişi gözaltına alınırken kalp krizi geçirerek öldü.
Macron: Öfke ve utanç duyuyoruz
Macron televizyonda yayımlanan konuşmasında yaşananları gerekçelendirecek hiçbir şey olmadığını söyledi. “Bunu haklı çıkaracak, açıklayacak veya mazur gösterecek hiçbir şey yok. Bu gece hepimiz öfke ve utanç duyuyoruz” dedi.
Aynı konuşmada barışçıl gösterilerin meşru şikayetleri olduğunu, bu kişilerin şiddete başvuranlarla bir tutulmaması gerektiğini vurguladı. Göstericilerin seslerinin duyulması gerektiğini, hükümetin bu çalışmaya başladığını da kaydetti.
Macron, meşru taleplerle şiddetin karıştırılmaması gerektiğini, şiddetin bu taleplerin duyulmasını engellememesi gerektiğini söyledi.
Sağ olağanüstü hal istiyor, Macron ilan etmedi
Sağcı siyasetçiler olağanüstü hal ilan edilmesini istedi.
Macron bunu yapmadı; kamu binalarını ve işletmeleri korumak için gerekirse hükümetin yerel yönetimlerin gösterileri yasaklamasına izin verebileceğini söyledi.
Gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde aşırı sağcı Ulusal Birlik’in adayı olması beklenen Marine Le Pen itidal çağrısı yaptı. Le Pen, ülkedeki durumun sıradanlaştırılmaması gerektiğini söyledi.
Aşırı solcu Boyun Eğmeyen Fransa’nın lideri Jean-Luc Mélenchon ise Macron’un gösteri düzenleyen lise öğrencilerinin taleplerini karşılaması gerektiğini belirtti.
Macron’un görev süresi 2027’de doluyor.
Yaklaşık 10 yıldır süren yönetiminde ülkede sık sık geniş çaplı gösteriler yapıldı; ekonominin zayıflığı ve artan kamu borcu eleştiri konusu oldu.
Avrupa
AfD lideri Weidel: Zaten kaybedilmiş bir savaşı finanse etmek yanlış

Almanya için Alternatif Partisi Eş Genel Başkanı Alice Weidel, Rusya’ya uygulanan yaptırımların ve Ukrayna’ya aktarılan 100 milyar avroyu aşkın desteğin Alman ulusal çıkarlarına doğrudan zarar verdiğini söyledi.
Almanya için Alternatif Partisi Eş Genel Başkanı ve partinin Federal Meclis Grubu Eş Başkanı Alice Weidel, haftalık haber dergisi The Economist‘in Genel Yayın Yönetmeni Zanny Minton Beddoes’in sorularını yanıtladı.
Weidel, mülakatta Almanya’nın enerji krizinden Ukrayna savaşına, Avrupa Birliği’nin mali dengelerinden ve borç krizinden ülkedeki sığınmacı ve göç politikalarına kadar geniş kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
Berlin yönetiminin mevcut dış ve güvenlik çizgisini açıkça eleştiren Alice Weidel, Almanya’nın çıkarlarını doğrudan gözetmeyen bir siyaset izlendiğini ve bu tablonun ülke ekonomisine büyük zarar verdiğini ifade etti.
“Dış politika ulusal çıkarlarımıza hizmet etmeli”
Mülakatta, Rusya’nın Ukrayna sınırlarını aşarak Avrupa ülkeleri ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü üyeleri için bir tehdit oluşturup oluşturmadığı soruldu.
Weidel, meselenin tehdit ikilemi üzerinden kurgulanmasının yanlış olduğunu belirterek “Ben bir tehdit olup olmaması meselesi olduğunu düşünmüyorum. Alman dış politikasının ulusal çıkarlarımıza hizmet edip etmediği ölçütüne göre değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim” dedi.
Almanya Federal Hükümeti’nin mevcut adımlarının ağır bir tablo yarattığını söyleyen Weidel, “Hükümetimizin şu an davrandığı gibi hareket etmek bizim açımızdan çok zararlı bir durum ortaya çıkarıyor” ifadelerini kullandı.
Uygulanan ekonomik kısıtlamalara değinen Weidel, “Yaptırımlardan henüz bahsetmedim bile. Biz birbiri ardına yaptırım paketleri uygularken Donald Trump, Vladimir Putin ile daha fazla dizel sevkiyatı üzerine konuşuyor” değerlendirmesini yaptı.
Büyük güçlerin pragmatik davrandığına işaret eden Weidel, sözlerini “Aynı zamanda petrol ve doğalgaz hakkında da konuşuyorlar, öyle değil mi? Biz de Almanya için aynısını isteriz” diyerek sürdürdü.
Mülakatta Weidel’a, Almanya ve diğer Batı Avrupa ülkelerinin açık bir saldırganlığa karşı kendini savunan demokratik bir ülkeyi desteklemesinin meşru bir gereklilik olup olmadığı yönünde bir soru yöneltildi.
Weidel, Ukrayna’daki yönetim yapısını doğrudan hedef alarak “Olduğu kadar demokratik. Artık yeni bir devlet başkanı için seçim yapmıyorlar” şeklinde konuştu.
Washington’daki bakış açısına atıfta bulunan Weidel, “Amerikan Başkanı’nın yeni devlet başkanlığı seçimleri için ısrar etmesinin sebebi tam da bu; çünkü Zelenskiy’nin doğru zamanda doğru kişi olmadığını düşünüyor” dedi.
Ukrayna’da savaş durumu ve sıkıyönetim nedeniyle seçimlerin yapılamadığı hatırlatıldığında ise Weidel, söylemin kurulma biçimini eleştirdi ve Rusya’nın saldırısını geçmişte de kınadıklarını hatırlattı.
Weidel, çatışmanın başlangıcındaki hukuki çerçeveye dair “Bir saldırgan ve saldırgan olmayan biri hakkında konuştuğumuzda, biz de Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısını eleştirdik; çünkü Ukrayna egemen bir ülkedir. Nokta. Bu konuda hiçbir tartışma olamaz” ifadelerini kullandı.
“Kaybedilmiş bir savaşı finanse etmek yanlış”
Kıtanın sürüklendiği güncel açmaza odaklanılması gerektiğini vurgulayan Weidel, mevcut dengelerin sürdürülemez olduğunu dile getirdi.
Weidel, “Ancak şimdi mevcut statükonun içindeyiz. Bu statüko ise korkunç” dedi.
Yıkımın boyutlarına dikkat çeken Weidel, “Sadece ölen insanlar, oğullarını kaybeden aileler, altyapının ve rafinerilerin yok edilmesi ile fırlayan dizel fiyatları yüzünden değil. Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere tüm ülkeler için inanılmaz derecede yüksek bir güvenlik riski söz konusu” şeklinde konuştu.
Bu gidişatın durdurulması gerektiğini söyleyen Weidel, “Bu nedenle buna bir son vermeliyiz. Bu bizim çıkarımıza; çünkü ben bir Alman siyasetçiyim” ifadelerini kullandı.
Almanya’nın önceliklerini merkeze koymak zorunda olduğunu kaydeden Weidel, “Almanya’nın her dış politikasını değerlendirmek zorundayım. Ulusal çıkarımıza mı, değil mi?” sorusunu yöneltti.
Berlin’in mevcut adımlarını sert sözlerle eleştiren Weidel, “Bu uzatma ve Alman hükümetinin şu anda aldığı önlemler ülkemiz için muazzam bir risk teşkil ediyor” dedi.
Ukrayna’nın askeri açıdan bir zafer elde edemeyeceğini dile getiren Weidel, “Zaten kaybedilmiş bir savaşı uzatmaya ve finanse etmeye devam etmeyi yanlış buluyoruz, ben yanlış buluyorum” değerlendirmesinde bulundu.
İki ülke arasındaki kapasite farkına işaret eden Weidel, “Ne yazık ki Ukrayna’nın çok küçük olduğunu gerçekten söyleyebilirsiniz. Ukrayna’nın Rusya’yı yenmesi imkansızdır” ifadelerini kullandı.
Weidel, gelinen noktayı “Öyleyse şimdi ne yapıyoruz? Kaybedilmiş bir savaş var” sözleriyle özetledi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in barışa ilgi duymadığı ve kış boyunca Ukrayna şehirlerini vurmayı sürdürdüğü yönündeki itiraza karşılık Weidel, karşı tarafa da aynı sorunun yöneltilmesi gerektiğini kaydetti.
Weidel, çatışmanın durması için kanıt arayışına değinerek “Vladimir Putin’in barışla ilgilendiğine dair bana tek bir kanıt gösterebilir misiniz? Peki siz Zelenskiy’nin barışla ilgilendiğine dair bana tek bir kanıt gösterebilir misiniz?” dedi.
Ukrayna tarafının ateşkes ve enerji altyapısına yönelik saldırıları durdurma müzakerelerine hazır olduğu yönündeki veriler aktarıldığında Weidel, Almanya’nın üstlendiği mali yüke dikkat çekti.
Weidel, Almanya’nın yardımları kesmesi gerekip gerekmediği sorusuna “Şimdiden 100 milyardan fazla harcadık. Başka hiçbir ülke bu kadar harcamadı ve biz ağır şekilde borçlandık” yanıtını verdi.
Kendi siyasi çizgisini net bir formülle özetleyen Weidel, “Evet, ülkemin çıkarlarını ilk sıraya koyuyorum. Önce Almanya gelir” şeklinde konuştu.
Mevcut çatışmanın doğrudan bir tehdit oluşturduğunu belirten Weidel, “Bu savaş bizim çıkarımıza değil ve ulusal güvenliğimiz için çok ama çok tehlikeli” ifadelerini kullandı.
Kalıcı bir uzlaşı için güvenlik mimarisinin tarafsız kurulması gerektiğini kaydeden Weidel, “Ukrayna’da barışa ulaşmak için yalnızca Ukrayna’nın güvenlik çıkarlarını değil, aynı zamanda Rusya’nın güvenlik çıkarlarını da hesaba katmalıyız” dedi.
Batı’nın geçmiş politikalarını eleştiren Weidel, “Geçmişte ve son yirmi yılda yapılan büyük hata buydu: Rusya’nın güvenlik kaygılarını tanımamak” değerlendirmesini yaptı.
“Kesinlikle bir tahvil piyasası krizi yaşayacağız”
Mülakatta, Fransa’da kamuoyu yoklamalarında önde giden Ulusal Birlik Partisi Meclis Grup Başkanı Marine Le Pen’in Avrupa Merkez Bankası kaynaklarıyla altyapı projelerinin finanse edilmesini istediği hatırlatıldı.
Avrupa’nın gelecekteki liderlik yapısına dair senaryolar sorulduğunda Weidel, Fransa’nın çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini ifade etti.
Weidel, Avrupa Birliği içindeki mali transfer dengelerini işaret ederek “Almanya, Avrupa Birliği’nin ana finansörüdür ve parayı Fransa alır. Tıpkı diğer ülkeler gibi” dedi.
Le Pen’in yaklaşımını anladığını dile getiren Weidel, “Elbette onun bakış açısından ben de aynısını yapardım. O, ülkesi için en iyisini yapmak istiyor” şeklinde konuştu.
Fransa’nın mali yapısındaki kırılganlığa değinen Weidel, “Fransa tavan yapan faiz oranlarıyla şimdiden devasa bir borç krizinin içindeyken bile karşılıksız borç affı istiyor” ifadelerini kullandı.
Piyasalardaki belirsizliği vurgulayan Weidel, “Sermaye piyasalarında ne yapacaklarını bilmiyorum, öyle değil mi? Ancak Almanya da neredeyse aynı durumun içinde” dedi.
Berlin’in borç yüküne dikkat çeken Weidel, “Kamu borcumuz hızla yukarı tırmanıyor” tespitini yaptı.
Financial piyasaların bu söylemleri fiyatlaması durumunda Avrupa’da bir devlet tahvili krizi riskinin doğup doğmayacağı sorusunu Weidel, kesin bir dille yanıtladı.
Weidel, olası çalkantıya işaret ederek “Kesinlikle. Kesinlikle bir tahvil piyasası krizi yaşayacağız” ifadelerini kullandı.
Borç yükünün sadece birkaç ülkeyle sınırlı olmadığını kaydeden Weidel, “Böylesine yüksek bir kamu borcuyla bu durum sadece Fransa değil; aynı zamanda İtalya, İspanya, Portekiz ve Almanya için de geçerli” şeklinde konuştu.
Federal hükümetin yeni borçlanma kararlarını eleştiren Weidel, “Almanya’nın bu yeni borç programıyla sermaye piyasasında faiz oranlarımız şimdiden yükseliyor. Biz de artık borçlu bir ülkeyiz” dedi.
“Suriye ve Afgan vatandaşları ülkelerine dönmeli”
Mülakatta, Almanya’da yaşayan göçmen kökenli milyonlarca insanın aşırı sağcı olarak nitelenen parti politikalarından duyduğu endişe gündeme getirildi.
Yasal statüye sahip Suriyeli ve Afgan sığınmacıların ülkede kalıp kalamayacağı sorusuna Weidel, yürürlükteki mevzuat üzerinden yanıt verdi.
Weidel, hukuki gerekçelerin ortadan kalktığını savunarak “Dürüst olmak gerekirse yasalarımız, iltica yasamız açıkça belirtiyor: Ülkemize gelme sebebi ortadan kalktığı anda ayrılmak zorundalar” ifadelerini kullandı.
Örnek olarak Suriyelileri gösteren Weidel, “Özellikle Suriyeliler için, madem adını andınız o örneği ele alalım: Burada mülteci, sığınmacı oldukları ve korunmaya ihtiyaç duydukları gerekçesi artık sona erdi” dedi.
Maddi destekleri eleştiren Weidel, “Burada devletten dağlar kadar para alıyorlar ama şu an bunun bir önemi yok. Kendi ülkelerine geri dönmek zorundalar. Ülkemizi terk etmeleri gerekiyor” şeklinde konuştu.
Alman idari mekanizmasının kuralları uygulaması gerektiğini söyleyen Weidel, “Almanya’da kanun uygulaması çok açıktır” dedi.
Suriyelilerin tamamının geri gönderilmesi gerektiğini savunan Weidel, “Suriye’deki savaş sona erdiği için Suriye vatandaşlarının yüzde 100’ü ülkelerine dönmelidir” değerlendirmesini yaptı.
Federal Hükümet’in Afganistan politikasını da hedef alan Weidel, “Tıpkı hükümetimizin fiilen uçaklarla ülkemize getirmeye karar verdiği Afganlar gibi” dedi.
Bu tahliye kararlarını sert sözlerle eleştiren Weidel, “Afganistan’dan Afganları uçaklarla getirme şeklindeki bu kabul edilemez politikaya nasıl ulaştığınızı bilmiyorum” ifadelerini kullandı.
Güvenlik istatistiklerindeki yükselişe değinen Weidel, “Sınırların açıldığı 2015 yılından bu yana suç oranlarımız tavan yaptı” şeklinde konuştu.
Ağır suç kategorilerini işaret eden Weidel, “Tecavüz, insan öldürme, şiddet suçları gibi en ağır suçların ana grubunu Suriyeliler ve Afganlar oluşturuyor” dedi.
Güvenlik tedbirlerinin derhal devreye girmesi gerektiğini söyleyen Weidel, “Bu insanları geri göndermeliyiz, suçluları ve aşırılık yanlısı dini liderleri de alıkoymalıyız. Ülkemizde bir hilafet istemiyoruz” ifadelerini kullandı.
Ukraynalı mültecilerin durumuna da değinen Weidel, kalıcı bir yerleşime karşı olduklarını kaydetti.
Weidel, savaştan kaçan kişilerin dönüş takvimini işaret ederek “Ukraynalılardan henüz bahsetmedim bile. Bu savaş sona erdiğinde Ukraynalılar da ülkemizi terk etmelidir” dedi.
Ülkeden ayrılması gereken toplam nüfusa ilişkin rakam veren Weidel, “Bu toplamda milyonlarca insan demek; kabaca dört ila beş milyonu buluyor ve ülkemizden ayrılmak zorundalar” şeklinde konuştu.
Avrupa
Yazar Rooney’nin telif geliri terör yasasına takıldı, kitaplar raflardan çekiliyor

İrlandalı yazar Sally Rooney’nin kitapları, Filistin Eylemi’nin Birleşik Krallık’ta terör örgütü ilan edilmesinin ardından yayıncısı Faber tarafından tüm formatlarda satıştan çekildi. Faber, mevzuat nedeniyle telif gelirlerini yazara aktaramadığını belirtirken, yasağa karşı açılan dava gelecek ay Yüksek Mahkeme’de görülecek.
İrlandalı romancı Sally Rooney’nin kitapları artık Birleşik Krallık’taki kitapçılara sevk edilemiyor. Yazar, Filistin Eylemi (Palestine Action) adlı grubu desteklemeyi sürdüreceğini açıkladığı için telif gelirlerinin yasaklı bir örgüte gidebileceği kaygısı doğdu.
Rooney’nin Normal People ve Conversations With Friends gibi romanlarının yayıncısı Faber, İngiliz mevzuatı nedeniyle yazara Birleşik Krallık’taki satış gelirlerini aktaramadığını duyurdu.
The Guardian’ın aktardığına göre Faber, hukuki danışmanlığın ardından Rooney’nin kitaplarını Britanya’da dağıtmanın ilgili tarafları cezai sorumluluğa açabileceği sonucuna vardı.
Kararın dayanağı, Filistin Eylemi’nin Temmuz 2025’te Terörle Mücadele Yasası kapsamında terör örgütü ilan edilmesi. Yasa, gruba verilen bazı destek biçimlerini suç sayıyor.
Rooney The Guardian’a verdiği açıklamada süreci şöyle anlattı: Temmuz 2025’te Filistin Eylemi Birleşik Krallık’ta yasaklandı.
Ertesi ay kaleme aldığı görüş yazısında, grubun İrlanda Cumhuriyeti’nde yasaklı olmadığını belirterek desteğini sürdüreceğini yazdı.
Yazar, “Sonuç olarak yapıtlarımı Birleşik Krallık’ta yayımlamaya ilişkin sözleşmelerin yerine getirilmesi artık ağır bir suç oluşturabilir” dedi.
Rooney kararın kendi onayıyla ve yayıncısıyla görüşerek alındığını söyledi. İnançları ve niyetleri konusunda kamuoyuna dürüst davranmak için elinden geleni yaptığını, sonuçlarına katlanmaya da hazır olduğunu ekledi.
Yazar daha önce, Britanya’da bir edebiyat ödülünü almak için planladığı ziyareti de iptal etmişti. Gerekçesi, Filistin Eylemi’ni desteklediği için tutuklanabileceği endişesiydi.
Faber: Kazancı yazara aktaramamak kabul edilemez
Faber, Rooney’nin eserlerini Birleşik Krallık’ta tüm formatlarda sunmayı bırakacağını açıkladı.
Yayınevi, mevcut mevzuatın Rooney’nin yapıtlarından doğan Birleşik Krallık gelirlerini ona aktarmayı olanaksız kıldığını belirtti.
Bir yazarın eserini satıp kazancını kendisine veremeyen yayıncının durumu için “vicdana aykırı” nitelemesini kullandı.
Yayınevi, kararı Rooney’nin tam onayıyla aldığını ve yazarın eserlerini diğer ülkelerde yayımlamayı sürdüreceğini bildirdi.
The Guardian gazetesi, Rooney’nin kitaplarının Londra’daki bazı kitapçılarda hâlâ satıldığını yazdı. Mevcut stokların satışına izin veriliyor. Waterstones da raflardaki kitapların satılabileceğini doğruladı.
Rooney’nin kitapları Britanya’da çok sattı. Normal People bir milyonun üzerinde, Conversations With Friends ile Beautiful World, Where Are You ise yarım milyonun üzerinde sattı.
İlk iki roman BBC tarafından diziye uyarlandı. Normal People dizisi, kanalın 2020’de en çok izlenen yayını oldu.
Dizi yapımcıları da aynı hukuki riskle karşı karşıya
The Guardian’a göre yasak yalnızca yayıncıyı değil, romanlardan uyarlanan dizilerin yapımcılarını da zor durumda bıraktı.
Rooney, bu yapımlarla ilgili ödemelerin, paranın Filistin Eylemi’ni destekleyeceği bilinir veya bundan şüphelenilirse terörle mücadele mevzuatını ihlal edebileceği uyarısı aldığını daha önce söylemişti.
Rooney Ağustos 2025’te, çalışmalarından elde ettiği gelirin bir bölümünü gruba aktarmayı düşündüğünü kamuoyuna duyurmuştu. Filistin Eylemi, İsrail’in askeri sanayisiyle bağlantılı şirketleri hedef alan doğrudan eylemleriyle biliniyor.
Yasağın hukuki sonuçları mahkemede
The Guardian’ın aktardığına göre Temmuz 2025’ten bu yana 3 bin 700’den fazla kişinin Filistin Eylemi’ni desteklediği iddiasıyla gözaltına alındığı sanılıyor. Çoğu, “Soykırıma karşıyım, Filistin Eylemi’ni destekliyorum” yazılı pankart taşıdığı için gözaltına alındı.
Yaklaşık 2 bin 500 kişi hakkında dava açıldı. Yasağa karşı yürütülen hukuki mücadele sürdüğü için yargılamalar ilerlemiyor. Yüksek Mahkeme’nin davayı gelecek ay görmesi bekleniyor.
Ammori: İfade özgürlüğüne yönelik saldırıda yeni bir dip
Filistin Eylemi’nin kurucu ortaklarından ve grubun yasaklanmasına karşı dava açan Huda Ammori, gelişmeyi The Guardian’a değerlendirdi.
Ammori’ye göre Rooney’nin Britanya’da yayımlanamaması, Filistin Eylemi’nin yasaklanmasının ifade özgürlüğüne yönelik saldırıyı ulaştırdığı yeni bir dip noktası.
Rooney’nin mesleki ve maddi bedele rağmen tutumundan ödün vermediğini söyleyen Ammori, yazarı bu kararlılığı nedeniyle övdü.
Ammori, yazarın eserlerinin Britanyalı okurlara açık olması gerektiğini savunarak “Hiçbir yazar ilkeleri ile yayımlama özgürlüğü arasında seçim yapmak zorunda kalmamalı” dedi.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Amerika2 hafta önceBrezilya’da başkanlık seçimleri ikinci tura kaldı
Asya2 hafta önceÇin’de bankacılık reformu: 2025’te 670’ten fazla banka kapatıldı
Asya2 hafta önceJaponya Başbakanı Takaichi piyasaları harcama gündemi konusunda yatıştırmaya çalışıyor
Asya2 hafta önceAvustralya muhalefeti, ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisini” vaat etti
Asya2 hafta önceİmran Han’ın binlerce destekçisi Pakistan’ın başkentine yürüyüşe başladı










