Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman-Fransız nükleer gücü yola çıkıyor

Yayınlanma

Almanya ve Fransa’nın Avrupa’da ortak bir “nükleer şemsiye” kurma planları ilerliyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a göre, Fransa gelecekte Forces aériennes stratégiques’i (nükleer silahların olası kullanımı için görevlendirilmiş Fransız Hava Kuvvetleri birimleri) diğer Avrupa ülkelerine taşıyacak.

Macron, bunun Fransız nükleer caydırıcılığına “yeni bir stratejik derinlik” kazandıracağını ileri sürdü ve ayrıca, Fransa’nın “hayati çıkarlarının” “Avrupa boyutunu” da teyit ettiğini söyledi.

Macron’a göre Almanya, Fransız cumhurbaşkanının Pazartesi günü resmi olarak duyurduğu “gelişmiş caydırıcılık” stratejisinde “kilit bir ortak.”

Bu kapsamda bir Alman-Fransız “nükleer yönlendirme grubu” kuruldu. Alman Silahlı Kuvvetleri, bu yılın sonuna kadar Fransız nükleer savaş tatbikatlarına katılacak.

Öte yandan Fransa’nın mevcut nükleer stratejisi, katılımcı Avrupa ülkelerine sağlam bir savunma garantisi sunmadığından, Almanya’da bir kez daha “Alman bombası” çağrıları duyulmaya başlandı.

Avrupa’da Fransız nükleer şemsiyesi ve ‘Alman bombası’ tartışması

Fransa ve ‘gelişmiş’ nükleer caydırıcılık

Macron, pazartesi günü yaptığı konuşmada yeni bir “gelişmiş” nükleer caydırıcılık planını açıkladı.

Fransız lidere göre, bu stratejiye diğer Avrupa ülkeleri de dahil olacak; nükleer güçler Fransa ve Birleşik Krallık’ın yanı sıra Almanya, Hollanda, Belçika, Polonya, Danimarka, İsveç ve Yunanistan’ı da saydı. Diğer Avrupa ülkelerinin de katılımı mümkün.

Paris, ABD’nin nükleer paylaşım modelini düşünmüyor gibi görünüyor. Bu modelde, ABD’nin nükleer bombaları Avrupa’da depolanıyor ve gerektiğinde ilgili ulusal hava kuvvetleri tarafından konuşlandırma yerine uçuruluyor. 

Fransa ise aksine, nükleer silahların olası kullanımına yönelik olarak görevlendirilen Fransız Hava Kuvvetleri birimleri olan Forces aériennes stratégiques’in katılımcı ülkelere konuşlandırılmasını sağlamak istiyor.

Macron bunu, nükleer silahlarla donatılmış ve dünya okyanuslarında herhangi bir yere hareket edebilen, bu nedenle yok edilmesi zor olan dört nükleer denizaltıdan oluşan “Force océanique stratégique” (Stratejik Okyanus Kuvvetleri) ile karşılaştırdı.

Benzer şekilde, Avrupa’ya dağılmış nükleer silahlı jetlerin konuşlandırılmasının, Fransız nükleer caydırıcılığına “yeni bir stratejik derinlik” kazandıracağını ve “düşmanlarımızın hesaplamalarını” karmaşıklaştıracağını öne sürdü.

Merz, “güç politikası” istiyor: Almanya’da nükleer bomba çağrıları

Ortak konvansiyonel projeler hedefleniyor

Macron, somut uygulama için bir iş bölümü önerdi. Paris, Forces aériennes stratégiques ile ana nükleer silah bileşenini sağlarken, özellikle üç alanda yeni kapasiteler yaratılmasını istedi.

Bunlardan ilki, radar ve uydular kullanarak potansiyel saldırı füzelerini tespit edip takip edebilen erken uyarı sistemleri.

İkincisi, gelen füzeleri ve insansız hava araçlarını güvenilir bir şekilde önleyebilecek gelişmiş hava savunmasına duyulan acil ihtiyaç.

Üçüncüsü, Macron’a göre, düşman topraklarının derinliklerine saldırı yapabilme kabiliyeti gerekli.

Fransız cumhurbaşkanı, halihazırda başlatılmış iki girişime işaret etti. 2025 yılının ağustos ayı sonunda, Almanya ve Fransa, JEWEL (Joint Early Warning for a European Lookout) adlı bir kara ve uzay tabanlı erken uyarı sistemi kurmak üzere anlaştı.

Temmuz 2024’te ise Almanya, Fransa, İtalya ve Polonya, 500 kilometreden fazla menzile sahip füzeler ve seyir füzeleri geliştirme niyetlerini açıklamışlardı.

İsveç’in de katıldığı bu proje, ELSA (European Long-Range Strike Approach) kısaltmasıyla bilinir.

2022 sonbaharından bu yana bir Avrupa hava savunma sistemi üzerinde çalışılıyor: Avrupa Hava Kalkanı Girişimi (ESSI).

Almanya, Fransız nükleer şemsiyesine göz koydu

Fransız çıkarlarının “Avrupa boyutu”

Macron, Paris’in nükleer silahları üzerindeki kontrolünü sürdüreceğinden şüpheye yer bırakmadı.

Pazartesi günü yaptığı açıklamada, nükleer caydırıcılık konusunda “ortak karar, planlama veya uygulama” olmayacağını söyledi.

Paris’in nükleer silahlarıyla koruduğu “hayati çıkarların ortak tanımı” için de herhangi bir plan yok; bu, Fransa’nın “egemenlik sorumluluğu” olarak kalacak.

Bu nedenle, “gelişmiş caydırıcılık”a katılan devletler için “kelimenin tam anlamıyla hiçbir garanti” verilemiyor.

Fakat Macron, Fransa’nın çıkarlarının kesinlikle dış sınırlarıyla sınırlı olmadığını yineledi:

“En yakın ortaklarımızın hayatta kalmasının, hayati çıkarlarımızı etkilemeden tehlikeye girebileceğini düşünebilir miyiz?”

Bu nedenle Fransa’nın nükleer stratejisi uzun süredir “ülkenin hayati çıkarlarının Avrupa boyutu”na dayanıyor.

Bu bağlamda Macron, Paris’in nükleer silah sayısını artıracağını duyurdu. Şu anda 290 adet nükleer silah bulunuyor. Gelecekte, “düşmanları karanlıkta bırakmak” için bu sayı artık açıklanmayacak.

Macron’un planı ABD’ye karşı değil, onu “tamamlayıcı”

Macron, tüm bu gelişmelerin ardından, Fransa’nın yeni “gelişmiş caydırıcılık” stratejisinin NATO’nun nükleer caydırıcılığıyla rekabet veya hatta çatışma içinde olmadığını, aksine onu tamamlayıcı nitelikte tasarlandığını iddia etti.

Bu, Batı Avrupa’da şu anda kabul gören ilkeyle uyumlu görünüyor. Örneğin Alman Marshall Fonu başkan yardımcısı Claudia Major, Avrupalıların nükleer silahlar konusunda “ABD’ye alternatifler düşünmemesini”, fakat aynı zamanda Avrupa nükleer şemsiyesi tamamlanana kadar nükleer caydırıcılıkta bir boşluk oluşmasını önlemek için “ABD’yi mümkün olduğunca uzun süre işin içinde tutmasını” istiyor.

Major, bu nedenle hedefin “ABD’ye artık ihtiyaç duyulmadığını ima etmeden” bir Avrupa nükleer şemsiyesi oluşturmak olduğunu açıklıyor.

Almanya-Fransa nükleer manevraları

Macron’un “gelişmiş caydırıcılık” konusunda kilit ortak olarak gördüğü Almanya, pazartesi günü yayınlanan bir açıklamaya göre, ilk adımları çoktan attı.

Stratejik önlemlerin paylaşımını ve koordinasyonunu kolaylaştırmak için “üst düzey bir nükleer yönlendirme grubu” kuruldu. Bu grubun görevleri arasında “konvansiyonel yetenekler, füze savunması ve Fransız nükleer yeteneklerinin uygun bir karışımına ilişkin istişareler” yer alıyor. 

Almanya’nın Fransız nükleer tatbikatlarına konvansiyonel katılımı 2026 için planlanıyor.

Ayrıca, “stratejik tesislere ortak ziyaretler” ve “Avrupa ortaklarıyla konvansiyonel yeteneklerin daha da geliştirilmesi” planlanıyor.

“Nükleer eşiğin altındaki tırmanma yönetimi yeteneği” de bu kapsamda “iyileştirilecek.”

“Alman bombası” talebi: İki Artı Dört Antlaşması hedefte

Planlama ilerledikçe, “Alman bombası” için yeni çağrılar duyulmaya başlandı.

Şansölye Friedrich Merz kısa süre önce bu fikri reddederek, “Almanya’nın kendi nükleer silahlarını geliştirmeyi düşünmesini istemiyorum,” demişti.

Fakat özellikle Frankfurter Allgemeine Zeitung’daki (faz) yorumcular, ısrarla bu görüşe karşı çıkıyor.

İki hafta önce, gazetenin “Şansölyenin Bombadan Korkusu” başlıklı bir başyazısında, “Almanya’nın nükleer silahlanmasını” dikkate almamanın “[görevi] ihmal” olduğu ileri sürüldü.

Salı günü (3 Mart), yeni Alman-Fransız nükleer anlaşmalarıyla ilgili olarak gazete, “Almanya’nın nükleer sorusu cevapsız kalmaya devam ediyor” dedi.

İki Artı Dört Antlaşması’nın Federal Cumhuriyet’in nükleer silahlanmasını yasakladığını belirten gazetenin bir editörü, “Rusya’nın Avrupalı bir komşusuna karşı yürüttüğü saldırı savaşının, 1990 barış anlaşmasının temelini (yasal olarak) ortadan kaldırıp kaldırmadığını düşünmenin” tamamen meşru olduğunu savundu.

1990 yılında Alman Demokratik Cumhuriyeti ve Federal Almanya Cumhuriyeti arasında ve 4 büyük gücün (ABD, SSCB, Britanya, Fransa) gözetiminde imzalanan antlaşma, iki Almanya’nın “birleşmesini” kayıt altına aldıktan sonra Almanya’nın Polonya sınırlarını garanti altına alıyor, İkinci Dünya Savaşı tazminatlarını meselesini bitiriyor ve birleşmiş Almanya’nın nükleer silah elde etmesini yasaklıyordu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa’daki orman yangınları 3,1 milyar avro hasara yol açtı

Yayınlanma

Financial Times, Fransa, İspanya, Portekiz, Yunanistan ve Romanya’yı etkileyen orman yangınları ile aşırı sıcakların 2026 yangın sezonunun ilk iki ayında 3,1 milyar avro ekonomik kayba neden olduğunu bildirdi. Gazete, bu rakamın yanan alanların eski haline getirilmesi maliyetini yansıttığını ve nihai hasarın çok daha yüksek olacağını belirtti.

Financial Times (FT), Fransa, İspanya ve Avrupa’nın diğer bölgelerini etkisi altına alan orman yangınları ile aşırı sıcakların, 2026 yılı yangın sezonunun ilk iki ayında 3,1 milyar avroluk ekonomik kayba neden olduğunu bildirdi.

Gazete, Avro Bölgesi’nde en çok etkilenen beş ülke olan Fransa, İspanya, Portekiz, Yunanistan ve Romanya’daki olağanüstü yüksek sıcaklıklar ile orman yangınlarının yol açtığı hasarı hesapladı.

FT, 3,1 milyar avroluk rakamın yanan alanların önceki durumlarına getirilmesi için gereken restorasyon maliyetine ilişkin bir tahmin olduğunu belirtti.

Elde edilen rakam, Avrupa Komisyonu’nun metodolojisine dayanıyor ve Fransız hükümetinin hesaplamalarıyla örtüşüyor; ancak Avrupa Komisyonu’nun tüm AB için yıllık ortalama hasarı 2,5 milyar avro olarak öngören tahmininden farklılık gösteriyor. Yayında, nihai hasar tespitinin çok daha yüksek çıkacağı ifade edildi.

Fransa’nın savunma ve havacılık sanayisinin merkezi konumundaki Gironde bölgesinde çıkan yangınlar, jet motoru üreticisi Safran, havacılık şirketi Dassault Aviation ve roket üreticisi ArianeGroup gibi şirketleri üretimi durdurmaya ve personeli tahliye etmeye zorladı.

Kuraklık nükleer santralleri ve nehir taşımacılığını vurdu

FT, kuraklığın yarattığı ekonomik sonuçlara da dikkat çekti. Romanya’da Temmuz ayı sonunda Tuna Nehri’ndeki su seviyesinin rekor düzeyde düşmesi nedeniyle Çernavoda Nükleer Santrali’nin birinci ünitesi devreden çıkarıldı.

Macaristan’da ise 2 Ağustos’ta Tuna’nın sığlaşması sebebiyle ülkenin tek nükleer santrali olan Paks tamamen durduruldu.

Macaristan Başbakanı Péter Magyar, enerji sistemi üzerindeki büyük yük nedeniyle halkın “en kritik beş günü” yaşayacağı uyarısında bulundu.

Yayında ayrıca kuraklığın Ren Nehri’ndeki su seviyesini de düşürdüğü belirtildi. Tuna’daki sığlaşmayla birlikte bu durum, mal tedarikinde aksamalara ve üretimde kesintilere yol açtı.

Avrupa iklim servisi Copernicus’un verilerine göre Haziran 2026, Batı Avrupa’da kayıt tutulan en sıcak haziran ayı oldu.

Robert Koch Enstitüsü’nün tahminlerine göre, 2026’nın başından bu yana Almanya’da aşırı sıcaklar 5 bin 120 kişinin ölümüne neden oldu; ölümlerin çoğu Haziran sonuna rastladı. Bu bilgileri Reuters aktardı.

Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 30 Temmuz itibarıyla derlediği verilere göre, yıl başından bu yana Avrupa Birliği ülkelerinde 434 bin 976 hektar alan yandı.

Bu rakam, geçen yılın aynı dönemindeki 346 bin 836 hektarlık yanmış alan miktarının üzerinde.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Sadiq Khan, Palantir’i “ihale kurallarına uymamak” ile suçladı

Yayınlanma

Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan adına çalışan avukatlar, başkent polisinin, Palantir ile işbirliğinde ihale kurallarını ihlal ettiğini iddia etti.

Teknoloji şirketi, Khan’ın belediye başkan yardımcısının, yapay zeka ve veri analizi hizmeti sağlanması amacıyla Metropolitan Polisi ile yapılan 50 milyon sterlinlik sözleşmeyi onaylamayı reddetmesinin ardından, haziran ayında Yüksek Mahkeme’de Belediye Başkanı’nın Polislik ve Suçla Mücadele Ofisi aleyhine dava açtı.

Palantir, belediye başkanının sözcüsüne atfedilen ve şirketin belirtilmeyen “değerleri ve etik ilkeleri”ne atıfta bulunan açıklamaları gerekçe göstererek, Khan’ın ofisinin sözleşmeyi hukuka aykırı ve “mantıksız” bir şekilde engellediğini iddia ediyor.

Palantir’in Birleşik Krallık CEO’su Louis Mosley, Khan’ın kararının siyaseti Londralıların güvenliğinin üstünde tuttuğunu savunurken, Metropolitan Polis Komiseri Mark Rowley ise polis teşkilatının Palantir teknolojisine erişememesinin, teşkilatın bütçesindeki kesintilerin etkisini daha da kötüleştireceğini belirtti.

Geçen perşembe günü sunulan ve POLITICO tarafından incelenen duruşma öncesi savunma beyanında, belediyenin polis departmanı MOPAC’ın avukatları Palantir’in iddiasının “haksız olduğunu ve reddedilmesi gerektiğini” belirterek, Londra Emniyet Müdürlüğü’nün “hukuka aykırı bir ihale süreci yürüttüğünü” savundu.

Açıklamada, Londra Emniyet Müdürlüğü ile Palantir’in 2025 yılında teknolojinin bir pilot uygulamasını tasarladıkları ve böylece tutarın, MOPAC onayı gerektirecek 500.000 sterlinlik eşiğin altında kalmasının sağlandığı belirtildi.

Khan’ın emniyet ve suçla mücadele alanından sorumlu belediye başkan yardımcısının liderliğindeki MOPAC, Londra Emniyet Müdürlüğü’nü denetliyor.

Açıklamaya göre, söz konusu pilot projenin Nisan 2026’da sona ermesinden önce, Londra Emniyet Müdürlüğü ve Palantir, pilot projenin süresini uzatmak üzere Palantir’e çok daha büyük bir sözleşmeyi doğrudan vermek üzere görüşmelere başladı.

Açıklamada, Londra Emniyet Müdürlüğü’nün “her aşamada” daha büyük sözleşmeyi Palantir’e verme niyetinde olduğu belirtilirken, bu yaklaşımın şirket tarafından “desteklendiği/teşvik edildiği/yardımcı olunduğu” da eklendi.

Khan’ın avukatları, bunun kasıtlı bir “Palantir stratejisi”ni yansıttığını savunuyor. Bu stratejiye göre şirket, genellikle pilot proje olarak adlandırılan düşük maliyetli kamu sözleşmelerine, “etkili ve şeffaf rekabet ve/veya ihale kanunu gerekliliklerinden kaçınmak niyetiyle, amacı ve/veya etkisiyle” giriyor ve ardından kamu kurumunu “etkili ve şeffaf bir rekabet yürütmeden ve/veya ihale kanununa uymadan” daha fazla sözleşme vermeye “etkilemeye” çalışıyor.

Açıklamada ayrıca, Londra Emniyet Müdürlüğü’nün ihale stratejisi için MOPAC’tan onay almayı kasıtlı olarak kaçındığı ve Palantir dışındaki firmaların da yarışta olduğu izlenimini vermek amacıyla MOPAC’a defalarca “yanıltıcı ve/veya tutarsız” bilgiler sağladığı belirtiliyor.

Açıklamada, bu faktörlerin yetkililerin Khan’ın yardımcısına sözleşmenin paranın karşılığını verdiğini bildirememelerine neden olduğu ifade ediliyor.

Bir Palantir sözcüsü, savunma açıklamasını “yanlış” olarak nitelendirdi ve açıklamanın hem pilot uygulamanın sonuçlarını hem de hükümetin dış kaynak kullanımı kılavuzunu göz ardı ettiğini söyledi.

Met, devam eden dava hakkında yorum yapmayı reddetti. Dava dilekçesinde taraf olarak adı geçmemekle birlikte, davaya bir cevap sunduğunu doğruladı.

Davanın 2027 yılının Ocak ayında mahkemeye taşınması bekleniyor.

MOPAC, Met Polisi ile işbirliği yaparak, Palantir’in de teklif verebileceği, talep gören yapay zeka ve veri yetenekleri için rekabetçi bir ihale tasarlayacağını açıkladı.

Bu arada Met Polisi, teşkilat içindeki suistimalleri tespit etmek için Palantir’in yazılımını kullanan önceki pilot uygulamayı uzattı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

NATO, Avrupa’daki nükleer silah yığınağını artıyor

Yayınlanma

NATO, Avrupa’da nükleer silahlanmayı daha da artırmaya hazırlanıyor ve Rusya sınırına yakın bölgelerde nükleer silah konuşlandırılmasını değerlendiriyor.

Geçen hafta, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Avrupa kıtasına ek ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasını ihtimal dışı bırakmadı.

German Foreign Policy’nin aktardığı uzmanlara göre, yeni ABD nükleer bombaları Birleşik Krallık’ta halihazırda konuşlandırılmış durumda.

Finlandiya ve Litvanya da dahil olmak üzere Rusya sınırında veya sınırına yakın ülkeler, olası ek konuşlandırma yerleri olarak gündeme getiriliyor.

Bunu mümkün kılmak için Litvanya anayasasında değişiklik yapıyor. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ise kısa süre önce bu adımı onayladığını belirtti.

Rutte, “nükleer silaha sahip Rusya” göz önüne alındığında planın oldukça “hassas” olduğunu kamuoyuna açıkça kabul etti.

ABD, Büchel’de depolanan bombaları, “taktik” amaçlarla kullanılabilen yeni B61-12 modeliyle değiştirerek nükleer savaş eşiğini düşürdü.

Büchel’in nükleer kapasitesini modernize etmek için gerekli yenileme çalışmaları milyarlarca dolara mal oluyor.

Aynı zamanda Fransa da Almanya ile koordineli olarak ulusal nükleer kapasitesini geliştiriyor.

Rutte’den nükleer caydırıcılık vurgusu

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 21–22 Nisan tarihlerinde İstanbul’da üye ülkelerden yaklaşık 150 uzmanı bir araya getiren bu yılki NATO Nükleer Politika Sempozyumu’nda, NATO’nun sadece konvansiyonel değil, nükleer yeteneklerini de geliştirmeye devam edeceğini zaten ima etmişti.

Rutte o sırada, “büyük istikrarsızlık dönemlerinde nükleer caydırıcılığın öneminin arttığını” söylemiş, bu nedenle caydırıcılığın “inandırıcı, güvenli ve etkili” kalmasının sağlanması gerektiğine işaret etmişti.

Bu bağlamda, “NATO’nun nükleer duruşunun kötüleşen güvenlik ortamına nasıl daha fazla uyum sağlaması gerektiği de dahil olmak üzere” “önemli kararlar” alınması gerekeceğini belirtmişti.

Rutte, o dönemde NATO’nun modernizasyonu kapsamında nükleer konulara ilişkin çalışmaların halihazırda devam ettiğini kaydetmiş; “nükleer silaha sahip Rusya” ile çatışmanın “tırmanma” riski göz önünde bulundurulduğunda bunun özellikle “hassas” bir konu olduğunu ifade etmişti.

İki ay sonra, 18 Haziran’da Brüksel’de düzenlenen olağan yıllık toplantının ardından NATO Nükleer Planlama Grubu, şu anda “NATO’nun nükleer yeteneklerini modernize etme” ve “nükleer planlama yeteneklerini güçlendirme” sürecinde olduğunu yeniden teyit etti.

Grup, gerekli “yeteneklere” bu doğrultuda “yatırım” yapacağını da ekledi.

Nükleer yeteneklerin modernizasyonu: Savaş riski arttı

Halihazırda devam etmekte olan modernizasyon, bir yandan “nükleer paylaşım” kapsamında beş Avrupa ülkesinde depolanan eski ABD nükleer bombalarının yenileriyle değiştirilmesini içeriyor.

Üst düzey askeri yetkililerin açıklamalarının da gösterdiği ve uzmanların da doğruladığı üzere, bu süreç artık tamamlandı.

Spesifik olarak, eski B61 bombaları yeni B61-12 modelleriyle değiştirilmiş durumda.

B61-12’ler, önceki modellere kıyasla önemli ölçüde daha isabetli; ayrıca ölçeklendirilebilir, yani farklı patlayıcı güç seviyelerinde konuşlandırılabilir.

Uzmanların da doğruladığı üzere, bu durum prensipte bu bombaların “taktik” amaçlarla da kullanılabileceği anlamına gelir.

Yani örneğin, düşman komuta merkezlerini ve diğer askeri altyapıyı imha etmek için olduğu kadar, düşman kuvvetlerinin yoğunlaştığı bölgeleri de yok etmek için kullanılabilirler.

Prensipte savaş alanında kullanılması bile düşünülebilir. Bu durum, bombaların kullanım eşiğini düşürüyor ve nükleer savaş riskini artırıyor.

Söz konusu ABD bombaları, Eifel bölgesindeki Büchel’deki hava üslerinde, Belçika’daki Kleine Brogel’de, Hollanda’daki Volkel’de, İtalya’daki Aviano ve Ghedi’de ve Türkiye’deki İncirlik’te konuşlandırılmış durumda.

Uzmanlara göre, şu anda herhangi bir anda kullanıma hazır toplamda yaklaşık 100 nükleer bomba bulunuyor. Büchel için şu ana kadar belirtilen rakam 20

Nükleer bomba modernizasyonunda F-35 faktörü

Yeni B61-12 bombalarına geçiş, başka modernizasyon önlemleriyle birlikte gerçekleşiyor. Bunlar arasında özellikle yeni ABD yapımı F-35 avcı uçaklarına geçiş yer alıyor.

Nükleer paylaşım programına dahil olan tüm silahlı kuvvetler halihazırda F-35 uçaklarına sahip ya da bunları edinme sürecinde.

Buna, 10 milyar avro karşılığında 35 adet F-35 uçağı satın alan Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) de dahil.

F-35’leri işletmek için Büchel Hava Üssü’nün kapsamlı bir yenileme sürecinden geçmesi gerekiyor.

Diğer hususların yanı sıra, görev kontrolü için tamamen yeni bir altyapıya ihtiyaç duyuluyor. Yenileme çalışmalarının en geç 2027 yılına kadar tamamlanması planlanıyor.

Yoğun zaman baskısı ve ABD’nin belirli güvenlik şartları (örneğin, Çin’de üretilen çeliğin bile kullanılamaması gibi) şu anda maliyetleri hızla artırıyor.

İlk planlarda maliyetin 700 milyon avronun biraz üzerinde olacağı öngörülürken, kısa sürede bu rakam 1,1 milyar avroya çıktı.

Geçen temmuz ayında Savunma Bakanlığı, nihai maliyetin muhtemelen iki milyar avroya kadar çıkabileceğini kabul etti.

Haziran ayında, inşaat çalışmaları nedeniyle geçici olarak Nörvenich’e taşınan Tornado jetleri Büchel’e geri dönebildi.

Haberlere göre, yenileme çalışmalarının 2030 yılına kadar tamamen tamamlanması beklenmiyor.

Rusya sınırına NATO nükleer silahları gidebilir

Cuma günü bildirildiği üzere, NATO devam eden nükleer silahlanma çabalarının bir parçası olarak yeni konuşlandırma üsleri kurmayı da değerlendiriyor.

Birleşik Krallık’ta bu planın halihazırda uygulamaya konulduğu bildiriliyor. Daha geçen yaz, silah karşıtı aktivistler, B61-12 bombalarının Cambridge’in kuzeydoğusundaki Lakenheath Hava Üssü’ne nakledildiğine dair net kanıtlara sahip olduklarını belirtmişlerdi.

Bu, 2008’den bu yana ilk kez Birleşik Krallık’ta ABD nükleer silahlarının depolandığı anlamına geliyor.

Uzmanlar artık genel olarak ABD nükleer bombalarının Lakenheath’e ulaştığını varsayıyor.

2021 yılında bu hava üssü, Avrupa’da ABD’ye ait F-35 savaş uçaklarını barındıran ilk üs olmuştu. Yeni B61-12’lerle birlikte Birleşik Krallık, Avrupa’da ABD nükleer bombalarını depolayan altıncı ülke konumuna geldi.

NATO Genel Sekreteri Rutte’nin dpa’ya verdiği röportajda bu olasılığı açıkça dışlamaması nedeniyle, diğer ülkeler de bu örneği takip edebilir.

Bahsedilen olası yerler arasında Finlandiya, Litvanya ve Polonya bulunuyor; bu ülkelerin tümü Rusya sınırında ya da sınırına yakın konumda yer alıyor.

Litvanya kısa süre önce anayasasından nükleer silah konuşlandırma yasağını kaldıracağını duyurdu.

Cumhurbaşkanı Gitanas Nausėda, temmuz ayı başında Berlin’de yaptığı açıklamada, amacın “nükleer caydırıcılık için tüm seçenekleri kullanmak” olduğunu belirtti.

Şansölye Friedrich Merz de bu adımı onayladığını belirtti.

Avrupa’ya ilave 100 ila 150 B61-12 nükleer bombası konuşlandırılacak

Uzmanlar, Avrupa’da toplam 100 ila 150 adet ek B61-12 nükleer bombasının konuşlandırılabileceğini tahmin ediyor.

Aynı zamanda Fransa da nükleer silah stokunu artırma planlarını açıkladı. Paris, Rusya’yı “karanlıkta bırakmak” amacıyla kesin sayıyı açıklamak istemiyor.

Haberlere göre NATO da planlanan nükleer silahlanma konusunda ayrıntı vermemeyi düşünüyor. Bunun nedeni de yine Moskova’da belirsizlik yaratmak olarak gösteriliyor.

Bu durum stratejik bir avantaj olarak lanse ediliyor olsa da, aslında Avrupa’daki belirsizliği daha da artırıyor. Çünkü Rusya’nın Batı Avrupa’ya daha yakın yerlere nükleer silah konuşlandırarak aynı şekilde karşılık vermesi ve dolayısıyla Batı’yı da karanlıkta bırakması son derece muhtemel.

Bu durum, ABD’nin tüm ilgili anlaşmaların süresinin dolmasına izin vererek nükleer silah kontrolünü sistematik olarak baltalamasının ardından yaşanıyor.

Son olarak, bu yıl 5 Şubat’ta resmi olarak yürürlükten kalkan Yeni START Anlaşması da buna dahil.

Nükleer Silahların Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Kampanya (ICAN) temsilcisi Alistair Burnett, “Artık yürürlükte olan tek bir nükleer silah kontrol anlaşması bile yok,” diyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English