Bizi Takip Edin

Diplomasi

AfD, ABD’ye çıkarma yapmaya devam ediyor

Yayınlanma

Almanya için Alternatif (AfD), uluslararası ittifaklar kurmak ve iç politikada yer edinme  amacıyla Donald Trump’ın MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) hareketi ile temaslarını yoğunlaştırdı.

AfD’den çok sayıda yetkili, son aylarda ABD’ye giderek üst düzey Cumhuriyetçilerle bir araya geldi ve göçü kısıtlama ve Avrupa’nın sosyal medyayı düzenleme çabalarına karşı ortak mücadele gibi konularda ortak bir amaç arayışına girdi.

Aralık ayında yaklaşık 20 parti üyesi, New York Genç Cumhuriyetçiler Kulübünün düzenlediği bir galaya katılmak için New York’a uçtu. Galada, AfD’nin dış politika sözcüsü Markus Frohnmaier bir ödülle onurlandırıldı.

Etkinlikte konuşan Cumhuriyetçi kulübün temsilcisi Dovid Holtzman, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’i, aşırı sağın iktidara gelmesini engellemek amacıyla ülkesinin siyasi “güvenlik duvarını yıkmaya” çağırdı.

Frohnmaier ise Amerikalı ve Alman “vatanseverleri” “kültürümüzü geri kazanmak” için bir ittifak kurmaya davet etti. Ayrıca şubat ayında ABD’li yetkilileri, Kongre üyelerini ve lobi gruplarını Berlin’e davet etme planlarını da açıkladı.

Frohnmaier, FT’ye verdiği demeçte, AfD’nin Joe Biden yönetimi sırasında yapıcı bir diyalog kurmakta “zorluklar” yaşadığını, fakat Trump’ın geçen yıl göreve geri dönmesiyle birlikte göç politikasından ifade özgürlüğüne ve toplumda ailenin rolüne kadar “içerik açısından birçok örtüşme” olduğunu söyledi.

AfD, ABD ile ilişkilerini güçlendiriyor

Aralık ayındaki gezide yer alan diğer kişiler arasında, AfD’nin finans sözcüsü Kay Gottschalk da vardı. Gottschalk, Washington’da Avrupa’nın “aşırı sağcıları” ile ilişkiler kuran Florida Cumhuriyetçi ve kongre üyesi Anna Paulina Luna ile bir araya geldi.

Görüşmenin ardından Luna, Alman ana akım partilerini AfD’yi “karalamaya, sindirmeye ve hatta bankalardan uzaklaştırmaya” çalışmakla suçladı. Luna, aşırı sağcı grubu “Amerika Birleşik Devletleri ile bağları güçlendirmek ve hükümetlerimiz arasında sağlıklı bir ilişki kurmak için gerçekten çaba sarf ettiği” için övdü.

ABD ile ilişki kurmaya çalışan bir başka AfD üst düzey ismi olan milletvekili Beatrix von Storch, ABD’li yetkililere büyük teknoloji şirketlerine karşı Avrupa’nın aldığı önlemleri destekleyen Alman politikacıların isimlerini verdiğini açıklayarak Berlin’deki yetkilileri dehşete düşürdü.

Von Storch, eylül ayında Ulusal Güvenlik Konseyi, Dışişleri Bakanlığı ve ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in temsilcileriyle görüşmek üzere Washington’a gitmişti. Hem AfD hem de Trump yönetimi, internet şirketlerini yasadışı içeriği daha iyi denetlemeye zorlayan AB’nin Dijital Hizmetler Yasasına şiddetle karşı çıkıyor.

Von Storch, FT’ye verdiği demeçte, ABD’de bağlantılar kurmanın bir nedeninin, partinin ülkesinde yoğun bir inceleme altında olduğu bir dönemde AfD’nin güçlü uluslararası dostlara sahip olmasını sağlamak olduğunu söyledi.

AfD, Venezuela işgaline destek vererek iç siyasette “normalleşiyor”

Şubat ayındaki parlamento seçimlerinde rekor bir ikinci sırada yer alan ve şu anda kamuoyu yoklamalarında düzenli olarak birinci sırada yer alan AfD, geçen yıl Almanya’nın iç istihbarat teşkilatı tarafından resmi olarak aşırı sağcı olarak sınıflandırıldı. Teşkilat, Müslümanlara ve göçmenlere yönelik tacizlerini ve onları toplumdan dışlama çabalarını gerekçe gösterdi.

Bu adım, Almanya hükümeti veya parlamentosunun anayasa mahkemesinden partiyi yasaklamayı düşünmesini isteyip istememesi konusunda şiddetli bir siyasi tartışma başlattı.

Merz ve merkez sağdaki Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU) ile Bavyera’daki kardeş partisinin diğer önde gelen isimleri bu fikre karşı çıktılar. Fakat von Storch, Merz’in Sosyal Demokratlarla kurduğu istikrarsız koalisyonun 2029’daki bir sonraki parlamento seçimlerine kadar devam etmesinin “imkansız” olduğunu ve bundan sonra ne olacağından korktuğunu söyledi.

AfD’nin ABD’deki güçlü müttefiklerinin gerekirse müdahale ederek “siyasi rakiplerimizin partimizi bastırmasını veya hatta yasaklamasını zorlaştırmasını” umduğunu söyledi.

Partinin diğer üst düzey isimleri, yasağa karşı bir sigorta poliçesi olarak MAGA hareketini desteklediği fikrini önemsizleştirdi. Bir parti sözcüsü, bunun ABD’deki temasların “birincil odak noktası” olmadığını belirterek, “AfD, bu konuyu öncelikle Almanya’da ele alması gerektiğinin farkında,” dedi.

Fakat partinin bir kanadı, özellikle eski Doğu Almanya’da, ABD’ye karşı köklü bir şüpheye sahip ve Rusya ve diğer Batı dışı ülkelerle ilişkiler kurmaya odaklanmış durumda.

AfD’nin iktidar yolu ABD’den mi geçiyor?

Doğu Almanya’nın Saksonya eyaletinden gelen eş başkan Tino Chrupalla, bu hafta Çinli yetkililerle görüşmek üzere Pekin, Şanghay ve Hong Kong’a bir haftalık bir geziye çıktı.

Öte yandan Chrupalla bile, geçen yıl ocak ayında Trump’ın göreve başlama törenine katılan üst düzey isimler arasındaydı. Takip eden haftalarda, AfD, şubat ayındaki Almanya seçimleri öncesinde ABD başkanının yakın çevresinden benzeri görülmemiş bir destek aldı. Partinin eş lideri ve şansölye adayı Alice Weidel, Tesla’nın kurucusu Elon Musk’ın desteğini kazandı ve Musk, Weidel’i kendi platformu X’te bir tartışma için ağırladı.

Vance, Şubat ayında Münih Güvenlik Konferansında Weidel ile bir araya geldi ve Avrupa’nın aşırı uçları önleyen “güvenlik duvarlarına” yönelik saldırısı Avrupalı yetkilileri şok etti.

Mayıs ayında, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, AfD’nin aşırı sağcı olarak sınıflandırılmasını kınayanlar arasında yer aldı ve bu hamleyi “gizli bir tiranlık” olarak nitelendirdi.

Weidel, henüz ABD’yi ziyaret etmedi. Bu durum, Trump ile görüşmek için beklediği yönünde spekülasyonlara yol açtı.

Yine de, Alman aşırı sağ ile Amerikan güç odakları arasındaki artan temas, bir zamanlar Cumhuriyetçilerin doğal ortakları olarak görülen Merz’in CDU üyelerinin endişesini çekiyor.

Partinin dış politika sözcüsü olan kıdemli milletvekili Jürgen Hardt, ocak ayında Washington’a yaptığı ziyaret sırasında, Cumhuriyetçi bağlantılarından bazılarının Maximilian adında birinden coşkuyla bahsettiğini duyunca şaşırdı.

AfD ve yeni iktidar stratejisi: Amerikan tarzı ‘sağ-sol’ ayrımı hedefleniyor

Daha sonra onların, Adolf Hitler’in SS’inin suçlarını küçümsemeye çalışmasıyla ünlü, AfD’nin en önde gelen isimlerinden Maximilian Krah’tan bahsettiklerini fark etti. Krah, Çin fonlarıyla ilgili kara para aklama ve yolsuzluk iddialarıyla ilgili bir soruşturmaya da karışmış durumda fakat kendisi bu suçlamaları reddediyor.

Hardt, CDU’nun hem Almanya’da hem de Atlantik’in ötesinde aşırı sağ partinin söylemlerine karşı koymak için çok çalışması gerektiğini söyledi ve “Almanya’daki insanlara AfD’nin Alman çıkarlarına hizmet etmediğini açıkça belirtmeliyiz,” dedi.

Öte yandan Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılması nedeniyle AfD, ABD ile arasına biraz mesafe koyma ihtiyacı duydu.

Weidel, bu hafta başında yaptığı açıklamada, “Trump, diğer ülkelere müdahale etmeme yönündeki temel seçim vaadini ihlal etti ve bunu kendi seçmenlerine açıklamak zorunda,” dedi.

Weidel’in yanında duran AfD’nin diğer lideri Tino Chrupalla, Trump’ın ülkenin “etki alanı” içinde Amerikan çıkarlarını takip ettiğini düşündüğü için onu kısmen savundu. Ama aynı zamanda, Trump’ın izlediği yaklaşımı da kınadı ve “Vahşi Batı yöntemleri burada reddedilmelidir ve amaç her zaman araçları haklı çıkarmaz,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English