Avrupa
AfD kongresi toplandı: ‘Völkisch’ ideolojisinin konsolidasyonu mu?

Almanya’da anketlerde hızlı bir yükselişle ikinci parti konumuna yükselen sağcı Almanya için Alternatif (AFD) yıllık kongresini ülkenin doğusundaki Magdeburg’da topladı. AfD, doğu Almanya’da anketlerde birinci parti olarak görünüyor.
6 Ağustos’a kadar sürece kongrede, AfD’nin 2024 yılında yapılacak Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerine katılacak listesi de onaylandı. Eski CDU’lu Saksonya Milletvekili Maximilian Krah, partinin 2024 listesinde birinci sırayı aldı. AfD’nin üst düzey yöneticileri ve partinin AP’de içinde yer aldığı Kimlik ve Demokrasi (ID) grubu arasında pek sevilmeyen fakat parti tabanı arasında popüler olan Krah, şu anda AB müfettişleri tarafından bir dolandırıcılık soruşturmasının konusu ve NATO’ya yönelik eleştirileri ve Rusya ve hatta Çin’e karşı uzlaşmacı tutumuyla tanınıyor. ID grubundaki üyeliği de askıya alınan Krah, Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ID üyesi Ulusal Birlik lideri Marine Le Pen yerine Éric Zemmour’a destek vermişti.
Krah defalarca masum olduğunu ve ‘savaş karşıtı’ görüşleri nedeniyle ‘organize bir karalama kampanyası’nın hedefi olduğunu savunsa da, bu yılın başlarında Çinli bir milletvekili yardımcısının ‘şüpheli faaliyetleri’ nedeniyle AfD’li arkadaşlarının eleştirilerine maruz kalmıştı.
Öte yandan Krah’ın parti içinde sevildiği anlaşılıyor. Maximilan Krah yüzde 65 oy oranıyla kongrede AP seçimlerinin birinci adayı olarak seçildi. Krah’ın etnomilliyetçi ‘völkisch’ düşüncesine sahip olmakla birlikte kendisini ‘weltläufig’ (küresel uyumluluk) olarak da nitelendirdiğine dikkat çekiliyor. AfD vekilinin, değeri 10 bin avrodan fazla bir Rolex takmaktan hoşlandığı da medyada dolaşan dedikodular arasında. Krah, Höcke’nin yanı sıra parti lideri Chrupalla’nın da desteğini alıyor.
Kongreden ID’ye üyelik kararı
Kongre, cuma günkü oylamada ID’ye katılma kararını da onayladı.
Eski Bundestag üyesi Roland Hartwig, “Avrupa Birliği demokratik olmayan bir yapıdır ve reform yapma kabiliyeti yoktur, AB projesi başarısız olmuştur,” dese de, ID’ye katılmakla Federal Yürütme Kurulu’nun artık diğer ülkelerden müttefiklerle birlikte ‘AB’nin varsayımları ve beceriksizliği’ ile içeriden mücadele etmek için yeni bir yaklaşım önerdiğini söyledi.
ID, Avusturyalı FPÖ ve Marine Le Pen liderliğindeki Fransız Ulusal Birlik ve İtalyan Lega gibi partileri içeriyor. Hartwig, katılımdan sonra bile AfD’nin tamamen özerk bir Alman partisi olarak kalacağını söyledi. ID programı AfD’nin pozisyonlarıyla örtüşüyor, ‘ulus devletlerin egemenliği’ vurgulanıyor.
Federal Yürütme Kurulu’nun büyük bir çoğunlukla kabul ettiği önergede şu ifadeler yer alıyor: “ID üyeleri, herkesin Avrupa’da benzersiz olan kendine özgü ekonomik, sosyal, kültürel ve bölgesel modellerini savunma hakkını tanır ve AfD’nin Avrupalı kardeş partileriyle daha ileri düzeyde ağ kurmak için çok uygun bir platformdur.”
ID ayrıca AB bütçesinden de fon alıyor.
Öte yandan parti içinden ID’ye üyeliğe itirazlar da geldi. Baden-Württemberg’deki AfD eyalet derneğinin eş başkanı Emil Sänze, ID’nin kötü bir fikir olduğunu söyledi ve “Güvenilirliğimizi kaybediyoruz,” uyarısında bulundu.
Parti içi kişisel fay hatları
Öte yandan Krah meselesinin buzdağının yalnızca görünen yüzü olduğu düşünülüyor. AB ve NATO’ya bakıştan AP seçimleri ile CDU ile koalisyona kadar bir dizi başlıkta, parti içindeki bölgesel ve ideolojik farklılaşmaların kongrede belirginleşeceği öne sürülüyor.
Kongrede AP listesi için, Thüringen AfD lideri ve partinin ‘şahin’ kanadından olduğu ileri sürülen Björn Höcke, kürsüden René Aust’u aday olarak gösterirken, Saksonya’nın bölgesel lideri ve aynı zamanda ‘völkisch’ akımının bir üyesi olan Jörg Urban mikrofonu aldı ve Baden-Württemberg’den Martina Böswald’ı rakip aday olarak önerdi. Bunun Höcke ile Urban arasında bir ‘savaş ilanı’ olduğu düşünülüyor.
Örneğin Krah’ın son yayınlanan ve Nazi hukukçusu Carl Schmitt’e olumlu atıfların yer aldığı kitabına yönelik bir eleştiri yayınlayan partidaşı Gegner Norbert Kleinwächter, ismi geçmeden Krah’ın ‘pislik’ sataşmalarına maruz kaldı.
Öte yandan, kongrede partinin daha ‘radikal’ sayılan ‘völkisch’ ekibinin kontrolüne girdiği de öne sürülüyor. Höcke de Urban da aynı kanada dahil ama şimdi bu ekip içindeki kişisel ayrılıklar da ön plana çıkıyor.
‘Avrupa Kalesi’, ‘Dexit’ (‘Deutschland exit’, Almanya’nın AB’den ayrılması), AB’nin feshi veya reforme edilmesi gibi çeşitli fikirler arasında kesin bir birlik ise sağlanamamış görünüyor. Üzerinde fikir birliğine varılan tek politika, şimdilik göçün engellenmesi.
Ayrıca delegelerin gelecek yılki Avrupa seçimlerine girecek NATO karşıtı adayları seçmesiyle parti içindeki Atlantik karşıtı grupların zaferinin de perçinlendiği düşünülüyor.
‘Ilımlılar’ ve ‘radikaller’? ‘Doğu’ versus ‘Batı’?
Krah’tan sonra ikinci sırada, eski Hür Demokrat (FDP) Petr Bystron yer aldı. 1987’de ailesiyle Çekoslovakya’dan Federal Almanya’ya göçen Bystron, 2018 yılında Güney Afrika’ya yaptığı bir ziyarette, paramiliter ‘Suidlanders’ grubunun atış talimlerine katılmıştı. Suidlanders, ırkçı apartheid rejiminde Güney Afrika Ulusal İstihbarat Servisinin (NIS) mensubu olan Gustav Zietsmann Müller tarafından 2006 yılında kurulan faşist bir örgüt.
Bununla birlikte, völkisch-milliyetçi ana akım içinde bile, özellikle AB’den ayrılma ve NATO ile ilişkiler konusunda Doğu ile Batı arasında uzlaşmaz farklılıklar olduğu vurgulanıyor.
Örneğin European Conservative’in kongre haberine göre, birçok kişi AfD’nin ideolojik olarak coğrafi hatlar boyunca bölünmüş olduğunu düşünüyor ve Batı’daki üyelerin, partinin seçim gücünün çoğunu aldığı eski Doğu Almanya’daki daha milliyetçi ve NATO karşıtı kollara göre ‘daha ılımlı olduğunu’ aktarıyor.
Aynı haberde, AfD’deki pek çok kişinin, Berlin’in Amerikan ve NATO savaş çıkarlarına fazla bağlı olduğunu ve bu durumun ülkenin geleceğini tehlikeye attığını savunduğunun altı çiziliyor. Fakat ‘ılımlılar’ ise sadece İtalya’daki Atlantik yanlısı Meloni hükümetinin seçim başarısını taklit etmeye çalıştıklarını söylüyorlar.
15 kişilik AP listesinde Maximilian Krah’ın yanı sıra partinin federal gençlik kolu Junge Alternative’in başkanı Tomasz Froelich, Petr Bystron, Irmhild Boßdorf, Arno Bausemer ve Siegbert Droese de dahil olmak üzere adayların yaklaşık yarısının Björn Höcke’nin etrafındaki aşırı sağcı ‘Der Flügel’ (Kanat) ekibinden olduğu görülüyor. Şu ana kadar Avrupa Parlamentosu’nda görev yapan AfD milletvekillerinden sadece üçü bu listede yer alıyor: Krah, Buchheit ve Andersson.
‘Ilımlı’ kanadın hamisi eş başkan Alice Wiedel için kongrenin ‘başarısızlık’ ile sonuçlandığı düşünülüyor. Lezbiyen kimliği ile bilinen Wiedel, ‘gökkuşağı teröründen’ bahseden Froelich’in konuşması sırasında salonu terk etti.
‘AB’nin feshedilmesi’ karardan çıkarılacak mı?
Öte yandan kongre öncesinde sızan karar metinleri arasında, AfD’nin ‘AB’nin feshedilmesi’ çağrısı yapacağı söyleniyordu.
Partinin gelecek yıl yapılacak AP seçimleri için hazırladığı program kongrenin önümüzdeki haftasonu yapılcaak ikinci bölümünde kabul edilecek. Taslakta hâlâ ‘AB’nin düzenli bir şekilde feshedilmesi’ talebi yer alsa da parti yönetimine göre bu, ‘editoryal bir dikkatsizlik’ nedeniyle metne girdi ve Magdeburg’daki toplantıda tekrar silinecek.
Öte yandan Björn Höcke, ifadenin metinde kalmasını istiyor ve bu konuda kürsüde kendisine söz verilmezse ‘isyan’ tehdidinde bulunuyor.
AP listesinde dördüncü sırada yer alan ve partinin ‘ılımlı’ kanadına mensup olduğu iddia edilen Christine Anderson da Almanya’nın AB’den derhal ayrılması çağrısında bulunmaya devam ediyor.
CDU’dan ‘AfD ile işbirliği’ çağrıları yükseliyor
AfD Eş Genel Başkanı Alice Weidel, Cumartesi sabahı yaptığı konuşmada, “Sadece bir güvenlik duvarını yıkmamız gerekiyor, o da CDU’nun Doğu’daki güvenlik duvarıdır,” diye konuştu. CDU’nun ilgili ‘duvarı’ kendi tarafından yıkma eğilimine girdiği de görülüyor. CDU’da sağa doğru bir kayış yaşanırken, giderek daha fazla sayıda üst düzey CDU’lu AfD ‘güvenlik duvarı’nın yıkılması çağrısında bulunuyor.
Berlin merkezli Apollo News dergisine verdikleri bir röportajda Thüringen’den CDU’lu siyasetçiler, parti lideri Friedrich Merz’i, AfD ile herhangi bir işbirliğini reddeden ‘güvenlik duvarı’ siyasetini bitirmeye çağırdılar.
CDU’nun Thüringen milletvekili olan ve uzun yıllar eyalet parlamentosu grubunun başkan yardımcılığını yapan Michael Heym, yirmi yılı aşkın bir süredir Thüringen’in güneyinde bölge yöneticiliği yapan Ralph Luther ve Schmalkalden-Meiningen CDU Başkanı Ralph Liebaug, partiyi yeni bir rota çizmeye çağıran siyasetçiler arasında yer alıyor.
Milletvekili Michael Heym, partisinin federal yönetiminin ‘güvenlik duvarı’ yanlısı tutumunu sert bir dille eleştirerek bu konuda en açık konuşan kişi oldu. CDU’nun AfD ile işbirliği yapması gerekip gerekmediği sorusuna ise açık bir ‘evet’ yanıtını verdi.
Thüringenli milletvekili, CDU’nun sağcı partiye karşı güvenlik duvarını ‘tam bir başarısızlık’ olarak nitelendirdi ve mevcut rotasında devam etmesi halinde ‘partinin parçalanacağını’ savundu.
‘Tamamen dışlama’ uygulamasının imkansız hale geleceğini savunan Heym, AfD’nin eyalet parlamentosundaki sandalyelerin üçte birini ele geçirdikten sonra ‘üçte iki çoğunluğun gerekli olduğu Thüringen’deki tüm önemli oylamaları engelleyebileceğini’ belirtti. Ardından da parlamentonun fiilen işlevini yitireceğini sözlerine ekledi.
Bölgedeki CDU’nun en etkili seslerinden biri olarak kabul edilen eski Bölge Yöneticisi Luther de benzer bir tonda konuşarak AfD’nin medya ve siyasetçiler tarafından ‘utanmazca önyargılı bir şekilde’ yansıtılmasının partinin hızlı yükselişine katkıda bulunduğunu öne sürdü.
“Özellikle Doğu’daki insanlar, siyasetçiler ya da medya tarafından kendilerine patronluk taslanmasına izin vermiyor. Bununla gurur duyuyorum,” diyen Luther, ‘AfD’nin seçmenler arasında hızla yükselişini açıklamanın’ tek yolunun bu olduğunu savundu.
“İki mahalleden oluşan, yaklaşık 700 nüfuslu küçük bir köyde yaşıyorum,” diye söze başlayan Luther şöyle devam etti: “Son eyalet ve federal seçimlerde AfD’nin oy oranı yüzde 33 ila 42 arasındaydı. Ben de spor, karnaval, tavukçuluk kulübü, cemaat ve kilise konseyinde aktif olduğum için bireylerin nasıl hareket ettiğini biliyorum. AfD seçmenlerinin ve sempatizanlarının hiçbiri Nazi değil ya da onların fikirlerini paylaşmıyor. Aksine, kulüplerde en aktif olanlar arasında yer alıyorlar.”
CDU lideri Merz de AfD ile belediyeler düzeyinde yapılacak işbirliklerini dışlamadığını söylemiş ama gelen tepkiler üzerine geri adım atmıştı.
Avrupa
Danimarka, Grönland’a ilk kez zorunlu asker konuşlandırıyor

Danimarka, Kuzey Kutbu’nda olası güvenlik tehditleri ve Ukrayna’daki savaş gerekçesiyle uyguladığı yeni zorunlu askerlik sistemi kapsamında yaklaşık 1,600 yeni erin 11 aylık hizmet süresini başlattı. Yeni askerlik döneminde erlerin ilk kez Grönland’a sevk edilerek profesyonel ordudan operasyonel görevleri devralması planlanıyor.
Danimarka, Kuzey Kutbu bölgesinde ABD ve Rusya kaynaklı güvenlik riskleri ile Ukrayna’daki savaşın yarattığı ortam gerekçesiyle askeri kapasitesini artırma adımlarını hızlandırdı.
Reuters’ın aktardığına göre ülke, yeni zorunlu askerlik düzenlemesi kapsamında yaklaşık 1,600 yeni eri 11 aylık hizmet süresi için silah altına aldı.
Yeni hizmet dönemi, Danimarka tarihinde ilk kez zorunlu askerlik kapsamındaki erlerin Grönland’a gönderilmesi hazırlıklarıyla eş zamanlı yürütülüyor.
Planlama çerçevesinde 100’den fazla erin Grönland’daki profesyonel askerlerden operasyonel görevleri devralacağı belirtildi.
Yeni silah altına alınan askerler, beş aylık temel eğitimin ardından altı ay boyunca operasyonel hizmet verecek.
Danimarka’da zorunlu askerlik prosedürü, 18 yaşına gelmiş ve sağlık şartlarını taşıyan tüm genç erkekler arasında çekilen kura yöntemiyle yürütülüyor.
Ancak Danimarka ordusunun insan kaynağı büyük oranda gönüllülerden oluşuyor.
Danimarka yönetimi 2024 yılında aldığı kararla dört ay olan askerlik süresini 11 aya çıkardı ve zorunlu askerlik uygulamasını ilk kez kadınları da kapsayacak şekilde genişletti.
Reuters’ın aktardığına göre Kopenhag, 2033 yılına kadar yıllık asker sayısını 5 bin seviyesinden 7 bin 500’e yükseltmeyi hedefliyor.
Zorunlu askerlik uygulaması Danimarka’nın yanı sıra bölge ülkeleri İsveç, Finlandiya ve Norveç ile Baltık ülkeleri Estonya, Letonya ve Litvanya’da da yürürlükte bulunuyor.
Grönland’a yönelik askeri planlama, ABD Başkanı Donald Trump’ın adaya ilişkin açıklamalarının ardından şekillendi. Trump’ın adayı ilhak etme yönündeki ifadeleri Kopenhag ve Nuuk yönetimleri tarafından reddedilmişti.
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinde ülkesinin “kendi toprakları dahil” ittifakın her karışını savunmaya hazır olduğunu bildirdi.
Trump’ın Grönland’a yönelik söylemleri bu yılın kış aylarında yeniden yoğunlaştı.
Danimarka’nın Danimarka Krallığı bünyesinde özerk bir bölge olan Grönland’ın güvenliğini sağlayamadığını savunan Trump, adanın ABD’nin ulusal savunması için gerekli olduğunu ileri sürdü.
Trump ayrıca adanın Rus ve Çin gemileriyle çevrili olduğunu iddia etti.
ABD’nin Kopenhag Büyükelçisi Kenneth Howery Mayıs ayında yaptığı açıklamada ABD Başkanı’nın adayı askeri güç kullanarak ele geçirme fikrinden vazgeçtiğini bildirdi.
Fakat Trump Temmuz ayında adaya yönelik talebini yineleyerek Washington’ın Grönland’a ihtiyacı olduğunu ifade etti.
Trump daha sonra Grönland’ın ikinci başkanlık döneminin sonu olan Ocak 2029’a kadar ABD kontrolüne geçebileceğini iddia etti.
Öte yandan Danimarka’nın Grönland’daki Birleşik Arktik Kuvvetleri Komutanı Søren Andersen Ocak ayında yaptığı açıklamada, adadaki Danimarka askeri varlığının ABD’den gelebilecek bir askeri tehdide karşı değil, Rusya’nın olası faaliyetlerine karşı odaklandığını belirtti.
Andersen, Avrupalı NATO müttefiklerinin Grönland’daki misyonunun uzun vadeli amacının “Rusya’yı uzak tutmak” olduğunu ekledi.
Andersen’in işaret ettiği “Arctic Sentinel” (Arktik Muhafızı) adlı NATO misyonu, ittifakın Kuzey Kutup bölgesindeki askeri varlığını güçlendirmeyi, deniz devriyelerini genişletmeyi ve Rusya ile Çin’in bölgedeki faaliyetlerine karşı koymayı amaçlıyor. Daimi nitelikteki operasyonun başlatıldığı 11 Şubat 2026 tarihinde resmen duyurulmuştu.
Avrupa
Söder: AfD’yi öylece ortadan kaldıramazsınız

CSU lideri ve Bavyera Başbakanı Markus Söder, Almanya için Alternatif’in (AfD) bir “Avrupa fenomeni” olduğunu söyleyerek, bu partinin “öylece ortadan kaldırılamayacağını” savundu.
Şansölye Friedrich Merz’in üye olduğu CDU’nun kardeş partisi CSU’nun en önemli ismi olan ve Alman ulusal siyasetinde de büyük bir rol oynayan Söder, ARD’ye verdiği mülakatta kendisini “demokrasi stabilizatörü” olarak nitelendirdi.
Mart ayında yapılan Bavyera yerel seçimlerinde, Söder’in liderliğindeki CSU oyların yüzde 32,5’ini aldı. Bu, 1950’lerden bu yana elde ettiği en kötü sonuçtu. CSU, 13 ilçe yöneticisi koltuğunu kaybetti.
Ayrıca son zamanlarda parti içinde de bir huzursuzluk yaşanıyor. Parti içi bir mektupta, CSU Genel Başkan Yardımcısı ve Avrupa Halk Partisi (EPP) Başkanı Manfred Weber, “aidiyet duygusunun eksikliğinden” bahsetti.
Söder ise durumu farklı görüyor. “Diğer tüm demokratik partilerle karşılaştırıldığında, biz açık ara en güçlüyüz,” diyen Bavyeralı, partisinin 2020 seçimlerindeki oy oranına yaklaşık olarak aynı seviyede kaldığını belirtti. Bu yerel seçimlerde CSU, 1,9 puanlık bir kayıp yaşadı.
Eyalet Başbakanı, Söder’in kendi destek oranları da dahil olmak üzere sonuçların pek parlak olmamasına rağmen, CSU’nun “bu çalkantılı zamanlarda istikrarın en büyük dayanağı” olduğunu söyledi.
Pandeminin zirve yaptığı döneme kıyasla, en son ARD DeutschlandTrend’in nisan ayında yaptığı ankette Söder’in destek oranı yüzde 58’den yüzde 27’ye düştü.
AfD, Bavyera’da yüzde 12,2’ye ulaşarak (yüzde 7,5’lik bir artışla) önemli bir ilerleme kaydetmiş olsa da, Söder, “AfD’yi öylece ortadan kaldıramazsınız,” dedi.
Anayasa Koruma Dairesi tarafından “aşırı sağcı” olarak sınıflandırılan partinin, “Avrupa çapında bir olgu” olduğunu kaydeden Söder, AfD ile mücadele etmek için onu taklit etmenin de mümkün olmadığını savundu.
CSU lideri Söder’in bakış açısına göre, sert bir göç politikası, AfD’yi olabildiğince küçük tutmanın yollarından biri.
Almanya’ya gelen göçmen sayısı önemli ölçüde azalmış olsa da, “burada hâlâ aslında ikamet hakkı olmayan çok sayıda insan var.”
Söder, bu kişilerin “geri gönderilmesi” gerektiğini belirterek, daha fazla sınır dışı edilme uygulamasını savundu.
Buna ek olarak, ekonominin canlandırılması gerektiğini kabul ediyor. Söder, BMW’de yakın zamanda açıklanan 8.000 kişilik işten çıkarma kararına rağmen, Bavyera’da bu konuda işlerin iyi gittiğini savundu.
Bavyera’nın “en güvenli, en güçlü ve en yenilikçi” eyalet olduğunu ileri süren Başbakan, eyalet ekonomisini nasıl canlandırmayı planladığını tam olarak belirtmedi.
Bavyera’nın iktisadi açıdan en güçlü eyaletler arasında yer aldığı doğru olsa da gayri safi yurtiçi hasıla açısından Kuzey Ren-Vestfalya, Bavyera’nın önünde birinci sırada. Kişi başına GSYİH açısından ise Hamburg, Bavyera’nın önünde.
Genel rekabet koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini söyleyen Söder, “Daha az çalışmalıyız ya da daha erken emekli olmalıyız” gibi önerilerin uzun vadede işe yaramayacağını ileri sürdü.
Daha uzun süre çalışmak ve daha geç emekli olmak konusunda ise herkes aynı fikirde değil. Thüringen, Saksonya-Anhalt ve Saksonya eyalet başbakanları, insanların 45 yıllık prim ödemesinin ardından emekli olmalarına izin verilmesine karşı çıktılar.
Söder, bu öneriyi “biraz şaşırtıcı” olarak nitelendirdi ve Emeklilik Reformu Komisyonu’nun tüm nesiller için “çok uzun vadeli emeklilik istikrarı” sağlayacak planlar sunduğunu belirtti. CSU lideri, tüm emeklilik paketinin şimdi bozulma riski taşıdığını düşünüyor.
Şansölye Friedrich Merz, emeklilik tartışmaları ve her şeyden önce kabinesindeki çalkantılı yeniden yapılanma nedeniyle, kısmen kendi saflarından bile, eleştirilere maruz kaldı.
Fakat CSU lideri Söder, ona destek verdi. Önemli olanın, hükümetin bir bütün olarak sağlam durması olduğunun altını çizen Bavyeralı, hükümetin “çok, çok iyi” bir şekilde ayakta durduğunu, Merz’in de “çok, çok istikrarlı ve güçlü” olduğunu, şu anda ihtiyaç duyulan şeyin “boş laflar değil, birlik” olduğunu söyledi.
Eyalet Başbakanı, Ilse Aigner’in Federal Cumhurbaşkanı olarak değerlendirilmesi yönündeki görüşünü bir kez daha dile getirdi.
Bu sefer bir kadını Federal Cumhurbaşkanı olarak seçmenin “çok iyi bir fırsat” olduğunu söyledi. Nihayetinde, CDU/CSU’nun bunu birlikte tartışması gerekecek. Söder, SPD’den şimdiden “çok olumlu sinyaller” aldığını söyledi.
Avrupa
Tuna’da rekor kuraklık bölgeyi vurdu: Nükleer santraller durdu

Tuna Nehri’ndeki rekor kuraklık nedeniyle Romanya, Cernavodǎ Nükleer Santrali’ne soğutma suyu yönlendirmek amacıyla nehirdeki kayaları askeri patlayıcılarla havaya uçurdu. Komşu Macaristan ise tek nükleer santralindeki üretimi yarıdan fazla düşürdü. Aşırı sıcaklar ve kuraklık, bölge genelinde ciddi bir enerji krizini tetikledi.
Romanya deniz kuvvetleri, kuraklığın vurduğu Tuna Nehri’nden ülkenin çalışan tek nükleer reaktörüne hayati önemdeki soğutma suyunu yönlendirebilmek amacıyla kontrollü bir patlatma operasyonu gerçekleştirdi.
Komşu Macaristan ise ülkenin tek nükleer santralinden yalnızca iki gün daha elektrik üretebileceğini açıkladı.
Tuna Nehri’ndeki su seviyelerinin tarihi dip noktaya gerilemesi, bölge genelinde enerji krizi endişelerini tırmandırırken Macaristan ve Romanya, nehir sularıyla soğutulan nükleer reaktörlerini ilk kez kapatmak zorunda kaldı.
Romanya, Cernavodǎ Nükleer Santrali’nde reaktör kapatılmasına yol açan düşük su seviyeleri ve elektrik üretimindeki düşüş nedeniyle ağustos ayı boyunca ülke çapında olağanüstü hal ilan etti.
Adevărul gazetesinin aktardığına göre askeri operasyonda 180 kilogram patlayıcı kullanıldı.
Su akışını engelleyen dev bir kayanın havaya uçurulduğu patlama sırasında nehirde metrelerce yükseklikte su sütunu oluştu.
Romanya Savunma Bakanı Radu Miruțǎ, 3 Ağustos 2026 Pazartesi günü yaptığı açıklamada “Nükleer santralin çarşamba veya perşembe gününden sonra çalıştığı her gün bir kazançtır. Santralin tek bir gün dahi çalışması, bu operasyonun maliyetinden üç kat daha verimlidir” diye konuştu.
Uzmanlar, gerçekleştirilen kontrollü patlatmanın yetkililere geçici bir set kurma imkanı tanıyacağını, böylece Cernavodǎ’da aktif kalan tek reaktöre giden kanala daha fazla su aktarılacağını belirtti.
Her iki ülkenin tek nükleer santrallerinin kapasite düşürmesi nedeniyle Macaristan ve Romanya, sıcak dalgasının elektrik talebini artırmasıyla birlikte pahalı elektrik ithalatına yöneldi. İki ülke de reaktör soğutma sistemi için Tuna Nehri’nin suyunu kullanıyor.
Macaristan’da SSCB döneminden kalan 44 yıllık Paks Nükleer Santrali’nde de üretim düşürüldü. Normal şartlarda ülke elektriğinin neredeyse yarısını sağlayan santral, şu anda kapasitesinin yarısından daha düşük bir seviyede çalışıyor.
Yetkililer daha önce Paks santralini pazar günü kapatmak zorunda kalabileceklerini duyurmuş, ardından tesisin pazartesi veya salı gününe kadar düşük kapasiteyle çalışabileceğini açıklayarak enerji arzında kısa süreli bir rahatlama sağlamıştı.
Macaristan Başbakanı Péter Magyar, santralin önümüzdeki hafta tamamen kapatılmasının beklendiğini bildirdi. Tuna Nehri’ndeki su seviyesinin reaktör soğutma sistemleri için yetersiz kalacağı tahmin edildiğinden, kapatma kararının birkaç hafta sürebileceği ifade edildi.
Magyar, X hesabından yaptığı paylaşımda “Pazartesi gününden itibaren bir enerji krizi durumu ortaya çıkabilir. Daha ağır sonuçların önüne geçmek için koordineli adımlara ve tasarrufa ihtiyaç duyulacak. Herkesin desteğini bekliyoruz!” ifadelerini kullandı.
Açıklamasını sürdüren Magyar, “Bugün ve belki yarın 240 megavat üreten son türbin çalışmaya devam edebilir. Tüketimin en yüksek olduğu günlerden birinde santralin tamamen durmasının önüne geçilmesi çok iyi bir haber” dedi.
Magyar, şirketlerin ve halkın gönüllü kısıntıları sayesinde pazar günü elektrik talebinin 700 megavat azaldığını ve şebeke üzerindeki baskının hafiflediğini belirtti.
Gönüllü kısıntılara katılan ilaç şirketi Richter, önümüzdeki üç hafta boyunca elektrik tüketimini yüzde 50’den fazla azaltacağını duyurdu.
Sırbistan’da da Tuna Nehri’ndeki rekor düşüş ülkenin ana hidroelektrik santralini yüzde 20 kapasiteyle çalışmaya zorladı. Başbakan Djuro Macut, pazartesi günü enerji sorunlarına odaklanan acil bir toplantıya başkanlık etti.
Önemli bir yağış beklenmediği için Tuna Nehri’ndeki su seviyelerinin önümüzdeki günlerde veya haftalarda yükselmesi öngörülmüyor.
Toplam 10 ülkeden geçen nehrin bazı kesimlerinde su seviyesi tarih boyunca kaydedilmiş en düşük noktalara geriledi.
Çekilen nehir suları kayaları, gemi batıklarını, İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma bir bombayı ve bir mamut fosilini ortaya çıkardı.
Tarih öncesi döneme ait kemikler, Bulgaristan’ın kuzeyindeki Ryahovo köyü sakini bir kişi tarafından ortaya çıkan nehir yatağında bulundu.
Yakındaki Rusçuk kentinde bulunan bölge tarih müzesinden uzmanlar inceleme yapmak üzere bölgeye sevk edildi.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi5 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü










