Avrupa
Alman akademisyen Guérot’nun hukuk mücadelesi Federal Mahkemeye taşındı

Bonn Üniversitesi tarafından intihal gerekçesiyle işine son verilen siyaset bilimci Prof. Dr. Ulrike Guérot, davasını Almanya Federal İş Mahkemesine taşıdı. Yayınevi Westend Verlag, yazarına tam destek verdiğini açıklayarak, davanın Almanya’daki bilim ve ifade özgürlüğü için bir sınav niteliği taşıdığını belirtti.
Berlin merkezli Westend Yayınevi, yazarları Prof. Dr. Ulrike Guérot’nun Bonn Üniversitesine karşı açtığı işe iade davasına ilişkin basın açıklaması yayımladı.
Yayınevi, ifade özgürlüğünün yayıncılığın temelini oluşturduğunu vurgulayarak Guérot’ya desteğini bildirdi.
Açıklamada, Goethe’nin 1825 tarihli “Ama gördüm ki, çoğu kişi için bilim, sadece ondan geçindikleri sürece bir anlam ifade ediyor ve hatta varlıklarını borçlu oldukları yanılgıyı ilahlaştırıyorlar” sözüne yer verildi.
Hukukçular: Kararlar hukuken sorunlu
Pek çok hukukçuya göre, Bonn İş Mahkemesi (24 Nisan 2024) ve Köln Eyalet İş Mahkemesi (30 Eylül 2025) tarafından verilen kararlar hukuki açıdan sorunlar içeriyor.
Bu nedenle Prof. Dr. Guérot ve avukatları Tobias Gall ile Christian auf der Heiden, Eyalet İş Mahkemesinin kararını yeniden inceletmek üzere tüm hukuki yolları kullanma kararı aldı.
Karara karşı Federal İş Mahkemesine temyiz yolunun açılması için başvuru yapıldı.
Prof. Dr. Guérot’nun bu süreçteki temel amacının, Bonn Üniversitesine yönelik “kasıtlı aldatma” suçlamasını reddetmek olduğu belirtildi.
Westend Yayınevi, bu girişiminde Guérot ve avukatlarını desteklediğini açıkladı.
Dava Avrupa Konseyi’nin gündeminde
“Guérot Vakası” olarak anılan süreç, ulusal ve uluslararası basında geniş yer buldu. Thomas Fazi’nin kaleme aldığı “Devlet Düşmanı mı?” başlıklı makale, bu yayınlardan biri oldu.
Bu gelişmelerin ardından dava, Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan bir rapora örnek olay olarak dahil edildi.
Strazburg’daki Siyasi İşler ve Demokrasi Komitesi, “İfade özgürlüğünü güçlendirmek: demokratik toplumların pekiştirilmesi ve geliştirilmesi için bir zorunluluk” başlıklı bir çalışma hazırlıyor.
Bu yılın mayıs ayında hazırlanan ön raporun nihai hâlinin önümüzdeki ay yayımlanması bekleniyor.
Öte yandan yayınevi, Prof. Frauke Brosius-Gersdorf vakası gibi bilinen diğer davalarla karşılaştırma yapılarak, siyasi duruşa bakılmaksızın yalnızca hukuki ölçütlerin esas alınması gerektiğini savundu.
Saygın Alman siyaset bilimci Ulrike Guérot nasıl ‘devlet düşmanı’ ilan edildi?
Yayınevi: Bilim özgürlüğü temel bir haktır
Westend Yayınevi, 2024 yılında Heike Egner ve Anke Uhlenwinkel’in “Rahatsızlık veren gitmeli” başlıklı ampirik çalışmasını yayımlamıştı.
Çalışma, son yıllarda ideolojik farklılıklar nedeniyle üniversitelerinden uzaklaştırılan bilim insanlarının durumunu inceliyordu.
Yayınevi, Almanya’daki ifade ve bilim özgürlüğüne yönelik her türlü kısıtlamaya karşı olduğunu belirtti. Bu duruşun, güncel çalışmalarla da desteklendiği ifade edildi.
ZEIT/Allensbach tarafından hazırlanan 2023 Özgürlük Endeksi’ne göre, Almanların yalnızca yüzde 40’ı düşüncelerini özgürce ifade edebildiğine inanıyor.
Westend Yayınevi’nin sahibi Markus J. Karsten, Guérot’nun başvurusuna verdikleri destekle bilim özgürlüğü adına bir duruş sergilemek istediklerini söyledi.
Karsten, “Kitabın yüzde ikisinden daha azını oluşturan birkaç atıf hatası intihal olarak değerlendirilirse, popüler bilim literatürünün büyük bir kısmını aynı şüphe altına almak gerekir” diye konuştu.
Avukatlar: Mahkeme yetkisini aştı
Prof. Dr. Ulrike Guérot’nun avukatları Christian auf der Heiden ve Tobias Gall da sürece ilişkin ayrı bir basın açıklaması yayımladı.
Açıklamada, siyaset bilimci Guérot’nun, Köln Eyalet İş Mahkemesinin 16 Mayıs 2025 tarihli kararına karşı Federal İş Mahkemesine başvurduğu bildirildi.
Avukatlar, mahkemenin temyiz başvurusunu reddetme kararının hukuken hatalı olduğunu ve bilim özgürlüğüne ciddi bir müdahale teşkil ettiğini vurguladı.
Köln Eyalet İş Mahkemesi, Bonn Üniversitesinin sözleşmeyi feshetme kararını onaylamış ve başvuru sürecindeki intihal suçlamasını davranışa dayalı bir fesih için yeterli görmüştü.
Guérot’nun avukatları, mahkemenin akademik pratik ve Anayasa’nın 5. maddesinin 3. fıkrasında güvence altına alınan bilim özgürlüğü gibi temel konuları bütünüyle göz ardı ettiğini belirtti.
Açıklamada, mahkemenin kendi uzmanlığı olmamasına rağmen bilimsel bir kurul gibi davrandığı ve dışarıdan uzman görüşü almadan “iyi bilimsel uygulama ilkeleri” hakkında karar verdiği ifade edildi.
Guérot’nun avukatı Gall: Karar tehlikeli bir emsal
Avukatlar, mahkemenin kararına dayanak olan intihal iddialarının, ilgili eserlerin yüzde ikisinden daha az bir bölümünü oluşturduğunu vurguladı.
Bu kadar düşük bir oranın profesörlük başvurusunda aldatma kastı taşıdığı sonucunun hukuken savunulamaz ve gerçeklikten uzak olduğu kaydedildi.
Ayrıca kararın, söz konusu yayınların klasik akademik yeterlilik çalışmaları değil, geniş bir kitleye yönelik siyasi denemeler olduğu gerçeğini de görmezden geldiği belirtildi.
Prof. Dr. Guérot’nun avukatı Tobias Gall, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Köln Eyalet İş Mahkemesinin kararı, sonuçları itibarıyla bilim özgürlüğü açısından son derece sorunludur. Bir mahkemenin, hiçbir siyaset bilimi uzmanlığı olmadan bilimsel değerlendirme konularına müdahale ederek ve orantılılık ilkesini tamamen gözden kaçırarak bir profesörün işten çıkarılmasını geçerli bulması, tehlikeli bir emsal teşkil etmektedir. Hukuki değerlendirme ile bilimsel özgürlük arasındaki gerekli ayrımı yeniden tesis etmek için müvekkilimizin haklarını Federal İş Mahkemesi önünde kararlılıkla savunacağız. Bu sadece Prof. Dr. Guérot’nun değil, ifade ve bilim özgürlüğüne hâlâ değer veren herkesin çıkarınadır.”
Başvurunun süresi içinde Erfurt’taki Federal İş Mahkemesine yapıldığı ve Bonn Üniversitesinin fesih kararının henüz kesinleşmediği bilgisi paylaşıldı.
Avrupa
NATO, Avrupa’daki nükleer silah yığınağını artıyor

NATO, Avrupa’da nükleer silahlanmayı daha da artırmaya hazırlanıyor ve Rusya sınırına yakın bölgelerde nükleer silah konuşlandırılmasını değerlendiriyor.
Geçen hafta, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Avrupa kıtasına ek ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasını ihtimal dışı bırakmadı.
German Foreign Policy’nin aktardığı uzmanlara göre, yeni ABD nükleer bombaları Birleşik Krallık’ta halihazırda konuşlandırılmış durumda.
Finlandiya ve Litvanya da dahil olmak üzere Rusya sınırında veya sınırına yakın ülkeler, olası ek konuşlandırma yerleri olarak gündeme getiriliyor.
Bunu mümkün kılmak için Litvanya anayasasında değişiklik yapıyor. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ise kısa süre önce bu adımı onayladığını belirtti.
Rutte, “nükleer silaha sahip Rusya” göz önüne alındığında planın oldukça “hassas” olduğunu kamuoyuna açıkça kabul etti.
ABD, Büchel’de depolanan bombaları, “taktik” amaçlarla kullanılabilen yeni B61-12 modeliyle değiştirerek nükleer savaş eşiğini düşürdü.
Büchel’in nükleer kapasitesini modernize etmek için gerekli yenileme çalışmaları milyarlarca dolara mal oluyor.
Aynı zamanda Fransa da Almanya ile koordineli olarak ulusal nükleer kapasitesini geliştiriyor.
Rutte’den nükleer caydırıcılık vurgusu
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 21–22 Nisan tarihlerinde İstanbul’da üye ülkelerden yaklaşık 150 uzmanı bir araya getiren bu yılki NATO Nükleer Politika Sempozyumu’nda, NATO’nun sadece konvansiyonel değil, nükleer yeteneklerini de geliştirmeye devam edeceğini zaten ima etmişti.
Rutte o sırada, “büyük istikrarsızlık dönemlerinde nükleer caydırıcılığın öneminin arttığını” söylemiş, bu nedenle caydırıcılığın “inandırıcı, güvenli ve etkili” kalmasının sağlanması gerektiğine işaret etmişti.
Bu bağlamda, “NATO’nun nükleer duruşunun kötüleşen güvenlik ortamına nasıl daha fazla uyum sağlaması gerektiği de dahil olmak üzere” “önemli kararlar” alınması gerekeceğini belirtmişti.
Rutte, o dönemde NATO’nun modernizasyonu kapsamında nükleer konulara ilişkin çalışmaların halihazırda devam ettiğini kaydetmiş; “nükleer silaha sahip Rusya” ile çatışmanın “tırmanma” riski göz önünde bulundurulduğunda bunun özellikle “hassas” bir konu olduğunu ifade etmişti.
İki ay sonra, 18 Haziran’da Brüksel’de düzenlenen olağan yıllık toplantının ardından NATO Nükleer Planlama Grubu, şu anda “NATO’nun nükleer yeteneklerini modernize etme” ve “nükleer planlama yeteneklerini güçlendirme” sürecinde olduğunu yeniden teyit etti.
Grup, gerekli “yeteneklere” bu doğrultuda “yatırım” yapacağını da ekledi.
Nükleer yeteneklerin modernizasyonu: Savaş riski arttı
Halihazırda devam etmekte olan modernizasyon, bir yandan “nükleer paylaşım” kapsamında beş Avrupa ülkesinde depolanan eski ABD nükleer bombalarının yenileriyle değiştirilmesini içeriyor.
Üst düzey askeri yetkililerin açıklamalarının da gösterdiği ve uzmanların da doğruladığı üzere, bu süreç artık tamamlandı.
Spesifik olarak, eski B61 bombaları yeni B61-12 modelleriyle değiştirilmiş durumda.
B61-12’ler, önceki modellere kıyasla önemli ölçüde daha isabetli; ayrıca ölçeklendirilebilir, yani farklı patlayıcı güç seviyelerinde konuşlandırılabilir.
Uzmanların da doğruladığı üzere, bu durum prensipte bu bombaların “taktik” amaçlarla da kullanılabileceği anlamına gelir.
Yani örneğin, düşman komuta merkezlerini ve diğer askeri altyapıyı imha etmek için olduğu kadar, düşman kuvvetlerinin yoğunlaştığı bölgeleri de yok etmek için kullanılabilirler.
Prensipte savaş alanında kullanılması bile düşünülebilir. Bu durum, bombaların kullanım eşiğini düşürüyor ve nükleer savaş riskini artırıyor.
Söz konusu ABD bombaları, Eifel bölgesindeki Büchel’deki hava üslerinde, Belçika’daki Kleine Brogel’de, Hollanda’daki Volkel’de, İtalya’daki Aviano ve Ghedi’de ve Türkiye’deki İncirlik’te konuşlandırılmış durumda.
Uzmanlara göre, şu anda herhangi bir anda kullanıma hazır toplamda yaklaşık 100 nükleer bomba bulunuyor. Büchel için şu ana kadar belirtilen rakam 20
Nükleer bomba modernizasyonunda F-35 faktörü
Yeni B61-12 bombalarına geçiş, başka modernizasyon önlemleriyle birlikte gerçekleşiyor. Bunlar arasında özellikle yeni ABD yapımı F-35 avcı uçaklarına geçiş yer alıyor.
Nükleer paylaşım programına dahil olan tüm silahlı kuvvetler halihazırda F-35 uçaklarına sahip ya da bunları edinme sürecinde.
Buna, 10 milyar avro karşılığında 35 adet F-35 uçağı satın alan Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) de dahil.
F-35’leri işletmek için Büchel Hava Üssü’nün kapsamlı bir yenileme sürecinden geçmesi gerekiyor.
Diğer hususların yanı sıra, görev kontrolü için tamamen yeni bir altyapıya ihtiyaç duyuluyor. Yenileme çalışmalarının en geç 2027 yılına kadar tamamlanması planlanıyor.
Yoğun zaman baskısı ve ABD’nin belirli güvenlik şartları (örneğin, Çin’de üretilen çeliğin bile kullanılamaması gibi) şu anda maliyetleri hızla artırıyor.
İlk planlarda maliyetin 700 milyon avronun biraz üzerinde olacağı öngörülürken, kısa sürede bu rakam 1,1 milyar avroya çıktı.
Geçen temmuz ayında Savunma Bakanlığı, nihai maliyetin muhtemelen iki milyar avroya kadar çıkabileceğini kabul etti.
Haziran ayında, inşaat çalışmaları nedeniyle geçici olarak Nörvenich’e taşınan Tornado jetleri Büchel’e geri dönebildi.
Haberlere göre, yenileme çalışmalarının 2030 yılına kadar tamamen tamamlanması beklenmiyor.
Rusya sınırına NATO nükleer silahları gidebilir
Cuma günü bildirildiği üzere, NATO devam eden nükleer silahlanma çabalarının bir parçası olarak yeni konuşlandırma üsleri kurmayı da değerlendiriyor.
Birleşik Krallık’ta bu planın halihazırda uygulamaya konulduğu bildiriliyor. Daha geçen yaz, silah karşıtı aktivistler, B61-12 bombalarının Cambridge’in kuzeydoğusundaki Lakenheath Hava Üssü’ne nakledildiğine dair net kanıtlara sahip olduklarını belirtmişlerdi.
Bu, 2008’den bu yana ilk kez Birleşik Krallık’ta ABD nükleer silahlarının depolandığı anlamına geliyor.
Uzmanlar artık genel olarak ABD nükleer bombalarının Lakenheath’e ulaştığını varsayıyor.
2021 yılında bu hava üssü, Avrupa’da ABD’ye ait F-35 savaş uçaklarını barındıran ilk üs olmuştu. Yeni B61-12’lerle birlikte Birleşik Krallık, Avrupa’da ABD nükleer bombalarını depolayan altıncı ülke konumuna geldi.
NATO Genel Sekreteri Rutte’nin dpa’ya verdiği röportajda bu olasılığı açıkça dışlamaması nedeniyle, diğer ülkeler de bu örneği takip edebilir.
Bahsedilen olası yerler arasında Finlandiya, Litvanya ve Polonya bulunuyor; bu ülkelerin tümü Rusya sınırında ya da sınırına yakın konumda yer alıyor.
Litvanya kısa süre önce anayasasından nükleer silah konuşlandırma yasağını kaldıracağını duyurdu.
Cumhurbaşkanı Gitanas Nausėda, temmuz ayı başında Berlin’de yaptığı açıklamada, amacın “nükleer caydırıcılık için tüm seçenekleri kullanmak” olduğunu belirtti.
Şansölye Friedrich Merz de bu adımı onayladığını belirtti.
Avrupa’ya ilave 100 ila 150 B61-12 nükleer bombası konuşlandırılacak
Uzmanlar, Avrupa’da toplam 100 ila 150 adet ek B61-12 nükleer bombasının konuşlandırılabileceğini tahmin ediyor.
Aynı zamanda Fransa da nükleer silah stokunu artırma planlarını açıkladı. Paris, Rusya’yı “karanlıkta bırakmak” amacıyla kesin sayıyı açıklamak istemiyor.
Haberlere göre NATO da planlanan nükleer silahlanma konusunda ayrıntı vermemeyi düşünüyor. Bunun nedeni de yine Moskova’da belirsizlik yaratmak olarak gösteriliyor.
Bu durum stratejik bir avantaj olarak lanse ediliyor olsa da, aslında Avrupa’daki belirsizliği daha da artırıyor. Çünkü Rusya’nın Batı Avrupa’ya daha yakın yerlere nükleer silah konuşlandırarak aynı şekilde karşılık vermesi ve dolayısıyla Batı’yı da karanlıkta bırakması son derece muhtemel.
Bu durum, ABD’nin tüm ilgili anlaşmaların süresinin dolmasına izin vererek nükleer silah kontrolünü sistematik olarak baltalamasının ardından yaşanıyor.
Son olarak, bu yıl 5 Şubat’ta resmi olarak yürürlükten kalkan Yeni START Anlaşması da buna dahil.
Nükleer Silahların Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Kampanya (ICAN) temsilcisi Alistair Burnett, “Artık yürürlükte olan tek bir nükleer silah kontrol anlaşması bile yok,” diyor.
Avrupa
Masonlar genç üye avında: Giriş yaşı 40’ın altına düştü

İngiltere’deki masonlar, giderek yaşlanan üye profilini yenilemek amacıyla kapılarını gençlere açtı ve üniversite yapılanmalarına ağırlık verdi. Birleşik Büyük Loca, yürütülen açık kapı günleri ve sosyal medya kampanyaları sayesinde yeni katılanların yüzde 47’sinin 40 yaş altı kişilerden oluştuğunu duyurdu.
İngiliz masonları, üye profilinin hızla yaşlanması üzerine örgütlenme stratejisinde köklü değişikliğe giderek genç nüfusu bünyesine katmak için harekete geçti.
Financial Times gazetesinin haberine göre, geleneksel kapalılığıyla bilinen yapı, toplumla daha açık ilişki kurma yolunu seçti.
İngiltere ve Galler Birleşik Büyük Locası (UGLE) verilerine göre, geçmişte yaklaşık 500 bin olan üye sayısı günümüzde 175 bin seviyesine kadar geriledi.
UGLE Büyük Sekreteri Adrian Marsh, yeni katılımcı kazanımının teşkilatın uzun vadeli varlığını sürdürebilmesi için temel bir zorunluluk haline geldiğini kaydetti.
Sayıları giderek azalan örgüt, son yıllarda gençlere ulaşmak amacıyla üniversitelerde özel localar kurmaya başladı. Öğrenci oryantasyon dönemlerinde etkinlikler düzenleyen ve halka açık günler ilan eden geleneksel yapı, geçmişte yalnızca üyelere açık olan tarihi binaları ile tören simgelerini ziyarete açtı.
Uygulanan yöntemler sonucunda, organizasyona yeni girenlerin yüzde 47’sini 40 yaş altı bireyler oluşturdu. Bu oran 2020 yılında yüzde 45 seviyesindeydi.
17’nci yüzyıldan bu yana varlığını sürdüren ve dünya genelinde yaklaşık 6 milyon üyesi bulunan yapı, kendisini felsefi, hayırsever ve ilerici bir kardeşlik örgütü olarak tanımlıyor.
Yapı, ana hedeflerini “ahlaki gelişim” ve dünyayı tanıyarak daha iyiye taşıma çabası olarak açıklıyor.
Şeffaflaşma adımlarına karşın, organizasyonun İngiltere’deki devlet kurumları ve ticari ağlar üzerindeki olası nüfuzuna dair tartışmalar sürüyor.
Yürütülen bir araştırmada, Londra Finans Merkezi (City of London) Belediye Meclisi üyelerinin yaklaşık üçte birinin masonik bağlarını beyan ettiği ortaya çıktı.
Süreç içerisinde Londra Emniyet Teşkilatı, olası çıkar çatışmalarının önüne geçmek amacıyla personeline geçmişteki ya da mevcut masonluk bağlarını bildirme zorunluluğu getirdi.
Masonların bu kararı iptal ettirmek için mahkemeye yaptığı başvuru reddedildi.
Glasgow Üniversitesi bünyesinde çalışmalarını sürdüren tarihçi Andrew Prescott, genç üye bulma sıkıntısının yaklaşık yarım asırdır devam ettiğini belirtti.
Prescott, modern gençliğin asırlık karmaşık ritüelleri öğrenmek yerine, daha esnek kuralları bulunan kulüpleri tercih ettiğini vurguladı.
The Telegraph gazetesinin ocak ayındaki haberine göre, İngiltere’deki localar üye toplamak amacıyla Facebook ve benzeri sosyal medya platformları üzerinden ilk kez geniş çaplı sponsorlu reklam kampanyaları başlattı.
Country genelindeki birimler, yayınladıkları ilanlarla doğrudan üyelik çağrısında bulundu.
Avrupa
BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.
Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:
“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”
Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.
İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.
BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.
Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.
Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.
O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.
Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.
Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü











