Avrupa
Alman-Fransız nükleer gücü yola çıkıyor

Almanya ve Fransa’nın Avrupa’da ortak bir “nükleer şemsiye” kurma planları ilerliyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a göre, Fransa gelecekte Forces aériennes stratégiques’i (nükleer silahların olası kullanımı için görevlendirilmiş Fransız Hava Kuvvetleri birimleri) diğer Avrupa ülkelerine taşıyacak.
Macron, bunun Fransız nükleer caydırıcılığına “yeni bir stratejik derinlik” kazandıracağını ileri sürdü ve ayrıca, Fransa’nın “hayati çıkarlarının” “Avrupa boyutunu” da teyit ettiğini söyledi.
Macron’a göre Almanya, Fransız cumhurbaşkanının Pazartesi günü resmi olarak duyurduğu “gelişmiş caydırıcılık” stratejisinde “kilit bir ortak.”
Bu kapsamda bir Alman-Fransız “nükleer yönlendirme grubu” kuruldu. Alman Silahlı Kuvvetleri, bu yılın sonuna kadar Fransız nükleer savaş tatbikatlarına katılacak.
Öte yandan Fransa’nın mevcut nükleer stratejisi, katılımcı Avrupa ülkelerine sağlam bir savunma garantisi sunmadığından, Almanya’da bir kez daha “Alman bombası” çağrıları duyulmaya başlandı.
Avrupa’da Fransız nükleer şemsiyesi ve ‘Alman bombası’ tartışması
Fransa ve ‘gelişmiş’ nükleer caydırıcılık
Macron, pazartesi günü yaptığı konuşmada yeni bir “gelişmiş” nükleer caydırıcılık planını açıkladı.
Fransız lidere göre, bu stratejiye diğer Avrupa ülkeleri de dahil olacak; nükleer güçler Fransa ve Birleşik Krallık’ın yanı sıra Almanya, Hollanda, Belçika, Polonya, Danimarka, İsveç ve Yunanistan’ı da saydı. Diğer Avrupa ülkelerinin de katılımı mümkün.
Paris, ABD’nin nükleer paylaşım modelini düşünmüyor gibi görünüyor. Bu modelde, ABD’nin nükleer bombaları Avrupa’da depolanıyor ve gerektiğinde ilgili ulusal hava kuvvetleri tarafından konuşlandırma yerine uçuruluyor.
Fransa ise aksine, nükleer silahların olası kullanımına yönelik olarak görevlendirilen Fransız Hava Kuvvetleri birimleri olan Forces aériennes stratégiques’in katılımcı ülkelere konuşlandırılmasını sağlamak istiyor.
Macron bunu, nükleer silahlarla donatılmış ve dünya okyanuslarında herhangi bir yere hareket edebilen, bu nedenle yok edilmesi zor olan dört nükleer denizaltıdan oluşan “Force océanique stratégique” (Stratejik Okyanus Kuvvetleri) ile karşılaştırdı.
Benzer şekilde, Avrupa’ya dağılmış nükleer silahlı jetlerin konuşlandırılmasının, Fransız nükleer caydırıcılığına “yeni bir stratejik derinlik” kazandıracağını ve “düşmanlarımızın hesaplamalarını” karmaşıklaştıracağını öne sürdü.
Merz, “güç politikası” istiyor: Almanya’da nükleer bomba çağrıları
Ortak konvansiyonel projeler hedefleniyor
Macron, somut uygulama için bir iş bölümü önerdi. Paris, Forces aériennes stratégiques ile ana nükleer silah bileşenini sağlarken, özellikle üç alanda yeni kapasiteler yaratılmasını istedi.
Bunlardan ilki, radar ve uydular kullanarak potansiyel saldırı füzelerini tespit edip takip edebilen erken uyarı sistemleri.
İkincisi, gelen füzeleri ve insansız hava araçlarını güvenilir bir şekilde önleyebilecek gelişmiş hava savunmasına duyulan acil ihtiyaç.
Üçüncüsü, Macron’a göre, düşman topraklarının derinliklerine saldırı yapabilme kabiliyeti gerekli.
Fransız cumhurbaşkanı, halihazırda başlatılmış iki girişime işaret etti. 2025 yılının ağustos ayı sonunda, Almanya ve Fransa, JEWEL (Joint Early Warning for a European Lookout) adlı bir kara ve uzay tabanlı erken uyarı sistemi kurmak üzere anlaştı.
Temmuz 2024’te ise Almanya, Fransa, İtalya ve Polonya, 500 kilometreden fazla menzile sahip füzeler ve seyir füzeleri geliştirme niyetlerini açıklamışlardı.
İsveç’in de katıldığı bu proje, ELSA (European Long-Range Strike Approach) kısaltmasıyla bilinir.
2022 sonbaharından bu yana bir Avrupa hava savunma sistemi üzerinde çalışılıyor: Avrupa Hava Kalkanı Girişimi (ESSI).
Fransız çıkarlarının “Avrupa boyutu”
Macron, Paris’in nükleer silahları üzerindeki kontrolünü sürdüreceğinden şüpheye yer bırakmadı.
Pazartesi günü yaptığı açıklamada, nükleer caydırıcılık konusunda “ortak karar, planlama veya uygulama” olmayacağını söyledi.
Paris’in nükleer silahlarıyla koruduğu “hayati çıkarların ortak tanımı” için de herhangi bir plan yok; bu, Fransa’nın “egemenlik sorumluluğu” olarak kalacak.
Bu nedenle, “gelişmiş caydırıcılık”a katılan devletler için “kelimenin tam anlamıyla hiçbir garanti” verilemiyor.
Fakat Macron, Fransa’nın çıkarlarının kesinlikle dış sınırlarıyla sınırlı olmadığını yineledi:
“En yakın ortaklarımızın hayatta kalmasının, hayati çıkarlarımızı etkilemeden tehlikeye girebileceğini düşünebilir miyiz?”
Bu nedenle Fransa’nın nükleer stratejisi uzun süredir “ülkenin hayati çıkarlarının Avrupa boyutu”na dayanıyor.
Bu bağlamda Macron, Paris’in nükleer silah sayısını artıracağını duyurdu. Şu anda 290 adet nükleer silah bulunuyor. Gelecekte, “düşmanları karanlıkta bırakmak” için bu sayı artık açıklanmayacak.
Macron’un planı ABD’ye karşı değil, onu “tamamlayıcı”
Macron, tüm bu gelişmelerin ardından, Fransa’nın yeni “gelişmiş caydırıcılık” stratejisinin NATO’nun nükleer caydırıcılığıyla rekabet veya hatta çatışma içinde olmadığını, aksine onu tamamlayıcı nitelikte tasarlandığını iddia etti.
Bu, Batı Avrupa’da şu anda kabul gören ilkeyle uyumlu görünüyor. Örneğin Alman Marshall Fonu başkan yardımcısı Claudia Major, Avrupalıların nükleer silahlar konusunda “ABD’ye alternatifler düşünmemesini”, fakat aynı zamanda Avrupa nükleer şemsiyesi tamamlanana kadar nükleer caydırıcılıkta bir boşluk oluşmasını önlemek için “ABD’yi mümkün olduğunca uzun süre işin içinde tutmasını” istiyor.
Major, bu nedenle hedefin “ABD’ye artık ihtiyaç duyulmadığını ima etmeden” bir Avrupa nükleer şemsiyesi oluşturmak olduğunu açıklıyor.
Almanya-Fransa nükleer manevraları
Macron’un “gelişmiş caydırıcılık” konusunda kilit ortak olarak gördüğü Almanya, pazartesi günü yayınlanan bir açıklamaya göre, ilk adımları çoktan attı.
Stratejik önlemlerin paylaşımını ve koordinasyonunu kolaylaştırmak için “üst düzey bir nükleer yönlendirme grubu” kuruldu. Bu grubun görevleri arasında “konvansiyonel yetenekler, füze savunması ve Fransız nükleer yeteneklerinin uygun bir karışımına ilişkin istişareler” yer alıyor.
Almanya’nın Fransız nükleer tatbikatlarına konvansiyonel katılımı 2026 için planlanıyor.
Ayrıca, “stratejik tesislere ortak ziyaretler” ve “Avrupa ortaklarıyla konvansiyonel yeteneklerin daha da geliştirilmesi” planlanıyor.
“Nükleer eşiğin altındaki tırmanma yönetimi yeteneği” de bu kapsamda “iyileştirilecek.”
“Alman bombası” talebi: İki Artı Dört Antlaşması hedefte
Planlama ilerledikçe, “Alman bombası” için yeni çağrılar duyulmaya başlandı.
Şansölye Friedrich Merz kısa süre önce bu fikri reddederek, “Almanya’nın kendi nükleer silahlarını geliştirmeyi düşünmesini istemiyorum,” demişti.
Fakat özellikle Frankfurter Allgemeine Zeitung’daki (faz) yorumcular, ısrarla bu görüşe karşı çıkıyor.
İki hafta önce, gazetenin “Şansölyenin Bombadan Korkusu” başlıklı bir başyazısında, “Almanya’nın nükleer silahlanmasını” dikkate almamanın “[görevi] ihmal” olduğu ileri sürüldü.
Salı günü (3 Mart), yeni Alman-Fransız nükleer anlaşmalarıyla ilgili olarak gazete, “Almanya’nın nükleer sorusu cevapsız kalmaya devam ediyor” dedi.
İki Artı Dört Antlaşması’nın Federal Cumhuriyet’in nükleer silahlanmasını yasakladığını belirten gazetenin bir editörü, “Rusya’nın Avrupalı bir komşusuna karşı yürüttüğü saldırı savaşının, 1990 barış anlaşmasının temelini (yasal olarak) ortadan kaldırıp kaldırmadığını düşünmenin” tamamen meşru olduğunu savundu.
1990 yılında Alman Demokratik Cumhuriyeti ve Federal Almanya Cumhuriyeti arasında ve 4 büyük gücün (ABD, SSCB, Britanya, Fransa) gözetiminde imzalanan antlaşma, iki Almanya’nın “birleşmesini” kayıt altına aldıktan sonra Almanya’nın Polonya sınırlarını garanti altına alıyor, İkinci Dünya Savaşı tazminatlarını meselesini bitiriyor ve birleşmiş Almanya’nın nükleer silah elde etmesini yasaklıyordu.
Avrupa
Fransa, manga parkı için Suudi sermayesine yöneldi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ofisi, bir zamanlar ülkenin en büyük tema parkı olan yeri manga temalı bir eğlence merkezine dönüştürmek için Suudi Arabistan’dan finansal destek almaya çalışıyor.
POLITICO’ya konuşan altı diplomat, hükümet yetkilisi ve sektör temsilcisinin ifadesine göre, Élysée Sarayı, mali sorunlar nedeniyle 1991’de kapanan ve o günden beri terk edilmiş durumda olan Mirapolis’in yeniden canlandırılması konusunda potansiyel Suudi Arabistanlı yatırımcılarla birkaç aydır görüşmeler yürütüyor.
Müzakerelerin merkezinde, Suudi Kamu Yatırım Fonu’nun bir iştiraki olan Qiddiya Yatırım Şirketi yer alıyor. Suudi varlık fonu, kısa süre önce Paris’te bir ofis açmıştı.
Körfez bölgesinde bağlantıları olan bir diplomata göre, proje kapsamında Suudi yatırımcılar, Paris’in yaklaşık 30 kilometre kuzeybatısında bulunan eski Mirapolis arazisini satın alacak ve burayı popüler manga serisi Dragon Ball’a dayalı bir tema parkına dönüştürmeyi planlıyor.
Manganın popülaritesindeki patlama, çizgi romanların ve grafik romanların özellikle popüler olduğu Fransa’da da yoğun bir şekilde hissedildi.
Beklenen yatırım tutarı henüz bilinmemekle birlikte, görüşmelere katılan bazı taraflar anlaşmanın 1 milyar avroyu aşabileceğini öne sürüyor.
Bu girişim, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, turizm ve eğlence sektörlerine yapılacak devasa yatırımlarla krallığın petrole bağımlı ekonomisini çeşitlendirmeyi amaçlayan “Vizyon 2030” planının bir parçası.
Qiddiya Yatırım Şirketi, Riyad’a yaklaşık 50 kilometre uzaklıkta yer alan devasa bir eğlence kompleksi olan Qiddiya şehrinin inşasını denetliyor.
Bu alanda bir Formula 1 pisti, uluslararası turnuvalara ev sahipliği yapmak üzere tasarlanmış büyük bir tenis kompleksi, Amerikan Six Flags zinciri tarafından işletilecek bir eğlence parkı ve Dragon Ball temalı bir başka tema parkı yer alacak.
Müzakerelere yakın üç kaynağa göre, mevcut plan, bir zamanlar Mirapolis’in bulunduğu yere daha küçük ölçekli bir Dragon Ball parkı inşa etmek.
Qiddiya Genel Müdürü Abdullah Aldawood, ülkeye yabancı yatırım çekmek amacıyla düzenlenen “Choose France” zirvelerinin son ikisinde Macron ile bir araya geldi.
Etkinlikte, zirvenin basın dosyasında, “Fransa’da büyük bir turizm ve eğlence projesini araştırmayı” amaçlayan bir mutabakat zaptının imzalandığına, POLITICO’ya göre “gizemli” ifadelerle değinildi.
Bu yılki Choose France zirvesinden birkaç hafta önce Aldawood, terk edilmiş Mirapolis sahasının bulunduğu Île-de-France bölgesinin başkanı Valérie Pécresse ile bir araya geldi.
Toplantıya katılan bir kişinin aktardığına göre, Aldawood ayrıca Business France ve bölgenin ekonomik kalkınma ajansı olan Choose Paris Region’dan ekiplerle de görüştü.
Projenin iyi bir şekilde ilerlediğinin bir göstergesi olarak, geçen ayın sonlarında Paris’i de içeren Île-de-France’ı temsil eden yetkililer, parkın yeniden canlandırılması olasılığını görüşmek üzere 10 kilit bakanlığın temsilcileri, elektrik şebekesi işletmecisi RTE ve toplu taşıma işletmecisi Île-de-France Mobilités ile bir araya geldi.
POLITICO’nun gördüğü toplantı gündeminde, gelecekteki projenin yönetimi, ulaşım altyapısı, enerji gereksinimleri ve arazi edinimi konuları yer alıyordu.
Toplantıya, Macron’un eski Genelkurmay Başkanı ve şu anda Île-de-France bölgesinin valisi olan Georges-François Leclerc başkanlık etti.
Tartışmalara katılan bir bakanlık danışmanı, “Toplantı davetini almadan önce elimizde hiçbir bilgi yoktu ama Élysée’nin bu konuda baskıyı artırmak istediğini anlıyoruz,” dedi.
1987 yılında dönemin Başbakanı Jacques Chirac tarafından açılan ve Suudi milyarder Ghaith Pharaon’un finansmanıyla hayata geçirilen Mirapolis, Fransa’nın tema parkı endüstrisindeki ABD hakimiyetini altüst etme girişimi olarak tasarlanmıştı.
Fakat mali zorluklar hızla arttı. Ziyaretçi sayıları beklentilerin altında kaldı ve birkaç yıl sonra EuroDisney’den gelen rekabet, parkın iş modelini daha da zayıflattı. Mirapolis, dört yıl sonra kapılarını tamamen kapattı.
Mirapolis seçim bölgesini temsil eden Sosyalist Parti senatörü Rachid Temal, tartışmalara dahil olmadığını ve bu aşamada yorum yapmamayı tercih ettiğini söyledi.
Bölgeyi temsil eden Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partisinin milletvekili Aurélien Taché de kendisinin de gelişmelerden haberdar edilmediğini belirtti ve “projenin çevresel ve sosyal yönlerine” özellikle dikkat edeceğini ifade etti.
Avrupa
Avrupa Komisyonu, ABD teknolojilerinin yerine yerli çözümlere yönelecek

Avrupa Komisyonu, geliştirme aşamasındaki personel eşleştirme servisindeki ABD menşeli bulut hizmetlerini ve yapay zeka modelini Avrupalı alternatiflerle değiştirmeyi değerlendiriyor. Karar, AB Adalet Divanı çalışanları komitesinin kişisel verilerin işlenmesine ilişkin endişelerini dile getirmesinin ardından gündeme geldi. Komisyon, nisan ayında imzalanan egemen bulut sözleşmesi kapsamındaki dört Avrupa sağlayıcısını ve yerel yapay zeka modellerini test etmeyi planlıyor.
Avrupa Komisyonu, geliştirme aşamasındaki yeni dijital personel eşleştirme servisinde kullanılan Amerikan teknolojilerini Avrupa menşeli bulut platformları ve yapay zeka modelleriyle değiştirmeyi değerlendiriyor.
Euractiv’in bir Komisyon yetkilisine dayandırdığı haberine göre, söz konusu gözden geçirme süreci AB Adalet Divanı çalışanları komitesinin adayların kişisel verilerinin ABD merkezli bir bulut sağlayıcısı tarafından işlenmesine dair endişelerini iletmesinin ardından başladı
Söz konusu değişiklik, son geliştirme aşamasında olan İş Eşleştirme Uygulaması’nı (Job Matching Application) kapsıyor.
Servisin başlangıçta Amazon Web Services (AWS) altyapısında ve ABD şirketi Anthropic’in Claude dil modeli kullanılarak barındırılması öngörülüyordu.
Komisyon yetkilisi, yürütme organının nisan ayında 180 milyon avro karşılığında imzalanan egemen bulut hizmetleri alım anlaşması çerçevesinde dört “Avrupa egemen alternatifi”ne geçişi değerlendirdiğini doğruladı. Olası tedarikçiler arasında Alman StackIT ile Fransız OVHcloud, Scaleway ve S3NS şirketleri bulunuyor.
Yetkili, Komisyon’un ayrıca Avrupa kökenli dil modellerini de test etmeyi planladığını bildirdi. Halen kullanılmakta olan Anthropic Claude modelinin “önümüzdeki aylarda” daha egemen bir çözümle değiştirilebileceği belirtildi.
Yapay zeka kullanımına dair rehber
Avrupa Komisyonu 2023 yılında personeli için yapay zeka kullanımına ilişkin bir rehber yayımlamıştı.
Belge, çalışanları gizli bilgilerin veya kişisel verilerin ifşa edilmesi risklerine, önyargılı yanıtlara ve fikri mülkiyet haklarının ihlaline karşı uyarıyordu. Bu uyarılara rağmen yapay zeka araçları hem Komisyon temsilcileri hem de ABD makamları tarafından giderek daha yoğun biçimde kullanılmaya başlandı.
Pentagon mayıs ayında OpenAI, Alphabet bünyesindeki Google ve Microsoft dahil yedi şirketle gizli operasyonlarda yapay zeka kullanımı için anlaşma imzaladı. Politico kaynaklarına göre Avrupa Komisyonu da aday ülkelerin AB üyelik başvurularını inceleme sürecini hızlandırmak amacıyla yapay zekadan yararlanmaya başladı.
Yapay zekanın iş süreçlerine entegrasyonu ve güvenliğine yönelik tartışmalar sürerken bu teknolojilerin çalışmasında çok sayıda sızıntı ve ihlal kaydedildi.
Temmuz ayında Çinli sohbet robotu DeepSeek’in kullanıcı diyalogları, iş belgeleri ve özel mesajlar da dahil olmak üzere açık erişime açıldı.
Bundan birkaç gün önce Reuters, OpenAI’nin modellerinin kontrol dışına çıktığını tespit ettiğini duyurdu.
Şirket bundan kısa süre önce, yapay zeka modellerinin test edilmesi sırasında Hugging Face platformunun altyapısına saldırdığı “benzeri görülmemiş bir siber olay” yaşandığını bildirmişti.
Avrupa
Alman otomotiv sektörünün Çin korkusu büyüyor

Alman otomotiv sektörü, Çinli otomobil üreticilerinden gelen rekabet ve Çin pazarının gitgide ısınması nedeniyle zor günlerden geçiyor.
Çin, Almanya’nın otomobil üreticilerinin küresel devlere dönüşmesine katkıda bulunarak onlarca yıl boyunca güçlü satışlar ve milyarlarca kar elde etmelerini sağlamıştı. Şimdi bu durum, Almanlar için en büyük yük haline geldi.
POLITICO’da yer alan analize göre Çin’in kendi otomobil üreticileri, onlarca yıl boyunca gözlemleyip, öğrenip ve yatırım yaparak, artık Volkswagen, BMW ve Mercedes-Benz’den daha ucuz fiyatlarla daha donanımlı elektrikli otomobiller üretiyor.
Bu arada, dünyanın en büyüğü olan Çin’in aşırı ısınan otomobil pazarı bu yıl beşte bir oranında küçüldü ve bu durum, yerli ve yabancı otomobil üreticilerini hayatta kalmak için acımasız bir mücadeleye zorladı.
Alman otomobil üreticilerinin bu ay açıkladığı yarıyıl sonuçlarında, milyarlarca dolarlık zararlar ve Avrupa genelinde işten çıkarmalar ile fabrika kapanışları duyuruları, bu durumun net sonuçlarını ortaya koydu.
Volkswagen Grubu CEO’su Oliver Blume yatırımcılara yaptığı açıklamada, “Ortam, bugün karşı karşıya olduğumuz kadar zorlu hiç olmamıştı. Geleceğe baktığımızda, karşımızda giderek artan riskler var,” dedi.
Sektörün yaşadığı sıkıntılar, Almanya’nın zaten zor durumda olan ekonomisine bir darbe daha vururken, bu sonbaharda yapılacak önemli eyalet seçimleri Şansölye Friedrich Merz’in kırılgan koalisyonu için giderek büyüyen bir siyasi sorun teşkil ediyor.
Otomotivde yıkılan hayaller
1980’lerden bu yana Çin, Alman otomobil üreticileri için yüksek kârların anahtarıydı.
Devasa ve hızla büyüyen bir pazara erişim karşılığında, otomobil üreticileri Pekin tarafından yerel ortaklarla ortak girişimler kurmaya zorlandı.
On yıllar boyunca bu anlaşma mantıklıydı ve hissedarlara büyük kazançlar sağladı.
Fakat Çinli şirketler, pandemi sonrasında Çin’de hızla yaygınlaşan elektrikli araç teknolojisi konusunda Alman rakiplerini geride bıraktı.
Alman markaları uzun süre Çinli alıcılar arasında prestijliydi ama alıcılar daha iyi teknolojiye ve daha düşük fiyatlara sahip yerel otomobil üreticilerine hızla yöneldi.
Danışmanlık firması Gartner’da otomotiv analisti olarak görev yapan Pedro Pacheco, “Çin’de büyük kayıplar yaşıyorlar ve artık orada toparlanamayabilirler,” dedi.
Sorun sadece Çin’de değil, Almanya’da da kronikleşiyor
Bu sıkıntı, Çin’de değil, Almanya’daki fabrikalarda giderek daha fazla hissediliyor.
BMW, bu hafta 2027 sonuna kadar Almanya genelinde 8.000 kişiyi işten çıkaracağını ve işten çıkarılan çalışanlara tazminat ödemelerinin ekim ayından itibaren başlayacağını duyurdu.
Mercedes-Benz ise çalışanlarından, aynı ücret karşılığında haftalık çalışma saatlerini 35’ten tam 40 saate çıkarmalarını istiyor.
Öte yandan, sektörün amiral gemisi Volkswagen, 100.000 kişiyi işten çıkarmak ve fabrikaları kapatmak için sendikalarla müzakere halinde.
Bu durum, ulusal anketlerde güç kazanan Almanya için Alternatif (AfD) partisine ivme kazandırıyor.
Parti, otomotiv sektöründeki gerilemeyi ve işten çıkarmaları, hükümeti sert bir şekilde eleştirmek için kullanıyor.
AfD eş başkanı Alice Weidel bu hafta, “Volkswagen, Porsche veya Infineon gibi önemli sanayi şirketleri bile kârlarında tarihi düşüşler kaydediyor ve önümüzdeki yıllarda yüz binlerce işten çıkarmayı planlıyor. Bu, iş merkezimizin sanayisizleşmesinin gerçekte ne kadar ilerlediğini gösteriyor,” diye konuştu.
Merz ve koalisyonu, bu sonbaharda AfD’nin Doğu Almanya’daki kalesi olan Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Batı Pomeranya’da yapılacak eyalet seçimlerinde, bu kesintilerin seçmenler nezdinde nasıl yankı bulduğuna dair ilk ipuçlarını elde edecek.
Çinli araçlar Avrupa pazarını domine etmeye başladı
Otomobil üreticileri Avrupa ve Kuzey Amerika’da iyi performans gösterirken, Çin’deki satışlardaki çöküş bu kârları silip süpürüyor.
Yurt içinde şiddetli rekabet ve kapasite fazlasıyla karşı karşıya kalan Çinli otomobil üreticileri, rekor sayıda araç ihraç ediyor.
Avrupa başlıca hedef pazar: Çin şu anda Avrupa’da, Almanya’nın Çin’de sattığından daha fazla otomobil satıyor.
Ve Avrupalı müşteriler bu araçları memnuniyetle satın alıyor. Otomobil lobi kuruluşu ACEA’nın en son verilerine göre, AB’deki Çin menşeli otomobil satışları bu yılın ilk yarısında yüzde 63 artış göstererek 2025’teki 338.000 adetten 2026’da yaklaşık 549.000 adete yükseldi.
Bu rakam, toplam otomobil satışlarının neredeyse yüzde 10’unu oluşturuyor.
Alman otomobil şirketleri Çin’e benzersiz bir şekilde bağımlı olsa da, Renault gibi Çin’de varlığı olmayan otomobil üreticileri bile Avrupa’da artan Çin otomobil satışlarının etkisini hissediyor.
Avrupalı otomobil analisti Matthias Schmidt, daha iyi teknolojiye sahip ucuz Çin otomobillerindeki artışın Renault ve düşük fiyatlı Dacia modellerini zor durumda bıraktığını söyledi.
Renault, perşembe günü yaptığı açıklamada, Dacia’nın 2026 yılının ilk yarısında satışlarının bir önceki yıla göre yüzde 8 düştüğünü bildirdi.
Avrupalı şirketler, Çinli rakipleriyle işbirliği yapmak zorunda
Avrupa Komisyonu, bir anti-sübvansiyon soruşturmasının ardından Çin menşeli elektrikli araçlara gümrük vergisi uygulayarak yardımcı olmaya çalışıyor ama bu ek maliyetler akını durdurmada pek etkili olamadı.
Gümrük vergileri şarj edilebilir hibrit araçları kapsamıyor ve bu da Çinli otomobil üreticileri için kârlı bir boşluk bırakıyor.
Bu durumdaki değişim, bazı Avrupalı otomobil üreticilerini Çinli şirketlerle işbirliği yapmaya yönlendiriyor.
Fransız-İtalyan-Amerikan markası Stellantis, Çinli Leapmotor ile ortaklık kurdu. ACEA verilerine göre Leapmotor’un satışları 2025 yılının ilk yarısında sadece 7.701 adetten bu yıl 48.261 adete sıçradı.
Volkswagen’in CEO’su Blume, benzer bir strateji izleyeceklerini ima ederek yatırımcılara, otomobil üreticisinin Avrupa müşterileri için Çin’de üretilen bazı modellerini Avrupa’da üretmeye başlayabileceğini söyledi.
Volkswagen’in önemli hissedarlarından biri olan Aşağı Saksonya Eyalet Başbakanı Olaf Lies, bu yaz yaptığı açıklamada, otomobil üreticisinin Çin’in teknolojik ilerlemelerinin dışında kalmasının bir hata olacağını belirtti.
Lies, “Amacımız, teknolojik gelişmeleri birbirinden izole etmek olmamalı,” dedi.
Fakat analist Schmidt, böyle bir hamlenin Alman markasına zarar verme riski taşıdığı konusunda uyarıyor.
Bu araçların özünde VW logolu Çin menşeli araçlar olacağını belirten Schmidt, bunun tüketicileri daha ucuz olan Çin versiyonunu satın almaya yöneltebileceğini ifade etti.
Yeni pazar arayışı hızlandı
Avrupalı otomobil üreticileri, gelişmekte olan pazarlarda büyüme yoluyla kendilerini kurtarmaya da çalışıyor.
Blume, yatırımcılarla yaptığı görüşmede, “Kuzey Amerika, Hindistan ve küresel güney, bizim için yarının büyüme motorları,” dedi.
Ne var ki Çinliler zaten bu pazarlarda yer almış durumda. Güneydoğu Asya ve Latin Amerika genelinde elektrikli araç satışlarında Çinli markalar hakim durumda.
Ağır darbe alan Avrupalı otomobil üreticileri, seri üretim konusundaki uzmanlıklarını sunarak savunma harcamalarındaki artıştan da kâr elde etmeyi umuyor.
Blume, yatırımcılara Volkswagen’in bir savunma şirketiyle “çok ileri aşamadaki görüşmeler” yürüttüğünü söyledi ve “bu yıl içinde bir karar alınmasını” beklediğini ekledi.
Fakat özellikle Almanya’daki bazı işçiler, silah endüstrisiyle ilişkilendirilmekten hâlâ çekiniyor.
Ayrıca Pekin’den misilleme gelme riski de var. Bu ayın başlarında Çin, Alman savunma devi Rheinmetall dahil 14 savunma ve teknoloji şirketine ihracat kısıtlamaları getirdi.
Bu önlemler, Çinli şirketlere uygulanan ihracat kısıtlamalarına misilleme niteliğinde olsa da, savunma sektörüne adım atan otomotiv şirketleri risk altında olabilir.
Pacheco, “Avrupalı otomobil üreticileri çok, çok dikkatli hareket etmeliler çünkü bu sadece hızlı bir kazanç değil. Öyle görünebilir ama o satranç tahtasına bir kez girdiğinizde, satranç oynamayı bilmeniz gerekir,” dedi.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’






