Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman içişleri bakanı, elektrik kesintilerinden “solcu terör”ü sorumlu tuttu

Yayınlanma

Alman Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt (CSU) Berlin’deki dört günlük elektrik kesintisinin ardından sorumlunun “solcu teröristler” olduğunu öne sürdü.

Kesintiye neden olan kablo yangını, Berlin ve federal hükümet tarafından “solcu aşırı teröristler”e atfediliyor. SPD’li Berlin İçişleri Senatörü Iris Spranger gazetecilere “Solcu terörizmden bahsediyoruz,” dedi. Dobrindt de bunu doğruladı.

CDU’lu Belediye Başkanı Kai Wegner de Federal Başsavcının sorumlu tuttuğu bir “terör eylemi”nden bahsetti. SPD’li Federal Adalet Bakanı Stefanie Hubig geçen çarşamba günü yaptığı açıklamada, soruşturmayı Federal Başsavcının devraldığını doğruladı.

Hubig, “Kundaklama saldırısı on binlerce insan için ciddi sonuçlar doğurdu ve doğurmaya devam ediyo. Bu nedenle anayasal devlet, failleri tespit etmek ve hesap sormak için gerekli kararlılıkla tüm izin verilen araçları kullanmalı ve kullanacak,” dedi.

Saldırı, “Vulcan Grubu” olarak bilinen bir gruba atfediliyor ve saldırıyı üstlenen bir mektup da var. Mektubun yayınlanmasının ardından, Roderich Kiesewetter ve Ruprecht Polenz gibi CDU’lu politikacılar, özellikle sosyal medyada Moskova’ya uzanan bir iz bulmak için çaba sarf ettiler.

Metnin gerçekten Almanca yazılmış mı yoksa çeviri yazılımı kullanılarak Rusçadan çevrilmiş mi olduğu konusunda şüpheler vardı. Salı akşamı geç saatlerde, Leipzig haber portalı knack.news’te, “Vulcan Grubu”nun bu tür spekülasyonları reddettiği başka bir mektup yayınlandı.

Gruba göre iddialar, Alman hükümetinin “kendi güçsüzlüğünü gizleme girişiminden başka bir şey değildi.” Her türlü sabotajın “mutlaka yabancı bir istihbarat servisinin işi olduğu” iddiasında bulunanların, “iç toplumsal çatışmaların gerçekliğini inkar ettiğini” söyleyen grup, buna rağmen “yerli” istihbarat servislerinin olası katılımından hiç bahsedilmediğine işaret etti.

İçişleri Bakanlığı sözcüsü çarşamba günü, federal hükümetin “olası bir Rusça çeviri” veya “sözde sahte bayrak operasyonu” hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığını söyledi.

“Vulcan Grubu”nun gerçekten var olup olmadığı, bireysel muhbirler tarafından sızılmış mı yoksa bir servis tarafından tamamen kontrol ediliyor mu olduğu bilinmiyor.

CDU’nun parlamento istihbarat komitesinde yer alan Bundestag üyesi Alexander Throm, dpa’ya verdiği demeçte, “solcu aşırılıkçılık ve solcu terörizmin, solcu ve yeşil çevrelerde hâlâ sıklıkla olduğu gibi, artık hafife alınamayacağı”nın artık açık olduğunu söyledi.

İçişleri bakanını “harekete geçmeye” çağıran bir diğer parti de Yeşiller. Yeşiller lideri Felix Banaszak, Dobrindt’in “elektrik şebekeleri gibi kritik altyapının daha iyi korunması gerektiğini nihayet kabul etmesini” beklediğini söyledi.

Yeşiller grubunun parlamento sekreteri (ve polis memuru) Irene Mihalic ise federal hükümetten bu tür saldırıların tekrarlanmasını önlemek için elinden gelen her şeyi yapmasını talep etti ve Dobrindt’in “her şeyden önce sabotaja karşı kapsamlı koruma sağlaması” gerektiğini savundu.

Dobrindt’in “solcu aşırılıkçılar ve radikal iklim aktivistlerine” karşı kapsamlı bir güvenlik paketi hazırlığında olduğu belirtiliyor. Bild’de yer alan habere göre, aşırı solcu “Vulcan Grubu” 15 yıldır aktif olarak faaliyet gösteriyor, kundaklama ve sabotaj eylemleri gerçekleştiriyor fakat bugüne kadar bu eylemlerin arkasındaki isimler hakkında somut bir ipucu bulunamadı.

Dobrindt, bu “hayalet seri”nin nihayet sona ermesi için iki ayaklı bir konseptle büyük bir rota değişikliğine gidiyor.

Dobrindt, “aşırı solcu” çevreleri daha iyi aydınlatmak için istihbarat servislerinin personelini büyük ölçüde güçlendirmeyi planlıyor. Merkezi noktalardan biri de daha fazla dijital yetki. Müfettişlerin dijital izlere daha hızlı erişebilmesi gerekiyor.

İnternette saldırı planlayanların “anonimliklerini kaybetmesi” gerektiğini savunan Dobrindt, “Güvenlik en yüksek öncelik fakat aşırı sağcılığa karşı mücadeleyi ihmal etmeden,” dedi.

Vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılamak için CSU, KRITIS çatı yasası ile yasal bir koruma duvarı oluşturulmasını istiyor. Bu yasa, elektrik, su ve telekomünikasyon için bağlayıcı koruma düzenlemeleri içeriyor.

Operatörler, sıkı koruma konseptleri ve acil durum planları oluşturmakla yükümlü olacak. Ayrıca, hacker saldırılarını ve sabotajları önlemek için dijital ağlar ve kontrol sistemleri için daha yüksek BT güvenlik standartları yasayla zorunlu hale getirilecek.

Güvenlik kontrolü ile altyapı hakkındaki hassas veriler, kötüye kullanım potansiyeli açısından kontrol edilecek ve böylece “aşırılık yanlılarının” saldırılarına malzeme olmamaları sağlanacak.

Devletin inisiyatifi geri kazanması gerektiğini söyleyen Dobrindt, “Solcu aşırılık yanlıları ve iklim aşırılık yanlılarına sahneyi bırakmayacağız. Teröre karşı çözüm, daha fazla personel, daha fazla yetki ve daha sert yasalar,” diye konuştu.

Bundestag’daki CDU/CSU grubunun iç politika sözcüsü Alexander Throm, özellikle IP adreslerinin güvenlik güçlerince elde edilmesi meselesinde geç kaldıklarına inanıyor. “Terörle mücadele” gibi konularda daha keskin önlemler alınması gerektiğini savunan Throm, “Özellikle [Federal]Anayasa Koruma Teşkilatı, bir savunma hizmeti olarak, elektrik kesintileri veya daha kötüsü yaşanmadan önce ağları araştırma ve uyarıda bulunma imkanına sahip olmalı,” dedi.

Throm, Dobrindt’in sert sözlerini de övdü ve “Solcu-yeşil çevrelerin solcu terörizmi hafife almasına artık son verilmelidir. Solcu terörizm de tüm sonuçlarıyla birlikte takip edilmelidir,” dedi.

Avrupa

BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

Yayınlanma

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.

Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:

“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”

Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.

İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.

BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.

Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.

Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.

O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.

Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.

Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

Yayınlanma

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.

Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.

Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.

Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.

AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.

Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.

Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.

Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.

Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.

Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.

World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.

Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.

Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.

Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.

AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Yayınlanma

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.

Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.

Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.

Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.

Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.

Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.

Morawiecki bu hafta şunları söyledi:

“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”

Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.

Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.

Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.

PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.

Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.

Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.

En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.

Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.

Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.

Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.

Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.

Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.

Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.

PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.

Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.

PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.

Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:

“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”

Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English