Avrupa
Alman-Fransız nükleer gücü yola çıkıyor

Almanya ve Fransa’nın Avrupa’da ortak bir “nükleer şemsiye” kurma planları ilerliyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a göre, Fransa gelecekte Forces aériennes stratégiques’i (nükleer silahların olası kullanımı için görevlendirilmiş Fransız Hava Kuvvetleri birimleri) diğer Avrupa ülkelerine taşıyacak.
Macron, bunun Fransız nükleer caydırıcılığına “yeni bir stratejik derinlik” kazandıracağını ileri sürdü ve ayrıca, Fransa’nın “hayati çıkarlarının” “Avrupa boyutunu” da teyit ettiğini söyledi.
Macron’a göre Almanya, Fransız cumhurbaşkanının Pazartesi günü resmi olarak duyurduğu “gelişmiş caydırıcılık” stratejisinde “kilit bir ortak.”
Bu kapsamda bir Alman-Fransız “nükleer yönlendirme grubu” kuruldu. Alman Silahlı Kuvvetleri, bu yılın sonuna kadar Fransız nükleer savaş tatbikatlarına katılacak.
Öte yandan Fransa’nın mevcut nükleer stratejisi, katılımcı Avrupa ülkelerine sağlam bir savunma garantisi sunmadığından, Almanya’da bir kez daha “Alman bombası” çağrıları duyulmaya başlandı.
Avrupa’da Fransız nükleer şemsiyesi ve ‘Alman bombası’ tartışması
Fransa ve ‘gelişmiş’ nükleer caydırıcılık
Macron, pazartesi günü yaptığı konuşmada yeni bir “gelişmiş” nükleer caydırıcılık planını açıkladı.
Fransız lidere göre, bu stratejiye diğer Avrupa ülkeleri de dahil olacak; nükleer güçler Fransa ve Birleşik Krallık’ın yanı sıra Almanya, Hollanda, Belçika, Polonya, Danimarka, İsveç ve Yunanistan’ı da saydı. Diğer Avrupa ülkelerinin de katılımı mümkün.
Paris, ABD’nin nükleer paylaşım modelini düşünmüyor gibi görünüyor. Bu modelde, ABD’nin nükleer bombaları Avrupa’da depolanıyor ve gerektiğinde ilgili ulusal hava kuvvetleri tarafından konuşlandırma yerine uçuruluyor.
Fransa ise aksine, nükleer silahların olası kullanımına yönelik olarak görevlendirilen Fransız Hava Kuvvetleri birimleri olan Forces aériennes stratégiques’in katılımcı ülkelere konuşlandırılmasını sağlamak istiyor.
Macron bunu, nükleer silahlarla donatılmış ve dünya okyanuslarında herhangi bir yere hareket edebilen, bu nedenle yok edilmesi zor olan dört nükleer denizaltıdan oluşan “Force océanique stratégique” (Stratejik Okyanus Kuvvetleri) ile karşılaştırdı.
Benzer şekilde, Avrupa’ya dağılmış nükleer silahlı jetlerin konuşlandırılmasının, Fransız nükleer caydırıcılığına “yeni bir stratejik derinlik” kazandıracağını ve “düşmanlarımızın hesaplamalarını” karmaşıklaştıracağını öne sürdü.
Merz, “güç politikası” istiyor: Almanya’da nükleer bomba çağrıları
Ortak konvansiyonel projeler hedefleniyor
Macron, somut uygulama için bir iş bölümü önerdi. Paris, Forces aériennes stratégiques ile ana nükleer silah bileşenini sağlarken, özellikle üç alanda yeni kapasiteler yaratılmasını istedi.
Bunlardan ilki, radar ve uydular kullanarak potansiyel saldırı füzelerini tespit edip takip edebilen erken uyarı sistemleri.
İkincisi, gelen füzeleri ve insansız hava araçlarını güvenilir bir şekilde önleyebilecek gelişmiş hava savunmasına duyulan acil ihtiyaç.
Üçüncüsü, Macron’a göre, düşman topraklarının derinliklerine saldırı yapabilme kabiliyeti gerekli.
Fransız cumhurbaşkanı, halihazırda başlatılmış iki girişime işaret etti. 2025 yılının ağustos ayı sonunda, Almanya ve Fransa, JEWEL (Joint Early Warning for a European Lookout) adlı bir kara ve uzay tabanlı erken uyarı sistemi kurmak üzere anlaştı.
Temmuz 2024’te ise Almanya, Fransa, İtalya ve Polonya, 500 kilometreden fazla menzile sahip füzeler ve seyir füzeleri geliştirme niyetlerini açıklamışlardı.
İsveç’in de katıldığı bu proje, ELSA (European Long-Range Strike Approach) kısaltmasıyla bilinir.
2022 sonbaharından bu yana bir Avrupa hava savunma sistemi üzerinde çalışılıyor: Avrupa Hava Kalkanı Girişimi (ESSI).
Fransız çıkarlarının “Avrupa boyutu”
Macron, Paris’in nükleer silahları üzerindeki kontrolünü sürdüreceğinden şüpheye yer bırakmadı.
Pazartesi günü yaptığı açıklamada, nükleer caydırıcılık konusunda “ortak karar, planlama veya uygulama” olmayacağını söyledi.
Paris’in nükleer silahlarıyla koruduğu “hayati çıkarların ortak tanımı” için de herhangi bir plan yok; bu, Fransa’nın “egemenlik sorumluluğu” olarak kalacak.
Bu nedenle, “gelişmiş caydırıcılık”a katılan devletler için “kelimenin tam anlamıyla hiçbir garanti” verilemiyor.
Fakat Macron, Fransa’nın çıkarlarının kesinlikle dış sınırlarıyla sınırlı olmadığını yineledi:
“En yakın ortaklarımızın hayatta kalmasının, hayati çıkarlarımızı etkilemeden tehlikeye girebileceğini düşünebilir miyiz?”
Bu nedenle Fransa’nın nükleer stratejisi uzun süredir “ülkenin hayati çıkarlarının Avrupa boyutu”na dayanıyor.
Bu bağlamda Macron, Paris’in nükleer silah sayısını artıracağını duyurdu. Şu anda 290 adet nükleer silah bulunuyor. Gelecekte, “düşmanları karanlıkta bırakmak” için bu sayı artık açıklanmayacak.
Macron’un planı ABD’ye karşı değil, onu “tamamlayıcı”
Macron, tüm bu gelişmelerin ardından, Fransa’nın yeni “gelişmiş caydırıcılık” stratejisinin NATO’nun nükleer caydırıcılığıyla rekabet veya hatta çatışma içinde olmadığını, aksine onu tamamlayıcı nitelikte tasarlandığını iddia etti.
Bu, Batı Avrupa’da şu anda kabul gören ilkeyle uyumlu görünüyor. Örneğin Alman Marshall Fonu başkan yardımcısı Claudia Major, Avrupalıların nükleer silahlar konusunda “ABD’ye alternatifler düşünmemesini”, fakat aynı zamanda Avrupa nükleer şemsiyesi tamamlanana kadar nükleer caydırıcılıkta bir boşluk oluşmasını önlemek için “ABD’yi mümkün olduğunca uzun süre işin içinde tutmasını” istiyor.
Major, bu nedenle hedefin “ABD’ye artık ihtiyaç duyulmadığını ima etmeden” bir Avrupa nükleer şemsiyesi oluşturmak olduğunu açıklıyor.
Almanya-Fransa nükleer manevraları
Macron’un “gelişmiş caydırıcılık” konusunda kilit ortak olarak gördüğü Almanya, pazartesi günü yayınlanan bir açıklamaya göre, ilk adımları çoktan attı.
Stratejik önlemlerin paylaşımını ve koordinasyonunu kolaylaştırmak için “üst düzey bir nükleer yönlendirme grubu” kuruldu. Bu grubun görevleri arasında “konvansiyonel yetenekler, füze savunması ve Fransız nükleer yeteneklerinin uygun bir karışımına ilişkin istişareler” yer alıyor.
Almanya’nın Fransız nükleer tatbikatlarına konvansiyonel katılımı 2026 için planlanıyor.
Ayrıca, “stratejik tesislere ortak ziyaretler” ve “Avrupa ortaklarıyla konvansiyonel yeteneklerin daha da geliştirilmesi” planlanıyor.
“Nükleer eşiğin altındaki tırmanma yönetimi yeteneği” de bu kapsamda “iyileştirilecek.”
“Alman bombası” talebi: İki Artı Dört Antlaşması hedefte
Planlama ilerledikçe, “Alman bombası” için yeni çağrılar duyulmaya başlandı.
Şansölye Friedrich Merz kısa süre önce bu fikri reddederek, “Almanya’nın kendi nükleer silahlarını geliştirmeyi düşünmesini istemiyorum,” demişti.
Fakat özellikle Frankfurter Allgemeine Zeitung’daki (faz) yorumcular, ısrarla bu görüşe karşı çıkıyor.
İki hafta önce, gazetenin “Şansölyenin Bombadan Korkusu” başlıklı bir başyazısında, “Almanya’nın nükleer silahlanmasını” dikkate almamanın “[görevi] ihmal” olduğu ileri sürüldü.
Salı günü (3 Mart), yeni Alman-Fransız nükleer anlaşmalarıyla ilgili olarak gazete, “Almanya’nın nükleer sorusu cevapsız kalmaya devam ediyor” dedi.
İki Artı Dört Antlaşması’nın Federal Cumhuriyet’in nükleer silahlanmasını yasakladığını belirten gazetenin bir editörü, “Rusya’nın Avrupalı bir komşusuna karşı yürüttüğü saldırı savaşının, 1990 barış anlaşmasının temelini (yasal olarak) ortadan kaldırıp kaldırmadığını düşünmenin” tamamen meşru olduğunu savundu.
1990 yılında Alman Demokratik Cumhuriyeti ve Federal Almanya Cumhuriyeti arasında ve 4 büyük gücün (ABD, SSCB, Britanya, Fransa) gözetiminde imzalanan antlaşma, iki Almanya’nın “birleşmesini” kayıt altına aldıktan sonra Almanya’nın Polonya sınırlarını garanti altına alıyor, İkinci Dünya Savaşı tazminatlarını meselesini bitiriyor ve birleşmiş Almanya’nın nükleer silah elde etmesini yasaklıyordu.
Avrupa
NATO, Avrupa’daki nükleer silah yığınağını artıyor

NATO, Avrupa’da nükleer silahlanmayı daha da artırmaya hazırlanıyor ve Rusya sınırına yakın bölgelerde nükleer silah konuşlandırılmasını değerlendiriyor.
Geçen hafta, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Avrupa kıtasına ek ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasını ihtimal dışı bırakmadı.
German Foreign Policy’nin aktardığı uzmanlara göre, yeni ABD nükleer bombaları Birleşik Krallık’ta halihazırda konuşlandırılmış durumda.
Finlandiya ve Litvanya da dahil olmak üzere Rusya sınırında veya sınırına yakın ülkeler, olası ek konuşlandırma yerleri olarak gündeme getiriliyor.
Bunu mümkün kılmak için Litvanya anayasasında değişiklik yapıyor. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ise kısa süre önce bu adımı onayladığını belirtti.
Rutte, “nükleer silaha sahip Rusya” göz önüne alındığında planın oldukça “hassas” olduğunu kamuoyuna açıkça kabul etti.
ABD, Büchel’de depolanan bombaları, “taktik” amaçlarla kullanılabilen yeni B61-12 modeliyle değiştirerek nükleer savaş eşiğini düşürdü.
Büchel’in nükleer kapasitesini modernize etmek için gerekli yenileme çalışmaları milyarlarca dolara mal oluyor.
Aynı zamanda Fransa da Almanya ile koordineli olarak ulusal nükleer kapasitesini geliştiriyor.
Rutte’den nükleer caydırıcılık vurgusu
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 21–22 Nisan tarihlerinde İstanbul’da üye ülkelerden yaklaşık 150 uzmanı bir araya getiren bu yılki NATO Nükleer Politika Sempozyumu’nda, NATO’nun sadece konvansiyonel değil, nükleer yeteneklerini de geliştirmeye devam edeceğini zaten ima etmişti.
Rutte o sırada, “büyük istikrarsızlık dönemlerinde nükleer caydırıcılığın öneminin arttığını” söylemiş, bu nedenle caydırıcılığın “inandırıcı, güvenli ve etkili” kalmasının sağlanması gerektiğine işaret etmişti.
Bu bağlamda, “NATO’nun nükleer duruşunun kötüleşen güvenlik ortamına nasıl daha fazla uyum sağlaması gerektiği de dahil olmak üzere” “önemli kararlar” alınması gerekeceğini belirtmişti.
Rutte, o dönemde NATO’nun modernizasyonu kapsamında nükleer konulara ilişkin çalışmaların halihazırda devam ettiğini kaydetmiş; “nükleer silaha sahip Rusya” ile çatışmanın “tırmanma” riski göz önünde bulundurulduğunda bunun özellikle “hassas” bir konu olduğunu ifade etmişti.
İki ay sonra, 18 Haziran’da Brüksel’de düzenlenen olağan yıllık toplantının ardından NATO Nükleer Planlama Grubu, şu anda “NATO’nun nükleer yeteneklerini modernize etme” ve “nükleer planlama yeteneklerini güçlendirme” sürecinde olduğunu yeniden teyit etti.
Grup, gerekli “yeteneklere” bu doğrultuda “yatırım” yapacağını da ekledi.
Nükleer yeteneklerin modernizasyonu: Savaş riski arttı
Halihazırda devam etmekte olan modernizasyon, bir yandan “nükleer paylaşım” kapsamında beş Avrupa ülkesinde depolanan eski ABD nükleer bombalarının yenileriyle değiştirilmesini içeriyor.
Üst düzey askeri yetkililerin açıklamalarının da gösterdiği ve uzmanların da doğruladığı üzere, bu süreç artık tamamlandı.
Spesifik olarak, eski B61 bombaları yeni B61-12 modelleriyle değiştirilmiş durumda.
B61-12’ler, önceki modellere kıyasla önemli ölçüde daha isabetli; ayrıca ölçeklendirilebilir, yani farklı patlayıcı güç seviyelerinde konuşlandırılabilir.
Uzmanların da doğruladığı üzere, bu durum prensipte bu bombaların “taktik” amaçlarla da kullanılabileceği anlamına gelir.
Yani örneğin, düşman komuta merkezlerini ve diğer askeri altyapıyı imha etmek için olduğu kadar, düşman kuvvetlerinin yoğunlaştığı bölgeleri de yok etmek için kullanılabilirler.
Prensipte savaş alanında kullanılması bile düşünülebilir. Bu durum, bombaların kullanım eşiğini düşürüyor ve nükleer savaş riskini artırıyor.
Söz konusu ABD bombaları, Eifel bölgesindeki Büchel’deki hava üslerinde, Belçika’daki Kleine Brogel’de, Hollanda’daki Volkel’de, İtalya’daki Aviano ve Ghedi’de ve Türkiye’deki İncirlik’te konuşlandırılmış durumda.
Uzmanlara göre, şu anda herhangi bir anda kullanıma hazır toplamda yaklaşık 100 nükleer bomba bulunuyor. Büchel için şu ana kadar belirtilen rakam 20
Nükleer bomba modernizasyonunda F-35 faktörü
Yeni B61-12 bombalarına geçiş, başka modernizasyon önlemleriyle birlikte gerçekleşiyor. Bunlar arasında özellikle yeni ABD yapımı F-35 avcı uçaklarına geçiş yer alıyor.
Nükleer paylaşım programına dahil olan tüm silahlı kuvvetler halihazırda F-35 uçaklarına sahip ya da bunları edinme sürecinde.
Buna, 10 milyar avro karşılığında 35 adet F-35 uçağı satın alan Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) de dahil.
F-35’leri işletmek için Büchel Hava Üssü’nün kapsamlı bir yenileme sürecinden geçmesi gerekiyor.
Diğer hususların yanı sıra, görev kontrolü için tamamen yeni bir altyapıya ihtiyaç duyuluyor. Yenileme çalışmalarının en geç 2027 yılına kadar tamamlanması planlanıyor.
Yoğun zaman baskısı ve ABD’nin belirli güvenlik şartları (örneğin, Çin’de üretilen çeliğin bile kullanılamaması gibi) şu anda maliyetleri hızla artırıyor.
İlk planlarda maliyetin 700 milyon avronun biraz üzerinde olacağı öngörülürken, kısa sürede bu rakam 1,1 milyar avroya çıktı.
Geçen temmuz ayında Savunma Bakanlığı, nihai maliyetin muhtemelen iki milyar avroya kadar çıkabileceğini kabul etti.
Haziran ayında, inşaat çalışmaları nedeniyle geçici olarak Nörvenich’e taşınan Tornado jetleri Büchel’e geri dönebildi.
Haberlere göre, yenileme çalışmalarının 2030 yılına kadar tamamen tamamlanması beklenmiyor.
Rusya sınırına NATO nükleer silahları gidebilir
Cuma günü bildirildiği üzere, NATO devam eden nükleer silahlanma çabalarının bir parçası olarak yeni konuşlandırma üsleri kurmayı da değerlendiriyor.
Birleşik Krallık’ta bu planın halihazırda uygulamaya konulduğu bildiriliyor. Daha geçen yaz, silah karşıtı aktivistler, B61-12 bombalarının Cambridge’in kuzeydoğusundaki Lakenheath Hava Üssü’ne nakledildiğine dair net kanıtlara sahip olduklarını belirtmişlerdi.
Bu, 2008’den bu yana ilk kez Birleşik Krallık’ta ABD nükleer silahlarının depolandığı anlamına geliyor.
Uzmanlar artık genel olarak ABD nükleer bombalarının Lakenheath’e ulaştığını varsayıyor.
2021 yılında bu hava üssü, Avrupa’da ABD’ye ait F-35 savaş uçaklarını barındıran ilk üs olmuştu. Yeni B61-12’lerle birlikte Birleşik Krallık, Avrupa’da ABD nükleer bombalarını depolayan altıncı ülke konumuna geldi.
NATO Genel Sekreteri Rutte’nin dpa’ya verdiği röportajda bu olasılığı açıkça dışlamaması nedeniyle, diğer ülkeler de bu örneği takip edebilir.
Bahsedilen olası yerler arasında Finlandiya, Litvanya ve Polonya bulunuyor; bu ülkelerin tümü Rusya sınırında ya da sınırına yakın konumda yer alıyor.
Litvanya kısa süre önce anayasasından nükleer silah konuşlandırma yasağını kaldıracağını duyurdu.
Cumhurbaşkanı Gitanas Nausėda, temmuz ayı başında Berlin’de yaptığı açıklamada, amacın “nükleer caydırıcılık için tüm seçenekleri kullanmak” olduğunu belirtti.
Şansölye Friedrich Merz de bu adımı onayladığını belirtti.
Avrupa’ya ilave 100 ila 150 B61-12 nükleer bombası konuşlandırılacak
Uzmanlar, Avrupa’da toplam 100 ila 150 adet ek B61-12 nükleer bombasının konuşlandırılabileceğini tahmin ediyor.
Aynı zamanda Fransa da nükleer silah stokunu artırma planlarını açıkladı. Paris, Rusya’yı “karanlıkta bırakmak” amacıyla kesin sayıyı açıklamak istemiyor.
Haberlere göre NATO da planlanan nükleer silahlanma konusunda ayrıntı vermemeyi düşünüyor. Bunun nedeni de yine Moskova’da belirsizlik yaratmak olarak gösteriliyor.
Bu durum stratejik bir avantaj olarak lanse ediliyor olsa da, aslında Avrupa’daki belirsizliği daha da artırıyor. Çünkü Rusya’nın Batı Avrupa’ya daha yakın yerlere nükleer silah konuşlandırarak aynı şekilde karşılık vermesi ve dolayısıyla Batı’yı da karanlıkta bırakması son derece muhtemel.
Bu durum, ABD’nin tüm ilgili anlaşmaların süresinin dolmasına izin vererek nükleer silah kontrolünü sistematik olarak baltalamasının ardından yaşanıyor.
Son olarak, bu yıl 5 Şubat’ta resmi olarak yürürlükten kalkan Yeni START Anlaşması da buna dahil.
Nükleer Silahların Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Kampanya (ICAN) temsilcisi Alistair Burnett, “Artık yürürlükte olan tek bir nükleer silah kontrol anlaşması bile yok,” diyor.
Avrupa
Masonlar genç üye avında: Giriş yaşı 40’ın altına düştü

İngiltere’deki masonlar, giderek yaşlanan üye profilini yenilemek amacıyla kapılarını gençlere açtı ve üniversite yapılanmalarına ağırlık verdi. Birleşik Büyük Loca, yürütülen açık kapı günleri ve sosyal medya kampanyaları sayesinde yeni katılanların yüzde 47’sinin 40 yaş altı kişilerden oluştuğunu duyurdu.
İngiliz masonları, üye profilinin hızla yaşlanması üzerine örgütlenme stratejisinde köklü değişikliğe giderek genç nüfusu bünyesine katmak için harekete geçti.
Financial Times gazetesinin haberine göre, geleneksel kapalılığıyla bilinen yapı, toplumla daha açık ilişki kurma yolunu seçti.
İngiltere ve Galler Birleşik Büyük Locası (UGLE) verilerine göre, geçmişte yaklaşık 500 bin olan üye sayısı günümüzde 175 bin seviyesine kadar geriledi.
UGLE Büyük Sekreteri Adrian Marsh, yeni katılımcı kazanımının teşkilatın uzun vadeli varlığını sürdürebilmesi için temel bir zorunluluk haline geldiğini kaydetti.
Sayıları giderek azalan örgüt, son yıllarda gençlere ulaşmak amacıyla üniversitelerde özel localar kurmaya başladı. Öğrenci oryantasyon dönemlerinde etkinlikler düzenleyen ve halka açık günler ilan eden geleneksel yapı, geçmişte yalnızca üyelere açık olan tarihi binaları ile tören simgelerini ziyarete açtı.
Uygulanan yöntemler sonucunda, organizasyona yeni girenlerin yüzde 47’sini 40 yaş altı bireyler oluşturdu. Bu oran 2020 yılında yüzde 45 seviyesindeydi.
17’nci yüzyıldan bu yana varlığını sürdüren ve dünya genelinde yaklaşık 6 milyon üyesi bulunan yapı, kendisini felsefi, hayırsever ve ilerici bir kardeşlik örgütü olarak tanımlıyor.
Yapı, ana hedeflerini “ahlaki gelişim” ve dünyayı tanıyarak daha iyiye taşıma çabası olarak açıklıyor.
Şeffaflaşma adımlarına karşın, organizasyonun İngiltere’deki devlet kurumları ve ticari ağlar üzerindeki olası nüfuzuna dair tartışmalar sürüyor.
Yürütülen bir araştırmada, Londra Finans Merkezi (City of London) Belediye Meclisi üyelerinin yaklaşık üçte birinin masonik bağlarını beyan ettiği ortaya çıktı.
Süreç içerisinde Londra Emniyet Teşkilatı, olası çıkar çatışmalarının önüne geçmek amacıyla personeline geçmişteki ya da mevcut masonluk bağlarını bildirme zorunluluğu getirdi.
Masonların bu kararı iptal ettirmek için mahkemeye yaptığı başvuru reddedildi.
Glasgow Üniversitesi bünyesinde çalışmalarını sürdüren tarihçi Andrew Prescott, genç üye bulma sıkıntısının yaklaşık yarım asırdır devam ettiğini belirtti.
Prescott, modern gençliğin asırlık karmaşık ritüelleri öğrenmek yerine, daha esnek kuralları bulunan kulüpleri tercih ettiğini vurguladı.
The Telegraph gazetesinin ocak ayındaki haberine göre, İngiltere’deki localar üye toplamak amacıyla Facebook ve benzeri sosyal medya platformları üzerinden ilk kez geniş çaplı sponsorlu reklam kampanyaları başlattı.
Country genelindeki birimler, yayınladıkları ilanlarla doğrudan üyelik çağrısında bulundu.
Avrupa
BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.
Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:
“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”
Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.
İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.
BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.
Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.
Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.
O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.
Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.
Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü






